Skip to main content

Full text of "Mesnevi serif serhi - A.Avni KONUK"

See other formats


Mevlana Celaleddln Rumi 

Mesnevi-i §erif §erhi 
-9- 



Terciime ve §erh 
AHMED AVNI KONUK 



Bu Cildi Yayina Hazirlayanlar 

Prof. Dr. Mehmet Demirci - Suleyman Gokbulut 
Prof. Dr. Mustafa Tahrali 



Yayin Koordinatorii 
Prof. Dr. Mustafa Tahrali 



AHMED AVNl KONUK 



Mesnevi-i §erif §erhi'nin Dokuzuncu Cild Fihristi 

-Mesnevi V. Cildinin ilk Yansi- 



Takdim 11 

V. Cild Mesnevt-i §erifin DIBACESt 13 

JJi jt'j^i jj\ 'ja 'iZj !uJ ayet-i kerimesinin tefsiri 27 

-u-ij <.\~ j jrl j*p j tU-i i^, j jrl j\£l\ hadis-i serifinin sebeb-i vttrudu 38 

Mustafa (a.s.)in misafire oda kapisini acmasi ilh :. 46 

Mustafa (a.s.)in hanesine misafirin riicu' etmesi sebebi ilh 52 

Mustafa (a.s.)in o Arab misafiri ok§amasi ilh 67 

Onun beyamndadir ki, namaz ve orug ve butun zahiri hayiriar batinT olan nur 

iizerine sahidliklerdir 73 

Suyun biitiin murdarliklan temizlemesi ve Hak Teala'nin tekrar suyu 

murdarliktan temizlemesi 78 

Bulamk olduktan sonra suyun Hak Teala (c.c.)den istianesi 84 

Harici olan fiil ve kavlin zamire ve dahili olan nura sehadet vermesi 92 

Onun beyamndadir ki, o nur kendisini arifin sirnnin iginden halayik uzre arifin 

fiili ve kavli olmaksizin kavl ve fiil ile zahir olandan ziyade izhar eder 94 

Mustafa (a.s.)in kendi misafirine sehadet arzetmesi 101 

Onun beyamdir ki, bir nur ki canin gidasidir, evliyanin cisminin gidasi olur. 

Nihayet o dahi ruha yar olur. Nitekim ^-k ^> J^A ^ buyrulur 107 

o 



MESNEVf-i §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Ehl-i tenin ruhun gidasmi inkan ve hasis gida uzerine onlann titremesi 113 

Munacat 114 

Levh-i mahfiuzun ve her bir kimsenin akhnin o levhden idrakinin temsili. Akil 
Cebrail misalidir ve onun tefekkiir ile levhden onun ma'lumu olan bir gayb 
tararina nazan. Tefekkurde maagimn keyfiyyetini dusiinmekte ve her gunku 
islerden srynlmakta ve necat bulmakta Cebrail'in levhe nazan ve onun 

levhden anlamasi gibidir 118 

Muhtelif revi§lerin ve tiirlu tiirlu himmetlerin karanlik vaktinde, namaz vaktinde 
kibleyi arayicilann aramasimn ihtilafma ve denizin dibinde dalgiclann 

aramasina temsili 124 

"Ya hasreta ale'l-Md" ayet-i kerimesinin tefsiri 129 

Fereciye evvelden fereci ismini koymus. olmalannin sebeb-i beyanindadir 132 

Tavusun sifati ve onun tab'i ve Ibrahim (a.s.)in onu oldurmesinin sebebi 146 

Onun beyanindadir ki, Hakk'in lutfunu herkes bilir ve Hakk'm kahnni da herkes 
bilir; ve hep Hakk'in kahnndan kagicidirlar ve O'nun liitfuna yapi§icidirlar. 
• Fakat Hak Teala kahirlan lutfunda gizledi ve liituflan da kahirda gizledi. 

Aksine ve telbis ve mekrullah idi ilh 154 

Akillann tefavutu asl-i fitratta oldugu beyanindadir ilh 166 

A'rabinin hikayesidir ki, onun kopegi aghktan oluyor idi. Halbuki onun 

dagarcigi ekmek dolu idi; ve kopek uzerine nevha ederdi ve §iir sbylerdi ilh. .. 1 72 
Onun beyanindadir ki, hicbir kdtii goz adam i<jin kendinin makbulii olan gozii 
kadar miihlik degildir. Meger ki nur-i Hak ile onun gozii miibeddel olmu§ 
ola ve onun kendiligi kendiliksiz olrau§ ola. Nitekim "Benim ile i§itir ve 

benim ile gorur" buyrulmu§tur 178 

^jCaj jijijJ ij>r ^.JJi >&. ojj ayet-i kerimesinin tefsiri 181 

bir hakimin kissasidir ki, bir tavus gordii, kendinin guzel kanadini gagasi ile 
kopanr idi ve atar idi ve kendi vuciidunu kel ve firkin yapar idi. Taacciibden 
dolayi tavusa sordu ki: "Sana esef gelmiyor mu?" "Geliyor ama benim 
indimde can kanattan daha azizdir ve bu benim canimin dugmanidir!" dedi ... 192 
Onun beyanindadir ki, sara ye nefs-i mutmainnenin sadeligi fikirierden 
mu§evve§ olur. Nitekim aynanin yiizune bir §ey yazarsin yahud 

naksedersin, egerci onu silesin leke ve noksanhk kalir 199 

Resul (a.s.)in "La rahbaniyete fi'1-islam" kavlinin beyanindadir 207 

Onun beyanindadir ki, a§ikin amelinin Hak canibinden sevabi dahi Hak'tir 212 

Resul (a.s.)in J\ J^j J\ j^SLl \ y . jir oi ou u jj oy. oi Ji } VI oL. j, ou u 

tjjzJ J2J \j=r\t oir oi j J^pI kavlinin tefsiri 218 

o 



AHMED AVNl K.ONUK 

Onun beyamndadir ki, akil ve ruh Babil kuyusundaki Harut ve Marut gibi 

su ve camur iginde mahbusturlar 222 

saile tavusun cevab soylemesi 228 

Onun beyamndadir ki, hunerler ve zektlikler ve diinya mah tavusun kanatlan 

gibi canm dusmamdir 230 

kendinden gecmislerin sifati hakkindadir ki, kendi §errinden ve kendi 
hiinerinden emin olmuslardir. Zira Hakk'in bekasinda fanidirler. Yildizlar 
gibi giindiiz giinesin nurunda famdirler ve raniye afet korkusu ve 

tehlikesi olmaz 238 

Onun beyamndadir ki, Allah'in masivasi her seyi yiyicidir ve yenilmistir. bir kus 

gibi ki, gekirgenin saydini kasdetti ve cekirgenin saydiyla me§gal oldu ilh. .. 252 
Haiti (a.s.)in kargayi oldurmesinin sebebidir ki, o muridde miihlik olan sifat-i 

mezmumeden hangi sifatin kahnna isaret idi? 265 

Nebi (a.s.) buyurdu ki: "Uc kimseye merhamet edin! Birisi kavmin azizidir ki, 
zelil oldu. Diger, kavmin zenginidir ki fakir oldu; ve diger dahi kendisiyle 

cahillerin istihza ettigi bir alimdir." 284 

Ahu yavrusunun eseklerin ahinnda mahbus olmasi kissasidir ilh 287 

Sultan Mahmud Harezmsah (r.a.)in hikayesidir ki, hep rafizi olan Sebzvar 
sehrini cenk ile zabtetti. Eman-i can istediler. Dedi: "0 vakit eman veririm ki, 

bu §ehirden benim 6nume Ebu Bekir adli bir kimse getiriniz!" 290 

Ahu kissasinin bakiyyesi 308 

^»Upj; ^r* j$&. oil- ^ji. '£~> J) ^\ ayet-i kerimesinin tefsiri 316 

Onun beyamndadir ki, Haiti (a.s.)in horozu oldurmesi, miirtdin batimnda olan 
sifat-i mezmume-i miihlikeden hangi sifatin kam' ve kahnna isaret idi? 319 

ayetlerinin tefsiri 328 

Oj^J. "j* "j^\ '^> oujuii ijLi'j ijiT'^JUi ui 'jjiiC jLi ayet-i kertmesinin tefstri 331 

Varhk aleminin misali yok gdruniicudur; ve yokluk aleminin misali var 

goruniicudur 348 

jJi . . . o-. oji j *~ jx j j* yj Ji« jji y j j* ju V hadis-i sertfinin tefsiri 354 

"Ve hiive maakiim" ayet-i kertmesinin tefstri 361 

jJi . . . ^^ jJL. 4)1 .ur Lb-i_, u* f_^Ji j«t. jf hadis-i sertfinin tefsiri 366 

jLjij^j jl^, ^ji o~j jj jioL!^; Oj, »\j ,jjj »ij / beytinin ma'nasi 373 

Peygamberlik da'vasi eden §ahsin kissasidirjkfilh 377 

Avamm evliyaya dusmanligimn ve onlara yabanci yasamasinin sebebi 

beyamndadir 386 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Onun beyanindadir ki, kotii flilli adam vaktaki kotti fiillilikte mutemekkln olur 
ve iyi fiillilerin devletinin eserini gbriir, seytan olur ilh 392 

Miinacat » 401 

Padisahm o peygamberlik da'vasi eden kimseye sormasidir: "0 kimse ki, 
sadik peygamber ola ve sabit de ola, onunla ne olur ki, bir kimseye 
bagislaya!" ilh 409 

a§igin hikayesidir ki, kendi ma'sukuna kendisinin hizmetlerini ve vefalanni ve 
uzun gecede yatugi yerlerden yanlannin tebaudunu ve binevahgini ve uzun 
giinlerde cigeri susamishgim sayardi ilh 416 

Birisi bir alim bir arifden sordu ki: "Eger bir kimse namazda ses ile aglarsa ve 

ah ve nevha ederse onun namazi batil olur mu veya olmaz mi?" ilh 423 

Bir mtirid §eyhin huzuruna geldi, seyhi aglayici gordii. da muvafakat etti ve 
agladiilh 425-426 

cariyecigin hikayesidir ki, kendi haniminin e§egi ile §ehvet siirerdi ve ona 
ademiye §ehvet siirmekligi dgretmis. idi. Nitekim kegiye geragin masasinda 
oyun ogretirler ilh 444 

§eyhin muridlerine ve peygamberlerin ummetine telkinlerinin temsilidir ki, 

Hakk'm telktnine onlarda takat yoktur ve Hak ile ulfetleri yoktur ilh 471 

Onun beyanindadir ki, bir gonul sahibi gebe bir kopek gordii ki, onun karmnda 
kopek yavrulan baginrlar idi 476 

Darvan ehlinin ve onlann fukara ile olan hasedlerinin kissasidir ilh 483-484 

Onun beyanindadir ki, Hakk'm atasi ve onun kudreti kabiliyete mevkuf degildir. 
Halayikm atasi gibi ki, ona kabiliyet lazimdir 499 

Adem (a.s.)in cisminin ibtida-i hilkati hakkindadir ki, Cebrail'e "Git, 

yeryuziinden bir avuc toprak al!" diye isaret etti 506 

Hakk'in halifesi meleklerin mescudu ve onlann muallimi olan begerin babasi 
Adem (a.s.)in cism-i mubarekinin terktbi igin yeryuziinden toprak almaga 
Hak Teala'nin Mikail (a.s.)i gondermesi 514 

Yunus (a.s.) kavminin kissasi ilh 521 

Hak Teala'nin Israfil (a.s.)i topraga gondermesi 525 

Hak Teala'nin toprak almak igin AzraTl (a.s.)i gondermesi 534 

Onun beyanindadir ki, bir mahluk ki ondan sana zuliim erisir, hakikatte o bir 

alet gibidir ilh 542-543 

AzraTl'e cevab gelmesi ki, onun nazan esbaba ve kihg yarasina gelmez. Sen 
AzraTl'in i§i iizerine dahi gelmez. Zira ki her ne kadar bu sebeblerden gizli 
isen de sen dahi sebebsin ilh 550 



AHMED AVNl KONUK 

Dunyanin yagh ve tathsimn vehameti ve Allah'in taammdan men' edici olmasi 

beyanindadir ilh 559 

"Eger oliim olmasa idi, bu diinya ho§ olurdu ilh..." diyen o mugfele cevabdir. .. 564 
§ey hakkindadir ki, liyakatten evvel ni'metler bah§edici olan Allah'in 

rahmetinden iimid olunur ilh 568 

Ayaz'in ve onun cank ve post igin oda ittihaz etmesi kissasidir ilh 589 

Beyan edilmis, olan §ey, kissanin sureti oldugu ve suret tutxiculann layiki olan 

bir suret oldugu ve onlann tasvMerinin baki oldugu beyanindadir ilh 598 

£anga ve posta nazar etmenin hikmeti budur ki, insan ne seyden yaratildigina 

nazar etsin! 607 

"Hak Teala ate§ten ve dumansiz alevden cSnn kavmini yaratti" 

ayet-i kerimesinin ilh... beyanindadir 611 

"E§yayi bize oldugu gibi goster!" kelami ma'nasinin ilh... beyanindadir 626 

Hakikat cihetinden a§ik ve ma'§ukun ittihadimn beyamdir ilh 634 

Bir ma'suk a§ikindan sordu ki: "Kendini mi daha ziyade seversin yahud 

benimi?"ilh 641 



°m? 



AHMED AVNf KONUK 



Takdim 



Mesnevi-i §erif§erhi'nm 9. ve 10. ciltlerini takdim ederken bu ciltlerin ya- 
yiminda elimizde olmayan sebeplerden dolayi geciktigimiz igin okuyuculan- 
mizdan ozur dileriz 

Bilgisayarda Tiirkge, Arapga ve Farsca gibi uc ayn dilde yazilan metinle- 
rin bir bilgisayardan digerine aktanlirken trig beklenmedik hata ve noksanla- 
nn ortaya gikmasi bizi cildin tashihinde uzun zaman yorucu bir gali§ma yap- 
mak mecburiyetinde birakti. Sayfa diizenlemesi yapilirken Arapga ve Farsga 
metinlerde bazi harflerin ve harekelerin kaybolmasi, ayn yazilrms. bazi keli- 
melerin bitismesi gibi teknik problemler tashih okuma ve duzeltmelerinde gok 
dikkatli olmamizi gerektirdigi gibi, sayfa diizenlemesini yapan ve tashihleri 
isleyen arkada§imiz Ali Qi&qi'ye haddinden fazla is yiiklemis. oldu. Bu tashih- 
leri biiyiik bir dikkat, yogun bir galisma ve titizlikle gergeklestirdigi igin ken- 
disine bilhassa tesekkiir etmek isteriz. 10. ve daha sonraki ciltlerin calisma- 
mizin tabii seyri iginde gecikme olmaksizin en kisa zamanda yayimlanmasi- 
ni temenni ederiz. 



^^ 



MESNEVt-l §ERfF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVS-5 • 

9. ve 10. ciltler Dokuz Eyliil Universitesi Ilahiyat Fakultesi Tasawuf Ana- 
bilim Dali Ogretim Uyesi Prof. Dr. Mehmet Demirci tarafindan okunup Ara§- 
tirma Gorevlisi Suleyman Gokbulut tarafindan bilgisayarda yazildi ve muka- 
belesi yapilarak hazirlandi. 

Sayfa diizeninden sonra ciltler arasinda a§agi yukan ortalama bir imla bir- 
ligi saglamak ve Arapga ve Farsca metinlerde teknik sebeplerden oturii mey- 
dana gelen yanlis, ve noksanlan mukabele ederek tashih etmek, daha onceki 
ciltlerde bu i§i yapan arkada§imiz Dog. Dr. Necdet Tosun yurt di§inda oldugu 
igin, bana dii§tii. Dolayisiyla bilhassa Farsca metinlerin tashihleri uzun bir 
zaman almis, oldu. Sayfa diizenlenmesi sonrasi imkanlanmiz olgiisunde yap- 
tigimiz iki tashih okumasi netfcesinde ortaya diizgiin bir metin sunmaya gay- 
ret ettik. Yine de geriye birtakim gozden ka^an, farkina varamadigimiz yan- 
h§lanmiz kalmi§ olabilir. Bunlan da goriip tespit ettikge veya okuyuculanmiz 
haber verdikge, ilk ciltler igin yapmaya ba§ladigimiz gibi, her cilt igin ayn bir 
yanli§-dogm cetveli hazirlamaya devam edecegiz. 4., 5. ve 6. ciltlerdeki yan- 
lishrdan bizi haberdar eden Saym Prof. Dr. Ali Osman Kogkuzu'ya bilhassa 
te§ekkurlerimizi burada tekrar ifade etmek isteriz. 4. ve 5. ciltlerin ilk baski- 
si igin hazirlamis, oldugumuz yanli§-dogru cetvelleri. 9. cilt kapagi iginde ay- 
n yapraklar halinde konulmu§ olacaktir. Bu ciltlerin ikinci baskisi yapildigin- 
da tabiatiyla bu yanliglar diizeltilmi§ olacaktir. 

Mesnevi-i §erif §erhi'r\m bu 9. ve 10. ciltlerini hazirlayan Sayin Prof. Dr. 
Mehmet Demirci ve Suleyman Gokbulut'a te§ekkiir eder, Mesnevi-i §erif\z 
Fususu'l-Hikem §arihi Ahmed Avni Konuk'u hayirlar ve rahmetlerle ananz. 

Prof. Dr. Mustafa Tahrah 

Kasim 2007 / Fatih-lstanbul 



<^g, 



AHMED AVNt KONUK 



V. Cild Mesnevt-i §erif in 
DIBACESi 



»\j lSjjI c~v»Ju ( _ 5 «-^i ixil Ij Jyli eg* *j *£" c><-.j«.»..» j^"-*-* C-ju^-i «>Jl OL? jj 

ajIjJJI ciJaJ JjliJ-l O^ft jJ JO I "UaS jjI C~f^- C-.«j> 01 cJJL^j 

"Onun beyanmdadir ki, seriat yol gosteren bir §em' gibidir. Bununla 
beraber bir §em' ele getirsen yola girilmi§ olmaz ve bir i§ yapilmis. olmaz. 
Vaktaki yola geldin, senin gitmen tankattir. Vaktaki raaksada eri§tin, o 
hakikattir. Bunun igin "Eger hakayik zahir olsaydi §eriatler batil olurdu," 
demiflerdir." 

Mesnevi-i §erlf in V. cildinin bu dibacesi onun beyamndadir ki, efrad-i be- 
§er kendi ash olan vucud-i hakikiden i'tibaren bu alem-i kesafete gelinceye 
kadar seferdedir; ve bu alem-i kesafet ve zulmet-i tabiatta onun seferi halen 
bitmemi§tir. Zira seferindeki seyri miistatil degildir, miistedirdir ve devridir. 



MESNEVt-t SERfF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVt-5 • 

Binaenaleyh zuhur ettigi mahalle riicu' etmesi lazimdir. Bunun icin bu zul- 
met-i tabiat aleminde yol gosteren bir aydinhga muhtactir; ve "seriat" yol 
gosteren bir §em' ve i§ik gibidir, Bir kimse eline bir §em' ve i§ik ahp evinde 
otursa, yol ve sefere gikmis. olmaz ve o i§ik ile seferine muteallik bir is. yap- 
mi§ olmaz. Vaktaki bu i§igi eline alip tabiat evinden aynlarak yola gikar; iste 
ey salik, senin bu yola gidi§in "tarikat"tir. Bu lfik ile yiiriiye yiiriiye maksu- 
duna ve mebdeine vasil oldugun vakit, o "hakikat"tir, ve bir kimsenin seferi 
hitam bulup mebdei ve maksudu olan nur-i hakikate vasil olunca artik onun 
i§iga ihtiyaci kalmaz. iste bunun icm, "Eger hakikat zahir olursa §erayi' batil 
olurdu" demi?lerdir. Bu soz ehl-i §eriate agir gelir. Fakat onlara gelen agirlik 
Kur'an-i Kerim'deki dekayiki anlayamamaktandir. 

Ma'lumdur ki, Kur'an-i Kerim'de sure-i Kehf te Musa (a.s.) ile cenab-i Hi- 
zir'm vak'asi vardir. Musa (a.s.) zamanimn sahib-i §eriat bir peygamber-i zl- 
sani idi. Hizir (a.s.) ise hayat-i berzahiyye ile yasayan bir zat-i gerif oldugun- 
dan §eriat-i Musa ile mukayyed degil idi. Zira §eriatin hukmii bu alem-i ke- 
safette caridir; hayat-i berzahiyyede §enatin hukmii yoktur. Musa (a.s.) 
emr-i ilahi ile ilm-i lediin sahibi olan Hizir (a.s.) 'a miilaki oldugu vakit, "Sen 
benim sohbetime sabr edemezsin!" dedi; ve ona zahirde §eriat-i suriyyeye 
muvafik olmayan uc vak'a gosterdi. Hz. Musa hepsine i'tiraz etti. Sonra Hz. 
Hizir t^i °o* «U \* (Kehf, 18/82) ya'ni "Ben bunu kendi emrimden yapma- 
dim" dedi ve emr-i ilahiye uydugunu ve o vak'alann Hz. Musa'ya mestur 
olan hakikatlerini soyledi. Bundan sonra ikisi de birbirinden aynldilar. Zira 
birisi ehl-i §eriat ve digeri ehl-i hakikat idi. Ve Hizir (a.s.) emr-i ilahiyi telak- 
ki ettigi vakit, Musa (a.s.)in §eriati, o vak'alann hakayiki muvacehesinde ba- 
til olmus. idi; ve hig subhe yok ki Hak Teala hazretleri emrini infaz hususun- 
da §ertatle mukayyed degildir. t§te maksuda vasil olan ehass-i evliyanin hal- 
leri dahi boyledir. Onlann ba'zan Hizir gibi Hak'tan telakki eyledikleri emir 
mucibince kalen ve halen ve fiilen zahir-i §er'e muhalefet ederler. Ehl-i §eri- 
at onlann hallerine ve makamlanna muttali' olmadiklanndan i'tiraz ederler. 
Cenab-i Pir efendimizin beyan-i aliyyeleri de bu ma'nadadir. Yoksa §eriati 
ta'til edip de namazi ve orucu ve diger feraiz ve vacibati birakirlar ma'nasina 
depdir; ve maksada vusuliin hali ve alameti bu Mesnevi-i §enfte birgok ma- 
hallerde izah olunmustur,- ve *J s-*- 1 " ^ cf Jr^ y a ' n i " Su A> kendisinin mez- 
hebi olmayan kimsedir" soziiniin ma 'nasi da budur. Zira ehl-i hakikat hicbir 
muctehidin mezhebine tabi' degildir; onlar Hak'tan aldiklan emir mucibince 
hareket eder ve Kur'an'in bizim anlayamadigimiz dekayiki ile amil olurlar. 

e 



AHMED AVNt KONUK 
\~S J~P <b Ijjl 4 iji jj { La\ j\ Sy>- b L*^ Awy i_j-i jj ( _5~~ < aS* 0U^«Jk 

4&T J^U- . ^J J^jUJ Jl Jj^jJI JJ JJjJI Jjj j jy JjJoll J\ J^jJI o~ JJJI 

jjjLi Lo-jS' Jxj Obb L.-S' ^,-j . u ~* d^i> _>j cJLl»- j OjJU L>-S' j.> Ij i _ r ~> j Ujjb 
j^T ^ Ujb" ^j- L. aT JJjLi L*S J-ju OVS* JluT J»p j ^b ^ lj ^ j>\ U *T 
*--Li iljl L«-i' Ol J-kP j JlP jlj v;Ji-i jj^Jbi jj aS" JJiLi c~<Lii>«j Olxa b cJLi>- j 
c_-^>-_^T i_Ja J^- j^->j> Cnj^i Jit. a5jTL . D_p-y ^^ be "-JJ 3 " J^" (C' *^H ^^ 

C~>«-*j ij^b Ow» iJ^LS?- j Oijj>- _)jb j t_~U pis- S-^-y. OijS' jj*^ C~«Jji» j 

"Nitekim bir bakir, kimya ameli ile altm olsa, yahud aslmdan altm ol- 
sa, ona ne kimya ameline hacet vardir ve ne de kendisini kimyaya surme- 
ge hScet vardir ki, tarikattir. Ve iste bunun ifin "Medlule vusulden son- 
ra delil talebi cirkindir ve medlule vusulden ewel delflin terki de cfrkindir" 
demislerdir. Hasili odur ki, "seriat", bir ustaddan veya bir kitabdan kimya 
ilmini ogrenmek ve "tarikat", eczalan isti'mal etmek ve bakiri kimyaya 
siirmek ve "hakikat", bakir altm olmak gibidir. imdi kimya bilenler.-biz bu 
ilmi biliyoruz, diye ilm-i kimya ile sevinir; ve amel-i kimya ile is yapanlar, 
biz boyle isler yapiyoruz diye sevinirler ve "hakikaf'i bulanlar, biz halis al- 
tm olduk ve o kimyamn ilminden ve amelinden azad olduk; Allah'm azad- 
lanyiz, diye sevinirler. Her taife kendi indinde olan sey sebebiyle ferahla- 
mrlar. Yahud odur ki, "seriat" in misali tib ilmini ogrenmek; ve "tarikat", 
ilm-i tib mucibi ile perhiz etmek ve ilac, yemek; ve "hakikat", sihhat-i ebe- 
di ile sihhat bulmak ve onun her ikisinden farig olmak gibidir." 

Ya'ni "hakikaf'e vasil olan zevatin, miictehidlerin ictihadi ile ve ehl-i ta- 
rikate mahsus olan kimya mesabesindeki mucahedat ve riyazat ile amel et- 
melerine hacet olmaz. Nitekim iksir ya'ni kimya ameliyesi ile altin olan baki- 
rin veyahud zaten altin olan bir ma'denin tekrar kimya ile ameliyatina ihti- 
yaci kalmaz. Ehl-i hakikat kendilerinin malum olan varhklanni ve bu varli- 
gin icabi olan nefsani ve vehmi marazlanm, seriat ve tarikat ahkamini tama- 

© 



MESNEVf-t §ER?F §ERHi / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

miyle icra etmek suretiyle, kendilerinden kaldirmislardir ve bir ma'den-i ka- 
mil olan altin gibi olmuslardir. Bu ameliyat heniiz bu marazlardan kurtulma- 
mis olan salikler icindir ve salikler hastadirlar. Hastalar tarafindan sihhatte 
olanlann eP al ve harekati taklid edilmek caiz degildir. Nitekim I. cildde Feri- 
diiddin Attar hazretlerinin su-. 

-LiL jJ>^\ jTijy- ,jj*j ^Js t^^-Lstf f\ jy- ^ dj>- JU <1)U« JiU- <jl ^Ju ^^-L* y 

["EygaRl, sen sahib-i nefissin; toprak arasmda kan ye! Zira eger sahib-i dil bir 
zehkyese, o bal olur"] 

beyt-i seiifinin serhini havi olan 1631 numarah beyt-i seriften i'tibaren bu 
ma'nalar cenab-i Fir efendimiz tarafindan izah buyrulmustur. §u hale gore 
mii'minler tig simf iizerinedir. Birisi ilm-i seriate vakif olup bu ilim ile amel 
edenler; ve ikincisi ehl-i tarikat olup ilm-i tarikat ile muamele edenler; ve 
ugtincusu bilmekten kurtulup gormek devletine nail olan ehl-i hakikattir; ve 
gormek devletine nail olan ehl-i haklkatin artik delile ihtiyaglan kalmaz. Bil- 
diklerini delil ile degil, gormek ile bilirler. Nitekim cenab-i Pir efendimiz bu ha- 
kikati ta'limen bir beyt-i seriflerinde soyle buyururlar: 

»x>\ *\j\ *W ji iJ iia^ |JU> *£ 4~£>\*- J*p j |4p jl ^f j-jli J=rl jl J^ ly vj *i 

"Yi Rab beni ecelden ewei ilim ve amelden, hususiyle btitiin agizlarda dola- 
san ilm-i mantiktan fang kil. " 

Bu ug taifenin her birisi kendi hallerinden memnundurlar. Bu tig taifenin 
hallerinin bir misali dahi budur ki; "seriat" ilm-i nb bgrenmek ve "tarikat" 
ilm-i tibbin tavsiyesi vech ile perhiz etmek ve ilaglara devam etmek ve "ha- 
kikat", sihhat-i kamile bulup tip ilminden ve perhiz ve ilagtan farig olmak 
gibidir. 

»j*j ->jta jii C~«~4»- j JJU aJsJu* jj\ Cjiu^a j C^sjjtt ^ iy oL>- ^jl ^ i\ dy? 

<d)l J\ J^l cJLJb- j c-JU* cJ*> t c— 1* c*^ L, . (^Wl J^ JJU Ll U 
lJb-1 ajj SjLu ^jJij \ij UJU» LLp J*»sli -4j »bl) j^-^j Oli' ^yJ) 



AHMED AVNl KONUK 

"Bir adam bu hayattan oldugu vakit §eriat ve tarikat ondan munkati' 
kahr ve eger hakikat tutarsa "Ne olaydi kavmim, rabbimin beni ne §ey se- 
bebiyle magfiret ettigini ve beni mukerremlerden kildigmi bilseler idi!" 
(Yasin, 36/26-27) diye na'ra vurur; ve eger onun hakikati yoksa "Keske 
benim kitabim verilmese idi ve ben hesabimi bilmese idim, ke§ke hesabim 
ve kitabim bitmemis. olaydi, bana aid olan benlik beni kurtarmadi, benim 
tahakkiim-i nefsanim benden zail oldu!" (Hakka, 69/25-29) diye na'ra 
vurur. Yahud "§eriat" ilimdir, "tarikat" ameldir ve "hakikat" Allah'a vu- 
suldiir. "imdi kim ki rabbinin likasini timid ederse, amel-i salih istesin ve 
Rabbinin ibadetine hicbir kimseyi ortak etmesin!" (Kehf, 18/110) 

Ya'ni, insan bu hayat-i diinyeviyye seferinden intikal ettigi ve oldiigu va- 
kit, ondan §eriat ve tarikat munkati' olur. Zira §eriat ve tarikatin ahkamini 
icra edebilmek ancak cisim vasitasiyla olur ve eger alem-i cisimde iken §eri- 
at ve tarikat ahkamina riayetle kendisinin ruhuna, alem-i hakikate uruc va- 
ki' olmu§ ise, olup cismini topraga biraktigi vakit, onun ruhu, sure-i Yasin 'de 
mezkur oldugu iizere: "Ke§ke Rabbimin beni ne §ey sebebiyle magfiret etti- 
gini ve beni mukerremlerden kildigmi bilseler idi!" (Yasin, 36/26-27) na'ra- 
sim vurur; ve bu kimsenin ruhu bu alem-i hakikatteki zevkini ve halini, he- 
niiz cismaniyet aleminde bulunanlara ihbar etmek isterse de onlann cisma- 
niyetleri ruhlanna hicab oldugundan bu ihbar mumkin olamaz. Ve eger §e- 
riat ve tarikat ahkamina riayetle bir insanin ruhu alem-i hakikate uruc ede- 
meyip vehm-i enaniyet hicabi iginde kalmi§ ise, oldugu vakit el-Hakka su- 
re-i serifesinde mezkur oldugu iizere, hasret ve nedamete giriftar olup-, "Kes- 
ke benim amel defterim bana verilmese idi ve ben hayat-i diinyeviyyedeki 
hesabimi bugiin bilmese idim; ve keske olum vasitasiyla hesabim ve kitabim 
bitmis, ve defterim kapanmis. olaydi ve hayat-i diinyeviyyede bana aid olan 
mevhum benlik bugiin benim isime yaramadi ve o hayattaki tahakkiim-i 
nefsanim bu hayat-i berzahiyyede benden zail oldu!" (Hakka, 69/25-29) di- 
ye na'ra vurur. 

Yahud "§eriat" ilimdir, ya'ni ihbarat-i enbiya ve evliyayi bilmektir ve "ta- 
rikat" bu bildiklerini isjemektir ve "hakikat" Allah'a vusuldiir. Ya'ni kendinin 
mevhum olan varligini Hakk'in hakiki olan viicudunda mahv etmektir. Imdi 
sure-i Kehf in nihayetinde beyan buyrulmu§ oldugu iizere, her kimse ki, Rab- 
binin mulakatim ve Rabbine vusulii iirnid ederse, amel-i salih i§lesin ki, o 
amel-i salih dahi halen ve kavlen ve fiilen Rabbinin ibadetine ve kulluguna 
hi?bir kimseyi ve higbir §eyi ortak etmemektir. 



*$%&> 



AHMED AVNt KONUK 



C-~~<k^j jiw- jU-l i_JUs c — *£\ jji *S~ ^jJI ^L~s- vi 

1 . ~$diizlann nuru olan $ah Uiiisameiiin, he$inci kiiaba ha$lamanin iSltbitlir. 

"§eh", biiyiik ve ulu; "sifr", kitab demektir. "Yildizlar"dan murad, mu'min- 
lerdir. Zira mii'minlerin her biri bu zulmet-i tabiat iginde yollanni kaybeden 
miinkirlere dogru yolu halleriyle ve kalleriyle gosterirler. Nitekim yildizlann ge- 
ce karanligmda dogru yolu gosteren alametler oldugunu Hak Teala Kur'an-i 
Kerim'de sure-i Nahl'de Ojj^'^ ^ ou^j (Nahl, 16/16) [ya'ni "Dana 
nice alametler... Onlar, yildizla da'yollarim dogrulturlar."] ayet-i kerimesiyle 
beyan buyurur. "£elebi Hiisameddin hazretlerinin bu yildizlann nuru oldugu" 
beyan buyrulmasi, o hazretin mur§id-i kamil ve halife-i Hz. Pir olduklanna 
i§aretrir. Zira miir§id-i kamil, mii'minleri i^Ti^f^-Ui (JC (Nisa, 4/136) ["Ey 
iman edenler iman ediniz...] ayet-i kerf'rnesindeki emr-i ilahi mticibince 
Hakk'a vusule ve iman-i hakikiye da'vet eder. Ve bu i'tibar ile miirsid-i ka- 
mil nurun nuru olur ve Qelebi Hiisameddin hazretlerinin mur§id-i kamil ol- 
duklanna Sipehsalar hazretlerinin kendi Menakib'mda yazdigi acik sozler de- 
lil-i kafidir: "Qelebi Hiisameddin hazretleri kaffe-i ashabin muktedasi ve bil- 
ciimle aktabin pisvasi olup zahir ve batinlan miicahedede idi ve vera' ve tak- 
vada miibalaga buyururlardi. Edeb-i bi-gayeye ve sidk-i bi-nihayeye malik 
olup riyazat-i kesirede bulunurlar ve daima miicahedede olurlar idi.Tab'-i ke- 
rim ve siret-i halim ile ahval-i kuluba muttali' ve esrara vakif olup kelimat-i 
camia soylerler ve ashab-i kalin, ilm-i hallerine aid mu§kilatim halleder idi. 
§eyh Salahaddin (rahmetullahi aleyh)ten sonra hal-i hayat-i Hudavendi- 



MESNEVt-t SERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVt-5 • 

gar'da tamam dokuz sene ve ondan sonra dahi bilciimle ashab-i Hudavendi- 
gar'a §eyh ve kaim-i makam ve halife ve imam idi. Ve Hz.Hudavendigar'a 
takarriib kasdiyla kaffe-i ashab onlann mulazimi olurlar idi. Zat-i hazretleri- 
nin kemalatini kryas etmek miimkin midir ve hangi mizan ile vezn edilebilir 
ve hakikatte Hz. Hudavendigar'imizin mahzar-i tammi onlar idi. Ve kaffe-i 
Mesneviyat onlann iltimaslanyla te'lif olunmustur. Kaffe-i ehl-i a§k ve tevhi- 
de olan yalniz bu lutufiannin sUkriinii kiyamete kadar eda miimkin degildir. 
Mesneviyat arasinda mektub olan hakayik Celebi hazretlerinin siilukiine da- 
ir i§arati havidir... ilh" Ya'ni"Mu'minlere iman-i hakiki yolunu gosterici olan 
sah Hiisameddin hazretleri, bu Mesnevi-i §enP in V. kitabinin te'lifine ba§lan- 
masim istiyor. 

2. 6y Diahk'vn ziyasi olan comeri ZHiisamedain, safa iisiadlarmin iisiadi. 

"Rad", kerim ve comert, §eci' ve hakim ve arif ve soz soyleyici ma'nala- 
nna gelir. Bu ma'nalardan her birinin Hiisameddin gelebi hazretlerine miina- 
sebeti vardir. Bu beyt-i §erif o hazrete birtakim sifat-i cemilelerini ta'dad su- 
retiyle hitabdir. Ya'ni, "Ey Hakk'in ziyasi olan kerim ve comert ve arif-i bil- 
lah ve safa miirsid ve iistadlanmn miirsidi ve iistadi;" 

3. Gcjer halk mahcub ve kesif olmasa idi ve eyer bogazlar dar ve zayij olmasa idi; 

"Halk" (j^)tan murad, amme-i nas ve "halk" (ji») bogaz demektir. 
Ya'ni, "Eger avam-i nas tabiat ve cismaniyet perdeleri arkasinda ve kesif bir 
halde olmasa idi ve onlann maarif-i ilahiyye lokmalanna kar§i bogazlan 
ya'ni havsala-i idrakleri dar ve zayif olmasa idi;" 

(jr°U^ ^ jim J\ J- ^b jka jb C^iJ^ ji 

4. Senin medhinde ma'nanin hakkini verir iiim; bu. sozden haska bir acjiz acxir 
iairn. 

Seni medhetmek hususunda kullandigim kelimeler, murad ettigim ma'na- 
lan hakkiyla eda edemez; ciinki murad ettigim ma'nalan soylesem, nasin 
havsala-i idraki dar oldugundan kabul edemezler. Eger onlarda vus'at-i idrak 
olsa idi, bu soyledigim sozlerden bagka sozler scylerdim. 



Pp^ AHMED AVNl KONUK 

5. jakai doganin lokmasi yuni hasunun layuji degilclir, simdi (fire su ve yag 
etmehliktir. 

"Baz", dogan kusu; "sa've", kuyruk salan dedikleri kiiciik bir ku§tur, 
"yund kusu " dahi derler. "Su ve yag etmek", Qelebi Husameddin hazretleri- 
nin medhine miiteallik olan evsafi, ba'zi elfaz ve ta'birat altinda gizlemekten 
kinayedir. Zira Sipehsalar Menahb'mm miitalaasindan anlasrtdigi iizere, ce- 
nab-i Pir'in fart-i tevecciihii olan zevati kiskananlar ve fitne ika'ina tesebbiis 
edenler mevcud idi. Nitekim §emseddin-i Tebrizi ve s/eyh Salahaddin-i Zer- 
kub-i Konevi hazarati hakkindaki dedikodular bu menakibda mezkurdur. 
"Baz"dan murad, havsala-i isti'dadi ve daire-i idraki geni§ olan zevattrr. 
"Sa've"den murad daire-i idrakleri dar olanlardir. Ya'ni, "Ey Celebi Husamed- 
din'im, senin medhine miiteallik beyan edecegim esrar lokmalanm, ancak 
dogan mesabesinde olan genis idrakli kimseler yutabilir. Bu beyanati, idraki 
dar olan kimseler yutamaz. Binaenaleyh caresi budur ki su, yag altinda mes- 
tur oldugu gibi, bu esran da ba'zi elfaz ve ta'birat altinda saklamak lazimdir." 

OLjU-jj r^w jX>\ fyS OLjlJJ j l> C~~>i~»- y" rX» 

6. 2,iniun&,ere senin meAhin yaziktir, ruhanilerin mecma'inda soyleyeyim! 

Cismaniyet perdesi altinda sifat-i nefsaniyyelerine maglub olmus. ve tabi- 
at evinde mahbus kalmis olan kimselere karsi seni medh etmek yaziktir ve 
senin medhine miiteallik esran onlara soylemek isramr. Binaenaleyh senin 
medhini ruhaniler cem'iyyetinde ya'ni enbiya ve evliya ve melaike huzurun- 
da soyleyeyim! 

7. 6hl-i cihana senin serhin gabnlir, askm sun gibi gizlide tulanm. 

"Gabn", alim ve satimda ve sair husiislarda bir kimseye zarar ve ziyan 
eristirmek ma'nasinadir. Ya'ni, "Dunya vecisim mahbuslarma, senin evsafi- 
m serh etmek ve medhine miiteallik sozleri soylemek, onlara zarar ve ziyan 
verir. Binaenaleyh bu evsaf-i cemileni, askin sirn gibi, onlardan gizli tutanm." 

^\£\ Jtij6 j£jj* j\ C~~PjU ^,\^>- jij^J j C «ij~^ 

8. uMeih ia'nftir ve hicabi yirtmakiir; giines serhtir ve ta'rifien farigkr. 



<^$& 



MESNEVl-1 §ERIF SERHt / IX. ClLT • MESNEVt-5 • 

"Medh", evsaf-i makbulesi mechul olan bir kimseyi nasa bildirmektir ve 
bu hususta onlann cehl perdelerini yirtmaktir. Halbuki ey Qelebi, sen halin ve 
kavlin ve fiilin ile halk arasinda giine§ gibi zahirsin. Binaenaleyh giines, ev- 
safinin §erhinden ve te'siratirun ta'rifmden mugstagrii oldugu gibi sen dahi 
§erh ve ta'riften mustagnisin. 

d~~*X« jA U j tj~"Jj p-*~~^T 5^ ^ C— ~0 *j»- t~\J^ JL-i )&>• T-iL» 

9. fiiinefi medheden, henim iki goziim aydindu ve fipil degildir, diye kendisinin 
medddhidu. 

Ey Qeiebi, senin halka mehdine hacet yoktur. Seni medh etmege kiyam 
eden kimse kendini medhetmis olur. Zira bir kimse giinesj. medhe kiyam et- 
se, benim goziim kuvvedidir ve gipil degildir, giine§e bakabiliyorum ve onun 
nurunu layiki vech ile goriiyorum diye kendisini medhetmis olur. 

'"Murmed", "remed"den ism-i mef'uldiir ve "remed", gozun hasta ve gipil 
olmasi ma'nasinadir. 

10. Cihamn giine§ini zemm, henim iki goziim kor ve karanlik ve kotuiur, diye 
kendini zemdir. 

OlylS" <_>l»l }y~9- Jui OlfS- j-UlS' { j*S j> Lijt-j y 

1 1 . Sen cihanda kamran olan cjune§in hasudu olan oit kimseye bah$ et! 

"Kamuran", arzusunu husule getiren muzafFer ve mansur olan ma'nasi- 
nadir. "Ey Qeiebi, senin gibi arzusunu husule getiren ve muradim elde eden 
bir ma'nevi giinesin hasedgileri vardir. Sen bunlara aci ve liituf ve ihsan ile 
muamele et!" 

12. Uiic onu gozlerden ve ciiriimu$lere iaravei vermekien oriehilir mi? 

Bir hasedgi hig o manevi giinesi kalb gozii agik olanlardan ve cismaniyet 
ve nefsaniyet menzilesinde ^uriimus olan kimselere taravet vermekten orte- 
bilir mi ve men' edebilir mi? 

c—<L>- -UiL" _j! «L>- xiJj b cutis' -UJU J"^*" i^- jy J ^ 

13. ^fiahud onun hadsiz nnmndan eksiliehilirler mi? ~^3?mi onun. mansibinin 
define kalkabilirler mi? 



5 $Pf 



AHMED AVNl KONUK 

Yahud o hasidler o manevi gunesm hadsiz ve nihayetsiz olan mirundan 
ve feyzinden bir gey ■ eksiltebilirler mi? Ve onun all olan mertebesinin def ve 
izalesine kalkabilirler mi? 

14. !7ier hir himse k.1 o dhanin hasidi olur, o hasel ebedi olum olmaz mi? 

"Geyhan", cihan ve alem ma'nasinadir. Kaf-i Arab! ile "kihan" dahi ayni 
ma'nayadir {Burhan). "Keyhan" ta'biriyle cenab-i Pir efendimiz Qelebi Hiisa- 
meddin hazretlerinin bir alem-i tamm olduklanna i§aret buyurur. Zira insan-i 
kamil surette alem-i saglr ve ma'nada alem-i kebirdir. Nitekim IV. cildin 523 
numarasina miisadif olan beyt-i §erifde: 

jLy j>. ^ <J**. o~i ,j.y ^J^ f-* 1 * ^jj-*t ^ 

[Surette sen kiicuk alemsin, ama hakikatte en buyiik alem sensin] buy- 
rulmus, idi. Ya'ni, "insan-i kamile hased eden bir kimse aleme hased etmis. 
olur. Bu hased ise, onun hayat-i insaniyyesinin ebedi olumii olur ve asla 
onun hayati hayat-i ilmiyye ile diri olmaz. 

15. Senin kadrin akillann derkinden ae$ti. 3%kd senin serhinde hii'l-judul 
oldu. 

"Bu'1-fudul", ziyade soz soyleyen kimsedir ki, Tiirkge'de "geveze" derler, 
ma'nasiz sozler soyleyen demek olur. Ya'ni, "Senin kadr ve menziletin akil- 
lann erebilecegi dereceden ileridedir; ve senin mertebenin yiiksekligini akillar 
idrak edemez. Eger senin mertebenin evsafi hakkinda §erh ve tafsile kiyam 
ederse, gevezelik etmis ve birtakim ma'nasiz sozler soylemis. olur." 

16. 'liu akil ger$i heyan&an adz geldi, onun hakkinda acizane hir hareket la- 
Zimdu. 

Bu akil her ne kadar senin evsaf-i cemilenin serh ve beyanindan aciz ise 
de busbiitiin siikut etmek de munasib degildir. Binaenaleyh o evsaf-i aliyen 
hakkinda velevki acizane olsun, bir hareket-i lisaniyye Iazimdir ve miimkin 
oldugu kadar beyan etmek icab eder. 

© 



Pp^ MESNEVi-l SERiF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

£& H JSr ji ijjUi JjLJ v -or ui 01 

1 7. CAiuhakkak hir §eyin Jiepsi iirak olunmasa, hilln ki onun kef si ierk olunmaz. 

Bu beyt-i serifde d? 6^.^ ^ A^ Vu ya'ni "Hepsi idrak olunmayan seyin 
hepsi terk olunmaz" kavl-i meshuruna i§aret buyrulur. 

18. ^erpi hulutlann tufanini i$emezsin; su ignenin terkini ne vakii yapabilirsin? 

Bu beyt-i §erif yukanki beyitlerdeki ma'namn temsilen tefsmdir. Ya'ni, 
"Hepsi idrak olunmayan bir §eyin hepsi de terk olunmaz. Nitekim bulutlann 
yagdirdigi yagmurlann hepsi igilmez. Fakat ba'zisi olsun igilir." 

dlj^i j\ jT ejti \j \^ji OU ji U jLJ ^ £ \j jlj 

19. 6<jer strri ortaya getirmez isen derkleri onun ktsnndan laze et! 

Ey Husameddin Qelebi, eger esrar-i Rabbani'yi a?iktan aciga ortaya koy- 
maz isen onlan birtakim ki§r ve kabuk mesabesinde olan elfaz ve ta'birat per- 
deleri altinda zuhura getir de bu kisr mesabesindeki sozlerden talib-i esrar 
olanlann idrakleri taze olsun. 

20. Wuiuklar sana nisbetle kahuktur. JFakat haska fehimler oniinde iyi vctir. 

[20] 

Bu esran beyan icin miista'mel olan sozler senin idrakine nisbetle kabuk 
mesabesindedir. Fakat ba§ka fehimler ve idraklerin oniinde ictir. Zira onlann 
fehimleri bu esran bu nutuklardan sezebilir. 

21. ^ofc. arja nishetle asaiji gelAi; ve yoksa toprak yufivnx tarajina- nishetle cok 
altdir. 

"Fiirud", yahud "firud", alt ve asagi ma'nasinadir. "Tud" ve "tude", tepe 
yigin ve kiime demektir. "Hak-tud" vasf-i terkibidir, "toprak yigim" demek- 
tir ki kure-i arzdan kinayedir. "Ars"in liigayi olan ma'nasi "rant", "rnulk", 
"sakf-i hane", "izz ii cah", "kivam", "bir seyin kavi tarafi" demektir. Ehl-i tef- 
sir ve hadis maani-i Kur'an ve ahadisden ars hakkinda iki ma'naya zahib ol- 
mu§lardir. Bir kavle gore "ar§", alemi ihata etmi§tir ve onun haklkatini ancak 



^ 



AHMED AVNl KONUK 

Hak Teala bilir. Ve diger kavle gore "ars/', viicud-i mutlakin bilciimle merati- 
bi ile beraber alem-i §ehadetin hey'et-i mecmuasidir. Bu beyt-i §erif ewelki 
kavle nazaran beyan buyrulmu§tur. Ya'ni, "Ar§-i ilahi g6ge nisbetle yiiksek 
ve gok onun altinda ve a§agisindadir. Eger ar§a nazaran algak olan gok, top- 
rak yigini olan kure-i arza nisbet olunursa gok yuksektir. Ey Qelebi Husamed- 
din, bunun gibi nutuk ve kelam senin idrakine nisbetle a§agidir ve fakat di- 
ger kimselerin fehimlerine gore senin ahval ve esranni miibeyyin olan o nu- 
tuklar pek yiiksek ve alidir." 

JJj_^ C^j~>- oToji jT Ol jl Jfe X,j *j \j y (Jwsj j-CjSo j* 

22. lien senin vasfini sbylerim, fa ki yol gotiirsunler! Ondan evvel ki onunfev- 
tinlen hasret yerler. 

"Ben senin vasfini seni anlamayan bu halk seni anlasinlar da huzuruna 
gelip feyzinden miistefid olsunlar diye soyluyorum. Zira senin bu alem-i §e- 
hadetten intikalinden sonra huzur-i feyzinin fevtinden dolayi hasret geker- 
ler. Binaenaleyh ben onun fevtinden ewel vakif olanlar da hasret gekmesin- 
ler diye senin evsaf-i aliyyeni soyliiyorum. " Malum olsun ki, halk kendi za- 
manlanndaki enbiya ve evliyayi yemekte ve igmekte ve uykuda ve sair mu- 
amelat-i be§eriyyede kendileriyle mii§terek gordiikleri ve ba'zi hasidler tara- 
findan onlann aleyhinde edilen iftiralara inandiklan igin bu zevatin krymet- 
lerini takdir edemezler ve bu sebebler ile hal-i hayatlannda onlann fuyuza- 
tmdan mahrum kalirlar. Bu zevat-i aliyye ahirete intikal ettikleri vakit onla- 
nn ba'zi menakib-i §enfelerini isjtip huziirundan miistefid olamadiklarina te- 
essiifle hasret gekerler ve gidip o zevatin kabirlerinin tasjanna tevecciih 
ederler. Nitekim Bedreddin-i Simavi hazretleri Varidat ismindeki risalesinde 
ehl-i gafletin bu hallerini tasvir eder. Cenab-i Pir efendimiz bu halin men'i 
igin Qelebi hazretlerinin kadr ve kiymet-i alllerini beyan ve ehl-i zamani Ikaz 
buyururlar. 

23. Uiakk in nurusun ve cam Uiakk' a -pek ziyaae $ekicisin. Uialk vehim ve 
zan zulmetleri icin&e&ir . 

JS <u^, !j Olf Joi^, ji\ iif J,y>- jy j>\ \3 C J£*l ±>ji, 

24. <§art ta'zimtlir, ia ki bu hos olan nur gozsuzlere siirme cekici olsun! 



Q 



MESNEVf-1 §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Ya'ni, insan-i kamilin nur-i feyzinden istifade etmek igin salikin o kamile 
ta'zim etmesi sarttir. Bu ta'zim §arti olmadikca salik huzur-i kamilden feyz 
alamaz; ve ta'zim zahiren ve batmen olmak lazimdir; ve salikin zahirinde 
edeb olup da batimnda i'tiraz ve edebsizlik bulunursa istifadeden mahrumi- 
yeti muhakkaktir. Bu ta'zim hakkinda III. cildin 3591, 3592, 3593, 3594 
numaralara musadif olan ebyat-i §erifede izahat vardir. 

Jj» y y? Ll_«iii ,J«iU- J-iLj jS <j"5* ji ^xi-~» Jjb jy 

25. *3iulayi keskin olan mnstaiiA, nur hulnr. jLira o si$an cjflri zulmetin asicji 
olmaz. 

"Tiz-gu§"da "gu§" kelimesi kaf-i Farisi ile olursa, "kulak" ma'nasina olup 
terkib dahi terkib-i tavsifi olur. "Keskin kulakli" demektir ki, iyi anlayisli ve 
siir'at-i intikal sahibi olmaktan kinayedir. Ve eger "ku§", kaf-i Arabi ile olur- 
sa "kusMen" masdanndan emr-i hazir olur, "sa'y etmek ve cali§mak" demek- 
tir. Terkib dahi vasf-i terkibi olur. "Sur'atle sa'y eden ve hararetle ?ali§an" de- 
mektir. "Miistaidd", "tiz-gu§"un sifatidir. Ya'ni, "iyi anlayi§h olan salik-i 
miistaidd, veyahud hararetle cali§an miistaidd, insan-i kamilin nur-i feyzin- 
den mustefid olur. Zira bu salik bu nur-i feyzin asjgidir. Sigan gibi tabiat ve 
cismaniyet karanligmin asigi degildir." 

26. 0zce cevelan eden zaytf gozluler iman mes'alesini ne vakii iavaf ederler? 

Ya'ni, "Cismaniyet ve tabiat gecesinde cevelan eden kalb ve akil gozleri 
zayif olanlar, iman mes/alesi olan insan-i kamilin etrafim ne vakit tavaf eder- 
ler?" Hind nushalannda "mes/alei" yerine "su'lei" vaki'dir. Bu da ayni 
ma'nayi ifade eder. 

27. Once olan miiskil nukteler hir taoiahn haai olan ki o ainaen karanltk olan. 

"ince olan mu§kil nukteler"den murad, birtakim dekaik-i felsefiyyedir. 
Ya'ni, "Felsefenin birtakim ince ve mii§kil olan niikteleri ahkam-i diniyyeden 
kararan bir tabiatin kaydi ve bagi oldu; ve boyle bir tabiat sahibi ahkam-i di- 
niyyeyi birakip bu dekaik-i felsefryyeye baglandi kaldi." Bu beyt-i §erifde ibn 
Sina ve emsaline ta'riz vardir. 

© 



AHMED AVNl KONUK 

28. To" ki hiinerin far u pwlimu susleye, giine$e goz ag.maga kaiir olmaz. 

"Tar u pud", kumagin alt ve list orgusii demektir. Burada huner kuma§a 
te§bih buyrulmu§tur. Ya'ni, "Boyle bir tabiat sahibi kendi hiineri kuma§inm 
alt ve iist orgiisunii suslemek ve halkin takdirini.ve tahsinini kazamp enani- 
yetine revag vermek igin gunes. mesabesinde olan insan-i kamile kar§i goz 
agmaga kadir olamaz." Zira insan-i kamile tabi' olsa, halk nazanndaki met- 
buiyyeti tabiiyyete tahawiil edip kii?ulecektir. Bu beyitler hususiyet i'tibariy- 
le Qelebi Husameddin hazretlerine, umumiyet i'tibariyle her asnn insan-i ka- 
millerine raci'dir. 

29. liir Karma agaci gihi iallan meyve getirmez. JFareler cjibi yerlere ielikler 
yapmi$hr. 

"Dinden karanlik olan tabiat sahibi oyle bir hurma agacina benzer ki o 
agacin dallannda meyve hasil olmaz. Onun dallari yerlere sarkip gdmiilerek 
fareler gibi delikler agmisftr." Ya'ni feylesoflarin beyan ettikleri efkar dallan 
alem-i ulvlye degil, alem-i siifliye miiteveccihdir ve asla istifadeyi mucib bir 
ma'rifet meyvesi vermez demek olur. 



'Jj\ °j*'jJ* Jwi 'cy- '£} iU ayet-i kerimesinin tefsiri 



Bu sixrh-i gerif Ankaravi niishasinda munderic degildir. Hind niishalann- 
dan muktebesdir. Fihriste derci faideli oldugundan fakir dahi kaydettim. Bu 
ayet sure-i Bakara'da vaki' olup tamami §udur: ^.JZ" j) ^j ^aI^i ju-iij 

'^ 'jiji 4Ji oi '(J^'ij &~ '^ !ji*ii '(J kA- '^ J*- (Bakara, 2/260) ya'ni "Vak- 
taki Ibrahim, ya Rab, oluyii nasil diriltirsin, bana goster dedi. Hak Teala, 






MESNEVl-I §ERlF §ERHI / IX. CtLT • MESNEVl-S • 

inanmiyor musun? buyurdu. Dedi: Evet, inanryorum, velakin kalbim mutma- 
inn olmak igin istiyorum. Hak Teala buyurdu ki: Dort kus. al, elin ile pargala- 
yip eczalanni birbirine kansttr, sonra onlardan birer parcasmi her bir dagin 
iizerine koy, sonra onlan cagir, sana ko§a kosa gelirler. Bil ki Allah Teala aziz 
ve haklmdir". Miifessirler bu dort ku§tan birinin kaz, birinin tavus ve birinin 
karga ve diger birinin dahi horoz oldugunu beyan ederler. Cenab-i Pir efen- 
dimiz bu kusknn ma'nalanm bu stirh-i §erifde izah buyururlar ki her birisi 
be§erdeki evsaf-i zemfmeden birisine isarettir. Ve bu siirhun yukandaki eb- 
yat-i §erifeye irtibati insan-i kamilden yiiz ceviren kimselerin sifat-i zemime- 
si cihetindendir. 

j W <y\ *^ S** ty ^ -^ ^ lj -^ *>' <^***°3 jW 

30. IZu beserin cjoniil siktci dort vasfi vardir. Ilu dort, akhn farnulw olmustur. 

Bu be§erin goniil sikici ve nefret verici olmak iizere dort esasli fena sifati 
vardir. Bu dort tane kotii sifat be§erin aklini carmiha germis ve baglamistir. 
Bu dort sifat yiiziinden be§er aklini kullanarak dogru hareket edemez. 

J^. b °>*j j^ jW ji 1 J^ -^Ajj^ <J\ J* 3 J^ y 

31. €y akltn giinesi, sen vaktin haMisin. y>ol vurucu olan hu dort kusu oldurl 

"Akhn gune§i"nden murad, akl-i kiildiir. insan-i kamil akl-i kiille vasil ol- 
dugundan hitab umumen her asirdaki insan-i kamile ve hususan Qelebi Hii- 
sameddin hazretlerinedir. "Atyar", "tayr"m cem'u'l-cem'idir. "Hu§", akil 
ma'nasina olan "hus/'un muhaffefidir. Ya'ni, "Ey insan-i kamil, Ibrahim Ha- 
iti (a.s.) yukanda zikrolunan ayet-i kerimede beyan buyruldugu iizere dort 
kusu oldiirmiis. idi. Sen dahi verasetin hasebiyle vaktin Halil'isin. Be§erin 
Hakk'a giden yolunu vurucu olan bu dort ku§u, ya'ni bu dort kotii sifatlan 
oldiir ve izale et!" 

JUT ,-lp \j J^lp Jipr C_* J, j £|j l^j| J,y. jM4&\j 

32. 2-ira hunlardan her hir kus karga gUbi akillerin akillanmn goziinii rxkicidir. 

"Dide-ke§", vasf-i terkibidir, goz cekici demektir ki, "gozii oyup kor et- 
mek"ten kinayedir. Ya'ni, "Be§erdeki bu dort kotii ahlaktan her birisi karga 
gibi akil sahiblerinin akillanmn goziinii oyup kor edici olmustur ve akhn ba- 
§inda bir biiyiik beladir." 

© 



AHMED AVNI KONUK 

33. Cismin dart vasfi Uialil'in hu$lari flibulir. ^Bunlan hogazlamak carta yol 
verir. 

"Cisimdeki dort kotii vasif Ibrahim Haiti (a.s.)in bogazladigi ku§lar gibidir. 
Bunlan kesip oldurmek ve bu kotii huylan izale etmek insamn ruhuna bu 
alem-i siifliden alem-i ulviye yol verir ve can bunlann kaydindan kurtulur. 
"Bismil", bogazlamak ma'nasinadir. 

34. By DtaM, iyinin ve hotiiniin haldsinia ordarin ha$im hes, ia hi ayaklar 
se&tlen halas olai 

"iyi"den murad, miiteserri' olan mu'minlerdir; ve "kotu"den murad, ehl-i 
fisk olan mu'minlerdir. Zira mute§erri' olan mii'minler dibacede beyan buy- 
ruldugu iizere elinde i§ik tutup sefere cikmamis. olan kimseler gibidir. Bina- 
enaleyh onlarda nefsin kotii sifatlan bakidir. Nitekim evliyaullahdan birisine 
"Miirsjdini mi gok seversin, yoksa tmam-i A'zam hazretlerini mi?" diye sor- 
musjar. "Murgidimi daha cok severim" demi§. Sebebini sormu§lar. Cevabem 
"Bu kadar zamandan beri imam-i A'zam hazretlerinin ictihadati dairesinde 
amel ettim. Nefsimin kotii sifatlanndan hicbirini izale edemedim. Vaktaki 
mursjdimin hizmetine girdim. sifatlar benden birer birer zail oldu. Binaena- 
leyh elbette miirsjdimi daha cok severim" demi§. Miiteserri' olan mu'minle- 
rin hali boyle olunca ehl-i fisk olan mu'minlerin hali nasil olur? Ya'ni, "Ey 
vaktin Halil'i olan Hiisameddin Qelebi hazretleri, mute§erri' olan ve olmayan 
mti'minleri, bu dort kotii sifati izale [icin] tarik-i Hakk'a sevket, bu tarikda 
onlann ruhlannin ayaklarma sedd ve mani' olan bu sifatlar kalksin ve bu za- 
valhlar bu ayak bagindan kurtulsunlar!" 



y tS\ OLS.L c— ~j» *T Lii* j) y <j\j*-\ L>l£W j ^y JT 

35. 'Jiiill sensin ve ciimle senin eczanlir. Jfy, hi, onlann ayagi senin ayagmiu. 

Malum olsun ki, insan-i kamil cem'iyyet-i esmaiyyenin mazhandir ve 
nakis insanlar ise esma-i miiteferrikamn mazhandirlar. Binaenaleyh insan-i 
kamil onlann kiillii ve onlar insan-i kamilin ciiz'udurler. Ve bu esma-i mtite- 
ferrikadan her biri bu nakis insanlann ayaklarmi kendi dairelerinde baglami§- 
tir; ve onlar ancak alem-i vucudda bu isimler ile yiiriirler. Binaenaleyh bu 

© 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHI / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

isimler onlann ayaklan olur. insan-i kamil ise onlann mazhan olduklan es- 
mayi da haizdir; ve muktaza-yi hale gdre onlardan bu esmamn ahkami da 
zahir olur. Boyle olunca, insan-i nakislann bu ayaklan insan-i kamilin dahi 
ayaklan olmus, olur. tmdi insan-i kamil bu nakis insanlann ayaklanni esna- 
yi suluklerinde birer birer diger esma tarafina da agar; ve isti'dadi olanlan aki- 
bet cem'iyyet-i esmaiyye makamina eristirir. Bu beyt-i §eiifde Qelebi Hiisa- 
meddin (ks.) hazretlerinin cem'iyyet-i esmaiyyeye mazhariyetlerine i§aret 
buyrulmus, oluyor. 

36. Salem senden ruh-zar olur. ^$iiz askerin arkasi hir suvari olar. 

"Halk-i alem senin tasarrurundan dolayi ruh-i insaninin mahall-i tecelllsi 
olur ve sen onlann arkasinda bir suvari kumandan gibi onlan idare edersin. 
Nitekim yiiz piyade askerinin hareketi cihetini ta'yin ve idare eden arkalann- 
daki bir suvari kumandandir." Bu beyt-i gerifde esma-i muteferrikaya meza- 
hir olan insanlar piyade neferine ve cem'iyyet-i esmaiyyeye mazhar olan in- 
san-i kamil suvari kumandana tesbih buyrulmu§tur. 

37. 3Sra hi hu ien iod huyun makami oldu; onlann all fitne isteyici dort has 
oldu. 

Zira ki bu cism-i unsurT dort kdtii huyun koklestigi bir yerdir. Ve bunlar 
nakis insanlann akillanna hakimdir. Binaenaleyh onlan kendi hallerine bi- 
rakmak olmaz. Ciinku o dort kdtii huyun adi fitne ve fesad tarafina meyle- 
den dort ku§tur. 

-^ Cr 1 £/ A uO ■*■ j* ^ ur*^ J"^J f b J^ 

38. Eger hxdk if in eheli dirilik isters^n hu dort uijursuz hisun hasini lies! 

39. Tekrar onlan baska nevi'den diri ei hi, ondan soma onlardan zarar aelmesin! 

Cenab-i Pir efendimizin beyan buyurdugu dort sifat atide izah buyruldugu 
iizere "hirs" ve "§ehvet" ve "can" ve "emel"dir. Bunlara "ku§" ta'bir buyrul- 
masi, hepsinin heva-yi nefste tayaran etmelerindendir. Ve alem-i surette 

^^ 



AHMED AVNt KONUK 

bunlardan her birisini temsil eden kuslar kaz, horoz, tavus ve kargadir. Ce- 
nab-i §eyh-i Ekber hazretleri et-Tedbtratii'l-Mhiyye kitabinda bu kotu sifat- 
lardan her birisini heva-yi nefs tarafindan ruha gonderilmis olan birer elgi mi- 
saliyle izah buyururlar. Ve bu kotu sifatlardan her birisinin hakikati sabittir. 
Mesela hirs cismin muktezasi olup bu mukteza-yi cismaninin be§erden kiil- 
liyyen izalesi miimkin depdir. Sifat-i hirs beser iizerinde kendi hakikati ica- 
binca muessir olur. Ehl-i gaflet bu sifat-i hirsi nza-yi Hak olmayan islere tev- 
cih ederler. Vaktaki insan-i kamil salikin bu sifat-i hirsiru bu hareketinden 
ta'til eder ve oldiirur, ondan sonra onu nza-yi Hak olan islere tevcih edebile- 
cek olan bir isti'dad ile diriltir ki, artik beser iizerinde bu hirsin zaran kalmaz, 
belki nefi olur. Mesela salik evvelce diinyaya harts iken, sonra maarif-i ila- 
hiyye tahsiline haris olur; ve diger sifatlar da bunun gibidir. Beyt-i serifde bu 
kuslar oldiirulup "baska nevi'den diri edilmesi"nin ma'nasi budur. 

40. 'Dort yol vurucu rria.ne.vi ku§ halaikin kahinde vaian etmi$lerdir. 

Tartk-i Hak'ta saliklerin yolunu vuran ve nefsin havasmda ucan bu dort 
manevi kusun yuvasi nasin kalbleridir. 

41. LMademki dirnk flonullerin leyi ohyorsun, hu devirle. ey halife-i Diak sensin. 

"Ey Hiisameddin gelebi hazretleri, mademki cumle goniillerin beyi ve 
hakimisin ve bu devirde Hakk'in halifesi olan bir insan-i kamilsin!" Bu 
beyt-i serif hususen Qelebi hazretlerine ve umumen asnn insan-i kamilleri- 
ne hitabdir. 

42. 13u did olan dort ku$un ha§im kesl jFaiu olan halki ebedi etl 

Saliklerin kalblerini yuva yapmis olan bu dort diri kusun basim kes dldiir! 
Fan! olan ruh-i hayvanilerinin ahkaminda miistagrak olan bu halki, ruh-i in- 
saninin ahkamindan raustagrak etmek suretiyle ebedi et! 

43. Oiaz ve tavnsdur, karcja ve horozdur. ^Bu niifusda olan dort huyun misalidir. 







MESNEVl-t §ERlF §ERHI / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

Bu zikrolunan kusjarin isimleri kaz, tavus, karga ve horozdur. Bunlar in- 
sanlann nefislerinde olan dort huyun bu alem-i surette birer misalidir. 

44. DCaz hirsdu ve horoz, sehvettir. CMansib tavus atbi&ir ve karga iimniy- 
yettir. 

"Umniyyet", murad ve maksud ve arzu ve emel ma'nasinadir. Ya'ni, 
"Alem-i surette "kaz", hirsm timsalidir. Zira kazin asla gagasi yerden kalk- 
maz, daima yemek ile me§guldur ve belahet ile muttasifdir. Ve "horoz" §eh- 
vetin timsalidir. Zira saika-i §ehvetle kesret-i cima'a miibteladir. Ve "tavus", 
cah ve mansibin misalidir. Zira onun tiiyleri susludiir ve ehl-i mansib dahi bu 
tavus gibi muzeyyen elbiseler giyer. Ve "karga", murad ve emelin misalidir. 
Zira karga her ku§tan ziyade selamet-i hayatinin muhafizi oldugu igin pek 
muhterizdir ve iki yiiz sene kadar ya§ayabilir. 

45. Onun muradi odur ki, timid duzticu oldu. Ebedi omrii yahud uzun omru fa- 
mo' edicidir. 

"Miinye", murad ve maksud ve emel demektir. Cism-i insanide bir ma'ne- 
vi karga olan murad ve emel dahi insanin kalbinde birtakim umidler peyda 
eder. Bunlann en esashsi ebedi omre tama' eder ve hie olmemek ister veya- 
hud cok ya§amak ister; ve hayat-i diinyeviyyeden memnun ve razidir; ve bu 
kargamn hiikmii altinda zebun olan kimseler tecelli-i zatiyyeden ibaret olan 
dliimu istemezler. Zira onlar gaflet-i kulli igindedirler. Nitekim bunlar hakkm- 
da sure-i Yunus'ta buyrulur: '^JJi j (& i/uLi _, (Li\ suJi \^>jj u*uJ Oyry. Si ^ 01 
OjiiU liu ^ °^ (Yunus, 10/7) Ya'ni "0 kimsele'r ki'bizim mulakatimizi reca 
etrnezler ve hayat-i dunyaya razi oldular ve onunla mutmain oldular. Iste on- 
lar bizim ayetlerimizden gaflldirler". 

46. Diaz hirs geldi ki onun gagasi yerdedir. ^asta ve kuruda medfunu arar. 

"Kaz, cism-i insanideki hirsin timsalidir. Zira kazin gagasi daima topragi 
karisunr. Suda ve karada medfun ve mestur olan gidayi arar." "Defin", med- 
fun ma'nasinadir. "Nul", Farisi'de kusjann gagasina derler. 



AHMED AVNt KONUK 

47. fcojjaz W an muattal olmaz. Uiukumden n< Jtulu!" emrinden ha$kasini 
iinlemez. 

"0 hirsin bogazi insanda bir an muattal olmaz. Onun kulagma hiikm-i ila- 
hiden iX^-G L^ (Bakara, 2/60) ya'ni "Yiyiniz ve iciniz!" emrinden ba§kasi 
girmez." Hak Teala bizim yiyip icmemize miisaade buyurdu deyip daima ye- 
mek ve igmekle me§gttl olur; ve kendi rufakasina da "Yiyiniz ve iginiz, zira 
can bogazdan gelirf" diye tavsiyede bulunuf. 

Menkibe: Boyle haris-i ekl olanlardan birisine Hak Teala'nin taysif bu- 
yurdugu evsaf-i cennetten hangisi ho§una gider diye sormusjar. ^'b i^lri 
(Ra'd, 13/35) Ya'ni "Onlann ni'meti daimdir" vasfidir, diye cevab vermi§. 
Hakk'in hangi emirlerinden mahzuz olursun diye sormushr. "Kiilu ve'§ra- 
bu!" (A'raf, 7/31) ["Yiyiniz, iginiz!"] emrinden demi§. Ve Kur'an'da mez- 
kur olan dualardan hangisini ihtiyar ve intihab edersin, diye sormuster. 
h'jjC £u Jjj* bj (Maide, 5/114) Ya'ni "Ya Rab, bize maide indir!" duasina 
devam ederim demi§. 

-uS'jy" ji iyf- OUil ijj ijj -US' ^ *j\*- c~-«~»-Uii _j^>-* 

48. ^fiacjmaci gibulir, evi kazir, gabvk $ahuk kendi dagarctgini doldurur. 

Haris olan adam yagmaci gibidir. Yagmaci evin igindeki e§yayi nasil ko- 
kiinden kazir ise, haris olan adam dahi bu diinya evinde her ne bulursa ace- 
le acele kendi torbasina doldurur. 

49. Oyiyi ve hotiiyu, inciyi ve nohut ianelerini dagarcx^a sihi$tuir, 

Yagmaci adam evin e§yasini yagma ettigi vakit iyi ve kotii eline her ne 
gegerse torbasina doldurur. Bunlan temyize vakti yoktur. Yagma esnasinda 
nazannda inci ile nohut taneleri birdir. 

50. Ta olmaya ki hir ha§ka bayi gele, o kuruyu ve ya§i pivala siki§hra! 

Bir evin yagmasina dalan bir azgin, belki bir ba§ka azgin gelir de e§yayi 
kapar diye eline gecen her §eyi cuvahna siki§tinr. 






MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

51. Uakit dar ve fir sat az, o korkunctur. Uier ne varsa pek. cahuk tevahkuf- 
suz koltufluna vurdu. 

Ya'ni, "Yagmaci vaktin dar ve firsatin az ve gelmesi muhtemel olan diger 
bir azgin yagmacinin korkung oldugunu diisiinerek hiicum ettigi yerde her ne 
bulursa hig durmaksizin acele acele koltxiguna siki§tint." MaL-i diinya haris- 
lerinin hali de bu yagmacilann haline benzer. 

52. Onun oniine hir hagi fldirmez diye kendi suliamna i'timadi yoktur. 

Mal-i diinyanin harisi olan gafil, nzkini veren kendi sultanmin ve haliki- 
nin Rezzakhgina i'tikadi olmadigmdan bu nzk-i mukadderini hicbir kimsenin 
kapmaga kadir olmayacagim ve Hak Teala hazretlerinin kendisine tahsis bu- 
yurdugu nzka ve mala hicbir kimseyi tesrik etmeyecegini dtisunemez. 

out l j J^c CJJ& JuTjy oU oTiU^-l j j^y ,jJU 

53. Jakat mumin o hayahn i'iimadindan muhl ve ieenni tic yard eder. 

"Hayaf'tan murad, hayat-i diinyeviyyedir. Zira hayat-i dunyeviyye ezel- 
de dmr-i be§ere taksim olunan nzik mikdandir. Bu omriin uzamasi ve kisal- 
masi her ferdin ayn-i sabitesine merbuttur. Nitekim sure-i Fatir'da j* j***. t- j 
v^ ^i ui 4j li 'ja '^jjL Uj j^u. (Fatir, 35/11) ya'ni "Uzun omurlunun omrii 
uzun olm'asi ve bnun dmriinden eksilmesi ancak ilm-i ilahide sabittir" buyu- 
rulur. Ve mii'minin bu hiikm-i ilahiye merbut hayat-i dunyeviyyesine i'tima- 
di vardir. "Muhl", Sarra/j'da "teemmiil" ma'nasmadir. "Enat", teennidemek- 
tir. Ya'ni, "Mii'min, hayat-i dunyeviyye [de] nzk[in] taksim olunduguna ve 
mukadder olan nziktan fezla eline bir §ey gecmeyecegine i'timadi oldugun- 
dan bu diinya evindeki nzik yagmasini teemmiil Ve teenni ile cahsarak ya- 
par. Yoksa bir azgin yagmaci gibi haram olsun ve helal olsun, diinya mahnin 
cem'ine saldirmaz." Nitekim boyle kemal-i hirs ile mal toplayanlann pek co- 
gu o mallan birakip dlmus. ve bu mallar ba§lanndan arta kalmistir. Zira top- 
ladigi mal kendi nzki degildir. Bunlan toplamak icjn bo§una yorulmu§tur. 

54. jfevtten ve harden eminctir. jLira o dusman uzerine sahm kahrmi tamr*. 

o 



AHMED AVNt KONUK 

"Imin": [eymin], "amin" kelimesinin imale olunmusudur. Ya'ni, "Mu'min 
nzkinin fevtinden ve diger bir mutecavizin nzkina tecavtiziinden emindir. Zi- 
ra o mii'min kendi nzkinin dii§mani iizerine §ah-i hakiki olan Hakk'm kahn 
ve men'i vaki' olacagini tanir ve bilir. 

55. \Diger ka-pi yolda§lanndan emirulir ki, ziydie floturucu olarak ona muzahim. 
geleler. 

"Hace", efendi; "ta§" kelimesinin muteaddid ma'nasi vardir. Burada "yar 
ve §erik" demektir. "Hace-tas", bir efendiye hizmette serik olan ma'nasina- 
dir. "Muzahim", zahmet ve sikinti verici demektir. "Sarfe" kelimesinin miite- 
addid ma'nalan vardir, burada "ziyadelik" ma'nasinadir. "Sarfe-ber" terkibin- 
de iki ihtimal vardir. Birisi, "sarfe" ile "berden" masdanmn emr-i hazin olan 
"ber" kelimesinden miirekkeb vasf-i terkibidir, "ziyadelik gotiiriicii" demek 
olur. Digeri "ber", edat-i isti'la olup "ber-sarfe", ya'ni "ziyadelik iizerine" de- 
mektir. Hulasa-i ma'na sudur: "Mu'min, Hak kapisimn hizmetinde birbirine 
§enk olan diger insanlann, kendisinin nzkindan ziyade goturiicii olarak, ken- 
disine zahmet ve sikinti verici gelemeyeceklerinden ve nzkini kapamayacak- 
lanndan emindir. Veyahud ziyadelik iizerine ona muzahim gelmelerinden 
emindir. 

56. Uiasemin zabhnda $ahin ailini goriii ki, kim.se kimsenin iizerine zulmet- 
meye ka&ir olmaz. 

"Ha§em", bir efendinin tabi'leri ve hizmetgileri; "ne-yared", "yaresten" 
masdanndandir, kadir olmak ve tecaviiz etmek ma'nalannadir. Burada "kadir 
olmak" ma'nasinadir. Ya'ni, "Mu'min tevzi' ve taksim-i erzak hususunda 
Hakk'in adaletini gordii ki, bu hususta kimsenin kimse iizerine zulmetmeye 
kudreti yoktur. Ne kadar sa'y ederse etsin herkes ancak kendi rizkim elde 
edebilir. Kimse kimsenin nzkini ahp istifade edemez." 

57. $ubhesiz acele etmez ve sakin olur. Oiendi hazzinm fevtinden etnin olur. 

"Binaenaleyh mu'min nzkinin iktisabi hususunda acele etmez ve sakin bir 
halde galigir; ve bu cal^mak hususunda kendi hazzinin ve nasibinin fevt ve 



MESNEVl-I SERlF SERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

zayi' olmayacagmdan emin olur." Eger birisi kendisine zulmedip elindeki ma- 
ll ahrsa, bilir ki o giden §ey kendisinin nzki degildir. mah gasbeden gasiba 
Hakk'in haram olarak ve kahren verdigi bir nziktir. Veyahud o gasibin nzki 
olmamakla beraber onun tarafindan icra edilmis fuzuli bir ma'siyettir. 

Menkibe: Hirsizin birisi birinin elbisesini galmis. ve diger arkada§i da gor- 
mu§. Sonra bu elbiseyi diger bir hirsiz dahi bu hirsizdan galmi§. Arkadasj gal- 
digi elbiseyi kaca sattigim sormu§. "Sermayesine gitti" demi§. Gasiblann elde 
ettikleri mallann eksensi de boyle olur. 

S-^ ^k 3 £~*jy J j^ r^ *•*-& J J?* -> ^ b J* <-Ti 

58. IZinaenaleyh ieenni ve sabir ve rahat tuiar. Qozix tok ve tsar eiki ve -pak- 
abiir. 

"§ikib", sabir ve rahat ve sukunet demektir. §in'in fethiyle okumak hata- 
dir. "Teenni", bir iste agir davranmak; "tsar", ba§kalanni kendi nefsi uzerine 
takdim etmek. "Cib", elbise yakasi ve elbiselerdeki cep ve kalb ve gogus 
ma'nalanna gelir. "Pak-cib", "temiz cepli" demek olur ki "ismeften kinaye- 
dir. Ya'ni, "Mu'min nzik hususunda kendi nasibinin fevt olmayacagmi bildi- 
gi icin nzkinin tedariki hususunda acele etmez, agir davranir ve sabreder; ve 
gonlunun rahati ve siikuneti vardir, gozu tok olur ve gafillerin kapisnklan bir 
mahalde bulundugu vakit onlann onune gegmez ve onlan kendi nefsine tak- 
dim eder. Onun cepleri haramdan ve kendine ait olmayan nziktan paktir ve 
kalbi de hirsdan pakdir." 

Sjj j\}aJ» 'oj* jl t-illi (1)1 j iji l)Us-j yj^ ,jki Jp 

59. 2-uci hu ieenni Rahman in pertevi olur; ve o acele, $eytanin iahrtkindeniir. 

"Hezze", ha'nin fethiyle bir kere tahrik etmek ve ha'nin kesriyle "hizze", 
bir nevi' tahrik etmektir (Akrabu'l-Mevarid) . Bu beyt-i §erifde o~*-J\ cy J^ 
jikjji ja iU*Ji j Ya'ni "Teenni Rahman'dandir ve acele §eytandandir" hadis-i 
serifine isaret buyrulur. Zira rahmet-i rahmaniyyenin meclasi olan bu alem-i 
kesafeti Hak Teala hazretleri tedric ve teenni ile alti devirde yaratti. Ve bu de- 
virler hakkindaki izahat fakir tarafindan Fususu'l-Hikem'e yazilan §erhin mu- 
kaddimesinde mezkurdur, burada zikri uzun olur. "insan ziibde-i alem oldu- 
gundan onda hem Rahman' in pertevi ve hem de §eytamn tahriki vardir." Eger 
teenni ile hareket ederse onun bu hareketi rahmani ve eger acele ederse bu 
hareket seytani olur. 

© 



AHMED AVNt KONUK 

60. 2jira ki §eyian onu fakrdan korkutnr. Sdbnnvn beyairini akr ile oldiirur. 

"Akr", hayvamn sinirini kesmek ma'nasinadir. Bu beyt-i serifde "sabir" 
yiik ceken hayvana tesbih buyrulmusmr. Ya'ni, "§eytan sure-i Bakara'da 
mezkur olan yi**j <c* \j£» ^^ -if, t GuUili ^y'Cj "JA\ ^^. oiiC^i (Bakara, 
2/268) ya'ni "§eytan size fakri va'deder ve size kotiiliik ile emreder. Halbu- 
ki Allah Teala o infaktan magfireti ve ziyadeligi va'deder" ayet-i kerimesi 
mucibince sizi cem'-i mal etmediginiz halde fakirlikten korkutur. Binaenaleyh 
sizin yiik geken beygir mesabesinde olan sabnnizin sinirini keser ve sizi sa- 
birsiz bir hale getirir." Fakirlikten korkup mal toplarsiniz ve topladigimz ma- 
ll da fakirlere infak edemezsiniz. Nihayet bir giin ecel gelip basmizdan arta 
kahr ve sizin yiyemediginiz mah ba§kalan yer. 

61. DCur' an' dan dinle ki, §eytan vaidde seni §edtd olan fakrdan tehdid eder. 
Bu beyt-i §erifde yukanda zikrolunan ayet-i kerimeye i§aret buyrulur. 

62. Tfi ki aceleden muriivvetsiz teenmsiz sevabsiz, firkin yiyesin ve firkin ao- 
tiiresin! 

Bu beyt-i serifde §eytamn tahrikine tabi' olup nzki hususunda acele eden- 
lere hasil olan fenaliklar ta'dad buyrulur. Ya'ni seytana tabi' olan kimse ev- 
vela muriivvetsiz ve insaniyetsiz olur. Saniyen teennisiz olup acelesi yuziin- 
den bircok maddi ve ma'nevi zararlara giriftar olur. Kazandigi mah fakirlik- 
ten korkup elinde siki siki tutup fakir olan hemcinsine infak etmedigi icin se- 
vabsiz kahr ve cem' ettigi maldan, ancak kendisine mukadder olan mikdan 
bu cjrkinlikler dairesinde isti'mal eder; ve kendisine mukadder olmayan ma- 
lm dahi cirkin ve faidesiz bir hammali olur. 

ch ^j >^ j ^ij l - J- 5 j v.* ch cJ * j 3 ^jj^ j^ ("^ 

63. $ubhesiz kdfir yedi hahnda yer. 'Dini ve kalbi ctkz ve zayif, karni biiyiikiur. 

Rizkin omre maksum oldugunu miinkir olan kimse, aman malimdan isti- 
fade edeyim dii§iincesiyle yedi kannhk mikdan yemek yer. Boyle bir kimse- 

Q 



MESNEVt-t SERtF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVt-5 • 

nin dmi ve kalbi gelimsiz ve ciliz ve zayif olur; ve karni da yaglanip biiyiir ve 
gobegi disanya firlar. 



Bu hadts-i Mustafa (s.a.v.)in sebeb-i viirudu hakkindadir ki, 
"Kafir yedi bagirsaginda yer ve mu'min bir bagirsaginda yer" 



64. ZKafirler tyeygamher' in misafiri oldular. Onlar aksam vaktinie mescide 
gelcliler. 

65. ^Decider hi: 6y sah, hiz huraya konuk geldik! Gy sen, tifuk sakinlerinin 
mihmandansin! " 

"Konuk", Turkge "konmak" masdanndan ism-i masdardir; "esna-yi sefer- 
de bir yere konup geceleyen kimse" ma'nasinadir, "misaflr" mukabilidir. 
Ya'ni, o kafir misafirler huzur-i peygamberiye gelip dediler ki: "Ey ufkun sa- 
kinlerinin misafirperveri olan §ah! Biz bu sehre misafir olarak geldik." 

JJ J J-** ^ s" J- ^^hi uft* JJ J J ^ »"V-j J f-^jij- 

66. H( ~Biz aztksiziz ve uzaktan erismisiz; agah ol, hizim ha§tmaa fazl nurunu 
sac!" 

"Biz uzak yoldan geldik ve yiyecegimiz yoktur. Bizim bu ihtiyacimizdan 
agah ol da basimiza nur-i gidamn ziyadesini sag! "Ankaravi niishasmda iza- 
fet ile "fazl-i nur" vaki'dir. Nitekim ona gore terciime olundu. Hind niishala- 
nnda "fazl" ile "nur" arasinda vav-i atifa vardir. §u halde ma'na, "Bizim ba- 
simiza gidamn fazlasini ve nur-i ihtiyaci sag!" demek olur. 



AHMED AVNi KONUK 

67. liuyurdu ki: "By benim ashabim, taksun ediniz! jLira siz benden ve benim 
huyumdan iolusunuz." 

Bu kafir misafirlerin ilticasi uzerine Resul-i Ekrem hazretleri ashab-i kira- 
mina hitaben buyurdular ki: "Ey benim ashabim, bu misafirleri aramzda tak- 
sim edip evlerinize goturiiniiz! Zira misafirperverlik hususunda siz benim ah- 
lak-i kerimanemle mutehalkksiniz." 

68. Dier leskerin cisimleri sakian doludur. Ondan iolayi cakin diismanlan 
uzerine kilt$ vururlar idi. 

Ma'lumdur ki, bir memleketin kuwe-i tesriiyye ve icraiyye ve adliyyesi 
hiikumdann veya reis-i hukumetin §ahsinda ictima' eder ve reis-i hukumetin 
fikri bu kuwetlerin husn-i idaresine masrufdur. Zira intizam-i umur-i mem- 
leket bu kuwetlerin hiisn-i idaresiyle miimkindir; ve reis-i hukumetin bu 
muhafaza-i intizam fikri memleketin dii§mana kar§i besledigi askerin cisim- 
lerine saridir; ve onlann cisimlerindeki fikr-i gayret, reis-i hukumetin fikr-i 
gayretinden dolu olur. imdi bu kuwetlerin ictima'-gahi olan mansiba dii§- 
manlann tecavuzii uzerine, asker o diismanlara kar§i silah kullamr. 

69. Sen sahm hismi sebebiyle o kilici vurursun; ve yoksa o ihvdn uzerine sana 
ne htsun yelir? 

Ey asker, sen memlekete tecavuz eden diismana karsi reis-i hukumetin 
onlara ofkelenmesi sebebiyle hemcinsinin ve insaniyette karde§lerin uzerine 
silah kullamrsin. Eger boyle bir sebeb olmasa, bu karde§lerin uzerine senin 
ne ofken olur? Zira o diismanlann §ahislanyla senin aranda dfkeni tahrik 
edecek ba§ka higbir sebeb yoktur. 

70. liir aiinahsiz kardes uzerine sahm gazabimn aksi olarak on batman bir 
aurz vurursun. 

"Gurz", eski zamanda harpte kullandiklan topuzdur; "men", batman de- 
mektir ki, Arablar indinde 260 dirheme muadildir. §u halde on batman alti 

Q 



MESNEVl-I §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

bucuk okka agirhginda bir topuz demek olur. Ya'ni, "Bir giinahsiz kardes 
iizerine ancak reis-i hiikumetin ofkesinin senin kalbine vaki' olan aksi uzeri- 
ne on batman agirhginda, diismana bir topuz vurursun." 

71 . <$ah bir. candir ve asker onion doludur. r Jiuh su ve bu cisimler irmak aibidir. 

Ya'ni, "§ah bir candir ve bir ma'nadir; ve asker sahin o ma'nasindan do- 
ludur. Zira ruh ve ma'na, su ve cisimler bu suyun aktigi irmak gibidir. Nite- 
kim bu ma'na II. cildin 1025, 1026 numaralanna miisadif olan beyt-i §erif- 
lerde de §6yle buyrulmus idi: 

"Egerci sultamn cismi surette birdir, onun yiiz binlerce askeri arkasinda- 
kidir."* 

Jut- £i iJL, j»jSU^ c-v-a Juf> oLi Ojjvj j J^-5- jl* 

"§ah-i safinin sekil ve sureti dahi gizli bir fikrin mahkumudur". 

Ve Fih-i Mi Fih'in 13. fashnda da §oyle buyrulur: "Bi-had ve payan as- 
ker bir sahrada, sahs-i vahidin esiridirler. sahis dahi hakir bir endt§enin esi- 
ridir. Mademki bunlann ciimlesi bir du§iincenin esiridirler, acaba azim, hatir, 
kudsi ve ulvl olan bi-payan endi§eler nasil olurlar? Binaenaleyh ma'lum ol- 
du ki is. dii§unceler gibidir. Suretlerin kaffesi tabi' ve alettirler; ve dii§unce ol- 
mayinca muattaldirlar ve cemaddirlar. Boyle olunca sureti goren kimse ce- 
mad demektir. kimse ma'naya yol bulamaz. Her ne kadar sureta ihtiyar ve 
yuz yasmda ise de o gocuktur, na-baligdir." 

72. <§ahin ruh suyu tatli olursa, biitun umaklar latif suian dolu olur. 

§ahin fikri dogru ve iyi olursa, ona tabi' olan kimselerin fikri de dogru ve 
iyi olur. 

L/ ~P jlkL. iy>_f Cj&&\ a-i -^j'- 3 ""^ {jt* ^-~^J ^ 

73. 2-va raiyyet ancak sahin dinini tutarlar. "Slbese" sultani boyle buyurdu. 

"Din", taat ve inkiyad, adet, tarik, alamet, §an, ceza ve miikafat ma'nala- 
nna gelir. Burada "inkiyad ve adet ve tank" ma'nalan miinasibdir. "Sultan-i 

^^ 



AHMED AVNl KONUK 

abese"den murad, kendisine "Abese ve tevella" suresi nazil olan sultan, ya'ni 
Resul-i Ekrem hazretleridir. Beyt-i §erifde bu siirenin tahsisindeki nukte bu- 
dur ki, II. cildin 2052 numarasina miisadif olan 

["Mademki senin Man marazi ziyadelestiriyor, binaenaleyh kissayi talibe 
soyle, "Abese"yi oku!"] beytinde tafsilen izah olundugu vech ile bu surenin 
sebeb-i niizulii Resul-i Ekrem'den nasihat isteyen ashab-i kiramdan a'ma Ab- 
dullah ibn Mektum hazretlerine, mahza mesgQliyyet-i muhimmesine mebni o 
hazretin nasihatinden imtina'i uzerine Cenab-i Hak tarafindan bir itab vuku'u 
idi. Halbuki Resul-i Ekrem hazretleri nev'-i beni-be§eri tarik-i Hakk'a ve ken- 
di dinine da'vetle rmikellef ve be§er dahi kendi sultanlan olan Resul-i Ek- 
rem'in dini uzerine olmak lazim idi. Bu ma'nanin tahakkukuna, mukteza-yi 
zamana tebaan muhalefet buyurmus. olan Resul-i Ekrem hazretlerine itab-i 
ilahi vaki' olduguna isareten, bu beyt-i §erifde bu sure tahslsan zikir buyrul- 
mu§tur. Ya'ni "Raiyyet ve tebea sahin dinini ve tarikim tutarlar. Zira kendisi- 
ne "Abese ve tevella" sure-i §erifesi ile kendi dinini ve tarikini tebligden yiiz 
gevirdigi igin itab vaki' olan Sultan-i be§er (s.a.v.) hazretleri ^ '> ^ J* ^-lji 
Ya'ni "Nas hukiimdarlarimn dini iizeredirler" buyurdu demek olur. 

•k-^ij. j *y. cJj dk OL* ji OjjT OL4* ^i ijj\j ^i. y> 

74. Uier hir yar hir misajir intihab etti. iS^lrada hiri iri ve nazirsiz iii. 

Resul-i Ekrem hazretlerinin misafirleri taksim hususundaki teklifi uzerine 
ashab-i kiramdan her birisi doyurabilecegini goztine kestirdigi bir misafiri sec- 
ti ve evine goturdu. icierinde pek iri viicutlu ve govdeli birisi var idi ve irilik- 
te emsali yok idi. 

iji j»Ij>- jJJl y>r J^v~« ji JJU ijj \j jl U S C-ib ( _ r *>«-> |t— =r 

75. Dri cisim tutarii, onu himse goiiirmeii. [KacLehaehi tortu gwi mesciaae 
kaUi. 

"Dahm", 50k etli ve ciirmu azim olan demektir; masdan "dihm" gelir (Ak- 
rabii'l-Mevarid) . Ya'ni "0 misafirlerden birinin cismi pek iri ve gok enli ve 
mulahham idi. Fakr-i hal icmde bulunan ashab-i kiramin hicbirisi onu doyu- 
ramayacagim anladigi igin ahp evine goturemedi. Bu cesimii'l-ciisse kafir ka- 
dehin icinde kalan tortu gibi mescid-i nebevide kaldi." 



O 



MESNEVf-1 §ERtF SERHi / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

76. Uaktaki cumleden fieri kaldi, uMustafa onu gotiirdii. Siiriide siit verici ye- 
di ke$i var idi. 

Vaktaki o iri cusseli misafir ashab-i kiramin intihabindan arda kaldi, onu 
Mustafa (s.a.v.) hazretleri alip hane-i saadetlerine gotiirdii. Siiriide yedi aded 
siitlii kegi var idi. 

d\y>- C^J iS^J O-L^ji j# d\ji iJJoiji <ol>- -JL> *£ 

77. ZKi, ke$iler sofra vakti i$in sagmak iizere evde olur idi. 

siitlii kegiler sofra ve taam vakti igin sagilmak iizere suriiden eve geti- 
rilmis. olurlar idi. 

78. kitlik habasi olan lie ibn Quz, ekmecji ve taami ve o her yedi keg.inin 
sutiinii yedi. 

"Bu-kaht", "kitlik babasi" demektir ki, evdeki yemekleri bitirip ev halkini 
kitliga giriftar eden misafire mahsiis bir lakabdir. "Oc", Nuh (a.s.) zamanin- 
da yasadigi rivayet olunan gayet uzun boylu ve doymak bilmeyen bir sahsin 
ismidir. "Uc ibn Avk" derler (Giyasu'l-LugaQ . "Guz", Turkler'den bir taifedir 
ki Sultan Sencer zamaninda Horasan'a tecaviiz edip memleketin hiikiimdan- 
ni esir etmisler ve orada icra-yi hiikumet etmislerdir. Gayet vahsi ve kan do- 
kiicii bir taife imi§ler. Misafirin "Oc" ismindeki sahsa tesbihi gok yemesinden 
na§idir. "Guz" taifesi efradina tesbihi de tab'inda vah§et olmasindandir. 

79. Ghl-i heytin fiepsi hism-aliid oldular. JiLira hepsi ke$inin sutiine tama' edi- 
ci iiiler. 

"Alii", "alude"nin muhaffefidir. "Hism-alude", vasf-i terkibidir, "ofkeleni- 
ci" demektir. Ya'ni, "Misafirin evdeki taamlan ve siitii bitirmi§ olmasindan 
dolayi Resul-i Ekrem hazretlerinin ehl-i beyti ofkelendiler. Zira hepsi keginin 
sutiine muntazir idiler ve ba§ka gida da yok idi." 

80. TSir ohur mi'deyi davul gibi yaph. On sekiz adamm kismetini yalniz yedi. 



AHMED AVNt KONUK 

"Tabl-har", gok yiyici ma'nasinadir. Zira yemeden ve igmeden onun karni 
davula benzer. "On sekiz" adedinden murad, tahdid degildir, bu adamin 50k 
yedigini tefhim igindir (Sultan Veled hazretleri). "TablT'deki ya, vahdet igindir; 
zaruret-i §iirden dolayi "har"a (ji_^) takaddiim etmistir. Ash (isj>y>- JJ») ol- 
mak lazim gelir, "bir obur" demek olur. Ya'ni, "Bir obur olan misafir mi'desi- 
ni davul gibi §i§irdi, birgok adamin yiyecegi taami yedi." 

81. ^atmak vaktinde gilti ve odada oturdu. Sonra cariyecik ofkeden kapiyi 
haflladi. 

Obur misafir uyku vaktinde kendisine gosterilen odaya gidip oturdu ve 
hane-i saadette bulunan cariyecik dahi yiyecegimizi yedin, bizi a? biraktm di- 
ye ofkelenerek odamn kapisim bagladi. 

82. r Di§artdan kapimn zincirini hirakh. 2%ra ondan ofkeli ve derdli idi. 

Cariye kapimn disansindan zincirini halkaya gegirdi ve kapiyi igeriden agi- 
lamayacak bir surette kapatti. Zira cariye misafirin gok yemesinden ofkeli ve 
ag kalmasmdan derdli idi. Bu kapamayi ona bir ceza olmak iizere yapti. 

83. Uaktaki kafire yece yansinda sabah vaktine kadar lakaza ve kann agrist 
geldi. 

"Takaza", def-i tabiiden kinayedir. 

84. Oiendi do$eginien kapi tarafina acele etti. Uaktaki elini kayvya koydu, 
hagh huldu. 

Def-i tabii igin do§eginden kalkip kapi tarafina ko§tu, kapiyi agmak iste- 
digi vakit di§andan baglanmis. bir halde buldu. 

jL Aii d\ X^J $y>- j 9y 9y jl~* aL>- Jl >^ <cL>- OiLiS ji 

85. tedbir yapici kapiyi agnakta tiirlu tiirlii tedhir yapii, halbuki acik olmadi. 

Q 



MESNEVt-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

misafir igeriden kapiyi agmak igin tiirlii tiirlii gareler bulmak igin tepin- 
di ve ugragti durdu, bir tiirlii o kapi agilmadi. 

86. Tahaza iahaza iizerine hane dar oldu. hayran ve adz ve hi-hu§ haldi. 

"Kaza-yi hacet sikintisi birbiri arkasina onu tazyik etti. Bu sikintidan 
dolayi evin igi ba§ina dar oldu. Ne yapacagini bilemeyerek hayrette kaldi 
ve aciz oldu ve kendinden gegecek bir hale geldi." "Deng", burada "bihu§" 
ma'nasinadir. 

87. O iedhir etti ve uykuya surtundii. ^ULyhuda hendisini viranede gordii. 

"Haziden", surttine surtiine yiiriimek ma'nasinadir. Ya'ni, "0 misafir son 
bir gare olmak iizere kendisini sikti ve zor ile ve tekelluf ile uykuya daldi. 
Rii'yasinda kendisini viranede gordii." Zira ehl-i nefs olan kimselerin gordii- 
gii rii'yalann pek gogu kendi fikir ve halinin aksidir. 

88. Jcira hi, onun hahnnda virane var idi. ^uyada dahi onun manzan ora- 
ya oldu. 

"Zira def'-i hacet tazyiki altinda bulunan misafirin hatinnda bir virane ha- 
yali var idi. Rii'yada dahi onun mahall-i nazan bir virane oldu." Ma'lumdur 
ki hadis-i serifde o>i £i f >Ji ya'ni "Uyku oliimun kardesidir" buyrulur. Diger 
bir hadis-i §erifde dahi jj^ oyy ur j oyy oy^~- ur ya'ni "Ya§adiginiz gi- 
bi oliirsuziiz ve dldiigiiniiz gibi ha§rolursunuz" buyurulmu§tur. Binaenaleyh 
insan uyamklik halinde ne fikir ve hayal sahibi ise rti'ya aleminde de o fikir 
ve hayali goriir. Bunun gibi dunyada ne hal ve sifat iizerine yasamakta ise 
oldiigii vakit berzahda dahi o hal ve sifat iginde kalir. 

89. Uahiahi hendisini halt hir viranede gordn, o derhal muhtag oldugu gibi pts- 
ledi. 

"Vaktaki o misafir rii'yasinda kendisini nasdan hall ve tenha bir viranede 
gordii, derhal ihtiyaci vech ile pisledi." "Riden", kaza-yi hacet etmek demektir. 



AHMED AVNt KONUK 

90. HXyandi ve o yatagi pislik dolu goriu.. Dzhrabdan Hvvane oliu. 

91. Topra|in ortmecligi boyle riisvayliktan iolayi onun i$inden yiiz huru$ zahir 
oliu. 

"Huru§", burada "feryad" ma'nasmadir. "Hak-pfis", satir ve ortiicu ol- 
makdan kinayedir. Ya'ni, "0 misafir kendisinin bu rezaletini higbir ortucii ve 
setr edici sey olmadigi igin ne yapacagim bilemedi ve icmden feryadlar ve iz- 
tirablarba§gosterdi." 

92. r Deai: Hr Benim uykum uyaniklt^imdan beteriir. Jlua bu tarafta yerim ve 
o tarafta -pislerim." 

j£ j*i jX>\ j\£ aS" Ob^Jl jj? I j Ij_^j I j i j L ff t <-&i 

93. CMezar dibinAe olan kafir aibi nr Ua siibur, va siibur!" diye bagmr ill. 

"Siibur", helaklik demektir. "Va suburaT'daki elif nida igindir. "Va", tees- 
siif ve hasret makaminda olan nidadir. "Va subura!", "ey helaklik, nerede- 
sin!" demek olur. Ya'ni, "0 misafir kendi rezaletini gordugii vakit helak ol- 
mayi ve yok olmayi temenni ederek va siibura! va subura! diye baginr idi." 
Nitekim kaflrler mezann ka'nnda ya'ni hayat-i berzahiyyede diinyada inkar 
ettikleri hayat-i uhreviyyenin varligini gordukleri vakit yok olmayi temenni 
edip boyle nida edeceklerdir. Onlann bu hali sure-i Ingikak'taki ilur 'jj\ ^ uf, 
\'j£ Jc'Z'SJJ »£>t\j 3 (in§ikak, 84/10-11) ya'ni "Ve amma kitab-i a'mali ar- 
kasindan verilen kimse, keske helak olup yok olaydim! diye temenni eder" 
ayet-i kerimesinde beyan buyrulur. Ve keza sure-i Furkan'da da boyle buy- 

rulur: \jk \j£ Ijpjlj l'jb-1 j \jj ' f '_^l y!« U fjjl' 'JJLa \y>\ 'c&jL \Z~J> U& (&* IjiJl \a\j 

(Furkan^ 25/13-14) ya'ni "Kaflrler azab matiallinden dar bir yere atildiklan 
vakit orada helaklerini isterler. Onlara denilir ki: Bu gunde bir helaklik iste- 
meyin. Qok cok helak ve yok olmak isteyin!". Ba'zi nushalarda ikinci misra' 
jy^, jjj oi>ir A^ib^rsuretinde vaki'dir. "Nitekim kaflrler niisur giiniinde he- 
laklik diye baginrlar" demek olur. Ba'zi nushalarda da jj* j*i ji oiyif ob- y^ » 
vaki'dir, hepsi bir ma'nayadir. 

Q 



MESNEVl-I SERtF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

ji dh\j dzVi>f jl JuTjj IJ j~*j <_~i jA Sj5> ^ *£ Jazz* 

94. CTVe vakit bu gece tamam olur, a$ilmaktan kapmin sesi zfihir olur diye mun- 
tazu idi. 

"Ser siiden seb", gecenin bitip tamam olmasindan kinayedir. Ya'ni, "Ya- 
tagi telvis eden bu misafir, ne vakit gece tamam olur da agilmak sebebiyle ka- 
pimn sesi zahir olur diye bekleyip durur idi." 

95. Ta ki o yaydan bir ok gtbi kag.sin, ia ki onu hi$ kimse boyle gormesin! 

Ya'ni, o bekler idi ki kapi acilsin da yaydan gikan bir ok gibi kacsm ve onu 
hicbir kimse bu hal-i rezalet iginde gormesin! 

96. \Kissa coktur, kisa ediyorum. kam a^-ildi, derd ve gamdan kurtuldu. 

Ya'ni misafirin o geceki iztirabinm hikayesi goktur, kisa kesiyorum. Niha- 
yet odamn kapisi agildi, o misafir de derd ve gamdan kurtuldu. Ba'zi nusha- 
da f. j ij3 j\ yerine ^ j ^Waki'dir. "Nihayet gamdan kurtuldu" demek olur. 



Mustafa (a.s.)m misafire oda kapisini acmasi ve o acicinin 

hayalini gormesin ve utanmasin da serbestce disariya gitsin 

diye kendisini gizlemesi 



97. CM,ustafa sabah geldi ve kamyi a$h. Sabahleyin o gumraha o yol verdi. 

Vaktaki sabah oldu, Server-i alem Mustafa (a.s.) gelip odamn kapisini ac- 
ti ve sabahleyin erkenden o hazret, o yolunu sasirmi§ olan kafire yol verdi. 



AHMED AVNi KONUK 

98. uMustafd ka-piyi agii ve aizlendi, id hi o muiield uiangan olmaya! 

Mustafa (a.s.) Efendimiz odamn kapisim acmakla beraber boyle bir mih- 
nete ve sikintiya mubtela olan misafir zat-i §eriflerinden utanmamak igin 
kendilerini gizledi. 

99. Ta ki o di$ariya scrhest aide, id ki kapiyi a$anin arkasmi ve yuzuriu aor- 
meye! 

100. ^J« fetr fet/ire arkasinia nihdn oldu, ya ondan onu Uiudd'mn idmam ort- 
mu§tur. 

Resul-i Ekrem hazretlerinin gizlenmesi, ya bir maddi seyin arkasina saklan- 
mak suretiyle vaki' oldu veyahud Hak Teala, o hazreti misafirin nazanndan 
etegini ortmek suretiyle vaki' oldu. "Hakk'in etegT'nden murad, "Settar" ism-i 
sertfinin eseridir. Bu ma'nevi bir ortiidur, bu ortiinun mahiyetini ve hakikatini 
maddiyat ile ta'rif etmek mumkin degildir. Nitekim maddiyat aleminde bile he- 
nuz sirn ve hakikati anlasrimayan §eyler goktur. Mesela manyatizma maddi- 
yat aleminde zahir olan bir eserdir. Fakat kunhunii ve hakikatini ta'rif etmek 
mumkin degildir. Bu gibi ahval evliya-i muhakkikin indinde vaki'dir. , 

Nitekim NefeMtii'l-Uns'te Hiiseyin bin Hameviyye menkibesinde soyle 
bir hadise menkoldiir: Ebu Cafer el-Harrar dedi ki: "Ben bir cemaatle Hasan 
bin Hamevi'nin meclisinde oturmus idim. basim oniine egmis idi. Ansizin 
bir sayha atti ve o sayha ile bizim gozumiizden kayboldu. Birbirimize bakis- 
tik. Us gun onu gormedik. tic, gun sonra gordiik ki, mescid kapisirtdan igeri- 
ye girmekte idi. Rengi degismisti. Heybetinden kimsenin soz soylemeye me- 
cali olmadi. §eyh Ebu Abdullah Haflfe bu halin ash nasil oldu, diye sordular. 
Cevaben dedi ki: yerinden gitmedi, fakat onun iizerine bir libas orttuler ki 
o libas ile gozlerden kayboldu." 

101. Sillahlin] hoyasi yah mestur eder. ndzir iizerine hir hi-^un -perde pej/- 
dd eder. 



*$%&> 



MESNEVl-I §ERlF §ERHl / IX. CiLT • MESNEVl-5 • 

"Sibga", boya demektir. "Teniden", burada "peyda etmek" ma'nasinadir 
ve bu masdann miiteaddid ma'nalan vardir, nitekim sirasi geldikge beyan 
olunmu§tur. "Allah'in boyasi"ndan murad, sifat ve esma-i ilahiyyedir. Ya'ni, 
"Allah Teala'mn sifat ve esmasi ara sira Settarlik ile zahir olup orter. bakan 
kimsenin gdzune ta'rife sigmayan bir perde peyda eder." 

102. Uiatta keniinin yamnda hasmi gormez. Uialik'in kudreti onion ziyade- 
iir, ziyadel 

Nitekim Resul-i Ekrem hazretleri Mekke-i Miikerreme'den hicret buyur- 
duklan gece Kureys. kafirlerinin muhasarasi altinda bulunan evden Hz. Ebu 
Bekir es-Siddik (r.a.) ile birlikte giktilar. u- j^ii- 'j*'j iL. '^>j ^ ^ uWj 
jj'jJ^ S/ j^i ',Jt CiMi (Yasin, 36/9) Ya'ni "Biz onlanri onleririd'en've arkala- 
nndan sed yaptik. Binaenaleyh onlan orttuk, onlar gormezler" ayet-i keri- 
mesini okuyup kafirlerin arasindan gegti, higbirisi onlan goremedi. 

J«>j OUy iji £JU cLA-J J~^ J 1 ^ 1 -^(jr* ls^^* 

103. <y\iusiaja onun gece ahvalini goriii. jakai 'JZ.abb'inin fermani mani idi. 

Mustafa (a.s.) Efendimiz gece vakti o misafirin ahvalini ve lztirabini bu- 
lunduklan mahalden gdrmekte idi. Fakat onu o sikintidan kurtannak igin Rab 
binin emr u fermani mani' olmus. idi; ve emr-i ilahi ile onu o halde birakti. 

104. %a ki habttan evvel bir yol aca, ia o fezahattan bir kuyuya du$meye! 

"Habt", kelimesinin miiteaddid ma'nasi vardir; burada "gece vakti nere 
ye gittigini bilmeksizin kor gidi§i gibi bastigi yeri gormeyerek gitmek' 
ma'nasinadir. Ya'ni "Resul-i Ekrem hazretlerinin gece vakti kapiyi agmama 
si ona rahmet-i ilahiyye nev'inden idi; ve ona kapiyi agsa karanhkta firlayi{ 
hane-i saadetten gikacak ve bastigi yeri gormeyerek gidecek idi; ve belki d< 
o yaptigi fezahat ve riisvayhk yiiziinden gece karanliginda bir kuyuya d< 
dii§;ebilecekidi." 

105. {Jakat htkmet ve emr-i asumani var idi, tahio hendisini oyle gore 1 . 
^^ 



AHMED AVNt KONUK 

Gece kapimn agilmasinda o misafir kendisini o miilevves hal iginde gor- 
memek igin hikmet-i ilahi ve emr-i asumani var idi. 

106. Qoh. adavetler variir ki o dostluh olur. Qok harabhklar var&u ki o mi'mar- 
lik olur. 

Zira gok diismanliklar vardir ki, sonunda dostluga mubeddel olur. Nitekim 
Hz. Omer (r.a.) Resui-i Ekrem hazrederinin viicud-i saadetlerine su-i kasd igin 
gikti; ve onun bu kasdi ve diismanhgi dostluga mubeddel oldu. Ve cenab-i pir 
efendimiz bu ma'nayi FihiMa Fih'in 43. fashnda §6yle buyururlar: 

"Hz. Omer yahn kilig mescid-i nebeviye tevecciih etti. sirada Cebrail 
(a.s.) vahiy getirdi: "Ya Resulullah, iste Omer miisluman olmak igin geldi. 
Onu yamna al!" dedi. esnada idi ki Hz. Omer mescidin kapisindan igeriye 
girdi; ve nurdan bir ok Mustafa (a.s.) Efendimiz canibinden gikip kalbine sap- 
landigim asikare gordii.- Bir na'ra vurup blhus. olarak dtistu. Caninda bir mu- 
habbet ve a§k zahir oldu ve §iddet-i muhabbetten Hz. Risaletpenah'in kapi- 
sinda eriyip mahvolmak istedi ve: "Ya Nebiyyallah bana iman arz buyur ve 
o kelime-i miibarekeyi soyle, ben isiteyim!" dedi. Ve miisluman oldukta dedi 
ki: "§imdi yahn kilig senin viicud-i mubarekine kasda gelmis. idim. Bundan 
sonra onun kefareti olmak iizere senin hakkinda her kimden senin san-i se- 
rifine naklsa veren bir §ey isitir isem filhal ona aman vermeyeyim!" Ve keza 
gok harabhklar vardir ki sonunda ma'murluga sebeb olur. 

107. liir fuzul, fislik iolu olan yaiugi kasien ZR.esul'iin huzuruna getirdi. 

"Fuzul", ma'nasiz is yapan ve soz soyleyen kimseye derler, Tiirkge'de 
"geveze" demek olur. Ya'ni, "Hane-i saadette bulunan bir geveze hizmetgi o 
yatagi kasden Resul-i Ekrem hazrederinin huzur-i serifine getirdi." 

108. 'Tieli hi: "Senin misafirin hoyle yapmistir, gor!" iSMemlerin rahmeii hir 
tebessiim buyur&u. 

miilevves yatagi getiren hizmetgi Resul-i Ekrem hazrederinin o misafi- 
re hiddet buyuracaklanni zannederek: "Ya Resulallah, gor ki senin misafirin 

^^ 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

bu gece boyle bir rezalet yapmi§tir!" dedi. Halbuki "aJwu *U-j Ui '^uLj' l.j (En- 
biya, 21/107) ["Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gdnderdik"] ayet-i 
keiimesi mucibince viicud-i §erifi alemlere rahmet olan Server-i alem Efendi- 
miz hiddet buyurmak §6yle dursun, bir de tebessiim buyurdular. 

109. Iluyurdu ki: "O mitharam huraya onume aetir, id ki hepsini kendi elim 
He yikayaytm!" 

"Mithara", ism-i alet olup igine su konulan ibrik ve sairedir, alet-i tathir 
demektir. Ya'ni, "Resul-i Ekrem hizmetginin sozune veyahud misafirin hali- 
ne giilmekle beraber hizmetgiye buyrudular ki: "Su kabini buraya huzuruma 
getir ki, bu pislikleri kendi elim ile yikayayim!" 

110. Diet hir kimse stcradi ve dedi ki: n< Hizim canimiz ve cismitniz iSftllah 
[no] . . i , , ,» 

if in. sana kurban olsun: 

111. nr Bu pislifli hiz yikayalim, sen birak! 'Bu iislub elin isidir, flonliin defiM" 

Ya'ni, hane-i saadette bulunanlann hepsi yerlerinden sigrayip dediler ki: 
"Bizim canimiz ve cismimiz ve suretimiz ve ma'namiz Allah igin sana kurban 
olsun! Bu pisligi biz yikayalim. Zira bu gibi mulewesat-i maddiyyeyi temiz- 
lemek uslubu, kesif ve maddt olan ellerin i§idir. Latif ve ma'nevi olan gonliin 
i§i degildir! Ya Resulallah, senin vucud-i §erifin ise latif ve ma'nadir ve goniil 
hukmiindedir." 

112. "By JZe-amruk, Uiak sana "amr" ta'hir etti, hinaenaleyh halife yapti ve 
kursu iizerine nashetti." 

Bahru'1-Ulum ve imdadullah (k.s.) kendi §erhlerinde buyururlar ki "Ey 
Le-amriik" hitabi Resul-i Ekrem efendimize "Bunu biz yikayalim!" diyenle- 
rin hitabidir. Ya'ni "Ey metbuumuz olan nebiyy-i zi§an, senin hayatina ye- 
min ederiz, muhakkak Hak Teala Kur'an-i Kerim'inde sure-i Hicr'de JjU3 
Oj^JJ r££- g^ r^'I (Hicr, 15/72) Ya'ni "Ey habibim, senin hayatina ye- 

© " 



AHMED AVNi KONUK 

mm ederim ki, muhakkak bu Lut kavmi dalaletlerinde mtitehayyirdirler" 
ayet-i kerimesinde sana "hayat" ta'bir etti ve kendini senin hayatin kildi. 
Zira senin bekan, beka-yi Hak'tir. Ve bu ma'nada sebeb budur ki, yemin 
ancak Hakk'in hayatina ve zatina yakisu. Zira gaynn omriinun bir i'tiban 
yoktur; ve Hak icin zeval dahi yoktur. Binaenaleyh senin igin zeval olmaz; 
ve Hak seni kendi halifesi yapti. Halifenin hayati ve bekasi miistahlifin ha- 
yatinin aymdir. Zira Hakk'in zati kendi esma ve sifatiyla halifede zahir ol- 
mustar." 

Ve diger sarihler "Ey Le-amriik" hitabini kelam-i Hakk'in nakil ve hika- 
yesinden addederler. Ve ma'nasim da boyle beyan ederler ki: "Hak Teala "Le- 
amriik" kavl-i serifinde sana "amr" ta'bir buyurdu ve senin omriine yemin 
etti ve seni "amr" ile yad etti; Ve adet-i Arab budur ki gayet aziz ve muhte- 
rem olan kimsenin omriine yemin ederler. Binaenaleyh boyle yemin son de- 
rece izzete delalet eder. Imdi seni kendi halifesi yapti". 

Halbuki hafi degildir ki bu ma'na tekelliifdur. Zira hilafet, halifenin iize- 
rinde Hakk'in fer'i oldugundan hilafetin ve son derecedeki izzet ve ihtiramin 
aralanndaki alaka anlasilamaz. 

^r u o-i ur^ur* ^-"^ y" ^yx (**Ols* y ^-^ <j\j>. I* 

113. nr Biz senin hizmeiin i$in yasiyoruz. CNiademki sen hizmet ediyorsun, o 
hdlde hiz neyiz?" 

114. TZuyuriu ki: "Oral hiliyorum, velakin bu bir saaitir ki, bunu yikamakta 
ken&imcehir htkmei vardir." 

Resul-i Ekrem hazretleri onlara cevaben buyurdu ki: "Bu soylediklerinizi 
biliyorum. Fakat bu saat bir saattir ki, bu rmilewesati bizzat yikamakta bir 
gizli hikmet vardir." 

115. uMuniazir ol&ular, deiiler ki: nr Bu 'CPeyaamber'in soziidiir, nihayet zahir 
gele ki bu esrar neiir?" 

Resul-i Ekrem'in "Bunda hikmet vardir" buyurmasi iizerine yikamak em- 
rine tesebbiisten vazgecip, "Bu Resul-i Ekrem'in sozudur, bakalim bunun 
icinden ne gibi sirlar zuhur edecektir", diye beklediler. 

9 



MESNEVl-1 SERfF SERHI / IX. CILT • MESNEVl-5 • 

116. O bu pislikleri cidd ile yikar idi. Uiassaten DiahK'in emrindendir, tak- 
lid ve riya degildir. 

Resul-i Ekrem hazretleri o misafirin pisliklerini kemal-i ciddiyetle yikar idi. 
Cunkii boyle yapmasi Hak Teala hazretlerinin emr-i hususisi icabindan idi. 
hazret bu fiili hiisn-i ahlak sahiblerine taklid igin veyahud halka bir tevazu' 
gosterisj yapmis olmak igin degil idi. 

yl y C~0\3- C— ~A L^Jji O ytj y \j jjp C-ii ^4 l Xii O 

117. JLira onun kalbi derdi ki: n< ~Bunu sen yika ki, burada kat kat hikmet 
vardirl" 

Ya'ni, Resul-i Ekrem hazretlerine bu iste vaki' olan emr-i hususi-i ilahi ve 
vahy-i rabbani melek vasitasiyla degil idi, vahy-i kalb ile vaki' olmus idi. 



Jj>I c-s-Lv 01 jJ ^*>LJI «u!p ^iija.^A '4jU«j OU^-4 01 dJJjS' fyrj s-^ 

Mustafa (a.s.)m hanesine misafirin riicu' etmesi sebebi. O saatte 

geldi ki, Mustafa (a.s.) hazretleri, onun miilewes olan yatagmi 

kendi miibarek eliyle yikardi; ve onun utanmasi ve elbisesini 

yirtmasi ve onun kendi nefsine ve kendi haline feryadi ve zariligi 



J'jij- J 1 ^~i£ J I j oT-bi tyj jl5*iL Ju ( J^J^ \j Jails' 

118. [Kajircic)in yadicjar bir heykeli var idi. Onu cjaib flordu ve o kararsiz oldu. 

119. 'TWi: "0 oia kiben yer tuttum, heykeli orada habersiz hirakhm." 
^^ 



P^ AHMED AVNt KONUK 

Ya'ni, hane-i saadette gece misafir kahp yatagmi berbat eden kafircigin ya- 
digar bir heykeli var idi. Kemal-i hacaletle hane-i saadetten kagtigi sirada bu 
heykelini kaybolmus. gordu ve lztiraba du§tii; ve onu aramak mecburiyetinde 
kaldi. Dedi ki: "Bu heykeli mutlaka ben gece kaldigim odada dii§urdum." 

120. Qer$i onun uianmasi var idi; ve onun utanmasini hirs cjotiirdu. ZHirs, e\- 
derhadir, kugiik bir sey degildir. 

Ya'ni, o misafir geceki halinden dolayi hane-i saadete doniip heykelini 
aramaga utaniyordu. Velakin heykelin hirsi utanmasina galib geldi. Zira hirs 
bir ejderhadir, kiigiik bir §ey degildir. Utanmak gibi birtakim iyi seciyeleri 
kahreder. 

121. Uieykel arkasindan acele iMustafa nm evine hostu ve onu gordu. 

"Vixsak", ev demektir. Binaenaleyh misafirin hirsi galib oldugu icjn hey- 
kelinin arkasindan acele Mustafa (s.a.v.) hazretlerinin hane-i saadetlerine 
kosta ve o hazreti gordii, 

122. DCi, o JTiUah'in eli o visligi ?icm bizzat giizel yikiyor idi hi, hotu gozlii on- 
dan uzak olsun! 

Bahru'1-Ulum hazretleri bu beyt-i §erifin §erhinde §6yle buyurur: "Kud- 
ve-i muhakkikin §eyh-i Ekber hazretleri buyurdu ki: "Allah'm eli", suret-i 
Hak ve suret-i halktan ibarettir; ve suret-i alem mazhar-i esma ve sifattir; ve 
suret-i Hak esma ve sifati cami' olan Hakk'in zatidir. Hak Teala Adem'i bu 
iki el ile ibda' buyurdu." Ve keza Hz. §eyh-i Ekber "iki el"i esma-i celal ve 
cemal ile tefsir buyurdu. Ve §eyh Muhibbullah(?) (k.s.) Fusus gerhi'nde bu- 
yurdular ki: Hakk'in sifati ve sureti arasinda zahiriyyet ve mazhariyyetden 
ba§ka fark yoktur. Hz. Mevlana (k.s.) bu ma'naya binaen Resul-i Ekrem 
hazretlerine "yedullah" ta'bir buyurdu. Zira Server-i alem Efendimiz'in zat-i 
mubarekleri suret-i Hak ve suret-i alem arasini ve esma-i miitekabiliyyeyi 
cami'dir." Diger §arihler, bu beytin ma'nasim boyle yazmi§lardir: "Resul-i 
Ekrem hakkinda Hak Teala ^.-C' 'Sj M % (Fetih, 48/10) ya'ni "Allah'in eli 



C £P#> 



MESNEVl-I §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

onlann ellerinin fevkindedir" buyurdu. Ve onun elini kendi eli gibi tuttu. Bu 
ma'na bir nev'i te'vildir ve a§agi bir sozdiir." 

123. Onun heykeli hahnndan gitti. Onda hir kan^ikkk zahir oUu, yakasini yirth. 
Heykelini aramaya gelen bu misafir, Resul-i Ekrem'i bu vaziyette gorun- 

ce pek ziyade sevdigi heykel hatmndan gitti. Batimnda bir kan§iklik zahir ol- 
du. Bu kari§ikhgin eseri zahirine de sirayet ederek elbisesinin yakasini yirtti. 

124. ihi elini yuziine ve hasina vururdu. 0(.ajasini da duvara ve hapiya vu- 
rurdu. 

Ya'ni, onun batimndaki karga§ahk §iddetle zahirinde de hiikum siirdii ve 
biiyiik bir cezbe iginde oldugundan elleriyle ba§ina ve yiiziine vurur ve kafa- 
sini da duvara ve kapiya vururdu. 

125. Oyle hi onun hurnundari ve hasindan kan revan oldu; ve o Server ona 
merhamet etti. 

misafir o derece doviindu ki burnundan ve ba§indan kan geldi; ve onun 
<bu haline Server-i alem (s.a.v.) Efendimiz merhamet buyurdu. 

126. Otafir "6y nas korkun!" deyici oldugu halde na'ralar vurdu, halk onun 
uzerine toplandu 

misafir bir taraftan boyle dovuniir, bir taraftan dahi: "Ey nas, ben akli- 
mi ve muhakememi kaybettim, benden korkun, size bir zaranm dokunma- 
sin!" diye de na'ralar vururdu. Onun bu hal-i acibini goren halk peyderpey 
etrafina toplandi. 

jt jy^- <s\£ *—* j. jl ■» j^' j-* S^tj ^ ^ s* J J 1 J J<_r* 

127. *6y akdsiz has!" diye hasina vururdu. "By nursuz gogusl" diye gogsiine vu- 
rurdu. 

"Ber", burada "gogus" demektir. Ya'ni, o kafir: "Ey akilsiz ba§, su tekzib et- 
tigin zat-i miibarekin hal-i §erifine bak da ibret al!" diye ba§ina vururdu. "Ey 

Q 



Sfp 3 " AHMED AVNt KONUK 

nur-i irfan ve zekadan mahrum olan sine ve kalb, bu izzet ve azamet-i niibiiv- 
vet igindeki tevazu'u gor de nur-i iman ile munewer ol!" diye gogsiine vururdu. 

ox* jj*- c^ y J 1 c ~* j^—v^ uyj J 5 " ' <j\*f ji */'^ •>**— 

128. O secde ederdi, derdi hi: "6y zeminin kullu, hu hakir olan cuz' senden 
uianmishrl 

"Mehin", hor ve zelil demektir. "Zemin"den murad, mezahir-i esma ve si- 
fat-i ilahiyye olan alem-i kesafet ve surettir. Resul-i Ekrem Efendimiz bil- 
ciimle sifat ve esma-i ilahiyyenin mazhan olduklanndan bu mezahir-i kev- 
niyyenin kulliidurler; ve sair nas ise esma-i muteferrikanin mezahiri olduk- 
lanndan bu kiilliin ciiz'udurler. Fakat ehl-i gafletin ne kiilden ve ne de 
ciiz'den haberleri yoktur. Cuz'iyyetleriyle beraber her birisi kulliyet da'vasi- 
na kiyam ederler. Ya'ni, "0 misafir huzur-i Risaletpenahi'de secde edip yu- 
ziinu topraklara sererek derdi ki: "Sen bu alem-i suretin kiilliisun, benim gi- 
bi hakir ve zelil olan bir ciiz, bu anda senin huzurunda utanmis. bir halde!" 

c5> j C^j j ,Jlfe f j^s- *? CS uU j* 1 t^ J* ^ y 

129. "Sen ki kullsiin, O'nun emrine hazi'sm. ^Ben hi ctiz'um., zalim ve $irhin 
ve azginim. 

"Sen zeminin kiillu oldugun halde yine hazi' ve mutezellilsin. Ben ise ciiz' 
oldugum halde zalimim ve fiilim girkindir ve emr-i Hakk'a kar§i serke§im ve 
azginim!" 

130. "6en- hi kullsiin. hor sun ve lerzansin. lien ki cuz'um, hilafda ve sehak- 
[130] i » ■ ■ J 

dayim. 

"Sen zeminin kullu oldugun halde miitevazi'sin ve aleak goniillusun ve 
Hak'tan titreyicisin. Ben ise ciiz', oldugum halde kull olan sana kar§i muha- 
lefetteyim ve her iste senin online gecmekteyim ve seni begenmemekteyim." 

131. Dier zaman uiizunu jojje $evirir idi, derdi hi: *6y cihanin kwlesi, yuztim 
yoktur!" 

misafir bu sozleri soylerken her an yuziinii goge gevirir ve alem-i ulvi- 
ye miiteveccih bulunur idi de derdi ki: "Ey cihanin kiblesi olan Nebiyy-i zi- 
§an, sana kar§i yiiziim yoktur, fikrimden ve halimden ve kavlimden ve fiilim- 
den senin dniinde utanmis, bir haldeyim!" 



MESNEVl-I §ERtF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

132. ^Uakiaki hidden haric iitredi ve girpinit, CMusiaja onu kendi yamna gekti. 

Vaktaki batininda zuhur eden cezbe iizerine onun cismi haddinden ziyade 
titredi ve girpindi, Mustafa (a.s.) Efendimiz onu kendi yamna ve tarafina gekti. 

133. Onu sakin etti ve onu $okluk ok§adi; ve onun floziinii ach ve ona ma rijet 
verdi. 

Resul-i Ekrem hazretleri onun batininda tasarruf buyurup §iddet-i cezbe- 
sini teskin etti ve onu ok§adi ve tatyib eyledi. Onun nefsinin ve aklinin go- 
ziinii agti; ve ona fehim ve irfan verdi. Zira aglamadan giilme hasil olur. 

134. ^ulut cujlamadik$a ne vakit cimen auler? Qocuk afllamadihga siit ne va- 
kit cus eder? 

Nitekim bulut aglar ve yagmurlanni doker. Onun aglamasindan gimenle- 
rin gulmesi ve nesv u nemasi zahir olur. Ve keza gocuk aglar, anasinin me- 
mesinde siit kaynar ve fi§kinr. 

jJl£ fr-ob x*j 17 jfj^j *£ jjja -Ub,^ ojjj Si Jit 

135. ISir giinluk cocuk, ?e/ifc olan dayeye erismek vein aglayayim diye yolu hilir. 

Bir gunliik gocuk bile sefkatli siit ninesini ve murebbiyesini kendi yamna 
celb igin aglayayim der ve siit ninesini celbetmenin yolunu bilir. 

OlSolj j\ j^ ^.j^ji -*-*■> *£ Ol^ib *«ub aS' ^b^ y 

136. Sen hilmez misin hi, miirebbilerin miirebhisi, aglamaksizm o hedava ola- 
rak sutii az verir. 

"Sen bilmez misin ki, rububiyet-i mutlaka sahibi ve miirebbilerin mureb- 
bisi olan Hak Teala hazretleri, kul aglamaz ve miinacat etmezse, ilim ve ir- 
fan siitiinii bedava olarak az verir." Bu beyt-i §erifden anlasUir ki, salik agla- 
maz ve Hakk'a niyaz etmezse, gerek miitalaadan ve gerek sohbetten iktisab 
ettigi ilim ve irfan az olur. Aglayip niyaz ederek "Rabbi zidni ilmen" (Taha, 
20/144) ["Rabbim ilmimi arttir!"] demekicab eder. 

^^ 



AHMED AVNl KONUK 

j€i£ J^i jJm ijij, \j > J.jf \jk \£j j c-if 

137. "Ue'l-yehku kesiran" huyuriu. ZKulak tut, ta hi ZKiraiflar'm fazlimn sii- 
tii dfikiilsun! 

Bu beyt-i serifde sure-i Tevbe'de olan ayet-i kerimeye islret buyrulur. 
Ayet-i kerime budur bjlJC iyi? iL Syr \Jf i_£3j Vi ijk^Ji (Tevbe, 9/82) 
Ya'ni "Kazandiklan sey'sebebiyle'ceza verilmekle az giilsiinler ve 50k agla- 
sinlar". Bu ayet-i kerime hadd-i zatinda munafiklar hakkindadir. Fakat mu- 
fessirler hiikmunun umumt oldugunu beyan ederler. Nitekim Hz. Fir efendi- 
miz dahi bu hukmiin umumiyetine isaret buyururlar. Ya'ni, "Ey salik, Hak 
Teala Kur'an-i Kerim'inde "£ok aglasinlar!" buyurdu. Bu ma'naya kulak tut 
ve boyle yap ki, Fail-i Mutlak hazretlerinin fazl ve inayetinin sutti dokulsiin!" 

138. liulutun ajjlamasi ve aiinesin harareti vardir. ^unyanin iiregi ancak bu 
iki ivlik huk.iicud.ur. 

"Tab", "taften" masdanndan emr-i hazirdir. "Riste", iplik; "riste-tab", 
vasf-i terkibi olup "iplik biikucu" demek olur ki, "nazim olmak"tan kinayedir. 
Ya'ni, "Bulutun aglamasi mesabesinde olan yagmur vardir; ve giinesm dahi 
harareti vardir. Diinyamn diregi ancak bu iki nazimdir. Zira yagmur yagmasa, 
kurakliktan nebatat yanar ve hayvanat kurakliktan helak olur; ve eger giine- 
sin harareti olmasa tiirlu meyveler pismez ve cjceklerde renk zahir olmaz idi." 

j*" 1 J ^j u^j* J (»— *■ is-***' ^ J* t -^ il J A* JJ~* ^^ £ 

139. Gger aiinesin harareti ve bulutun aoz yasi olmasa idi, ne vakit cisim ve 
araz iri ve kalm olurdu? 

"Cisim"den murad, alelumum madde-i esja ve "araz"dan murad, bu me- 
vadd ile kaim olan sifatlardir. Mesela renkler alelumum arazdir,- ve bunlann 
kesafetle zuhuruna sebeb giinesin ziyasi ve hararetidir. Zira giine§in ziyasi 
menekse, givtdi, mavi, yesil, sari, turuncu, kirmizi olmak iizere yedi renkli- 
dir; ve mesela bir cjcegin mavi goriinmesi kendisini teskil eden mevaddin bu 
yedi ziyadan altisim gostermeyerek yalniz maviyi gostermesindendir. Diger 
e§yanin renkleri de boyledir; ve hararet dahi bu ziyaya tabi'dir. Yagmurun 
te'sirat ve fevaidi ise izahdan mustagnidir. Velhasil bunlar dunya dedigimiz 
bu alem-i kesafetin nizamim te'mine vasita olmak iizere mahluktur. Cisim- 
ler ve arazlar bunlardan ne§v ii nema bulur. Ikinci misra' Hind niishalann- 

® 



MESNEVt-t'SERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVt-5 • 

da Ja-* j cJj u fUsd tsjut,/" suretindedir. "Ne vakit bizim ecsamimiz buyuk 
ve kahn olurdu?" demek olur ki, mealen farki umumiyet ve hususiyetten 
ibarettir. "Sitabr" (>-) yahud "sitebr" 0~-»), "kahn ve galiz" demektir. 

140. 6ger tit hararet ve bu afilama asil olmasa idi, bu her dort fasti ne ma' mm 
olur tat: 

Eger giinesin bu harareti ve bulutlann bu aglamasi, dunyamn nizam iize- 
re devrinde asil ve esas olmasa idi, ilkbahar, yaz, sonbahar ve kistan ibaret 
olan diinyamn bu dort fash ma'mur olur mu idi? 

Cenab-i §eyh-i Ekber Tedbimt-i Mhiyye' sinde bu fasillar hakkinda §6yle 
buyurur: "Ilkbahar fash hem sicak ve hem rutubetlidir. Sicaklik ile ratibhk ha- 
yatin tabiatidir; ve insamn nefs-i hayvaniyyesi muhakkak ilkbaharda hare- 
ket etmek ve gezmek ve mesirelere teferriice gitmek ve tenezziih eylemek 
icin ne§at bulur; ve bu hali herkes ilkbaharda kendi vucudunda hisseder. Zi- 
ra bu haller bilciimle hayvanat ve nebatat hakkinda hareket-i tabiiyye zama- 
nidir. iste nefs-i hayvaniyye hareket-i tabiiyye zamani olan bahar sebebiyle 
ihtizaz eder. Yaz mevsimi sicak ve kuraktir; ve sicaklik ile kurakhk atesjn ta- 
biatidir; ve cism-i insanide ihtiyarhk mukabilidir. Sonbahar soguk ve kuru- 
dur, bu da vucud-i be§erde oliim tabiatina tekabul eder. Ve kis, zamani soguk 
ve ya§tir. Bu da hayat-i insaniyyede tab'-i berzaha tekabul eder. 

141. {jiinesin harareti ve cihanm bulutunun ajjlamasi mademki cihani latif 
acjizli tuiar. 

"Ho§-dehan", tebessumden kinayedir. Ya'ni, "Hararet ve yagmur madem- 
ki diinyayi mutebessim bir halde tutuyor ve cayirlan ve cjmenleri hal-i tera- 
vette bulunduruyor-," 

142. JTlkil aiinesini hararette tut! Qozii, yas parlatici bulut gibi tut! 

"Binaenaleyh ey salik, sen dahi akil giinesjni tefekkiir harareti icinde tut 
ve goz yasmi da aklin bu tefekkurati hararetiyle bulutlar gibi parlatici ve 
dokiicii yap!" Malum olsun ki, insan diigundugu §eyde miistagrak olup bu 
tefekkiiratin eseri cisminde zahir olur. Eger mahzun ve miinkesir olursa 
goziinden ya§lar akmaga ba§lar. Nitekim bu ma'na sure-i Maide'de vaki' 



AHMED AVNt KONUK 

j^Ji j» \£)> Lj. ^jJi 'ja 'jkJ '^J\ J'j jjljJi J\ Jjjf u ijU- ii£j (Maide, 5/83) 
ya'ni "Resul'e' nazil' olan §eyi dinfedikleri'vakit sen onlann gozlerinin 
Hak'tan arif olduklan §eyden dolayi yastan ta§Ugini goriirsun" buyurulur. 
Zira ki§i dinledigi seyin teessiiriinden aglayabilir. Binaenaleyh salik igin en 
kestinne yol tefekkurdiir. Nitekim hadis-i serifde *±* &**■ «jU ^ ^ i*u Jjj 
Ya'ni "Bir dem tefekkiir, yetmis sene ibadetten hayiriidir" buyrulmustur. 

ij> j! t->l OU *£ \j Olj 01 jj>- *S *j>- JiU Oj^- CjX>\i, Ob^i |t-i^- 

143. tSana kupttk focufc gibi aglayta goz lazvrrulir. ekmeyi ax ye ki, ehnek 
senin suyunu floturiu. 

Ey salik, sana kiicuk cocuklar gibi aglamak lazimdir; ve bu aglamak tefek- 
kiir ile hasil olur. Mesela diisun ki cemadatin milyariarda bin nebat mertebe- 
sine gelmez; ve nebatattn milyariarda biri hayvan mertebesine gelmez; ve 
hayvanlann milyonlarda biri de insanhk mertebesini bulamaz; ve insanlann 
yiizbinlerde biri idrak-i sellm ve akl-i tamm sahibi olamaz; ve akl-i tamm sa- 
hibi olanlarm binlerde biri mebde' ve meadmi diisiinemez. Mebde' ve maadi- 
ni dusunenlerin binde biri dogru yolu goremez. Imdi ey salik, vaktaki sen bu 
meratibi gegip idrak-i hakayik derdine dustiin ve insan oldugun halde tab'an 
hayvaniyet dairesinde yasadigini anladin, bu hal senin igin aflanacak bir hal 
degil midir? Binaenaleyh hayvanhgin icabi olan yemek ve igmekle az mesgul 
ol ki viicudundaki kesafet azalsin ve ruhun kuwet bulup kalbinde rikkat ha- 
sil olsun. Eger boyle yapmaz ve yemek ve igmekle mesgul olur isen kesafet-i 
viicudiyyen rikkat-i kalbe mani' olup sende bu tefekkiirattan goz yasi peyda 
olmaz. "Adam sen de! Cenab-i Hak kerimdir, elbet bize de bir gun inayet 
eder!" demekle omrixn beyhude geger. Zira senin bugunkii halin Hakk'in ina- 
yeti oldugu halde onun kiymetini bilmedin. Seni insan yaptigi halde bu ni'me- 
te karsi kiifran edip hayvanlik tab'ini ihtiyar ettin. 

144. CMademki cisim aztk iledir, can dali yaprak dokiiculukte ve hazandadir. 

Cismin gidasi cok oldugu vakit, can dali, sonbaharda agaglann yaprakla- 
n dokuldugii gibi, kendi yapraklan mesabesinde te'siratini kaybeder. "Can 
dali" ta'bir buyurulmasi, efrad-i beserdeki ruh-i insaninin ruh-i kiillinin per- 
tevi olduguna isarettir. Ruh-i kulli bir "agac"a ve efrad-i beserin her birinde- 
ki ruh-i insani de "dal"a tesbih buyurulmustur. 



MESNEVU §ERfF §ERHi / IX. CtLT • MESNEVI-5 • 

145. Teuin. azuji, canin azihsizligulu . Qahuk bunu eksiltmeh ve onu ziyade et- 
mek lazimiir. 

"Berg", burada "azik ve gida" demektir. Sultan Veled hazretleri bu beyti 
§6yle izah buyururlar: "Cismaniyet ne kadar kavi olursa, ruhaniyet o kadar 
zayif olur. Binaenaleyh ruh kavi olmak igin cismaniyetin ziyadele§mesi esba- 
bini eksiltmek lazimdir." 

cr^ J-* j- 3 J 3 j* j> ^ijji b " c? £j>. ijij oJ J»} ^ L^j* 1 

146. tjAllah'a ikraz elin, \>u ienin azujindan karz ver! Ta ki ivazinia goniil- 
le s-imen hitsin! 

Bu beyt-i §erffde sure-i Muzzemmil'de vaki' \y& C'j iLi- (S) '*ui ijUjr, 
aji jl* d jo*j ^ ^ ^SL^'u (Muzzemmil, 73/20) ya'ni "Allah'a karz-i hasen ile 
ikraz' edih. Nefsiniz igin takdim ettiginiz §eyi Allah'in indinde bulursunuz" 
ayet-i kerimesine i§aret buyrulur. Bu ayet-i kerimenin tefsirinde ulema-i za- 
hir derler ki: "Karz"dan murad, Allah igin sadaka vermek ve mahm Hak yo- 
lunda sarf etmektir ki, gerek dunyada ve gerek ahirette onun bedelini eda ve 
ihsan eder. Ve ulema-i batin bu ma'na-yi zahiriden ba§ka diger bir ma'na da- 
hi beyan edip derler ki: "Karz"dan murad, ki§inin viicud-i abdanisidir. Bu vii- 
cud-i abdaninin huzuzunu Hak yolunda terk edip onu Hakk'a feda etmek 
onu karz-i hasenle Hakk'a ikraz etmektir ki, Hak bu karzi viicud-i Hakkani- 
sini vermek suretiyle oder. Ve diger taraftan ehl-i hakikat indinde "halka karz 
vermek" hakikatte Hakk'a vermektir. Zlra halkin vucudu, Hakk'in Varhgin- 
da ve viicudunda miitekevvin bir niimayi§ten ibarettir. Nitekim hadis-i kud- 
side Musa (a.s.)a varid olan hitabda j~>& ^ c~>- ya'ni '"Aciktim, beni it'am 
etmedin!" buyrulmu§tur. Kulun it' ami bu mertebe-i kevnde Hakk'i it'amdir. 
Beyt-i §erifde hem ma'na-yi zahiri ve hem de bu ma'na-yi batiniye i§aret bu- 
yurulur. Ya'ni, "Bu cismin gidasindan muhtag olanlara tasadduk ve infak et 
ki, Hak Teala ona bedel senin kalbinde feyiz gimenleri bitirsin! Ve keza cis- 
minin hazzim ve nefsini Hakk'a feda et ki, ona bedel olarak kalbinde mii§a- 
hede-i hakaik gimenleri bitsin ve her §eyi viicud-i Hakkani ile goresin!" 

147. ZKarz ver, lenin \>u lokmasmdan eksilt! Ta ki n J2a aynun raet"in yiizu 

/inriinciin ' 



CVajgcgB 



AHMED AVNl KONUK 

Bu beyt-i gerifde ^ «_Ji» J* )*>- V _> c-*~- oil M j of, j^ ^i* u^-UJi t5jU ojo*i 
Ya'ni "Salih kullanm igin goz gormedik ve kulak istimedik ve be§erin kalbi- 
ne hutur etmedik sey hazirladim" hadis-i kudsisine i§aret buyurulur. Ya'ni, 
"Huzuzatim Hakk'a odiing ver ve teninin bu lokmasindan eksilt de Allah'a 
ikraz et! Ta ki bu zahiri gozlerin gormedigi vech ve zat miisahede olunsun!" 
Bundan murad tecelli-i zatidir. Ya'ni riyazetle cismini zayiflat, ruhun kuwet 
bulsun ve ruhun kuvveti netlcesinde sana tecelli-i zat vaki' olsun, demek 
olur. 

148. ^Vakiaki ten hendisini qubreden halt ede, miifkien ve iclale mensvib olan 
inciden dolu eder. 

Vaktaki cisim hayvaniyetin muktezasi olan yiyip icmeyi terk edip kendi- 
sini gubreden hall eder, Hak Teala hazretleri o cismi ruhani olan giizel koku- 
lardan ve iclale mensub olan maarif ve hakayik incilerinden dolu yapar. 

Yiyip igmeyi terk etmekle insan yasar mi? bu hususta §eyh-i Ekber Muh- 
yiddin Arab! (k.s.) hazretlerinin TedbMt-i Mhiyye'sinm 16. babindaki iba- 
reler aynen naklolunur: ^ u j <* *i A* V iv^ JT *UJ %_yi>y> ^ ._•*- * 1 - ijJI ^ ^ 

£• o^ 1 J jy¥^ l$JU*i^l iij j L^-ap jj4 jx* »li* o-L^I *LiVl ^ Vl oxtjsb oh j Lu=; 

*j> <ujf y&U rb>u V J^tiil S-La> _} 5_j-i-l -^J^J S-'W""' *»-k* ^ t/!' i^jJsMl o-AA djji »Aj ^ji *J 

*lil £. ^^i jsJ>-^ £-4-' Oi* J ^ ay^ 1 *kl** J^ W" a-^ ^-V^ 1 Ji> ^ V Oty^l 

o/j oi ^ jiS Ya'ni "Ma'lum olsun ki, muhakkak gida her bir mutegaddi- 
nin bekasi igin mevzu' bir sebeb-i ilahidir. Ondan onun igin gina yoktur. Ve 
bizim ile tabiiyyun arasinda esyada ancak i'tiyad olunan gida kaldi. tmdi biz 
bir suretle hayatin tab'i olan rutubet ve hararetin bekasi sebebiyle mutegad- 
dide beka-yi hayatla beraber aylarca ve senelerce onun ademini ve isti'mali- 
nin terkini tecviz ederiz. Binaenaleyh Hak onu tagdiye ettikge ve onda hayat 
yarattikga baki kahr. Onlar ise indlerinde olan at'imeyi vucud-i hayata sebeb 
goriirler. Ve bu fasil onun hakkinda muhalifler ile kelama muhtag degildir. Zi- 
ra tarik-i tasavvuf, muhaliflerin miicadelesi iizerine mebni degildir. Zira onlar 
ayn-i cem' iginde olup nasil layik olursa kalbleriyle Allah ile mesguldiirler." 
Gergi Hz. §eyh'in bu beyanati cismanileri ikna edemez. Fakat bu soz Hak 
yolunun saliklerine mahsustur. Bu hususta cismanilerin inkarlannin kiymeti 
yoktur. Zira ehl-i tasavvuf indinde bu hakikat fiilen sabittir. 

O 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVt-5 • 

>Jir ji J 1 U 7 V s ' jfa J 1 ^ J?\ J -*V <-^ <y-J 

149. ISu murdarliktan kurtulur ve iemislik gofuriir. Onun teni n ~$uiahhira- 
kum'den miintefi' olur. 

"Yutahhirakum" lafziyla, sure-i Enfal'de olan ^ j^=4 '£ e.i^ — » j* (iO* J>o 
oii^sJi "y>rj '<& L-»!Cj *i (Enfal, 8/1 1) Ya'ni "Allah Teala sizin iizerinize onun- 
la temizlenmek igin g'dkten su indirir ve sizden §eytamn murdarhgim giderir" 
ayet-i kerimesine isaret buyrulur. Bu ayetin sebeb-i nuzulu budur ki: Bedir 
gazasinda rmisriklerin askeri su tarafinda idi. Mii'minlere su tedariki gtig ol- 
du. Halbuki mu'minlerin ba'zilanna su da iktiza etmis. idi. §eytan onlann kal- 
bine "Eger siz hak uzerine iseniz, nicin boyle susuz ve kirli bir halde kaldi- 
niz? Halbuki miisriklerin suyu boldur" diye vesvese vermeye basladi. Miite- 
akiben yagmur yagdi, asker-i Islam suya kandilar; ve §eytamn vesveseleri 
onlardan zail oldu. Cenab-i Pir efendimiz "mucahedeyi ve riyazefi "rahmet 
suyu"na tesbih edip bu riyazet sebebiyle salikin masiva-yi Hak'la huzuzat-i 
nefsaniyye cunubliigimden kurtulacagini ve taharet-i cismiyye hasil olup 
"Yutahhirakum" ayet-i kerimesinin ma'nasindan intifa' eyleyecegini ve §ey- 
tamn vesveseleri zail olacagim beyan buyururlar. 

150. $eytan seni korkuiur ki, " (Safari ve sakm bundan -pieman olur sun ve mah- 
zun olur sun!" 

151. "Gjjer sen bu heveslerien cismi anhr isen, sonra pisman ve gamli olacaksinl" 

Ey salik, sen riyazete ba§layip ekl ve surbii tenkis ettigin vakit §eytan se- 
ni korkutur ve kalbine vesvese verip der ki: "Sakm sakin ha, bu mucahede 
ve riyazetten pi§man olursun ve senin cismine yapacagi za'f ve fenahktan 
dolayi mahzun olursun!" 

152. nr Bunu ye, hardir ve mizaana ildg.hr; ve onu nef ve ila$ian iolayi if.'" 

Ve keza der ki: "§u nevi' gidalan ye ki, onlarda hararet vardir ve senin 
tab 'in bariddir. Binaenaleyh bu gidalar senin mizacimn ilaci olur; ve su mayi- 
ati da viicuduna nef i oldugu ve ilag olacagi igin ig! Zira Resul-i Ekrem hazret- 

© 



AHMED AVNl KONUK 

leri oyu*Ji j* p ja *ui J\ i_^i j ^ tjjii\ jtp ya'ni "Kavi olan mu'min hayirhdir 
ve Allah Teala'ya zayif olan mu'minden daha sevgilidir" buyurur. 

153. Diem bu niyet iizerine hi ten merhebdir. O seyi hi huy etmi§tir, ona o 
asvabdu." 

"Hem bu niyet iizerine ye ic, ki, ten ruhun merkebidir. Hadis-i serifde S~* 
i# jijii d>4** ya'ni "Nefsin senin binek hayvamndir, ona nfk ile muamele et!" 
buyruldugu cihetle nefsini zayif diisurme ve onu ac. birakarak ta'zib etme! 
Sonra sana merkeblik vazifesini yapamaz. Ve nefsinin ah§tigi sey her ne ise 
ona en asvab ve muvafik olan sey de odur." 

154. Sakm huy do'ndurme hi ona halel gelir! ^Dimaga ve halhe yuz illet dojjar. 

Ya'ni, "Resul-i Ekrem hazretleri »jj~ u oju jr .LpI ya'ni "Bedenin mecmu'na 
aligtigi §eyi ver!" buyurdugu cihetle bedenin i'tiyadini bozma ve iilfet ettigi §ey 
ne ise onu ver! Eger buna muhalif hareket edersen bedenin sihhati bozulur. Di- 
magda ve kalbde bircok illetler peyda olur. Sonra ibadete kudretin kalmaz." 

155. a\$ah seytan boyle tehdidler getirir. Dialh iizerine yuz efsun ohur. 

aleak seytan zahirde ma'kul gorunen boyle tehdidler gosterir.- Fakat 
bunlann hepsi cismi kuwetlendirip nihu zayiflatmak icindir. Halk uzere bu 
gibi bircok efsun okur, ya'ni aldatici vesveseler soyler. 

\j jLs; ^Ju \,_j \j \ji ji i jL- ^jJW- J-iyf- 

156. \Keniisini devada Calinos yapar. O^ihayet senin hasia olan nefsini aldatu. 

"Calinos", etibba-i yunaniyyeden meshur bir hekimin adidir. Ya'ni, "§ey- 
tan kendisini, senin nefsinin tedavisi hususunda Calinos gibi bir hazik dok- 
tor yapar. Nihayet senin ma'nen hasta olan nefsini aldatir ve o hastalik igin- 
de imrar-i hayat etmesine sebeb olur." 

157. 'Der hi: n<r Bu sana, derd ve gamdan menfaathr." Sadem'e dahi bugday 
hahhinda hunu dedi. 



*$$&> 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVi-5 • 

§eytan der ki: "Bu gidayi ye ki, senin vucudundaki agnlara ve kalbinde 
gama ve sikintiya faidesi vardir." mel'un Adem (a.s.)a dahi bugday hak- 
kinda buna miimasil soyledi ve vesvese verdL Nitekim sure-i Taha'da Hak 
Teala hazretleri ondan haber verir: ij*z J* 'Ji>\ J* (*\C ju oik^i *Ji ^^j 
Jl u jTj JuJi (Taha, 20/120) Ya'ni "§eytan ona vesvese verip dedi'ki: "Ya 
Adem, sana ebediyet agacina ve zevali olmayan miilke delalet edeyim mi?" 

158. Diey hey, heyhah one getir! Senin dudahlanni levlselen huker. 

"Hey", tehdid ve tahvif ve ceza ve istihza mukabilinde haberdar etmek 
ma'nasinda miista'meldir. Ve "heyhat", Arabi'de "uzak oldu" ma'nasinadir. 
Farisiler tahassiir ve teessuf makaminda kullamrlar. "Levise", nalbantlann 
azgin hayvanlann dudaklanm kistiklan bir kiskidir ki, "yava§a" derler. Ya'ni, 
"§eytan senin dntine boyle birtakim tehdid haberlerini ve tahassiir ve tees- 
sufleri getirir. Bu tehdid ve teessufler hayvanlann agzina vurduklan kiskiya 
benzer. O seytan bu kiski ile senin dudaklanm sarar, baglar." 

J>J y~ lj juf tlC JjLc I; J*J CJj ji ^j c?lfJ y?** 

159. O^fal vaktinle aim iuiaklari gibi. O^ihayet aii iasi la'l gibi gosierir. 

Cisim, "at"a ve seytan, "nalband"a ve onun vesveseleri, "kiski"ya ve 
huzuzat-i nefsaniyye dahi "nal"a tesbih buyrulmu§tur. Ya'ni, "§eytan bu 
cism-i hayvanini kendisinin dalalet yolunda kogturmak igin idrakinin du- 
daklanm vesvese kiskisi ile bilker ve ona huzuzat-i nefsaniyye nallanm vu- 
rur. Nihayet boyle bir kimseye adi bir ta§i la'l ve fenayi iyi gosterir." 

160. senin kulaklanni ahnkulagi gibi tutar; hirs ve kesb tarajina $ek&<c. 

Ya'ni, "§eytan seni boyle bagladiktan soma senin kulaklanndan atin ku- 
lagi gibi tutar. Hirs-i diinya ve kazanc. tarafina ceker." Sultan Veled hazretle- 
ri kesbi, zaruri olmayan ve ikaba miieddi olan kesb suretinde §erh buyurmu§- 
lardir. Zira hayat-i diinyeviyyede herkes ailesinin nafakasini §er'an kazan- 
makla miikelleftir ve ticaret mesni'dur. Nitekim sure-i Nisa'da ij^f'^iJi i£\ i 
'£L j>\) ^ s'jUj 0j5j oi \ jWJt '^Z '{&\y\ ijirt : Si (Nisa, 4/29) ya'ni "Ey 
mii'minler aramzda mallanmzi baul sebeb ile yemeyin. Meger ki birbirinizden 

O 



AHMED AVNt KONUK 

razi ve ho§nud olarak ve ticaret tarikiyla ola!" buyrulur. Mezmum olan §ey 
ticarette hirs ve hiledir. 

161. iSeTHti ayaflina istibahdan hir nal vurur ki, sen onun derdinden yoldan ka- 



lusin. 



Ya'ni, idrakinin ayagina fakr ve zarurete dii§mek subhesinden bir nal vu- 
rur. Tevekkiil ve kanaati kalbinden kaldinr. Bu §ubhe sende cem'-i mal hir- 
sini tevlid eder. Varidatin yiiz olup te'min-i mai§ete kafi iken bunu iki yiize 
gikarmak igin kalbin ve fikrin tiirlii tiirlii tedbirlere miiracaat etmekle mesgal 
olur. Yoldan ya'ni tarik-i Hak'da terakkiden kahrsin; ve seytamn emri altin- 
da ya§adiginin farkina varamazsm. Bununla beraber ihv&mn ile sohbet esna- 
sinda Hakk'in rezzakligindan bahsetmekten de utanmazsin. 

> J-s* as* r? oTl ,^r ji\ jir _,i ji^y ofc-~* ji j*i 

162. Onun fiili o iki iste tereddiiddur. n< Hunu mu yapayim, yahud onu ma ya- 
■payim?" i5fyah ol, akil tut! 

§eytamn Mi, diinya ve ahiret iginde tereddiid ilka etmektir. insan bu 
ilkaya binaen tereddude diisup "Acaba diinya umuruyla mi, yoksa kamilen 
ahiret umuruyla mi me§gul olayim?" der. Ey mutereddid olan kimse, eger 
sende boyle hal varsa bil ki, §eytamn ilkaati altindasin, agah ol da aklmi ba- 
§mda tut! . 

163. Onu yap ki O^ebinin muhtaridir. Onu yapma ki deli ve gocuk ywptu 

Gerek diinya ve gerek ahiret iskrinde Resul-i Ekrem Efendimiz'in ihtiyar 
buyurdugu yolu tut ki, selamet ondandir. Zira Resul-i Ekrem Efendimiz'in 
sa'y-i kullileri ahiret icin olmakla beraber diinya umurunu da busbiitiin miih- 
mel birakmadilar. Ve makarr-i daimi olan ahiretin umurunu kiilliyyen ta'til 
edip diinya umuruna dalmak akilsizhk ve deliliktir; ve diinya umurunu ta'til 
edip busbiitiin kendisini ahiret umuruyla me§gul etmek dahi cocukca bir ha- 
rekettir. ifrat ve tefrit her hususta mezmiimdur. Bunun igin sure-i Kasas'ta 
jji ilji 'jU-i is Cr l*5 i CuJi 'ja jL^j '^ u"j s'^ui jijji iii JLi Li jLj j (Kasas, 
28/77) ya'ni "Allah'in sana verdigi §eyde ahi'reti taleb et ve diiriyadan nasi- 
bini unutma! Allah'in sana insan ettigi gibi sen de ihsan et!" buyrulur. Bina- 

^^ 



MESNEVf-f §ERfF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

enaleyh Resul-i Ekrem hazretlerinin ihtiyar buyurduklan tank, dunya umu- 
rpnda dahi Hakk'i unutmayarak sa'y etmektir. Ve bu ma'na Sjiv J^" U JW-j 
<Iii /■> j*. ^ u_j (Nur, 24/37) ya'ni "Rical vardir ki onlan ticaret ve satis. Al- 
iah'iri zikrinden me§gul etmez" ayet-i kerimesinde de beyan buyrulur. 

1 64. Cennet ortiildu, ne ile ortiilmus oldu? tlMekruhlar ile ki ondan ekin ziya- 
dedir. 

Bu beyt-i serifde oi_*jtJi jUi cj^j Sj i&l <4-i cj&- ya'ni "Cennet mekruhlar 
ile ortiildu ve cehennem §ehvetler ile ortuldii" hadis-i §erifine isaret buyrulur. 
Birinci misra'daki "gQ§t", "olmak" ma'nasma olan "ge§ten" masdanndan fiil-i 
mazidir. ikinci misra'daki "ke§t", zer' ve ekin ma'nasinadir. Ma'lum olsun ki, 
nefis, ayn-i cehennem olan bu alem-i kesafet ve tabiattan mahluk oldugun- 
dan, meyli de kendi cinsi olan bu alem-i kesafete ve onun huzuzatinadir. Ve 
run, alem-i ulviden oldugundan onun meyli kendi cinsi tarafinadir. Imdi nef- 
se bu alemin huzuzatindan vazgegmek mekruh ve igrenc. goruniir. Halbuki 
cehennem bu diinyamn huzuzati ile ve §ehevat-i nefsaniyye ile 6rtulmu§tur; 
ve cennet dahi onun mekruh gordiigii ezvak-i ruhaniyye ile 6rtulmu§tur. im- 
di bir kimse mekruhati ihtiyar ederse, alem-i ahiretteki intifa'i ziyade olur. 

Uijl c— ~J» £ «JL. ji -US' *S" Ui j j olo- j Jjl jj~i -U« 

165. ^Tedhir ve diihadan yiizfiisun aetirir ki, her ne kadar ejderha ise de sepe- 
ie koyar. 

"Der selle kerden", sepete koymak demektir-, habsetmekten kinayedir. 
"Hile", liigatte "kuwet ve care ve tedbir" ma'nasinadir. "Diiha", zekavet ve 
alimlik ve cesaret ma'nalannadir. "Fiisun", sihirbazhk. Ya'ni, "§eytan tedbir 
ve zekavet cinsinden birgok sihirbazhk izhar eder ki, bir kimse her ne kadar 
ilimde ve zekada ejderha gibi kavi olsa bile onu yolundan ahkoyup kendinin 
dalalet sepeti icine hapseder." Binaenaleyh hicbir kimse benim dirayetim ve 
zekavetim vardir, §eytamn esiri olmam diyemez. 

.,, :u So-^ j. OUj j?- iji jj J>>^. j Oljj J\ij> f 

166. Gger akici su olsa, onu hollar; ve eyer zamamn alimi olsa ona auler. 

Abdulkerim-i Cili (k.s.) e/-/nsanu'WCami/ismindeki eserinde buyurur ki: 
"§eytamn kulliyet i'tibariyle vesait-i ldlali yedidir: 1- Dunya ve diinyamn su- 



AHMED AVNl KONUK 

retleridir. 2- Tabiat ve sehevat ve lezzattir. 3- Salih amellerdir. 4- Niyetler ve 
amellerdeki tefazuldur. 5- ilimdir. 6- Adat ve taleb-i.rahattir. 7- Maarif-i ila- 
hiyyedir. Bunlann ciiz'iyyati nazar-i i'tibara ahnirsa doksan dokuza balig 
olur." "Hibr", alim ve zeki ve yahudilerin alimi demektir. 

c/ A J Z\j*> iSjj^ fJv' £ Jo tS>. y*\>.\j£s. 

167. iJAkh olr yarin aklina yar et! ^Gmruhum §ura"yi oku ve amel et! 

"Yar"dan murad, insan-i kamildir. Ikinci misra'da sure-i §ura'da vaki' 
olan bjlii ^bijj iJj ^ Jj^s. ^fj sluji \ytfj °^J \Ja#L\ '^iJ(j (§ura, 42/38) 
ya'ni "0 kimseler ki Rablerine icabet ettiler ve namaz kildilar; ve onlann em- 
ri aralannda mesveret iizerinedir; ve onlan irzak ettigimiz sey cinsinden in- 
fak ederler" ayet-i kerimesine isaret buyrulur. Ey salik, mademki sen ne ka- 
dar zeki ve alim olsan, seytanin tuzagina tutulmamamn imkani yoktur. 
halde bir insan-i kamilin aklini kendi aklina yar ve yardimci et! Dusiindukle- 
rini onunla mesveret et! Ve ayet-i kerimenin hiikmuyle amel eyle de fikrinde 
ilkaat-i seytaniyyeden eser olup olmadigini anla! Zira insan-i kamil seytanin 
ilkaatim derhal bilir ve sana izah eder. 



(^ 



Mustafa (a.s.)m o Arab misafiri ok§amasi ve onu lztirabdan ve 

hacalet ve nedamet ve umidsizlik atesinden dolayi kendi nefsi 

uzerine ettigi girye ve nevhadan teskin etmesi 



c_^r*p ji <ui 01 i_JUaJI jl Jul. t_j^ Ol iJ\Xi OIjIj j**-" ij>) 

168. ISu soziin nihayeti yoktur. O i5%rab o §a\un eltafindan taacciihde kalii. 

Ya'ni, seytanin insani aldatip yerden yere garpmasi hakkindaki sozlerin 
nihayeti yoktur. Biz misafir Arab kissasina riicu' edelim: misafir Arab diin- 

O 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • "^® 

ya ve ahiretin sahi ve sultam olan Resul-i Ekrem hazretlerinin lutuflarindan 
ve ok§amalanndan taacciibde kaldi. 

169. \Dett olmak istedi. Onun akh iirktu. uMustafanin akhnin cli onu tekrar 
$ekti. 

Ya'ni, "Yaptigi rezalete karsi nail oldugu iltifat-i Risaletpenahi'yi bir turlii 
aklina sigdiramadi. Akli iirktii, az kaldi deli olacakti. Fakat Mustafa (a.s.) 
Efendimizin akl-i kamilinin kudreti onu tekrar akil dairesine cekti." "Dest", 
burada "kudret" ma'nasinadir. 

170. I^eli: ur Bu tarafa gel!" QeUi. Oyle ki hir kimse agir uykudan kalkar. 

Resul-i Ekrem hazretleri misafir Arab 'a hitaben buyurdu ki: "Bu tarafa 
gel!" da agir uykudan uyanan bir kimse gibi tarafa geldi. 

171. < \Deai: llu tarafa gel, yapma, agah ol, kendine gel! 2m a hu iarafia se- 
nin ile i§ler variir." 

"Bu taraf *tan murad, akil ve ayiklik taraftdir. Zira Arab mertebe-i akil- 
dan sekr ve cezbe tarafina gitmis idi. Resul-i Ekrem hazretleri onu cezbe ta- 
rafinda birakmayip ayiklik ve sahv tarafina da'vet buyurdu da dedi ki: "Bu 
akil tarafina gel, sarhosluk yapma, agah ol ve kendine gel! Zira bu akil tara- 
finda seninle gbriilecek ister vardir." Hind nushaiannda birinci misra' j^ 
Uj>-i OiA ^ \>y* tf) suretinde, ya'ni, "Ona dedi ki: Bu sevdayi yapma, agah 
ol, kendine gel!" demek olur. "Sevda"dan murad, sevda-yi sekr ve cezbedir. 
Mealen her iki misra' dahi birdir. 

172. ^iiziine sit vurdu, soze gelli. c DeM ki: "By Uiakk'in §ahidi, $eha<let arz eti" 

Resul-i Ekrem hazretleri yuzune su serpti. bayginliktan ayildi ve soz 
soylemeye baskyip dedi ki: "Ey Hakk'in sahidi, bana §ehadetin tarzini telkin 
et ve musliiman olmak igin ne demek lazim ise bana ogret^de onu soyleye- 
yim!" "§ehid-i Hak" ta'biriyle ilfi *M> J* 'ji>. £*-j -^ U jr ^ iW iij S&> 



°^= 



AHMED AVNi KONUK 

(Nisa, 4/41) ya'ni "Her ummet peygamberlerini sahid getirdigimiz vakit onla- 
nn hali nasil olur? Ya Habibim, seni de onlann uzerine sahid getirdik" ayet-i 
kerimesine isaret buyrulur. Bu sehadetin sirri budur ki, eger hazret-i sehadet- 
te irsal-i rusiil olunup "marzi olan sirat-i miistakim" ile "magzub olan sirat-i 
mustakim" ta'rif olunmamis olsa, her ayn-i sabitenin isti'dad ve kabiliyyet-i 
zatiyyesinden ibaret hiiccet-i baliga fiilen zahir ve siihud ile tevessuk edeme- 
mis olurdu. Zira alem-i sehadet alem-i efaldir. 

173. "Ta ki $ahullik vereyim ve Ai$anya guleyim! ^Uarlihtan AoyAum, o sahra 
i$inde oleyiml" 

"§ahidlik vermek", tasdik-i vahdet-i ilahi ve nubiivvettir. Ya'ni *uiVi *Ji V 
*iJi J^.j x*^ ["La ilahe illallah Muhammedun resuliillah"] demek ve bu keli- 
me-i §ehadeti soylemektir. "Hamun", geni§ sahra demektir. "Hestl"den mu- 
rad, vucud-i mecazidir. Ya'ni, "Kelime-i §ehadeti soyleyeyim ve bu vucud-i 
mecaziden di§anya gikayim! Zira ben artik bu vucud-i mecaziden doydum. 
Viicud-i hakikinin diger geni§ sahrasi olan alem-i ruhaniyyette olayim!" 

Ma'lum olsun ki, bu kelime-i sehadeti lisanen soylemek kafl degildir. Zi- 
ra bunu munafiklar ve kafirler de soyleyebilirler. Lisanen soylemekle beraber 
kalbi de tasdik etmelidir; ve tasdik-i kalbinin dahi meratibi vardir. Mii'minler- 
den bir taife "Allah birdir, peygamber haktir!" dedikten sonra Hakk'in vucu- 
du ile esyanin viicudunu ayn gorur ve iki viicud isbat eder. Bunlar "ulema-i 
zahire"dir; ve bunlara tabi* olan avam-i mii'minindir. Keserat-i e§ya bunlan 
viicudun birligini gormekten hicaba dusurmiistur. Diger bir taife dahi "Allah 
birdir, peygamber haktir!" dedikten sonra "Varhk ancak Hakk'in varhgidir ve 
bu esya Hakk'in varligmda zahir olan o viicud-i vahid-i hakikinin sifat ve es- 
masinin mezahiridir ve viicud-i mecazidir" derler. Binaenaleyh bu e§yanin 
viicud-i mecazisi viicud-i hakikinin vahdetini gormege hicab olmaz. imdi bu 
alem-i kesafetteki ihtilafat ve kufur ve nifak ve kiyl u kal hep bu viicud-i me- 
caziyi goriip, Hakk'in vucudunun vahdetini gormemekten miitevelliddir. 

Bu izahattan anlasildigi iizere bu vucud-i mecazinin haricine gikmak zik- 
rettigimiz ikinci mertebedeki tasdik-i kalbi ile miimkin olur. Zira birinci mer- 
tebedeki tasdik-i kalbide, varhk miilahazasinda sirk-i hafi heniiz bakidir. Mi- 
safir, nazar-i peygamberi ile bu ikinci mertebedeki tasdik-i kalbiye nail olmus 
ve lisanen dahi soylemek iizere kelime-i sehadetin telkinini niyaz etmistir. 

^^ 



MESNEVt-I §ERlF SERHt / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

Ji J r~--JI <J^ A> US k->lS J>:> y.j* U 

174. ISiz kaza kadtsinin dehlizlerixt.de elest ve held da' vast i$iniz. 

"Dihliz", "iki kapi arasi" demektir ki, "dunya" murad olunur. Zira diinyamn 
vaziyeti budur. Bir kapisi dogum ve bir kapisi da olum kapisidir. "Kaza kadi- 
si"ndan murad, Hak Teala hazretleridir. "Elestim" ile "Elestii bi-rabbikum?" Ya'ni 
"Ben sizin Rabbiniz degil miyim?" hitabina ve "bela" ile ervahin bu hitab-i ilahi- 
ye "Evet!" diyerek verdigi cevaba i§aret buyrulur. Ya'ni ezelde Hak Teala bizim 
ervahimiza hitaben "Ben sizin Rabbiniz degil miyim?" diye hitab buyurmus. ve 
biz de "Evet!" diye cevab vermi§ idik. Bizim diinyaya geli§imiz bu iki da'vaya §e- 
hadet-i kavliyye ve filiyyede bulunmamiz igin vaki' oldu. Zira Allah Teala igin 
hc;r birimiz hakkindaki huccet-i baliga bizim bu §ehadetimiz ile sabit olacaktir. 

175. 3~lrd hiz n( ~Bela!" dedik ve onu imiihandan nd?i fiilimiz ve kavlimiz ?u- 
hud ve heydndu. 

Zira biz alem-i ervahda hitab-i ilahiye "Bela!=Evet!" diye cevab verdik. 
Vaktaki bu alem-i kesafete geldik ve bu alem-i kesafetin ahkaminda miistagrak 
olduk. Bizi bu hal-i ezelimizden agah etmek igin Hak Teala peygamber gonder- 
di ve bu da'vamiza kavlen ve fiilen sehadete da'vet olunduk. Ya'ni, Hakk'm ru- 
bubiyyet-i mudakasim tasdike da'vet olunduk ve Hak Teala bizi bu suretle im- 
tihan buyurdu. tmdi bizim bu alemde o rububiyeti lisammiz ile ikrar ve fiilimiz- 
le de tasdik etmemiz bu da'valara §ehadettir. §ehadet-i kavli kelime-i §ehadet 
ve sehadet-i fiili ise namaz ve orug ve hacc gibi ibadat-i bedeniyyedir. 

1 76. DJeden kadimn dehlizinde sustuk? Hiz §ehadet igin gelmedik mi? 

Hiikiim sahibi olan Hakk'in bu diinyasinda, mademki ezelde ikrar ettigi- 
miz rububiyyet-i mutlakaya §ehadet igin geldik, o halde nigin sustuk? §eha- 
dette tevakkuf ettik? Biz bu diinyaya ezeldeki ikranmizi kavlen ve fiilen ta- 
hakkuk ettirmek igin gelmedik mi? 

177. Gy §dhid, ne vakle hadar kadimn dehlizinde habs olursun? Grkenden §e- 
hddei verl 



<*&&? 



AHMED AVNl KONUK 

"Pegah", seher vakti, sabahleyin, erken ma'nasinadir. "Ey bu diinyaya 
ezeldeki ahdine sehadet igin gelen insan! Hakk'in bu keserat aleminde ve 
dehlizinde ne vakte kadar habsolursun ve viicud-i mecazt hukmii altinda 
mukayyed bulunursun? Erkenden ve acele sehadet et ve kavlen ve fiilen ah- 
dine sadakat goster!" Zira er gee, elbette §ehadet edeceksin. Zira sehadet icin 
geldin. Eger burada goniil nzasi ile sehadet etmezsen cezaya mahkum olarak 
diger mevtinda §ehadet edersin. 

J* Cijlj J ^-k (_5*'jJ 01 y" *£ Ij" W Ji^i OJJJJly^j (1)1 j 

1 78. Onion dolayi seni bur ay a fagirdila(, ia ki sen o sahuUiiji veresin ve inad 



"Naii", "ne-yari" kelimesinin muhafFefidli. "Averden" masdannin muzari'-i 
menfisidir. "Uriivv", [=utu] haddi tecavuz etmek ve serkeslik ye inad etmek 
demektir. Bu beyt-i §erifde LUi '^\ '$ °^"J4 si^G '°^ 'J* y^ 1 (Mulk, 67/2) 
ya'ni "Allah Teala oyle Allah'tir ki sizin hanginizin a'mali dah'a giizel oldugu- 
nu imtihan igin dlumii ve diriligi yaratti" ve '^UJij °^ juaUJi '^U J&- ^jMj 
(Muhammed, 47/31) ya'ni "Biz sizden sabirleri ve mucahidleri bilmemiz igin 
sizi imtihan ederiz" ayet-i kerimelerine .i§aret buyrulur. Zira mucahidler ve sa- 
birler ve htisn-i amel sahibleri ezelde ilra-i icmali ile Hakk'in ma'lumu idi. Bu 
alemde de ilm-i tafsili ile malum olur. Qixnku alem-i §ehadet alem-i tafsildir. 
Binaenaleyh biz bu aleme ezeldeki sehadet-i icmaliyyemizin kavlen ve fiilen 
§ehadet-i tafsiliyyesi igin geldik. 

179. UCendi inadindan bu darltk i$inde oturmussun. r DwLah ve el hajjlamissm. 

"Lecac", inad etmek; "darlik"tan murad alem-i suret olan dunyadir. "Du- 
dak baglamak"tan murad, lisanen tasdik etmemek ve "el baglamak"tan mu- 
rad, ibadat-i fiiliyyeden imtina' etmektir. Ya'ni, "Ey sahid, sen nefsinin ina- 
dindan dolayi bu dar olan alem-i suret iginde oturmussun. Hakk'in vahdani- 
yetini ve rububiyyet-i mutlakasini tasdik etmiyorsun ve tasdik-i.lisani icabi 
olan ibadat-i bedeniyye ve fiiliyyeden dahi imtina' ediyorsun." 

180. Gy sahid, o sehadeti vermedik$e sen hu dehlizden ne vakil kurtulacaksm? 



MESNEVl-t §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

"Dehliz"den murad, alem-i siifHdir. Ya'ni, "Vahdaniyet-i ilahiyyeyi ve nii- 
buvveti kalben tasdik ve lisanen ikrar etmeyen kimsenin makarri alem-i siif- 
lidir. Bu tasdik ve ikran ifa etmedikce bu alem-i sufliden kurtulmana imkan 
yoktur; ve alem-i siifli ise ayn-i cehennemdir." 

181. ISir zaman amel variu. 6da et ve kos! ZKisa isi kendi iizerine uzun yap- 
ma! 

Bu beyt-i §erifde iki vecih vardir. Birisi saliklere ve digeri umum insanlara 
hitabdir. Saliklere olan hitab budur .ki: "Ey salik, tarlk-i Hak'ta siiluk bir za- 
mana mahsusdur ki, bu terbiye-i hususiyyedir; ve mucahedat ve riyazat ile 
amel etmek, bir miirsjd-i kamilin bu terbiye-i hususiyyesi sayesinde, mevhum 
olan varhgmdan geginceye kadar[dir]; ondan sonra mucahedeye ve riyazata 
hacet yoktur. Hayatta oldukca feraiz ve vacibat ile amel kafidir. Binaenaleyh 
bu mucahedat ve riyazati kisa bir zamana mahsus olmak iizere ifa et ve su- 
lukiinde ko§! Eger bu terbiye-i hususiyye altina girmez isen boyle kisa bir za- 
mana mahsus olan isj terbiye-i umumiyye-i ilahiyye altinda kendi nefsine 
uzun yapmis olursun. Zira terbiye-i umumiyye-i ilahiyye pek uzun surer." 

Umum insanlara olan hitab budur ki: "Ey insan, seni akil ve idrak ile sa- 
ir mahlukat iizerine mufazzal ve miikerrem olarak suret-i insaniyye ile bu 
alem-i siifliye g^nderdiler. Nitekim ayet-i kerimede f.Jz ^' j> oiLiiii &u luJ 
'j&L jLi '.iT/ij ,j (Tin, 95/4-5) ya'ni "Biz insani ahs'eh-i'takvim iizere yarat- 
tik. Sonra esfel-i safiline reddettik" buyrulur. imdi vahdet-i viicud-i ilahiyye- 
yi ve rububiyyet-i mutlakayi ve siibut-i Hakk'i kisa bir zamandan ibaret olan 
bu hayat-i diinyeviyyede bu akil ve idrak sayesinde tasdik ve ikrar et! Eger 
nefsinin inadindan dolayi bu tasdik ve ikrardan imtina' edersen pek uzun 
olan hayat-i uhreviyyede tiirlii tiirlii terbiye-i azabiyye ile sana bu tasdik ve 
ikran yaptmrlar. Qiinkii hakikat-i insaniyye sende emanettir. Bu emaneti 
mutlaka eda edeceksin. Binaenaleyh kisa i§i kendi iizerine uzun yapma!" 

l)UjIj j jlj^'j 1 - J ^*' U*' ^J ^i LS*'^ J ^ ^ J J "^ 

182. Osier yiiz ydda ve ister bir zamania bu emaneti eda et ve hurtul! 

Ey salik veya insan, bu emaneti hayat-i diinyeviyyende akil ve dirayeti- 
ne gore ister kisa bir zamanda ve ister yiiz yil olan bmruniin icjnde eda et! 
Pek uzun olan hayat-i uhreviyyedeki terbiye-i azabiyyeden kurtul. Zira bir 

O 



AHMED AVNl KONUK 

mu'min, eger hayat-i diinyeviyyesinde kendi nefsinin rububiyetinden kurtu- 
lup rububiyet-i mutlakayi halen ve zevkan idrak etmeden ahirete intikal 
ederse, orada cennete bile girse rahat-i mutlakayi bulamaz. Gergi kafirlere ve 
munkirlere nazaran cennette rahat ve ni'met igindedirler. Fakat mak'ad-i 
sidkta olan ehassu'l-havassa nazaran rahat degildirler. Kafirler ve munkirler 
ise terbiye-i azabiyye iginde olduklanndan iztirab-1 daimededirler. 



Onun beyanindadir ki namaz ve oruc, ve butiin zahiri 
hayirlar batini olan nur iizerine sahidliklerdir 



183. IZu, namaz ve oruf ve hac ve cihad dahi i'tikaddan §ahidlik vermektir. 

Namaz ve oruc, ve mudafaa-i din ve lrz ve memleket igin diismana kar§i 
olan harb yalniz ibadat-i bedeniyyeden oldugundan bu hususta fakir ve zen- 
gin miisavidir. Ve hac ise hem ibadat-i bedeniyyeden ve hem de ibadat-i ma- 
liyyeden oldugundan bu ibadeti yalniz zenginler yapabilir ve onlara farzdir. 
Bu beyt-i §erifde ibadat-i bedeniyye beyan buyrulmustur. Ya'ni, "Namaz ve 
oruc. ve hac ve cihad insamn bedenine ve zahirine,- ve i'tikad ise batinina ve 
kalb ve fikrine taalluk eder. Ve insamn cisminin hareketi batimnda hakim 
olan fikir ve i'tikadi sebebiyle vuku'a geldiginden bu ibadetler insamn 
i'tikadimn §ahidi olur." 

iyi- _^ jl C—Jib ,y>\jf *J* A— >■ &} j 4jAa j OlTj jjI 

184. Ilu zekat ve hediye ve hasedin terki dahi kendi strnndan $ahidlik vermektir. 

"Sir"dan murad, ahlaktir. Zira zekat yalniz ibadet-i maliyyedendir. Mah- 
mn zekatim mustehiklara veren bir kimsenin i'tikadi sabit olmakla beraber 
mal-i diinyaya hirsi ve tama'i olmadigi da anla§ihr. Ve hediye vermeik dahi 
keza malim bezletmektir. Binaenaleyh bir kimse bir dostuna hediye verdigi 



MESNEVf-1 §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

vakit ona kar§i hem muhabbeti ve hem de hediyesinin kiymeti nisbetinde de 
keremi anlasihr; ve hemcinsinin fazhna kar§i hasedi terk ettigi vakit dahi 
tab'an kerim oldugu zahir olur. Bu fuller o kimsenin sirnmn ve ahlakimn gii- 
zelligine §ehadet eder. 

185. LMisafirlik sofrasi, *6y hiiyiikler, hiz size saHik olduk!" diye izhar i$indir. 

Birinci misra'daki "rast", "ra" ile "est" kelimelerinden miirekkebdir. "Ra", 
tahsls icin ve "est", edat-i haberdir. Binaenaleyh "pey" ile "ra" ma'nada mxit- 
tehiddir. Birisi zaid ve te'kid igindir. ikinci misra'daki "rast", "dogru ve ta- 
mam ve miisavat" ma'nalannadir ve bir kelimedir. Bu surette beytin kafiye- 
si tamam olur; ve eger ewelki misra'daki "rasf'a dahi "dogru" ma'nasi veri- 
lirse beyt kafiyesiz olur. Ya'ni, "Bir kimse bir ziyafet tertib edip akran ve em- 
salini da'vet etse, onlara kar§i batinim ve fikrini izhar edip "Biz size kar§i sa- 
dikiz ve adavetimiz yoktur!" demis, olur." 

186. Dieiiyeler ve armaganlar ve -piskesler onun sahididir hi senin ile hosum. 

"Armagan", hediyenin miiradifidir. "Piske§", bir kimsenin kendisinden 
biiyiik olan bir kimseye gonderdigi hediyedir. Ya'ni, "Hediyeler o hediye gon- 
derilen kimseye karsu Ben seninle hosum ve sana kar§i muhabbetim ve sa- 
dakatim vardir, diye §ehadet eder." 

187. Dier hir kimse hir hal ile yahud fiisun ile falisir; ne der? "Dcimde hir 
gevher tuiarun." 

"Fiisun", "efsun"un muhaffefi olup lugatte "sihir ve azaim" demektir. Me- 
cazen "mekr ve hile" ma'nasinda da miista'meldir {Bahar-i Acem). "Her bir 
kimse mal bezlederek veya birtakim hile ve tedbir yaparak gah§ir. Bu ne de- 
mektir? Benim icimde bir fikrim ve ma'nevi gevherim vardir, demek olur." 
ikinci misra'in tefsir ve tavzihi atideki beytin birinci misra'idir. 

188. nr lakvadan yahui sehadan hir gevher tutanm." Hii zekat ve oruf her iki- 
si uzerine sahiddir. 



AHMED AVNl KONUK 

"Takva", "perhiz" demektir ki, ki§i nefsini kendi hazzina birakmayip na- 
maz ve orug ve hac ve cihad gibi ibadat-i bedeniyye ile me§gul etmektir. "Se- 
ha", comertlik ve mahni bezletmektir. Ya'ni, "Her bir kimse, benim icimde 
ma'nevi bir gevher vardir, ya'ni takvadan ve sehadan bir gevhere malikim di- 
ye bir mal bezlederek veyahud zekat ve oruc. gibi birtakim dim tedbirlere te- 
vessiil ederek galigir. Iste bu zekat onun sehasina ve oruc, takvasma §ahiddir." 

JU«j"I ijj *T Db Jr»\f~ ji J*^ jl (Jyj *_£ ■hfi °jjj 

189. Oruc der: "DielaltUn perhiz etti. liil ki onun harama ittisali olmaz!" 

Orug tutan bir kimsenin bu orucu lisan-i hal ile der ki: "Bu saim, nefsini 
helal olan hazzindan perhiz etti. Onun haram olan huzuzat-i nefsaniyyesi ile 
hicbir alakasi olmadigina ben §ehadet ederim!" 

190. Ue onun o zekati dedi ki: "O kendi malindan veriyor. 'Din ehlinden na- 
sil calar?" 

"Ve zekat veren kimsenin verdigi zekat dahi lisan-i hal ile der ki: "Bu ze- 
kati veren kimse kendi malmdan miistehak olan fakire, fukaraya bezlediyor. 
Din ehlinin mahni nasil galar?" "Din ehli" kaydindan murad, harbi olan kiif- 
fann mahdir. Zira bir mii'min harbi olan bir kafirin mahni mekan-i muhrez- 
den gizlice alsa, mal ganimet oldugu icin ona helal olur. 

191. Gjjer iarrarhk ile yaparsa o halde iki §ahid, ilahin adli mahkemesinde mec- 
ruh oldu. 

"Tarrar", yan kesici ma'nasinadir. Burada halkin ma'neviyatim kendi ta- 
rafina galan ve celbeden riyakardan kinayedir. Ya'ni, "Bir kimse zekati ve 
orucu halka gosteris. olmak uzere yapip halkin ma'neviyatim ve kalblerini 
kendi tarafina celbetmek kasdmda bulunursa bu iki §ahid, adalet-i ilahiyye 
mahkemesinde mecruh ve merdud olur." 

jl£i. _# J, iyr J ^j j J P *5b -LT j\ >\~* C~~A 

192. Gger avci tane sacarsa merhamet ve kerem cihetinden deflil, helki sikar 
icindir. 



C £P^ 



MESNEVt-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Ya'ni, riyakar olan kimse avciya benzer. Avci yerlere birtakim yemler sa- 
gar. Bu karni ag olan kusjara merhamet ve kerem ettiginden dolayi degildir. 
Belki onlan tutup helak etmek igindir. Bir riyakar dahi alenen fukaraya zekat 
verir ve kendisini ehl-i takva suretinde gosterir ise ihlasindan dolayi degildir, 
o bicareleri avlayipmenfaat-i nefsaniyyesine alet etmek ve onlann ma'nala- 
nm oldiirmek igindir. Binaenaleyh onun bu ameli imaninin §ahidi degildir. 

193. Styam vaktinde kedi oruc tutucudur. Uiami avlamak icin kendisini uyu- 
mus yapmishr. 

Mesela bir ev kedisi ramazanda ev halki oruglu oldugu igin bittabi' yemek 
yemezler ve kediye dahi sofra artigi verilemez. Ev halki gibi o da sureta orug- 
lu gibi kalir ve evin bir ko§esinde elini yuziinu yalamakla me§gul olduktan 
sonra kivrilip yatar ve uyumaga ba§lar. Onu uykuda ve zararsiz zanneden 
ham ve gafil bir fare veya ku§ civannda dolasmaya bastadigi vakit hemen ye- 
rinden firlayip yakalar ve helak eder. Riyakar olan kimseler dahi gafilleri av- 
lamak igin uyumus, bir kediye benzerler. 

\j fy* j Syr J*l ft Oj »>f \j f ji X* iSf j>j Jb X »i/ 

19 4. ISu egrilikten dolayi yiiz kavmifena zanh etmistir. Bhl-i cud ve savmi ko- 
tii adli etmistir. 

Gosteris. igin ehl-i seha ve takva gorunenler bu egriliklerinden dolayi bir- 
gok muhtelif kavimleri hakiki kerem ve savm ehli hakkinda fena zanna du- 
surmu§tur ve onlann adini da fenaya gikarmisnr. Nitekim Musliimanhgin 
hakayikindan bihaber olup Miisliimanlik'taki amelleri bir adet hukmune koy- 
mus. olan bizler, gayr-i miislim olan akvami kendimizden tebiid ve teb'id et- 
tik. Zira onlar bizi Musliimanhgin mumessili zannettiler. Halbuki kabahat 
Musliimanhgin degil, belki musliimanhgimizin idi. 

195. Onu hu egri dolasmasiyla heraher Dtakk'm fazh akibet onu hu ciimleden 
pak eder. 

"Teniden" masdannin miiteaddid ma'nasi vardir. Burada "bir §eyin etra- 
finda dola§mak" ma'nasindadir. Ya'ni, "Riyakar olan kimse kendisini ehl-i 

O 



AHMED AVNt KONUK 

seha ve takvaya benzeterek halki aldatip agraz-i nefsaniyyesini te'min et- 
rafinda dolagmak ile beraber Hakk'in fazh ve inayeti nihayet bir gun onu 
ikaz ederek bu kotii niyetlerden ve maksadlardan pak eder." Bu beyt-i §e- 
rifde ^ & f y». *~x & ya'ni "Kim ki kendisini bir taifeye benzetirse, o on- 
lardandir" hadis-i gerifinin sirnna i§^ret buyrulur. 

Ma'lumdur ki, te§ebbiih ve benzemek ya ehl-i batila veyahud ehl-i 
Hakk'a olur. Ehl-i batila te§ebbuhiin gerek niyet ve batinda ve gerek amelde 
ve zahirde §eameti ve ugursuzlugu meydandadir. Ehl-i Hakk'a olan te§ebbu- 
hiin niyette ve batinda §eameti var ise de, amelde ve zahirde §eameti yoktur. 
Zira riyakann her ne kadar niyeti fasid ise de, a*mal-i zahiresi emr-i ilahiye 
muvafik ve avam igin §ayan-i imtisal oldugundan cem'iyyet-i begeriyye igin 
faydadan halt degildir. i§te bu faydamn berekatiyla Hakk'in fazl ve inayeti bir 
giin onu bu kotii niyetinden de vazgegiriverir; ve amel-i zahirdeki mumare- 
sesi sebebiyle busbutun ehl-i ihlas ve takva silkine dahil olur. Zira rahmet-i 
ilahiyye kullar hakkinda mebzuldur. 

196. Onun rahmeti sebk g'6turmu$; ve o gaar i$in hir nur vermi§tir hi ay if in. 
olmaz. 

Bu beyt-i §erifde {J ~>* J* j^-j c_a~- ya'ni "Benim rahmetin gazabimi geg- 
mistir" hadis-i kudsisine i§aret buyrulmu§tur. Ya'ni, "Hak Teala'mn rahmeti 
asli ve gazabi arizi oldugundan asl olan rahmet, anzi olan gazabdanileride- 
dir. Binaenaleyh o riyakann batinina zahiri ayda bile olmayan bir nuru ihsan 
eder." 

197. Onun sa'yini Utah fcu ihtilatian yikami$tir. Utah-met ona hu hubattan gasl 
vermi$tir. 

"Hubat", delilikle mii§abih bir illetin adidir; ve bir kimse deli olmadigi hal- 
de ca'li olarak delilik yapmaktir. Ya'ni, "Riyakar amel-i salih ile fasid olan ni- 
yetinin tahakkukuna cali§ir. Binaenaleyh onun cah§masinda salah ile fesad 
kan§iktir. Fakat Hakk'in fazh onun bu cahsmasmi bu kansjkhktan yikami§, 
hem niyeti ve hem de amel-i salih olmustar. Rahmet-i ilahiyye onu bu ca'li 
delilikten temizlemistir." 

Q 



MESNEVl-i §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVt-5 • ~®~^St 

198. Ta ki onun gaffarhiji zahir ola; O'nun Juille mensuh olan mig/eri gafir olal 

"Gafr", ortmek ve setretmek ma'nasinadir. "Migfer", ba§a giyilen tolga 
demektir ki, ba§i orttiigu igin "migfer" denilmi§tir. "Gaffar", esma-i ilahiyye- 
den olup kullann aybim ve gunahmi mubalaga ile ortiicu demektir. Ma'lum 
olsun ki insanlann ma'siyetlerinden alem-i ma'nada azab meleklerinin ve 
ibadetlerinden dahi rahmet meleklerinin sureti peyda olur. Eger bir insan fe- 
nakktan Hakk'a riicu' edip istigfar ederse Hak Teala o istigfardan bir libas-i 
rahmet halk edip onun o ma'siyetinden mahluk olan azab melegi iizerine 6r- 
ter. Binaenaleyh o ma^siyet hasenat suretine tebeddiil eder. Nitekim ayet-i 
kerimede ouU- '^\L. *ui Jju IiWJu (Furkan, 25/70) Ya'ni "Allah Teala onla- 
nn seyyiatim has'enata tebdil eder" buyrulur. 

i§te gaffariyetin ma'nasi budur; ve Hak Teala'nm bu gaffarhgimn eseri 
yalniz insana mahsus degil, belki cemi'-i e§yada samildir. Nitekim nazanmiz- 
da pis ve murdar olan necislerin bu alem-i kevndeki tebeddiilat ve istihalati 
ve onlann murdarhklan Hakk'in gaffarhgi ile drtiilup ve temizlenip latif §ey- 
lere miibeddel oldugu fennen sabittir; ve atideki siirh-i serifde bu ma'na izah 
buyrulur. Bu beytin ikinci misra'i Hind niishalannda ^ j\i-)j *W ob~. ya'ni 
"Ciimlenin kotuluklerini o ortiicu olur" demektir. Her iki ibare arasinda me- 
alen bir fark yoktur. 



Suyun biitun murdarhklan temizlemesi ve Hak Teala'nm tekrar suyu 
murdarliktan temizlemesi. §ubhesiz Hak Teala Kuddus geldi 



"Kuddus", mubalaga ma'nasini beyan eden bir isimdir, hem ism-i fail ve 
hem de ism-i mef'ul ma'nasinda isti'mal olunur. Ism-i rueful ma'nasmda is- 
ti'mal olundugu vakit, "noksandan son derece miinezzeh ve/pak" demek 
olur. ism-i fail ma'nasina gelince "mubalaga ile temizleyici" demektir. Her iki 



o^Sga 



AHMED AVNt KONUK 

ma'naya gore de esma-i ilahiyyedendir. Bu slirh-i serifde ism-i fail ma'nasin- 
dadir. 

^Jl d~>- ji xf \j oIjlL I; JL~- jl jl.jL j>\ J& >_»r 

1 99. ou simakden hunun i$in yagdi, ia hi murdarlan murdarhhtan pah ede! 

"Simak", "kendisiyle yiikseklik hasil olan §ey"e derler, burada "bulut" 
ma'nasi murad buyrulur. Ya'ni, "Su buluttan yeryiiziindeki murdarlan mur- 
darliktan temizlemek igin yagdi ve ddkiildii." 

a- 9 " *£ j j b ^^ jLi ^W ^ o~£ -^ j *£ j^rf ^yr ^ 

200. H}ahtdhi su hi-kdr oldu ve necis oldu, hatta ovle oldu hi, his suvu reddetti. 
[200] i V i V 

Vaktaki buluttan dokiilen temiz su yeryiizundeki kirleri ve murdarhklan 
temizleyerek kendisi de miilevves ve ise yaramaz bir hale geldi ve pis oldu. 
Hatta o derece miilevves oldu ki, koklamak ve tatmak hisleri onu reddetti, 
ya'ni insan o suyu ne igti ne de baska islerde kullandi. 

201. 3iah onu tekrar savab denizine gonderdi. O^ihayet kerem tihetinden onu 
o suyun suyu yikadi. 

"Bahr-i savab"dan murad, denizler ve bulutlardir. Ya'ni, "Hak Teala o kir- 
lenmis olan suyu ya denize akitti veyahud giinesin hararetiyle tebahhur et- 
tirip heva-yi nesimiye cikartti; ve o kirlerden onu tasfiye etti." "Suyun su- 
yu"ndan murad Ankaravi hazretlerinin miitalaasina gore "Hak Teala hazret- 
leri"dir. Zira her seyin hayati ^ ,°^ jsr *ui ^ iWj (Enbiya, 21/30) ["Biz 
her §eyi sudan yarattik"] ayet-i ke'rimesi miicibince sudan oldugu gibi, suyun 
hayati ve kryami da Hak'tandir. 

202. O etch gekici olarak yine herrah su geldi. "ITiet/, nerede idin?" "Dioslar 
deryasmda!" 

"Sal", berrak su demektir ($emsu'l-Liigat) . Ya'ni, "0 kirli suyun zerreleri 
birtakim siizge<;lerden gegtikten sonra tekrar berrak su olarak geldi." Zira su- 
yun zerresinin esasi bir kisim miivellidu'l-humuza [:oksijen] ile iki kisim mii- 
vellidii'l-madir [:hidrojen]. Ve bunlar ecsam-i basitadan olup onlann esasina 

Q 



MESNEVi-1 §ERiF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

anz olan kirlilik izafi bir §eydir. Mertebe-i kesafetteki taayyiinlerini birakip 
mertebe-i letafetlerine riicu' ettikleri vakit taayyiin-i kesiflerine ariz olan kir- 
den eser kalmaz; ve tekrar taayyiin ve kesafet alemine dondiikleri vakit ber- 
rak ve pak olarak donerler. Cenab-i Pir efendimiz o berrak suya hitaben bu- 
yururlar ki: "Ey su, neredeydin?" Su lisan-i hal ile cevab verip der ki: "Hol- 
lar deryasinda ve latif olan anasinn ve miifredatin mecma'inda idim!" 

?x»\ ilL^ (jj~» c-»l>- ^Jiw~j j»-t>l iiU ^-ti ^>^ij l j*£ ,y 

203. ur Ben. Vuraian necis olium, temiz gettim, hil'at alAim, toprak iarafina 
geldim!" 

"Ben bu kesafet aleminden kirlendim, necis ve pis oldum. Geldigim alem-i 
letafete uruc ettim. Ondan sonra tekrar bu alem-i taayyiine temiz ve berrak 
olarak geldim. Kirli olan libasi cikardim ve §ah-i hakiki tarafindan temiz hil'at 
ve libas aldim. Yine bu alem-i kesafete ve toprak tarafina geldim!" 

<y <Jj>- j^ji ^Sy- jl cJ^f *f j* ij j** jl-uL (j\ J^L; Cj^ 

204. "J/^aTi olan ey murdarlar, henim iarafima fldin! JLira benim huyum 
Dialih'm huyundan tuttu." 

Ya'ni, Halik'in huyu giinahlan mahvetmek ve suyun huyu dahi pisligi iza- 
le etmektir. Ve huy hilkate tabi' olan bir sifat olur. Bunun icin "huy"a Arabt'de 
"hulk" ta'bir ederler ve Halik'a nisbetle "huy" itlaki, mii§akele ve muvafakat 
babindan olur. Hak hakkinda "hulk", sifat ma'nasinadir. Nitekim "hulk", halk 
hakkinda hilkatin lazimi bir sifat olur ve ondan miinfekk olmaz. Ve madem si- 
fatullah asla zattan miinfekk degildir ve onun zevali muhaldir, binaenaleyh 
eger ona adem-i infikak i'tibariyle "ahlak" derlerse, i§tikaktan kat'-i nazar ile 
bir uzaklik yoktur. Ve hadisde -M j^ui ijiLu ya'ni "Allah'in ahlaki ile ahlak- 
laniniz" varid olmu§tur. (Sultan Veled hazretjeri §erhinden terctime). 

\j C-.>P (WO ^\i jJL. dj?r \j C~~i j '*L*r {y„Jo ji 

205. * (Senin biitiin g-irhinligini habul ederim. Dfrit'e melek yibi temizlih, veririm. 

Ya'ni su lisan-i hal ile der ki: "Ey murdar olan, ben senin biitiin kirliligini 
gekip kendi zerratim arasina kabul ederim." "Su"dan murad, evliyaullahin ru- 
hu olduguna gore o veliyy-i kamil nefsin hayvaniyetinin miilevves sifatlarry- 
la kirlenmis, olan insanlara hitab edip buyurur ki: "Ey ruhunu sifat-i nefsa- 
niyye ile miilevves etmis, olan kimse, ben senin bu murdar sifatlanm senden 



AHMED AVNl KONUK "^^ 

geker almm ve senin ruhunu bir tftit haline koyan bu sifatlan aldiktan sonra 
seni melek gibi tertemiz yapanm." 

?jj h^k J-* 1 J*" 1 tJj^ f jj ^ ^ J^ "j^fj- 5, ^>yr 

206. "Uakiaki bvlasmis olurum, iekrar o iarafa aiderim. 'ij'akliklerin ashmn 
ash tarafina giderim." 

Su der ki: "Ben murdarlann kirlerini kendime oekip bulastigim vakit tek- 
rar o bahr-i savab tarafina giderim, ya'ni temizliklerin ashmn ash tarafina gi- 
derim." Veyahud insan-i kamil der ki: "Ben sifat-i nefsaniyye kirleriyle mii- 
lewes olan maridlerin kirlerini yuklenip levs-i masivaya bulastigim vakit 
tekrar bu keserattan o vahdet tarafina giderim ki, o vahdet-i hakikiyye tem- 
ziliklerin ashmn ashdir. Qiinkii sifat-i kuddusiyyeti haizdir." 

207. "Orada bastan kirli delki pkaririm; bana yine iemiz hil'at verir." 

"Delk", eski ve yamali libas. Ya'ni, "Derya-yi vahdette basimdan o kirli 
olan eski libasi gikannm. temizliklerin ashmn ash olan vahdet-i hakikiyye 
bana yeniden temiz bir libas verir." Bu beyt-i serif dahi hem su ve hem de in- 
san-i kamil lisamndandir. 

208. "Omm isi ve benim isim ancak budur. Silemlerin ZRabbi alem siisLyicidirl" 

"Sifat-i kuddusiyyeti haiz bulunan Hak Teala'mn isi benim gibi bdyle kir- 
lileri temizlemek ve benim isim dahi temizlendikten sonra yeniden kirlen- 
mektir. Zira onun her bir sifat ve ismi bir mazhar ve mecla ister; ve benim 
i§im dahi bu mezahir-i kesire arasinda kotiilere bulasarak kirlenmek ve kir- 
lendikten sonra boyle temizlenmektir." Zira HakTeala hazretleri bu yucud-i 
izafi aleminde temiz ve murdar §eyler halk buyurmu§tur. v-tJi j* <l~j>^\ aji ^J 
(Enfal, 8/37) ["Allah'in kirliyi temizden ayirt etmesi igin'.."] ayet-i kerime'si 
mucibince Hak Teala temizden pisi ayinr ve alemlerin miirebbisi olan Hak Te- 
ala hazretleri bu suretle alemi siisleyicidir." 

209. Gijer bizim o murdarhklanmiz olmasa idi izin-name suya ne vakit olurdu? 

© 



MESNEVl-I §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

"Baz-name", icazetname ve izin-name ma'nasinadir. Ya'ni, "Eger bizim 
maddi ve ma'nevi murdarhklanmiz olmasa idi, Hak Teala maddi murdarhk- 
lan temizlemek igin suya ve ma'nevi murdarhklan temizlemek igin dahi in- 
san-i kamile izin verir mi idi?" 

,^-di. £ cjj" *£ ^ y ij J( y ^ jl -k^j-Xi jj <j\* *~~£ 

210. ISir kimseden alhn keselerini $aUi, "iMgaTi olun, hani bir muflis!" iiye 
her iarafa hosar. 

Bu beyt-i §erif suyun ve insan-i kamilin hallerine misaldir. "Maddi ve 
ma'nevi temizlik", altin keselerine ve "murdarlar", miiflislere tesbih buyrul- 
mustar. Ya'ni, suyun ve insan-i kamilin halleri halkin keselerini gahp: "Yahu 
bir muflis yok mu, gelsin de ona altm vereyim!" diye i'lan eden kimseye ben- 
zer. "Calmak" ta'birinin isti'malindeki niikte budur ki, "galmak" kendinin ol- 
mayan mah gizlice almak demektir. Viicudat-i izafiyyede olan maddi ve 
ma'nevi taharetlerin hicbirisi onlann kendi sifatlan olmayip hakikatlerinin ve 
a'yan-i sabitelerinin tabiati icabmca Hakk'in sifat-i kuddusiyyetinden gizlice 
aldiklan birer sifattir. Nitekim sjjU **Jhi\ ya'ni "Tabiat sanktir" denilmistir. 

211. ^ahud bir biimis ot iizerine iokiiliir. ^dhud bir yuzu yikanmamisin yu- 
ziinu yihar. 

Yahud o maddi su taharet hil'atini giydikten sonra ne§v ii nema bulan ot 
iizerine ddkulur. Veyahud bir yiizii yikanmamis ve kirli ve pash kalmis. olan 
bir kimsenin yiiziinu yikar. Ma'na-yi i§arisi: Yahud o insan-i kamil keserat 
kirlerine ve masiva alakalanna bulastiktan sonra alem-i vahdete riicu' edip 
orada bu alakattan soyunduktan sonra ab-i hayat mesabesinde olan feyz-i 
ma'neviyi bir yabani ot gibi bitmis, olan efrad-i be§er iizerine doker veyahud 
ulum-i zahiriyye ve masiva kirleriyle kalbinin yiizii kirlenmis. olan bir kimse- 
nin kalbinin yiiziindeki kirleri bu feyz-i ma'nevi ile tathir eder. 

212. fiahud o elsiz ve ayaksiz bir flemiyi denizlerde hammal fltbi basmiri iize- 
rinde tutar. 

Ya'ni, tutmak icm eli ve yuriimek igin ayagi olmayan gemileri su hamal 
gibi nasil ba§inm iistunde tutup ta§ir ise, insan-i kamil dahi hakikati tutmak 

© 



AHMED AVNl KONUK 

ve Hak yolunda yiiriimekten aciz olan ruhlan ve akillari derya mesabesinde 
olan kendi ruh-i kudsisinin iizerinde oylece ta§ir. 

Obf jj Xijj> jjb y>. t&\ j d\& <Jj j-X\ jj\* Oljlj* -Us 

213. OnAa yuz Unlerce leva aizlid-ir. jlira hi her leva oyle onlan Utmi$tir. 

suda bircok hastahklann ilaci gizlidir. Zira her ilag, oldugu hal iizere o Su- 
dan nesv ii nema bulmustar. Onun igin ayet-i kerimede ^ ^ j? *Ui ^ iVj 
(Enbiya, 21/30) ["Her diri §eyi sudan kildik"]; "Her §eyin hayati sudandir" bu- 
yurulmu§tur. Qixnkix her bir ilag nebattan ve nebat dahi sudan hasil olmustar. 
Ma'deniyatin istihalati dahi kezalik sudandir. Bunun gibi insan-i kamilin ab-i 
hayat gibi olan camnda dahi be§erin emraz-i ma'neviyyelerinin birgok ilaglan 
gizlidir. 

214. Dier hir incinin cant, her ianenin i$i umahia eczahane aJbiair. 

Her bir incinin cam sudur. Zira inci sadefin agzina nisan yagmurunun 
damlamasindan hasil olur. Hububattan her bir danenin batini da sudur. Bi- 
naenaleyh su irmak iginde bir eczahane gibi cereyan eder. 

215. x,eminin yetimlerine perveri§ ondandir. OCuru olan haglanmiflara harehet 
ondanlir. 

"Yeryuziinun yetimleri su ile beslenir; ve kuruyup ne§v ii nemadan bag- 
lanmis, olanlara hareket ve nesv ii nema o sudandir." Ma'na-yi zahiriye go- 
re "yeryiizuniin yetimleri"nden murad, nebatat ve "kuru olan baglanmi§- 
lar"dan murad, dahi yine nebatar. Ve ikinci misra' te'kid igindir. Ve ma'na-yi 
batiniye gore "su"dan murad insan-i kamilin ruh-i kudsisinin yagdirdigi 
ma'rifet yagmurlandir. "Yetimler"den ve "kuru olan baglanmi§lar"dan mu- 
rad, bu esfel-i safilinde mertebe-i hayvaniyyette kalmis, ve insaniyeti ma'ri- 
fetsizlikten dolayi kuruyup ne§v ii nemadan kalmis. olan insanlardir. Hind 
niishalannda oi&~* yerine oi^u vaki'dir. Bu surette Jui*. oi&ju "Karamn su- 
sami§lan" demek olur. Ve "husk" burada, denizin ziddi olan "kara" ma'nasi- 
nadir. Hatta ba'zi niishada "hu§k" yerine "hak" vaki' olmu§tur. Ve "te§ne- 
gan-i hak", "topragin susarmsjan" demek olur. "Te§negan-i hu§k" ma'nasi- 

© 



MESNEVl-t §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

nin aynidir; ve "tesne", bu ma'naya gore "harts olmak"tan kinayedir. Hula- 
sa-i ma'na: "Karanin veya topragin hartslerine ve derya tarafina hareket ve 
gidis, o insan-i kamilin maarifindendir" demek olur. 



Bulanik olduktan sonra suyun Hak Teala (c.c)den istianesi 

ij*i 4 J~*" llfi-*j J>Wl L* y^* Jb ij-i tj§ l yi\ 4jU jjLc by? 

216. DakiSki onun mayasi kalmaz, bulanik olur, yery&zunde bizim aibi aciz 
olur. 

Vaktaki suyun mayasi ve ash olan temizlik ve berraklik kalmaz, halkin 
kirleriyle bulanik bir hale gelir, yeryiiziinde bizim gibi aciz olup vazife-i tat- 
hiri icra edemez." "Hire siiden" (o-ui »^), aciz olmak demektir. Ya'ni, "in- 
san-i kamil halki irsad ve lslah igin kulliyyetiyle tenezzul edip halka miite- 
veccih bulundugu vakit, onun batimnda, kir mesabesinde olan suver-i masi- 
va miinakkas olur. Onun bu suverden saf olan ruh-i alisi bulanir. iste bu mer- 
tebe-i beseriyyette ve keserat aleminde bizim gibi zevk-i vahdetten muvak- 
katen hicaba dii§er." 

Uf ^ jjU j ^b (j>\i ^ oT \Jci- (jlT ij^ Jh\j jl JU 

217. IBahnindan nale getiriv der ki: "Gy Diuda, o §eyi ki verdin, verdim ve 
fakir kaldim." 

Su veya insan-i kamil, batinindan nale ve feryad edip der ki: "Ya Rab, ba- 
na verdigin taharet ve safveti senin kullanna dagittim ve bende bir §ey kal- 
madi; ve senin lutfuna muhtac. kaldim." 

218. Sermayeyi temiz ve murdar iizerine doktiim. Gy sermaye verici ?a/i, da- 
ha var rm?" 



AHMED AVNl KONUK 

Bu niyaz insan-i kamil tarafindan oldugu takdirde; "temiz"den murad, 
masiva alakatryla mukayyed olan mii'minler ve "murdar"dan murad, miin- 
kirler ve fasiklardir. Ya'ni, "Ben safvetimi ve taharetimi mu'minler ve miin- 
kirler uzerine doktum; ve onlann kalblerindeki masiva nukusu bana aksetti. 
Ey safvet ve taharet sermayesini verici olan sah-i hakiki, sifat-i kudsiyyeti- 
nin daha ziyade tecellisi var midir? Bu tecelliye muhtacim!" 

219. 'Huluta der: "Oral latif yere yoBr! By fines sen dahi onu yukanya $ek!" 

Suyun miinacatmi kabul buyuran Hak Teala hazretleri buluta der ki: "0 
bulanik suyu latif olan kendi zerratimn arasina gotur! Ey giine§, su kesa- 
fetinden dolayi oldugu yerden kimildayamaz. Sen onu tebahhur ettirmek su- 
retiyle yukanya ve bulutun zerreleri arasina gek!" Insan-i kamil hakkinda 
dahi Cenab-i Hak rahmet bulutuna der ki: "Onun keserata bula§an camm pak 
ve latif olan alem-i melekuta gotiir! Ve ey ask giinesi, onu bu keserat-i suf- 
liyyeden suver-i ilmiyyeme ve vahidiyetim mertebesine gek!" 

220. Onu haiHi olmayan ierya tarafina erisiirinceye liadar muhielif yollara surer. 

Ma'lumdur ki, yagmur ug hadise-i tabiiyye neticesinde husul bulur: 1- Gii- 
nes. sebebiyle vaki' olan tebahhur. 2- Heva-i nesiminin hal-i isba'a gelmesi. 
3- Tekasiif. Bu tekasiif havada bulut husuliinii mucib olur. Binaenaleyh bu- 
lutlar kiigiik damlaciklar halinde birle§en su buhan kitleleridir. Yeryiiziinde pis 
olan bir suyun zerreleri bu suretle siiziilerek bulut haline gelir; ve temiz ve 
berrak bir hale geldikten sonra tekrar yeryuziine yagar. Bu yagis. baglara sah- 
ralara ve derelere ve bostanlara oldugu gibi dogrudan dogruya engin denizle- 
re de olur. Ba'zi mahallerde berrakligi ve temizligi muhafaza eder. Ba'zi ma- 
hallerde pis ve miilevves olur. imdi mertebe-i kesafete niizul eden sular her ne 
kadar berrak olsalar da evvelki mertebe-i letafetlerinde depdirler. Her halde 
bulunduklan kaplann renklerine ve sekillerine tabi'dirler. Ve miilevves olanlar 
ise hem letafetlerini kaybetmisjer ve hem de mukayyed bulunmuskrdir. Bina- 
enaleyh onlar bu iki hallerinde de Hak'tan, evvelki letafetlerini niyaz ederler. 
Bu misale mutabik olarak insan-i kamilin ruhunu Hak Teala, mezahir-i esma 
ve sifat olan bu alem-i kesret ve kesafet iginde alem-i vahdete vanncaya ka- 
dar muhtelif yollara ya'ni muhtelif esma ve sifat-i ilahiyye yollanna surer. Zi- 

^^ 



MESNEVi-1 §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

ra onlar esma-i muteferrika mezahiri olan ibadi tathir ve lslaha me'murdurlar. 
Sular bulundugu kabin rengine tabi oldugu gibi onlar da «JUi o^J *Ui dj ["Su- 
yun rengi, icinde bulundugu kabin rengidir"] kavli mucibince ir§ad-i ibad igin 
erbab-i muteferrika mezahirinin rengine boyanirlar. 

221. liu sudan garaz evliyamn caninm suyulur. xXra o sizin bulamkliklan- 
nizi mubalaga tie yikayiaair. 

Ya'ni, bu zikrettigimiz "su"dan garaz ve maksudumuz, evliyamn ab-i ha- 
yat mesabesinde olan canidir. Zira onun ruh-i paki, ey erbab-i muteferrika 
mezahiri olan insanlar, sizin bulanikliklarmizi 50k yikayicidir. 

jy J^i ufk lSj^ ^J* jk <J"j J* 1 J-* J °j* *y* ^& 

222. Vakiaki ehl-i fer§in gaslinlen hulamk olur, ar&a temizlik haksedicinin ta- 
rafina loner. 

"Ehl-i fer§"den murad, arzin sakinleri; ve burada "ars/"dan murad, insan-i 
kamilin kalbidir. "Ar§a taharet bah§edici"den murad, Hak Teala hazretleridir. 
Evliyamn cantna vaki' olan bulamkligm esbabi muhteliftir. Evvela cismani 
kimseleri ir§ad igin onlann renklerine girmek zarureti ve saniyen hin-i ir§ad- 
da halkin ma'rifet-i ilahiyyedeki cehillerinden ve gafletlerinden sikilmasi ve 
salisen halkin zahiren ve batmen §er'e muhalif muamelelerinden ve ahlakin- 
dan teessurudiir! 

Ba'zi niishada "gasl" yerine "akl" yazilmi§tir. "Ehl-i fer§in vaktaki aklin- 
dan bulanik olur" demek olur. Ve ehl-i fersjn akli ma'rifet-i ilahiyyede cehl ile 
muttasif oldugundan insan-i kamilin cam bundan bulanir. Ve ba'zi niishada 
dahi "gadr" vaki' olmu§tur. Bu surette ma'na "Vaktaki ehl-i fersjn gadrinden 
bulanik olur" demek olur. Ve ehl-i fer§in gadri zahiren ve batmen §er'e mu- 
halif muameleleri ve ahlaklandir; ve insan-i kamilin cam bundan da bulanir. 

jLiw< jJ jl .kcs** Oljl^ jl d\^S ,y\s J»Jh jl j ijl jl 

223. iekrar 0, taraftan etek cehici olur. iIMuhitin taharetlerinden onlann 
derslerini getirir. 

"0" zamiri, suya ve insan-i kamilin ruhuna raci'dir. "Muhif'ten murad, 
zat-i Hak'tir. Nitekim ayet-i kerimede X^» i^ J^ «ji u'i (Fussilet, 41/54) ya'ni 



c $^ a 



AHMED AVNl KONUK 

"Agah ol, muhakkak her §eyi muhittir" buyurulur. "Ders", liigatte okumak 
ve ta'lim ile ogrenilen §ey demektir. Ya'ni, "Insan-i kamilin ruhu yukanda 
zikrolunan esbabdan dolayi bulandigi vakit Hakk'a riictt* eder; ve bu bula- 
nikliktan etek gekici olarak, e§yayi zatryla Muhit olan Hakk'in taharetlerin- 
den ehl-i gaflete ogretilecek olan ulum-i ledunniyye ve maarif-i ilahiyyeyi ge- 
tirir." Ismail Ankaravi (k.s.) hazretleri buyururlar ki: "Bu beyt-i §erifde sana- 
yi-i lafziyyeden "muraat-i nazir" san'ati vardir. Zira "Muhit", fetva kitapla- 
nndan birinin ismidir. "Taharet" dahi o kitabm bir babidir. Bu munasebetle 
"ders" ta'biri pek latif vaki' olmu§tur." 

224. Ue cumleyi teyemmiimAen ve kMe isteyicileri aramaktan kurtanr. 

Teyemmum, §eriatte su bulunmayan yerde toprak ile abdest almaktir. Bu- 
rada "teyemmum"den murad, ilm-i yakini sahibi olmayanlann ilm-i istidlall 
ile amel etmeleridir. Nitekim ilm-i kelam ulemasi ve felsefe erbabi hakikati de- 
lail-i akliyyeleri ile bulmak ve anlamak isterler. Halbuki hakikat, Hakk'in vu- 
cud-i vahidi olup gune§in ziyasi gibi munte§ir ve zahirdir. Ehl-i istidlal evham 
ve hayalat ile kan§ik olan ukul-i ciiz'iyyelerinin lead ettikleri deliller ile orter- 
ler, bundan haberleri olmaz. "Kible"den murad dahi, kezalik Hakk'in vucud-i 
vahidi olup ehl-i istidlal o viicud-i vahidi isbat igin deliller irad ederler. 

Cenab-i pir efendimiz Fihi Ma Fih'in 22. faslinda §6yle buyururlar: "Bir 
kimse Sultan-i mahbubin Mevlana §emseddin-i Tebrizi hazretlerinin huzu- 
runda "Ben delil-i kati' ile Hakk'in mevcudiyetini isbat ederim" dedi. Ertesi 
sabah Mevlana §emseddin hazretleri buyurdular ki: "Dun gece melaike gel- 
mister idi. adam hakkmda "Elhamdulillah, bizim Huda'mizi sabit kildi, ona 
Allah omurler versin, ehl-i alem hakkinda taksir etmedi diye dua ettiler". Ey 
adamcik, Hak sabittir, onun delil nesine lazim? Eger bir i§ gormek istersen 
O'nun huzurunda kendine bir mertebe ve makam isbat et; ve yoksa senin 
delilin olmaksizin sabittir. Nitekim i§aret buyrulur: o'-u^ ^^ Vj ft(/ i ^ d]j (is- 
ra, 1 7/44) Ya'ni "Mahlukattan hicbir §ey yoktur, ilia ki Allah feala'yi hamd 
ile tesbih ederler". 

Beyt-i §erifin hulasaten ma'nasi: "insan-i kamil vahdet aleminden kesret 
alemine dondiigu vakit nakis insanlara ulum-i ledunniyye ve maarif-i haki- 
kiyye getirip onlan ulum-i istidlaliyye ve vehmiyyeden ve delail aramak kul- 
fetinden kurtanr" demek olur. 

Q 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

225. Dialkin ihiildhndan i'tdal bulur. "Grihna ^a HUlal!' iiye. 

Ya'ni, insan-i kamil getirdigi maarif ve hakayik dersini vermek igin halk ile 
ihtilat ettiginden, Hak ile olan huzur-i hassina halel geldigi igin kalb-i §erifi il- 
letli ve mariz olur. Binaenaleyh Resul-i Ekrem Efendimiz'in J^ i* u-ji ya'ni 
"Ey Bilal, bizi dinlendir!" diyerek arzu buyurduklan seferin cinsinden bir sefer 
ister ki, o sefer vahdet tarafina olan bir seferdir; ve keserat bula§ikhgmdan ta- 
haret seferidir. Bu husustaki fazla izahat I. cildin 2016 numarah beytiyle onu 
ta'kib eden diger beyitlerde munderigtir. Burada tekranna hacet yoktur. 

226. By latif rm^meli, ey giizel sesli Tydfil, minare uzerine git, rihlet aavulunu ^al! 

Bu beyt-i §erif hadd-i zatinda Resul-i Ekrem hazretlerinin Bilal-i Habesj 
hazretlerine vaki' olan emr-i §ertfleridir. Fakat varis-i kamilin, giizel sesli olan 
zevata hitablanna da §amildir. Ya'ni, "insan-i kamil halk ile olan ihtilattan 
ma'lul oldugu vakit sema'a ve teganmye meyledip giizel sesli olan zevata, 
"Minare ve da' vet mahalli uzerine git de alem-i vahdete rihlet davulunu gal!" 
buyurur. Resul-i Ekrem hazretlerinin emr-i §erifi hadd-i zatinda giizel sesle 
ezan okunarak namaza da'vet olunmaktir. Zira hadis-i §erifde ^jli £}j~ 5_^UJi 
ya'ni "Namaz mu'minin mi'racidir" buyrulur. Ve namazda alem-i keserata ve- 
da' olunup bir kalb-i hall ile Hakk'a tevecciih olunmak icab eder ki bu hal-i 
vahdet tarafina sefer olur. "Sahil", at ki§nemesine denir. Bu ta'blrde i§aret bu- 
dur ki, cesed ruhun binek hayvanidir; ve sada ve nagamat bittabi' cesedin 
hangeresinden gikar. Ruhda kendi aslina sefer ve riicu' istiyaki te§eddud etti- 
gi vakit eseri cisimde zahir olur; ve insamn cesedi, ahsen-i takvlm iizere mah- 
luk olup her halinde intizam oldugundan onun sadasi da mevziin ve latif na- 
gamat cinsinden olur. Ehl-i ask ve istiyakin sema'indaki hikmet budur. Bu ask 
ve istiyaktan ruhu bi-nasib olan ziihd-i barid ashabi sema'i haram goriirler. 
Eger sema' ve nagamat-i latife haram olsa idi Resul-i Ekrem hazretleri Bilal-i 
Habe§i cenablanna nagamat-i latife ile ezan okumasini emrederler miydi? 

^!>L* JjjS i_~~» jjj c^mtj >^-*j f L* j^jl OJj j cJj /»• 0U- 

227. Can sefere aitti ve heden kiyamiaiir. Ulic'at vaktinde hu sebebden selam, 



5^^, 



Ppr 3 " AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, "Mu'min namaza durdugu vakit onun ruhu kesretten vahdete mii- 
teveccihen sefere gider; ve cese'di de ayakta durur ve namazi bitirdigi vakit ba- 
§im saga ve sola gevirerek "Es-selamu aleykiim ve rahmetullah!" ^4^ r^- 11 
-dJi i^j j der." iste Mevlevilerin sema'i da bu ma'naya binaen mevzu'dur. 
Onlarin ruhlan nay ve giizel sesli zevatin nagmeleri ile namazda oldugu gibi 
kesretten vahdete muteveccihen sefere gider. Ve ruhlanndaki i§tiyakin ve iz- 
tirabin eseri cisimlerinde zahir olup ecram-i semaviyyenin ayn-i viicud-i Hak 
olan feza-yi bi-nihayedeki devirleri gibi devrederler. Mutriblerin nagamati ve 
ahenkleri degi§tikge, alem-i kesrete riicu' edip "selam" vaziyetinde bulunur. 
Nitekim cenab-i Pir efendimiz sema' hakkinda soyle buyururlar: 

j-L^j jl J»/»j Ij 0-hj JLJ*ij>- jl O-L^i ^Jj Cjj^a iy, 4^- f-lw ^b 

jjuui j>- j\j-m\ Cjja^I c?Ui^ jl OJui c-~»jj Jl_p-I *j> *^- p-U*» ,_j»b 

O-bji ^ j b ^ Ji/" (^^ _^>- Ij^, ^twiiP u^ ^j^ji^ £L— ^jb 

0-u^j a^Ij ^ o^£j JJu LsiT aJJI «^. ^j ^ i_jj <^- s-lw ^b 

j-Xp t /'-^ j'_^' l^j-^j i_b 0Lwj»- ji^ j«i -Lil» j^j 4^- pL— * ^jb 

"Bilk misin sema' nedir, ruhun Elestti bi-rabbikiim hitabma cevaben "Belal" 
dedigini isitmektir. Kendinden munkati' olmak, O'nun visaline erismektir. Bi- 
lk misin sema' nedir? Dostun ahvalini gormektir. Lahut perdelerinden Hakk'm 
esrarmi isitmektir. Bilk misin sema ' nedir? Hakk 'm askinm darbesi ontinde ba- 
swi top gibi yapip ayaksiz ve bassiz kosmaktir. Bilk misin sema ' nedir? Nefs 
ile harbetmektk. Yan bogazlanmis kus gibi kanh toprak iizerinde girpmmaktir. 
Bilk misin sema ' nedir? "Li maallahi vakttin. . , " hadis-i senfmin simndandir ki, 
oraya melek sigmaz, vasitasiz eri§mektk. Bilk misin sema ' nedir? §ems-i Teb- 
rizi gibi kalb gozlerini acmak, en var-i kudsii gormektir. " 

228. j3u mesel kelamda vasita gibi&ir. SAvavnxn anlamasi i$in vasita sarttir. 

Ya'ni, "evliyanin cam"m suya ve "ruhu Hakk'a ula§rp yine beseriyete gel- 
mesi"ni sefere ve "bu seferden avdef'i selam vermeye benzetmek kelam ale- 
minde idrak-i ma'naya vasita gibidir. Bu ma'nalan avama anlatabilmek i0n 
boyle mesel Tradi lazimdir. 



MESNEVl-1 §ERfF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVt-5 • 
4ulj jl -Aj*j jf jAiw yr -Ja-lj ij. >JJ ^ u^" 1 J-^ 1 

229. 'Olabdadan kurtvlan semenderden haskasi ne vakit vasiiasiz olarak aiese 
aider? 

"Semender", bir nevi' hayvandir ki cildinden ifraz ettigi bir seyyale vasi- 
tasiyla yanmaksizin atesten geger. "Havass-i evliya" semendere te§bih buy- 
rulmu§tur. Ates mesabesinde olan hakikat-i viicuda kelam vasitasi olmaksi- 
zin ancak akil rabitasindan kurtulan havass-i evliya vasil olur. 

230. Sana hamam vasitasi lazimdir, ta ki sen tah'ini atesten ho§ edesin! 

[230] 

"Sana takva hamami vasitasi lazimdir. Senin nefsin hamamin hararetine 
ahssin.da tabiatin atesten hoslanmaga baslasin!" Cenab-i Pir efendimiz IV. 
cildin 240 ve 241. beyitlerinde takvayi hamama tesbih buyurmu§lardir. 
beyitler sunlardir: 

i — -*~^jj ^y* ^^~ jy ^ t -~*"' cf^ J^* ^ '—'$&' 

"Dunyamn sehveti kiilhan misalidir ki takva hamami ondan parlaktir. 
Fakat muttaki kismi bu ktilhandan safdir. Zira ki hamam igindedir ve temiz- 
liktedir." 

Ve takva hakkindaki izahat o beyitlerde gecti. Bu beyt-i §erifde de takva- 
yi atese tesbih buyurmuslardir. Beyt: 

lj <_£ j£> XJljj— j j <Ulj uiji iy. I j **ll (£ y*\* 01^- tSyv ,J~'' •^ijy~ J . 

"Takva atesj masivallah cihanim yakti; ve Allah'tan bir berk vurdu, tak- 
vayi yakti." 

Binaenaleyh salik, tecelH-i zatiye nail olmak igin evvela riyazet ve miica- 
hede ile takva hamammda temizlenmek ve sonra bu ates-i tecelliye tabiati 
ahsmak lazimdir. 

JJi <L~>\ J_^j c^»\*j>- o-iuS' J^" ^y? <_r^ J J ~^ cs'^ ^y? 

231. uViadernki UiaM gibi ale.se, gitmeye. kadir degilsin, sana hamam resul, Sa- 
na su aelil oliu. 



*&&? 



AHMED AVNl KONUK 

Mademki Ibrahim Haiti (a.s.) gibi keserattan yiiz yuyup vahdet-i zati ate- 
§ine gitmeye kudretin yoktur, o halde sana takva ve riyazet hamami resul ve 
sana su mesabesinde olan ruh-i kamil ve kelam-i evliya delil oldu; ve sen 
vahdet-i zatiyi birtakim temsilat ile bu kelamlar vasitasi ile idrak edebilirsin. 

232. Tofeiuk Diak'tanclir. Jakat ehl-i taba ekmek vasitasi olmaksizin tohlu- 
jja ne vakii erisir? 

"Taba"', kirli olmak ve tenbel olmak ma'nasinadir {Muntehabti'l-Lugat) . 
"§iba"\ doymak. Mesela tokluk Hak'tandir, fakat sifat-i nefsaniyye ile kirli 
veyahud riyazette tenbel olan kimse ekmek vasitasi olmaksizin doymaz. Ha- 
vass-i evliya doymak icin ekmek vasitasina muhtac. degildir. Akhn "doymak 
icin ekmek lazimdir" diye verdigi hukiimden kurtulmu§tur. Bu hali cismani 
olan kimseler akillanna sigdiramazlar. Halbuki menakib-i evliyada bircok za- 
manlar yemeksizin ya§ayan ve doyan evliya vardir. Ezcumle Sipehsalar haz- 
retleri yazdigi menakibda Hz. Mevlana efendimiz ile §ems-i Tebriz! hazretle- 
rinin alti ay miiddet §eyh Selahaddin-i Zerkub cenablannin hiicresinde asla 
ve kat'a ekl ve §urb ve hacat-i be§eri vaki' olmaksizin sohbet buyurduklan- 
ni re'ye'1-ayn mii§ahede etmek suretiyle nakl ediyor. 

233. JZetdfet Diak'taniu, fakat ten ek\i g.imen perdesi olmaksizin let&feti an- 
lamaz. 

Ya'ni, insamn bu viicud-i izafi aleminde gordiigu letafet Hak'tandir. Vucud-i 
hakiki-i Hakk'in ism-i Latif ile vaki' olan tecellisidir. Fakat kuyud-i cismaniy- 
ye altinda bulunan kimseler cemenistan ve giilistan perdesinin sureti olmaksi- 
zin letafetin ne demek oldugunu anlayamaz; ve letafetin zevkini kendinde bu- 
lamaz. Zira letafet bir ma'nadir; ten ehli bu ma'nayi suret ile anlayabilir. 

234. Uaktaki ten vasifast kalmaz, hicahsiz c/Wfisa gihi ceyhinien aym nurunu 
bulur. 

Vaktaki bir kimse takva hamamina girip sifat-i nefsaniyyeden temizlenir 
ve su mesabesinde olan mur§id-i kamilin ruh-i safi ile yikanir, viicudun idra- 
ki hususunda artik cisme miiteallik olan kelamin ve suretin vasitasi kalmaz. 



eg^g> 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Suret hicabi olmaksizin Musa (a.s.) gibi koynundan, ya'ni kalbinden ayin, 
ya'ni ruhun nurunu ve bu nur vasitasryla da Hakk'in nurunu mu§ahede eder. 
Zira ayin nuru giine§in ziyasmdan muktebes oldugu gibi ruhun nuru dahi 
Hakk'in zatinin giine§inden mustefaddir. 



Harici olan fiilin ve kavlin zamire ve dahilt olan nura sehadet vermesi 



Bu siirh-i §erif Ankaravi niishasinda atideki beyitten sonra ve Hind niis- 
halannda evvel yazilmistir. 

235. Suyun hu hiinerleri dahi §ahiddir hi, onun hahni ZHMtk in lutjunaan do- 
ludur. 

"Su"dan murad, ruh-i evliyadir. Nitekim yukanda 22 1 numarah beyitte 
"Bu sudan maksud evliyanin canidir" buyurulmus idi. Ya'ni evliyanin cam- 
nin bu maarif ve hakayik-i ilahiyyede gosterdigi hiinerler dahi §ahiddir ki, o 
ruhun igi ve batini Hakk'in liitfunun tecellisinden doludur; ve ehl-i gaflete ru- 
hunun Hak'tan aldigi envar-i maarifi ibzal eder. 

jf JM^I y Jh\j, j, Ji jij j~^ d\A\yf JuAjji j J** 

236. Jiil ve kavl zamirin §ahidleri geldi. Sen hu ikiden hahn iizerine istidldl tut! 

Ya'ni, "insanin cismi (izerinde hakim olan onun zamiri ve fikridir. Bina- 
enaleyh ondan sadir olan nil ye kavl zamlrine ve flkrine gore olur. Mademki 
boyledir, sen insanin fikrinin ne mahiyette oldugunu anlamak ister isen onun 
fiilini ve kelamim batimna ve flkrine delil ve §ahid tut!" Bu ma'naya dair ce- 
nab-i Pir efendimiz Fihi Ma Fih'in 11. faslinda soyle buyururlar: 

"Bir adami tanimak istersen onu soylet, soztinden bilirsin. Ve eger yanke- 
sici olursa, bir kimse de ona "Adami sozunden tanirlar" demis. olsa, o yanke- 
sici kelaminda ihtiyat eder. Zabita me'muru onu anlayamaz. Bu halde onun 

© 



AHMED AVNt KONUK 

huzurunda sukut et ve kendini ona ver ve sabret! Belki onun agzindan bir 
kelime firlar; ve eger firlamaz ise belki senin dilinden arzun hilafina bir keli- 
me firlar. Veyahud hatinnda bir soz veya end!§e bas vurur. O endi§eden ve o 
sozden onun halini bilirsin. Cunkii ondan muteessir oldun ve o onun aksi ve 
ahvalidir ki senin derununda zuhur etti". 

^jj j' jj^j <-b* j^ y^- ^jj- 5 j- 5 '-v* j^ j j^ ^j*r 

237. CMademki senin sunn lahna seyir tutmaz, hastanin idranna haricten hakl 

Mademki senin ruhunun ve sirnnin bir kimsenin batinina ve kalbine sey- 
ri ve niifuzu yoktur, binaenaleyh nefsani sifatlann illetleriyle hasta ve ma'lul 
olan bir kimsenin idran mesabesinde olan fiiline ve kavline bak! Ve onun il- 
letlerini bu delillerden ve sahidlerden anla! 

238. Jiil ve kavl hastalann o idran olur ki, cisim iabibine hurhan olur. 

Nefsani marazlar ile ma'lul olan kimselerin fiilleri ve sozleri onlann idran 
mesabesindedir. Ve onlar, onlann efkanna ve zamirlerine delil olur. Nitekim 
cisim doktoruna hastanin idran delil olup doktor bu idrann tahlilinden hasta- 
ligin nev'ini teshis eder. 

239. De o ruhun icdrtbi onun canina aider; ve can yolundan onun imamna aider. 

"Ruhun tabibi"nden murad insan-i kamildir. Ya'ni, "Ruhun tabibi olan in- 
san-i kamil bir kimsenin ruhuna ve batinina niifuz eder ve onun igin fill ve 
kavlin §ehadetine ihtiyag yoktur. Ve ruha niifuz ettikten sonra ayn-i sabite- 
sini mii§ahede ederek ehl-i imandan olup olmadigini anlar. Cisim doktorlany- 
la ruh doktorlan hakkindaki izahat IV. cildin 1 790 numarah beyt-i serifi ile 
onu ta'kib eden ebyat-i serifede munderigtir. 

240. Onun aiizel fiile ve kavle ihtiyaci gelmez. Onlardan korkun, onlar kalb- 
lerin casuslandir. 

Ya'ni, ruh doktoru olan insan-i kamilin giizel fiile ve giizel soze ihtiyaci 
yoktur. Zira gok kimseler vardir ki, i$i zehir dolu oldugu halde agzindan bal 

Q 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

gibi tath sozler gikar ve igi fesad dolu oldugu halde daha buyuk bir menfaat 
elde edebilmek icm zahiren giizel fiilde bulunur ve fedakarhk yapar ve vefa- 
kar goriinur. insan-i kamil kalbin casuslandir, bunlan derhal anlar. 

yr y^J> J^l j C — J IjAj j$" y*. l£j j> Jy J J** &£ J^ 

241. Till fiili ve kavli ondan iste hi, o irmak <$oi deryaya vasd dejjildir. 

Bu fiil ve kavl sahidlerine muhtac olmak halini oyle bir kimsede ara ki o 
kimse irmak gibi derya-yi hakikate vasil olmamis ve heniiz kesafet-i eisma- 
niyye hicabi arkasinda kalmistir. Mesela bir kimse boyle kesafet hicabi icm- 
de oldugu halde miirsjdlik da'vasmda bulunan bir kimsenin oniinde, icmden 
ona sovse ve saysa ve fakat zahiren ona karsi kelimat-i hasene kullansa 
onun o sozlerine aldanir; ve kendisine merbut bir adam zanneder. Fakat in- 
san-i kamil boyle degildir. Derhal senin havatinna vukaf kesbeder. Sana mii- 
nasib vech ile cevablar verir. Fakir miirsMim Mesnevihan Selanikli Es'ad De- 
de Efendi (k.s.) hazretlerinde bu gibi ahvali defaat ile miisahede ettim. Hu- 
zurunda bulundugum zaman bir su'-i fikir viirudundan pek ziyade korkar 
idim. 



j> Jj5" _y*Ui i_JjIp j** Ojj-XjI jl lj *y- jy 01 *£~ Ol OLj ji 
SyS- yMb j\ Jo _j Jyj 45ol jl Ojjil lJjIp Jy j d>j\f- Jo ^ OlaL>- 

Onun beyanmdadir ki o nur kendisini arifin sirrimn icinden halayik 

iizere arifin fiili ve arifin kavli olmaksizin kavil ve fiil ile zahir olandan 

ziyade izhar eder. Nitekim gunes yiikselirse horozun ve miiezzinin 

i'lamna ve diger alametlere hacet olmaz 



242. J2akin hir arifin nu.ru ki hadden fle$ti, onun nuru sahralara ve pillere doldu. 

o 



AHMED AVNl KONUK 

Arif ve insan-i kamilin batinimn nuru onun iyi soziine ve iyi fiiline hacet 
olmaksizin musahibine te'sir eder. Cenab-i Fir efendimiz Fihi Ma Fffi'lerinde 
31. fasilda bu ma'nayi §6yle izah buyururlar: 

"Bir kimse nur-i Huda ile nazar ettigi vakit evvel ve ahir ve gaib ve zahir 
her §eyi goriir. Zira nur-i Huda'dan boyle bir §ey nasil mestur kahr? Ve eger 
mestur kahr ise o, nur-i Huda degildir. tmdi her ne kadar ona vahiy denmez 
ise de, onda ma'na-yi vahy vardir. Osman (r.a.) halife oldu, minbere gikti, 
halk ne buyuracak diye muntazir idiler. Sakitane nazar edip higbir sey soyle- 
mez idi. Halk iizerine bir vecd hali nazil oldu. Oyle ki di§an gikmaga mecal- 
leri kalmadi; ve yekdigerine ve nerede olduklanna §uurlan olmadi. Yiiz tez- 
kir ve va'z ve hutbe ile onlara oyle bir ho§ hal vaki' olmami§ idi. Boyle feva- 
id ve muka§efat hasil ve esrar malum oldu ki, bu kadar amel ve va'z ile ol- 
mami§ idi. Meclisin nihayetine kadar boyle nazar eder ve bir §ey buyurmaz 
idi. A§agiya inmek istedikte Jiy f-ui & £±\ ^-o-i j ^ jui f ui ^ 01 ya'ni "Si- 
zin icin fa'al olan imam, kawal olan imamdan hayirh ve ahsendir" deyip in- 
di. Dogru buyurdu. Mademki kelamdan murad, faidedir. ve tebdil-i ahlakdir, 
soz soylemeksizin bu faidenin ez'aftm hasil etmi§ idiler; ve bu faidenin husu- 
lii miiyesser oldu. Binaenaleyh buyurduklan ayn-i savab idi. Gelelim kendi- 
sine fa'al demesine. Gerci minberde o hal iginde zahiren bir fiil icra etmedi ki, 
onu goz ile gormek mumkin olsun. Namaz kilmadi, haccetmedi, hutbe oku- 
madi bunlardan higbirisi vaki' olmadi. imdi ma'lumumuz oldu ki, amel ve fi- 
il denilen §ey yalmz o suretler degildir. Belki bu suretler o amelin suretidir. 
amel ise candir. Senin evliya-yi Hakk'a nazar etmen ile onlann sende tasar- 
rufu ve bi-kelam ve bahs olarak maksudlann husulu ve seni menzile eristir- 
meleri miimkindir." 

243. Onun $ahicllifli ^ukuidan ve tekelliiflerAen ve canhazlikian ve keremden 
farig geUi. 

"§ahid" kelimesi Farisi'dir, "mahbub" ma'nasinadir. Ya'ni, "Abidlerin ba- 
tinlannin giizelligi onlann iyi fiillerinden ve iyi kavillerinden anla§ihr; ve bun- 
lar onlann batmlanna §ahid olur. Fakat arifin mahbublugu bu gibi §ahidler- 
den ve tekellufat-i zahiriyyeden ve riyazat ve mucahede gibi can oyunculu- 
gundan ve cud u keremden mustagnidir. Zira onun batinimn mahbublugu ve 
guzelligi di§anya tasar. 

Q 



MESNEVl-1 §ERtF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

* *' ' «* . - 

tJL~*~b\j C~^Ij» 1^.>.~L-J vjjj C.. i ~ttU tijjt! ^J 3 ? j^fi ^' JJ^ 

244. ^Uakiaki o gevher nuru iisanua parlamishr, bu tesell&slerden feragat bul- 
rnustur. 

"Teselliis", salusluk etmek ve riyakarhk yapmak demektir. Ya'ni, "Arifin 
batminin nuru di§anya ta§tigi veya parladigi igin birtakim sahte §eyhler gibi, 
halka namazim, orucunu ve zekatini gostermekten farig olmustar. 

245. Hinaenaleyh onian fiil ve kavl sdhiiini isteme; zira her iki cihan onian 
aul gibi aplAi. 

Ya'ni, insan-i kamilin fiiline ve kavline nazar etme! Zira onun huzurunda 
bulundugun ve onun nazar-i hassina nail oldugun vakit sana ondan hem 
diinyanin ve hem de ahiretin ahvali giil gibi acUir. 

246. IZu sahidlik neclir? Qizlinin izhariiir. Dster kavl olsun ister fiil ve onun 
gayn olsun. 

Bu beyt-i serifde, gizli olan ma'nanin izhan igin iig nev'i sahid ve vasita 
beyan buyruluyor. Birisi "soz", digeri "fiil" ve iicunciisu bir veliden bunlann 
gayn olarak "harikulade ahval" zuhurudur ki, bunlann iigii de arazdir; ve 
araz iki zamanda baki kalmayan §eye denir. 

^ j** J J" J" aU J^. <~*~o} ^^~*j*yr s* jW^ 1 J>jf ^ 

247. 3jira araz cevherin simm izharAir. Uasif bakulir ve bu araz ma'ber iize- 
rineiir. ■ 

"Cevher"den murad kalbdir; ve "cevherin setrin"den murad, imandir. 
"Vasif 'dan murad, yine imandir; ve "araz"dan murad ef al ve akval ve ke- 
ramat-i kevniyyedir. "Ma'ber", "ubur"dan ism-i mekandir, "gegit ve giizer- 
gah" ma'nasina olup diinya murad olunur. Ya'ni, "Ef al ve akval ve hava- 
nktan maksud cevher-i kalbin sirn olan imanin izhandir. Bu iman bir vasif 
olup ruh ile beraber bakidir; ve arazdan ibaret olan ve bu imanin §ahidleri 
mesabesinde bulunan ef'al ve akval-i hasene ve iman-i kamilin alamau 
olan keramat-i kevniyye bir gegit ve koprii mesabesinde olan diinya iizerin- 
dedir ve diinya ile beraber fanidir." 



AHMED AVNl KONUK 

248. ISu alhnin ni§ani mikekk uzerinde kalmaz. <$eksiz alhn iyi adit kahr. 

Mihekk ta§i uzerindeki altinin eseri baki kalmaz, silinir. Fakat o eserden 
ve ni§andan altmin altinhgi zahir olur ve ma'denin cinsi meydana gikar. 

^L; Sj jjU 0W- jjU pj» ([~* ji\ j i[#r jj,\ j o!A^» jjI 

249. 1?u namaz ve hu cihad ve hu oruf dahi hxdmaz; can iyi adit kalir. 

Bu dtinya gegidi uzerinde olan ibadat-i zahiriyye dahi araz nev'inden ol- 
dugundan altinin mihekk uzerindeki eseri gibi zahir olur. Fakat canin diinya- 
da ve ahirette iyi adi kahr. 

ij~j \j j»j>- j»\ S*** j ±jg J\j>\ j jUil {j&r DU- 

250. Can hoyle hir effil ve akval gosterdi; emir mihekki iizerine cevherini siiriu. 

Can boyle giizel fuller ve giizel sozler izhar etti. Emr-i ilahi mihekki iizeri- 
ne kendi cevherini ve mayasim surdu ve benim i'tikadim budur diye gosterdi. 

251. 'Dedi ki: n( ~Benim i'tikadim dogrudur, i$le $ahuH" Jakat §ahidlerde i§ti- 
hak vari.tr. 

Ya'ni run dedi ki: "Benim i'tikadim dogrudur, i§te benim fiilim ve kavlim, 
i'tikadimin dogruluguna §ahiddir." Imdi ruh fiilini ve kavlini §ahid getirdi. 
Ama sahidlerde §iibhe vardir. Cunkii sahidlerin ba'zisi yalanci sahid olur, 
ba'zisi da sadik olur. 

252. Qahidler vein iezkiye vardir, hil! Onun tezkiyesi hir sidkdir ki ona mev- 
kufiun. 

"Tezkiye", pak etmek ve temizlemek ma'nasmadir. Ya'ni, §ahidlerin adil 
olmasi §arttir, bir kimse da'vasim isbat icjn hakim huzuruna §ahid getirse, 
hakim §er'an o §ahidlerin adil olup olmadiklanm sirran ve alenen tezkiye ile 
mukellefdir. Ruh i'tikadinin dogru oldugunu iddia ederek fiilini ve kavlini sa- 
hid getirdigi vakit, bu fill ve kavil sahidlerinin de kizbden tezkiyesi lazimdir; 
ve onun tezkiyesi de o fiilde ve kavlde sidk ve ihlas bulunmaktir ki, onlar ha- 

Q 



MESNEVl-I §ERfF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

kim-i mutlak olan Hak Teala hazretlerinin indinde makbul olsunlar. Zira mii- 
nafiklar da zahiren iman da'vasinda olup namaz kilarlar ve kelime-i §ehadet 
getirirler. Onlann bu fiilleri ve kavilleri yalanci §ahiddir; ve keza riyakar olan- 
lann bu fill ve kavlinden muradlan dahi, halk taraftndan hiisn-i kabul gor- 
mektir. Binaenaleyh getirdikleri §ahidler adil degildirler. 

O-^Jxi »lji jJul Jl$P Jajb- C~-JjJ »i_p jJu\ Jai! Jai>- 

253. jZafzin hifzi kavli olan $ahiddedir; ahdin htfzi fiili olan $ahiddedir. 

Ya'ni, biri kavli ve digeri fiili olmak uzere iki nevi' sahid vardir. Kavli 
olan §ahid "La ilahe illallah" lafzidir. Bu kavli olan iman §Shidinde bu laf- 
zin §irkten hifzi lazimdir. Zira §irkin uc, mertebesi vardir. Birisi "§irk-i ce- 
li"dir. Bu §irk puta ve atege ve aya ve gune§e tapanlann §irkidir. Digeri 
"§irk-i hafT'dir. Bu sjrk dahi avam-i mu'mininin sifat-i nefsaniyyelerinin 
sevkiyle ibadederinde riya ve sum'a gibi duygulandir. Ciinkii nefis kendisi- 
nin halk tarafindan medholunmasindan mahzuz olur. Bunun igin ayeti ke- 
rimede ij^-i Z.j slu JyJ if, (Kehf, 18/110) ya'ni "Rabbinin likasim arzu 
eden, higbir' kimseyiRabb'inin ibadetine ortak yapmasin!" buyrulur. Ve 
uguncusu "§irk-i ahfa"dir. Bu girk dahi avam-i mu'mininin ve ulema-i za- 
hirin ve ilm-i kelam erbabimn iki viicud ve varhk isbat etmeleridir ki, bu sjrk 
hakkinda Resul-i Ekrem Efendimiz Lull j* J3 ^-o # j*-\ jA j J^i ya'ni 
"Benim ummetimde sjrk miicella bir mahal uzerindeki kanncamn yuriiyu- 
suden ahfadir" buyrulur. Imdi bu tig taifeden her biri "la ilahe illallah" laf- 
ziyla §ehadet-i kavliyyede bulunsa onlann bu §ehadederinde adalet yoktur. 
Onun igin ayet-i kerimede i^rip^jdi $ i (Nisa, 4/136) ya'ni "Ey iman 
eden kimseler, iman ediniz!"'buyrulmu§ ve onlann §ehadet-i kavliyyeleri 
iman-i hakiki iktisabi suretiyle adalete da'vet edilmistir. Iman ettikten son- 
ra bu ahdin hifzi igin de fiili §ahid lazimdir. Bu fiili §ahid dahi emr-i ilahiye 
itaat ve ef al-i peygamberiyyeye muvafakatur. 

254. 6aer kavd $ahidi egri soylerse merduddur; ve eger fiil sahidi egri kosarsa 
merduddur. 

Ya'ni, eger kavil §ahidi '^Js j/^t ^X °A£- (FetJh. 48/11 ) y a ' ni 
"Kalblerinde olmayan §eyi dilleriyle' soylerler"'ayet-i kerimesi mucibince egri 
soylerse onun bu §ehadeti makbul degildir; ve eger fiil §ahidi egri ko§arsa 

^% 



AHMED AVNt KONUK 

ya'ni yaptigi amele bir kimse riya ve siim'ayi kan§tinrsa o merduddur. Nite- 
kim ayet-i kerimede, sure-i Bakara'da J>% '^Jt ^iTju* \J& H i^f^jJi l^.1 C 
^lii ,Sij 'X 'jJj. $$fc (Bakara, 2/264) ya'ni "Ey rriii'minler, sadakalannizi 
malim nas gorsiin de comert imis. desinler diye infak eden kimse gibi ibtal et- 
meyiniz!" buyrulur. 

cjjJj-, oUj jjj! J^i U a^il J**^^. J*» j Jy 

255. Sana tenakuzsuz kavd ve fiil lazimiir, ta ki senin onune tUrhal kabul 
flelsin! 

Ya'ni, sozun oziine ve fiilin dahi kavline uymak lazimdir ki, bu §ahidlerin 
hakira-i mutlak olan Hak Teala indinde makbul olsun! 

256. Sa'yiniz muhtelifiir, tenakuz i$indesiniz. Quniuz dikiyorsunuz ve gece 
sokiiuorsunuz. 

"§etta", daginik ve muhtelif ma'nasina olan "setit" kelimesinin cem'idir. 
Bu beyt-i serifde sure-i Leyl'de olan JjJ JJC- ai (Leyl, 92/4) ya'ni "Sizin 
sa'yiniz daginik ve muhtelifdirler" ayet-i kerimesine i§aret buyrulur. "Gun- 
diiz"den murad, zahir ve "gece"den murad batindir. Ya'ni, "Ey mii'minler, si- 
zin sa'yiniz daginik ve muhtelifdir. Zahirde giizel soz soylersiniz ve iyi fiil is- 
lersiniz. Fakat batinda ihlasiniz ve sidkimz yoktxir. Binaenaleyh gunduz di- 
ker ve gece sokersiniz." Ve aleddevam tenakuz icmdesiniz. Batininiz zahiri- 
nizi bozar. 

Syr L-ikJ j\ Xg lj; S>- y^> L SyS. *? Jti\H L J^y* ^ 

257. Dmii ienakuzlu olan $ehadeti kirn Ainleii? ~%ahui cui lutuf tihetinden 
meger ki hir hukiim eHe! 

"tmdi boyle tenakuzlu ve da'vaya uymayan §ehadeti kimse dinlemez. Fa- 
kat cud ve kerem-i ilahiden iimid kesmek caiz degildir. Meger ki senin bu te- 
nakuzlu olan kavil ve fiil sahidlerini cud-i ilahi mahza lutfundan dolayi dinle- 
yip kabul ederek senin lehine bir hukiim versin!" Yoksa hadd-i zatinda bu sa- 
hidler makbul degildir. Ba'zi nushalarda ikinci misra' >y- ^ ji ^ ^ S J>■ ^ \>. 
Ya'ni "Yahud hakim-i mutlak kendi hiikmunden meger ki bir hilm ede!" de- 
mek olur. Bu ihtilaf-i elfaz ma'nayi tebdil etmez. 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEV?-5 • 

j~* ^ xg^ loo ji j> ^ j c^>j~. j\£>\ J*i j Jy 

258. ZKavil ve fiil sirnn ve zamirin izharidir. Uier ikisi mesiur clan sirn asi- 
kar eier. 

uy uy* j-*jl c> *ji>w *j j j uy? ^** *^ *«5 j* c~*l «i '-'.j^ 

259. Uaktaki senin sahidin tezkiye oldu, makbul oliu; ve yoksa mol molda 
mahhustur. 

"Mul" kelimesinin muteaddid ma'nasi vardir. Burada "teennt ve te'hir 
etmek ve i§ten geri durmak ve riicu' etmek" ma'nalan miinasibdir. Ve "mul 
mul" "yerinde kal!" ma'nasinda musta'meldir. Ya'ni, "Kavli ve fiiliolan §a- 
hidlerin tezkiye olunup dogruluklan sabit olduktan sonra kabul olunur; ve 
eger tenakuz ettikleri ve da'va-yi imana mutabakatlan sabit olmazsa ha- 
kim-i mutlakm, "Geri ddniin!" emrinde mahbus kahrlar." "Mul mul" hak- 
kinda Sultan Veled hazretleri "Tevakkuf ve tealliilden kinayedir," buyurur- 
lar. 

260. Ey harun, sen inad ettikfe inad ederler. Sen onlara muniazu ol, onlar da 
muntazir dular. 

"Harun", serkes ve muannid ma'nasinadir. Ve "harun"dan murad, sirk-i 
cell ve §irk-i hafi ve sirk-i ahfa sahipleridir. Zira "sirk-i celt ashabi" din-i 
Hak peygamberine karsi ve "sirk-i hafi ashabi" da ihlas ve sidk sahiblerine 
karsi ve "§irk-i ahfa sahibleri" dahi vahdet-i sirf ve vahdet-i viicud ashabi 
olan urefa-yi billaha kar§i serkeglik ederler; ve kendi curiik fikir ve delille- 
riyle onlara inad ve i'tiraz ederler; ve onlara karsi galebeye muntazir olur- 
lar. Bunlar dahi o inadgilara kar§i inad edip "^L *% '^»\y% <l)i jy ijjiiJ o^.y. 
djy&\ tyf J j >jj (Saff, 61/8) ya'ni "Allah'in'nur-i iman've maari'fini agiz- 
lanyla sondiirmek isterler. Halbuki mu§rikler kerih gorseler bile Allah Teala 
nurunu tamamlayicidir" ayet-i kerimesi mucibince Allah'in nurunun ta- 
mamlanmasina muntazirdirlar. ikinci misra'da sure-i Secde nihayetindeki 
Oj>L ,hJ| >^G '^s. 'j>j& (Secde, 32/30) ya'ni "Ey Resulum, onlardan yuz 
gevir ve onlara galebeye muntazir ol ve onlar da sana galebeye muntazir- 
dirlar" ayet-i kerimesine i§aret buyrulur. 



<^g> 



AHMED AVNl KONUK 



(^ 



Mustafa (a.s.)m kendi misafirine sehadet arzetmesi 

261. I^u SD2iiiJ- nihayeti yokiur. CAhustafa ona iman arzeiti ve o delikanh ka- 
bul etti. 

Ya'ni, bu fiil ve kavl sahidlerinin tenakuzundan korkulmasi ve tenakuz- 
«dan halas olmayan sahidlerin sehadetinin adem-i makbuliyyeti hakkindaki 
sozun nihayeti yoktur. Tafsili pek uzun olur. Kissaya riicu' edelim: Mustafa 
(a.s.) Efendimiz o misafire kelime-i sehadeti telaffuz etmek suretiyle iman ar- 
zetti ve o delikanh kafir misafir dahi bu teklifi kabul edip iman etti. 

262. $ehaAet ki mubarek olmu$tur; baglanmi$ olan haglari a$mi$iir. 

"§ehadetin mubarek olmasi" hulusa ve sidka miistenid olmasindandir. Ve 
ancak bu nevi' sehadet kalbin bagh olan baglanni ve diigumlerini cozer. 

U DU^> ji JfAj «-a OL*i**l *S~ ^j£&*jL* Ij jl c~«i cfy* ^-~t-$ 

263. ZM,umin oldu, tlMustafa ona dedi ki: "Sen bu gece dahi bizim misafiri- 
miz oil" 

misafir mu'min oldu. Mustafa (a.s.) Efendimiz ona "Sen bu gece de bi- 
zim misafirimiz ol!" buyurdular. 

264. ^)edi: Uallahi her nerede olursam, her [nereye] gidersem ebede kadar se- 
nin misafirinim!" 



™^ 



pK 3 " MESNEVt-i SERfF SERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

265. Senin azadhn ve hu cihanda ve cihanda sofran iizerinde kapicin dir.i 
olur." 

"Ben tabiatin esiriydim. Beni iman ile kayiddan azad ettin ve senin azad- 
h bir kulun oldum. Ben senin zahiri sofran iizerinde gida-yi maddi yedim, 
iman ettim, manevi olan sofra-i nubiivvetinde de ruhun gidasim yedim. Bi- 
naenaleyh ben hem dunyada ve hem de ahirette diri oldum." 

266. Dier kim gixzide olan hu sofradan gayriyi ihtiyar ederse, aktbet kemik 
onan imgazim. yutar." 

"Ya Resulallah, senin sofra-i nubiiwetin efrad-i besere maddi ve ma'nevi 
gida ve kuvvet verir, bu giizide ve latif sofradan gayn sofrayi ihtiyar edenle- 
rin bogazlanm sofra ni'metlerinin kemigi yirtar; ve maddi ve ma'nevi olan 
hayattan mahrum olur." 

iyt> -UvlS' -Jk i£ <Jb jl L jjI ijj y Olj>- jS- (J j* *£ j* 

267. " Dier kim senin sofranin gayri tarafa giderse, hil ki seyian onunla canak 
yoldasi olur!" 

"Hem-kase", bir kaptan yemek yiyenler, ya'ni "ganak yolda§i" demek 
olur. 

268. "Dier kim senin kom§ulugundan giderse, suhhesiz seyian onan komsusu 
olur." 

C~ j j •>- p* j slj^A d, yj> C—o jji j\ >- yjt *jj jj 

269. nr Ue eger uzun mesafeli sefere sensiz giderse, kotu seyian onan yoldasi 
ve sofra arkadasi olur." 

"Dur-dest", uzun mesafeden kinayedir (Bahir-i Acem). 

270. "Tie eger serif olan hir at uzerine oiursa, aym hasididir; seyian ona redifdir. 

[270] 



AHMED AVNl KONUK 

Bu beyitlerin hepsi tamamiyla Peygamber'in ef'al ve akvaline miitabaat 
ve isr-i peygamberiden aynlmamak liizumunu tavsiyedir. Bu beyt-i serifde 
"§enf olan af'dan murad menasib-i diinyeviyyedir. Ya'ni, "Bir kimse dunya- 
nin bir yiiksek mansibmda ve riitbesinde bulunsa da insan-i kamilin hasidi 
ve onun muhalifi olsa §eytan onun arkasmdan gelir ve bu hased duygusun- 
da onunla beraber olur. Zira geytamn seytanligi ancak Adem'e olan hasedin- 
den vaki' olmu§tur." . 

271. nr Uc ejjer onun §ehnazi ondan gocak tutsa, $eyian onun neslinde onun or- 
tagi olur." 

"§ehnaz", Giyasu'l-LugSCm beyamna gore "arus" ma'nasinadir; ve arus ge- 
lin demektir. Ya'ni, "Ya Resulallah sana muhalefet eden kimsenin gelini ya'ni 
zevcesi o muhaliften bir gocuk dogursa §eytan onun bu zurriyetinde ve neslin- 
de miisterek olur; ve gocugunu miistereken dalalet dairesinde terbiye eder." 

272. 6y §afak, Oiak Oiur'an'da, "Bvladda ve emvalde de onlara $eriktir", dedl. 

"Niibi", Kur'an demektir. "§afak", ma'lum olan ma'nasindan ba§ka Ka- 
mus'un beyamna gore kotu ve kemter olan §eye de denir. Burada kotiiden 
murad Peygamber'e muhalif olan kimsedir. Ve bu beyt-i §erif cenab-i Pir lisa- 
nindandir. Ya'ni, "Ey Peygamber'e muhalif olan kdtu ve kemter kimse, Hak 
Teala Kur'an-i Kerim'inde tblise hitaben sure-i isra'da ^'j% jf^S/i J> ]h*jU> 
(Isra, 17/64) ya'ni "Onlara ya'ni Peygamber'e muhalif olaniara, mallannda 
ve evladlannda ortak ol!" buyurdu." Hind nushalannda jn. i*i yerine j~* j\ 
yazilmisftr. "One gecmek cihetinden ortak ol!" demek olur. Ba'zi niishalarda 
bu beyit §dyledir: Ui Mj jj j Ji r i ^ ^ u* ^jU. * y } j> j> 

273. ^Peygamber Jftli'ye olan makalat-i nevadirde hunu gaybdan a$ik olarak 
soyleii. 

Bu beyt dahi lisan-i Pir'dendir. "Nevadir", nadirin cem'idir; ve "nadir" 
lugatte "az" ma'nasina olup, "naziri pek az olan acib §ey" demek olur. "Ce- 
ll", vazih ve agik. "Gayb"dan murad, vahydir. Ya'ni Resul-i Ekrem hazret- 



°^ > 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

leri tmam-i Ali (kerremallahu vechehu)ya acib olan makalelerinde ve ha- 
dis-i §eriflerinde bu §eytanm beni-Adem iizerindeki tasarrufatini vahiy ci- 
hetinden acik olarak beyan buyurdu. §eytanin beni-Adem iizerindeki tasar- 
rufatma dair olan ahadis-i nebeviyye Misir'da 1326 sene-i hicriyyesinde 
tab' olunan Akamu'l-Mercan FT Ahkami'1-Can ismindeki kitabda cem' edil- 
mistir. Bu ahadis-i nebeviyyenin buraya nakli uzun olur. Cenab-i Pir efen- 
dimiz onlann meal-i alilerini bu ebyat-i §erifede hulasa buyurmustar. III. 
cildde 'd^ji 'd&~ ^ Lk-f, (tsra, 1 7/64) ["Atli ve yayalanni onlann uze- 
rine celbet!"] aye't-i'kerimesinin tefsirine dair olan 431 1 numarah beyit ile 
onu ta'kib eden beyitlerde de bu ma'na izah olunmustur. 

(•U*^ {J ~^ >>«-«-* L$*y y f ^ L> ^^j *^' Jj~"j ^ 

274. "~^a 'Jlesulallah, sen risaleti iamamen hulutsuz gunes gibi gosteriin." 

Bu beyit yeni miisliiman olan misafir delikanhnin lisamndandir. "Ga- 
mam", tamamiyla afaki kaplayan bulut demektir. Ya'ni, "Ya Resulallah, sen 
vazife-i risaleti §ek ve siibhe bulutlanndan an olarak gunes. gibi agik bir su- 
rette gosterdin." 

iy>j j jU- \j J^y-i\ jl i _ r ^- }£j jiU -U* j-i lS> £ y ^ <y) 

275. n<r Bunu sen yaphn. Dki yiiz ana yapmait. Dsa onu efsunundan <S4zer e 
yapmaii." 

"Bu senin yaptigin §efkati ve merhameti bircok analar evlatlanna yapma- 
di. Hatta Isa (a.s.) bu §efkati ve lutfu kendi muessir olan nefesinden oluyken 
dirilttigi Azer'e yapmadi." "Azer", kafir olara olen bir sahsm ismidir ki, Isa 
(a.s.) onu senelerden sonra diriltti; ve dirilttikten sonra iman edip yine o an- 
da oldu. Isa (a.s.) mu'cize olarak dort sahsi diriltti ki, bir zat onlann isimleri- 
ni §u beyitte beyan etmi§tir: 

£y f L, f^As- oi j jy^f- j>\ j jiU £jj ±A±v \±>- £jj \j »y f~~*- jW 

"Dort 6lmii§ olan cisme mhullah olan Isa (a.s.) mh bahsetti ki, onlarAzer ve 
ibn Acuz ve Asim'm km ve Nun (a.s.)m oglu Sam'dir. " 

Sj* jl *i d\ tJoj Jui j\ jjU ij^, 0W- Sj J*-l jl fW y jl 

276. wr Beninx coram ecelien senclen iolayi iste can gotiiriu.. 6ger iSazer iiri ol- 
Au ise o demde iekrar olia." 



G^se^ 



AHMED AVNl KONUK 

"Benim camm senin §efkatinden dolayi ma'nevi olumden canim kurtardi. 
Eger Azer, Isa (a.s.)m nefesiyle diri oldu ise yine o anda oldu. Benim camm 
ise hayat-i ebediyye ile yagamaktadir." "Camn cam"ndan murad, ruh-i izafi- 
dir. Ben hayat-i diinyeviyyede ruh-i izafimin hukmii ile yasamaga bastadim 
demek olur. Zira ruh-i hayvani ile ya§amak ba§ka ve ruh-i insani ve izafT ile 
ya§amak ba§kadir. Azer ise ruh-i hayvamsi ile diri oldu ve yine o ruhu terk 
edip oldii ve ruh-i insanisi ile berzahda ya§amaga ba§ladi. 

t»_J C ■-•,; j ^J^~ *-*^ y. >^-*i jt*> <-J <jf- i— ~i Ol UJ-^J 0L»^» C*~i£ 

277. S^rab o gece Zkesul'iin misafiri oldu. liir kecinin sutiinu yanm icii ve du- 
dagim hagladu 

delikanh Arab Resul-i Ekrem hazretlerinin o gece misafiri oldu. Kafir 
- iken hane-i saadetin biitun taamlanm yalayip yutan bu misafir musluman ol- 
dugu gece ancak bir keginin siitunii yan yanya igebildi ve gidadan agzmi 
bagladi. Zira kiifru zamamnda ruh-i hayvamsinin hukmii galib idi. Miislu- 
man olduktan sonra nazar-i inayet-i peygamberi ile ruh-i insanisinin hukmii 
galib oldugundan gida-yi maddisi eksildi. 



278. *Sut ic ve yufka ye!" diye ona ilhah eiii. "Vallahi nifaksiz olarak doy- 
dum 1 ." dedi. 

Ya'ni, Resul-i Ekrem Efendimiz o misafire "Sut ic. ve yufkadan ma'mul 
olan ekmegi ye!" diye ilhah ve israr buyurdu. misafir dahi bu israra ce- 
vaben: "Allah Teala'ya yemin ederim ki, doydum ve bu sozii igim ba§ka di- 
§im ba§ka olarak sdylemiyorum", dedi. "Rukak", yufka gibi ince ekmek de- 
mektir. 

279. n<r Bu tekelliif degildir, utanmasiz ve hiUsizlir. ~%ine dun gecekinden daha 
tok oldum." 

"Benim doydum demem, doymadigim halde tekelliif yapmak degildir ve 
utandigim ve hile yaptigim icin degildir. Ben hakikaten dun gece evin icmde- 
ki yemekleri silip supiiriip yedigimden daha ziyade doydum; ve higbir §ey yi- 
yebilecek bir halde degilim!" dedi. 



MESNEVl-I §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

C-.J ojai Si jij Ji-Ui y) Xi, j, C-j JaI <W X.UU <_^p ji 

280. Cumle ehl-i heyt laaccubde kaliilar. VVf Bu kandil hu hir liaira zeytin ya- 
gmdan doldu!" 

"Misafirin kandil mesabesinde olan cismi bir katra zeytin yagi mesabesin- 
de olan az gida ile doldu!" diye hane-i saadette olan kimselerin hepsi taac- 
cubde kaldilar. 

281. O sey hi hir ebaM hxsunun gtdasi idi, boyle hir filin mi' desinin tokluiju 
oldu. 

jjjjj Ol Sjj*-^ *^j j->i dj j iy jAJl ilal A^iifii 

282. Diadin ve erkek inline, fisdh dusiu. O fil cisimli, sivrisinek kadar yedi. 

fil cisimli ve iri viicudlu misafir bu ak§am sivrisinek kadar ciiz'i bir §ey 
yedi ve doydu diye hane-i saadette bulunan erkek ve kadin arasmda fisilti ile 
konu§ma vaki' oldu. "Fiicruci" ve "fiicfuce", fisilti ile konu§mak ma'nasinadir. 

•^ js- <£jy °j* J 1 ^J 1 -^ j>.j j" c5>^ (**j j o*J~ 

283. ZKafirligin hirst ve vehmi has asaai oldu. Ejderha hir karincanin aidasin- 
dan tok oldu. 

Kafir taama harisdir ve cok yemekten doyar ve ya§ar vehmindedir. Bu mi- 
safir de kufrii zamamnda aym hirs ve vehim icmdeydi. Vaktaki Resul-i Ek- 
rem'in nazar-i mubareki ile iman etti. Bu hirs ve vehim bu nazar sayesinde 
altust oldu. Ejderha gibi cesim olan cismi bir kanncanin gidasi mesabesinde 
olan az yemekten doyuverdi. 

284. \Kujrun o dihnci Qozluluiju ondan aitii. Dniana mensub olan aula onu se- 
miz ve iri yaph. 

"Lemtur", kavi ve semiz; ve "zift", iri ve buyiik ve kalin ma'nalannadir. 

285. O kimse hi sigir achfyindan cirvmir idi, cAieryem gibi cermet meyvesini 
qordu. 



<^P= 



AHMED AVNl KONUK 

"Cuu'l-bakar", sigir agligi, bir nevi hastahgin ismidir ki, bu hastaliga ug- 
rayan asla doymak bilmez ve obur olur. Ya'ni, "0 misafir ki, bir ak§am ewel 
cuu'l-bakar hastaligindan cupinir ve karnini doyurmak icjn lztiraba dii§erdi, 
bu ak§am mu'min olup Hz. Meryem gibi cennet meyvesine kavu§tu." Nite- 
kim sure-i Al-i tmran'da Hz. Meryem hakkinda §6yle buyrulur: Q* J*o Car 
«lii ju* 'j* "j> cJu u> JJ j\ ps C. ju i» jj ujup Jii- j L^C^Ji £/\> (Al-i tmran, 3/37) 
ya'ni "Zekeriyya (a.s.) mihraba dahil oldugu vakit Hz. Meryem 'in yanmda 
nzikbulurdu. Dedi ki: "Ey Meryem, bu sana neredendir?" "0 Allah indinden- 
dir," diye cevab verdi". 

286. Cennet meyvesi onun goxu tarafina acele etti. Onun cehennem flibi olan 
mi'cle-si rahat balAu. 
Beyt-i §erifde kafirin mi'desi cehenneme tesbih buyrulmu§tur. Vech-i §e- 
beh budur ki, cehennem ot£i j» ya'ni "Doldun mu?" diye hitab vaki' oldu- 
gu vakit ±y j* 'y (Kaf, 50/30)' ya'ni "Daha var mi?" der. Kafirin mi'desi da- 
hi yedikce'daha var mi? der. 

Onun beyamdir ki, bir nfir ki camn gidasidir, evliyanin cisminin 

gidasi olur. Nihayet o dahi ruha yar olur. Nitekim "Benim 

seytamm iki elim iizerinde bana inkiyad etti" buyurulur 



287. €j/ imandan kavl ile hanaat eimi§ olan, vmanm zah azvrn bir ni'met ve gi- 

iaAirl 

§arihler "hevl" kelimesini "azim" ma'nasina almiglar ise de gerek 

KSmus'da ve gerek Muntehabii'l-LiigaTte ve Giyasu'l-LugStte ve §emsii'l- 

LiigStte ve Burhan'da ve Sarrah'da, "korku" ma'nasina oldugu gdsterilmis. 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

ve "azim" ma'nasi zikredilmemistir. Ve beyt-i §erife "kuwetli" ma'nasi da 
miinasib gorunmez. "Hiivl", all ve refi' ma'nasinadir. "Kavl" kelimesi Farisi- 
ler'in telaffuzlan gibi "kuvl" okunursa, "hiivl" kelimesine semai olarak bir 
kafiye olur ve ma'na da miinasib dii§er. Ya'ni, "Imamn zati, all olan bir 
ni'met ve gidadir" demek olur. Maahaza terciime §arihlerin verdigi ma'naya 
gore yapilmistir. Ma'lumdur ki, imamn derecati vardir. Lisanen kelime-i §e- 
hadeti soylemekle iman-i yakini hasil olmaz. Zira lisanen kelime-i §ehadeti 
soyleyen milyonlarca mu'min vardir. Fakat lokma icjn birbirleriyle cenk ve 
cidal igindedirler. Onlann bu miicadeleleri doyurmak hassasimn ancak gida- 
dan olduguna kanaatleri oldugunu gosterir. Haibuki iman-i yakini sahibleri, 
doyurmak hassasimn gidadan degil, Hak'tan oldugunu fiilen isbat ederler. Zi- 
ra bu hususta cenk ve cidali terk ederler. 

288. Qerci o canm ve nazann mat'umudur, ey ogul cismin dahi ondan naswi 
vardir! 

Ya'ni, gercj o nur-i iman-i yakini ruhun ve akhn nazannm mat'umu ve 
gidasidir. Fakat ey oglum, cismin dahi o gida-yi nurdan nasibi ve hissesi var- 
dir; ve o nurun eseri cisimde de zahir olur; ve cisim ve ruh-i hayvani o nur- 
dan kuwet ve taravet bulur. Binaenaleyh az yemek yemekle mii'minin kuv- 
vet-i bedeniyyesi eksilmez. 

oy^j iS^yju 0U»'<wl (»JLo>l uy>\ lj Ol <■ - •■ ? - jp ( juiSJ ^5 

289. Bger cisim seytam onu yiyici olmasaydi, ^Jlesul "Gsleme' s-seyian" huyur- 
maz idi. 

Bu beyt-i §erifde ibn Mes'ud (r.a.) hazretlerinden rivayet olunan su ha- 
dis-i §erife isaret buyrulur. . &W ^ <*j j^cy ^-} *■ J*\> ■*} ^' -^ <y r^* u 

jhi ^^jA "% iS-k J* J^ (4-1 4-U jU\ Aii\ jAj tjl\j Jli ? *1JI J_^j L, Jl,l_j IjJli 
ya'ni "Sizden hicbir kimse yoktur ki muhakkak §eytandan ve melaikeden 
kendi karini ona musallat olmasin. Ashab dediler ki: Sana da musallat oldu 
mu? Resul-i Ekrem buyurdu ki: Evet, bana da musallat olmu§tur. Velakin Al- 
lah Teala onun aleyhine bana yardim etti. §eytamm benim iki elim iizerinde 
musluman oldu. Imdi bana hayirdan ba§kasiyla emretmez." 

Hadis-i §erifde mezkur olan "cin"den murad seytandir; ve §eytandan mu- 
rad dahi, cisimdeki run-i hayvanidir; ve "melek"ten murad, cisme taalluk 



AHMED AVNl KONUK 

eden ruh-i insani ve akildir. Zira ruh-i hayvani ruh-i insaniyi kendi ashna ve 
hakikatine vusulden teb'td eder ve uzaklasftnr. Ve seytan "Ojki 3 uk^" mas- 
danndandir; ve o>^ (sutun), uzak ve bald olmak demektir. Eger ayn-i sey- 
tan olan ruh-i hayvani bu nuru yemezse, ayn-i melek olan ruh-i insaniye 
miinkad olmaz; ve ruh-i hayvaninin bu nur-i imandan nasibi vardir ve onu 
yer; ve eger boyle olmasaydi Resul-i Ekrem hazretleri zikrolunan hadis-i §e- 
rift beyan buyurmaz idi. Bu beyanat-i aliyyenin neticesi budur ki bir kimse- 
nin ruh-i hayvanisi kavi olup fena sifatlar ile muttasif olsa onun nur-i iman- 
dan nasibi olmadigi ve o kimsenin insan suretinde §eytan oldugu zahir olur. 

iyi> ^ OtJ 4 JL.LS.LJ \j iyi> ^- ay *£ ^ji jl j y.i 

290. hir gidadan ki olmii§ olan diri olur, $eytan i$medik$e ne vakil muslu- 
man olur? 

Ya'ni, cisim seytani oliinun diri oldugu bir gidayi ve nur-i iman taamini 
yemedikce ne vakit musliiman olur? 

291. §eytan kor ve sayir olarak diinyaya a^ikhr. £A$a ancak diyer hir a$k keser. 

Bu cisim seytamnin cevheri ve mayasi diinyadan oldugundan bittabi* 
kendi cinsi olan diinyaya a§iktir; ve onun bu askini ancak ba§ka bir ask ke- 
ser ve onu kesen ask dahi gida-yi ma'nevi askidir. 

XiS" L>- d\ jAe <Z**-j Jjul jJjul J-^ijr* i>y? Oc^i **Jl>- ^\-f j' 

292. Vakiaki yakin nihan-hanesinden iadar, azar azar a$k yukunu oraya $eker. 

Ma'lum olsun ki, "yakin" zanmn ziddi olan bir sifattir; ve zanlar ya dog- 
ru olur veya egri olur. Dogru zanlann yakin sifatina irtibatlan vardir ve bu 
dogru olan zanlann sahibi ehl-i yaklne tabi* olduklanndan onlann verdikle- 
ri gida-yi ma'nevi olan ilim ve irfan aski ve tahsil sayesinde giinden gune 
yakin sifatina yaklasirlar ve akibet onlann zanlan yakin mertebesine gelip 
orada mahvolurlar. Ve egri zan sahibleri ise bu gida-yi ma'neviden kacip gi- 
da-yi suri astayla me§gul olduklanndan onlann bu egri zanlan da giinden 
gune sifat-i yakinden uzaklasir. Onun icin sure-i Hucurat'taki ayet-i kerime- 
de '(JfJiJi 'j^i YJ=Ji & \Js \*%A ijt.r'jjjji Q\ C (Hucurat, 49/12) ya'ni "Ey 
mu'minler, zanmn gogund'an ictinab edin, zira zanmn ba'zisi giinahtir" buy- 



gfp 3 " MESNEVf-t §ERtF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

rulur. Cenab-i Pir efendimiz bu ma'nayi FlhiMa fTMerinin 32. faslinda §6y- 
le beyan buyururlar: 

"Sifat-i yakin bir §eyh-i kamildir. Savab olan hiisn-i zanlar dahi, onun 
muridleridir. Zan miitevaflttir. Boyle derece derece agleb ve ezyed olan her bir 
zan yakine akreb ve inkardan eb'addir. Nitekim jej-is j»i ouo ^ ^i ouj o jj J 
^^■) ["Ebu Bekir'in imam arz ehlinin imaniyla tartilsa onlara racih olur"] 
hadis-i §erifinde i§aret buyurulmustur. Butiin savab olan zanlar yakinden sut 
emerler ve ziyadelesjrler; ve o slit emmek ve tezayiid, ilim ve amel ile o zan- 
nin tahassul-i efzayi§i alametidir. Bu suretle, o zanlar yakin mertebesine ge- 
lirler ve yakinde rani olurlar. Zira o zanlar yakin olduklan vakit kalmazlar. Ve 
bu §eyh ile muridler, o §eyh-i yakinin ve onun muridlerinin alem-i ecsamda 
zahir olmus. nakisjandir. Delili budur ki, bu nakislar devren-ba'de-devrin ve 
karnen-ba'de-karnin mutebeddildir. Ve bu §eyh-i yakin ile onun zuriun-i sa- 
vabdan ibaret olan evladlan ala-merri'1-edvar ve'1-kurun tebdile ugramaksi- 
zmalemde kaimdirler. Diger taraftan galata diisuriicu ve dalalet verici ve 
miinkir olan zanlar §eyh-i yakinin merdududur. Ve o zanlar her gun yakin- 
den eb'ad ve ezell olurlar. Zira her gun o su-i zanm arttiracak esbabi tezyid 
ederler....ilh". ' 

IJjJl JiJLJ ^i llil ii£* ^ JJi '^ij- k 

293. 6y kann harisi, boyle mile d\ ^%ol ancak gidamn iebdilidir. 

Ey maddi gidanin harisi, cismaniyet mertebesinden boyle ruhaniyet mer- 
tebesine urfic et ve yukanya ?ik! Bu yukanya gikmanin yolu ancak bu gida- 
yi maddiyi gida-yi ma'neviye tebdil etmektir. 

^tjJl Jjjlj jrfjdl iW £»>U] '£? J&\ 'jus k 

294. By halib hastasi, ilaca uruc et! ^Tedbuin cumlesi mizficm tebiftiiir. 

Ey hayatin devamim gida-yi maddiye merbut zanneden kalb hastasi, bu 
egri zandan vazgeg de bu maddi taami azaltmak suretiyle bu hastaliga ilac. 
yapmak tarafina 51k! Ve kotii zannina tabi' olan mizacini degistir. Zira haki- 
kate vusul tedbirinin hepsi mizaci tebdil etmektir. 

295. By loam cinsinde mahb&s olan, efier fiiama tahammul edersen yakinda 
kurtulursun! 



AHMED AVNl KONUK 



"Fitam", cocugu memeden kesmek ma'nasmda olup burada cocuk mesa- 
besinde bulunan nefsi taamdan kesmekten kinayedir. Bu beyt-i §er!fde riya- 
zetin salikler icm bir muvakkat zamana munhasir olduguna isaret vardir. 



\j\j \j ~jl j IaJUkiI \j\j UUk *ji~\ ^j ol 

296. LMahakkak a$likia po/t foam variir. Onlan ara ve me'mul ei, ey nefret 
did 1 . 

"Ey achktan nefret edici kimse, muhakkak achkta hem ruhu ve hem de cis- 
mi takviye edecek cok taam vardir; ve bu taam insanlara mahsustur. Sen insan 
oldugun halde bunlan kaybedip hayvanlann gidasina i§tirak ettin. Binaenaleyh 
bunlan ara ve bulmayi me'mul et!" "tftikad", burada kaybolmusu aramak ve 
"irtica"', (Mj) ummak ve me'mul etmek; ve "nafir", nefret edici demektir. 

297. "ZAfer ile gtdalan, goz misli oil Gy he§erin hayirltsi, melekler e muvafakat et! 

Ey nefis, goz nasil nur ile gidalamp vazife-i rii'yeti ifa ederse sen dahi gi- 
da-yi ma'nevi olan nur-i ma'rifet ile gidalan ve alemin gozbebegi ol da Hak 
ve hakikati musahede et! Zira ismin insandir ve "insan", gozbebegi ma'nasi- 
nadir. Binaenaleyh ismin hiikmunii ibtal etme ve hayvaniyete mahsus olan 
gida-yi maddfyi terk et de mertebe-i ruhaniyyete uruc ve meleklere muvafa- 
kat edip onlann tavir ve hareketlerini takin. Ey be§erin hayirhsi olan Hak yo- 
lunun saliki! 

lit j\ did* by**** u*j U - I Op- {£ \j js- ~~~3 d&> by? 

298. uMelek fltbi Diak\!vn teshihini axia et! Ta ki melekler aibi ezaian kur- 
iulasm'. 

"Tesbih", Hak Teala'yi her turlu nekayisdan temizlik ile yad etmek 
ma'nasinadir; ve genatte bu nevi' yada mahsus olmakiizere Siibbuh ve Kud- 
dus gibi kelimeler vardir. ^jj\ j «&LU ^>j j bj ^ jju £j-» zikri ["Siibbuh, Kud- 
dus, Rabbimiz ve meleklerin ve ruhun Rabbi"] bu nevi'dendir,- ve bu nevi* zi- 
kir ruhun gidasidir. Nitekim melaike dahi bu zikirden gida ve kuwet bulur- 
lar. Ya'ni, "Ey salik, cismaniyetinden ruhaniyetine yiiz gevir! Ve ruhunu 
Hakk'm tesbihi ile gidalandir, ta ki bu sayede melekler gibi latif ol! Ve cism-i 
kesifin yemesinden ve igmesinden ve kaza-yi hacet ve §ehevat-i saire gibi 
eziyetlerden melekler gibi kurtulasin!" 

9 



MESNEVt-1 §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

299. Eger Cebrail cvfe tarafina az ieveccfih ederse, o huwette ne vakit ahbaba- 
dan rwksan firpirar? 

"Cebrail "den murad, akildir. Nitekim a§agida gelecek olan bir siirh-i §erif- 
de c-JLJ^ Jis, jip ya'ni "Akil Cebrail misalidir" buyrulur. "Cife"den murad, 
azab-i nefsanidir. "Kerges", akbaba ismindeki ku§tur. Ya'ni, "Cebrail misali 
olan akil eger cife mesabesinde olan gida-yi nefsani tarafina az tevecciih ve 
iltifat ederse, o akil sidretii'l-miintehaya kadar ucmak kuwetinde bir akbaba 
ku§undan az girpmmaz." Ma'lumdur ki, akil ruhun sifatidir. Alem-i sufliye 
miiteveccih olan akil, kuweti gida-yi sufliden almak ile mesgaldiir. Halbuki 
ruhun gidasi ulum ve maarif-i ilahiyye nurudur. Eger sun gidaya az tevecciih 
ve iltifat ederse, ruh kuvvetlenip alem-i balaya ugar. Beyt-i §erifdeki "tened", 
"teniden" masdarmdandir. Bu kelimenin miiteaddid ma'nalan vardir. Burada 
"tevecciih ve iltifat" ma'nasinadir. Ve "kem tened" buyrulmasiyla cisim unsu- 
runun gida-yi suriye gayet az iltifat etmesine i§aret buyurulur. Zira her husiis- 
ta Resul-i Ekrem hazretlerine miitabaat sarttir; ve Resul-i Ekrem hazretleri gi- 
da-yi suriyi gayet az yedi ve kamiller de gida-yi suriye hi? ihtiyaglan olmadi- 
gi halde Resul-i Ekrem hazretlerine muvafakat ve miitabaat igin bir lokma ol- 
sun yediler. Evliyaullahdan birinin bir miiridi var idi. Hak Teala ona samediy- 
yetle tecelli buyurdu ve gida-yi suriden biisbiitiin kesildi. §eyhi ona bir lokma 
olsun yedirinceye kadar cok israr etti. Bu gibi menakib-i evliya pek goktur. 

300. Cihanda ne cjiizel hir sofra kurulmus, fakat hasislerin floziinden $ok yizli. 

Bu cihanda ya'ni diinyada ne giizel bir sofra-i ma'nevi kurulmustar. Him- 
metleri yiiksek olan kimseler sofradan gida-yi ruhani olan ulum ve maarif 
lokmalanm yerler. Fakat himmetleri alem-i sufliye miiteveccih olan algak ta- 
biath olanlann goziinden bu ma'nevi sofra cok gizlidir, 

301. Scjer cihan ni'metten dolu hir haft olsa, sicanin ve yilamn nasibi yine hir 
lo-prak olur. 

Mesela cihan insanlara mahsus olan tiirlii tiirlii ni'metlerle dolu bir bag ol- 
sa, sigamn ve yilamn ni'metlerden nasibi yoktur. Onlann zevki ve tena'umu 



AHMED AVNt KONUK 

topraklar igindedir. Bunun gibi alemde ruh-i insanfye mahsus olan ulum*ve 
maarif-i ilahiyye pek Ssjkar ve miinte§ir olsa bile cisman! olan kimselerin bun- 
dan nasibleri olmaz. Onlann zevki ve hazzi ruh-i hayvanilerindendir. 



Ehl-i tenin ruhun gidasmi inkan ve hasis gida iizerine onlann titremesi 



> y? J^y ^yr ^ j>£ j? j\n f <j> £ c~-£V _,l ,—i 

302. Qe-rek ki$ia gerek baharda onun nastbi toprakhr. Sen kevnin beyisin, ni- 
firt ydan gibi ioprak yersin? 

"Kism", hisse ve nasib; "kevn", diinya ve kainat; "nusMen" yemek ve ig- 
mek. Ya'ni, "Sicamn ve yilanin nasibi ve hazzi kiste ve yazda ve baharda ve 
sonbaharda ancak toprak igidir. Ey insan, sen bu diinyamn beyi ve hakimi- 
sin, nigin sicanlar ve yilanlar gibi topraktan ibaret olan o gida-yi maddiyi yer- 
sin ve himmetini kamilen alem-i siiffiye hasredersin?" 

<— >_p- <j\jb>- ai^r -J— 5«W \£ j» ^y? $£ •^.y '-sy? ^W* j* 

303. Sopanin i$indeki sopa kurdu der ki: nr Boyle aiizel helva muhakkak kimin 
i$in olur?" 

Mesela degnek ve sopa ve agag arasinda peyda olan kurt o agaci kemirir- 
ken der ki: "Boyle giizel ve tatli olan gidayi herkes nerede bulabilir? Bu an- 
cak bana mahsustur." 

ti-c*- jr JJlJJ ^Jju dipt- ji JL'Jj- l)I tl)L* ji uyj^ {y 

304. QvJbre kurdu o pislik arasinda cihanda vislikten baska bir meze bilmez. 

"Hades", burada pislik demektir; ve "habes" (i-*) dahi ayni ma'nayadir. 
Bu iki beyt-i §enf gida-yi nefsani ve telezziizat-i cismaniyi medhedip ona mii- 
teveccih olanlann misalidir. 



MESNEVl-t SERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 < 

Miinacat 



u^- <yj <-s ib *A" ^s? b J-/ c/ J^ J^u? ^-^ ^ 

305. By nazirsiz Diuda, mademki tu sozden knlaga halka verdin, tsar ell 

"Gu§ ra halka daden", "kulaga zinet bah§etmek"ten kinayedir. Ya'ni, "Ey 
naziri.olmayan Hak Teala hazretleri, mademki bu hakayik ve maarif-i ilahiy- 
yen sozlerinden kulaga zinet bahsettin ve bize bunlan duyurdun, arkasim 
kesme, atayi peyderpey bize ulastir!" 

306. Hlizim kula^imizi tut ve o meclise qek ki, senin halis §arabindan o sarhos- 
lar i^erler. 

"Rahik", giizel kokulu sarab ve halis su ma'nasmadir; burada maarif-i ila- 
hiyye muhabbetinin §arabidir. "Sarhoslar"dan murad, muhabbet-i ilahiyye 
sarabinin sarhoslandir. Ya'ni, "Ya Rab, bizim ruhumuzun kulagini tut ve o 
arifierin meclisine gek ki, onlar senin maarif-i ilahiyyenin muhabbetinden ve 
senin askimn sarabindan sarhos olmuslardir." Cenab-i Pir efendimizin bu 
mimacati Hak yolunun salikleri hakkinda duadir. 

307. Gy imin 'Jlahhi, mademki hize hundan hir koku eristirdin, o tulumun ha- 
sini baylama! 

Ya'ni, "Mademki giizel kokulu olan maarif-i ilahiyyen sarabinin o koku- 
lanni bize eristirdin, binaenaleyh o sarab tulumunun agzim baglama!" "§a- 
rab tulumu"ndan murad, cenab-i Pir efendimizin cism-i saadetleridir ki, bu 
maarif-i ilahiyye onlann miibarek agizlanndan huruf ve elfaz ile kullara ibzal 
buyurulur. 



AHMED AVNt KONUK 

308. fierek erkehler gerek kadinlar scnden ycrler, i$erler. Gy CMusleflas, aiada 
sen bi-dirujsin! 

Ya Rab, erkek ve kadin hep senin maddi ve ma'nevi ni'metini yerler ve 
icerler. Ey kendisinden yardim ve istimdad taleb olunan Hak Teala, sen ihsa- 
mm ve atam kullardan esirgemezsin! 

309. 61/ zat-i ecell, soylenmemis dud senden muskcabdv. Dier bir demde kafte 
yuz feth-i bob vermi§sin. 

Bu beyt-i §erif I. cildin 618. numarasma miisadif olan 

Ya'ni "Biz yok idik ve takazamiz ve zillimiz de yok idi. Senin lutfun bi- 
zim soylenmemis, sdzlerimizi i§itirdi" beyt-i §eiifinin naziridir. "Soylenme- 
mis dua"dan murad, kullann a'yan-i sabitelerinin lisan-i isti'd§dlanyla va- 
ki' olan talebleridir ki, bu talebler alem-i kesafete mahsus olan lisan-i zahir 
ile vaki' olmami§tir; ve her bir kul kendi ayn-i sabitesinin isti'dadma gore 
her an bu alem-i kesafette bir tecelli-i Hakk'a nail olur; ve Hak'tan lisan-i 
zahir ile istedigi §eyler ekseriya bu isti'dadma gore vaki' olur. Ve keza li- 
san-i isti'dad ile taleb edip lisan-i zahir ile istemedigi seyler de kendisinden 
zuhur eder. Bu ise lisan-i zahir ile soylenmemis, duanin miistecab olmasi 
haiidir. 



310. ^Jlukumdan birka$ harf naksettin, taslar onun askmdan mum gibi oldu. 

"Rukum", yazi yazmak, kitabet etmek. "Yazmak"tan murad, suver-i ke- 
stfe-i esjadir. "Birkag harf nak§etmek"ten murad, suret-i insaniyyedeki ka§ 
ve goz ve kulakttr. "Ta§lar"dan murad, ma'na a§kindan bi-haber ve kati olan 
kalblerdir. Ya'ni, "Ya Rab, bu kesif e§ya cinsinden olan suret-i insaniyyeye 
birkag harf ve uzuv resm ve naksettin ki, onlar giizel kas ve giizel kulaktir, 
ma'na askindan bihaber olan kati kalbler giizel kasm ve goziin ve kulagin 
a§kindan mum gibi yum§adi ve eridi." 



*$%&> 



MESNEVt-I SERtF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVI-5 • 

J 1 !* j J^ x ^> '*** J^y j. J-fi f-?r j f^*r A-* jj>\ oj 

311. Oia§m nun 'u, goziin sad'im ve kulagin cim'ini yiiz akil ve idrakin fitne- 
si yazdin. 

Bu beyt-i §erif yukanki beyitte mezkur olan "huruf nak§i"nin tefsiridir. 
Ya'ni "0 naksettigin huruf dahi budur ki, nun §ekline benzeyen mukawes 
kas ve sad §ekline benzeyen cekme goz ve cim harflne benzeyen latif kulak- 
tir. Bunlann giizellik ve letafetini birgok suretperestlerin akil ve idraklerinin 
fitnesi yazdin. Bunlari gorenler onlara meftun oldular." 

a-iy J 1 ^ s^-- 51 <-£' o^lt 4 c^ <-!**-> ^ i ^ J - ^ "^ c - i -?^ ^ -5 

312. Senin o harfinden akil ince nazarli oldu. €y guzel yazvci eM), nesh etl 

"Barik", ince; "risiden", pamuk ve yiin ve ipek ipliklerini biikmek ma'na- 
sinadif. "Bank- ris", "ince biikucu" ma'nasmda ve vasf-i terklbidir. Fikr-i da- 
kik ve hayal-i muhal eden kimseden kinayedir. Burada ince fikir ve nazar edi- 
ci ma'nasinadir. Ya'ni, "Ya Rab, senin o yazdigin guzel harflerden akiller in- 
ce nazar ve fikredici oldular; ve o guzel gozler ve kaslar ve agizlar ve burun- 
lar hakkinda sairler tiirlii tiirlii tegbthler yaptilar. Ey guzel yazici olan edib, tes- 
bit et ve yaz!" "Edib", edeb ogretici; ve "nesh", burada izhar etmek ve yaz- 
maktir. Bunlardan murad Hak Teala hazretleridir. Ba'zi niishalarda ^-o dkj^. 
yerine ok dij\>. vaki'dir, "ince gdriicu" demek olur; ve ^.y j-y*- yerine de us^ij 
vaki'dir, "dogruya mensub" demek olur. 

313. Uier fikrin layikmi ho§-rakam olan hayalin nak$im, dembedem adem 
iizerine hafllami§! 

"Adem"den murad, adem-i izafldir ve adem-i izafi alemin viicududur. Zi- 
ra alem suver-i ilmiyye-i ilahinin zillidir ve hayaldir. Nitekim Hz. §eyh-i Ek- 
ber (r.a.) Fususu'l-Hikem'de Fass-i Suleymani'de ~*juJ~\ J j>-y*j JL^ o_£Ji lii 
ai>Ji ji^i ji>. u* f4*i tiJJij ya'ni "Kevn ancak hayaldir ve o hakikatte Hak'tir 
ve bunu anlayan kimse esrar-i tarikati haiz oldu" buyurur. Bu alem-i hayal 
icinde miitekevvin olan insanin dahi fikri ve hayali vardir. Onun hayali bu 
hayalin iginde bir hayaldir. Imdi "Hak Teala hazretleri ho§-rakam olan ha- 
yalin ve suver-i ilmiyyenin nak§ini adem-i izafi olan bu alem-i kesifin iize- 
rine baglamis ve efrad-i be§erden her birinin kezalik hayalden ibaret olan 



AHMED AVNl KONUK 

fikrine layik ve isti'dadina muvafik olan §eyleri de bu alem-i hayale bagla- 
mistir." Ya'ni, bu alem hayaldir ve onun icinde bulunan insanlann suretleri 
dahi hayaldir ve hayal olan insanlann suretleri de hayaldir. imdi bir kimse 
bu suver-i hayaliyyeden kadin ve evlad ve para ve mal ve rmilk .. gibi biri- 
sine mail olup fikri onunla me§gul olsa hayal iizerine ve adem iizerine bag- 
lanmis. olur. Bu hayalati Muhit olan viicud ancak viicud-i hakiki-i Hak'tir ki, 
o vucud-i hakiki her fikrin layiki ve hos-rakam olan hayalin naksini dembe- 
dem bu adem-i izafi iizerine baglamisnr. 

314. tS^lab har fieri hayal levhi iizerine cjoz ve ka§ ve kil ve hen olarak yazmi$. 

"Levh-i hayal"den murad, cism-i insanidir. Yukanki beyitte izah olundu- 
gu iizere alem hayaldir ve cism-i be§er bu hayalin cuz'iindendir. Ya'ni, "Bir 
levh-i hayal olan cism-i be§er iizerine viicud-i hakiki sahibi olan Hak Teala 
hazretleri guzel gozler ve giizel kaslar ve latif saglar ve bertler nak§etmi§tir ki, 
gorenler onlann meftunu ve asiki olur; ve bunlar bu levh-i hayal iizerinde 
acib ve latif harflerdir." 

315. iIMevcui iizerine clegil, adem iizerine mest olurum. 2Xra ki adem ma'§u- 
ku ziyade vefa edicidir. 

Burada "adem"den murad, zat-i uluhiyyetin mertebe-i vahdetidir ki, bu 
mertebe a'yan-i sabitenin dahi ademi mertebesidir. ^-i «« ^ ,J> -oji jir Ya'ni 
"Allah var idi, onunla beraber bir §ey yok idi" hadis-i serifinde bu mertebeye 
i§aret buyurulur; ve bu mertebe vahdet-i hakiki-i Hak'tan ibarettir. Bu babda 
I. cildin 3134 numarasina musadif olan: 

[Ta ki can-i pak uzak ve genis. olan adem arsasi tarafina ba§tan ayak 
yapsin!"] beytinde ve onu ta'kib eden 3135-3138 numarah beyitlerde Iza- 
hat-i kafiye vardir. Bu mukaddimeye gore ma'na soyle olur: "Ben bu alem-i 
sehadetin ve alem-i misalin ve alem-i ervahin ve a'yan-i sabite aleminin yok- 
luklan mertebesi olan vahdet mertebesine mest ve a§ik olurum. Zira ki bu 
kendisinde suver ma'dum olan ma'suk pek vefa edicidir ve a§ik icjn pek ge- 
nigtir. Onun madunu olan meratib ve avalim ise yekdigerine nisbeten dar ol- 

$ 



MESNEVl-I §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

dugundan onlarda ikilik vardir; ve o kadar vefa yoktur; ve onlann §am rani 
olmaktir. Nitekim cenab-i Pir (r.a.) efendimiz FihiMa Fih'in 51 . fashnda §6y- 
le buyururlar: "Alem-i hayal, alem-i musawerat ve mahsusata nisbetle va- 
si'dir. Zira biitiin musawerat hayalden dogar; ve alem-i hayal, hayalin vu- 
cut buldugu aleme nisbetle dardir." 

316. £%kli o eskalin yazi okuyucu.su etti, ta ki ieibulere onda layikim ve-re! 

"Neverd", kelimesinin miiteaddid ma'nasi vardir. Bir ma'nasi da "layik" 
demektir. Bu ma'na §emsu'l-Liigat'te miinderictir; ve beyt-i §erifeye de mu- 
nasebeti pek kavtdir. Ya'ni, "Adem-i izafi levhi iizerine yazmis, oldugu o gii- 
zel ve acib harfleri ve o e§kal yazilanm Hak Teala akla okutturdu, ta ki o ya- 
zilardan her bir kimsenin tedbirine kendi layikim vere!" Ya'ni o yazilardan 
herkesin istifadesi ve tedbirl kendi isti'dadina gore vaki' olur. Ve onlardan 
kendi isti'dadina layik olan zevki ve ma'nayi bulur. 



C.ASjpr Jli» Jip r£ d)l jl ^S j» Jip Jljil j Jajjb-t* r-j] JjtC 

J»\*J> C-jLS' '"Uij-Ul j £ju ji C-~» jl r ji jl Sy$** *£ ( _ S ~P' <J y-~>. j>A) 4j j\ Joj j 

{J* jl jl dij? ^i ^J ji C — Lf^t- >J J^U <u,jjj y. Ujl^ OXS. d jjsi j 

Levh-i mahfuzun ve her bir kimsenin aklinin o levhden idrakinin 

temsili. Akil Cebrail misalidir; ve onun tefekkiir ile levhden onun 

ma'lumu olan bir gayb tarafina nazan, tefekkiirde ve maa§in keyfiyetini 

du§iinmekte ve her giinkii i§lerden siyrilmakta ve necat bulmakta 

CebraiPin levhe nazan ve onun levhden anlamasi gibidir 



Aziz Nesefl hazretleri levh-i mahfuz ve kaza ve kaderin hiikmii hakkinda 
yazdigi risalenin bir faslmda buyurur ki: "Eflak ve enciim Huda'mn levh-i 
mahfuzu ve kitabdir; ve her ne ki var idi ve el'an mevcuttur ve olacaktir, 
ciimlesi bu levh-i mahfuzda ve kitab-i Huda'da yazilmi§tir; ve kitab-i Hu- 



AHMED AVNl KONUK 

da'da yazilmamis. higbir §ey yoktur. j* <-M j ^\ u-k % J^j V, (En'am, 
6/59) ["Yas. kuru ne varsa kitab-i mubfndedir"] ve' eflak ve' enciimde yazil- 
mis olan ahkam ahkam-i cuz'iyye degildir, ahkam-i kiilliyyedir. Bu sebeble 
bizim icm ihtiyar vardir; ve bu sebeble istedigimiz §eyin tahsili ve istemedigi- 
miz §eyin def* i bizim cali§mamiza mutealliktir; ve eger eflak ve enciimde ah- 
kam-i cuz'iyye yazilmis. olsaydi ve alemde eflak ve enciimde zahir olan eser- 
ler vech-i ciiz'i iizere zahir olaydi bizim hicbir §eyde ihtiyanmiz olmaz idi; ve 
sa'y ve kusisjmiz zayi' olur idi; ve da'vet-i enbiya ve terbiye-i evliya abes ve 
tedbir-i ukala ve mualece-i hiikema faidesiz olur idi." 

Mesela kism soguk ve yazin sicak olmasi bir hiikm-i kiillidir. Insan akil 
ve tedbiri ile vesait-i teshiniyye tedarik ederek kendisini lsitir. Ve keza yazin 
yine akil ve tedbiri ile kendisine serinlik verecek esjayi ihzar eder. Ahkam-i 
kulliyyeye kar§i insanin boyle akli ve fikriyle ahkam-i cuz'iyyenin husulii- 
ne hizmet etmesinin bu alemde niimunesi pek goktur. Ve bu ahkam-i 
ciiz'iyyeyi bu alem-i suflide insan Cebrail mesabesinde olan akliyla gayb ta- 
rafindan celb ve suret alemine izhar eder. §u kadar var ki, her ferdin akil 
ancak kendi ayn-i sSbitesinin isti'dadina gore canib-i gaybdan bu tedbirleri 
ahp icra eder; ve bu tedbirler onun kendi levhi olan ayn-i sabitesinin ma'hu- 
dudur. Ya'ni bunun uzerine ahd-i ezelisi vaki' olrhu§ ve onun batimnin 
ma'lumu bulunmu§tur. Bu babda daha fazla izahat fakir tarafindan §eyh-i 
Ekber hazretlerinin et-TedbMtii'1-Mhiyye nammdaki kitab-i §eriflerine ya- 
zilan serhin dokuzuncu babmda "Katib ve Kitabet" fasillannda izah edilmi§- 
tir, burada zikri uzun olur. tste insanin tefekkiirden ve maa§imn keyfiyye- 
tini diisunmekten ve her giinkii isjerini intac etmekten hali budur; ve onun 
bu hali akl-i kiilliin mazhan olup ma'nayi suret alemine inzale me'mur olan 
Cebrail (a.s.)in levh-i kiilliye nazanna ve o levh-i kulliden yapacagi igleri 
anlamasina benzer. 

317. O akil melek gibi levh-i mahfuzdan her hir sahah her giintln dersini go- 
turur. 

Vucud-i insanide Cibril mesabesinde olan akil Cebrail (a.s.)in levh-i mah- 
fuzdan aldigi ma'nalan alem-i surete indirdigi gibi her bir sabah her guniin 
dersini ya'ni akval ve ef alden icrasi kendisine layik ve munasib olan §eyle- 
ri levh-i mahfuzdan ahp ifa eder. kimsenin bunlan almak igin levh-i mah- 



MESNEVt-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

fuzu gormesine hacet yoktur. Aklinm alem-i surete getirdigi akval ve efal 
kendi ayn-i sabitesinin iktizasi ve sirr-i kaderin icabidir. 

318. Slclem uze.rin.ie. yarmaksiz iahrirleri ve onun seva&iruLan seviaAerin hay- 
retini gor! 

"Adem"den murad, adem-i izafi alemi olan bu vucud-i mumkinattir. Me- 
sela buzun eskali suya nazaran bir adem-i izafi alemidir. Su bu adem-i izafi 
uzerine buz halinde tiirlii turlii sekiller nakseder ve yazar; ve bunlan yazmak 
ve naksetmek igin parmaklann viicuduna ihtiyac. yoktur. Bunun gibi insamn 
akli dahi alem-i gaybdan aldigi ma'nalan akval ve ef al ile bu viicud-i izafi 
alemi uzerine nakseder. Ve o kavillerin ve fiillerin karartisindan ve zuhurun- 
dan,. "sevdaiyan" ya'ni suret-perest olan kimseler hayret eder. iste sen bun- 
lan gor! Ba'zi niishalarda "bi-benan" yerine "ba-beyan" vaki'dir. "Acric ve 
zahir olarak adem iizerindeki tahrirleri gor!" demek olur. 

319. Uier bir himse bir hayal iizerincle ri$-gav oldu. T$ir hazmenin seviasin- 
ia ko§e kazici ohnu$tw. 

"Ris-gav", liigatte "okiiz sakali" demek olup bu ta'bir ile kuyrugu murad 
olur; "ahmak ve maskara ve ham-tama' ve kisa dusunen kimse"den kinaye- 
dir. "Giinc-kav", vasf-i terkibidir. "Kav", kazmak ma'nasina olan "kaviden" 
masdannin emr-i hazindir; bu terkibin ma'nasi "kose bucak kazici" demek- 
tir. Miitecessis ve miitefahhis olmaktan kinayedir. Bu kelimeler I. cildin 541 
numarali beytinde de gegti. Ya'ni, bu vucud-i izafi aleminde akhn yazdigi su- 
retleri gor! Suret-perestlerin her birisi bir hayal uzerinde bos tama'h oldu. Bir 
hazine ve define bulmak sevdasinda kose bucak kazici ve miitecessis oldu. 

320. 1*>ir §ahis bir hayaliir, piir-heybet olmu.$; ctacfin ma'denlerine yuz getirmi$. 

[320] 

Suret-perest olanlardan bir sahis altin bulmak sevdasiyla heybet ve aza- 
met takimp dagin ma'den bulunan taraflanna kosup kazmaga baslamistir. 
"§iikuh", heybet ve azamet ve hasmet ve biiyukliik ve sah ve sevket ma'na- 
lanna gelir. "§ikuh", korku demektir. 






AHMED AVNl KONUK 

321. Ue o digeri bir hayalden dolayi act cehd ile inci icin derya iarafina yuz 
hoymu§. 

Yine o suret-perestlerden bir ba§kasi bir hayalin sevkiyle viicud-i be§er 
icm aci ve zahmetli olan bir sa'y ile inci toplamak iizere deniz tarafina tevec- 
ciih etmis. ve denizin dibine dalmisnr. 

c~i£" lSj^ ij*ij>- j-AJl f* ti\ j c-iuS' ji v-fty j4j J'i oTj 

322. Ue o d-iyeri rehbaniyet icin hilisededir; ve o dv^eri bir hus icinie tarla ia- 
rafmdadir. 

Ve hayale tabi' olanlardan bir digeri dahi rahiblik yapmak ve bu sayede 
nail-i saadet olmak hayaliyle kilisede me§gnldur. Ve diger birisi de para ka- 
zanmak hayaliyle hirs iginde tarlada ekin ve ziraat ile me§guldur. 

eXi *x^~jt- jt-*j-* (jjl u^~ J J 8 "*-^ ^-^j tijAj ti> u\^- j' 

323. 0, hayalden na§i pazann rehzeni olmu$tur; ve bu, hayalden dolayi hasta- 
nin merhemi olmu§tur. 

"Reste", "resten" masdanndan "kurtulmu§" ma'nasina geldigi gibi saff, 
kaide, kanun, tarz ve revis. ma'nalanna da gelir. Mecaz olarak "pazar" 
ma'nasina geldigi de BaMr-i Acem'de gosterilmigtir; burada "pazar" ma'nasi 
munasibdir. Ya'ni, "0 bir kimse hayalden dolayi pazann yol kesicisi ve hirsi- 
zi olmustar; ve bu bir kimse de yine bir hayalin sevkiyle hastamn merhemi 
ve bir acizin derdine deva olmu§tur." 

(%- *>k* iS^i* ti\ f £ j> <S •>/ J-> Jh J\y- (Jji, j> 

324. liirisi -perl okuyuculukia gonliinu zayi' etmi§; o bir diqeri niicum iizerine 
ayah hoymu$tur. 

Ya'ni, "Diger bir sahis dahi cin taifesi uzerinde tasarruf sevdasina dusup 
cin carpan kimseleri okuyarak onlan def etmek hayalinden gonliinii zayi' et- 
mis, ve diger bir sahis dahi, ilm-i niicum hayalinde miistagrak olup nahs ve 
sa'd hallerinin ke§fiyle mesgul olmu§tur." "Sum", at ve e§ek ayagina derler; 
burada mutlak "ayak" ma'nasinadir. 






PJK^ MESNEVl-t SERtF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

325. D$eriien miilevven hayallerden iolayi hdri^ieri hu muhtelif reviser go- 
mniir. 

Ya'ni, "Eshasin batmlarindaki turlii tiirlii hayallerinden dolayi onlann 
ef'al-i haricilerinde bu zikr olunan muhtelif revisler ve hareketler gorunur ve 
zahir olur." Abdiilkerim Cili (k.s.) e/-//2sa/7u7-Ka/m/ismindeki kitabinin ha- 
yal hakkinda olan 57. babinda der ki: 

"Hayal varhgin aslidir. Zira o hayalde ma'budun zuhurunun kemali var- 
dir. Hak hakkindaki i'tikadmi gormez misin ki, Hakk'in sifatlan ve isimleri 
vardir. Bu i'tikad ancak senin hayalindedir ki Allah Subhanehu ve Teala Sa- 
na o hayalinde zahir oldu. Onun igin biz, o hayal bir varhk ve zattir ki, onda 
Hakk'in zuhurunun kemali vardir, dedik. Imdi bunu bildigin vakit sana ha- 
yal, cemi'-i alemin ash oldugu zahir olur. Zira Hak cemi'-i esyamn aslidir; ve 
onun ekmel zuhuru ancak asil olan hayal mahallinde vaki' olur. Binaenaleyh 
sabit oldu ki, hayal cemi'-i avalimin aslidir. Nebi (s.a.v.) \ J &a\ i>u im» ^lj ^.lji- 
Ya'ni "Nas uykudalar, oldukleri vakit uyamrlar" buyurmakla bu mahsusu 
uyku telakki buyurdu. Ya'ni diinyada iizerlerinde bulunduklan hakayik on- 
lara zahir olur, demek olur...ilh". 

Malum olsun ki, hayal iki nevi'dir. Bin hak, digeri batildir. "Hayal-i ba- 
til", Hakk'in gayri i'tikad olunan hayallerdir ki bu hayaller sahsi, istigraki 
nisbetinde Hak'tan uzaklastinr. "Hayal-i hak", enbiya ve evliyanin goster- 
digi tank ve i'tikaddir ki, o da Hakk'in vahdetini ve her yerde huzurunu 
arif olmaktir. Ve bu hayallerin mahall-i tekevvunii vucud-i insanidir. "Ha- 
yal-i batil"dan her mevtinda fena ve miiz'ic suver-i hayaliyye dogar; ve 
"hayal-i hak"tan dahi keza her mevtinda latif ve guzel suver-i hayaliyye 
zuhur eder. Binaenaleyh viicud-i beser cenneti ve cehennemi cami'dir. Bu 
teselsul-i hayalat suver-i ilmiyyeye kadar gider. Vaktaki sems-i zat tulu* 
eder, bu suver-i hayaliyyenin ciimlesi onun nurunun istilasi altinda miiz- 
mahill olur. Bu hayalat-i miilewene ve muhtelife, esma-i muhtelife ahkam 
ve asannin zuhuru igin eshasin batinlanndan muharrik olur ve bu teharrii- 
kun neticesinde fiilleriyle harigte zuhur eder. imdi bu keserat-i hayaliyye- 
den ba'zilan nurani ve ba'zilan zulmanidir. Hakk'in bu esya uzerinde iha- 
ta-i zatiyyesine degil, ancak ihata-i ilmiyyesine i'tikad eden mii'minler hi- 
cab-i nurani igindedirler. Zira llim sifattir ve sifat hicab-i nuranidir. Bunlar 
bu keserat karanligi iginde kible-i zati kaybedip yanhs tarafa teveccuh eden- 



AHMED AVNI KONUK 

lere benzer. Hayalat-i batile ashabi olan miinkirler ise busbutiin hicab-i zul- 
manl icjndedirler ve hicabm hicabi arkasindadirlar. Onlar da karanlikta kib- 
leyi kaybedenlere benzer. 

326. liu, onda hayran olmustur hi o ne iizeredir? Dier tadici, o dtgeri nefye- 
iicidir. 

Bu hayal sahibi olan bir sahis, o hayal sahibi olan diger bir §ahsin haya- 
linde ve i'tikadinda "Bu adam ne yapiyor? Ne acib bir hayal igindedir!" diye 
hayrete dusmiistiir. Zira her bir hayalin zevki iginde bulunan kimse, diger 
kimsenin zevk-i hayalisini nefyetmi§tir; ve "Bu adam yanlis. dusunuyor" di- 
ye i'tiraz etmi§tir. Zira esma-i muteferrikamn ahkam ve asan yekdigerine 
muhalifdir. Onun icjn sure-i Hud'un nihayetindeki ayet-i kerimede jJ<j t.d. 'jj 
dT, ur *cl r j j^sL 'djijj 'JZj '^] ^ Vi '&&L djty. Y, Ub-ij Z\ 'Ja\ j^j (Hud, 
1 1/1 18-119) ya'ni "Rabbin m'urad edeydi nasi ummet-i vahide kilardi. Vela- 
kin esma-i muhtelifenin mezahiri olduklan igin muhtelif olmaktan zail olmaz- 
lar. Rabbinin rahmetine mazhar olanlar mustesnadir. Ve Hak Teala onlan bu 
muhtelif esmamn mezahiri olmak igin halketti ve Rabbinin 'Kun!' kelimesi 
tamam oldu". 

ijvzi** L^ijj xi &jjt> j <}y? i_iujJ>U -Ui j\ OjU Ol 

327. €jer o hayaller na-mutelif olmasaydi, reviser disartdan nasd muhtelif 
olur idi? 

Eger o e§hasin batinlanndaki hayalleri na-mu'telif ve birbirine muhalif ol- 
masa idi, onlann revi§leri ve hareketleri harigte nasil muhtelif olur idi? 

328. CMademhi camn htblesini pinhan etmislerdir, her hir kimse yuziinii hir ia- 
rafa fletirmislerdir. 

"Camn kiblesi"nden murad, zat-i Hak'tir. Ya'ni, mademki bu keserat ale- 
mi iginde camn kiblesi olan zat-i Hakk'i nurani ve zulmani olan hicablar ar- 
kasmda gizlemisterdir; binaaenaleyh bu karanhk alemde ve kesafet sahasin- 
da her bir kimse kalbinin yiiziinu bir hayal tarafina gevirmis. ve benim aradi- 
gim budur, diye iftihar etmistir. 



MESNEVl-I §ERlF §ERHi / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 
iS/- >~J x )*>\i. b^k^ .t^lfuj* j J&>*a (jLjJijj Jjii 

Muhtelif revisterin ve tiirlu tiirlii himmetlerin karanhk 
vaktinde, namaz vaktinde kibleyi arayicilann aramasinin 
ihtilafina ve denizin dibinde dalgiflann aramasina temsili 



329. IZir iaife gibi ki iaharri ederler; kible hayali uzerine hir tarafa ievecciih 
ederler. 

Ya'ni, "Hicabat-i nuraniyye ve zulmaniyye icinde hak ve hakikati arayan- 
lar, karanlikta kibleyi arayip buldum diyerek bir yanhs. tarafa teveccuh eden- 
lere benzer." "Teniden", masdan burada teveccuh etmek ma'nasinadir. 

330. vaktaki sabah vaktinde OCa'he yuz aosierir, munke§if olur ki, yolu kirn 
kayhetmi§tir. 

Cenab-i Fir efendimiz Fih-i Ma Fih'm 2. faslinda soyle buyururlar: "Bir 
adami her bir §eyin hayali o §ey tarafina goturur. Hayal-i bag, baga, dukka- 
nin hayali dukkana sevk eder. Velakin bu hayalat icinde gizli bir tezvir var- 
dir. Gormez misin ki, filan mahalle gidip pisman olursun ve orada faide bulu- 
rum zannettim, bulamadim dersin. Imdi bu hayalat kadinlann car§aflan gibi- 
dir; ve carsaflarin icjnde bir kimse mahfidir. Vaktaki hayalat ortadan kalkar 
ve hakayik ortusiiz ve hayalsiz asikar olur, i§te o vakit kiyamet olur. Hal boy- 
le olan bir mahalde nedamet kalmaz. Seni cezbeden her hakikat, o hakikat- 
ten baska bir §ey degildir. Ancak o hakikattir ki seni cezbeder. 'XJji Jl- \'# 
(Tank, 86/9) ["Sirlann ortaya cikanlip yoklanacagi gun.."] ayet-'i keiimesi- 
nin ma' nasi bu dedigimdir. Hakikatte cezbeden birdir, fakat miiteaddid gorii- 
nur. Gormez misin ki, bir adam, gunagun yiiz sey arzu eder. Mesela tutmac 






AHMED AVNl KONUK 

isterim, borek isterim, helva isterim, yahni isterim, meyve isterim, hurma is- 
terim ve incir isterim der ve bunlan ta'dad ile lisana getirir. Velakin onun as- 
h achktir ve o da birdir. Gormez misin ki, bir §eyden doyunca bunlann higbi- 
risi lazim degildir, der. Binaenaleyh ma'lum oldu ki on ve yiiz yoktur, belki 
birvardir." 

331. yphui dalgiclar g\bi ki, suyun dtbi alhnda her hir kimse acele hir §ey 
toplar. 

jA j jf jl -US"^ A 'tjj ay>5 ji j jfijf -U*l j, 

332. Qevher ve kiymeili inci unudi uzerine onion ve hundan hir torha doldti- 
mrlar. 

Veyahud muhtelif revis. ve tiirlu tiirlii himmet sahibleri denizin dibine da- 
lip kiyraetli inci ve gevher toplamak iimidiyle acele acele sunu bunu toplaya- 
rak torbalanna dolduran dalgiglara benzer ki, o topladiklan §eyleri gorerek 
toplamis. degildirler. 

333. Vaktaki derin denizin dObinden cikarlar, munke$if olur, azim incinin 
sahihi. 

334. Ue o dtgeri hi kucuk inci gotiirdu; ve o dtgeri hi ta$ hinnhlan ve $ehe go- 
tiirdii. 

"Deniz dibinde korii koriine sunu bunu toplayip torbalanna dolduran dal- 
gicjar vaktaki denizin dibinden yukan gikarlar, biiyiik inci yakalamis. olanjar 
ile kucuk inci toplayanlar veyahud ta§ kinntilan ve midye kabuklan ve isti- 
ridye kabuklan ve "§ebe" denilen kiymetsiz geyleri toplayan dalgicjar meyda- 
na gikar." "§ebe", bir ta§in adidir ki, siyah ve berrak olur ve yumsakhkta ve 
hafiflikte kehriibaya benzer. Beyt-i §erifde te§did ile telaffuzu zaruret-i vezn 
igindir. "Biiyiik inci"den murad, vahdet-i sirfi miibeyyin olan ilm-i hakikat ve 
"kucuk inci"den murad keserata mustaidd olan ilm-i §eriat; ve "kiymetsiz 
ta§lar"dan murad, ulum-i istidlaliyye ve nazariyye ve felsefiyyedir. "Jerf, de- 
rin; "§igerf, biiyuk demektir. 



<^p 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

335. Sahirede iftizah sahibi olan kahredici film onlan boyle imtihan etti. 

Bu beyt-i serifde Ve'n-Naziat sure-i serifinde olan ^ liU £»».(, 's'^'j '^ UjU 
s'^Ul (Naziat, 79/13-14) ya'ni "0 kiyamet ve hasir anca'k sayha-i vahide- 
dir ki,' onlar o vakit sahirede cem' olurlar" ayet-i kertmesine i§aret buyrulur. 
Ya'ni, "Mahall-i kiyamet, dunyada kalblerinin torbasim birtakim hayalat ile 
doldurmu§ olan kimselerin torbalanndaki §eylerin mahiyetlerini ve krymetle- 
rini meydana gikanr ve onlann uzerinde kahir olan bir fitnedir ki, kotulugii 
kesif ve izhar etmek sahibidir. " 

336. Dier taife hoyle. pervdneler aflri cihanda bir $em'in etrafinda kanat vuru- 
cudurlar. 

"§em'"den murad, her taifenin hayaline rehber olan kimselerdir. Mesela 
mecusilerin rehberi ve mur§idleri mubedler ve hinstiyanlann rehberleri rahib- 
ler, Musevilerin rehberleri de hahamlardir. 1'tikadat-i saire erbabmdan her biri- 
nin boyle birer rehber ve mur§idleri vardir; ve hepsi hakikat kendi i'tikadlany- 
la ve hayalleriyle bulunabilecegini iddia edeler; ve keza din-i tslam'da da muh- 
telif rehberler vardir. Bir nev'i ulema-i zahir olup onlar §eriat rehberidirler ve 
bunlar tabi'lerini cennete sevk ederler; ve ehl-i cennet niam-i cinaniyye lezza- 
tinda miistagrak olup bu hicab-i nuran! ile Hak'tan mahcubdurlar. Ve bir nev'i 
dahi hakikat yolunun murgidleri olan ulema-i rasihundur ki, onlar tabi'lerini 
bilciimle hicabattan kurtanp huzur-i Hakk'a delalet edeler. Ve bu iki nevi' ule- 
manin mukallidi olan rehberler de vardir ki, onlar halki kendi nefislerine da'vet 
edip dalalete dusuriirler. Bu din-i Hak'ta rehberlerin en tehlikelisi bunlardir. 
Agizlanndan bal akar, igleri zehir doludur. Iste bu rehberlerin her birisi kendi 
tabi'lerinin §em'idir; ve tevabii bunlardan nur aldiklanm tahayyul ederler. 

337. Oiendilerini bir ate§ iizerine ^arparlar; kendilerinin §em'i etrafinda tavaf 
edeler. 

Ya'ni, §em'in tabi'leri ates. mesabesinde olan kendi muradlan ve matlub- 
lan olan hayal iizerine garparlar; ve bu uns-i hayalin saikasiyla o §em' etra- 
finda pervane gibi donup dururlar. 



AHMED AVNl KONUK 

C^-ji iif jy~> J~dl g £J*j y*y J-$ Xa\ j>. 

338. nZaht iIMusasinin umtdi atesi iizerine ki, onun alevinden agog, pek yesil 
olur. 

"Tali'-i ezeli" Musa (a.s.)a, ve "umid" §ecere-i Musa'ya ve "zuhur-i haki- 
kat" agacton zahir olan ate§e te§bih buyrulmu§tur. Ya'ni, "Tali'-i ezeli Mu- 
sa'simn umid agacindan zuhur-i hakikat ate§ine intizaren o §em'in etrafini 
tavaf ederler ki, o hakikat ate§inin alevinden ve eserinden umid agaci pek ye- 
§11 ve meyvedar olun ve her §em'in tabii bunu bekler." 

<U* aijt Olo Ol \j jj5> jA **j J* aJLii I JJ\ l)! J-i* 

339. Dier sum o atesin fazlini isiimisiir; he-psi her kivtlcima o zanni aotur- 
miistiir. 

Ya'ni, muhtelif rehberlere ve §em*lere tabi' olan her bir taife o hakikat ate- 
§inin faziletini duymu§tur. Kendi §em'inden zuhur edecek her bir kivilcima, 
ya'ni her bir fikre, o zanni layik gormu§tur; ve o rehberden sadir olan her bir 
fikri hakikat ate§inin kivilcimi zanneder. 

340. Sabah vakii gelilikie huluiun nam zahir olur, her hirisi yiiz yosterir, ne 
sent' tilt. 

"Sabah vaktf'nden murad, kryamet ve ha§r giinudiir; veyahud kiyamet-i 
sugra olan oliim zamamdir. "Nur-i hulud"den murad, baki ve daimi olan nur-i 
vucud-i hakikattir. Ya'ni, "Kiyamet-i kubrada veya sugrada baki ve daimi olan 
vucud-i hakiki-i Hakk'in nuru zahir olur. Her bir kimse tabi' oldugu rehberin ve 
§em'in mahiyetini goriip nasil bir rmir§ide ve §em'e tabi oldugunu anlar." 

341. L/ier himin o zajer sem'inden kanaii uan&i, o sem ona seksen latifha- 
nat verir. 

"Zafer §em'i"nden murad, rehber-i hakiki ve mur§id-i kamildir. Ya'ni, "Bu 
alem-i kesafette her kimin o mur§id-i kamil §em'inden enaniyet kanadi yan- 
di ise, o mur§id-i kamil o enaniyet ve varhgi kanadi yanan tabi'e alem-i leta- 
fette maksud-i hakikiye ucmak igin bircok kanat verir." 



MESNEVt-I SERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

*&-yj> jj Jj lew jlj 8-UU *&-jS »JUi Ji *J'Jji (^JT 

342. ^Pervane boliigii iki aozii dikmi§ kotu $em'in alhnda, kanadi yanmt? ola- 
rah, halmi§tu. 

Ya'ni, "i'tikadi fasid ve yanhs. bir rehbere tabi' olan pervane bolugii, ya'ni 
ehl-i siiluk, o miir§id-i nakis §em'inin altinda, kendisinde tahayyul ettigi ve 
vucud ve varhk kanadi yanmis bir halde kalir; ve anlar ki varhk ve vixcud 
kendisinin degilmi§. Beyt-i hazret-i Hiidayi (k.s.): 

Gel Hiidayi'den al haber erken 
Ben diyen gafil utanuyann 

343. CPi?manM. ve yanma i$inde firpirur; aoz iikicinin mihnetinden ah ederler. 

sahte mur§ide ve fena rehbere tabi olan kimseler, nur-i huludun zuhu- 
runda bu rehberin mahiyetini anlayinca pi§manhk ve yanma iginde girpimr 
ve boyle nur-i hakikate kar§i goz dikici ve kapayici olan rehberin muhabbe- 
tinden dolayi ah vah ederler. 

344. Onun $em'i der ki: nr Uaktaki ben yandim, seni tie vakit yanmakian ve si- 
temden huriarayttn?" 

tabi'in §em'i olan rehberi, onun ahini gordiigu vakit der ki: "Batil zahir 
ve asikar oldu, benim fesadim meydana gikti, ben rezil oldum ve yandim. Ey 
bana tabi' olan kimse, bu hal-i acz iginde seni yanmaktan ve felaketten nasil 
kurtarabilirim?" Bu beyt-i serifde sure-i Mu'min'de olan J^» jUi ^ o^-Ui ijj 
{& jr ui i j'j^-i '^jji ju jUJi '^ L^ & 'tjL ,j;i j<i Q 'fo & ui \ J j^L\" 0i ^i *Uu>ji 
iUi'^'^ Ji 4Ji oj (Gafir, 40/47-48) ya'ni "Vaktaki narda muhasama edip za- 
yif olanlar miitekebbir riiuslanna diyeler ki: Biz diinyada size tabi' idik. §im- 
di bu nardan bir pargasini bizden def edebilir misiniz? miitekebbir reisler di- 
yeler ki: Ciimlemiz nardayiz, Allah Teala kullan arasinda adaletle hiikmetti". 

345. Onun §em'i aylayiculir ki, nr Ben ba§i yanmi§, ben ba§kasini nasd ayinla- 
hnm?" 



o^^, 



AHMED AVNt KONUK 

aldanan kimsenin §em'i ve metbu'u esrar-i batin zahir oldugu vakit ag- 
layici bir haldedir. Der ki: "§u anda benim ba§im yanmi§ ve derde giriftar ol- 
mu§tur; ve kendimi kurtarmaktan acizim, binaenaleyh ba§kasim nasil nur- 
landinp rahata gikarabilirim?" 



"Y& hasreten ale'1-ibad" ayet-i keriraesinin tefsiri 

Bu Ojjj^U <u ijiir Sfi JjLj Jl fjk £ jCJi Jb s'jLi- C (Yasin, 36/30) ya'ni "Ey 
hasret, o kullar'iizerine gel ki, onlara Sir resul gelmedi, ilia ki onlar onu istih- 
za eder oldular" ayet-i kerimesi sure-i Yasin'de vaki'dir. Ayet-i kerimede has- 
ret ve nedamet bir sahsiyet i'tibar olunur. Dunyada ahval-i ahireti beyan ede- 
rek dogru yola da'vet eden peygamberler ve onlann varisleri olan kamiller ile 
istihza eden ehl-i nefse kar§i da'vet olunur. 

346. der ki: "Senin §ektlhrinden aldandim, senin halini $e$ Qorium 1 ." 

Kamil ve muhakkik zanmyla bir yalanci ve nakis murgid ve rehbere tabi 
olan kimse haklkatin tecellisini gdrdiigii vakit der ki: "Ey miizewir, ben diin- 
yada seni ehl-i tank ve suleha-yi iimmet §eklinde gordum. Senin bu §ekille- 
rinden aldandim. Ah ne yapayim ki senin berbat ve yalanci olan halini vak- 
tiyle anlayamadim, gee. gordum!" 

U U^.'fi 1 _lJu) j\ *jy- *bjfi- \>j J.s <&j »& Hy £-«-^ 

347. <$em' sonmiis, bade gitmi§; dil-ruba bizim eijri goruciilugumuziin anndan 
gizlendi. 

"Gavta hurden", suya dalmak ma'nasinadir. Burada "gizlenmek"ten kina- 
ye olur. Ya'ni, "Hayat-i diinyeviyye sem'i sonmiis ve meclis-i keserat dagil- 
mi§ ve ask badesi gitmi§ ve goniil kapici olan vahdet sirn bizim egri goriicu- 
liigumuzden, ya'ni kendi vucudumuzu ve e§yanin viicudunu miistakil gor- 

^^ 



MESNEVl-I §ERfF §ERHl / IX. ClLT • MESNEV!-5 • 

memizin anndan ve ayibindan dolayi gizlenmi§tir." Zira Hak Teala hazretle- 
ri ahirette herkesin i'tikadina gore tecelli buyurur. Nitekim hadis-i §erifde §6y- 
le buyurulur: ij~ o^ j*>i\ ^ ut J_,ij »J^ i jy * j jiijj %a£\ ^ j** ji-i 01 
*i oj^~-i ^oju* jy * j j>cj diA *ul ya'ni "Hak Teala hazretleri yevm-i kiya- 
mette halka bir munker suretinde tecelli edip ben sizin Rabb-i A'la'mzim der. 
Halk ise, senden Allah'a sigimnz derier. Hak ba'dehu onlann i'tikadlan sure- 
tinde tecelli eder, o vakit o surete secde ederler". Bu bahsin tafsili Fususu'l- 
Hikem'de Fass-i Hudi'dedir. tmdi -Oft V, 'fi i/y ulu (Bakara, 2/115) ya'ni 
"Ne tarafa donersen Hakk'in vechi vaki'dir" ayet-i kerimesi mucibince Hakk'i 
her cihette miisahede edenler ancak kamil olan ariflerdir; ve bu urefamn 
mektebi bu dunyadir. Diinyada tahsil olunamayan irfanm ahirette tahsili 
miimkin degildir. Zira dunya ekmek ve ahiret bigmek mevtinidir. Nitekim 
ayet-i kerimede JJ*A ij^i\ j> '£ ^U\ »±» j bir ^ (Isra, 1 7/72) ya'ni "Kim ki 
dunyada a/ma ise ahirette de a'madif" buyurulur. 

348. Oiazanglar, odenecek ziyana mubeddel oldu. <$ekvayi korlukien JTlllah'a 
§ikayet edersin. 

"Erbah", "ribh"in cem'idir; "ribh", kazanc ve kar demektir; "hasr", ziyan 
ve zarar ma'nasinadir. "Miigram", esir-i deyn olan veya ddenmesi lazim 
olan §ey demektir. "Zall", Mmus'un. beyamna gore hemdemini terk edip 
uzaklastiran kimse demektir. §u halde ma'na "Kazanglar, hemdemini ve sa- 
hibini odenecek ziyana terk edip uzaklastirdi" demek olur. Terciimede oldu- 
gu gibi, "Kazanglar, odenecek zarar ve ziyana mubeddel oldu" demek 
ma'nasim mutazammindir. Ya'ni ey hayat-i dunyeviyyesinde korlukle ken- 
disine fasid bir rehber ve mur§id ittihaz ede'n ve onun fikrini murewic olan 
kimse, kiyamet-i kiibra veya sugra vukauyla hakikate muttali' oldugun va- 
kit senin kazanglann seni oyle bir zarar ve ziyana terk eder ki, sen onu 
alem-i ahirette cekecegin hasret ve nedamet ile odemeye mecbur olursun; ve 
korlugiinden dolayi §ikayetini dahi Allah Teala'ya arz edersin. Halbuki sM- 
yetin senin nefsine raci' olmak icab eder. 

OlsiU CAlAy* Ol«JL~« Cj\ju d\yf-\ r-'jjl \J*&- 

349. Sikat olan tiwamn ruhian ne guzeldir! CMuslimlerdir, m&'minlerdir, tba- 
det edicilerdir. 



AHMED AVNi K0NUK 

"Habbeza", efal-i medihdendir, "ne giizel!" ma'nasmadir. "Sikat", "si- 
ka"nin cem'idir; ve "sika" kalben kendisine i'timad olunan kimsedir. Bu 
beyt-i §erifde iki ihtimal vardir. Birisi, cenab-i Pir efendimiz kendileri gibi 
mur§id-i kamil olanlann ruhlanm medih buyururlar. Ikinci ihtimal, zat-i §e- 
riflerinin kemalini basiret goziiyle gorup nakis rehberlerden ictinab ve zat-i 
§eriflerine intisab eden ihvan-i tarikatin ruhlanm medihdir. Ya'ni, "Hak yo- 
lunda kendilerine i'timad olunan kardeslerimizin ruhlan ne guzeldir! Onlar 
muslimler ve Hakk'a munkaddirlar ve iman-i kavi ile iman etmisterdir. Ehl-i 
Hakk'a asla i'tirazlan yoktur ve mii§ahedeye miistenid olarak ibadette ve 
zikr-i Hak'ta kaimdirler." 

Oil »if y*^. -u j j d\j,j* d\j X\ aj ^j-o ^jj ^S y> 

350. Dier bir kimse yiiziinii bir tarafa goturmii^lerdir; ve o azizler yiiziinu ia- 
rafsiza tevcik etmi§Urdir. 

giizel ruhlu olan kardester yiizlerini taraftan miinezzeh olan Hakk'a 
tevcih etmi§lerdir. Baskalan ise yiizlerini §ahsin sahsiyetine ve suretine ce- 
virmislerdir. 

351. Dier Qtivercin bir mezheb i$inde ttfar; ve bu giivercin canibsizlik cantbine 
u$ar. 

"Giivercin"den murad, ruhlardir. "Bu guvercin" ta'biriyle cenab-i Pir efen- 
dimiz kendi ruh-i alilerine i§aret buyururlar. Ya'ni, "Efrad-i be§erden her bi- 
rinin ruhu bir mezheb ve i'tikad icinde ucar; ve benim bu ruhum ise canib- 
sizlik canibine, ya'ni taraftan ve cihetten miinezzeh olan Hakk'a dogru ucar." 
Ma'lum olsun ki, her i'tikad sahibinin tahayyiil ederek nazir oldugu ilah ken- 
di tarafindan tasni' olunmustar; ve bu ilah-i muhayyel bu kimsenin yaptigi 
bir §eyden ibarettir; ve bittabi' cihet ile mukayyeddir. Bu ilahi medh ettigi va- 
kit ancak kendi nefsini medhetmis. olur. Iste bunun icin boyle bir kimse ken- 
di i'tikadmda icad ettigi ilahdan ba§kasim kabul etmez; ve baskasimn 
i'tikadinda mec'iil olan ilahi zemmeder. Kamillere gelince, onlar Hakk'i bir 
i'tikad-i has ile takyid etmediklerinden bittabi' onlann tevecciihleri dahi taraf- 
siz ve cihetsiz olan zat-i Hakk'a olur. Bu bahsin tafsili dahi Fususu'1-Hi- 
kem'de Fass-i Muhammed! nihayetindedir. 



MESNEVf-1 §ERfF SERHl / IX. CtLT • MESNEVf-5 • 

352. Hliz hava ve ev hu$lan degiliz; bizim ianemiz iancsizlik tanesidir. 

Bu beyt-i §erif 349 numarah beyt-i §erifdeki ikinci ihtimali takviye eder. 
Cenab-i Pir efendimiz gerek kendileri ve gerek tevabii olan azizler hakkinda 
buyurular ki: "Bizim ruhlanmiz nefsaniyet havasinda ve tabtat ve cismaniyet 
evinde ugan ku§lar cinsinden degildir. Bizi avlayan tane ve yem tanesizlik, 
ya'ni suretsizlik tanesi ve yemidir." 

U (jjjs Li X5. d-ioji *£ L. Isjjj u&r -^ £}j & j 

353. Onian dolayi hizim nzkimiz hoyle gent? gddi. 3mo, hizim habd-duzluga- 
muz yirimak oldu. 

"Kaba-duz", esvab dikici ma'nasina vasf-i terkibidir. Ya'ni, "Bizim tane- 
miz suretsizlik ve ma'na tanesi oldugu icin, bizim ruhumuzun nzki olan 
hakayik ve maarif-i ilahiyye boyle bol bol geldi ve bu Mesnevl-i gerifde onu 
Allah *in kullanna ibzal ve infak ettik. Zira bizim esvab dikiciligimiz libas-i cis- 
me hizmet etmek degil, belki o libas-i cismi ve sureti yirtmak oldu." 



Fereciye ewelden "fereci" ismini koymus 
olmalanmn sebebi beyanmdadir 



"Fereci", Mevleviler'in giydikleri bol cubbelerdir ki, bu cubbe eski zaman- 
da ulemamn giydikleri bir kisve idi. Vaktiyle onleri agik olmayip entari gibi 
kapali imi§. Zamammizda muharref olarak "ferace" derler. 

354. Ilir sufi habz vaktinde cubhesini yuthktan sonra onun onune bad gddi. 

"Harac", sikint ve darlik ve kabz halidir. "Ferec", sad! ve surur ve bast ha- 
lidir. "Sufi", ehl-i Hak istilahinda "cemal-i ezelinin miisahedesi ve zat-i Hakk'a 



AHMED AVNl KONUK 

fart-i muhabbet sebebiyle diinya ve ahiret lezzetlerinden gozlerini kapamis 
olan kimse"ye derler. Ya'ni, "Suflnin birisi kalbinde kabz ve sikinti hissettigi 
vakit cubbesinin kapali olan onunii asagrya kadar yirtti. Yirttiktan sonra kal- 
binde bast ve siirur hasil oldu." 

355. yuhlmt§in adxnx n fereci' yayti. neci olan adamdan hu lakab fas oliu. 

"Neci", sirdas ve hemraz ma'nasmadir. Ya'ni, "0 sufi o yirtilmis ciibbenin 
adim "fereci" koydu. esrar-i ilahiyyeye vakif ve ehl-i hakikatin sirda§i olan 
sufi adamdan bu lakab etrafa yayildi. Onu agik olan cubbeye "fereci" denil- 
meye baslandi." Ve bu kelimenin tahiifiyle "ferace" lafzi da kullamhr. 

iji d>j>- t>T jl>- *J» j£>\ JUU ij> j^Ji JuiUtf j J^\i -Li v_~aJ jA 

356. Till lakab fas oldu ve onun safim seyh goturdii. Dialkm iab'mda o keli- 
me tortu oldu. 

Bu ami acric cubbeye "fereci" lakabi verilmek sayi' oldu: ve bu kelime bir 
seyin tortusu ve onun ma'nasi olan bast ve ferec dahi o seyin safi ve siizul- 
miisu mesabesinde olup, halk tortuyu o seyh dahi bu safi aldi. 

o~- AilA^j yiji dytr lj ^-1 c— sib J\^s (U ^ ca^?—* 

357. Uier ad hoyle hir saf tutmustur, ismi hir iortu aibi hirakmishr. 

Ya'ni, ismin bir saf olan ma'nasi vardir. tsmin harf ve savta ve sekle miis- 
tenid olan lafzi o saf olan ma'namn tortusudur. 

CJ&£\J j>\*fi i£y* ,jy^> C-»j £J*£ lj {Jij* C^~>j\j>- Ji *S" y> 

358. Dier kim camur yiyicidir, hir tortuyu tuttu. Sufi hi-tevakkuf safi tarafi- 
na aitti. 

Gida-yi cismani ile cisimlerini beslemek kaydinda olanlar ismin suretini ve 
lafzi aldilar. Sufiler ise cisimlerinden ve gida-yi cismani kaydindan gegip bi- 
tevakkuf saf olan ma'na tarafina gittiler; ve o ma'na ile ruhlannin gidasim 
te'min ettiler. 

359. ^Dedi: "Toriu icin hir saf olur. Tiu delaletten gonul safvete aider." 



MESNEVl-1 §ERfF SERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Sufi olan kimse ismin lafzim isittigi vakit dedi ki: "Bu Iafiz ve suret kesif- 
dir ve tortudur. Her tortunun bir safi ve suzulmusu muhakkak olacaktir,- ve 
her bir tortu bir safm vucuduna delalet eder. Binaenaleyh lazim olan §ey tor- 
tu degil, onun safidir; ve bu tortunun delaleti hasebiyle gonial safvet tarafma 
dogru gider." 

jl j~j ijiji j l>j>- dy? <J>\^> j\ j^j JiiL^g j i\si\ j~s- iji 

360. Torfu giifluk vaki' oldu ve onun safi onun kolayligidu. Saf hurma ve tor- 
tuluk onun Kami oldu. 
"Bttsr", hurmanin hamina derler. Ya'ni, "Her seyin tortusu giigliik vaki' 
oldu. Zira bir seyin tortusundan istifade etmek, safindan ve suzulmusunden 
istifade etmek gibi degildir; ve onun safi o §eyin kolayhgidir. gtinku o §eyden 
istifade ve zevk duymak kolayhkla vaki' olur. Binaenaleyh bir seyin safi hur- 
manin olmu§una ve tortusu da hurmanin hamina benzer. Olmus. hurmanin 
zevki ve lezzeti ba§ka, ham hurmanin zevki ve lezzeti ba^kadir. Binaenaleyh 
ulum-i ledunniyyenin elfazmdan edilmis istifade, ham hurmadan edilmis is- 
tifade ve zevk nisbetindedir." 

361. Qu\luk kolayhk ile beraberdir, sakm me'yus olma! Du memattan maasa 
yol tutarsin. 

Maahaza \j~> jUji £• 01 i^L. JL*3i ^ ou (inshah, 94/5-6) ya'ni "Muhakkak 
giigluk ile beraber kolayhk vardir. Muhakkak giigluk ile beraber kolayhk var- 
dir" ayet-i kerimesindeki te'kid mucibince, ey salik, tarik-i Hak'da gugliik ko- 
layhk ile beraberdir. Elfazdan faide yoktur, diye ehlullahin kelamim dinle- 
mekten ve mutalaa etmekten me'yus olup vazgecme! sozlerin ma'nasina 
intikal ile me§gul ol! Hicabata mustenid olan fikirlerinin bu olusunden bir ru- 
hani yasayis. tarafina yol tutarsin. Zira cismaniyet fikirlerinin mematindan ru- 
haniyet fikirlerinin yolu agilir. Beyt: 

"Mademki muhakkak gugliik ile beraber onun arkasinda kolayhk vardir, 
onun kelam-i Huda olmasindan mesrur olurum." 

362. 6y ogul, revh islersen cubbeyi yirt, ta ki onian saf vet $abuk has pkarsvnl 



GMsjgcga 



AHMED AVNl KONUK 

"Ey ogul" ta'biriyle, bir salikin heniiz makam-i reciiliyyete ve biiluga va- 
sil olmami§ olduguna i§aret buyrulur. "Ey salik-i tarik-i Hak olan oglum, 
revh ve rahat istersen bu cisim ciibbesini yirt, ya'ni be§eriyyete mahsus 
olan evsafi ve bedene ait bulunan adederi terk et! Ta ki bu evsafin izalesin- 
den ruhunun ve ma'namn safveti senin cisminin ciibbesinden gabuk ba§ini 
di§anya gikarsin." Hind nushalannda "revh" yerine "saf; ve "ber ared" ye- 
rine "ber an" vaki' olmu§tur. Bu surette ma'na, "Ey ogul, eger san istersen 
varlik ciibbesini yirt, ta ki o yirti§tan cabuk ba§ma bir safvet getiresin!" de- 
mek olur. 

363. Sufi odnr ki safvet ialeb edict oliu. £lbas ve suf ve ierzilik ve debh de- 
gildir. 

"Libas"dan murad, dervistere mahsus olan kiyafet. "Suf, aba ve kebe gi- 
bi yiinden ma'mul olan kisvedir. "Hayyati", terzilik ma'nasina olup burada 
sufilerin elleriyle hirkalanni ve elbiselerini yamamalan ma'nasmadir. "Debb", 
agir agir ve vakar ile yuriimek demektir. "Safvet-i taleb", vasf-i terkibidir. Zi- 
ra taleb, "talebiden" masdar-i raec'ulunun emr-i hazindir. Ya'ni, "Sufi odur ki 
kesafet-i cismaniyyenin muktezasi huzuzdan ve lezzat-i nefsaniyyeden yii- 
zunii cevirip safvet taleb edici ve ruhaniyetin mUktezasim isteyici oldu. Yok- 
sa sufilik dervisjere mahsus kisveyi giymek ve yiinden aba ve kebeye buriin- 
mek ve onlan eliyle yamamak ve yolda halk nazannda agir agir vakar ile yu- 
riimek degildir." 

364. IZu alcahlann oniinde sufHik hiyaia ve livata ve selam olmustur. 

Cenab-i Pir efendimiz zaman-i alilerinin dervisterinden sMyeten buyurur- 
lar ki: "Bu zamammizdaki algaklann indinde sufilik elbiselerini yamamak ve 
livata ve yerlere kadar egilerek "hu" diyerek selam vermek olmu§tur." Maat- 
teessiif bizim zamammizdaki dervi§lerin hali dahi raki ve §arap igmek, zina 
ve livata etmek ve namazi ve orucu terk edip evliyaullahm kelamindan ez- 
berledikleri manzum ve mensur sozleri soyleyerek irfan-fiirushik etmek ve 
cahp gigirmak olmu§tur. Bu sebeble cenab-i Hak piran-i izamin nam-i §erifle- 
rine izafe olunan dergahlan yikmistir. 



MESNEVl-I §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

i^JJ j -Lib jSsJ 0-U<i_jJ '—^J <~J& fi J \Jup Ol JUs- y. 

365. so/S ve iyi nam hayali uzerine renh giymeh, iyi olur, velakin, 

f>. y JW* ^ yr J j 1 J** 1 ^ <^JJ ^ cr^ J 

366. 6jer oram as/Wi kadar, onun hayali uzerine gidersen; hat kat hayalin 
abidleri gibi degil! 

Bu iki beyt-i §erif bir cumle-i tarn te§kil eder. Ya'ni, "0 sufilerin safa ve 
safvetine nail olmak ve onlann diinyada ve ahirette iyi kalblerini kazanmak 
hayaliyle onlann kilik ve kiyafetlerini taklid etmek ve onlann rengine boyan- 
mak iyi olur. Velakin o hayalin ash olan vahdet-i sirfa kadar gidersen iyi olur. 
Yoksa bu kiyafete girdikten ve bu renge boyandiktan sonra kat kat hayale ta- 
pan abidler gibi olursan ve vahdet-i sirfdan uzakla§ip keserat-i hayaliyyeye 
Hak zanniyla taparsan bu zahiri kilik ve kiyafetin higbir faydasi yoktur." 

367. By a$k isteyici, koku kdavuzdur. ^a'knb kokudan a§kin goruciisu olmadi 

7711? 

Ya'ni, "Safvet ve iyi nam hayali bir kokudur. Ey ma'suka delalet eden 
ask-i hakikiyi isteyen kimse, koku kilavuzdur ve rehberdir. Ya'kub (a.s.)in 
gozii Yusuf (a.s.)in gomleginin kokusundan agihp goriicii olmadi mi?" Onu 
goriicu eden Yusuf (a.s.)a olan aski idi. Zira o kokuyu Yusuf (a.s.)a a§ik ol- 
mayan baska a'malar koklasa idi, gozleri agilmaz idi. Binaenaleyh gozu agan 
sey ma'sukun a^kidir; ve koku ise rehberlik ve kilavuzluk vazifesi yapmi§tir. 

368. Utayal, cental sera-verdesinin etrafinda sana gayretin durba§i geldi._ 

"Dur-bas", liigatte "uzak ol!" demektir. Fakat istilahda padi§ahlann gege- 
cegi yollardaki kalabahgi def etmek igin yasakgilann ellerindeki degneklere 
derler. Eski zaman usullerinden olup bu degnegi altin ve mucevherat ile tez- 
yin ederler imi§. Zamammizda ingiltere polislerinin ellerindeki degnekler bu 
eski zamandan kalma bir teamiilun §ekl-i digeri olsa gerektir. Ya'ni, "Gay- 
ret-i ilahi hayalat-i latife ve kesifeyi, cemalinin bargahina girmek isteyen na- 
ehillere kar§i yasakgi degnegi yapmistir. Binaenaleyh hayal ve bu yasakgi 
degnegi bargah-i cemalin habercisi ve rehberidir. Iste bu kadar!" 



AHMED AVNl KONUK 

C— -Sj *£ Jul J^j ,jiJL>- jA C~~~J elj *S* Ij oJujj*- j* «~o 

369. w "^oI yoktur!" iiye her isieyiciyi lafllamif. Dier hayal n< T)ur!" iiye onun 
online yellr. 

Ya'ni, "Hayal cemal-i Hakk'i isteyen ve arayan her bir kimsenin yolunu 
baglamistir. Her bir hayal onun dniine gegip "Dur, ileri gitme!" der. Ma'lum 
olsun ki, hayal ya nriilki veya melekuti olur. "Hayal-i mulkTnin esaslan 
Kur'an-i Kerim'de s>aJ >t£ii j caJij ft LJi 'o* oi^sJi 1J- ^uu 'J5 (Al-i imran, 
3/14) ["Insanlara kadin, gocuk, yuklerle altin ve gumiis.'.. tios ve guzel gos- 
terildi"] ayet-i kerimesinde beyan buyurulmustur; ve bu ayet-i kerimenin ta- 
mami ve ma'nasi I. cildin 2463 numarasina miisadif olan c~^~.\Jij>- ^-uu ^j 
["Nas igin tezyin olundu; Hak suslemistir..."] beyt-i serifinde miinderictir. 
"Melekuti olan hayaller" dahi, letaifin envan ve suver-i melekiyye ve cina- 
niyyedir. Bunlara olan alakatin hepsi cemal-i ilahinin hicabidir. Bu hayallere 
olan alakalar goniilde muntafi ve munkati' olmadikca bargah-i cemale sali- 
kin yolu yoktur. 

370. J/Hegcr o tiz-gu$ ve tiz-hu$dan gayn ki, ona SMlak'm yarimdan orilu- 
sundan cu$ ola! 

"Tiz-hus", keskin akilli; "tiz-gus", dinleyigi kuvvetli demek olur. Ya'ni, 
"Her hayal yasakgi degnegi gibidir ki, sultan-i hakikatin huzuruna girmeyi 
men' eder. Ancak keskin akilli ve dinleyisi kuwetli olup ehl-i hakikatin be- 
yan ettigi hakayik ve maarifi dikkatle dinleyerek onlann ma'nalanni keskin 
olan akliyla idrak eden kimseler miistesnadir. Boyle bir kimseye Allah'in yar- 
dimlan ordusundan hareket ve kaynayis olur." Bu yardim sayesinde o hayal- 
ler sultan-i hakikatin huzuruna vusule mani olmaz. 

371. $ahin tahyillerinden kagmaz, gider. §ahm okunu gosterir, ondan sonra gider. 

"Ne-cehed", burada "kacmaz" ma'nasinadir; ve her iki misra'daki "seved" 
"gider" demektir. "§eh"den murad, Hak'tir. Ya'ni, "Keskin akilli ve.kulagi 
keskin olan kimse sahin yasakgi degnegi mesabesinde[ki] tahyillerden kag- 
maz, gider. Fakat sahin ihsan ettigi ok mesabesinde olan akl-i kamilini gos- 
terir de ondan sonra Hakk'a giden yol iizerinde yuriir." Binaenaleyh ona bu 
yasakgi degnekleri mani olamaz. 



MESNEVl-J §ERlF §ERHl / IX. CiLT • MESNEVt-5 • 

Zaman-i kadimde Acem §ahlan kendi adamlanndan birisini bir yere 
me'mur ettikleri vakit kendi "okianndan birisini verir ve o kimse de gidece- 
gi yere gider imi§. §ayet yolda bir yasakgrya rast gelirse, oku gosterir ve ya- 
sakgi onun seyrine mani' olmaz imi§. Bu beyt-i serifde "akl-i kamil" oka te§- 
bih buyurulmustur. Bu niisha Ankaravi hazretlerinin esas ittihaz buyurdugu 
niishadir. Fakat birinci misra'm diger ug nushasini da zikretmistir ki, onlar da 
sunlardir: 

1- iyi. <s. a^/\ j-jj ji X& Burada "§eh", biiyuk ma'nasina olmak miina- 
sib olur. Ya'ni, "Her ne kadar biiyiik olsa da tiz-hus ve tiz-gu§ olan kimse 
tahyilden kagmaz. §ahin okunu gosterir ondan sonra yola gider", demek 
olur. 

2- iji, <ji j \^s d\x^- Burada da "§eh", azim ma'nasina olur. Ya'ni, "Tiz- 
hus. olan kagmaz. Zira tahyiller biiyiik olmaz, §ahin okunu gosterir, ondan 
sonra yola gider." 

3- ^ -ls. «>?f\ Ja^j ji -^ "§eh", yine biiyiik ma'nasina olur. Ya'ni, "Tiz- 
hus. olan kimse her ne kadar biiyiik olursa da tahyilden sigrar ve kagar. Ya'ni 
ehemmiyet vermez, §ahin okunu gosterir, ondan sonra yola gider." 

Hind niishalanna gelince, onlarda dahi dort niisha miinderigtir, §6yle ki: 

Bu niisha onlarda esas olarak ahnmistir. §arihlerin miitalaasina gore bi- 
rinci misra'daki "§ah"in ma'nasi, satrang oyunundaki "sah'tir. Binaenaleyh 
"sahsiz olmak'tan murad, sah gibi kendisine hakim ve galib olan varligimn 
mat olmasidir. Bu surette ma'na "Tiz-hu§ olan kimse tahyillerden sigrar; zira 
kendi varhgindan soyunur ve sahsiz olur ve §ah-i hakiki olan Hakk'in oku 
mesabesinde bulunan onun varhgini ve tasarrurunu gosterir ve o hayallerden 
disarrya gikar" demek olur. 

Ya'ni "Tahyilden sicrar, akibet §ahsiz olur, §ahin okunu gosterir, di§anya 
gikar". Bu beytin izahi dahi yukandaki izahjn aym olur. 

Bu surette her iki misra'daki "§ah"dan murad, Hak olur. Ya'ni, "Tiz-hu§ 
olan kimse tahyilden sigrar, §ah-i hakiki olan Hak'la olur ve Hakk'in oku me- 



AHMED AVNt KONUK 

sabesinde olan tecelliyat-i sifatiyye ve esmaiyyesini gosterip o hayallerden 
di§anya gikar." 

Ya'ni "Tecellilerden sigrar, §ah-i hakiki olan Hakk'in tecelliyatim ta'kib 
eder ve onun esma ve sifati okunu gosterir ve hayallerden di§anya cikar" de- 
mek olur. (Vallahii a'lemii bi's-savab) 

J^i J b y j j <j\4>\*£ jiJ J^ j*-* l> *^ s* ^ <J- 

372. 13u hayran gonule- iedbir bah§et ve. bu iki kat yaylara ok bah§et! 

Bu beyit Hz. Pir efendimiz tarafindan Hakk'a miinacattir. "Dil-i serge§- 
te"den murad, zat-i §eriflerinin kalb-i mur§idaneleridir. "Kemanlar"dan mu- 
rad, Hak yolunda riyazat ve mucahedat ile belleri bukulmu? miiridlerdir. 
"Ok"tan murad irfan-i Muhammedi'dir. Ya'ni, "ilahi, beni efrad-i be§erin ter- 
biye ve ir§adina me'mur buyurdun. Kemal-i ba-kemalinde hayran olan kal- 
bime miiridlerin ir§adi igin tedbir bah§et ve Hak yolunda riyazat ve mucahe- 
dat ile yay gibi belleri bukiilmiis, olan muridlere de zevk ve irfan-i Muham- 
medi okunu inayet eyle!" 

373. O aizli kaiehden, kerunlerin kadehinden toprak zemin iizerine bir air' a 
lokiun. 

"Gizli kadeh"den murad, ezel-i azalde kenz-i mahfi olan cemal-i ilahidir. 
"Kerimler"den murad, Miibdi, Muhyi, Musawir, Latif, Cemil, Bedi', Fettah ve 
Mtin'im... ilh. gibi esma-i cemaliyyedir ki, onlann her birisi bir kadehe te§bih 
buyrulmustar. "Toprak zemin"den murad, kure-i arzdir. "Ciir'a", icttdikten son- 
ra bardagin dibinde kalan artik ma'nasinadir ki, ciizi bir mikdardan kinayedir. 
Ya'ni, "ilahi, cemal-i zatinin kadehi J>^ jW-i cJi^J J>^\ d\ c-»-i» u^ b^ <^£ 
ya'ni "Ben bir kenz-i mahfi idim, bilinmeye muhabbet ettim, halki bilinmem 
igin yarattim" hadis-i kudsisi mucibince gizli idi. Her biri bir kerem sahibi olan 
esma-i §erifen zuhur taleb etti. Onlar kendi hassiyetleri kadehinden mazharla- 
nna birer ciir'a ikram ettiler ve onlann bu kadehlerinden feza-yi bi-nihayede ec- 
ram-i kesife uzerlerine birer ciir'a doktiigun gibi, onlann arasmda bulunan bu 
toprak zemin iizerine de bir ciir'a doktun; baglar, bahgeler, guller ve gulistanlar 
hasil oldu. 



MESNEVl-1 §ERiF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

Ol jl Jiw^J^j** OL*li \j jil>. OLtJ jj* 4Py«- jl r-j J tjJj j) C'.-T- 

374. xul/ ue ru/i (£j) uzerine onun damlasindan ni§an st^raii. Ondan dolayi 
§ahlar tovrayi yalarlar. 

Ya'ni, o toprak zeminin mayesinden ve cevherinden hasil olan giizellerin 
ziilfu ve safari ve yanaklan uzerine de o esma-i cemaliyye kadehinin 
cur'asmdan ni§an ve eser sigradi ve aksetti. ciir'amn askindan dolayi §ah- 
lar asillan topraktan ibaret bulunan o giizelleri kucaklar ve operler. 

375. [jiizellik ciir'asiiir ki, bu toprak latiftir ki yuz aonul ile gece gunduz onu 
opersin. 

"Ge§", ho§ ve latif ve ra'na ma'nasmadir. Ba'zi nushalarda "ge§" yerine 
"hu§" vaki' olmustar. Ya'ni, "Kiire-i arzin ve ondan mutekewin olan guzel 
cisimlerin latif olmasi o husn ve cemal-i ezelinin cur'asidir. topraktan pey- 
da olan cisim ve endamlar oyle bir latifdir ki, sen ona a§ik olursun ve kalbi- 
nin tevecciih-i kamili ile gece ve giindiiz sen onlan sever ve opersin." 

376. ^Xovrak karisik olan ciir'a mademki deli eder, acaba onun sap seni nasd 
yapar? 

Esma-i cemaliyye kadehinin toprak kan§ik olan riir'asi mademki insanla- 
n boyle meftun ve deli ediyor, acaba o esma-i cemaliyyenin topraktan saf 
olan tecellisi seni ne hale koyar, var kiyas eyle! "Topraktan saf olan tecel- 
li"den murad, bu esmamn ruhaniyet alemindeki tecellisidir ki, onlar suver-i 
melekutiyye ve cinaniyyedir. 

377. Dier bir kimse bir kerpicin onunde etbise yirtiadir ki, o kerpi$ auzellikien 
cur'a-nak geldi. 

"Kerpig"ten murad, esma-i cemaliyyeden birinin mazhan olan bir suret-i 
kesifedir. Ya'ni, "Uzerine esma-i cemaliyye kadehlerinin birinden bir cur'a 
dokiilmiis. olan bir suret-i kesifenin onunde her bir kimse ona meftunlugu ve 
skldet-i aski sebebiyle suride olup elbisesini yirticidir." Nitekim bir giizele a§ik 



AHMED AVNl KONUK 

olup onu elde edemediginden dolayi kendilerini oldiirenler her vakit goriil- 
mektedir. 

378. i5Ay ue june? ue Diamd uze-rinde olan. fcir cur'adir; ve ar§ ve kursi ve 
jZiihal iizerinde olan hir cur'aiir. 

"Hamel", burada ilm-i hey'et istilahindan olup yildizlann ugradigi on iki 
burctan ewelki burcun adidir. "Ar§", liigatte taht ve mtilk ma'nasinadir. Bu- 
rada *vucudat-i izafiyye"dir. "Kursi", burada vticudat-i izafiyyenin feza-yi bi- 
nihayede kapladigi sahadir. "Zuhal", manzume-i §emsiyyemizi teskil eden 
yedi seyyareden birisinin ismidir. Ya'ni, "Ay'da ve Giine§'te ve Hamel burcu 
iizerinde olan guzellik esma-i cemaliyye kadehinden dokulmiis. bir cur'adir; 
ve keza ar§ ve kursi ve Ziihal seyyaresi iizerlerinde olan letafet dahi yine o 
kadehden ddkiilmus. olan bir ciir'adir." Cenab-i Pir efendimizin diger seyya- 
relerden "Ziihal" seyyaresini zikretmesi bu seyyaredeki letafetin acib olma- 
sindandir. Zira ilm-i hey'ete vakif olanlarca malum oldugu iizere, Ziihal sey- 
yaresi kiire-i arzdan yedi yuz elli def'a daha biiyuktiir; ve etrafinda sekiz 
"ay" devreder; ve etrafinda bir de halkasi vardir ki, bu seyyarenin gecesi da- 
hi bu aylar ile halkasi sayesinde seyyarat-i saireden daha miinewer ve latif- 
dir. Bu ma'lumat zaman-i pirde olan hey'et kitaplannda mevcut degil idi. Bu 
kestfleri dahi sa'yan-i hayrettir. 

379. 6y aceb, ona cur' a mi, yahud kimya mx dersin ki, onun iemasindan hu ka- 
dar fliizettik olurl 

Taacciibe §ayan bir seydir, o tecelli-i cemalinin eserine ve aksine ciir'a mi 
yoksa kimya mi dersin ki, o tecellinin bu la-§ey ve hie hiikmiinde olan vii- 
cud-i izafl alemine carpmasmdan bu kadar giizellikler peyda olur! 



. . & 



380. By fiinun sahtbi, onun carpmastni cidden taleb et! Ona ancak temizlenmis 
olanlar yakm olur. 

Bu beyt-i gerifde talebe tesvik olunan §ey 375 numarah beyitte beyan bu- 
yurulan husn kadehi cur'asinin, vucud-i unsuri ve toprak ile kan§ik olmak- 



e^jgga 



MESNEVt-I SERtF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

sizin saf olarak dokulmesidir. Ya'ni, "Ey bu alem-i zahirin hunerlerini haiz 
olan kimse, o hiisn ciir'asinm sana saf olarak garpmasim ve dokiilmesini cid- 
den taleb et! Boyle bir saf ciir'aya ancak viicud-i unsuri ve cismaniyet kirle- 
rinden temizlenmis olan kimseler yakin ve nail olur." 

381. Jfflhn ve la'l ve inciter ixzerinie bir cur' a variir. <$arab ve meze ve mey- 
ve uzerinie bir cur' a variir. 

382. JZattfler olan guzellerin yiizu uzerinie bir cur' a variir. iSftcaba o pek ha- 
lis, saf olan nasil olur? 

"Litaf ', "latif 'in cem'idir. "Rewak", miibalaga ile ism-i fail, "pek halis olu- 
cu" demektir.* Ya'ni, "Latifler olan topraktan mahluk guzellerin cisminde bir 
ciir'a-i husn vardir. Altin ve la'l ve inciler ve §arab ve meze ve meyve hep top- 
raktandir. Bunlann iizerindeki zevk ve letafet ciir'asi toprakla kan§ik olan gii- 
zelliklerdir. Boyle toprak kan§ik olan hiisn ciir'asi bu kadar cazibedar oldugu 
halde, acaba o ctir'a halis ve kesafetten saf olursa, onun cazibesi nasil olur?" 

i^° JiJ- L> ^ or* ^jf ^J^ ^J*r OO-^ 1 L> ^J JK*** ^ 

383. Uaktaki iilini buna surersin, onu camursuz goriugiin vakit nasil olursun? 

"Dil siirmek", opmekten kinayedir. Ya'ni, "Sen iizerine hiisn ciir'asi do- 
kulmiis. olan bir giizelin topraktan miitekewin olan cismini vaktaki oper du- 
rursun, ya hiisn ciir'asini topraktan ve kesafetten art olarak gordugiin vakit 
ne hale girersin?" 

Lb-- Xi, d*j£, y rj£ jij \Jufi *ap^>- oT £y cJj *? dy? 

384. ^Uaktaki olum zamaninda o safa ciir'asi olmek sebebiyle bu ten kerpicin- 
ien cuda oliu; 

saf olan giizellik ciir'asi olum zamaninda topraktan ma'mul bir kerpig 
mesabesinde olan cisimden aynldigi vakit; 

ij> ixtS dy~- Ol-U ( _s^ l j Cj^^} *jj y J/-^^ (J^ -^i_s* *T &\ 

385. kalan seyi sen cabuk defn eiersin. O^icin bu sebeble bir cirkin olmus iii. 



AHMED AVNt KONUK 

"0 cemad halinde kalan cismi sen derhal topraga gomersin. cisim nicm 
bu oliim sebebiyle boyle bir cfrkin madde olmus. idi?" Zira o ciir'a-i saf on- 
dan aynldi. Bu beyt-i serif Hind niishalannda jg &* j-ajj ^^^u^i 
jij ^ dy? Oji j j±j a*? suretindedir. Ma'nasi, "0 sey ki kahr, "Boyle bir gir- 
kin ve asagi sey nasil karin olur?" diye sen onu cabuk defnedersin" demek 
olur. 

JU«j Ol uijy c~«5 j^li ja JL*- -bLo *JL?r ly)^, yt OW- 

386. Uaktaki can bu cifesiz cemal aosierir, o visalin le&jeiini ben soyleyeyim. 

Vaktaki nlh, mevt-i ihtiyari veya rztirari ile bu cife mesabesinde olan cis- 
min hiikmunden ve te'sfrattndan kurtulup cemal gosterir, ben o ruhun cema- 
line olan vuslatin letafetini soyleyeyim. Zira bu letafetin beyani harf ve sav- 
ta ve elfaza sigar bir §ey degildir. 

LT j j\S~ oT jl s£ d\yj rr* \~i> JjU^j j\ ji^. y? ** 

387. Uakiaki ay bu bulutsuz ziyayi gosterir, o is buyurucudan serh etmek mum- 
kin olmaz. 

"Mah"dan murad, rixhtur. "Buluftan murad, cism-i kesifdir. "Kar u kiya", 
padisah, vezir ve kar-ferma ve karvan ve anasir-i erbaadan her biri ma'na- 
lannadir. Burada "is buyurucu ve kar-ferma" ma'nasi miinasibdir. Ya'ni, 
§ems-i zattan nur alan ay mesabesindeki nlh, bulut mesabesinde olan cisim 
olmaksizin ziyasini gosterdigi vakit, o i§ buyurucu olan riihtan ve oniin ev- 
safindan serh ve bahsetmek harf ve savta sigmadigi igin mumkin olmaz." 

388. $erbet ve seher iolu olan o ma&ah ne giizeUir ki, sultanlar onun kasesi- 
ni yalayicutular! 

"§erbet ve §eker"den murad, maarif-i ilahiyye ve esrar-i rabbaniyyedir. 
"Matbah"dan murad, insan-i kamilin rtihudur. "Kase"den murad, insan-i ka- 
milin cism-i mubarekidir. Ya'ni, "Mevt-i iradi ile olen insan-i kamilin ruhu- 
nun ziyasi serh ve ta'rif olunmaz. Maarif-i ilahiyye §erbetleri ve esrar-i rab- 
baniyye sekerleri ile dolu olan onun matbah-i ruhu ne giizeldir ki, miilk-i su- 
it sahibi olan sultanlar onun kase-i cismini yalarlar." Ya'ni suret-i cismaniy- 
yesine htirmet edip ellerini operler. 



MESNEVl-1 §ERfF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVf-S • 

j&r *^j*- bj 1 CSs*- > >Ji **" &* <s\s*** 0*^ ^ ^ 

389. iin sahrasmin harmam ne anzeUir ki, her harman onun hasagini iop- 
hyiciitr! 

din sahrasmin harmam olan insan-i kamilin ruhu ne guzeldir ki, her 
mii'minin harman-i ruhu onun maarif ve esrar ba§agim toplayicidir! 

^iJi bji Oi* jj iy. *£ ls**ls! j»* ijkj> ( -V- 

390. 9Ve giizel hir gamsiz omur derydsi ki, yedi derya ondan hir fig ianesi olurl 

[389] 

"Bir gamsiz omur deryasi"ndan murad, insan-i kamilin kalbidir. Nitekim 
BayezM-i BistSmi (k.s.) hazretleri y^j <y kjj J "*s o& o& »u *\y. u_j ^s^i oi J 
«, .j-9-i u ljjUJi Ji ya'ni "Eger bir milyon kere ar§ ve onun muhtevasi kalb-i 
arifin koselerinden bir ko§esinde olsa onu duymaz" buyurur. Ya'ni, "Bir gam- 
siz omiir deryasi olan arifin kalbi ne guzeldir ki, onun indinde suri olan yedi 
derya ondan bir gig tanesi nisbetinde olur!" 

391.. Vaktaki "Slerf" safcisi el alhnda olan ha forafe. ioprajjin hast taurine- hir 
air' a dokiu. 

"Elest sakisi"nden murad, ervaha "Elestii bi-rabbikiim", ya'ni "Ben sizin 
Rabbiniz dep miyim?" hitabinda bulunan Hak Teala hazretleridir. "Qorak 
toprak"tan murad, arzdir. "Dest", kudret ma'nasinadir. Ya'ni, "Ervaha "Eles- 
tu bi rabbikum" hitabinda bulunan Hak Teala hazretleri, vaktaki kudret-i ha- 
likanesi altinda bulunan arz iizerine Mubdi, Musawir ve Bed!' ve Fettah gi- 
bi esma-i cemaliyyesi ile tecelli buyurdu,-" 

392. O toyrak kaynadi ve hiz o kaynayistaniz. <r Diqer hir air' a vardir ki, hiz 
fofc. sa'ysisiz. 

toprak arzi kaynatti ve galeyana geldi. Uzerinde birtakim suver-i bedia 
ve acibe izhar etti. tste bizim vucud-i hakimiz dahi o kaynayistandir. Bu bi- 
zim vucud-i hakimizin o corak topragin kaynayismdan zuhuru, ism-i Ce- 
mil'in ve Bedi'in arz iizerine olan diger bir cur'asi ve diger bir tecellisidir ki, 
biz bu tecelliye nailiyet hususunda cok sa'ysiz olmusuzdur. Ya'ni bu tecelli 



AHMED AVNl KONUK 

ve bu ciir'a-i cemalin dokulraesi asla bizim cah§mamiz ve hizmetimiz 
mukabilinde degildir. Muhakkak Hakk'm cud ve keremidir. 

393. 6{jer caiz oldu ise, adcmden nah eitvn; ve- eger ona soylemek layik olmadi 
ise, isie sustum! 

"Adem"den murad, yukanda gegen 315 numarah beyt-i serifde izah olun- 
dugu uzere zat-i uluhiyyetin mertebe-i vahdetidir. Bu raertebe vahidiyetin 
ya'ni a'yan-i sabitenin ve suver-i ilmiyyenin dahi ademi mertebesidir; ve bu 
mertebenin bir ismi dahi hakikat-i muhammediyyedir. "Nale", avaz ve sada 
ma'nasinadir. Burada sada ve avazdan murad cenab-i Pir efendimizin hikem 
ve esrar-i ilahiyye hakkindaki kelamlan ve melfuzatidir. Ya'ni, "Yukandan 
beri hirs ve hayal hakkinda birtakim hikem ve esrar soyledim; ve eger bun- 
lan soylemek reva ve caiz oldu ise verasetim hasebiyle hakikat-i muhamme- 
diyye mertebesinden varid olan varidati soyledim; ve eger onu soylemek la- 
yik degil idiyse iste artik sustum!" 

C~~~iT ±i OlT jy\ JjU jl C—j^ ^f J* OL jjl 

394. Hill (hi kat olan hirs kazinin beyamdir. UiaM'den oijren hi, o kaz oldii- 
riilmefle layiktir. 

"Munseni", iki kat demektir. Ya'ni, "Viicud-i insanideki "hirs", kaza mii- 
§abihtir; ve hirs hakkindaki beyan iki kat oldu. Zira bu sifat-i zemime vu- 
cud-i insanide miihim bir sifattir ki, hem fena ve hem de iyi cihetlere tevcih 
olunabilir. Binaenaleyh o sifatm mekrinden emin olmak igin oldiirulmege ve 
izaleye layik olan o kazin oldiirulmesini Ibrahim Halil (a.s.)dan ogren!" 

£} cjLfSw Oji jl p~.J J* j jt>- ^ J\ j^Ssj ji c~~* 

395. ZKazda hundan hasha fok hayir ve ser vardir. Diger sozlerin fevtinden 
korhanm. 

Ya'ni, "kaz" mesabesinde olan viicud-i insanideki hirsda bu bizim beya- 
nimizdan ba§ka daha gok hayir ve ser vardir. Onun hayn Hakk'a ve ilim ve 
ma'rifete teveccuhudiir; ve §erri de cehil ve masivaya olan teveccuhudiir. 
Eger bunlarm tafsiline mubaseret edersem, diger sozlerin ve hakayikin ve 
maarifin beyanimn fevtinden korkanm. 



MESNEVl-I §ERtF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 « 

\j j! (}LJI <Sf- *-*lj;l J^S <^~- j j\ *^9 j t/jU" ^-* 

Tavusun sifati ve onun tab'i ve Ibrahim (a.s.)in 
onu oldurmesinin sebebi 



C-Ci j fU (j\j> »_jJU- Jui' _jf jjOj ji t/jUa; OjiTI f,-^ 

396. c^i^i iki renhli olan tavusa geldik ki, o nam ve ar i$in cdve eder. 

397. Onun himmeti hayir ve §erden halkin sayitiUr. jLebihadan ve onun fdide- 
sinden bi-haberdir. 

Viicud-i be§erde "kaz" mesabesinde olan "hirs"in beyanindan sonra tavu- 
sun beyamna geldik ki, o "tavus" iki renklidir; ve onun naziri vucud-i insa- 
nide "cah ve mansib duygusu"dur; ve iki renkli olmasi budur ki, ehl-i can iki 
yuzlii goriinur. Qiinkii bunlar §6hret ve riyaset kazanmak igin zahirde halka 
haluk ve muttaki goriinurler; ve kendilerini ehl-i salah kisvesiyle suslerler; ve 
bu vesileyle halki oyalayip onlara riyaset ederler. Bittabi' batinlan iktisab-i 
§6hret ve riyaset duygusuyla dolu ve zahirleri ehl-i salah ameli ve kisvesiy- 
le muzeyyen olmak iki yuzluluktiir. Binaenaleyh bu gibi mur§idler ve reisler 
halkin tuzagi hiikmundedir; ve onlann zahirde hayr olan tasawurlan ve sa- 
lah-i halleri ve batinda §er olan §6hret ve riyaset talebindeki himmetleri hep 
halki avlamaktir; ve bu halki avladigi takdirde onlardan kendisine bir fayda 
gelecegini tahayytil eder; ve belki de onlardan ba'zi maddi ve zahiri faydalar 
da gdriir. Fakat bu i§in hakikati olan faydasindan ve neticesinden bihaberdir. 

398. Tuzak gibi habersiz av tutar. D$in kasdindan tuzagm ne ilmi vardir? 

Ya'ni, iki yuzlu ehl-i cah bir tuzak gibi av tutar. Nitekim bir tuzak bir ku- 
§u tuttugu vakit bu tutmak ismden onun bir bilgisi yoktur. 

^^ 



AHMED AVNi KONUK 

399. ^Tuimakian iuzaga jaide nedir ve zarar nedir? Onun bu beyhude tutma- 
sindan iaaccub tutanml 

Ya'ni, sdhret ve riyaset duygusu bo§ bir hevadir. Binaenaleyh halki boy- 
le bir bos heva iizerine avlayan ehl-i cah kurulmus bir can tuzagina benzer. 
Bu bos duygulanni tatmin icjn halki avlamaktan onlara hakikatte o avin ne 
faydasi veyahud ne zaran vardir? Asia haberleri yoktur. Oyle bir tuzagin 
boyle bir bos. avindan taaccub ederim! 

^yuilixj j ,^jb (jj\Jii Jj -L^ ji I cf^'^' OL-jJ jiSji <j\ 

400. By karde§, ihi yuz floniil tutuculuk ile dostlar ikame ettin ve ierk ettin. 

Ey din kardesjm, birgok kimselerin mudara ile gonullerini kendi tarafina 
celbederek dostlar ikame ettin ve kazandin; ve onlara kendi hiiner ve ma'ri- 
fetlerini gostererek §6hret ve riyaset sahibi oldun. Fakat sonra onlann her bi- 
rinde bir nakisa gorup miiteessir olarak terk ettin. 

ibj ^b jl di^~ ^zj> Ju*» jVj cJj ji c~- »ij> 01 Ojb" 

401. Dojum vakiinden beri ipn bu olmu$tur. uMunabbet tuzagindan adorn av- 
lamakhr. 

"Vakt-i vilad", dogum vakti demek olup burada mubalaga tarikiyla, "cok 
eski vakitten beri" ma' nasi murad olunur. Nitekim bir kimse birisini bir iste 
fazla bekletse "tki saattir seni bekliyorum" diye bekleyen kimse serzeniste 
bulunur. Ya'ni idrak sahibi oldugun bir zamandan beri senin i§in muhabbet 
tuzagindan adam avlamak olmustur, demek olur. 

*ji J J b u& £** c/ j 3 c ~° *y- J ^ J ls^ 1 J J^ ^ J 

402. ^fiokla, o §ihardan ve hesretten ve bad u buddan hi$ for u pud bulur mu- 



"Bad u bud", varliktan kinayedir. "Dest der kiin", "dest der dam kun" tak- 
dirindedir. "Tar u pud", bir kumasin enine ve boyuna olan iplikleridir ki, on- 
lann bir araya gelmesi kumasm viicudunu peyda eder. Ya'ni, "Elini tuzaga 
koy ve yokla, o avladigin dostlann ve topladigm cemiyetten ve varliktan hig- 
bir netice ve mahsul bulabilir misin?" 



*$%&> 



MESNEVl-I §ERlF §ERHi / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

403. 'iPek cogu gitmi$tir ve gun vakitsiz olmu$tur. Sen ise cidd ile henuz hala- 
ikm saydindasin. 

Omruniin pek cogu gitmi§tir ve guniin vakitsiz olmustar, ya'ni omrunden 
az bir §ey kalmistir. Sen ise halen cidden beyhude ve bos. bir sa'y olan hala- 
ikm saydindasin. 

404. birini tut ve onu tuzaktan btrak; ve bu baskasini da \evm\er gibi saydet! 

Bu beyt-i gerifin heniiz siilukunii itmam etmemi§ iken ir§ada kiyam 
edenlerin Ikazma mahsus oldugu anlasdir. Zira "cun liam" karfnesi bu 
ma'nayi iktiza eder. Qiinku erbab-i sulukun nazan Hakk'a oldugundan on- 
lar leimlikten ictinab ederler ve ibadullahi siilukte kendilerine te§rik etmek 
isterler. Fakat kendilerinde tasarruf olmadigmdan dost ittihaz ettikleri mu- 
ridlerden fena bir hareket gordukleri vakit lslah edemezler. Binaenaleyh onu 
birakip digerini ahrlar. Leim olan kimselerin ise asla siiluk ile alakalan yok- 
tur; ve halki mahza menfaat-i maddiyye elde etmek igin avlamaga sa'y 
ederler. 

405. Te/trar bunu birak ve digerini aral Dste sana bihaber olan cocuhlann 
oyunu! 

Ya'ni, kendisinde salah goremedigin bir muridi birak ve diger bir mustaid- 
dini ara! iste sana netlceden bihaber olan gocuklann oyunu! "Bihaber ol- 
mak"tan murad, muridin isti'dad-i ezelisini gorememektir ki, bu nakis miir- 
sjdlik halidir. Kamil miir§idler ise muridin isti'dadina nazar ederler. Nitekim 
IV. cildin 1795 ve 1796 numarah beyitlerinde buyururlar: 

"Kamiller senin adini uzaktan isjtirler. Senin tar u pudun dibine kadar gi- 
der. Belki dogmandan senelerce mukaddem seni senin hallerin ile beraber 
goriirler." 

^^ 



AHMED AVNi KONUK 

406. Qecc olur senin tuzaijinda bir av yok. ^Tuzak sana has ajjnsi ve ha-Qin aay- 
n defliliir. 

"Gece olmak"tan murad, omritn ahir olmasidir. Ya'ni, "Bu kadar adam 
saydettin ve hicbirisi kemale gelip vasil- Hak olmadi ve senin de omriin ahir 
oldu. Senin resadet ve riyaset tuzagin sana ba§ agnsi ve bag olmaktan ba§- 
ka bir i§e yaramadi." 

f ^ J i/»J>*** J a"y*" iS-^ *? f l-V '<S>£ 'ur* -^ h *J* J u~i 

407. < 3inaenaleyh sen kendini tuzaga avlaiin. JZira mahbus olAun ve murai- 
dan mohrumsun. 

Ya'ni, neticede sen bu tuzakla ancak kendini saydettin. Zira bu keserat 
icinde mahbus kaldin ve murad-i asli olan vahdefc-i sirfa vusulden mahrum 
oldun. 

Jsf iy>- Jufsa *£" (j^>-l U y*<-*J* $y, ^j>\i <*-->-\+o <o'Uj ji 

408. ^.amaneie hizim aibi akmak bir tuzak sahibi olur mu ki, kenclini say- 
ieder. 

Ma'lum olsun ki, miirsid-i nakis kendisini keserata tevcih etmekle beraber 
murad-i asli olan vahdete vusulden mahrum kahr ve miir§id-i kamil ise mu- 
rad-i asli olan bu vahdet-i sirfa vasil olmakla beraber halkin irsadi igin dahi 
emr-i Hak'la keserata riicu' mecburiyetindedirler; ve bunlar varis-i peygam- 
bertdirler. jji^-i ^ *uir j>\ f uip Ya'ni "Benim ummetimin ulemasi beni-tsra- 
il'in enbiyasi gibidir" hadis-i §erifi bu zevat-i kiram hakkindadir. Binaenaleyh 
Hak'tan halka riicu' enbiya (a.s.)a agir ve giig geldigi gibi onlara da agir ve 
giic, gelir. Nitekim FihiMa Fih'in 16. fashnda cenab-i Pir efendimiz bu ma'na 
hakkinda soyle buyururlar-. 

"Musa (a.s.) emr-i Hakk'a imtisalen halk ile mesgul idi ve Hak ile de 
mesgul idi. Amma onun bir tarafini Hak Teala'nin halk ile mesgul etmesi 
maslahat icindi. Halbuki Hizir (a.s,)i kiilliyyen zat-i Ecell u A'lasi ile me§gul 
etti. Mustafa (a.s.) dahi ewelce bilkulliyye Hak'la mesgul idi. "Halki da'vet 
et ve nasihat ver ve lslah et!" diye emir geldi! Cenab-i Mustafa (s.a. v.) "Ah, 
ya Rabbena, ne giinah ettim, beni huzurdan nicjn kovuyorsun? Ben halki is- 
temem!" diyerek figan ve zari eyledi. Hak Teala buyurdu: "Ey Muhammed 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

(s.a.v.), asla gam yeme! Zira seni halk ile me§guliyette birakmam, ayni 
me§guliyetin iginde benimle olursun ve benimle oldugun halde, kil ucu kadar 
noksan olmaz, gah§tigin her bir i§te ayn-i vasl iginde olursun". 

f\j>- jj dijy>- 4-iJ -^-(^ £j f I* -V* J^\ &y>- jl£i dy~- 

409. tSTlvamm saydi domuz am geldi. Diadsiz zakmet! Ondan lokma yemek 
haramdir. 

Ya'ni, bir miirsjd-i kamilin siyt-i ir§adi beyne'n-nas §ayi' oldugu vakit 
halk onun ba§ina toplanirlar. kamil de onlarin hicbirisini reddedemeyip is- 
ti'dadlanna nazaran her birine birer vazife verir ve derece-i isti'dadlanna go- 
re terbiyeleriyle me§gul olur; ve iglerinde ancak binde biri murad-i asli olan 
vahdet-i sirf zevkine miistaidd bulunur. Binaenaleyh mur§id-i kamil terbiye- 
lerinde cok zahmetler ceker. Fakat onlardan ne maddi ve ne de ma'nevi hic- 
bir faide beklemez. Bu surette avam-i halkin saydi onlarin nazannda domuz 
avlamak gibi olur. Nitekim domuzun avinda bircok zahmetler gekilir, fakat 
etinden bir lokma bile yemek haram olur. 

lJ S ^b jJJl Ss^S ^ _jl S^ ,_ri j o..,.«.«fr \j J^m» -ijj! *&\ 

410. Sayda degen sey ancak askhr. Jlakin o hir kimsenin tuzagma ne vakit 

[309] _ ~ 

siqarc 

Avlanmaga degen ve layik olan §ey ancak a§k-i ilahidir. Fakat o biiyuk 
av her bir kimsenin tuzagma sigmaz ve havsala-i isti'dadina munasib gel- 
mez. Zira askin kendisi tuzaktir. 

411. tjWeger sen gelesin ve onun saydi olastn; tuzagi hirakasm ve onun tuzagi- 
na gidesin! 

Ya'ni, a§k-i ilahi senin tuzagma gelmez. Meger ki sen a§k tarafina gelip 
a§km tuzagma tutulasm. Resadet ve riyaset tuzagim birakip onun tuzagma 
gelesin! 

412. iSftsk henim kulagtma yavas yavas der ki: *tZAv olmak, avcihkian daha la- 
tiftir!" 



AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, a§k-i ilahi benim kulagima yava§ca der ki: "Benim tuzagima av ol- 
mak ve bana maglub ve zebun olmak riyaset sahibi olup sunu ve bunu av- 
lamaktan daha latiftir." 

yH «ji jT Uj \j ^bi\ j-i «> j lj j+yt- cf j*d/ 

413. "ZKendini henim ahmajpm yap ve aldanl £}une§ligi huak zerre ol!" 

Ya'ni, "Kendini benim huzurumda ahmak ve cahil yap; ve akil ve zeka- 
veti terk edip benim gdsterdigjm revis ve tavra aldan-, ve halka nur-i ma'rifet 
sacmaktan ve etrafina miiitd ve muhib toplamaktan vazgeg! Zerre gibi vii- 
cudsuz ve varhksiz ol!" 

414. nr Benim hapim uzerinde sakin ol ve evsiz ol! <§em'lik da'vasmi eime, per- 
uana ol!" 

"Ey miirsidlik kaydinda olan kimse, ask kapisinda sakin ol; ve menzil ve 
makamat-i ma'neviyyeye goz dikme! Zira bunlar hep varhk ve enaniyet ni- 
sanesidir. Ve halki nur-i ma'rifet ile tenvir da'vasinda bulunma! Belki ask 
§em'inin etrafinda dolasan pervane ol!" 

^Mt ji Olfi J~> C-JaL- LS^-^j i/^-W &*! k" 

415. "Ta ki iirilik $esnisini goresin! ZKullukia gizli salianat goresin!" 

Ya'ni, "Sultan-i askin kulu ol ki, dirilik zevkini ve oe§nisini goresin ve bu 
kulluk iginde gizli bir saltanata nail olasm!" Nitekim Fahreddin-i Iraki hazret- 
leri Lemeat mm 19. lem'asmda soyle buyurur: "Ask saltanat ve istignayi 
ma'suka ve mezellet ve iftikan a§ika verdi. A§ik mezelleti ma'sukun izzetin- 
den degil askin izzetinden geker. Zira ma'§ukun bende ve memluk-i asik ol- 
dugu ekseriya vaki' olmustar." Nitekim bu ma'nayi acib bir misal ile de be- 
yan ederler de derler ki: A§ik ile ma'suk arasinda olan ask, ma'sukta ziyade- 
dir. Zira a§ik (jau) iki goz ile nazar eder. Birisi "ayin" harfinin gozii ve biri 
"kaf" harfinin gozudur. Fakat ma'suk (JyH doit gozle nazar eder. Biri 
"mim" harfinin gozii, biri "aym" harfinin gozii, biri "vav" harfinin gozii ve 
birisi de "kaf harfinin gozudur. Lakin a§ikin a§kimn asMr olmasma i§aret 
budur ki, "a§ik" kelimesinde "ayn" harfinin gozii agiktir. sebeble dikkatle 
nazar eder. "Ma'§iik" kelimesinde ise "ayn" harfinin gozii kapalidir. Muhab- 
beti batinidir. Beyt: 






MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

"A§iklar her ne kadar cemil-i dilberin mu§takidirlar; dilberler ise asiklara asik- 

lardan daha asikdirlar. " 

Diger beyt: 

A§k odu ewel dtiser ma'suka ondan asika 
§em 7 gor ki yanmadan yandirmadi pervaneyi 

Binaenaleyh asik surette sultan-i a§kin bendesidir, fakat bu a§k icinde giz- 
li bir saltanat sahibidir. 

416. Cihanda sen ters nal aoriirsiin. iIMahbuslara "sah" lakab olmustur. 

"Tahta-bend", eli kinlan kimsenin eline baglanan tahta pargasma derler; 
ve mahbus ve mukayyed ma'nasina da gelir. Burada "taht hukiimdan, bag- 
lanmis/ ve makam-i riyasetin mahbusu ve mukayyedi bulunmus. olan kimse" 
demektir. Ya'ni, "Bu alem-i kesafette birtakim suretler goriirsiin ki, onlann 
her biri ters vurulmus. nallar mesabesindedir." Mesela su goriirsun, halbuki ic, 
yiizu atestir. Zira su ve ate§ hikme-i tabtiyye nokta-i nazanndan ezdad ise- 
ler de bi'1-kimya ayni anasinn muhassalatidir. Nitekim kuremizin etrafindaki 
bahr-i muhit muvellidii'l-ma ile muvellidu'l-humuzadan ve sodyumdan mii- 
rekkebdir. Binaenaleyh su tahlil olunursa atesin unsuru olarak zuhur eder. Ve 
daha umumi olarak diisuniir isek letafet kesafetin ziddidir. Arz-i kesif ise la- 
tif olan esirin tekasiifunden baska bir sey degildir. Binaenaleyh bu cihan-i ke- 
sife herhangi nokta-i nazardan baksan ters vurulmu§ bir nal mesabesindedir. 
"Ve taht-i hukiimdariye baglanip mahbus-i riyaset olan kimselere "§ah" la- 
kabi verilmistir. Zira onlar zahirde her ne kadar hiir goriinur iseler de batin- 
da mahbus ve esirdirler." 

417. Qok hogazi ipli ve darayacimn tact vardir ki, bir cemaat "Dste idcddr!" di- 
ye onun uzerindeiir. 

Bu beyt-i §erif dahi ters vurulmus olan nala misaldir. Makam-i riyaset ha- 
kikatte bir daragacidir; ve o makamda oturan Mmse ise boynuna ip takihp 
asilmis olan bir kimsedir; ve onun tebaasi bu hakikatten gafil olup, "Iste bu 
zat tac ve taht sahibidir!" derler. Halbuki onlar hakikatte asilan bir kimsenin 

^& 



AHMED AVNl KONUK 

temasasi igin etrafina toplanmis. kimselerdir. Nitekim cenab-i Fir efendimiz Fi- 
hiMa tfMerinin 45. fashnda §6yle buyururlar-. 

"Daragaglanmn hepsi agagtan olmaz. Diinyamn mansib ve rif ati ve dev- 
leti dahi buyuk bir daragacidir. Hak Teala hazretleri bir kimseyi muaheze et- 
mek murad ettikde ona Fir'avn ve Nemrud ve saire gibi diinyada azim bir 
mansib ve buyiik bir padi§ahhk verir. daragaci gibidir. Zira Hak Teala bil- 
ciimle halaikin muttali' olmalan igin onlan o makama nasbeder ilh." 

418. ZKafirin mezan atbi ki, ii§artsi hullelerdir, iferisi ZKuda (azze ve celljin 
kahridir. 

Ya'ni, o makam-i riyasetin di§ansi kafirlerin mezan gibi gok siislii ve fa- 
kat igerisi kahir ve azab-i ilahi ile doludur. tste bu da ters vurulmus. bir nal- 
dir. 

419. Uaktaki mezarlan kireglenmi? etmiflerdir, -pindar perdesini one cjetlrmi?- 
lerdir. 

"Cass", kireg ve "mucassas", kireglenmis. demektir. Ya'ni, "Vaktaki mezar- 
lann haricini kiregle sivayip muntazam ve siislii bir hale getirmislerdir, bu siis 
zahir-bin kimselerin gozlerini boyamisnr; ve oliiler hakkindaki bu muzeyye- 
nat o oliilerin alem-i ahiretteki tarz-i hayatlanni orten bir zan perdesi olmu§- 
tur; ve zahir-bin olan kimseler bu miizeyyenati yapmakla oluye karsi serafet 
te'min ettiklerini zannederler." Beyt-i §erifdeki "gun", tevkit igin oldugu gibi 
tesbih igin de olabilir. 

A1Q. Senin miskin olan tab'in hiinerden kirechnmisiir. dMumdan nahl qibi 
yapraksiz ve meyvesizdir. 

Tab'-i miskinin ya'ni idrak-i hakikatten uzak ve alem-i siifliye miitema- 
yil olan tab'in, birtakim zahiri hiinerlerden siislenmi§tir. Bal mumundan 
yapilmis. bir hurma agacina benzer ki, o agag bittabi yaprak ve meyve ver- 
mez. 



<*$%&> 



MESNEVi-1 §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 < 



OL^u cjJaJ ji Ij U^ ^jJUj j>- L.I JjJljjjfjj _jl ,jJaL j ^>\y.£ j>- ^ jl -ujb j 

Onun beyanindadir ki, Hakk'in lutfunu herkes bilir ve Hakk'in 

kahnni da herkes bilk; ve hep Hakk'in kahnndan kacicidirlar ve 

O'nun lutfuna yapi§icidirlar. Fakat Hak Teala kahirlan lutfunda 

gizledi ve lutuflari da kahirda gizledi. Aksine ve telbis ve mekrullah 

idi. Ta ki ehl-i temyiz ve Allah'in nuruyla nazar eder olan, hali 

gdruciilerden ve zahir goruciilerden ayrilalar. Nitekim "Hanginizin 

ameli en guzeldir diye sizi imtihan eder" buyurulur 



42 1 . liir dervis hir dervise. dedi ki: "Sen Diz. Diakk'i nasd gordun? Soyle! ' 

Jli« \j 0T^«5s*. £yf- jl Jli jit U {Jj} dy?^. Cj£ 

422. ^Dedi: ttr Bt-fun. gordum. SAmma kal i$in ona apk muhiasar misal soylc- 
yeyim." 

Dervi§ suale cevaben dedi: "Ben Hak Teala hazretlerini hadd-i zatinda 
ta'iif ve beyana sigmaz gordiim. Velakin kal ya'ni lafiz ile mumkin oldugu 
kadar anlatmak igin agik ve muhtasar bir misal soyleyeyim. 

(jjy< <J\C~* \j C—O (Jy* ijj'i\ jl i_«5- iSy J*>-k* 

423. "Onun sol iarafinda hir aies, sag elinde hir kevser suyu gordiim." 

Ma'lumdur ki, Hak Teala hazretleri her cihettedir. Bir cihet ile mukayyed 
olmaktan miinezzehdir. Bu kissa tesbih ye misal tarikiyla beyan buyrulmu§- 
tur. Nitekim ayet-i kerimede '^'Sy Jji X. (Fetih, 48/10) ["Allah'in eli onla- 



AHMED AVNt KONUK 

rin elleri uzerindedir"] buyrulur. Ya'ni dervi§ misal tarikiyla der ki: "Ben Hak 
Teala'mn sol tarafinda bir ate§ ve sag elinde de bir kevser irmagi gordum." 

424. "Onun sol tarafinda fofc cihari yakxci bir ates, onun sag tarafinda bir zevk 
irmagi gordum." 

C — • j ill J* j J* Jj$" dT^j c~* i »ij> ufjj" J^d\(Jj^ 

425. n<r Bir taife o ates tarafina el goturmus, hir taife de o kevser icin sad u 
mesttir." 

426. "jFakat her saki ve iyi tali'linin ayagi oniinde pefe. ters oyun idi." 

Bu beyitler »j&.\> *4-i cj>- j oi_^sX jUi cj>- ya'ni "Ates. §ehvetler ile ortul- 
mu§tur ve cennet mekruhlar ile ormlmustiir" hadis-i §erifinin tavzih ve tefsiri 
ma'nasidir. Yukanda bu alemin suretleri ters vurulmu§ nala benzer buyurulmu? 
idi. Bu hadis-i serif mucibince diinyanin lezzat ve ezvak-i acilesinin ig yuziine 
bakihrsa ayn-i ategtir ve cehennemdir; ve diinyanin alam ve mihnetlerinin ig 
yuzii dahi ayn-i lezzet ve rahattir. Nitekim ayet-i kerimede »y>U» j **>-J\ v «l»( 
Lijuji <£> ja (Hadid, 57/13) "Onun batminda rahmet vardir ve z'ahiri de azab ci- 
hetindendir" buyurulur. Bu binanin boyle ters kurulmasi said olanlar ile §aki 
olanlann birbirinden aynlmalan hikmetine miisteniddir. Zira §akiler zahire ve 
'acile (Js-ip) nazar ederler ve saidler ise batina ve acile (J*i) nazar ederler. 

S" >J" if* J* ^ ^ J JJ^ J ^Ji^* J^ J* <£ j*> 

427. *Dier kim oiese ve serere gitti, su ortasindan has yukan etti." 

Her kim Hakk'in sol tarafindaki riyazet atesme ve miicahede kivilcim- 
lan icme dogru gittiyse onun sag tarafindaki kevser irmagi ortasindan ba§ 
gikardi. 

428. * Dier kim ortadan su tarafina gitti, o derhal ates icinde olmayi buldu." 

Ankaravi hazretleri xi ^ cjl ta'birini "olmayi buldu" diye tercume bu- 
yurmustar; ve Hind §arihleri ise jli ^ *»i ya'ni "bulmu§ oldu" ma'nasina al- 



MESNEVl-t §ERtF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVf-5 • 

misjardir. Ya'ni, "Her kim bu ters vurulmus. nal mesabesinde olan diinya su- 
retlerinin ortasindan zahiren latlf su gibi goriinen cismani lezzeder ve nefsa- 
n! hazlar tarafina gittiyse, o kimse derhal kendini tabiat atesj. icmde buldu." 

429. Uier kim sag ve ab-i zulal tarafina gitti, sol tarajtan has yukari vurdu. 

( jjX i£y* Ol i^S ,_y* tijj! j-* US"""^ Jl^-i <_S_J-" -^ **jl J 

430. "X'e o kimse ki afejm o/an sol tarafa gitti, o sag tarafa basini gkardi." 

Ya'ni diinyanin ashab-i yemini ahiretin ashab-i §imali ve diinyanin as- 
hab-i §imali ahiretin ashab-i yemini oldu. Bu beyitlerde sure-i §ura*da va- 
ki' s^ui j> «I Cj (&. Ajp ujJ) ij> ^ oir ^ j «/^. ^ J jj; s^tii i^> Oiy. oir ^ 
v^ cs (§ura, 42/20) ya'ni "Kim diinya harsini'isterse b cinsden'ona ve- 
hriz, halbuki ahirette onun icin nasib yoktur!" ayet-i kerimesine i§aret bu- 
yurulur. 

431. <ZAz kimse bu muzmer olan sura gar-ph. <$uo/iesiz az kimse o atese gitti. 

Ya'ni, az kimse bu diinyanin ters ve gizli olan sirrina vakif oldu. §iibhe- 
siz o az kimse diinyanin atesU olan tarafina gitti ve riyazet ve miicahedat ta- 
rikini ihtiyar etti; ve bittabi' kendisini letafet-i ruhaniyye iginde buldu. 

432. liir kimsenin gayn ki onun bast uzerine ikbal Aokul&u ki, o suyu ierk et- 
ti ve atese kagiu 

Ya'ni, diinyanin su mesabesinde olan 'acil lezzetlerini ve nefsani hazlan- 
ni terk edip ates, mesabesinde olan riyazet Ve miicahede tarafina kagan bir 
kimse, ancak ezelde ba§i uzerine ikbal ve saadet ni'meti dokiilmiis. olan bir 
kimsedir. Yoksa bu lutf-i ilahi olmaksizin diinyanin lezzetlerinden vazgecmek 
herkes igin kolay bir §ey degildir. 

433. ZPesin olan zevki halk ma'bui yapmishr. <$ubhesiz hoik bu oyundan mag- 
bun oldu. 



AHMED AVNf KONUK 

Halk diinyamn pesrn ve acil olan zevklerini kendilerine ma'bud ittihaz 
edip gece giinduz o zevklerin ve lezzetlerin tahsiline gahsiriar ve canlanm bi- 
le feda ederier. Binaenaleyh subhesiz bu halk ters vurulmus. nal mesabesin- 
de olan bu diinyamn surederine aldanmi§lar ve Hakk'in vaz' buyurdugu bu 
oyunda magbun ve maglub olmu§lardir. Nitekim bu hayat-i diinya hakkin- 
da Hak Teala hazretleri ^T, Li UJI sU-i lji (Muhammed, 47/36) ya'ni "Ha- 
yat-i diinya ancak oyun ve lehvdir" buyurur. 

434. boliik holiik ve sq.f saf hirsdan ve aceleden dolayi aiesien ihtiraz edict, su 
tarafina kacicidular. 

Bu halkin kism-i a'zami boliik boliik ve saf saf nefislerinin hirsindan ve 
acelesinden dolayi diinyamn pesin ve acil olan su mesabesindeki lezzetleri ta- 
rafina kacar; ve ates mesabesindeki riyazet ve miicahededen ihtiraz ederier. 
Bu beyt-i §erifde sure-i A'raf da vaki' %$ ^ y-;>G o 5 ^ 1 'cs C^ r^ 3 U V '■&) 

ojuuJi ^ (A'raf, 7/179) ya'ni "Muhakkak biz cehennem igin cin ve insden 
50k kimseler yarattik. Onlann kalbleri vardir, onunla idrak etmezler; ve goz- 
leri vardir, onunla gormezler; ve kulaklan vardir, onunla isjtmezler. l§te on- 
lar hayvanat-i ehliyye gibidirler, belki hayvanlardan daha sa§kmdirlar ve on- 
lar gafillerdir!" ayet-i kerimesine i§aret buyrulur. 

435. $ubhesiz aiesien has yukan qetirdi. Gy hi-haher, ihret al, ibret al! 

§ubhesiz halkin gogu bu gafletten dolayi diinyamn lezzetlerine dalip on- 
lann ate§ olan batmlanndan bastenm yukan cikardilar, ya'ni ahiretin ate§i ve 
azabi tarafini ihtiyar etmis. oldular. Ey salik, iste seni bu halden agah ediyo- 
rum, ibret al, ibret! 

436. iSfties na'ra vurdu: *Gy ahmak olan peri$anlar, hen ates deflilim, kabul ces- 
mesiyim!" 

"Gic", peri§an ve perakende; "gul", ahmak ma'nalannadir. Ankaravi niis- 
hasinda JjS* j 01*/ suretinde olup "ey perisanlar ve ahmaklar!" demek olur. 

® 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Hind niishalannda vav-i atifa yoktur. J/ a \*g suretindedir. "Gul", "glcan"in 
sifattdir. "Ey ahmak olan perisanlar!" demektir. Ya'ni, "Dunyamn atesi me- 
sabesinde olan riyazat ve miicahedat na'ra vurdu da dedi ki: "Ey ahmak pe- 
risanlar, benim suretime bakmayin, ben ates. degilim! Ben Hakk'in kabulii 
cesmesiyim!" Ba'zi niishalarda da "cesme" yerine "ab" vaki'dir. "Ben kabul 
suyuyum" demek olur. 

j> j 1 y.£* g?* j ^cs j 3 j&iJ ^ ^ "/" ^-^ r^ 

437. "Gy nazarsiz, bir gozbagi ya^mi§lardir. r Bana gel ve asla sererden ka$- 
mal" 

"Ey suver-i alemin ic yuzune nazan olmayan kimse, bu alemin suret-i za- 
hiriyyelerini bir gozbagi yapmislardir ve ters vaz' etmislerdir. Beni ates, ve 
mihnet ve bela suretinde goriip asla bu mihnet kivilcimlanndan kacma! Kork- 
ma, bana gel ve ibretle nazar et ve benim i$ yuzumu gor!" Beyt-i Misri Niya- 
zi (k.s.).- 

Birgoz ki onun olmaya ibret nazannda 
01 diigmanidir sahibinin ba§ uzerinde 

C~~J ijji *4PJb^ j j>*~> *£ yr C~~J iji j j\j2> U^l Jjb*- <j\ 

438. 6y DiaM, burada kivilam ve duman yoktur. O^femrud'un sihir ve 
hud'asmdan gayn yoktur. 

"Halil"den murad, hulus-i kalb ile Hakk'a muteveccih olan salik; "Nem- 
rud"dan murad, seytandir. Zira bu alem-i tabiat seytanin hukum siirdugii bir 
mulktiir ki, Hak Teala hazretleri tblis'e kiyamete kadar bu salahiyeti vermis- 
tir ve huzurundan kovmustar. Nitekim ayet-i kerimede JaH ?# J\ J^ 'd4* of, 
(Sad, 38/78) ya'ni, "Benim senin aleyhine olan la'netim ve tardim kiyame- 
te kadardir" buyurulur. Qiinkii kiyamet, ahkam-i tabiatin zail oldugu bir mev- 
tindir ki, bu mevtinda Iblis'in tac ve tahti altiist olur. Binaenaleyh hiikm-i ta- 
biat baki oldukca tblis efrad : i be§ere husumeti sebebiyle sihr eder ve tiirlii tiir- 
lu hileler ile onlan aldatir. lyiyi fena ve fenayi da iyi gosterir. Beyt-i serifin 
hulasa-i izahi soyle olur: 

"Ey Hakk'a hulus-i kalb ile miiteveccih olan Allah'm dostu! Bu tarik-i 
Hak'ta ate§ ve atesm kivilcimlan yoktur. Bu saha-i tabiatta ve alem-i unsu- 
riyatta Nemriid gibi Hak dostunun diismani olan Iblis'in sihrinden ve 



AHMED AVNl KONUK 

hud'asindan ba§ka bir sey yoktur! "§eytana olan musaade-i ilahi ve fer- 
man-i rabbani fakir tarafindan cenab-i §eyh-i Ekber hazretlerinin et-Tedbi- 
ratii'l-Mhiyye ismindeki kitab-i gerifine yazilan §erhin dokuzuncu babmda 
ve "Tevki'-i §eytani" bahsinde uzun uzadiya izah edilmistir. Buraya nakli 
uzun olur. 

439. By holkin huMi, eger ferzane isen, aies senin suyundur ve sen pervanesin. 

"Ferzane", burada hakim ve alim ve akil ma'nasmadir; ve muhakkiklar 
indinde mucerred ve mutlaku'1-inan olan kimseye derler (Burhin). "Ey 
Hakk'in dostu, eger hakim ve akil isen ve geytamn sihrine ve hud'asina al- 
danmi§ degil isen, ates. mesabesinde olan riyazat ve nefs ile mucahede senin 
igin sudur; ve sen zahirde ate§ gorunen bu mesakk-i dunyeviyyenin etrafin- 
da dolagan pervanesin!" 

440. ^ervanenin cam niia tuiar, der ki: "6y yazik! ^iiz hinlerce kanat 
olayck!" 

441. ^Uiatia ndmahremlerin gozuniin ve gonliinun korlugune amanstz aiesien 
yana iiil" ■ 

Yukanki beyitteki "nidi", "nida" kelimesinin imale olunmu§udur. "Riyazet 
ve mucahede ate§inin pervanesi olan Hak a§ikinm cam nida edip der ki: "Ah, 
kegke benim nefsimin yuz binlerce kanadi, ya'ni sifatlan olaydi, hatta diin- 
yanin niimayisme aldanan namahremlerin goziinun ve gonluniin korltigtine 
amansiz ya'ni hicbir firsat bulmaksizin hemen o riyazet ve mucahede ate§in- 
den yana idi!" 

442. "Cahil eseklikten hana merhamet getirir. lien ise hinis-verlikien ona mer- 
hamet getiririm." 

Ya'ni diinyamn hazlanna aldanan bir cahil, egekliginden ve ahmakli- 
gindan dolayi benim cektigim me§akk-i riyazet ve miicahedeyi goriir ve 



®<®" MESNEVi-t §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVt-5 • 

bana acir da der ki: "Bu zavalh bir iki gttnluk hayat-i diinyeviyyesini ken- 
disine zehir yapiyor ve kendisini lezzat ve rahattan mahrum ediyor". Ben 
ise gdrusluliigumden nasi o cahile acinm. "Binis-veri"de "binis" ism-i mas- 
dar, "ver" edat-i nisbet ve ahirindeki "ya" masdariyettir, "gorusluluk" de- 
mektir. 

443. Jlususiyle bu aies ki sulann candu, yervanenin isi bizim isimizin aksi- 
neiir. 

"Hususiyle bu riyazet ve mucahede atesi ki sulann camdir, ya'ni ezvak-i 
diinyeviyyenin cam ve batimdir, zira zevkiyyet ma'nasi altinda nefsin ve 
ruhun zevkleri muctemi'dir. Fakat nefsin zevki fani ve ruhun zevki baki ol- 
dugundan sifadan ayndir. Binaenaleyh ma'nasi i'tibariyle zevk-i ruhani 
zevk-i nefsaninin ruhu olur. Binaenaleyh zevk-i ruhaniyi te'min eden bu 
ate§in etrafinda dolagan pervanenin, ya'ni tarik-i Hak salikinin i§i, bizim gi- 
bi ehl-i dunyamn isinin aksinedir." Cenab-i Fir efendimizin "biz" ta'biriyle 
zat-i seriflerini de ehl-i diinya arasina katmasi uslub-i hakimane uzerine va- 
ki' bir beyandir. 

444. O nuru goriir ve nam aider. QonvX atesi goriir ve nura aider. 

Zira ehl-i nefis dunyamn nurunu ve zevkini gordu, onun ig yttzu olan ate- 
se gitti. Gonul, ya'ni gonial sahibi olan tarik-i Hak saliki ise, dunyamn ates-i 
mihnetini gordii ve pervane gibi onun uzerine ko§tu ve onun ic yuzii olan 
nura gitti. 

445. < Jlab\)-i ceUden boyle oyun gelii, id ki UiaM'in alinien olan kimdir go- 
resin! 

Ibrahim Halil (a.s.)in ali ve taallukat-i ma'neviyyesi olanlann kimler ol- 
dugunu gormen icin i§te dunyamn hali, Rabb-i Celil taraftndan boyle bir oyun 
olmak iizere vaz' buyruldu. Zira Haiti (a.s.) Nemrud'un atesine girmekten ge- 
kinmedi ve neticede ate§ gulzar oldu. 



AHMED AVNl KONUK 

446. 13ir ate§e sti $ehli vermi§leriir; ve ate$ i$itulen bir fe?me a$mi§larclir. 

Birinci misra'daki "bir ate§"ten murad, cismani ve nefsani lezzetlerdir. 
ikinci misra'daki "ate§"ten murad, riyazat ve mucahedat miistaklandir. Ya'ni, 
"Cismani ve nefsani lezzetlerin batinlan ates oldugu halde onlara bu hayat-i 
zahiriyyede su,.ya'ni lezzet ve ni'met §eklini vermisterdir. Ve zahirde ates. gi- 
bi yakici ve muz'ic olan riyazat ve mucahedat iginden dahi bir su ge§mesini, 
ya'ni lezzet ve rahat kapisim agmislardir. tste diinyamn suretleri boyle ters 
bir oyun §eklinde vaz' edilmistir." 

447. liir sahir bir pirin$ sahanini fenn tie meclistb bir kurt dolu sahan yapar. 

"Mesela bir sihirbaz piring ile doldurulmus bir kabi bir cemiyette halkin 
gozlerine baglayip kiigiik kurtlar ile dolu bir halde gdsterir." Malum olsun ki, 
sihrin enva'i goktur. Bir nev'i de simyadir. "Simya", bir nevi' hayalattir ki 
ba'zi a'mal sebebiyle hazirunun kuwe-i mutehayyilesinde tasarruf eder; ve 
nasin nazarlanna harigte viicudu olmayan birtakim misali hayaller gelir. Bu 
simya ameliyatindan birisi bir misal olmak iizere Hindistan'da tab* edilmis 
olan Madau'l-Ulum ve Mecmau'l-Funun ismindeki kitabdan bitterciime nakl 
olunur. 

"Bir meclisde bir tohum ekerek derhal ye§illenip gigek ve meyve verme- 
si murad olunursa, sair-i Hindi veyahud hiyar tohumlanni almah ve haca- 
mat veya fasd vasitasiyla ahnan insan kamyla lslatmah. Pi§mek igin yedi 
giin giine§e koymah ondan sonra koku hasil olur ve yedi giin dahi gdlgede 
kurutmah. Sonra yeni bir kirbasa sanp saklamah; ve koyliilerin kuliibeleri- 
ne sivadiklan gamurdan dahi bir mikdar ahp beraberce saklamah. Hacet 
vaktinde bir mikdar o topraktan bir toprak ganak igine dokmeli; ve birkag 
taneyi de o topraga gommeli ve iizerine bir mikdar sicak su dokmeli ve ka- 
senin yuzunii kirbas ile ortmeli. Bir muddet sonra yesil bir fidan olur ve 
yaprak ve dal ve gigek ve meyve verir ve meclisin hayretini ve taaccubunii 
celbeder." 

Ba'zi niishalarda ikinci misra' ^ ^ J*/ ^ ur* suretindedir. "Meclis 
ortasinda o pirinci kurt yapar" demek olur. l§te bir kap igindeki piringleri kurt 
suretinde gostermek dahi bu simya ameliyatindan bir nevi'dir. 



MESNEVt-1 §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • "^® 

■>J* f ^ ^^ J -^ f * J 1 *->* V^ J j4 J 1 b ^ 

448. Dianeyi o sihir deminden dolayi akreplerden dolu gosierdi. DiaXbuhi o ak- 
rep degd idi. 

"Dem", burada "hile, hud'a" ma'nasmadir. Ya'ni, "Bir sihirbaz yaptigi bir 
sihir hilesinden dolayi evin icmi akrepler ile dolu gosterir. Halbuki o goster- 
digi suretler haktkatte akrep degildir." Bu ameliyat-i sihriyye dahi sihrin "rim- 
ya" ta'bir olunan subesine taalluk eder. Bunun bir misali Matlau'1-Ulum' dan 
bittercume naklolunur: "Kara yilan derisinden bir fitil yapip neft yagi ile ye- 
§il ve siyah bir ceragda yakilirsa, evin igi butun kara yilanlar ile dolu bir hal- 
de goriinur." 

jjyl jjL>- Ob^o Jjf dy? J&r -*-" ^i^^s* J -5 ^" *^ ^J^" 

449. uAiademki sihirbaz yuz boyle gosteriyor, sihirbaz yaradicimn mekri nasil 
olur? 

"Cadu", sihirbaz; "destan", burada "mekr ve hile" demektir. Ya'ni, "Ma- 
demki bir sihirbaz fenn-i sihr ile boyle yiiz tiirlu ma'kus hayalat gosteriyor, 
sihri ve sihirbazi yaratan Hak Teala hazretierinin ma'kus mekrleri nasil ola- 
cagini var kiyas et!" 

oh y-j i>j ^y? x,i ^ j^ d J ^J oli >- j*" 4 ') fj* - ^ 

450. Subhesiz Jialik'm sihrinden guruh guruh kadin aibi asagi yaygin dustuler. 

"Karn", burada guruh ve taife ma'nasmadir. "Pehn", ariz ve yaygm de- 
mektir. Ya'ni, "Hak Teala hazretierinin sihr-i celili o kadar miiessirdir ki, bu 
halk-i alem onun te'sirinden dolayi kadinlar erkeklerin altina nasil yaygin 
bir halde diiserlerse, oyle yaygin bir halde dustuler ve maglub oldular." Si- 
hir hakkinda III. cildin 1162 numarak beytinde izahat-i saire verildigi gibi 
ef'al-i Hakk'a sihir isnadi caiz olup olmadigi hakkmdaki izahat dahi keza III. 
cildin 1191 numarak beyt-i serifinde gecmistir. 

451. Onlarin sahirleri bende ve gulam oldular. Save gibi tuzaga dustuler. 

"Sahiran §an"daki zamir, "karn karn" ta'birine racidir. "Sa've", yunt ku- 
su dedikleri gayet kucttk bir kusun ismidir. Ya'ni, "0 taifelerin sihirbazlan 



AHMED AVNl KONUK 

Hakk'm mekrine bende ve kole oldular ve yunt ku§cagizi gibi Hakk'm mek- 
rinin tuzagina diistiiler." 

452. £%gah ol, Dim an i oku, sihr-i helali gor, daglar gibi fikirlerin serniyun- 
lugunu gor. 

"Sihr-i helal", lugatte "helal olan sihir" ma'nasma geldigi gibi, sihir men- 
zilesinde olan siir ve fasih ve belig olan sozden dahi kinaye olur. Beyt-i §e- 
rifde bu ta'bir ile Kur'an-i Kerfm'in iki hassasi beyan buyrulmus. olur. Birisi 
budur ki, sihir iki kisimdir: Birisi ibtal-i hak icm olan sihirdir ki, bu haram- 
dir; ve digeri izhar-i hak igin olan sihirdir ki, bu da helaldir. Sure-i ibrahim'de 
vaki' olan jCJi ^ J Jyi '^£> bir oij 'pi'jsS -oil jup'j '^'£. \j'jC aT, (Ibrahim, 
14/46) ya'ni "Onlarmekre sa'y ile mekrlerihe karar verdiler; ve her ne ka- 
dar onlann mekr ve hileleri daglan izaleye miisavi ise de Allah'in indinde 
onlann mekirlerine mukabil mekr vardir." ayet-i kerimesi beyanda kemal-i 
fesahat ve belagati havi olmakla bir sihr-i helaldir. Ve Allah'in izhar-i hak 
icm miinkirlere karsi yaptigi mekr dahi lugat ma'nasi i'tibariyle sihr-i helal- 
dir. Binaenaleyh bu beyt-i §er!fin kendisi dahi sihr-i helaldir. Ya'ni, "Agah 
ol, Kur'an-i Kerim'in belig ve fasih olan sozlerini ve mekkarlar hakkindaki 
Hakk'm mekrlerini gor ve munkirlerin ibtal-i hak icm her asirda mekr ve hi- 
leye rmistenid olan mekrlerinin bas. asagi oluslanm da nazar-i ibretle mu§a- 
hede et!" Bu mekr hakkindaki izahat I. cildin 965 numarali beyt-i gerifinde 
degecti. * 

J^ by? o* f JJcr* cr " 1 ^y J* t*j- f& ^J H Cr" 

453. nr Ben Jir'avn deijilim ki V^il tarafina geleyim! Tien Dtaffl. gibi aies ia- 
rafina aiderim!" 

Bu beyt-i §erif yukanda gecen 440 numaralan beyte merbuttur ve canin 
nidasi ciimlesindendir. Ya'ni, can nida edip der ki: "Ben Fir'avn mesrebinde 
degilim ki, diinyanin cah ve zevkine mubtela olup sonunda Nil tarafina gide- 
rek bogulayim! Ben Halil (a.s.) gibi diinyanin ezvakma goz yumup Nem- 
rud'un ate§i mesabesinde olan mesakk-i diinyevi tarafina giderim!" 

454. <S%ies degil&ir, o akarsudur; ve o itgeri ise nwkrden dolayi atesin suaur.' 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

"Dunyanin riyazati ve mucahedati ve mihnetleri zahiren ates. goriiniir ise 
de o ates. degildir. Hakikatte bir akarsudur; ve o digeri ya'ni dunyanin huzu- 
zat-i nefsaniyyesi ve lezzati ise mekr-i ilahiden dolayi ate§li bir sudur." Zira 
ezvak-i dunyeviyyeden her birinin altmdan bin tiirlu mihnet gikar. Nitekim 
evliyaullahdan birisi: "Evlad fitnesi ve belasi bizim mesni' olan lezzatimizm 
akibetidir. Artik gayr-i mesru' olan lezzatin belasi buna gore kiyas olunsun!" 
demistir. 

jli j fyfi j\ 4j C-Uc- '»ji j\y- J-y>- Jj~"j Ol C~aT j& ^ 

455. Dio$-cevaz olan o < 3lesul fok iyi soyleii. ^'u zerre akil sana ortolan ve 
namazdan iyldir. 

"Cevaz", burada yol, tank ve meslek ma'nasinadir. "Ho§-cevaz", "tank 
ve mesleki guzel olan" ma'nasinadir. Bu ta'bir ile sure-i Ahzab'da olan !tfJ 
XLL VJJ <Li Jjlj ^i JJ3 bir (Ahzab, 33/21) ya'ni "Allah'in resuliinde sizin 
igin guzel reis ve rnukteda olmak vardir" ayet-i kerimesine i§aret buyrulur. 
Ya'ni, "Meslegi ve tariki giizel ve latif olan Resul-i Ekrem hazretleri hadis-i 
§eriflerinde cok giizel buyurdu. buyurdugu §ey de budur ki: "Bir zerre 
akil sana oructan ve namazdan iyidir." Ismail Ankaravi (k.s.) hazretleri §u 
hadisleri beyan buyurmustar: Ebu Said el-Hudii su hadisi beyan buyurur: 
4,-iU a£; *iu jjtJLi *Jip ^jii i.Ui _> i^Ui ^i j£) Ya'ni "Her bir §eyin diregi ve 
temeli vardir ve mu'minin ash ve temeli onun aklidir. Binaenaleyh onun 
ibadeti de akil mikdannca olur." Ve Hz. Aise (r.a.) buyurdular ki: "Ben Re- 
sul-i Ekrem hazretlerine dedim: LuJ 1 J o-^ 1 J-^- f * UI Jj-j l - Ya'ni "Nas- 
dunyada ne ile tefazul ederler? Resul-i Ekrem hazretleri JiJb ya'ni "Akil 
ile!" buyurdu. Ben dedim ki: '»^Jj Ya'ni "Ya ahirette?" JiJb ya'ni "Akil 
ile!" buyurdu. Dedim ki: "Amelleriyle miicazat ve miikafat olunmazlar 
mi?" buyurdular ki: ^ i>pI u j-xij ji*Ji *u\ ^U^i u joi Ml \J~* j» j ii> i. 
Ojj^j IjjLp u jXL _, ^u^i cjiT jjuji Ya'ni "Ya Ai§e, onlar ancak Allah'in ken- 
dilerine verdigi akil mikdannca amel ederler. Akildan verilen gey mikdann- 
ca da amelleri olur. Amel ettikleri §ey mikdannca da miicazat ve miikafat 
olunurlar." 

iste bu hadis-i §eriflerden dahi anla§ilacagi iizere akil ibadat-i zahirenin te- 
melidir ve esasidir. Akli nakis olan bir kimsenin a'mal-i zahiresi de noksan 
olur. Binaenaleyh bir zerre akil elbette namaz ve oruc gibi ibadat-i zahireden 
daha faydahdir. 

c m 8 



AHMED AVNl KONUK 

456. J£ira ki senin ahhn cevher&ir, hu ikisi arazdir. 13u ikisi onun teknidinde 
miifieraz oldu. 

Ya'ni, aklin namazdan ve orugtan iyi olmasimn sebebi budur ki, senin ak- 
hn cevherdir; ve bu ikisi ya'ni namaz ve orug ise arazdir; ve arazlar cevher- 
ler ile kaim olurlar. Binaenaleyh bu ikisi o aklin tekmili hususunda farz olun- 
du. Nitekim deliler akildan mahrum ve cocuklann akillan noksan oldugu icin 
onlara namaz ve orug farz olunmami§tir. Velhasil iyi ve kotu ve kiifiir ve 
iman aklin kemaliyle bilinir. 

\j A±~* C-pUj j JujiL^ *f \j 4~>l t)T y -Lib "%- b" 

457. ijHnhakkak o ayineye cila olduk$a der ki: "Sineye taattan safd cjelir." 

"Ayine"den murad, akildir. Ya'ni, o akil aynasina ta'lim ve terbiye ile ci- 
la verildik^e ve ilim ve irfan ile tenvir olundukca insan ibadat ve taatin ruhu- 
nu anlar ve anladikca da zevk hasil olur; ve bu zevkten dahi sineye ve kal- 
be safa gelir. 

458. Joked eger ayna kokunden fasid ise saykal onu ge$ ele yetirir. 

Ya'ni, eger akil fitratta fasid ve bozuk ise ta'lim ve terbiye saykah onu ele 
gee. getirir. Ba'zi niishalarda ijji yerine >j^ vaki'dir. Boyle fasidbir akil 
kolay kolay tenvir olunamaz. 

459. Ue o makhul ayna ki hos-maflrestir, hiraz saykalcjerlik ona kajidir. 

"Magres", ism-i mekandir, "agacin dikildigi mahal" demektir ki, bir kisj- 
nin ilm-i ilahideki ayn-i sabitesinden kinayedir. Ya'ni, "Bir kimsenin ayn-i 
sabitesi isti'dad-i kamili haiz ise onun akli, akl-i kullun makbul olan bir ayi- 
nesidir; ve nazannda mertebesi yiiksektir. Binaenaleyh boyle bir akil aynasi- 
na bir mur§id-i kamilin biraz ta'lim ve terbiyesi ona kifayet eder; ve alem-i 
siifliye ait ulum-i nakisa pasindan temizlenir." Birinci misra' Hind niishala- 
nnda c— i c~~r f ^ ^ h vaki'dir. "Bir ayineyi ihtiyar et ki, o ayna pek 
kiyaset sahibidir" demek olur. Bu surette bu beyt-i §erif cenab-i Pir efendimi- 
zin mursjdlere bir tavsiyesi makaminda olur. 



ggK^ MESNEVl-I §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVt-5 « 



jLJjf OUol *£ 4jpw U>y&- Cjjai J^>l ji JjiP OjliJ il)L< ji 
^yf J <-^->Wj _} C^~J~- jl OjU; j Jjji\ X>j\j>. ijjyr Sy& J-^l j^ 

Akillann tevafutii asl-i fitratta oldugu beyanmdadir. Mu'tezile 

hilafina ki, onlar "Aslmda uktil-i ciiz'i beraberdirler, ziyadelik ve 

tefaviit taallumden ve riyazetten ve tecriibedendir," derler 



OL—I 1; jyj j\ <~s\j* ji Ota ,JLJ \j LfUp OjliJ Qi\ 

460. iSZkdlar ig.in yerden goge hilar olan merattbde bu iefaviitii iyi bill 

Ya'ni, "En asagidan en yukanya kadar akillann mertebeleri vardir. Bina- 
enaleyh ey salik, sen bu mertebeler arasindaki farki ve tefavutu iyi bill Her 
ne kadar Mu'tezile taifesi aslinda ve yaradihsta akillann miisav! oldugunu ve 
aralanndaki farkin ve tefavutun ilim ve tecrube vasitalanyla hasil oldugunu 
beyan ederlerse de onlann dedikleri gibi degildir. Tefavut asilda ve ntrattadir." 
Bu husustaki izahat III. cildin 1533 numaralan beyt-i §erifi ile bunu ta'kib 
eden beyitlerde gegti. 

i_jL^-i j >y>j jl j*£ (JL** c~-~* <—>U»l ^ f y?-**' (j^** c*~a 

461. Hiir akil vardir, aunej hursu aibi. r Bir akil vardir, jLiihre ve- §ihabdan da- 
ha a§agidir. 

"Ziihre", seb'a-i seyyareden birisinin adidir. "§ihab", burada "ucar yildiz" 
demektir. Ya'ni, "Bir akil vardir, giinesm kursu kadar parlaktir ve bir akil var- 
dir ki, onun nuru Zuhre yildizimn ve ugar yildizin ntirundan daha a§agidir." 

^T «»jU- by? J3& c — »' J^r-j^ t}j*r <^j*r J** ^~~* 

462. liir akil vardir, sarho$ gerdgi gibidir. Tiir akil vardir, bir aie§in kwilcimi 
gibidir. 

Ya'ni, bir akil vardir ki, bir sufli sarhosun kulbesinde kor kor yanar bir 
kandil veya bir idare lambasi gibidir; ve yine bir akil vardir ki bir atesten sic- 
rayan bir kivilcim gibidir ki pek ciiz'i olan i§igi derhal soner. 

^^ 



AHMED AVNl KONUK 

463. Zira. ki hului onun oniinden geri svyradvgx vakii Dialik'm nurunu gorudl 
olan akdlar semere verir. 

Ya'ni, bu muhtelif mertebelerdeki akdlar akl-i kullun aksi ve pertevidir. 
Akl-i kullun nuru nasm fitri olan isti'dadlanndaki tefavute gore kimine cok 
ve kimine az akseder. Fakat gerek 50k ve gerek az aksetsin, hadd-i zatinda 
aklin bir hassiyeti vardir ki, da Halik'in nurunu goriioi olmaktir. Velakin bu 
her mertebedeki akillann online turlu turlii perdeler ve bulutlar gelmis. oldu- 
gundan bu nuru goremezler. Bu bulutlar dahi su'-i fehm, cehil, taklid ve i§ti- 
bah gibi hallerdir. Vaktaki bu bulutlar akillann oniinden akl-i kiillun maz- 
han olan bir insan-i kamilin ta'limi ve himmetiyle siynlir, bu muhtelif merte- 
belerdeki akillann her bin kendi isti'dadlan nisbetinde Halik'in nurunu gorii- 
cu olur ve vakit bu akillann semeresi ve faidesi goriiliir. 

464. J7lkl-i ciiz'i akh hednam eiti. ^Bunya muraii alemi mura&siz etti. 

Ya'ni, birtakim bulutlar Ue ortiilmus. olan akl-i ciiz'i akd dedigimiz 
ma'na-yi §erifi bednam etti ve akl-i ciiz'i sahibi olan be§erin huzuzat-i diin- 
yeviyyeye meyli ve diinya muradi uzerine sa'yi, kendisini §er!f ve aziz olan 
murad-i uhreviden mahriim etti. Nitekim sure-i SQra'da vaki' olan ayet-i ke- 
rimede J-J ^ s'^iii j '«J u, (^ *$ uui '&')- 1^, oir ^ (§ura, 42/20) ya'ni 
"Kim ki'dunya'ha'rsini'ister, c'insten ona veririz, halbuki ahirette onun igin 
nasib yoktur" buyrulur. 

465. O sayahkdan sayyada mensub olan guzellifli gordii; ve bu sayyailihian bir 
sayiin gamini $ekii. 

bir akil bir miirsid-i kamilin saydi ve miiridi olmaktan bir sayyada ve 
miir§id-i kamile mensiib olan Hakk'in giizelligini ve kemalini gordii ve in- 
san-i kamilin kiymetini bildi. Ve bu bir akil dahi sayyadliktan ya'ni miir- 
§id-i kamilin nakislara kar§i olan avcdigmdan bir saydin ya'ni bir miir§id 
olup adam avlamamn gamini gekti. Ya'ni bu tarikta ben de miirsid ve efen- 
di olayim da halk bana hurmet etsinler diye cah§ti ve hile tarafina sapti. 



C £P? 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

466. O, hizmetien mahdumluh nazini gordu; ve hu, mahdumlvktan izzet yolun- 
dan dondii. 

Ya'ni, o ewelki akil sahibi insan-i kamilin giizeUigini ve kemalini goriip 
hizmet etti; ve bu hizmetten mahdumluk nazini buldu, ya'ni miir§id tarafin- 
dan kendisine hizmet olundu; ve akibet kemale gelip ehl-i naz ziimresine il- 
tihak etti. Ve bu ikinci akil sahibi ise mur§idin kendisine kar§i vaki* olan hiz- 
met-i ta'lim ve terbiyesinden, ben filan kamilin muridi ve halifesiyim diyerek 
enaniyet ve varlik hasil edip izzet ve kemal yolundan dondii. Qunkii insan-i 
kamile hizmeti efendi olmak niyeti ile ve hile kasdiyla vaki' oldu. 

467. J'u 'avnlukian suyun esiri oldu; ve tSiii esirlikien yuz Siihrab oldu. 

"Sibt", (Ja--), Musa (a.s.)in kavmi ma'nasinadir. "Siihrab", tran-i kadim 
pehlivanlarmdan Riistem'in oglu olan buyuk bir pehlivanin ismidir. Ya'ni, "0 
ikinci akil sahibi Fir'avn gibi hubb-i riyaset sevdasina dii§tii ve bu Fir'avn- 
luktan dolayi suyun ya'ni huzuzat-i diinyeviyyenin esiri oldu. Ve Musa 
(a.s.)in kavmi mesabesinde olan o birinci akil sahibi murid ise, miir§id-i ka- 
milin esirliginden yiiz Siihrab kuwetinde bir pehlivan oldu." Bu beytin ikin- 
ci misra'i Hind nushalannda jli ^ij ji *k^ ijj-*\ jj suretinde vaki'dir. "Ve 
Sibta esirlikten erbab-i kemalden oldu" demek olur. 

468. Oyun ma'kusdur ve -pek ferzin-henddir. <ZAz rvAe yap, is ikbalin ve hah- 
hndir. 

"Ferzin", satrang oyununda "§ahin veziri"nin ismidir. "Ferzin-bend", 
vasf-i terkibidir; "ferzin" baglayici demektir ki, satrang oyununda "ferzin"in 
baglanmasi, oyuncunun mat ve maglub olmasi demektir. Ya'ni, bu diinyamn 
suretleri ma'kus bir oyundur ve pyunculan pek maglub edicidir. Binaenaleyh 
hubb-i riyaset ile makam-i ir§ada nailiyyet igin gokluk hileye miitemayil ol- 
ma! Bu hususta i§ ikbalin ve tali'-i ezelindir. Eger Hak yolunda hilafet ve reh- 
berlik senin nasibin ise istesen de istemesen de kar§ina gikar, 

469. Uiayal ve htle uzerinde ipliiji az vur! HXxa ki Qani mekarih yolu az verir. 



AHMED AVNl KONUK 

"Tar", burada "iplik" ma'nasinadir. Ya'ni, fikir ipligini kendi enaniyetinin 
hayali ve tedbiri uzerine az or! Zira alemlerden gani olan Hak Teala hazret- 
leri mekr edicilere kendi canibine az yol verir. Boyle hile ile makam-i irsada 
nail olmak isteyenlerden az kimselere bu makamin yolunu agmistir; ve bu 
mekr edicilerin gogu ma'nen helak olmu§lardir. 

lt* 1 j^ <j\i ^yi t J*-** & 4, J ^t/j^* 

470. jyi hir hizmei yolunda mekr ei, id ki ummet i$inde nubuwei hulasm! 

Bu beyt-i §erifde "nubiiwet" ta'biri ile niibiiwet-i ta'riflyyeye i§aret buy- 
rulur. Zira nubiiwet iki nevi'dir. Birisi, "niibiiwet-i te§riiyye" ve digeri "nii- 
biiwet-i ta'riflyye"dir. Nubiiwet-i tesrfiyye sahib-i §eriat olan bir nebinin 
niibiiwetidir. Niibuwet T i ta'rifiyye ise nubiiwet-i tesriiyyeyi takviye ve 
te'yid eder. jji^i ^ *uir ^i s u* ["Cmmetimin alimleri Beni tsrail'in nebile- 
ri gibidir"] hadis-i gerifinde bu niibiiwet-i ta'rifiyyeye i§aret buyrulur. Ya'ni, 
"Ey kimse, eger senin tab'inda mekr etmek var ise bari bu tabiatim iyi bir hiz- 
mette kullan, ta ki iimmet iginde niibiiwet-i ta'rifiyye mertebesine nail olup 
halki ir§ad edesin!" Bu beyt-i §erif yukanki ebyat-i §erifedeki rumuzatin mif- 
tahi mesabesindedir. 

471. Oienii mekrinden kuiulmak i$in mekr et, haseMen ferd olman i$in mekrei! 

"Ta varehi" ve "ta ferd gerdi" deki "ta" ta'IIl igindir. Ya'ni, "Ey kimse, sen 
miir§id-i kamilin kemalini ve halka kar§i olan riyasetini goriip hased ediyor- 
sun; ve bu hased saikasiyla kendin de boyle bir makama nailiyet igin mekre- 
diyorsun. Bu niyetle olan mekri birak da kendi nefsinin mekrinden kutulmak 
igin mekr et! Sifat-i nefsaniyyeden olan bu hasedden ferd olmak ve aynlmak 
igin mekr et! Eger sen kendi varligindan ve enaniyetinden kurtulup Allah'in 
kullan arasinda en hakir bir kul olmak igin mekr edip hakirlige gidersen bir 
efendi olursun." Ba'zi niishalarda "hased" yerine "cesed" vaki' olmusjur. Bu 
surette ma'na: "Cesed-i unsurinin hukmunden ferd olmak ve aynlmak igin 
mekret!" demekolur. 

472. By eski kurt, iilkiligi ve hizmeti efendilik kasdi uzerine elmel 



gf^ MESNEVl-I §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

"Eski kurt"tan murad, bir tarika intisab edip havass vasitasiyla nasm eka- 
bir ve e§rafini avlayarak onlara mukteda-bih olmak daiyesinde bulunan kim- 
selerdir. Nitekim FihiMa Flh'in 34. fashnda cenab-i Pir efendimiz zaman-i §e- 
riflerinde bulunan boyle kimselerden birinin alem-i muka§efede gordugti ha- 
lini §6yle beyan buyururlar: 

"Onu hayvan-i vah§i suretinde gordiim. Uzerinde tilki derisi var idi. Onu 
tutmak istedim. Halbuki o bir kuguk gardakta merdiven ayaginda bakiyor idi. 
Ellerini kaldirdi, boyle boyle sicjadi. Ondan sonra onun yaninda "dele" (bir 
nevi' hayvandir) suretinde filanuddini gordiim. Sicrar idi, onu tuttum, beni 
lsirmak istedi; basmi ayaklanmin altina aldim. Icinde ne varsa hepsi gikirica- 
ya kadar iyice ezdim. Ba'dehu cildinin giizelligine bakip dedim ki: "Bu cild, 
altin ve elmas ve inci ve yakut ve bunlardan daha kiymetli §eyler doldurul- 
maya layiktir". Ondan sonra: "Ben istedigimi aldim, ey ziplak, nereye ister- 
sen si^ra ve goziin hangi tarafi goriirse, oraya sigra!" dedim. Onun sicrama- 
si o (ya'ni dele suretinde goriinen §ahis), rakaik-i sMbiyye ve saireyi tasav- 
vur edip kalbinde hifz eder. muhafazasina cehd eyledigi bu tarikden her bir 
§eyi ve her bir kimseyi idrak etmek isterse de bu mumkin degildir. Zira arif 
ve onun hali bu ag ile avlanamaz; ve sahih ve mustaktm olsa dahi, bu ava, 
o aglar ile yeti§mek mumkin. olmaz. Imdi arif, mudrekinin idraki emrinde 
muhtardir. Bir kimsenin onu idrak etmesi, ancak arifin ihtiyanyla kabil olur. 
Nitekim sen sayd icin mirsada oturdun. sayd senin niyetini ve hileni goriir. 
muhtardir. Onun gegecegi yollar senin tuzak kurdugun yola munhasir de- 
gildir. senin mersadindan gecmeyip yollann birinden geger. Allah'in arzi. 
vasi'dir. (...) Kafir yedi mi'delik kadar taam yer. Bihaber olan ferrasm (Per- 
vane'nin) ihtiyar-kerdesi bulunan bu e§ek sipasi §ahis dahi yedi mi'delik ka- 
dar yer. Eger bir mi'delik kadar yemis. olsa idi, yetmi§ mi'delik kadar yemis. 
olurdu. Mahbub cinsinden olan her §ey mahbub oldugu gibi, mebguz cinsin- 
den olan her §ey dahi mebgQzdur. Ve eger ferras. (Pervane) burada olsa idi 
ben onun nezdine gidip nasihat eyler idim ve onu teb'id ve tard etmedikge 
onun yamndan gikmaz idim. Ziradinini ve kalbini ve ruhunu ve aklini ifsad 
eder. Ke§ke §iirb-i hamr ve muganniye cariyeler ile me§gul olmak gibi fesa- 
data mutemayil olsaydi da sahib-i inayetin inayatina muttasil oldugu vakit 
bu fesadat salaha miinkalib olsa idi. Velakin o, haneyi seccadeler ile doldur- 
du. Ne ola idi ki, sen o §ahsi seccadeye sanp yaksa idin de, Pervane ondan 
ve onun §errinden halas olsa idi. Zira onun i'tikadim sahib-i inayetten ifsad 
eder ve o sahib-i inayetin kudumunda goziiyle i§aret edip onu ta'yib eyler. 



AHMED AVNI KONUK 

ferras (Pervane) ise siikut edip nefsini helak eder ve onu tesbihat ve evrad 
ve ed'iye ile avladi. (...) HakTeala mazlumlan bunlar gibi yol kesicilerden ve 
tarik-i Hak mani'lerinden halas etsin!" 

Bu beyanat-i aliyye bu beyt-i serifin izahi makaminda oldugundan diger 
izaha hacet yoktur. 

473. jfakat -pervane gibi ate§e ko§! Onian hir kese dikme ve pak oyna! 

"Kise ber gizi duhten", "bir §eyden faide timid etmek"ten kinayedir (Ba- 
har-i Acem). Binaenaleyh j_>-u ^ oij '<-/ "tarik-i Hak'ta reis ve efendi ol- 
mak niyetiyle cali§maktan faide me'mul etme!" demek olur. Ba'zi nushalar- 
da jj-^ j. jj °*~S vaki'dir. "Altm kesesi dikme!" demektir. Bu da "menfaat 
me'mul etmek" ma'nasinadir. "Pak-baz", "temiz oyna" demek olup, "ga- 
razsiz hizmet et" demek olur. "Ate§"ten murad, ask-i ilahidir. Ya'ni, "Ey es- 
ki kurt, nefsin hazzma ait niyetlerden vazgeg de pervane gibi ask-i ilahi ate- 
sine ko§! Tarik-i Hak'ta ba§ ve efendi ve miirgid olmak sevdasiyla gahsmak- 
tan faide timid etme! Garaz-i nefsaniden temiz olarak hizmet et!" Ankaravi 
hazretleri bu beyt-i serifin §erhinde su kissayi nakil buyurur: 

"Bayezid-i Bestami (k.s.) ibtida-yi siiluklerinde iki defa hacca gitmi§. Bir 
gun birisi demis ki: "Ey Bayezid, ne saadettir ki sana boyle kemal-i hulus ve 
takva ile haccetmek muyesser oldu." Cenab-i Bayezid'in nefsi bu hitabdan 
haz ve zevk duymus ve o kimseye demis ki: "Gel bu beriim iki haccimi sana 
iki akgeye satayim, ahr misin?" kimse de muvafakat edip iki akge vermis 
ve Hz. Bayezid o iki akge ile ekmek ahp kopeklere dogrami§ ve bu suretle nef- 
sinin hazzini berbad etmistir." 

474. \Kuvveti hirok 2aritigi tut 1 . €u fakir, rahmet hir zann tarajtna gelir. 
"Zar", burada "zayif ve miskin" ma'nasinadir. Ya'ni, kuvveti ve izzet-i 

nefsi birak da zayifligi ve miskinligi ihtiyar et! Ey Hakk'in rahmetine muhtac, 
olan insan, bu rahmet-i ilahiyye bir zayifin ve miskinin tarafina gelir. Nite- 
kim insanlann merhameti bile bir fakir ve miskin hakkinda mebzul olur. 

475. Te?ne olan miniamn zdriiigi ma'neviiir. ^alan olan soguk zariiik gavi- 
nin layiktiir. 



c £p? 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

Ya'ni, vuslat-i Hakk'a susamis. olan a§ik ile muztar bir kimsenin za'f ve 
meskeneti ma'nevidir, surette goriinmez; ve onun batimndaki bu meskenete 
nas muttali' olmaz. Fakat icmde varhk ve benlik da'vasi oldugu halde nasa 
gosteris. olmak iizere yapilan soguk ve yalan meskenet ve tevazu' gavinin ve 
batini azgin olan kimsenin layikidir. 

C— .«.">lp jXi'j j jJ OUiojji O C. »■■"!,■•»- i_i**jj l)I_jp-I **iy 

476. ^usnf'un harde$lerinin giryesi htledir. £ira onlann i$i hasedden piir-illettir. 

Nitekim Yiisuf (a.s.)m kardesjerinin babalan Ya'kub (a.s.)a karsi aglama- 
lan ve munkesiru'l-kalb goriinmeleri hiledir ve riyadir. Zira onlann kalbleri ve 
bannlan hasedden dolayi illetle ve maraz-i ma'nevi ile doludur. 

Oib J~j OUI j\ *<uiJ £ jJ^j» JJuji j ij^ jj jT * j c^i/^ j cjf^ jkZ j 

O A'rabinin hikayesidir ki, onun kopegi achktan oluyor idi, 

halbuki onun dagarcigi ekmek dolu idi; ve kopek uzerine nevha 

ederdi ve §iir soylerdi ve basini ve yiizunii dogerdi; ve kopege 

dagarciktan bir lokma vermek dirig gelirdi 



Bu kissa riyakarhkla aglamamn niimunesidir. Nitekim Arab'in birisinin 
dagarcigi ekmekle dolu oldugu halde kopegi achktan oliiyordu; ve Arab ko- 
pegin bu haline teessiif edip zahiren baginp cagmp agliyordu. Bununla bera- 
ber kopege bir lokma ekmek vermekte aciyor ve onu ziya* addediyor idi. 

477. hir kopek uluyor idi ve o JTlrab da aglayxci idi. Qoz ya§i dokerdi ve "6y 
kureb!" derdi. 
"Kiireb", gam ve gussa ma'nasina olan, "kiirbef'in cem'idir. Ya'ni, Arab'in 
kopegi agliktan oluyor ve Arab da feryad edip agliyor ve: "Ey gam ve gussa- 
lar, neredesiniz?" diyor idi. 



°&l& 



AHMED AVNl KONUK 

^-^ A>. J 1 y \sfo j **-y <^*~*r *i£ o>) ^ 3 c~ii& JJL, 

478. Hir sualci aecii ve n( ~Bu aglama nedir? Senin feryadin ve nalanliflin ki- 
min icinlir?" deii. 

"Zar", burada giryan ve nalan ma'nasina olup ahirindeki "ya" masdariy- 
yettir; "zari", nalanlik demek olur. 

479. 1)edi: " tMulkumie iyi haylu hir kopek var i&i. Dste o yol oriasmda 
uluyor." 

480. "Qunluz avcim ve qece hekcim iii. Oieskin gozlu ve av tuiucu ve hirsiz 

[ 48 °] t •!•" 

kovucu vox. 

c— I oj _/" ^jijlj <_~KJ! £^>- c-if c--l njft- iJ ^-j ^~~&r J^-j ^-^ 

481. r Dedi: "Onun marazi nedir? ^fiara mi yemistir? 'Deli: *Otopek aclvgi 
onu zayif etmistir." 

482. Deli: n<r Bu zahmete ve husa sabr et\ SahrelicAere Utahk'in fazli wax 
bagislar." 

"Haraz", olume rmincer olan hastahk demektir. Sualci, kopek sahibihe de- 
di: "Boyle sadik bir kopegin ziya'i zahmetine ve onun olume rmincer olan 
hastaligina sabret. Zira Hak Teala'mn fazl ve inayeti sabreden kimselere ecir 
ve mukafat verir." Ba'zi nushalarda "haraz" yerine "maraz" vaki' olmustur. 

483. Ondan sonra ona deli hi: "By hiir olan salar, senin elinde bu lolu dagar- 
ak nelir?" 

"Salar", rets ve kabile reisi ve sergerde. "Hiirr", iradesine malik ve sahib 
olan kimse ki, "esir"in ziddidir. "Enban", koyun ve keci derisinden yapilan 
dagarcik. Sualci kopek sahibine bu duayi ettikten sonra ona dedi ki: "Ey ira- 
desine malik ve serbest olan ailenin reisi, bu senin elinde dolu olan dagarcik- 
ta ne vardir?" 



™ga 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

484. ^Dedi: " r Benim dun geceki ekmegim ve aztgim ve gidamdu. liu hedenin 
kutu i$in $ekerim. 

Kopek sahibi cevaben dedi: "Dagarcigin igindeki §ey benim dim geceden 
artan ekmegim ve yiyecegimdir. Bu bedenimin katu ve kuweti olmak igin ta- 
sryorum." 

i\i j j$* ^jlJkJ Ju>- y\ \3 C.,aS ilj j jlj ^L< d\Jo ^JJ dy? £~*f 

485. ^Bedi: "O kfi-pege ni$in ekmek ve azik vermezsin?" ^Dedi: nr Du hadde 
kadar muhaVbetim ve aiam yoktur." 

Sualci kopek sahibine "Mademki dagarcigmda ekmek vardir, zavalli ko- 
pek de aghktan oliiyor, o halde nigin ona ekmek ve yiyecek vermiyorsun?" 
diye sordu. Kopek sahibi de cevaben soyle dedi: "Kdpege ekmek vererek onu 
olumden kurtaracak kadar muhabbetim ve ata ve ihsamm yoktur; ve bu de- 
rece ileriye gidemem." 

015njIj tJol ji i_jl C~~» dM OU olj jj * ji^ JJ>X> C~*0 

486. n ~%olda parasiz ekmek ele girmez. jfakat iki goziin suyu hedavadtr." 

"Zira eger kopege elimdeki ekmegi verir isem bana yiyecek kalmaz ve yolda 
tekrar ekmek satin almak icab eder. Binaenaleyh para verip ekmek almaktan ise 
bedava olan goz yasini doktip kopegin oliimune aglamak daha miinasibdir." 

LlLil j jx^i j> ^jivj OLi i_J *£ tlLiv« z\> ^ ij\ j~> j> cfL>- c-o 

487. ^Bedi: "61/ hava ile dolu olan tulum, to-prak ha$ina! *3ii senin indinde ek- 
mek. par$asi goz ya§indan daha iyidir!" 

"Hak ber ser kerden", matem tutmaktan kinayedir. "Me§k", tulum demek- 
tir. "Leb-i nan", ekmek pargasindan kinayedir (Bahar-i Acem). "Pur bad-i 
me§k", bos. tulumdan kinayedir. Sualci kopek sahibine dedi: "Ey bo§ tulum ve 
ma'nasiz insan, basina toprak sag ve matem tut ki, senin indinde ekmek par- 
gasi kiymet-i ma'neviyyeyi haiz olan goz yasmdan daha makbuldur." 

a-Xfc> 0j>- iiU- ijjiJ^ s-Li (jjl pju j C~- ■Jy>- i^Lil 

488. ^oz ya$i kandu ve gam sehebiyle hir su olmu§tur. Toprafc heyhude kana 
degmez!" 

^^ 



AHMED AVNI KONUK 

"Toprak"tan murad, ekmektir. "Bihude", "bihude"nin muhaffefidir, 
"hun-i bihude", bo§ yere akitilan kan demektir. Ya'ni, "Goz ya§imn ash vu- 
cud-i be§erde deveran eden kandir ki, gamin §iddeti sebebiyle suya mubed- 
del olmustar. Binaenaleyh hadd-i zatmda toprak unsurundan mutehassil 
olan ekmek hayat-i be§erin devamina sebeb olan kanin bos. yere akitilmasi- 
na degmez. Ekmek feda olunur da kan feda olunmaz." Tababet-i atikada ha- 
yat-i insaninin muhafazasi igin alti asil zikrolunmustar ki, bunlara "sitte-i 
zaruriyye" derler. Bunlardan birisi de agraz-i nefsaniyyenin muhafaza-i i'ti- 
dalidir. Zira gazab ve ferah ve havf ve gam ve hacalet ve nedamet gibi ag- 
raz-i nefsaniyyeden her birinin §iddeti deveran-i derhe pek biiyiik bir te'sir 
icra eder. Hatta bu esbab pek §edid olursa felc, ve niizul ve dium gibi miihlik 
neticeler verir. Mesela insan §iddet-i teessiirden aglar, kanin suyu gozden 
akmaga ba§lar ve kan bozulur ve hatta cok aglamadan goze kanin kendisi 
hiicum eder ve gozden ya§ yerine kan gelmege ba§lar. Nitekim "0 kadar ag- 
ladim ki goziimden kanh yaglar akti" sozii §airler ve a§iklar arasinda bir 
darb-i mesel hiikmune girmistir. 

489. kendi kulliinu Dblis gibi hakir eiii. IJu kiillun bir ciiz'u hasisin gayn 
olmaz. 

"Kiiirden murad, viicud-i izafidir. Bu vucud-i izaflnin hor ve hakir olma- 
si onun hodbinligi sebebiyledir. Nitekim tblis dahi kendisini hodbinlikten do- 
layi hakir ve zelil etmistir. Imdi bir kimse hodbinligi sebebiyle kendi vucud-i 
izafisini kiillen ve tamamen hakir edince onun cuz'leri mesabesindeki diisun- 
celeri de algak ve hasis §eylerden ibaret olur. 

490. nr Ben o kimsmin gutamvyim hi, viicudunu fazllar ve cud sahibi olan sul- 
iandan baskasina satmaz." 

"Ba-efdal"de "ba", tahsis igindir. Sultan Veled hazretleri bu beyt-i §erifde 
"sultan"dan murad, veliyy-i kamildir buyururlar. Zira insan-i kamil Hakk'm 
halifesi ve naibidir; ve nakis insanlann Hak ile kendi aralanndaki hicabat-i 
mevhumeyi ref ve izale hususunda efdal ve cud sahibidir. Ya'ni, "0 kimse- 
nin kolesi olurum ki, o kimse viicud-i izafisini ve mevhum olan varligim fazl- 
lar ve cud ve kerem sahibi olan sultandan ya'ni halife-i Hak olan insan-i ka- 



MESNEVt-t §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

milden ba§kasina satmaz ve feda etmez." Ankaravi hazretleri "sultan"dan 
murad, Hak'tir buyururlar. 

Sy» Ol_p- <— . >j b f-y? jJUj by? Sy* b\iy OL~»l Jjy\ by? 

491. (STlfllad-igi vakit asuman atjlayiu olur. Dnledifli vakit felek "^a ^Rab!" 
ieyici olur. 

Boyle bir kimse agladigi vakit onunla beraber gokler, ya'ni ehl-i semavat 
da aglar ve inledigi vakit felegin sakinleri olan melaike dahi "Ya Rab, bu ku- 
luna merhamet et!" diye Hakk'a niyaz ederler. Zira bu kulun aglamasi ve in- 
lemesi ask-i ilahidendir, Hakk'in masivasi igin degildir. 

492. nr Ben himmeie faptci olan hakinn kfilesiyitn ki, o himyddan ha§kasina in- 
kisar fldirmez." 

"Mis", bakir demek olup bundan murad insan-i nakisdir,- ve "himmet-pe- 
rest" olmaktan murad uluw-i himmet sahibi olan kimsedir. Nitekim Hz. Pir 
Fih-i Ma Fih'in 18. fashnda soyle buyururlar: "Hak Teala size matlubunuzu 
ihsan eder ve himmetinizin eristigi makami ata kilar. Zira ^pj v-i^ Jh J^ 
*^t Joj. ya'ni, "Ku§ kanatlanyla ve mu'min himmetiyle ucar"- Ve Mesnevi-i 
§erif\r\ VI. cildinde de soyle buyururlar: 

"Kus yuvaya kadar kanadiyla ugar. Ey insanlar, ademin kanadi himmet- 
tir. Bir a§ik ki hayra ve §erre bulasmisttr, hayra ve §erre bakma, sen himme- 
te bak!" 

"Kimya"dan murad, naib-i Hak olan insan-i kamildir. Ya'ni, "Ben 
uluw-i himmet sahibi olan insan-i nakisin ve miiridin kolesiyim ki, o mu- 
rid bakin altin yapan kimya ve iksir mesabesinde olan insan-i kamilden 
ba§kasina arz-i meskenet etmez ve ancak ona serfiiru eder; ve kendi var- 
hgi ve iradesini bu alem-i keseratta onun varhgi ve iradesi muvacehesinde 
hig gdriir. Zira o murtdin bu inkisan ve meskeneti Hakk'a vusul-i himme- 
tinden na§i olur." 



W 



AHMED AVNl KONUK 

493. <7\lunkesir duaya el kaUirsa fazl-i Diuda munkesir iarafina wpr. 

Boyle bir miinkesiru'l-kalb olan miirid duaya el kaldirsa, Huda'nm fazl ve 
inayeti o miirid-i munkesir tarafina ucar ve kosar. 

^JV j$ji jj j^y. tf ' dz <>W jij o.a J^j f 

494. €jer sana bir dar kapidan kurtulmak lazim ise ey karies, teemmulsiiz ate- 
se git! 

"Cah-i teng"den murad, dunya-yi siiflidir. "Azer", ates demektir. Ya'ni, 
"Eger sana dar kapi mesabesinde olan bu diinya-yi siifliden kurtulmak lazim 
ise ey birader, insan-i kamilin tertib ettigi riyazet ve miicahede ate§i iizerine 
git! Acaba neticesi ne olur diye nig diisunme! Bu riyazet ve miicahede ate§i 
ile oldiirdugiin hayat-i hayvaniyye yerine hayat-i ebediyye-i insaniyye kaim 
olacagma hig subhe etme!" 

J=^ ^J&* £* J?^ J<J\ Jfc ^ £* J uu b J*- £* 

495. Diakk'm mekrini gor ve kendi mekrini birak! Gy kimse, onun mekrinden 
mekkdrlarm mekri haciliir. 

'jij?U\ "^- Mj, (Al-i tmran, 3/54) Ya'ni "Allah Teala mekredicilerin hayir- 
hsidir" ayet-i kerimesi mucibince kullan hakkinda hayirli olan mekrini gor ve 
kendinin sarapla alude olan mekrini birak! Ey mekre miitemayil olan kimse, 
Hakk'in mekri muvacehesinde butiin mekredicilerin mekri hacildir ve mag- 
lubdur. 

496. HJakiaki senin mekrin ( 3labbinin mekrinin fanisi oldu, $ok aab bir pusu 
afarsin. 

"Kemin", pusu ve av mahalli ma'nastnadir. Ya'ni, ey mekredici kimse, se- 
nin mekrin Hak Teala hazretlerinin mekrinde rani oldugu vakit sen kendine 
50k acib bir av mahalli acarsin. 

497. j\,i pusuniin keminesi beka olur. Gbede kadar uruc ve irtikadadir. 



™^> 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Ya'ni, oyle bir av mahalli agarsm ki, o av mahallinin fakiri ve asagisi beka 
ya'ni hayat-i ebed! olur,- ve vucud-i Hak'la baki olursun, o beka ebede kadar 
uruc ve terakkidedir. Zira sen vucud-i Hak'la baki oldukca tecelliyat-i bi-ni- 
haye-i Hak ile beraber olursun ki, bunun zevki yazmak ve soylemek ile an- 
lasriabilir bir §ey degildir. 



l»-ij»- *£" c~~J illif* <js*s*- \j ^il c?Jj j»-i^>- fcP *^" ^ ^ J* 

^J-i-jy>- j ( j>- jjii Xii[> »Xtl JJ~« j\ *-i^ *i jSv« !j\JijJ>- -Vi*-J 

Onun beyamndadir ki hicbir kotii goz, adem igin kendinin makbulii 

olan gozii kadar muhlik degildir. Meger ki nur-i Hak ile onun gozii 

miibeddel olmus. ola ve onun kendiligi kendiliksiz olmus. ola. 

Nitekim "Benim ile i§itir ve benim ile goriir" buyrulmustar 



"Qesm-i bed", nazan degen gozdiir ki insani helak eder. Nitekim hadis-i §e- 
rifde jjjii J-4-i j jj>\ jjj.^1 j^a; j^\ oi ya'ni "Kotii goz insani kabre ve deveyi 
kazana koyar" buyrulmustur. Ve yine bir hadis-i §erifde de * UiJi j~~i j^ ois" y 
,>Ji «*~J ya'ni "Kaza-yi ilahiyi gecen bir §ey olsa idi, kotu goz geger idi" buy- 
rulur. Ya'ni kotu goz adam igin muhlik ve miiessirdir. Fakat onun kendisini 
begenerek kendisine nazar etmesi ba§kalannin kotii gozlerinden daha muh- 
lik ve miiessirdir; ve her bir adamda boyle bir nazar vardir. Ancak Hak Teala 
hazretlerinin nuruyla onun hodbin olan nazan degi§en kimseler mustesnadir. 
Onlann nazarlan kendilerine zahir olan Hak'tir; ve onlar kendiliklerinden 
kurtulmus. ve kendiliksiz olmuslardir. Nitekim hadis-i kudside *J c^ c~»-i iji 
jJi . . . ulJj ^ j Uw Ya'ni "Ben bir kulumu sevdigim vakit onun sem'i ve 
basan ve lisani ilh... ben olurum" buyrulmu§tur. 

498. Sen iavus kana&mi gorme ve ayagini gor, ia hi kotii goz sana pusu ap- 
maya! 



AHMED AVNl KONUK 

Ma'lumdur ki, tavus kusunun kanatlan gayet suslu ve parlaktir, fakat 
ayaklan girkindir. Bu beyt-i §erifde insamn nefsinde olan zahiri hiinerler ve 
ma'rifetler tavusun kanadina ve batimnda olan kotii sifatlar tavusun girkin 
olan ayagina tesbih buyrulmustar. Ya'ni, "Ey kimse, tavusun kanadi gibi 
parlak gorimen zahiri hiinerlerine bakip magrur olma! Bu hayat-i dunyeviy- 
yede seni yiiriiten ruh-i hayvani ayaginm ve nefsani sifatlannin girkinligine 
bak, ta ki senin kendi kotu nazann sana kar§i dusmanhk pususu kurup seni 
helak etmesin!" 

499. JLira kotu fl'ozlerien dag kayar. OCur' an dan n ^fiuzlikune"yi oku, hit 

Bu beyt-i serifde sure-i Nun'da vaki' u '^jUX 'JijQ \}'js 'J& '>&. oij 
o J ^'Jio J j J i'j/'JLJii J Ll (Kalem, 68/51) ya'ni'"Ve'kufredenler Kuf'an'i diri- 
ledikleri vakit az kaldi'ki kotu gdzleriyle seni kaydirsinlar; ve onlar [o] mu- 
hakkak delidir, derler" ayet-i kerimesine i§aret buyrulur. Bu ayet-i kerime- 
nin sebeb-i nuzulii hakkinda mixfessirler derler ki: Benl-Esed kabilesinde na- 
zarlan miiessir olan adamlar var idi. lstedikleri vakit bir kimseye nazar deg- 
dirip helak ederlerdi. Kiiffar Peygamber (a.s.)a onlardan birisini bulup getir- 
diler. kimse de Resul-i Ekrem Efendimiz'e kotii gozle nazar etti. Bu te'sir 
ile Server-i alem Efendimiz'in mubarek ayaklan kaydi, az kaldi yere dii§ecek 
idiler. Bir sebeb-i zahiri olmaksizin bu kaymanin neden ileri geldigini du§iin- 
diiler. Bu ayet-i kerime nazil oldu. 

Ba'zi maddi dusunenler nazar degmesinin hurafattan ibaret oldugunu id- 
dia ederler. Fakat dusiinmezler ki, bugiin §arkta ve garbda "manyetizma" 
dedikleri bir hal vardir ki, birisi diger birinin gozlerine bakarak onu uyutur,- 
ve bu uyku esnasinda naimden garib ve acib ahval zuhur eder. Biz bu ah- 
vali gozlerimiz ile muteaddid def alar mii§ahede ettik. Igte bu hal ile sabit 
olur ki, insamn nazannda bir te'sir-i acib ve garib vardir. Nazar degmek da- 
hi bu te'sir-i acibin bir nev'idir. Bunu inkar etmek meydanda olan manye- 
tizma hadisesini inkar etmek demek olur. Iste sebeb-i maddisi mechul olan 
bu ma'nevi te'siri yine ma'nevi bir vasita olan bu ayet-i kerimenin tilavetiy- 
le def ederler. 

Fakir zannederim ki, ba'zi kimseler tarafindan cocuklann baslanna salkim 
sagak astiklan nazar takimlan boyle nazan miiessir olan kimselerin ilk kotii 
nazarlan bu girkin nazar takimina miin'atif olup gocuga te'siri olamamak mii- 
lahazasina mustenid olsa gerektir. 



MESNEVt-t §ERlF SERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

jK* J^li* 0, J d ^" J 3 J* J 1 ***>* "^ d S? - U ^ 1 

500. ^Dag a&i olan S^hmei. camursuz yagmursuz yol ortasinda nazardan 

[ 50 °] 11 
kaydi. 

Ya'ni, cism-i miibareki dag gibi metin olan Ahmed (s.a.v.) Efendimiz ga- 
mur ve yagmur olmadigi ve baska bir sebeb-i zahiri de bulunmadigi halde 
yuriirken yol ortasinda kotii nazardan kaydi ve az kaldi diisecek idi. 

C~~ & cJls- y\ *£ f jl-UJ ,y C — -*- j J>j>) uS -^J* S-*** J* 

501. n<r Bu kayma neleniir? lien hu halin ho§ oliugunu zannetmem!" diye ia- 
accubde kaldi. 

Ya'ni, Resul-i Ekrem ..Efendimiz kendi kendilerine diisuniip.buyurdular ki: 
"Acaba, bu sebebsiz olarak kayma nedendir? Ben bunun ma'nasiz ve bos ol- 
dugunu zannetmem!" 

ijj ji CjX^j JU |»-^*- j tils' ijS" olSl j C~il J^L; Ij 

502. O^ihayet ayet geldi ve "0 sana cenkk kotii gozden eristi" diye agah etti. 

Nihayet yukanda zikrolunan nazar ayeti nazil oldu; ve bu ayet-i kerime 
"Bu kayma sana kiiffar ile vaki' olan muhalefet ve nizada kotu gozden eris- 
ti" diye haber verdi. 

503. Sger senden haskasi olaydi, derhal yok olurdu. Qesmin saydi ve ijnanin 
suhresi oluriu. 

"La-suden", yok olmak; "suhre", burada "zebun ve maglub" ma'nasi- 
nadir. Ya'ni, "Ey resulum, bu kotii nazar senden ba§kasina vaki' olaydi 
derhal yok olurdu, ve o kotii gozden avlanmi§ ve ifna ve ihlakin zebunu 
ve maglubu olurdu. Senin cism-i §erifinin metanetine kar§i ancak bu kadar 
cuz'i bir te'sir olabildi." Ba'zi nushalarda "gayr ez tii" yerine "gayr-i tii" va- 
ki'dir. 

504. J2akin etek $ekici olan henim ismetim geldi. Ue hu Id kaydm, o nisan i$in 
idi. 



csgpa 



AHMED AV'Nl KONUK 

"ismet", hifz ve men' etmek; "damen kesten", bir §eyden uzaklasftrmak- 
tan kinayedir (Bahar-i Acem). Bu beyt-i §erifde ^-Ui j, d*~*~ «% (Maide, 
5/67) ya'ni "Allah seni nasdan hifzeder" ayet-i kerimesine 'isaret buyrulur. 
Ya'ni, "Benim seni kotii nazarlardan uzaklastaci olan hifzim geldi. Senin bu 
nazardan boyle kayman o nazarlann alem-i keseratta mevcud olduguna bir 
ni§an ve alamet olmak igin idi." 

505. 'Hir tbret tut, o daga nazar et! 6y soman gfiviinden asafii olan kimse,, ken- 
Hi yapraijini arz etme! 

Bu beyt-i §erif Hz. Pir lisanindandir. "Ey salik, dag gibi mean olan Re- 
sul-i Ekrem hazretlerinin viicud-i saadetlerine bak da ibret al! Senin vticu- 
dun bir saman gopii gibi gayet metanetsiz ve dayaniksizdir. Binaenaleyh 
ben boyle nazarlara tahammul edebilirim deyip de bir yaprak mesabesinde 
olan kendinin kendiligini meydana koyma! Zira hafif bir riizgara bile ta- 
hammul edemezsin." 



'(^jC-Jl. jijiijj ij>T oiJJi lisC of, ayet-i kerimesinin tefsiri 



506. l)(i ZResulallah, o meclisden kimseler varcLu ki, ahhabalar iizerine kotii 
gb'zden vururlar. 

"Nadi", halkin mesveret igin toplandiklan mahalle ve meclis ma'nasina 
olup cem'i "nevadt" gelir. "Kerges", akbaba dedikleri biiyiik ku§. Cenab-i Pir 
bu ayet-i kerimeyi tefsiren lisan-i Hak'la hitab edip buyururlar ki: Ya Resu- 
lallah, kiiffann mesveret igin toplandigi mahal ve meclisde oyle kimseler var- 
dir ki, havada ugan akbaba ku§u iizerine kotii goz tarafindan darbeler vurur- 
lar." Ba'zi niishalarda "nadi" yerine "vadi" vaki'dir. 



MESNEVi-t §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

507. Onlann nazanndan bagiran aslanin kelle-si yanlir. Diatta o aslan enin 
eder. 

kimselerin kotii nazanndan kiikreyip bagiran aslanin kellesi yanlir. Hat- 
ta o aslan inlemeye ba§lar. "Gurin", "guriden ve gurriden" masdanndandir. 
Feryad etmek ve yiiksek sada gikarmak demektir. "In" {J) edat-i nisbettir. 
"Gurin", "yiiksek avazh" demek olur. 

508. Oliim gibi deve iizerine goz birakir. Ondan sonra arkasina gviam gonderir. 

"Himam", oliim ve sitma ma'nasinadir. Ya'ni, goziinde nazar degdirmek 
hassasi olan kimse, bir deveye o kotii gozle oliim veya sitma gibi bir nazar bi- 
rakir. Onun oleceginden emin oldugu igin arkadan da kolesini gdnderir de der.- 

ji »\j _jl _k<L- \j jj*\ X** j>u jS-il l)I O jl jj> *£ 

509. DCi, "[jit, o devenin yagindan satin all" deveyi yolda sakut goriir. 

"Sekat", diismek ve titremek; ve "sakt", doit ayakli hayvamn olmesi de- 
mektir. tkinci misra'in vezni "sekat" okundugu takdirde dogru olduguna go 
re "diismek" ma'nasinadir. Ya'ni, kotii nazar sahibi: "Git, o devenin yagin 
dan satin al!" diye kolesini gonderince, o kole dahi efendisinin emrine tebe 
an gider ve yolda deveyi dii§mii§ ve can ceki§ir bir halde goriir. 

510. bir devenin bast kesilmis hi. o kosuda at ile beraberlik ederdi. 

[510] 

"Tek", kosma; "miri", bir kimse ile mertebede beraberlik etmek ve berabe 
olmak demektir. Ya'ni, nazar degen deve yolda du§er ve sahibi de devenii 
hayatindan iimidini kestigi igin onun ba§ini keser, arkadan gelen kole o de 
venin marazdan ba§i kesilmis. bir halde oldugunu goriir ki, o deve bu nazai 
yemezden evvel kosuda ve yansto at ile beraberlik ve miisabaka ederdi. 

511. 2m a hasedden ve kotii gozden hie svbhesiz felek seyrini ve donusiinu fe 



C £P> 3 



AHMED AVNt KONUK 

"Felek", gok ma'nasina geldigi gibi KSmutfun beyanina gore her §eyin 
miistedar ve mu'zamina da denir. Denizin calkalanan dalgasi ve riizgann 
tahrik ettigi buyuk su ve sahradaki kum tepesi ma'nalanna da gelir. Burada 
"gok" ma'nasi miinasib goriinmez. 2ira kotii gozun ve hasedin ulviyatta 
te'siri yoktur ve ecram-i semaviyyenin harekati bu sebeb ile tebeddul etmez. 
Mesela ayin harekati hased ve kotii goz ile bozulmaz. Binaenaleyh "felek"ten 
murad, alem-i sufliyi muhit olan §uunat ve ahval-i rauhtelife dalgalandir ki, 
bunlar birtakim esbab-i zahiriyyedir. Mesela ruh-i hayvani bu alem-i suflinin 
bir felegidir. "Kotii goz"iin kaza-yi ilahi ile bu felegin ahvalinden bir haline 
te'siri olabilir; ve bir insan veya hayvan nazar ile olebilir. Nitekim yukanda- 
ki beyitlerde beyan buyruldu. Ve keza riyaset ve hiikumet dahi bu alem-i siif- 
linin bir felegidir; ve servet ve saman dahi bir felektir. Bunlann kendi halle- 
rindeki seyri ve doniigu hie. §ubhesiz hasedden ve kotii gozden inkilab edebi- 
lir. Riyaset esarete ve servet ve saman fakra miibeddel olur. 

512. Su gizlidir ve Aolap asikarclir. jfakat Aonusie isin ash su olur. 

Bu beyt-i §erifde esbab-i zahiriyye dolaba ve zahiri goz ile gorulmeyen ha- 
sed ve kotii goz dahi bu dolabi dondiiren suya tesbth buyrulmustar. Ma'lum- 
dur ki, kotii gozun menba'i sifat-i nefsaniyyeden olan haseddir; ve "hased" 
lugatte bir kimsenin ni'metinin izalesini temenni etmek demektir. Bir kimse- 
nin batimnda boyle bir temenni hasil olmadikca onun bir §eye fena goz ile na- 
zar etmesi vaki' olmaz. Binaenaleyh hased ile su-i nazar gizlidir ve bunlann 
cevirdigi esbab dolabi ise meydandadir. Ya'ni, "Su mesabesinde olan hased ve 
fena nazar gizlidir ve dolap mesabesinde olan esbab a§ikardir. Fakat bu esbab 
dolabim mu'tad olan devrinden tahvil eden hased ve fena nazardir." 

513. ZKotii gozun ilaa iyi goz oliu. DCotii gozii tekmesi alhnda yok eler. 

"lyi goz"den murad, insan-i kamilin nazandir. Ya'ni, kotii goziin men- 
ba'i haseddir ve hased sifat-i nefsaniyyedendir. insan-i kamil ise latif olan 
nazar-i miiessiri ile nefsin sifatlanm mahv ve izale eder. Ve bir kimseden 
hased sifati zail oldugu vakit onda bu sifatin muktezasi olan kotii goz dahi 
kalmaz. Binaenaleyh insan-i kamilin iyi nazan bu kotii nazan tekmesi al- 
tinda yok etmis. olur. 



MESNEVl-i §ERfF §ERHl / IX. CiLT • MESNEVl-5 • 

£ — s*J J A* 6y*>** *>. ^T C— l*»-j jl j\ £~*\j £~^j J~- 

514. Zkahmet ig,in sebk vardir, o rahmetiendir; kotii goz kahr ve la'netin mah- 
suliidiir. 

"Sebk" (j-.), lugatte birisinin ilerisine gecmek demektir. Ya'ni rahmet-i 
ilahiyye igin her §eyin ilerisine gecmek vardir. Nitekim ayet-i kerimede J^ji 
t'^i jr oL-j (A'raf, 7/156) ya'ni "Benim rahmetim her §eyi kaplami§tir" 
buyrulur. Ve insan-i kamilin iyi gozii rahmet cinsinden veya canibindendir. 
Kotii goz ise kahr-i ilahinin ve la'ciet-i Bari'nin mahsuliidiir. Binaenaleyh 
<jr±* J* J^j cJl ^ y a ' ni "Benim rahmetim gazabimdan ileri gecmistir" ha- 
dis-i kudsisi mucibince insan-i kamilin hiisn-i nazan, elbette nefsanilerin 
su-i nazanni tekmesi altinda yok eder. Nitekim III. cildin 1 798 numarasina 
mtisadif olan bir beyt-i §enfde soyle buyrulur: 

tjdUJJ am- j OLi JuTU" uyj y. Ij Uj 1 ^jj 1 ^ ^0 

"Hak Teala evliyayi ondan dolayi yeryiizune getirdi, ta ki alemlere rahmet 
olsunlar." 

Ve rahmet hakkinda bu beyt-i §erifin ewelinde ve onu ta'kib eden diger 
beyitlerde izahat-i mufide vardir. 

iy>- -U> j ^gj jA -Li Olj «j^»- ^j^> <-J\& J^»^> y. Jr^^j 

515. Onun rahmeti onun nikmeii iizerine galib olur. Ondan iolayi her nebi 
kendi zxddx iizerine galib oldu. 

Ya'ni, Hakk'in rahmeti O'nun nikmeti ve kahn iizerine galib olur; ve iste 
bu galebeden dolayidir ki alemlere rahmet olan her peygamber, kendinin zid- 
di olan ve kahr-i ilahinin mazharlan bulunan munkirlere galib gelmistir; ve 
peygamberlerin varis-i kamilleri bulunan evliya dahi her asirda kendi zidlan- 
nagalibdir. 

516. Jlira o rahmetin nettcesidir. Ue onun ztddi olan o kotii huylu kahnn ne- 
iicesinden olur. 

"Netice", dogurmak ma'nasma olan "netec" masdanndan miistaktir ve 
"dogan yavru" ma'nasinadir. Zira o peygamber ve onun varisi olan insan-i 
kamil rahmet-i ilahiyyenin neticesidir; ve onlann ziddi olan o kotii huylu 



AHMED AVNl KONUK 

ve sifat-i nefsaniyye sahibi olan kimse kahr-i ilahinin neticesinden olur. 

Ma'lum olsun ki, rahmet iki nevi'dir. Birisi "rahmet-i rahmaniyye" ve di- 
geri "rahmet-i rahimiyye"dir. ^ JT c-L-'j J^-'jj (A'raf, 7/156) ya'ni "Be- 
nim rahmetim her §eyi ku§atmi§tir" ayet-i kerimesi mucibince rahmet-i rah- 
maniyyeye nazaran her §ey merhumdur; ve bilcumle esjamn ketm-i adem- 
den zuhuru rahmet-i rahmaniyye ile vaki' olmustar. Fakat rahmet-i rahimiy- 
yeye nazaran her sey merhum degildir. Binaenaleyh enbiya ve evliya hem 
rahmet-i rahmaniyyenin ve hem de rahmet-i rahimiyyenin neticesidir. Fakat 
onlarin ziddi olan miinkirler, rahmet-i rahmaniyye ile merhum iseler de rah- 
met-i rahimiyye ile merhum degildirler. Ve rahmet-i rahmaniyye kahr-i ilahi- 
yi ve mkmet-i rabbaniyi dahi muhtttir. Zira viicud mahz-i rahmettir. Nitekim 
ayet-i kerimede l^'fc c-L-j J^j) &\ 'J* *> L~J Ji* ju (A'raf, 7/1 56) ya'ni 
"Ve benim azabim muhakkakdiledigime isabet ed'er ve benim rahmetim her 
seyi kusatmistir" buyrulur. Zira kendisine azab isabet eden kimse dahi esya- 
dan bir §eydir ve kendisine kahr-i ilahi isabet etmistir. Binaenaleyh bu rah- 
met-i rahmaniyye ona da samildir. 

c-^Upjl i_~^« j j[a Oj^i ^ey ii— >lJ »Uo ,y\ c— -It jJj Joj ,//• 

517. ZKaztn hirst hir kathr, hu elli kathr. §ehvet hirst ytlan ve manstb ejder- 
haAir. 

Bu beyt-i serif yukanda 396 numarada gegen f JT,>> ^jb o>ri f.jJ 
JS j f u ^ »jW xT beytine merbuttur. Ya'ni, vucud-i be§erde kazin timsali 
olan diinya §ehveti ve arzulanmn hirsi bir kattir; ve tavus misali olan cah ve 
riyaset hirsi ise elli kattir. Eger §ehvet-i diinya hirsi yilan misali ise cah ve 
mansib bir ejderhadir ve yilanlann en buyugudtir. 

518. ZKaztn hirsi hogaz ve fere sehvetindeniir. ZR-iyasetie yirmi kadar munie- 
ri$iir. 

Ya'ni, kazm hirsi yemek ve icmekten ve cima' etmek §ehvetinden ve ar- 
zusundan miinbaisdir. Riyasette ise bu hirslar mevcud olmakla beraber ha- 
sed ve kibir ve udib ve hodperestlik gibi birgok sifat-i nefsaniyye daha var- 
dir. Binaenaleyh o tavusun hirsi kazin hirsindan yirmi derece daha fazladir. 
Bu sebeble hadis-i §erifde *±* ^i «ut-i j ~<~>- Jiii ya'ni "Mai yilandir ve cah on- 
dan daha ziyade zararhdir" buyrulmustur. 



MESNEVl-i §ERtF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Jt\*> JiiL. \*£ cS ji» ~&> d>V-»W- ji Juj c~j»jI\ j\ 

519. Cahia uluhiyetten laf vurur. $irketin lama eiicisi nereAe muaf olur? 

Cahda ve mansibda olan bir kimse uluhiyete mahsus olan sifatlan 
benimser-, ve uluhiyete mahsus olan ma'nalar ise, kibir ve azamet ve ta- 
sarrufda teferrud ve emrine muhalefet edenleri kahr ve emsali §eylerdir. Bi- 
naenaleyh boyle bir kimse makam-i riyasette fiilen uluhiyetten dem vur- 
mus, olur ve bu fikir ve ef'aliyle uluhiyetin sifatlannda ortak olmaga tama' 
edici bulunur. Allah' in sifatlanna i§tirak etmek isteyen bir kimse ind-i ila- 
hide muaf olur mu? Zira erbab-i riyaset, riyasette kendi cinsinin istirakini 
muaf gormedigi halde Cenab-i Hak aciz kullanmn kendi sifat-i celilesine is- 
tirakini muaf goriir mix? Nitekim hadis-i kudside tsj^ aJmJIj j\>j *i^£Ji 
juv j cSjU AxUii u^i js-p ^ ya'ni "Kibriya benim ridam ve azamet §ianm- 
dir. Kim ki benden onlan soyarsa onu hig gekinmem, nara idhal ederim" 
buyrulur. 

520. jAclemin zellesi hanndan ve cima'dan idi: ve Dhlisinki tekebhwden ve 

[520] . , .,. 

candan td-i. 

"Zelle", yuriirken ayagi kaymak ve soylerken hata etmek ma'nasina- 
dir. Adem (a.s.)m zellesi hakkinda I. cildin 1274 [numarah] beyt-i §erifin- 
de izahat gegti. Ya'ni, Adem'in zellesi ehl-i tefsirin kavline gore bugday ye- 
mekten ibaret olup bu da hirs-i sjkem yiizunden vaki' oldu. Fakat Hz. 
Adem'in bugday yemesi cenab-i Havva'nin vasitasiyla oldu ki, bu da §eh- 
vet sebebiyle Hz. Hawa'ya meyli yiiziinden idi. Binaenaleyh Adem'in zel- 
lesinde biri hirs-i §ikem digeri hirs-i cima' olmak iizere iki nevi hirs muc- 
temi* oldu. Fakat iblis'in muhalefeti tekebbiirden ve cah ve mansib hirsin- 
dan vaki' oldu. , 

521. $ubhesiz o $ahuk istiflfar etti; ve o lain tovheden istihhar etti. 

Ya'ni, Adem'in zellesi kann ve fere hirsindan oldugu igin o kadar kuv- 
vetli olmadi. Fakat Iblis'in isyani tekebbiirden ve cahdan oldugu igin gok 
kuvvetli oldu. Binaenaleyh Adem bu zayif olan hirsindan derhal riicu' edip 

istigfar etti. ^uJi '^ *Jj£i C^-'Jj U 'jx jj of, ill* £Jk Cj '^ (A'raf, 7/23) 



AHMED AVNt KONUK 

ya'ni "Ey bizim Rabbimiz, nefislerimize zulmettik. Ve eger sen bizi magfi- 
ret etmez ve rahmet eylemez isen biz elbette ziyan edicilerden oluruz" de- 
di. Nitekim cenab-i pir efendimiz I. cildin 1514 numarah beytinde buyu- 
rurlar: 

["Adem "Biz nefsimize zulmettik" diye soyledi. bizim gibi Hakk'in fiilin- 
den gafil olmadi"]. iblis ise o kuvvetli olan hirsindan gegemedi, istikbar etti 
ve Hakk'a kar§i niza'a ciir'et etti. Nitekim Hz. Pir I. cildin 1513 numarah bey- 
tinde sdyle buyururlar: 

["§eytan "Senin beni azdirman hakki icin" diye soyledi. Algak §eytan 
kendisinin fiilini gizledi"] Bu beyitlerin izahi ve ma'nalan oralarda gecti. 

522. lio^az ve fere hirst dahi kotii damarliliktir. Jakat manstb degildir, o is- 
kesieliktir. 

Ya'ni, yemek ve icmek ve cima' etmek hirsi dahi sifat-i hayvaniyet olup 
insanhga yakismayan kotii damarhhktir. Fakat bu hirs, mansib hirsi degildir. 
Bu hirsda acz ve iskestelik vardir. Binaenaleyh bu hirsm sahibi hatasim ga- 
buk idrak edip rucu' eder. 

523. Gger o riyasetin kokunu ve dalim iekrar soylersem, diger hir kitab lazim 
gelir. 

Ya'ni, riyaset ve cah hirsinin ashm ve fer'ini tekrar tafsili ile soyleyecek 
olsam, bu siirh-i §erif kifayet etmez, diger bir miistakil kitab olur. 

524. Serkes at icin S^rab ona "seytan" ia'hir etti. CMer'ada kalan hir hayva- 
na deflil! 

Ya'ni, Arablar harun ve azgin ata kendi dillerince "seytan" ta'bir etti. Bu 
ta'biri mer'ada sahibine muti' olarak otlayan hayvanlar hakkinda kullanma- 

^m 



MESNEVl-t SERiF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

di. Kamus'un beyamna gore "§etan", birinci babdan masdar olup "bir adamin 
niyet ve maksadina muhalefet etmek" ma'nasinadir. "§eytan", bu masdar- 
dan mu§tak olduguna gore "serkes" demek olur. 

525. <$eytanet liigaiie gerdenke§lik oliu. IZu sifat lugatin musiehakki olAii. 

Cenab-i Pir efendimiz §eytani "§etan" masdanndan mtistak i'tibar buyur- 
mustur. Bu surette ma' nasi gerdenkeslik, serkeslik ve inatcdik olur. Bu sifat 
ise htizur-i Hak'dan kovulmanin mustehakki oldu. Ba'zilan §eytam "bu'd" 
ma'nasina olan "sutun"dan almislardir. Bu surette nun'u asli olup (ju«») vez- 
ninde olur. Ba'zilan da "seyt" (Ja-t) maddesinden almislardir, "ihtirak" 
ma'nasinadir. Iblis kuwe-i nariyyeden mahluk oldugundan bu maddeden al- 
malanmn sebebi budur. Bu surette nun'u zaid olur. Maahaza seytan mutlaka 
azgin ve temerrud sahibine denir (Kamug). 

526. Sofranm etrafina yiiz yiyici sigar; iki riyaset isteyici cihana siymaz. 

Ya'ni, yeme ve igme hirsimn kuwetli olmadigimn alameti budur ki, yiiz 
yiyici bir sofranin etrafina toplamp bila-niza' yemek yerler. Fakat hirs-i riya- 
set o kadar kuwetlidir ki, iki riyaset isteyici kimse diinyaya sigmazlar ve der- 
hal aralannda niza' ve mukatele zuhur eder. 

527. isiemez ki, hu toprak iizerinde ola! Diattd paiisah istirakten dolayi ha- 
hasini oliuriir. 

Ya'ni, riyaset isteyen kimse kendi raklbinin toprak iizerinde oldugunu 
ya'ni yasadigi[m] ve toprak iizerinde gezdigini istemez. Belki olmesini ve 
toprak altina girmesini ister. Hatta bir padisah padisahligim elinden almak is- 
teyen babasim bile oldiiriir ve asla hayatta kaldigini istemez. Binaenaleyh 
hirs-i riyaset ve cah ekl ve surb hirsindan daha siddetlidir. 

»jj j yr C_£JU s£ l _ r ^_p L aJ 3 * (♦*** "-^ *£" lT^"^ ^ 

528. Onu isitmissin&ir ki, "el-melife.fi aktmiin" iur . iIMiilk isieyici korkudan 
karabeti keser. 



™ga 



AHMED AVNt KONUK 

"Melk" ve "miilk" ve "milk", bir §eye istiklal vechi iizere, zabtetmege 
kadir olarak zafer bulup dest-i istllasi altina almak demektir. Bu ma'nadan 
dolayi "melik", padisah demektir; ve "akim", kisir demektir. "El-melikii aki- 
miin", "sahib-i miilk kisirdir" ta'biri Arablar arasinda bir darb-i meseldir. 
Ya'ni, "Sen "Melik kisirdir" ma'nasinda olan bir darb-i meseli isftmissindir. 
Bu darb-i meselin sebeb-i iradi budur ki, miilk isteyici kimse riyasette kendi- 
sine istirak edecegi korkusuyla karabeti keser ve kendi kariblerinin ve taal- 
lukatimn hayatina du§man olur." 

529. Zira o kisuAir ve onun i$in evlai yoktur. 3lte$ yibi onun kimseye itiisa- 
li yoktur. 

Zira o melik ve padisah kisirdir ve onun evladi yoktur. Qunkii saltanata 
istirak edecegi korkusuyla evladini olduriir. Nitekim tarih kitaplan bunun bir- 
gok nezairinden bahseder. Ates. gibi, o miilk sahibinin kimseye ittisali yoktur. 
Zira riyaseti kendi nefsine miinhasir kilmak ister. 

sjy-^ L> ^r- $?? -^ ^y? ^j- 5 j. i Jr~ J - j 1 ^ ** j* 

530. her neyi hulursa yakar, yiriar, hi^bir sey hulmazsa kendisini yer. 

melik ofkelendigi vakit her neyi bulursa yakar, yirtar; ve eger yakacak 
ve yirtacak bir §ey bulamazsa ofekesinden kendi kendini yer. Nitekim ates. 
kendisine mukarin olanlan yakar. Eger yakacak bir §ey bulmazsa kendi ken- 
dine yanip kiil olur. 

j\ jUi-. Ji jl y? p? f>-j jl d\Xii jl y sjlj yi> gj* 

531. Sen hi$ ol, onun Aisinden kuriul! Onun ors kafbinien az merhamet is- 
iel 

"Ors", demircilerin iizerine demir koyup dovdiikleri, demirden ma'mul tez- 
gahdir. Ya'ni, "Ey kimse, riyaset ve can dedikleri diinya belasinm di§inden 
ve seni lsirmasmdan kurtulmak igin "hig" ol; ve nefsine yokluk ve krymetsiz- 
lik hissini telkin et! Zira riyasetin demir ors gibi kati olan batinindan ve 
ma'nasmdan az merhamet iste!" {y*- ^ ^j) "Az merhamet iste!" ta'birinde 
riyasetin ender olarak bir faidesi olduguna i§aret buyrulur. Bu faide atideki 
kissa ile tavazzuh eder. 



MESNEVl-i §ERtF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Ubeydullah Ahrar (k.s.) hazretleri Risale-i Validiyye'letindt yazmi§lardir 
ki: Sulehadan bir kimse zabita me'murlugu mansibim haiz idi. Ara sira Hizir 
(a.s.) ile de mulakati vaki* olur idi. Bir gun kendi kendine dedi ki: "Hizir 
(a.s.)in sohbetiyle mu§erref oluyorum. Bu raansib ve me'muriyet benim iba- 
detime sekte veriyor. Isti'fa edip bir ko§eye cekileyim de o hazretin sohbetin- 
den daha ziyade istifade edeyim!" Bu niyetle isti'fa edip munzeviyen taat ve 
ibadat ile me§gul oldu. Fakat cenab-i Hizir bundan sonra hig zuhur etmedi. 
kimsenin hatin pek mu§ewes. oldu. Bir gun ansizin cenab-i Hizir zahir oldu. 
zat dedi ki: "Ben seninle daha ziyade sohbet etmek arzusuyla mansibim- 
dan isti'fa ettim. Beni sohbetinizden bircok zamandan beri mahrum ettiniz". 
Cenab-i Hizir ona cevaben buyurdu ki: "Benim seninle sohbetim senin ibadat 
ve taatin igin degil idi. Zira hazine-i ilahiyyede pek cok kullann ibadat ve ta- 
ati meknuzdur. Benim sana meylim mansibindaki ve me'muriyetindeki 
husn-i hizmetin igin idi. Bircok muslumanlan zulumden vikaye eder, onlara 
zahir olur idin. Kullann boyle hizmetleri pek az vaki' olur. Sen o hizmeti terk 
ettin. Biz de seni terk ettik." Bunun iizerine o kimse derhal eskijne'muriye- 
tine ve mansibina riicu' eder. 

tste riyasetin ma'nasinda ve batimnda boyle rahmet dahi vardir. Fakat 
gayet az ve nadirdir. Cenab-i Fir efendimiz ikinci misra'da bu ma'naya isaret 
buyurmusjardir. 

532. VokiSki hi$ oliun, orsien korkmal Dicr sahah fakr-i mutlaktan ders al! 

"Vaktaki hie oldun ve nefsine kiymetsizlik duygusunu mal ettin, artik ri- 
yasetin demir gibi kati ve merhametsiz olan ma'nasmdan korkma! Her sa- 
bah fakr-i mutlakdan ders al." "Fakr-i mutlak", zattan ve sifattan ve ef al- 
den hicbir seyi kendinin miilku addetmemektir. Zira hakiki olan varhgin ve 
viicudun her bir mertebesindeki suunat haktir. Evham sahibi olan gafiller 
onlan kendi neflslerine izafe ederler. Her sabah boyle fakr-i mutlaktan ders 
alan kimsenin nihayet vehmi zail olur ve nazannda ne kendi kahr ne de e§- 
ya. *a\ tf* jLii\ f iii ["Fakr tamam olunca, iste Mlah'tir"] dediklerinin 
ma'nasim zevkan idrak eder. 

533. TXlukiyef 2,ul-Cdal'in riddstdu. Dier kim giyersc ona vebal olur. 



AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, mansibda ve cahda kibir ve azamet vardir. Riyaset sahiblerinin pek 
cogu mutekebbir ve miiteazzim olurlar. Kibir ve azamet ise uluhiyete mahsus 
olan sifatlardir; ve uluhiyetin ridasi ve libasidir. "Vebal", liigatte siddet ve sik- 
let ma'nasinadir. Binaenaleyh her kim Hakk'in bu sifatlanm benimser ve gi- 
yerse bunlar o kimseye agir bir yiik olur ve onu ezer ve ta'zib eder. Nitekim 
hadis-i kudside jUJi j **j u^. o>.i_, j ^jU ^ ^jiji Ui>J!j £<rbj ti^t ya'ni 
"Kibriya benim ridam ve azamet izanmdir. Kim ki onlann birisini benden so- 
yarsa onu nara atanm" buyrulur. "Rida" ve "izar" libasin birer nev'idirler. 

jif Jjb iy>- Sp- g jl (^lj j»g U oTc— jl l)T jl j-Ij" 

534. Toe onun layikidir ve kemer hizim laytkimiziir. Uay o kimseye ki ken- 
ii ha&Hini tecavuz etti. 

Kibriyahk ve azamet taci uluhiyete layiktir; ve acz ve meskenet kemeri ise 
bizim abdiyetimizin beline baglanmaya layiktir. Vay o kimsenin haline ki 
kendi kullugunun iktizasi olan aczi ve meskeneti bilmedi de haddini tecavuz 
ederek uluhiyetin sifatlanm benimsedi ve kendisine izafe etti. 

535. Senin o tavusluk kanadm senin fitnen&ir. J&ra sana istirak ve kuiblus- 
luk lazim gelir. 

"Tavusun kanadr'ndan murad, insanin nefsine tekebbiir ve taazzum 
duygulanni veren her bir hal ve sandir. Mesela mansib ve cah erbab : i nef- 
se kibir ve azamet verdigi gibi ilimler ve hunerler dahi ayni duyguyu tev- 
lid eder; ve nefis kendisini nas arasinda mumtaz ve all goriir ve madunun- 
daki kimselere nazar-i hakaretle bakar. Binaenaleyh bu mansib ve riyaset 
ve ilim ve huner o nefis sahibinin fitnesi olur. "Fitne", imtihan ve tecriibe 
ve mihnet ve siddet ma'nasinadir. "Kuddus", esma-i ilahiyyeden bir isim- 
dir, "pak ve tahir ve maayibden muarra olan" demektir. Ya'ni, "Ey kimse, 
mansib ve cah ve ilim ve huner senin imtihamndir. Hak Teala seni bu ve- 
saitle imtihan buyurur ve senin mahiyetini bu imtihan ile sana kesif buyu- 
rur. Vaktaki tavusun kanadi gibi parlak ve suslii goriinen bu haller sebe- 
biyle kibir ve azamet ile zahir olursun, bu surette senin Hakk'in sifatlanna 
i§tirakin ve kuddiisiyetin lazim gelir." Bilciimle ahvalde kahr-i ilahinin ze- 
bunu ve maglubu olan bir aciz kulun kendi haddini bilmemesi kadar ha- 
makat olmaz. 



SpK^ MESNEVl-l §ERlF §ERHi / IX. CtLT ♦ MESNEVl-5 • 

(?* 

c~~^ OW <jj y* jjJ j c— jijp y, jl OW- j* .jSv- 1.1 xT^ c-if ^J^i cJuji 

bir hakimin kissasidir ki, bir tavusu gordu ki, kendinin guzel 

kanadim gagasiyla koparir idi ve atar idi; ve kendi vucudunu kel 

ve clrkin yapar idi. Taacciibden dolayi tavusa sordu ki: "Sana esef 

gelmiyor mu?" "Geliyor amma benim indimde can kanattan daha 

azizdir ve bu benim canimin du§manidir!" dedi 

536. liir tavas sahrada kendi kanaiim yoluyor idi. Hir hiiyuk haktm o tara- 
fa gezmeye aiimi$ idi. 

537. 1)edi: "6m tavus, hoyle a'la kanaii esefsiz ni$in kokiinden kopariyorsun? 

*cK> J^ J*P*J <j? J j^Ji^ *»<S £«• ^ *J* 

538. " Diahuki senin gonlun nasd nza veriyor? Diatta hu htdleleri kopanyor- 
sun ve oral famura ahyorsun? 

"Hulle", lugatte kiymetli libas ma'nasina olup "hulel", onun cem'idir. "Ve- 
nal", yivisik camur demektir. 

539. "Senin her kanadini aixMden ve makhullukien dolayi hafizlar mushafm 
arasina koyarlar." 

"Tayy", diirmek demektir. "Tayy-i mushaf", Kur'an-i Kerim sahifelerinin 
bukumu demek olur. Ya'ni, "Senin guzel kanatlanm aziz ve makbul addedip 
hafizlar kelam-i kadimin sahifelerinin bukiimune koyarlar." 



AHMED AVNi KONUK 

•^ \j* ^j* ^ y" j, j' >uo_^ ti'j* dkj£ jM 

540. "jfaideli hevdnin tahriki icin senin kanadindan yelpaze yavarlar." 

[540] 

541. nr Bu ne ?iifiursu2lufe uefnej korkusuzluktur? Sen hilmez misin onun nak- 
ka§i kimdir?" 

542. ^fi/iuJ hiliyorsun ve hir naz ediyorsun, hasden hir hrazi kal' ediyorsun. 

"Tiraz", liigatte kaytan ve sirma gibi §eyler ile elbiselere dikilen siisler ve 
zmetler ma'nasinadir. Turkce'de muharref olarak "tirtz" derler. "Naz", §ive 
ve istigna demektir. Ya'ni hakim tavusa diyor ki: "Senin bu viicudunu nak§ 
ve tasvir eden Halik'tir, nicin onun bu lutfuna kar§i §iikretmiyorsun ve kiif- 
ran-i ni'raetten korkmuyorsun? Sen bunlan bilmiyor musun? Yahud biliyor- 
sun ve fakat Halik'ina kar§i naz ve istigna gosteriyorsun. Kasden bu viicu- 
dundaki miizeyyenati kopanyorsun." Nitekim Sebe' §ehri halkimn yaptigi 
gibi niam-i ilahiyyeden kendini miistagni addediyorsun. Ehl-i Sebe'in bu 
kissasi III. cidin 285 numarah beytinden i'tibaren zikrolunmu§;tur. 

»Li ~Zs~ j\ \j tJjj y> jl&I ohf dT h£ *£ Ijlj L~i (j\ 

543. Gy himse, ne kadar cok naz edici vah der hi, o gunah olur, hendeyi sahin 
goziinden dusuriir. 

"Besa"daki elif taacciib elifidir. "Naza"da elif failiyet icmdir. "Naziden" 
masdannin emr-i hazmna lahik olmustur. Ya'ni, "Ey kimse, ne kadar gok naz 
edici vardir ki, o naz gunah olur ve kulu sah-i hakiki olan Hakk'in nazar-i 
inayetinden dusuriir." 

544. OVaz etmek seherden daha nos gelir, fakat onu ax $igne ki yiiz haiar tuiar. 

Ya'ni, "Naz ve istigna gostermek nefse §ekerden daha ho§ gelir. Fakat o 
sekeri az cjgne ki, o naz ve istignamn gok tehlikesi vardir. Zira lutfun ziddi 
kahirdir. Hakk'in lutfundan kendisini mustagni addeden kimseye onun ziddi 
olan kahr-i ilahi teveccuh eder ve bir abd-i aciz kahr-i ilahiye nasil mukave- 
met edebilir?" Beyt-i §erifde "az gigne" ta'biriyle bir hakikate i§aret buyrulur. 

^m 

5 ^P S 



MESNEVt-I §ERiF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

da budur ki, eger abdin nefsinde lutf-i Hakk'in mebzuliyetinden dolayi 
bagy ve isyan ve azginhk zuhur ederse oyle bir abd hakkinda kahir daha ha- 
yirhdir. Nitekim ^jtii j> >>J .jCj 'S*j)\ Cam '.kJ 'Jj (§ura, 42/27) ya'ni "Eger Al- 
lah Teala nzki bast etse yefyuzunde elbette bag! olurlar idi." ayet-i kerime- 
sinde bu ma'naya isaret buyrulur. Binaenaleyh boyle bir kul mahza nefsinin 
lslahi igin lutuftan istigna eder ve bu niyet ile bu istigna ona hos gelir. Me- 
nakib-i evliyada bunlann naziri vardir. Fakat boyle de olsa hos. gelen istigna- 
yi cok yapmayip Hak Teala hazretlerine lutuf icjnde nefsinin islShini niyaz et- 
mek, elbette nazlanmaktan evladir. 

jLw „j d\l j jf J>j\i Jy jLoolj d\c~* M^.\ 

545. niyaz yolu vmin-abaaair . OJazlanmayi ierk ei ve o yola cLuziiV. 

"!min", "amin" kelimesinin imale olunmusudur. "Abad", ma'mur olan 
mahal demektir. "Imin-abad", emniyet ile ma'mur olan mahal demek olur. 
Ya'ni, "Niyaz yolu emniyet ile ma'mur olan bir mahaldir ve onda asla tehli- 
ke yoktur. Binaenaleyh her ne suret ve niyet ile olursa olsun nazlanmayi terk 
et ve niyaz yoluna diiziil ve o yolda kat'-i mesafe et!" 

JL_, xi, ^S dTj OT^^I jf-T JL j j, ij iSjJ >' ^ c£l 

546. By kimse, ne cok naz getiricilik perr u ball vurdu. jAhirii'l-emr o kimse 
iizerine agir yuk oldu. 

"Vebal", liigatte "agir yuk" ma'nasinadir. Ya'ni, "Ey salik, ne kadar 50k 
nazlanicihk tarik-i Hak saliklerinin kolunu kanadim kirdi ve nihayet onlann 
iizerine lutfun ziddi olan kahr-i ilahi agir yuk oldu." 

547. C/Vftzm quzelliai qerci bir dem seni yukseltir; onun muzmer olan korkusu 
ve havfi seni eritir. 

"Gerci naz ve istignamn giizelligi seni bir dem akran ve emsalin arasinda 
yukseltir. Fakat onun altinda gizli olan kahr-i ilahinin tecellisi korkusu seni 
eritir." Zira Hakk'in cemalinde celali gizli oldugu gibi celalinde de cemali giz- 
lidir; ve tecelli-i lutfiyi tecelli-i kahri ta'kib eder. Alemin hey'et-i mecmuasi bu 
tecelliyat-i mutekabile altinda zebundur; ve tecelli-i kahrinin §iddetine ta- 
hammul giigtur. 



Ppf 3 " AHMED AVNl KONUK 

548. IBu nii/02 ^erpi 2ci/t/ e^er; sa^ri, hedr-i enver cjibi yapar. 

Binaenaleyh niyaz ve acz ve iftikar yolunu ihtiyar et! Gergi bu niyaz seni 
aciz ve zayif ve miskin yapar. Fakat senin batimm ayin on dordu gibi pek 
nurlu bir hale getirir. 

549. C/vladernhi oliiden diriyi di$anya feher, her him olu oldu ise o re$ed tuiar. 

"Re§ed", hayir, rahmet ve hidayet ma'nalanna gelir. Ya'ni, "Naz ve istig- 
na dirilik; ve niyaz ve acz oliiluk halidir. Mademki Hak Teala oliiden diriyi gi- 
kanyor, her kim niyaz yoluna gidip oluluk hali olan acz ve iftikan ihtiyar 
ederse, o kimse rahmet ve hidayete nail olur." Bu beyt-i §erifde sure-i Al-i 1m- 
ran'da olan 'JJ\ ^ o!ji ^>j'j c^j'i '# 'JJ\ £>j, (Al-i imran, 3/27) ya'ni "Ya 
Rab, sen oliiden diriyi ve diriden oliiyii gikanrsin"; ve keza sure-i Rum'da 
olan j^Ji '^ c^Ji ^>Jj clJi 'j* *^Ji £>J (Rum, 30/19) ya'ni "Hak Teala olii- 
den diriyi ve diriden oliiyu gikanr" ayet-i kerimelerine i§aret buyrulur. 

550. unademhi diriden oliiyii pkanyor, did nefis oluluk iarafina ieveccuk eder. 

Ya'ni, yukandaki mezkur olan ayet-i kerimeler miicibince Hak Teala ma- 
demki diriden dahi oliiyii gikanyor, naz ve istigna ile diri olan nefis dahi olii- 
luk, ya'ni niyaz ve acz tarafina tevecciih eder ve Cenab-i Hakk'a acz ve mes- 
keneti arz eder; ve o vakit rahmet ve hidayete nail olur ve tecelli-i kahri al- 
tinda zebun kalmaz. 

■^ ^>Jj* 'V uO """"J *U**)t ^\ ^J~> \j j£ tiy 

551. Olu ol, la hi diri Qikarta olan Samed hu oliiden hir diriyi difanya fletir- 
sin! 

"Samed", esma-i hiisnadandir. Ma'nasi her bir hallerinde mahlukatin 
kaffesinin muhtag oldugu zat-i ecell ve a'la demektir. "Ey salik, olii ol, ta ki 
^Ji g-jL (Riim, 39/19) ayet-i kerimesi miicibince "Oliiden diri gikanci" olan 
Samed senin niyaz ve acz ve meskenet ile olii olan nefsinden bir diri gikar- 
sin! Ya'ni diri olan ruhunun ahkamim sende zahir kilsin! 



MESNEVl-t §ERlF §ERHt / IX. CiLT • MESNEVl-5 • 

. M> gW J*. <J>/ JJ j^ g}^ y a-i iSy^ <J> 

552. ^TCif olursan sen hahann ikracim floriirsun. Qece. olursan, guniiiziin Paci- 
ni goriirsiin. 

"Ilac", idhal etmek, girdirmek. Birinci misra'da sure-i Rum'da vaki' Ji>Jii 
(vy 'JJ '^j'ui ^ Li/ aJJi cuU-j jiiT (Rum, 30/50) ya'ni "Allah'in rahmetinin 
eserlerine nazar et! Kis' sebebiyle oldiikten sonra arzi nasil diriltir?" ayet-i ke- 
limesine; ve ikinci misra'da dahi sure-i Fatir'da vaki' jifJi ^yj jQh ^ JJW ^y 
jjui ^ (Fatir, 35/13) ya'ni "Allah Teala geceyi gunduze ve gu'nduzu geceye 
idhal'eder" ayet-i kerimesine i§aret buyrulur. Ya'ni, "Sen varlik ve enaniyet 
sermayesi olan zahiri hiinerlerine ve zekavetlerine ve mahna ve mansibina 
magrur olmayip da, ki§ mevsiminde baglann ve bahgelerin ggeklerini ve yap- 
raklanm ve meyvelerini ihfa ettikleri gibi, ihfa edersen ve kis. gibi olursan, 
rahmet-illahiyye asan olan sifat-i ruhiyyenin ihracim goriirsiin; ve gece gibi 
hal-i siikun icjnde bulunursan, giinduz gibi olan ruhunun, nefs-i muzlimin 
iizerine idhalini goriirsiin. 

553. OCanaii Ito-parma, o kanaAi ki yama habul etmez. Cy auzA yiizlii, azaaan 
yiizHnii tumalamal 

"Aza", musibete sabretmek ve siddet ve sikinti senesi ma'nalannadir. 
Ya'ni, "Ey siiluk ile kalbi musaffa olan salik, esha-i siilukte sana vaki' olan 
tecelliyat-i latifeyi bana enaniyet ve varlik veriyor miitalaasiyla kalben red- 
detme! Bu hal tavusun kanadim koparmasi kabilindendir; ve Halik'ina kar§i 
naz ve istigna olur. kanadi koparma, zira kahr-i ilahi gelir ve kopardigin 
kanatlar yama kabul etmez, ya'ni riicu' ile yerine gelmez. Ey kalbinin yiizii 
guzel olan salik, o yiizii musibete sabir cihetinden olan birtakim efkar ile tir- 
malama!" 

Bu beyt-i §erifin ma'na-yi latifi bir menkibe ile daha iyi anlagilir. NefeM- 
tu'1-Uns'de mezkurdur ki: Ebu'1-Hayr Tinati (k.s.) hazretleri esna-i sulukiin- 
de Cenab-i Hakk'a kar§i ahd edip demi§ ki: "Ya Rab, bundan sonra elimi arz- 
dan nesv ii nema bulan §eylere uzatmayayim ve yerden biten §eylerden ye- 
miyeyim! Ancak bana fazhndan gonderdigin seyler ile gidalanayim". On iki 
gun gegti, elime bir yiyecek gecmedi. Ondan sonra kuvvetsiz kaldim. Nama- 
zin sunnetlerini ve nafilelerini kilamadim. On iki gun daha farzi kildim. Son- 

^^ 

5 £P? 



AHMED AVNt KONUK 

ra ayakta duramadim. Farzlan on iki gun oturdugum yerde kildim. Ondan 
sonra oturmaktan dahi aciz kaldim. Baktim ki farzlan dahi eda edemeyece- 
gim, Cenab-i Hakk'a niyaz ettim. Onumde iki ekmek zahir oldu. iki ekmek 
bana geceden geceye gelirdi. Ondan sonra bana gaza igin hudud-i memleket 
tarafma gitmeme i§aret olundu. Oraya gittim, bir cuma gunii mescide girdim. 
Bir kimse Zekeriyya (a.s.)m kissasini soyliiyor ve onun agaca girdigini ve 
kafirlerin onu testere ile bictiklerini ve onun bu belaya sabrettigini beyan edi- 
yor idi. Icjmden dedim ki: "ilahi, cenab-i Zekeriyya pek sabirli bir zat imi§, 
eger beni de mubtela edersen, ben de sabrederim." Oradan Antakya'ya git- 
tim, dostlanm bana silah verdiler. Silahlan alip hudud boyuna gittim. Dug- 
mandan korkup siperde durmadim.Gunduzun di§anda bir ormanda olurdum 
ve gece deniz kenanna giderdim ve orada sabaha kadar namaz kilardim. Bir 
gun sabah vakti o ormanda goziime bir agac, tesadiif etti. Yemisteri kizarmis. 
ve ba'zilan da ye§il idi ve iizerine gig du§mu§ parlar idi. Bana latif goriindu 
ve ahdimi unuttum, elimi agaca uzattim, topladim. Birkagini agzima koydum, 
birkagi da elimde idi. Ahdim hatinma geldi, agzimdakileri tiikuriip attim. Ve 
elimdekileri de etrafa sagtim. "Mihnet ve bela vakti geldi!" diye bir tarafta 
oturup bekledim. Elimi ba§ima koyup du§iiniirken bir boliik ath ve piyadeler 
etrafimi ku§attilar. Beni alip deniz kenanna getirdiler. Gordum ki oramn emi- 
ri at iizerinde duruyor. Oraya elleri bagh birtakim adamlan da getirmi§ler. 
Emirin huzuruna getirildigim zaman bana, "Sen kimsin?" diye sordu. "Al- 
lah'in kullanndan bir kulum!" dedim. elleri bagh olanlara "Bunu tamyor 
musunuz?" diye beni sordu. Onlar da: "Hayir, bilmiyoruz!" diye cevab verdi- 
ler. Meger bunlar kutta'-i tarik imi§ler. Bir giin evvel yolculan soymu§lar 
imi§. Emir dedi ki: "Bu sizin reisinizdir, kendinizi feda edip bunu ele vermi- 
yorsunuz". Ba'dehu emredip hirsizlann birer ellerini ve ayaklanm kestiler. 
Nobet bana geldi, o zat "Uzat elini!" dediler, uzattim, kestiler. Ayagim da uzat 
dediler, ayagimi da uzattim ve yuzumii goge tutup: "ilahi, elim gunah yap- 
mi§tir, ayagimin ne giinahi vardir, dedim?" Ansizin onlann iginden bir ath 
derhal kendini yere atti ve dedi: "Yahu! Ne yapiyorsunuz? Bu adam filan sa- 
lih adamdir, Ebu'1-Hayr Tinati'dir. Goklerin iizerimize yikilmasim mi istiyor- 
sunuz?" Emir kesilen elimi yerden kaldinp optii ve beni kucaklayip agladi. 
Bana: "Helal et!" dedi. Cevaben ben dedim ki: "Ben sana ibtidadan helal et- 
tim, bu bir gunah istemis. el idi, kestiler". Ondan sonra agladim ve dedim: 
"Bundan daha biiyiik ne musibet olur? Hem elim kesildi hem de iki ekmegim 
°limden gitti!" 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

i§te goriiliiyor ki ehl-i siilukiin boyle yama kabul etmeyen naz ve istigna- 
dan tevakki etmesi lazimdir. tmdi bu ebyat-i §erifede "tavus kanadi"ndan 
murad, hem niam-i maddiyye ve hem de niam-i ma'neviyye olmus, olur. 

554. Oyle bir yiizii ki kusluk vaktinin Q&nesi gibidir; oyle yiizii tirmalamak ha- 
taau. 

Oyle parlak ve musaffa olan kalbinin yiiziimi naz ve istigna ve kahr-i ila- 
hfye mukavemet fikriyle tirmalamak hatadir. Salike lazim olan emr-i ilahiye 
mutabaat ve nehy-i ilahiden ictinab ve nefsinin arzulanna muhalefet ve el- 
taf-i subhaniyyeye muterakkib olup her bir haline sukretmektir. Ve Halik'ina 
karsi niyaz ve arz-i meskenet etmektir. Ve *> LJ au» V u iL; % bj (Bakara, 
2/286) ya'ni "Ey bizim Rabbimiz, bize takatimiz olmayan §eyi yiikleme!" di- 
ye yalvarmaktir. Binaenaleyh sabreder de me'cur olurum ve terakki ederim 
diye kahr-i ilahiyi celbedecek fikirlerden salikin ictinab etmesi lazimdir. Nite- 
kim Hz. Omer ibnii'l-Hattab (r.a.) hazretleri tarafindan rivayet buyrulan ha- 
dis-i §erifde <-y^ u \ i i^i -^^-js ju; *u\ ou ^jji j j^ji j ^u ya'ni "Din- 
de taammuktan sakinimz, zira Allah Teala onu kolay yapti. Binaenaleyh din- 
den takatiniz olan §eyi ahzediniz!" buyrulur. tmdi din emrinde salikin taam- 
muk-i fikr etmesi mahzurlu olunca diinya emrinde taammuk-i fikrin salik icjn 
ne kadar muzir oldugu muhtac-i izah degildir. 

555. Oyle yiiz iizerine hrnak yarasi kafirliktir. ,Zira aym yiizii onun firakin- 
ia agladi. 

Ya'ni, bir salikin kalb-i safimn yiizii iizerine fena fikir tirnaklannm yarasi 
kafirliktir; ve naz ve istigna yiiziinden kufran-i ni'mettir. Zira kalb-i insan 
zat-i Hakk'in bilciimle esma ve sifatiyla zuhuruna miisaid olan bir aynadir; 
ve zahiri ayin yiizunde ise bu isti'dad yoktur. Binaenaleyh ay bu mertebe-i 
insaniden aynlmis oldugundan dolayi agladi. 

556. ^ahtd sen ken&i yiiziinii fl'ormiiyorsan inad diisiiniicii olan huyunu ierk et! 

"Lecac", inad etmek; "lecac-endi§" vasf-i terkibldir, "inad dusunucu" de- 
mek olur. Ya'ni, "Ey salik, yahud sen naz ve istigna etmiyorsun da kendi kal- 

^^ 



AHMED AVNt KONUK 

binin yiiziinu gormuyor ve onda boyle bir ayna olmak isti'dadi bulundugu- 
nu idrak etmiyorsun. Sen kendi idrakin ve ictihadin dairesinde hareketten 
vazgeg de sahib-i ir§ad olan kamillerin nasihatini kabul et ve inad dii§unucu 
olan huyunu birak!" 

OsJLj*- iyt>^» ^y^A LfJ j>i jl A.i i o j a* l j-^J J^S iL» j \ju& 4>Jl OLj ji 

JL*Z j JJU ^b j£ JS\ as- f\ j£ JJu\j ^.y u;j~r ^JiJjj y. 

Onun beyamndadir ki, safa ve nefs-i mutmainnenin sadeligi 

fikirlerden mu§ewes. olur. Nitekim ayinenin yuzune bir §ey yazarsm, 

yahud nak§edersin, egerci onu silsen leke ve noksanlik kahr 



557. Cesedde nefs-i mutmainnenin yuzix fikir hrnaklannin yarasim peker. 

Ma'lum olsun ki, insanin zahiri cesed ve batini kendi nefsidir; ve bu nef- 
sin mertebeleri vardir. Birinci mertebesi nefs-i emmaredir. Bu nefis daima 
kendi hazzina ve lezzetine muteveccihdir ve kendisini hicbir kayd lie mukay- 
yed bilmez. Kibir, uciib, kin, hased, gazab, §ehvet ve buhl gibi bircok fena si- 
fatlan ho§ goriir; ve bu sifatlann hukmimii icra ettigi vakit haz ve lezzet du- 
yar ve bunlardan asla nedamet etmez. 

tkincisi nefs-i levvamedir. Bu nefis kendisinde nefs-i emmare ahvalinden 
bir hal zahir oldugu vakit pi§man olur ve kendisini levmeder. 

Ugiincusii nefs-i mulhimedir. Bu nefis terbiye ile oldukga kesb-i safvet et- 
mi§ ise de, zemmden ve medihten surur ve kabul-i halktan mahzuz olur. Bu- 
nunla beraber onda muhabbet-i ilahiyye galibdir. Meratib ve makamat-i 
ma'neviyye gibi huzuzat-i ruhaniyyeye mutemayildir. 

Dorduncusu nefs-i mutmainnedir. Nefis ewelki ahvalden tecerriid edip saf 
ve sade olmustar. Fakat ba'zi havatir ve inkann tehacumatina ma'ruzdur ki, 
bu havatir ve inkar onun safvetini ve sadeligini bulandinr. Cenab-i Pir efen- 
dimiz bu beyt-i §erifde o fikirleri tirnaklara tesbih buyurmu§tur. Bunlann defi 
ve hal-i safvet ile kamilen Hakk'a teveccuh lazimdir. Nitekim ayet-i kerime- 



MESNEVM §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVt-5 • 

de %^y V>C ^j J\ i^-j 1 £uO ^i i*oi C (Fecr, 89/27-28) ya'ni "Ey nefs-i 
mutmainne, raziye ve marziyye olarak Rabbine rucu' et!" buyrulur. Bu 
ma'na I. cildin 576 numarah beyt-i §erifinde de gegti. beyt-i §erifde: 

Ya'ni "ircii hitabim i§itmek igin dilsiz ve kulaksiz ve fikirsiz olunuz!" buy- 
rulmus. idi. 

0W- ijjj J*j<j" ji -Lil^^ Ob ^j jj ^\j s> £j£i 

558. IXofii fikri zehir dolu tirnak bil! ^Taammuktan canin yuziinii tirmalar. 

"Kotu fikif'den murad Hakk'a hicab olan maddi ve ma'nevi fikirlerdir ki, 
bunlann her bin zehirli tirnak mesabesindedir. Salik bu fikirleri ta'mik ettik- 
ge ruh-i safin yuziinii tirmalar ve onun saf olan yiiziinde zehirlenmis yaralar 
agar. 

559. IMiie-i i$kali a$mak i$in alhnli heli -pisliije aimi$tir. 

Ya'ni, "Bu fikir sahibi olan kimse altindan ma'mul olan bir bel mesabesin- 
deki akil ve idrakini necaset mesabesinde olan ma'nasiz bir flkre saplamishr; 
ve mu§kil goriinen bir ukdeyi ve dugiimu agmak igin o fikri ta'mik eder ve 
karistinr durur." Ma'lum olsun ki, bu ma'nasiz fikirler hem maddi ve hem de 
ma'nevi olur. Maddi fikirler, mesela fakr u zaruret isabeti korkusuyla eldeki 
servetin tezyidi esbabini diisunmek ve hayat-i uhreviyyeye faydasi olmayan 
ulum-i zahiriyyeyi ta'mik etmek gibi tedbirat-i dunyeviyyeye mutealhk olan 
efkardir; ve ma'nevi fikir, ahkam-i diniyyede ma'nasiz ta'mikattir. Mesela sa- 
bah namazimn iki ve ogle namazinin dort ve ak§amin ug rek'at olmasindaki 
sebeb nedir diye diisuniip ta'mik etmek bu ciimledendir. Nitekim cenab-i 
§eyh-i Ekber hazretleri Tedbimt-i Mhiyye' nin mukaddimesinde soyle buyu- 
rurlar: cJj\ ^L-ii j j±-\ j4 ^JL^jJ jl-b ^ ULij ^uii J\ >a ^J*- ^ JJjJi ^Jkj iiu. 

jkj |»L* j <Jp aUI ( _jL s tf <il «.}U<«JI tj*yj ^/ j^'j id-* j *$\ j *Jp *^ <J~* *^' J.j-'j 'jJ •— ^ 

juji l. V j jJ-Ui u Ya'ni "Harigten taleb-i delilden sakin, maarice iftikar et ve 
delili zatin igin zatindan taleb eyle! Hakk'i zatinda bulursun. Gdrmedin mi ki 
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz'in niibiiweti sabit oldugu ve niifus-i ukalada 
(s.a.v.) Efendimiz'in nefsinin hevasindan degil, Allah Teala canibinden nu- 



AHMED AVNl KONUK 

tuk ettigi istikrar eyledigi vakit, nkk-i inkryad ve teslime dahil oldular. Ve on- 
Iar iizerinde vazaif-i teklif mutasarnf oldu. Ve onlar delili nedir ve illeti nedir, 
diye sual etmediler." ,JL- j Jfj <o*. *a\ ju* ^Ji iji&- ^i «,u*«Ji ^ ^~* j\ j-u* J* 
dOi jSC ,j \j\ j u~ u a i« i( _ s i^^.j ( yu V( _ 5 i^i r )_, ^>li _, ^JiJi 01 *UJi u Ya'ni "Sa- 
habeden asla sadir oldu mu, yahud Nebi (s.a.v.) hazretlerine ogle ve aksam 
namazlanmn illeti nedir? [Nigin] ba'zisinda sirran ve ba'zisinda cehran oku- 
nur? diye sorduklan isjtildi mi? Biz i§itmedik ve bu vaki' olmadi." 

560. By muntehi, ukdeyi actlmis tut, bos kese uzerine siki bir duflumdur! 

"Muntehi"den murad, ulum-i resmiyye derslerini okuyup bitirmi§ ve icazet 
almi§ olan kimsedir. "Ey muntehi olan alim-i zahiri, ulum-i resmiyye mesaili- 
nin ukdeleri ve dugiimleri agilmi§ farz et de kalbini bunlarla me§gul etme! Bu 
ukdeler bos. kese uzerine baglanmi? olan siki dugumdiir ve kdr diigumdur." 

561. ^Dugumleri armada sen ihiiyar oldun. r Diger birkac ukdeyi de acdmis tut! 

Birtakim ulum-i zahiriyye mesailinin dugumlerini acmakta ve mu§killeri- 
ni halletmekte dmrunii sarf edip artik ihtiyar oldun. Henuz halledilmemi? 
olan bu nevi'den olan birkag ukdeyi ve mu§kili de agilmis, ve halledilmi§ farz 
et! 

562. IZir dugum ki, o hizim boflazimizm iizerinde sikidir. ISudur ki, hilesin ki 
dent misin, yahud tali'li misin? 

"DiigunTden murad, mechul olan mes'eledir. "Has"den murad, §aki ve 
"nik-baht"dan murad, saiddir. Ya'ni, "Bizim bogazimizin iizerinde olup bizim 
cemi-i ahvalimize hakim olan ve siki bir dugiim ve mes'ele-i meghule vardir. 
da budur ki, ezelde senin ayn-i sabiten §ekaveti mi yoksa saadeti mi taleb 
etti?" iste sence halledilip bilinecek mes'ele budur. Zira hatimen, fatihan iize- 
rine olur. 

563. Bger adam isen hu iskali hallet! Gfier adem nefesli isen bu nefesi hare et: 



MESNEVt-1 §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

Ya'ni, eger adem isen said misin yoksa §aki misin bu mu§kili hallet! Eger 
adem nefesli isen nefesini ve sozlerini ulum-i zahiriyyenin hayat-i diinyeviy- 
ye ile kaim olan bos ukdelerini ve mu§killerini hall igin sarfetme de insana 
mahsus olan bu nefesi hayat-i uhreviyyene lazim olan uluma sarf et! 

564. (5^'t/Sum ve arazm haddini hilmi$ tut 1 . DCendi haddini hil, hundan fare 
olmazi 

"Hadd", mantik ilmi istilahinda bir §eyin mahiyetine delalet eden sozdur 
ki, efradim cami' ve agyarim mani' olan ta'rtfdir; ve "a'yan" kendi zatiyla 
kaim olan §eydir ki, ona "cevahir" dahi derier; ve "araz" kendi zatiyla kaim 
olmayip kiyami, bir cevherin vucuduna muhtag olan §eydir. Ya'ni, "Ey salik, 
a'yamn, ya'ni cevherlerin ve arazin ta'rfflerini bilmek igin omriinu zayi' et- 
me! BUnlan bilinmis. farz et, zira bunlan ogrenmek senin hayat-i ebediyyen 
igin lazim bir §ey degildir. Esasen mantikta ve ilm-i kelamda bunlann ta'rif- 
leri nakistir. Mesela cevheri, "kendi zatiyla kaim olan §eydir," diye ta'rif eder- 
ler; ve arazi da, "kendi zatiyla kaim olmayip, kiyami bir cevherin vucuduna 
muhtag olan §eye derier." Bu surette bir "cisim" cevher ve onun boyu ve eni 
ve derinligi araz olur. Halbuki cismi, kendisinde tul ve arz ve umk olan §ey- 
dir diyerek arazlar ile ta'rif ederler; ve bu arazlar bir yere toplandiklan vakit, 
"cisim" te§kil ederler. §u halde "cevher" dedikleri cisim, arazlann hey'et-i 
mecmuasi olur. Binaenaleyh cismin cevherligi nerede kahr? Boyle dipsiz 
ma'lumat ile ugra§acagina kendi haddini ve ta'rifini bil ki, bunu bilmek senin 
igin garesizdir ve zaruridir. Zira <o J>^ x& *~z Jij. j» ya'ni "Nefsini bilen 
Rabbini bildi" buyrulmu§tur. Binaenaleyh eger kendi nefsinin haddini ve 
ta'rifini bilirsen sana pek lazim olan Rabbini bilmek faidesi hasil olur. 

565. Uaktaki kendi haddini hildin, hu hodden ha$! By toprak eleyici, nihayet 
hadsize eri§irsin. 

Vaktaki esbabina te§ebbiis edip kendi haddini ve nefsinin ta'rifini bildin, 
artik bu a'yan ve arazin haddinden ve ta'rifinden kag! Zira bu a'yan ve araz 
bu toprak kurenin miistemilatindandir; ve bunlann had ve ta'rifiyle me§gul 
olmak topragi elemek kabilindendir. Bunlardan vazgeger ve kendi haddini bi- 
lirsen had ve ta'rif] elfaza sifmayan Hakk'a erisirsin. 



AHMED AVNI KONUK 

566. Omiir mahmulde ve mevzu da gitti. IZasiretsiz omiir mesmuda gitti. 

"Mahmul" ve "mevzu"', ilm-i mantik istilahatindandir. Mantikgilar bir 
ciimledeki mahkumun-aleyhe "mevzu"', ve nahivciler "miibteda" derler. Ve 
mahkumun-bihe mantikgilar "mahmul" ve nahivciler "haber" tesmiye eder- 
ler. Mesela "Zeyd akildir" ciimlesinde "Zeyd", mevzu' ve miibteda ve "akil- 
dir" mahmul ve haberdir. "Mesmu'"dan murad, mantik ulemasindan bir 
mes'elede, filamn mezhebi budur ve filamn mezhebi de sudur diye vaki' olan 
rivayat-i mesmua ve menkuledir. Ya'ni, "Ey alim-i zahiri, omriin ilm-i man- 
tigin mahmulunde ve mevzu'unda gecti. Basiretsiz olarak omriin rivayat ve 
menkulati isftmekle ve dinlemekle gecti." 

567. ZH-er bir deM neticesiz ve esersiz hatd geldi, kendi neticene bak! 

Ya'ni bu alem-i faninin ahkam ve ahvaline ait olan delaili-i mantikry- 
yeden her biri bu alemin kendi gibi fani oldugundan neticesiz ve esersizdir 
ve batil ve faidesizdir, sen kendi neticene bak! Nesin, said misin yoksa §a- 
ki misin? 

568. Sani-i azimi bir mevzu dan gayri ile gormedin. uKiyas-i iktirani uze- 
re kani'sin. 

ilm-i mantik istilahinda kiyas iki kisimdir. Birisi "iktirani" digeri "istis- 
nai"dir. "Kiyas-i iktirani" odur ki, kendisinde neticenin aym veya aksi bilfiil 
zikredilmis. olmaz. Mesela "Alem masnu'dur ve her bir masnu'un bir sanii 
vardir, oyleyse alemin sani'i vardir" delili, bir kiyas-i iktiranidir. Ve "kiyas-i 
istisnai"de neticenin aym veya aksi bilfiil mezkurdur. Mesela "Eger bir sani* 
mevcud olursa, masnu' mevcud olur. Alem ise masnu'dur, oyleyse alemin 
sani'i vardir". Delilin bu §eklinde "eger" edat-i istisnasi oldugu igin "kiyas-i 
istisnai" demi§lerdir. 

Imdi bu iki delilde dahi ulema-i zahir sani'in viicudunu, masnu'un vucu- 
dunu gbrmeksizin bilemezler. Onlar miiessir olan Hakk'm varligim isbat igin 
esere muhtagtirlar. Eger masnu'un viicudunu gormeseler boyle bir kiyas-i ik- 
tirani tertib edip sani'in viicudunu isbat edemezlerdi. Binaenaleyh onlann na- 



MESNEVl-t §ERtF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

zarlan evvel emirde e§yayadir, Hakk'a degildir. Ewela e§yayi goriirler, on- 
dan sonra da Hakk'i goriirler. 

569. Jelsefi, vesaiita delaMen ziyade eder. <Safi i&e, onun aksi uzeredir. 

"FelsefT'den murad, ilm-i kelam ve ilm-i mantik erbabidir. Zira ulema-i 
ehl-i siinnet felsefiyyati dorde taksim edip hesab, hendese ve mantik ve 
ilm-i kelamdir demister; ve hesab ve hendeseyi mubah ve ilm-i kelam ile 
mantigi mezmum ve haram bilmiglerdir. thyau'1-Ulum' da ve gir'a'da ve 
Mi§katta boyle zikrolunur. §u halde muamelat-i diinyeviyyenin tanzimine 
hadim olan riyaziyatin tahsili muvafiktir; ve ilm-i kelam ve mantik ile id- 
rak-i hakaik miimkin olmadigi igin ulema-i islam onu bos. bir me§gale ad- 
detmiglerdir. Nitekim Gul§en-i Raz §erhinde Lahici §6yle buyurur: "Hiikema 
ve mutekelliminin i'tikadlan vech ile tarik-i istidlal ile idrak-i hakaik pek 
gugtiir; ve zat ve sifat-i miitealiye-i ilahiyyenin ma'rifeti bu tarikla miimte- 
ni'dir. Bizim birligimize vukaf emr-i tasawuri veya tasdiki ile bize hasil ol- 
mayinca vech-i ekmel iizere o emri tahsil etmek isteriz. Bu surette zihin el- 
bette matlubunu bulmak igin kendisinde mahzun ve mektum olan ma'la- 
mat canibine miiteharrik olur; ve bir ma'lumdan diger ma'luma geger. Ve o 
ma'lumata "mebadi" tesmiye olunmu§tur; Ve ondan sonra zihin o mebadi- 
de diger bir hareket daha yapar ve o mebadiyi o matlub olan meghulu bil- 
mege miieddi olacak terttb-i has ile miiretteb kilar; ve o tertib-i has matlu- 
ba tevecciihu ve zihnin baglardan tecerrudiinu ve aklin ma'kulat tarafina 
hiddet-i nazanm mustelzimdir. Bu cisimler ile beraber zatiyyat ve araziyat 
arasini layiki vech ile tefrik etmek lazim gelir. Yoksa hakaik mahfi kalir. Ni- 
hayetsiz zahmetten sonra ekseriya idrak-i hakaik-i e§ya avanz ve havass 
sebebiyle miimkin olmaz; ve sifat-i tenzlhiyye ve selbiyye ile Hak Teala'nin 
ma'rifeti tahsil olunamaz. Ve bu nevi' ilim, hayal ve vehmin §iikuk ve §u- 
biihatindan hall olmaz; ve bu tarikdan hakayika tamamen lttila' miiteazzir- 
dir; ve tahsil-i ma'rifet-i hakiki tasfiye ve tecliye-i kulub tarikinin gayn ile 
hasil olmaz. Tasfiye ise masivallahin nefyine mevkafdur. Zira nuku§-i ag- 
yar, zikir ve fikir ile goniil levhinden silinmedikce tevhid-i hakiki rakami 
onun uzerine yazilmaz. Medlulii edille ve berahin ile isbattan ibaret olan is- 
tidlal tariki, tarik-i tasavvu[fj hilafidir. Zira delil sahibinin nezdinde delil, 
medlulii muzihdir. Halbuki arifin indinde delil, medluliin hicabidir. Binaena- 



AHMED AVNt KONUK 

leyh delili ne kadar cok ibraz ederlerse medlul o kadar mahfl kahr; ve haki- 
katte kemal-i tevhid, gayriyetin nefyindedir. Qiinku -up oU^Ji ju j^yi\ JUT 
ya'ni "Tevhidin kemali O'ndan sifatin nefyidir" denilmi§tir. Ve alimin delili 
olan §ey arifin medluludur; ve mahcubun hicab-i didesi olan §ey, erbab-i 
§iihud nezdinde cemal-i mahcubun ayinesidir." 

imdi bu izahattan anla§ildigi iizere felsefi, ya'ni ilm-i mantik ve ilm-i ke- 
lam ulemasi Hakk'm varhgmi isbat etmek hususunda kendisiyle Hak arasina 
delillerden vasitalar koyup hicabini arttinr. Velakin erbab-i tasfiye ise bu ve- 
saiti birakip kestf ve suhud tarikiyle giderler. 

570. ^u, delilden ve hicabdan ka$ar. uWedlul i$in ha$mi yakasina aoturmustiir. 

"Bu kalbi Hakk'm gaynndan saf olan safi delilden ve kiyasat-i mantikry- 
yeden kacar. Delil ile isbat etmek istedikleri medlul ya'ni zat-i pak-i Hak igin 
ba§im yakasina ceker ve O'nun tecellisi igin usulu dairesinde murakabede bu- 
lunur." "Hicib", hicab kelimesinin imale olunmusudur. "Ser burden be-cib" 
bilkulliye zat-i Hakk'a miiteveccih olup O'nun tecellisine murakib olmaktan 
kinayedir. Zira delail-i akliyye mucib-i hicabdir. Medlule isal etmez. Qiinkii 
delil-i akli, vucudda sani' masnu'un gayn olduguna hukmeder. Binaenaleyh 
bu deliller Hak yolunun hicabidir. 

571. Qerci duman onun icin alexin deliliiir. Itizim icin dumansiz o ateste ol- 
mak hostur. 

"Duman"dan murad, masnuat-i kesifedir. "Ates/'ten murad, Sani'-i Hakim 
olan zat-i Hak'tir. Gercj duman atesm vucuduna delalet ettigi gibi bu masnu- 
at-i kesife dahi Sani'-i Hakim olan Hak Teala hazretlerinin viiciid-i latifine 
delildir. Fakat kesif olan duman saf olan atesm mu§ahedesine mani' bir hi- 
cab oldugu gibi, bu masnuat-i kesife dahi zat-i Hakk'm cemal-i ba-kemaline 
perde ve hicabdir. Binaenaleyh eserden miiessire intikaledenlerin imam de- 
lile mustenid olan iman-i gaybdir. Bu iman, hukemamn ve ehl-i zahirin ve 
avam-i mii'mininin imamdir. ^Ja ^y-ji 'cs-^ (Bakara, 2/3) "§unlar ki gaybe 
iman ettiler" ayet-i kerimesi mucibinc'e av'am bu iman ile miikellefdir. Ehl-i 
tasfiye ise <I)i 4j ^ °\J) (S& (Bakara, 2/115) ya'ni "Ne tarafa tevecciih eder- 
seniz Allah'in vechi vaki'dir" ayet-i kerimesi mucibince iman-i lyani ile mii- 



<^^> 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

kellefdir. Boyle olunca ehl-i tasfiye icin masnuat perdelerini kaldmp tecelli-i 
zat ate§i iginde mahv-i viicud etmek hostur. Nitekim I. cildin 1 792 numarah 
beyt-i serifinde bu ma'na soyle buyrulmus idi: 

"Ya'ni her kim ki onun namazinin mihrabi ayn oldu, onun iman tarafina 
gitmesini ayip bil." 

Bu beyt hakkindaki izahat orada gegti. Cenab-i §eyh-i Ekber hazretlerinin 
Fususu'l-Hikem'de "Aleme nazar etmeksizin Sani'e ilim mumkin degildir!" 
buyurmalan ewelki ma'naya goredir. 

572. Uiususiyle. hu aie§ ki kurh ve vila cihetindendir, hize dumandan daha ya- 
kmdu. 

Hususiyle bu zat-i lattf-i Hak oyle bir zat-i celiledir ki, yakinlik ve mu- 
habbet cihetinden bize bu esya-yi kesifeden ve masnuat-i muhtelifeden da- 
ha yakindir. Nitekim ayet-i keriraede j»JJ\ J^- 'j* *JJ v'J' oK> (Kaf, 50/16) 
ya'ni "Biz ona sah damanndan daha yakiniz" buyrulur. Binaenaleyh zat-i 
Hakk'i e§yadan bir sey ve masnuattan bir masnu' olan kendi vucudunun 
haricinde aramak ve onu isbat igin birtakim deliller irad etmek yakinda olan 
bir §eyi uzaklarda aramak gibi bir gaflet olur. insanm en biiyiik hicabi ken- 
di viicud-i mevhumunu isbat etmektir. Kendi vticud-i vehmisinden kurtul- 
dugu vakit nazannda Hakk'm viicudundan baska kalmaz. Nitekim III. cildin 
4500 numarali beyt-i §erifinde §6yle buyrulmus. idi. 

^ — ^J t/->* cr^ J 1 J>- ^>} c~^ij j-* aj ^ *i ._>> 

"Kurb, ne yukan ne asagi gitmektir, kurb, varhk hapsinden kurtulmaktir". 

Hiikema ve ulema-i zahir e§yanin viicudunu nefsu'l-emrde mevcud gor- 
duklerinden kurb ve ihata-i zatiyi kabul edemezler. Qimku onlann i'tikadina 
gore iki viicud vardir. Birisi Hakk'in, digeri halkin viicududur. Eger kurb-i za- 
tiyi kabul etseler, hulul ve ittihad lazim gelir. Halbuki ehl-i hakikat nazann- 
da iki viicud yoktur ki hulul ve ittihad lazim gelsin! Hz. Pir efendimiz bu kur- 
biin halini akla takrib igin IV. cildin 3671 numarali beytinde soyle buyurmus- 
lar idi: 



c $p !) 



AHMED AVNl KONUK 

"Senin aklinin sana keyfiyetsiz olan kurbii vardir. Solda ve sagda ve ar- 
kada veya yuz oniinde degildir." 

573. Omii camn iahyilahndan Aolayi candan iuman tarafina gitmeh. siyehkar- 
Uh olur. 
"Tahyil", bir adama su'-i zan etmek, bir adamin simasindan hayir ve ke- 
rem ve necabet teferriis ve iz'an etmek; ve bir seyden zarar endisesiyle havf 
ve ihtiraz etmek ma'nalannadir {Ramus). Burada iicuncii ma'na miinasibdir. 
Birinci misra'daki "can"dan murad, zat-i Hak, ikinci misra'daki "can"dan 
murad dahi ruh-i miidriktir. Ya'ni Halik. ile mahlukat arasinda gayriyyet-i 
mutlaka yoktur. Belki melhuz olan gayriyet i'tibaridir; ve hakikatte kurb ve 
ayniyet vardir. Bu esyanin viicud-i Hakk'in gayn olmasi ruh-i miidrikin tah- 
yilati ve zarar gelir dugiincesiyle vaki' olan havfidir. Zira ruhda hudus dam- 
gasi oldugundan onda gayriyet zevki vardir. Binaenaleyh camn bu tahyila- 
tmdan dolayi viicud-i masnuat ve mahlukati zat-i Hakk'in vucudunun ve 
varligimn gayri goriip bu esyada Hakk'i miisahede etmekten kacmak siyeh- 
karhk ve kabahat olur. 

<** 

Resul (a.s.)m ^"i/i J LiUj '» Ya'ni "islam' da rahiblere 
mensub amel yoktur" kavlinin beyanindadir 



574. 'Jianadi haparma ve gonlunii ondan ko-par! £tra kl ha cihadin $arh aiuvv 
flelili. 
"Kanad"dan murad, muzeyyenat-i diinyeviyyedir ki, bu muzeyyenat Al-i 
tmran suresinde vaki' >J*jS\ '^ 5>jJi J=^\'j o^G »l~JI j* oi^-sJi L»- ^LU ^0 



MESNEVf-1 SERfF SERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 « 



CuJi sCJi '{f, jul iti'^'j fUiS/ij C'yl& jJJij Uuifj (Al-i tmran, 3/14) ya'ni "Ka- 
din Ve evlad ve'kantarlar ile'altin ve gii'mtis ve hunerli ve nisanh atlar ve 
hayvanat-i ehliyye ve ekin isteklerinin muhabbeti nas icjn tezyin olundu. 
Bunlar hayat-i diinya metaidir" ayet-i kerimesinde beyan buyrulmustur. Bu 
babdaki izahat I. cildin 2463 numarah beyt-i serifinden i'tibaren gegen beyit- 
lerde mezkurdur. Ya'ni, bu miizeyyenat ve tecemmulat-i dunyeviyyeden her 
biri tavusun suslti kanadi mesabesindedir. Bunlardan tecerriid etme! Zira ha- 
yat-i diinyeviyyenin ta'tili miinasib degildir. Belki kalbini bunlann muhabbe- 
tinden kopar! Nitekim I. cildin 997 numarah beyt-i serifinde: 

Ya'ni "Diinya nedir? Huda'dan gafil olmaktir. Meta' ve gumiis ve evlad 
ve kadm degildir" buyrulmus idi. Hak yolunun asiklanna bunlan atmak de- 
gil, bunlann muhabbetini kalbinden atmak lazimdir; ve bunlann muhabbeti- 
ni kalbinden atmak igin dahi miicahede lazimdir; ve miicahede ancak bu gi- 
bi miizeyyenatm viicuduyla olur. Zira bu muzeyyenatin muhabbeti ruhu 61- 
diiren diismandir. Binaenaleyh diismana karsi miicahede icab eder. Zira ki bu 
cihadin sarti diismamn viicududur. 

Jliul JLiLi iyj ^ji^ JU^« X«l *{&>r *yj j-^p dy? 

575. ^Diifman olmaiifli vakit cihdd muhul geld-i. <§ehvetin olmasa imtisal olmaz. 

Ya'ni, "Karsinda diisman olmadigi vakit cihad ve muharebenin imkani ol- 
maz; ve keza istek ve arzu olmasa emre imtisalin ma'nasi kalmaz." Mesela bir 
kimseye, toprak yeme! [diye] emr olunmaz. Zira insanda toprak yemeye me- 
yil ve arzu yoktur. Fakat, zina etme ve sarap igme! diye emrolunur. Qiinkii 
bunlar nefse hos gelir. Bunun gibi insanin muzeyyenat-i diinyeviyyeye meyil 
ve muhabbeti vardir. Binaenaleyh ey salik, nefsine hos gelen bu seylerin mu- 
habbetini kalbinden cikar ve bu hususta nefsin ile miicahede et, diye emrolu- 
nur. Nitekim Fihi Ma Fih'in 41 . fashnda cenab-i Pir soyle buyururlar: "insa- 
nin ragib olmadigi seyden nehy olunmasi sahih olmaz. Tas yeme, diken ye- 
me! demek sahih degildir; ve eger denilirse buna nehy tesmiye olunmaz." 

y J~>- Cj»-L>- <^- Syj dy»- it-*** 1 y Js" -*-*Lj Oy$- Syj j^> 

576. Senin meylin olmazsa sabr olmaz. Uiasim olmadigi vakit senin hayline 
ne hacet variu! 



*&$& 



AHMED AVNi KONUK 

"Hayl", burada "atli cemaat" ma'nasinadir. Ya'ni, ey salik, senin nefsinin 
meyli ve arzusu olmayan §eye karsi sabnn ma'nasi olmaz. Mesela susamis. 
olan bir adam su icmemek icin sabrettim derse dogru olur. Bu sozii susama- 
mi§ bir adam soylerse soguk ve ma'nasiz bir soz olur; ve keza dii§man olma- 
digi vakit siivari askerinin sevkine ihtiyag olmaz. 

l£ lj O^ C~~A C-iP 4&T j jj^ OUj ^0*- lj if- ^ C&A 

577. Sakin kendini hasiyy yapma, rahhan olma! Zira. ki if jet sehvete mer- 
hiindur. 

"Hasiyy", husyeleri gikanlmis kimseye derler, "hadim" demek olur. 
"Ruhban", "rahib"in cem'idir ve "rahib", hiristiyanlann abidleri ma'nasina- 
dir. Ya'ni, "Ey salik, Hakk'a ibadet edecegim ve §ehvetten ictinab edecegim 
diye kendini hadim yapma ve rahibler gibi olma! Zira ki Hakk'in makbulii 
olan sifat-i iffet sehvetin viicuduna baghdir. §ehveti olmayan bir kimsenin 
iffeti mevzu'-i bahs olamaz." Malum olsun ki, sifat-i nefsaniyyeden her bi- 
rinin ifrati ve tefriti ve i'tidali vardir. Ifrati ve tefriti mezmum ve i'tidali mak- 
buldiir. Mesela gazab sifatimn ifrati tehewiir ve i'tidali §ecaat ve tefriti ciibn 
ve korkakliktir; ve keza §ehvetin ifrati, §ereh ve azginlik ve i'tidali, iffet ve 
tefriti, humud ya'ni §ehvetsizliktir. Bunun igin cenab-i Pir efendimiz Fihi Ma 
■ Fih'in 21. fashnda "Hak Teala azze ve celle ince bir yolu Peygamber'e gizli- 
ce gosterdi. da nedir? Cevirlerini cekmek ve onlann muhalatini dinlemek 
ve onun iizerine sa'y etmek ve kendini miihezzeb kilmak igin kadin almak- 
tir" buyururlar. 

578. L/levadan hevasiz nehiy mu.mik.in olmadi. Olulere gazilik gostermek mum- 
kin degildir. 

Ya'ni, nefsin hevasi olmasa idi onu hevadan nehyetmek mumkin olmaz- 
di. Zira viicudu sabit olmayan bir §eyi nefyetmek abestir. Nitekim hareketten 
ari ve mukabeleden aciz olan olulere karsi gaza ve miicahede etmek mumkin 
olmaz. 

579. "Snfiku!" huyurdu. r Binaenaleyh hir kesh et, zira ki eski iradsiz masraf 
olmaz. 



s^P? 



MESNEVM §ERfF SERHl / IX. ClLT • MESNEVJ-5 • •"® > ^ 

Hak Teala hazretleri Kur'an-i Kerim'de "Enfiko!" ya'ni "tnfak ediniz!" bu- 
yurdu. infak ise mevcud olan bir maldan olur; ve mal ise kazanilmak sure- 
tiyle elde edilir. Zira ki ewelce elde bir trad olmaksizin hare ve infak mum- 
kin olmaz. "Enfiktt!" emrini mtibellig olan ayat-i kur'aniyye muteaddiddir. 
Ezciimle sure-i Bakara'da buyrulur: 'Ji o* jj & ^^jj £-• i^ iy-i"^ 1 W £ 
SpiIi Yj %- Yj *j '£> V * f ^ (Bakara, 2/254) Ya'ni "Ey mu'miriler, kendisinde 
bey' ve dostluk ve sefaat olmayan kiyamet giinu gelmezden ewel size rizk 
olarak verdigimiz §eyden infak ediniz!" 

580. aer$i "Gnfikuf'yu mutlak getirii. Sen "Oksibu siimme enfiku!" oku! 

Ya'ni, Hak Teala hazretleri <Li J^ J> i^f, (Bakara, 2/195) ya'ni "Allah 
yolunda infak ediniz!" ayet-i kerimesinde "Infak ediniz!" emrini mutlak ola- 
rak teblig buyurdu. Fakat infak, mevcud olan maldan olacagindan bu emrin 
altinda "tksibu!" ya'ni "Kazammz!" emri mustetirdir. Binaenaleyh sen bu 
ayeti okurken "Iksibu summe enfiku!" ya'ni "Kazammz, sonra infak ediniz!" 
ma'nasiyla oku! 

581. ^fiine oyledir ki, sah "Dsbiru!" buyurdu. liir ragbet lazimdir ki, onion 
yiiz $eviresin! 

Hak Teala hazretleri yine oylece sure-i Al-i Imran'da "Isbiru!", ya'ni "Sab- 
rediniz!" (Al-i Imran, 3/200) buyurdu. Sabredecegin seye kar§i kalbinde bir 
ragbet ve muhabbet lazimdir ki, onun iizerine dogru gitmekten nefsini hab- 
sedesin. Zira, tas yeme, sabret! denemez. Ciinkii kimsenin ta§i yemege rag- 
beti yoktur. Fakat susamis. olan kimseye, su igme sabret! denebilir. 

c~ jip d\\jj~j V d\ jl -x*j c— J_jfi ( b jt> jl \jf ^ 

582. Dmdi, "Oiiilu!" sehvet tuzagindan dolayidir. Ondan sonra " Jla tusrifu!" 
o, iffettir. 

Ya'ni, "Kulu!" "Yeyiniz!" (A'raf, 7/31) emri §ehvet tuzagindan, ya'ni be- 
serin cismi yemege muhtac. olup ona ragbet ettiginden dolayidir. Ondan son- 
ra "La tusrifu!" "Israf etmeyiniz!" (A'raf, 7/31) emri de o iffettir. Ya'ni yemek 
hususunda i'tidali muhafaza igindir; ve yemenin bir hadd-i mesru'unu ta'yin- 
dir. Zira hadd-i i'tidalden fazla yemek ifrat ve tebzirdir. Hie, yemeyip muhtac 



AHMED AVNl KONUK 

iken nefsin hakkini vermemek zuliimdiir ve tefritdir; ve vasat derecesi i'tidal 
ve iffettir. 

583. CAkademki onun indinde mahmuliin-bih olmaya, mahmulun-aleyhin viicu- 
du miimkin degildir. 

Burada mahmuliin-bih ile mahmulun-aleyh yukanlarda izah olunan ilm-i 
mantik lstilahatmdan degildirler. Matlub olan ma'na-yi lugavileridir. "Mah- 
mulun-aleyh", hammal ve mahmulun-bih, yiik demek olur. "Ledeyhi"deki 
zamir mahmuliin-aleyh olan kimseye rati' olup takaddum etmi§tir. Ya'ni, ha- 
mahn indinde yiik olmazsa o hamahn viicuduna hacet kalmaz. Mademki or- 
tada yiik vardir, hamala da ihtiyac. tabiidir; ve yuk hamahn vucudunu miis- 
telzimdir. Bunun gibi infak, kesbi ve sabir, ragbeti miistelzimdir. Binaenaleyh 
yiik olmayan yerde hamal ve kesb olmayan yerde infak ve ragbet olmayan 
yerde dahi sabra ihtiyac, kalmaz. 

\jPT JjU jy ij^O JjJ isjji \j j» iyj j~*3 £j oOj^- 

584. CMademki senin itin sabr rend olmaya, $art mevcud olmaz. Dinaenaleyh 
ceza nuzul etmez. 

Ya'ni, ey salik, sende nefsinin ragbet ettigi seye karsi sabretmek zahmeti 
ve me§ekkati olmazsa, ecir ve sevaba nail olmanm sarti bulunmamis olur. Bu 
surette sana ecir ve sevab dahi verilmez. Mesela §er'an haram olan §araba 
ragbeti ve igtihasi olan bir kimse mi'desinin hasta olmasmdan dolayi, doktor- 
lann tavsiyesi ve men'i iizerine §arab icmese, ona sabir denmez. Zira sihha- 
tine olan ragbeti saraba olan ragbetini kesr etmistir. Bittabi' bunun ecri ve se- 
vabi olmaz. 

585. O §art ne auzeldir ve o ceza, goniil ok$ayici, can arhran o ceza ne ho$tur! 

"§ada"daki elif, elif-i taaccubdiir, "ne kadar hos!" demektir. Ya'ni, o nef- 
sinin ragbet ettigi seylere karsi olan sabretmek sarti ne giizel sarttir; ve o gar- 
tin tahakkuku indinde goniil oksayici ve ruhun kuvvetini arttinci olan o ce- 
za ve ecir ve sevab ne kadar hostur! 



°£p? 



MESNEVl-1 §ERtF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 < 



c— 1 J*- ^ J>- J 1 tP^ J-* ^rV *^ 0L ji 

Onun beyanindadir ki, a§ikin amelinin Hak canibinden 
sevabi dahi Hak'tir 



586. jAfiklann faiimanligi ve gami O'iur. 61 kirasi ve hizmet iicreii dahi 
O'dur. 

Ya'ni, abd nefsinin muradini Hakk'in muradina feda ettigi vakit onun 
mukabilinde bir sevaba ve ecre nail olur. Ebrar ve ahyann amellerinin ceza- 
si cennetin ni'metleridir. Fakat asiklann sevabi ve ecri ise Hakk'in vechidir. 
Zira a§iklann maksudu ma'suk-i hakiki olan Hak'tir. Binaenaleyh a§iklann 
siiruru ve garni Hak'tir ve onlann el kirasi ve hizmet iicreti, ya'ni amellerinin 
sevabi dahi Hakk'in vech-i pakidir. 

587. Bcjer ma'sukun gayn hir iemasa olsa, ask olmaz. Tiir bos sevdaya mensub 
olur. 

Ma'lum olsun ki, abidler ve zahidler ahiretin talibleridir. Kendi nefislerinin 
hazziyla Hak'tanhicabdadirlar. Zira cennet hazz-i nefs makamidir. Nitekim 
ayet-i kerimede '^fJi Ji r j '^-Itit ^u u (& ' 3 (Zuhruf, 43/71) ya'ni "Cennette si- 
zin icjn nefsin i§tiha ettigi ve go'zlerin te'lezziiz ettigi sey vardir" buyrulur. im- 
di bunlar, zat-i Hakk'in gayn olan suver-i cinaniyyenin tema§asiyla mutelez- 
ziz olduklanndan ehl-i ask degildirler. Bu tema§a bir bos. hayal ve sevdaya 
mensub olur. Binaenaleyh a§iklann tema§asi her mevtinda vech-i Hak'tir, 
O'nun gayn degildir. 

588. JAsk o su'ledir ki o -parladtgi vakit, her ne ki baki olan ma'sukun gayn- 
dir, hev yakh. 



cs^s 



AHMED AVNl KONUK "^^U 

Ask, muhabbetin ifratidir ve bu ifrat-i muhabbet hakkinda ehlullah Jc ji*Ji 
*M j* 3j>h -x*i\ <_A» J £* j lii *iii ya'ni "A§k Allah'in atesidir, abdin kalbine dug- 
tup vakit Allah'in gaynni yakar" demislerdir. Cenab-i Pir efendimiz bu 
beyt-i serifde bu ibareyi nazma getirmislerdir. Bu sebeble cenab-i Mevlana 
(r.a.) hazretlerinin tarik-i alileri, tarik-i asktir. Nitekim Divan-i Kebfrlennde 
soyle buyururlar. Beyt: 

"Allah'i kirn tamr? La'dan kurtulan kimse tana. La' dan kirn kurtuldu? Bila-di- 
de olan a§ik, del" 

JjU ^"llinj^T ^ d\ j £j ji JjI^j j>- jj- J£ ji *)1 kj 

589. JZa kdici Diakk'vn gayrinin katlinde surdu. Ondan sonra hah ki 
la'dan sonra ne kaldi? 

Ya'ni, asik "la ilahe" kilincini Allah'in gayn olan esyaya kar§i salladi. Bu 
kihnci salladiktan sonra bak ki, "la ilahe"den sonra ne kaldi? 

590. "Dllallah" haki kaldi, hev aitti. <Saferin ey ortaklik yakia. olan kavt ask! 
Birinci misra' yukandaki sualin cevabidir. Ya'ni, asikm "la ilahe" kelime- 

sini zahiren ve batmen soylemesinden sonra onun nazannda ne kaldi? "tllal- 
lah" kelimesi kaldi. Nazannda butun keserat gitti. Ma'lumdur ki, "la ilahe il- 
lallah" kelimesinin zikrinde maksud olan sey lafiz degildir, onun ma'riasidir. 
Asik "la ilahe" ile kalb-i be§erde mutasarnf olan masivanin viicudat-i mev- 
humesini ve onlann muhabbetini nefy eder; ve "illallah" ile Hakk'in vucud-i 
hakiklsini ve onun muhabbetini isbat eder. Binaenaleyh Hak asjgimn tevhi- 
di viicudda §irk yakici olan bir tevhid olur. Velakin bir kimse nefsii'l-emrde 
masivanin siibut-i vucuduna i'tikad ettigi halde lisanen "la ilahe" dese onun 
bu kavli i'tikadina muhalif olur. Zira i'tikadinda nefyetmedigi §eyi lisanen 
nefyediyor; ve bu nefy-i kazibden sonra "illallah" kelimesiyle onun lisanen 
Hakk'in vticudunu isbat etmesi, iki viicudun isbatim intac ettiginden bu kim- 
se §irk-i hafide kalmis. olur. tste ehl-i zahirin tevhidi bu kadar! 

591. <!Muhakkak evvelin ve ahinn dahi O'iur. <§irki, sasinm gozunden gayn 
gorme! 



*#%&> 



MESNEVt-t §ERtF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVt-5 • 

Malum olsun ki, varlik asla tahdid ve ta'did olunamayan bir mefhum-i 
kulli olup onun ilerisi adem-i mahzdir; ve ademin asla sahasi yoktur. Eger ol- 
sa viicud olurdu. Adem ancak vucudun mukabili olarak zihinde tahayyiil olu- 
nan bir ma'nadir. Viicud bir nur-i muhitdir. Nur kendi zahir ve e§yayi muzhir 
oldugu gibi, viicud dahi kendi zahir ve e§yayi muzhirdir. Me§hud olan e§ya- 
da en evvel nazara carpan varliktir. Her §ey "var"dan var olur. Yoktan higbir 
§ey gikmaz. Binaenaleyh esjada vann varligindan baska higbir §ey yoktur. 
Bu ma'na[-yi] vahdet-i vucuddur. Fakat bu vahdet-i vucud mes'elesi gayet 
nazik ve gamiz bir mes'ele oldugundan her ferdin havsala-i idraki onu ihata 
edemez. Binaenaleyh kimi anlayamadigi igin inkar eder ve kimi anladigini 
zannedip kufur ve ilhad derekesine sukQt eder. Erbab-i isti'dadin istifadesi igin 
Hind §arihlerinden Imdadullah ve Bahru'1-Ulum hazaratimn §erhlerinde bu 
ma'na hakkinda beyan buyrulan izahatin terciimesini miinasib gordiim: 

"Malum olsun ki cenab-i §eyh-i Ekber (k.s.) hazretlerinin tasrih buyur- 
duklan vech ile her ne kadar Hakk'm gayn olan e§ya vaki'de miirtefi' olmaz 
ise de arifin nazanndan ve §iihudundan muntefi olur; ve bu makam, cem' ve 
fena makamidir. Vaktaki arif, cem'den sonra tefrikaya eri§ir ve fenadan 
bekaya gelir; bu keserat ve §uunat, §uhud-i vahdet ile onun meshudu olur. 
ba'zan bu kesreti viicud-i Hak yapar ve Hakk'i kesrette musahede eder; ve 
ba'zan bil'akis vahdette kesreti mii§ahede eder; ve ba'zan her ikisini cem' 
eder; ve bilir ki bu kesret, kesret-i hakikiyye degildir. Belki bu kesret ancak bir 
Vucud'un suunatidir; ve gayr-i Hak olan esya gergi me§huddur, velakin arif 
bu gayr olan e§yayi, viicud-i hakiki-i Hak'ta zahir olan zilalden ba§ka bir §ey 
bilmez; ve mevcudu ancak zat-i Hak'tan ibaret goriir ve iste nefy-i kesretin 
ma'nasi budur. Makam-i cem'de onun §uhudundan muntefidir ve hakikatte 
ma'dum olan e§ya viicud-i Hak'ta zahirdir. Yoksa kesret-i suunat vaki'de 
miirtefi' olmaz. Abid ve ma'budun vaki'de kaldinlmasi kiifiir ve ilhadi miicib 
olur. Bu beyitlerin hulasasi budur ki, a§ik kendi suhudunda bu kesret-i §uuna- 
ti nefyetti ve onun §iihudunda Allah'in gayn kalmadi. Bu keserati makam-i 
cem' ve fenada boyle gordtigii gibi, cem'den sonra olan tefrika makaminda ve 
fenadan sonra olan bekada dahi boyle ma'dum goriir. Velakin onlann Allah'm 
vticudunda zahir oldugunu mii§ahede eder. Binaenaleyh bu §uunat onun 
me§hudunda ma'dumdur; Allah'tan gayri mevcud yoktur." 

Bu izahattan anla§ildigi iizere bu alem-i surette evvele ve ahire mensub 
olanlar dahi Hakk'in varligindan ba§ka mustakil bir varlik ile zahir olmus. de- 
gillerdir. Viiciidda ve varlikta, e§yamn viicudunu Hakk'in viicud-i miistakilli 



AHMED AVNi KONUK 

miivacehesinde ayn ve mustakil gormek sjrk olur; ve sjrk dahi akil ve idrak 
goziinun sasriigmdan ba§ka bir §ey degildir. 

592. Gy aceb onun aksinden yayn bir hiisn olur mu? Tenin camn aaynndan 
bir hareketi yoktur. 

Ya'ni, bu vucud-i izafl aleminde goriilen guzellikler, O'nun guzelliklerinin 
aksinden ba§ka bir §ey degildir. Zira vucud-i izafl cemad alemidir ve bir ay- 
na mesabesindedir; onda cemil-i hakiki olan Hakk'in guzelliklerinin aksi go- 
riinur. Nitekim cemad hukmiinde olan cismin hareketi ancak candandir; fa- 
kat viicudu iki goren §a§ilar, vucud-i izafide gordukleri giizellikleri onlardan 
bilirler. 

J-* ja lSjSi f »£> J-yf- J^ 0U- ji >y £ \j JS OT 

593. O bir ten ki canda halel ola, eger onu bat i$inde tutsan hos olmaz. 

Ya'ni, caninda kabz ve tefrika sebebiyle sikinti ve bozukluk olan kimse, 
onu bu suver-i dunyeviyyenin lezaizi iginde miistagrak kilsa letafet bulmaz 
ve onun sikintisi gitmez. Nitekim ehl-i gafletin hali meydandadir. Diinyamn 
her bir lezzetinden bikip usamr ve onun kalbi hicbir §ey ile aram ve rahat et- 
mez. Fakat ruh-i izafiden bihaber bulundugu icm bu halin neden ileri geldi- 
gini bilemez. 

*y-j is"^ ^ ^ c^ ^ J 1 ^y sJJ J t^Jjj *^^ iS-Z ji 1 

594. IZunu bir kimse bilir ki, bir aun diri oldu. liu camn canintn elinden bir 
kadeh kavh. 

Bu hali bir kimse bilir ve anlar ki, o kimseye ruh-i izaflnin sifatlan bir gun 
olsun miinke§if oldu ve o kimse bir giincegiz bu ruh-i izaflnin hukmu ile ya- 
§adi ve onun ruh-i hayvanisinin ahkami, bu ruhun hukmii altindan zebun 
oldu ve bu ruhun eli ile o ruhun ruhu olan Hakk'in elinden a§k §arabinm bir 
kadehini kapti. 

595. *Ve o kimse ki, onun gozii o ruhlan l=yanaklaril fjdrmemistir, onun oniin- 
de bu dumanin harareti candir. 



MESNEVf-i §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVi-5 • 

"Ruhlar" (ou-j) dan murad, ruh-i izafinin iki tarafidir ki, birisi alem-i miil- 
ke digeri alem-i melekuta muteveccihtir; ve "duman" dan murad, gida vasita- 
siyla vucudda peyda olan buhardir. Ve "harareften murad dahi hararet-i ga- 
riziyyedir. Damarlarda deveran eden kan bu hararet vasitasiyle olur. Bu hara- 
ret sondugii vakit dliim hali vaki' olur. Zira ruh-i hayvani ancak bu buhann 
tevlid ettigi hararettir. Ruh-i hayvaninin kuweti, vucud-i unsurinin gocukluk 
ve genglik ve ihtiyarlik devrelerinde mutehawildir; fakat ruh-i izafi sabittir, 
asla istihale kabul etmez. i§te bu ruh-i izafinin "yanaklar"ini ve yiizunu gor- 
meyen kimsenin indinde, ruh ancak buhann hararetinden ibaret olan ruh-i 
hayvanidir ve onlara gore bu ruh oliim ile soner. Baki kahp alem-i kesafette 
deveran eden §ey, ancak cismi te§kil eden anasir-i muhtelifedir. t§te ruh-i iza- 
fidenbihaber olan kimsenin bilisj bu kadardir. 

596. Uaktaki o Omer <5%hdiilaziz'i gormedi, onun oniinde. Dtaccac dahi ddil 
olur. 

Omer ibn Abdiilaziz Emevi hukumdarlanndan bir adil padi§ahin ism-i §e- 
rifidir. Kemal-i adaletinden dolayi halk ona "Ikinci Omer" derler idi. Hz. 
§eyh-i Ekber onun ruhuna miilaki olup g6rii§mus. ve zamaninda kutbu'1-ak- 
tab oldugunu beyan buyurmu§tur. Ve Haccac Yusuf es-Sakafi ise, yine Eme- 
vi hukiimdarlan zamaninda bir vali olup son derece zalim idi. Tarih-i Is- 
lam' da haksiz yere yetmis. bin ki§iyi oldurdiigu rivayet olunur. Bu zalim 
mel'un, Peygamber'in evladindan bulduklanm da §ehid etti. 

Bu beyt-i §erifte ruh-i izafi padi§ah-i adil olan Omer b. Abdiilaziz hazret- 
lerine ve ruh-i hayvani ise Haccac-i Zalim'e te§bih buyrulmu§tur. Ya'ni, "lyi 
olan ruh-i izafiyi gormeyen kimse, fena olan ruh-i hayvaniyi iyi zanneder. 
Nitekim iyi ve adil olan Omer b. Abdiilaziz hazretlerini gormeyen kimse, fe- 
na olan Haccac'i iyi ve adil zanneder. 

oU>- iji-^j /w JLi*" j- 5 '—•Wl ij ts^y J^ -)' J^-M ^y? 

597. UokiSki o J/Vtfisa'mn. uilanimn sebahm cjormedi, sihrin i-phrinde hayat 
tevehhiim eder. 

Ya'ni, Miisa (a.s.)m asasi mucize olarak yilan oldu ve sihirbazlann yilan 
§eklinde harekete gelen iplerini yuttu ve sonra yine asa oldu. Asamn yilan- 
liktaki sebatini gormeyen cahil halk, Musa (a.s.)m bu yilam gibi sihirbazla- 



^^ 



AHMED AVNl KONUK 

nn iplerinde de hayat var zannettiler ve asa lie ipleri eser-i sihr olmak iizere 
telakki ettiler. 

598. Sib-i zulali tpnemi? olan fcu? ; act su i$inde kanat tutar. 

Tath su gibi olan ruh-i izaflnin zevkinden bibehre kalan kimse, aci su gi- 
bi olan ruh-i hayvaninin huzuzatindan mutelezziz olur. 

C^>-\y C~«li£o jt^>-J -U~> dy*- C-^-U-i Olji <_£*-* lj -U« -U*; y>r 

599. ,2uMi ziddm yayn ile anlamak miimkin olmaz. Uaktaki darheyi gorur, 
ohsamayi ianir. 

Ya'ni, iyinin vticudu fenamn viicudu ile ve nur zulmet ile ve adl zulm ile 
ve vefa ve cefa ile ve dayak ok§amak ile inkisaf eder. Velhasil birbirine zid 
olan haller yekdigerinin farkini izhar ederler. Nitekim "cefayi gekmeyen asik 
safanin kadrini bilmez" demiskrdir. 

600. Glest iklvminin kadrini hilmek i$in siihhesiz diinya mukaddem gelmistir. 

Ma'lum olsun ki, diinyamn mukaddem olmasi meratib-i uruca nazaran- 
dir. Meratib-i nuzule nazaran diinya "Elestu bi-Rabbikum" hitabi vaki' olan 
alem-i ervahtan muahhardir. Fakat sifat ve esma ve ef ali cami' olan alem-i 
dunyadir ki, meratib-i uruca nazaran alem-i ahiretten mukaddem gelmistir. 
Vaktaki ruh bu cism-i unsunden berzaha intikal eder, alem-i siifliye nuzul- 
den mukaddem olan "elest" ikliminin ya'ni ruh aleminin kadrini ve menzile- 
tini bilir. Zira ruh, alem-i kesafeti gordiikten sonra, alem-i letafetten olan ruh 
ikliminin kadr ii kiymetini anlar. 

601. H/aktaki huradan kurtulasin, oraya gidesin, ebedin seker-hanesinden sakir 
olursun. 

"§eker-hane"deki "§eker", smin fethasi ile oldugu takdirde "tatlilik evi" 
demek olur; ve sfriin zammiyla ["§ukiir-hane] olursa "§iikur ve hamd evi" 
ma'nasma gelir. Burada ikisi de miinasibdir. Ya'ni, "Vaktaki sen bu kesif ve 
sikintili olan diinyadan kurtulup, alem-i berzaha ve ahirete gidersin, alem-i 



MESNEVl-i §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEV!-5 • 

ebedin tathlik evinde veya sukiir ve hamd evinde Hakk'a sukredici olursun 
ve ruhunun bu zindan mesabesinden kurtulduguna te§ekkiir edersin. 

602. 'Der sin ki, "Orada to-prak eledim. Itu pak olan cihandan kactim.' 
Alem-i berzaha intikal ettigin vakit, kendi kendine dersin ki, "0 kesif olan 

dunya aleminde bir kalbur mesabesinde olan vucud-i unsurim ile, topraktan 
hasil olan gidalan yedim ve o topraklan eledim, onlan inceltip diinya umuru- 
na taalluk eden fikirler yaptim ve o fikirleri maatteessiif bu latif olan alem-i 
ahiret tarafina sarf etmedim, bu pak olan cihandan kagtim." 

J^-j j^ iS-M f£ (d-ip tt J*- 1 py. oo 1 J~>, \*ij* <j\ 

603. "By teessiif! Scelim hundan evvel olaydi, ia ki korkuda azabm az olaydi!" 
"Vecel", korku ma'nasinadir. Ba'zi niishalarda "venal" vaki'dir, "yapi§- 

kan hamur" demektir. "Ah ke§ke ecelim ve olumiim §imdiki zamammdan da- 
ha evvel olaydi, ta ki bu alem-i letafetten gafil olarak istedigim fena amelle- 
rin cezasi korkusu ile azabim az olaydi!" 

tjy^i JiJ l^t-li OlT d\ j J^pI jJI 6y-»i J\ ^p4 \j. ^ M ^ ^ Jj» 

Resul (a.s.)in: "Olen kimse olmedi illaki kendinin oliimu 

vaktinden ewel olmesini temenni etti, eger salih ise, kendi 

salahimn vusulu tarafina acele gitmek icin ve eger fasik ise 

fiski az olmak icin" kavlinin tefsiri hakkindadir 



Ya'ni, her olen kimse alem-i hakikati gordiigii vakit, eger salih ise der ki: 
"Keske daha evvel oliip a'mal-i hasenemin miikafatina bir an ewel kavus- 
mus olsa idim"; ve eger fasik ise der ki: "Ah keske daha ewel oliip hayat-i 
diinyeviyyede daha az fisk u fucur yapmis. olsaydim da burada bu amelleri- 
min cezasi da az olsaydi!." 



AHMED AVNt KONUK 

604. O afldh olan ^Jlesul hundan dolayi buyurmustur ki: " Dter o kimse ki ol- 
Au ve tenden nuzul etti." 

605. Onun i$in nakl u mevt hasreti olmaz, lakiji takstr ve fevt kasreti olur. 

"Nuklan", nakil Ve intikal ma'nasinadir. Ya'ni, Resul-i Ekrem hazretleri 
siirh-i §erifte mezkur olan hadis-i §erifte buyurmustar ki: "Her kim oldu ve 
ten merkebinden niizul etti ise, onun hasreti diinyadan ahirete naklettigi ve 
oldiigu igin olmaz; velakin diinya hayatinda amel-i salih isjemek hususunda 
kusur ettigine ve elden firsati kacirdigina hasret geker ve teessiif eder." 

(jS-u-i. j Ji j~j jjj jjOj *£ j*x$, t^^v^/ 

606. Uier kim olurse, onun maksadina nakli hundan evvel olaydi, diye mu- 
hakkak ona temenni olur." 

ijX>\ J jj 4jL>- \s ^ySJjj tj~k J^ cS-Aj \j -b c£Jj jT 

607. Sfler kotii ise, ta ki kotuliiflu daha az olayii; ve eger taki ise, ta ki hane- 
ye daha $abuk gele idi." 

"Her kim olur ise, gerek salih olsun gerek fasik olsun, daha ewel olmus. 
olmayi temenni eder. Salihin maksadi amel-i salihin mukafati daha evvel 
kendisine gelmek ve dar-i naime dahil olmaktir; ve fasikin maksadrise, da- 
ha ewel dliip, hayat-i diinyada daha az kotuliik etmi§ olmaktir." 

608. O kotii der ki: "Itihaber olmus idim, demhedem hen perde ziyade etmisim!" 

Oldiikten sonra kotii ve fasik olan kimse der ki: "Ben bu hayat-i uhreviy- 
yeden bihaber olmu§ idim; o hayat-i diinyeviyyede de dembedem gaflet per- 
desini gogaltmism ve hayat-i uhreviyyenin nurlanna kar§i hicab-i zulmeti zi- 
yade etmisjm." 

609. "Bger hana hundan daha $abuk uhur olaydx benim fcu hicab ve perdem da- 
ha az olur idi." 



°£P? 



PpT 3 " MESNEVl-f SERlF SERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

"Ma'ber", masdar mimidir; ubur etmek ve "gecmek" ma'nasinadir. Ya'ni, 
"Bana hayat-i diinyadan bu simdiki oliimden daha gabuk ubur vaki' olaydi 
benim hayat-i uhreviyyedeki hicabim ve perdem daha az olur idi." 

fj±* '°j**r ^ ^ & jj fj» ^jj fy* <S ^/- jl 

610. kanaat uiizilnu harislikten az mrt ve o husu' cehresini tekebhurden az 

[610] » » 

yirt'. 

"Kunu"', kismete razi olmak ve bir kimseden bir sey istemek ma'nasina 
azdadii'l-lugattandir. Burada "kanaat" ma'nasinadir. "Husu"' korku ve teva- 
zu' ma'nasinadir. Burada tevazu demektir. 

Ya'ni, "Bu hayat-i dunyada bu kanaatin giizel yiizunii hirs duygusundan 
dolayi az tirmala ve o husu'un ve tevazu'un giizel gehresini kibir ve azamet 
duygusuyla az yirt!" 

Bu beyt-i serifte "az yirt" ta'biriyle, insanin nefsinde merkuz olan hirs ve 
kibir sifatlanni mesrii' surette kullanmaga isaret buyrulur. Zira seriatte iizeri- 
ne nafakasi vacib olanlar igin kesb lazimdir ve kesb hirssiz olmaz. Ve keza 
hadis-i serifte «-u* ^\ J\ j$& Ya'ni : "Kibir miitekebbirlere karsi sadakadir" 
buyruldugu cihetle, mutekebbir kimselere sifat-i kibr ile zahir olmak me§- 
ru'dur. Bu sifatlann su'-i isti'mali memnu'dur. 

ly^s ^>y^ \jk ( _ r ~L j j Zyr L$Jj ji pi' J^> jl O^^* 

611. c B'6ylece huhlden cudiin yuzunii az yiri ve sucudiin giizel gehresini iblislik- 
ten az yirt! 

Ya'ni, buhul dahi nefsin kotii sifatlanndan birisidir. Onun ziddi cud ve cd- 
mertliktir; ve keza siicud ve tevazu' ahlak-i hamideden ve kibir ve taazzum 
ise seytanin sifatlanndan olup mezmumdur. Fena sifatlar nefsin ve iyi sifat- 
lar ruhundur. Alem-i surette nefsin sifatlan i'tidal dairesinde isti'mal edilmek 
sartiyla lazimdir. Nitekim hadis-i serifte y^i s~>~ lt ^_->pi ui ya'ni "Ben be- 
serin gazab ettigi gibi gazab ederim" buyrulmustur. Ve bu sifatlann i'tidali, 
seriat dairesinde isti'mal edilmesi suretiyle vaki' olur. Beyt-i serifte "az yirt" 
ta'biriyle bu ma'naya isaret buyrulmustur. 

612. Diuli susleyici olan o kanaii koparma; o yol kat edict olan kanaat yolma. 



G^ 



AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, nefsin sifatlanmn i'tidali hiisn-i ahlaktir ve hiisn-i ahlak cennet 
susleyici olan kanatlardir. Mesela ifFet, §ehvetin ve secaat gazabm i'tidalidir, 
bunlara mukabil mukafat-i uhreviyye vardir. Ve §ehvetin ifrati ve teftiti olan 
§ereh ve humud; ve gazabin ifrati ve tefriti olan tehevvur ve ciibn ise cehen- 
nemin atesidir, bunlara mukabil dahi mucazat-i uhreviyye vardir. Binaen 
aleyh i'tidal sabir ile vaki* olur ve sabir ise ifrat ve tefritin vucuduyla olur; 
boyle olunca bu kanatiar cenneti siisler ve rahat-i ebediye bu kanatlan is- 
ti'mal suretiyle gidilir. Beyt-i Misri-i Niyazi (kuddise sirfuhu): 

Gazab §ehvet iki ayaktir onlar 
Bularla giktilar ar§a gikanlar 

C~~JjS" \j* XA O-y j J 01 jl Xx> C~~J^> (J J jlj Xj ji) Xc£ dy? 

613. 'Vokioki hu na&Audi ifitti ve ona hakh, ondan sonra feryada aeldi ve ag- 
ladi. 

Tavus vaktaki o haklmden bu nasihati i§itti ve dikkatle onun yiiziine bak- 
ti, ondan sonra feryad etmege basjadi ve agladi. 

Jl^>j ^AJjS ji iy \£\ *£" j*> Xsijl j\ji 4jJ> J ia-y 

614. ^Derdmendin uzun jeryadi ve aglamasi, her kim orada idi, onu giryeye hi- 
rakh. 

Ya'ni, derdli olan tavusun uzun bagirmasi ve aglamasi, orada hazir olan- 
lann kalblerine te'sir edip hepsini aglatti. 

615. *Ve o hi, "DCoparmah nedendir?" diye sordu, cevabsiz oldu, pesunan ola- 
rak agladi. 

Ya'ni, tavusa "Bu latif kanatlanni nigin kopanyorsun?" diye soran haki- 
me tavus cevab vermedi, yalmz feryad edip agladi, bu aglama hakime de 
te'sir ettiginden sorduguna pesfman olarak agladi ve dedi: 

j^xj \jyi. iy A ^j j\ J~*^j>, \j*r y Jr^ £ 

616. Oii, Kr Ben onu fuzullukian ni$in sordum. gamdan dolu idi, onu karis- 
hrdtm." 



°&l&> 



MESNEVl-I §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

"Ben onu fuzulluktan ve bosbogazhktan dolayi nigin sordum; o bigare tavu- 
sun kalbi gamdan dolu idi. Bu sualim ile onun kalbini busbiitun altust ettim." 

617. Dslak goziinden tovrak iizerine su damladi; o her katrede yuz cevab mun- 
derig. idi. 

tavusun yasarmis olan goziinden yaslar damladi. O yaslann her bir kat- 
resinde sordugum suale kar§i birgok cevab-i hall miinderig idi. 

618. Sulk ile olan a^layis canlar iizerine gar-par, hatta felegi ve arsi afllayici eder. 

619. iSflkil've aonuller hir subhesiz arsa mensubdurlar. <S%rsa mensub olan nur- 
dan hicab icinde yasarlar. 

Ya'ni, sidk ile aglayis. akildan ve goniilden kopar; ve akillar ve gonuller 
ise ar§a mensub olduklanndan boyle sidk ile olan aglama felegi ve ar§i da ag- 
layici eder. Bununla beraber arsa mensub olan akillar ve gonuller, kendileri- 
nin mensub olduklan arsm nurundan, alem-i siifliye mensub olan cisme 
mukarenederinden dolayi hicab iginde ya§arlar. 

<?* 

Onun beyamndadir ki, akd ve ruh Babil kuyusundaki Harut 
ve Marut gibi su ve camur iginde mahbusturlar 



620. iki pak Diarut ve CMarui gibi, hurada korkunc kuyuda haglanmislardu. 
Bu siirh-i §erifte sure-i Bakara'da olan u> oj>j oj> 'jL J&& J* J>i u> 



gpp** AHMED AVNt KONUK 

°^iL Vj °^'jJn u OjIlo'j -JJi oil. \ S*a 'ja *, 'JjU> (Bakara 2/102) Ya'ni "Yahu- 
diler Babil'de Harut ve Marufismindeki'iki melege nazil olan §eyi ta'lim eder- 
ler. Halbuki o iki melek "Biz ancak nasa fitneyiz, kiifr etme!" demedikge bir 
kimseye ta'lim etmezler. Boyle iken nas onlardan koca ile kan arasim onun- 
la teftik ettikleri §eyi ogrenirler. Halbuki onlar onunla higbir kimseye zarar 
verici degildirler; ancak Allah'm izniyle zarar verirler; ve onlar onlara zarar 
veren ve kendilerine menfaati olmayan §eyi taallum ederler," ayet-i kerime- 
sine i§aret buyrulur. 

Bu iki melek hakkmda Kur'an-i Kerim'deki sarahat bu ayet-i kerimede 
mezkur olan mefhumdan ibaret oldugu halde, I. cildin 543 numarah beyt-i 
serifindeki izahatta naklolunan kissayi rivayet ederler. Burada onun tekrar 
zikri zaiddir; ve esasen bu kissa hakkinda ulema arasinda ihtilaf vardir. Ve 
bu iki melek hakkinda I. cildin 3361 ve 3385 numarah beyitlerinde de ma'lu- 
mat vardir. Burada bu ihtilafin beyanma liizum yoktur. Cenab-i Pir efendimi- 
zin adet-i seniyyeleri, kissa sahih olsun olmasm, ondan birtakim hikmetler 
gikanp talib-i hakikat olanlan i§aret ve ikaz buyurmaktir. Nitekim bu surh-i 
serif ile atideki beyitlerde akli ve ruhu sihir ta'lim eden Harut ve Marut'a te§- 
bih buyurmu§lar ve birtakim hikmetler beyan etmislerdir. Ya'ni haddizatinda 
ednas-i tabiiyyeden pak olan akil ve riih bu alem-i suflide korkunc bir kuyu 
mesabesinde olan cism-i unsuride bagh ve mahbus olmustardir. 

Jcj *jZ- jlJul 4i£5 <t^- tjij-^ ->jl ji ic>\yb~* J J^ (tJl* 

621. Siifli ve §ehvani diem i^indedirler . Curiimden iolayt hu kuyu i$in&e hagh 
olmu$lariir. 

Ya'ni, Harut ve Marut hadd-i zatinda pak olan iki melek olduklan halde, 
nefsaniyet alemine niizul edip esir-i §ehvet olduklan cihetle kendilerini Babil 
kuyusunda ta'zib ettikleri gibi, arsa mensub olan akil ve ruh dahi bu alem-i 
tabiatta esir-i §ehvet olduklanndan, bu curiimleri sebebiyle bu cisim kuyusu 
icmde bagh ve mahbus kalmislardir. 

622. Sihri ve sihrin ziMini iyiler ve $erliler hi-ihtiydr hu ikiden ogreniiler. 

Ya'ni, sihri ve sihrin ziddi olan sihir bozmayi iyiler ve kotuler ihtiyarsiz 
olarak bu iki melekten ogrendiler. Zira sihir havank-i adat nevi'nden bir §ey- 
dir ve tab'-i be§erde havank-i adata kar§i bila-ihtiyar bir meyl-i azim vardir. 



MESNEVf-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVt-5 • 

Binaenaleyh bu iki melegin zamamnda Babil ahalisinden iyisi ve kotiisii sih- 
rin bu iki sikkmi ogrenmege meyledip dgrendiler. 

623. £akin ona nasthat verirler ki, *<Sakm sihri hizden ogrenme ve toplama!" 

Bu ve attdeki beyt-i serifte yukanda zikrolunan J& '"% *si j~ uii (Bakara, 
2/102) ["Biz ancak nasa fitneyiz, kiifr etme!"...] ayet-i kertmesinin mefhu- 
mu beyan buyrulur. 

624. "6y jilan. biz tu si/iri ibtila ve imtihan i$in ogretiriz. 

"Biyamuzim", fiil-i miiteaddidir, ya'ni melekler sihir ogrettikleri kimseye 
derler ki: "Ey filan biz sihri iyi ve kotii birbirinden aynlmak igin ogretiriz. Bi- 
naenaleyh sen sihri izrar-1 nas igin ogrenip kiifretme!" Nitekim hadis-i §eiif- 
te >_i~Jii ^ ^Ui jo- ya'ni "Sahirin haddi ve cezasi kihg ile bir darbedir" buy- 
rulmu§tur. Binaenaleyh ehl-i siinnet indinde sihrin vticudu haklkattir, vela- 
kin sihir yapmak kufurdiir. 

625. jlua imtihan i$in ihtiyar §art olur. Sana ikiidarsiz hir ihtiyar olmaz. 

Ya'ni, sihri ogrendikten sonra onunla amel edip etmefnek hususunda 
muhtarsin. Binaenaleyh biz bu sihri senin saadetin ve §ekavetin meydana 
gikmak igin ogretiriz. Eger ehl-i saadetten isen sihri ogrenirsin ve fakat yap- 
mazsin; ve eger ehl-i §ekavetten isen sihri ogrenip yapar ve onunla ibadulla- 
hi lzrar edersin. Velhasil sihri yapmak ve yapmamak senin kudretin dahilin- 
dedir ve kudretin olmasa ihtiyann ve iraden dahi olmaz. 

626. <y\ieyiller uyumu§ kopeklef gtbiiirler, onlarda hayir ve §er gizlenmi§lerdir. 

tnsamn meyilleri ve arzulan uyumus. kopeklere benzer. Nitekim uyumus. 
kopeklerin hal ve sanlan ve iyilikleri ve kotulukleri belli degildir. Onlann az- 
ginlan ve munisleri vardir. Fakat uykuda hepsi munis goriiniirler. Uyandik- 
lan vakit halleri meydana gikar. Insamn meyilleri de boyledir. Onlan tahrik 
eden sebeb olmadikga hayirlan ve §erleri mechuldiir. Mesela meyl-i §ehveti 



AHMED AVNt KONUK 

uyumus. olan bir kimsenin iffeti ve fucuru belli degildir. Onun kar§isma giizel 
bir kadin gikip kendi tarafina davet ettigi vakit o kimsenin aflf veya facir ol- 
dugu zahir olur. Sair meyiller de boyledir. 

627. Uoktiiki ktdrei yoktur, bu saf uyumustur; odun par^alan giibidir ve sus- 
mustur. 

"Rede", "saf demektir; "ten zeden", susmak ve sabit olmak ma'nasinadir. 
Ya'ni, bu meyiller dahi uyumus. olup hayir ve §er izhanna kudretli olmadigi 
vakit ate§e mukarin olmayan odun parcalan gibidir ve sabittir. Odun par?ala- 
n ate§e mukarin olduklan vakit nasil alevlenir ise uyuyan meyiller dahi onla- 
n tahrik eden esbabm zuhuruyla uyandiklan vakit mahiyetlerini izhar ederler. 

d\S^> ji Sjjfi (j^y jy& 7^> OL* j$ Jul jJ lSj^j* *£"^> 

628. Tfi ki ortaya bir le$ ode., kopekler uzerine hus surunun nejhi vurulur. 

Bu beyt-i §erifte huzuzat-i nefsaniyye "les/'e tesbih buyrulmu§tur. Ya'ni, 
ortaya bir le§ geldigi vakit Israfil (a.s.)in suru ufuriildugu zaman nasil oliiler 
dirilirse, uyuyan kopekler uzerine de hirs suru oylece nefhedilmi§ olur. Bu- 
nun gibi ortaya bir hazz-i nefsani geldigi vakit, o meyillerin saffi uzerine hirs 
suru galinmis. olur. 

X* jIvU <1>1-Aj oL>- tlL- JUa JLi j\iy tjj>- *Z?^ Olj-i 0_j^- 

629. vaktaki o mahallede bir esek les oldu, onunla yuz uyumus kopek uyandi. 

S-8*\5 2jj! j** ^JJ 1 CM^ S~£ f& jJJl <*J (Jh^j>~ 

630. ZKetm-i flayba aitmis hirslar yakaaan bas ykarvp hucum getir&i. 

"Tahten", cenk ve yagma kasdiyla bir kimsenin uzerine kosmak (Bahar-i 
Acem). 

631. Dier bir kopegin uzerinde mu-be-mu iis olmustur ve hileden dolayi kuy- 
ruk sallaytci olmustur. 

Ortadaki le§i goren her bir kopegin iizerindeki killar ba§tan basa birer dig ol- 
mu§ ve o le§i kendine hasretmek tedbirinden dolayi kuyruk sallayici olmu§tur. 



MESNEVf-f §ERIF §ERH! / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Ehl-i diinya dahi bunlar gibidir. Ortada bir hazz-i nefsant gordiikleri vakit, ona 
nail olmak icm her birisi hasten ba§a hirs kesilir ve birbirlerine kar§i miidaha- 
ne kuyruklanni sallamaga basjarlar. Nitekim hadis-i gerifte v^" h^ j ***■ udi 
ya'ni "Diinya bir cife ve bir lestir ve onun talibi kopeklerdir" buyrulur. 

632. Onun yari a$ajjisi rule, yukansi o flazahiir, zayif ate$ jtti o oiun hulur. 

Ya'ni, kopegin iki hali vardir. Birisi kuyrugunu sallayip yaltaklanmak ve 
miidahane etmektir ki, bu hal-i siiflisidir; ve biri de ofkelenip hirlamak ve sal- 
dirmaktir ki, bu yiiksek halidir. Onun bu iki halinin siiflisi de ulvisi de ber- 
baddir. Ehl-i diinya dahi boyledir. Ellerinde kuwet olmadigi vakit meyilleri- 
ni ve arzulanni icraya firsat bulmak igin yaltaklamrlar ve miidahane ederler 
ve firsat bulduklan zaman dahi emellerini icraya mani' olanlan kahrederler. 
Onlann bu ofkeli hali oduna miilakl olan bir zayif ate§e benzer. 

633. jCa-mekanilan ju'le §u'le eri$ir, alevin iumani flOfle kadar giaer. 

Ya'ni, o zayif ates, odunu buldugu vakit la-mekan olan alem-i gaybdan 
su'le §u'le ona yardim gelir, alevin dumam havaya gikar. Cismant ve nefsa- 
ni olan kimselerin hali de boyledir. 

634. Ten i$inde yiiz boyle kopek uyumu§larcLir; vaktaki bir §ikar yohiur, onlar 
flizlenmi§leriir. 

Bu beyt-i serif 622 numarah beyt-i §erifin te'yididir. Ya'ni, insamn cismin- 
de mahfi olan boyle yiizlerce meyil ve arzu kopekleri uyku igindedirler. Her- 
bir emeline ve meyline muvafik bir §ikar ve av dnune gikmcaya kadar gizli 
bir halde kahrlar. 

635. ~Yfihai gozii iikilmi$ ioganlar ySbiAir. Diicabia bir sayiin afkmclan yan- 
im?fir. 

Yahud insamn cisminde mahfi olan meyiller ve arziilar, gozleri kapatil- 
mi§ dogan kusjanna benzerler ki, o dogan ku§u bir hicab ve perde icjnde, 



AHMED AVNi KONUK 

"Ah bu hicablardan kurtulsam da avimin arkasinda ko§sam!" diye bir say- 
din askindan yanmis. tutusmu§tur. Bu beyt-i §ertfte terdiddeki niikte budur 
ki; Bir insanin bir §eye olan meyli ya kamilen uykuda olur ve o meyil sahi- 
binin bu meylinden haberi olmaz. Bu meyil onune bir firsat giktigi vakit za- 
hir olur ve sahib-i meyl kendisinde boyle bir meyil oldugunu o vakit anlar. 
Bu meyiller uyuyan kopeklere benzer. Veyahud meyil sahibinin herhangi bir 
§eye meyli uyanmi§tir ve sahibinin boyle bir meyli oldugundan da haberi 
vardir; fakat meyl sahibinin elinde firsat olmadigi icin arzusunu icra edemez. 
I§te bu meyiller dahi gozleri kapatilmis. olan dogan kusjanna benzer. Bu me- 
yil sahibi daima firsat gozler ve §ikanna nailiyet a§kiyla yanar tutu§ur. Ni- 
tekim bir sair kendi halini §6yle beyan eder: 

Heves-i vuslat-i dildar He yanar tutu§ur. 

636. Uaktaki kiildhi kalAuusm ve §ikan aoriir, ondan sonra dafllitji tuvaf e&er. 

Vaktaki dogamn goziinii kapatan kulahi ba§indan kaldinrsin ve sMn go- 
riir, ondan sonra o avi yakalamak igin daghk mahaller etrafinda devreder. 
Bunun gibi emelinin icrasina firsat gozleyen sahib-i emel dahi, dogamn kii- 
lahimn kalkmasina benzeyen firsati eline gegirdigi vakit, artik sMnnin etra- 
finda tavaf eder durur. 

ijj ^ C->w <Jj^ j\ Jb\+ ij> ^ jfl* jjt-j lj_^ • 

637. ZH-asianm §ehveti sakin olur, onun hahn sihhat iarafina gider. 

Hastamn taama olan i§tihasi ve meyli sakin olur ve uykudadir. yiyecek 
ve igecek diisunmez; onun hatin ve meyli sihhat tarafina muteveccihtir. 

OjJ I— 9_J>- J tjA -bl l_jls** ji 'JO 3 * - 3 t T" 1 -"' J ^ "^**rf ^JT 

638. Uaktaki ekmegi ve elmayi ve kar-puzu aoriir, zevk ve giinah korkusu ma- 
hall-i cenge aelir. 

"Beze", muhtefi giinah ma'nasinadir. Perhizsizlige "beze" ve giinah 
ta'blr buyrulmasi tib nokta-i nazanndan kabahat olmasina goredir. Veya- 
hud tijAJi J\j *~j-\ j & ijJi c--i 5a*li ya'ni "Mi'de hastahk evidir ve perhiz de- 
vanin ba§idir" hadis-i §erifine muhalefet olmasina nazarandir. Ya'ni, hasta 
mesela ekmegi ve elmayi ve karpuzu gordugii vakit, onlan yemenin zev- 



MESNEVf-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVt-5 • 

kini ve lezzetini dusiiniir ve yedikten sonra viicuduna anz olacak fenalik 
korkusunu ve kabahat-i tibbiyyeyi de dusumir. Bu iki dusunce kalbinde 
birbiriyle cenge ve niza'a baskr. 

639. Bijer $ok sabtrh ise gormek onun faidesidir; o iekeyywc onun yevsek olan 
tab\na iyidir. 

Eger hasta 50k sabirh ise bu gidalan yemeyip temasasiyla iktifa etmek has- 
taya faideli olur. teheyyiig ve mizacin harekete gelmesi hastahk sebebiyle 
gev§ek olan onun tab'ina kuwet verir ve kuwetten sihhat hasil olur. Bina- 
enaleyh gidayi gormekle iktifa etmek onun hakkinda iyidir. Ya'ni tarik-i Hak 
saliki, sifat-i nefsaniyyesine kar§i sabirh ise, bu esbab-i huzuzu gorup sabret- 
mekle ruhunda kuwet hasil olur ve bu kuwet ile emraz-i nefsaniyyeden ca- 
buk kurtulur; ve eger sabirh degil ise huzuzat-i nefsaniyye ve lezzat-i cis- 
maniyyeyi temasadan kagip uzlet etmelidir. 

"J J LS 1 - V J Jj 1 J J 3 J *i '^ cri j*> -^J 1 

640. X'e eger sabu olmazsa, binaenaleyh yormemesi iyidir. £irhsiz olan adam- 
dan ok uzak olmak evladir. 

Ve eger hastamn bu gidalara karsi sabn olmazsa, onlan gormemesi ve 
uyuyan yilanin uyandinlmamasi daha iyidir. Nitekim zirhsiz adamdan ok 
uzak olmasi hayirhdir. Ya'ni gida hastaya ok gibidir ve hastamn za'f-i mi- 
zaci da zirhsizhk gibidir. 



saile tavusun cevab soylemesi 
641. ^Vaktaki airyeden farijj aeldi, dedi: "fyit ki sen renge ve kokuya baglisinf" 

e JSJK a 



AHMED AVNl KONUK 

Vaktaki tavusun aglamasi kesildi. Sual soran hakfme dedi: "Git ki senin 
gonlun renk ve koku muhabbetlerine baglanmi§tir ve tezyinat-i zahiriyyenin 
meclubusun!" 

642. "Onu gormiiyor musun ki, bu kanatlardan dolayi benim iarafima yiiz te- 
la gelir?" 

643. n 6y ne fofc merhametsiz ava, bu kanailar if in. feer iarafima daima tuzak 
hoyar!" 

644. "CNe featiar ok attci, kanatlar i$in, benim tarafima havanda ok fekerl 

645. "c/Kaaem/u feu kazadan ve bu beladan ve bu fitneden kendimi zabt etme- 
ge kuvvetim. yoktur;" 

646. "0 iyi aeiir /a, feu daglikia ve sahrada emin olmak i$in firkin ve kerth 
olayxml" 

Ya'ni, "Bu daghk mahallerde ve sahralarda, parlak kanatlanmm du§man- 
lan olan avcilardan emin bir halde gezmek ve ya§amak igin, onlan kopanp 
kendimi firkin ve igrenc. bir hale koymam bana daha hayirli gelir." 

% JU» I^L^ot4 JjT>_-s^P J± (j\ -Li j* <-^S- r^M- ,jjl 

647. a Gy delikanlibu, benim ucbumiin silahi oldu. HJxb ise, mu abler e yuz be- 
la getirir." 

"Ucb", bir kimse hiiner ve zekavet ve mal ve hiisn gibi birtakim meziyet- 
lere malik olmak sebebiyle kendini begenmek ma'nasinadir; ve boyle kendi- 
ni begenen kimseye "mu'cib" derler; ve bu ucb sifati pek fena sifatlardan bi- 
risidir. Zira bundan kibir ve hubb-i riyaset ve tahktr-i ibad gibi birtakim kotu 
sifatlar dogar. 



MESNEVl-1 §ERlF SERHi / IX. CtLT • MESNEVt-5 • 

Bu siirh-i seiifte "tavus"tan murad, tarik-i Hak saliki olan kimsedir; ve 
"kanaf'tan murad dahi, esbab-i ucb olan §eylerdir. Ve "hakim"den murad 
dahi, mezaya-yi zahiriyyenin meclubu olan alim-i zahiiidir ki, o meziyetle- 
rin izhanni salike tavsiye eder ve salik dahi ona cevaben der ki: "Bu meza- 
ya-yi zahiriyye benim ucbumiin silahi ve aleti oldu. Ucb ise kendini bege- 
nen kimselere bircok belaya-yi ma'neviyye getirir ve birgok fena sifatlar do- 
gurur; ve neticede kalb-i salike nazil olan fuyuzat-i ilahiyyeyi kat'eder. Zi- 
ra salik nefis ve seytanin hilesine ve tezviratina kar§i zayif oldugundan, 
, kendisine ucb verecek olan esbabdan tevakki etmek lazim gelir. Fakat sii- 
lukunii itmam edip, nefis ve §eytana galib olduktan sonra esbab-i ucb olan 
mezaya ve fezail-i zahiriyye ona zarar vermez. Bilakis bircok vecihten hem 
kendine ve hem de halka faideli olur. Nitekim atideki siirh-i serifte beyan 
buyruluyor: 



Onun beyamndadir ki, hunerler ve zekilikler ve diinya mail 
tavusun kanatlan gibi canin diismanidir 



\yb juj *j\i ^ £ ^y^~ c~S"!^a x*\ jj> ( _ r j 

648. Qok hiiner hama helaklih gelcti; ztra daneden dolayi tuzagi gormez. 

"HanTdan murad insan-i nakistir. Ya'ni, bircok hiiner, nakis insanlar 
hakkinda onlann helaklerine sebeb olmustur. Emsal ve akranlan arasmda 
parmakla gosterilmek danesinden dolayi onun altinda gizli olan ucb tuzagim 
gormemislerdir. Nas hunerlerinden dolayi onlan medhettikce, onlarda da 
kendilerini begenmek duygusu kuwetlenmistir. Binaenaleyh boyle nakis in- 
sanlann mezaya-yi diinyeviyyeyi ihtiyar ve intihab etmeleri nefislerine gayet 
muzirdir. Eger bir salik-i tarik-i Hak, mezaya-yi zahiriyyesi varsa, onlan hi- 
ce sayip halktan setretmesi icab eder. 



GSft^ AHMED AVNl KONUK 

\yj\ jJJl -Lib iyi- ^l> jl <tS".Lil j& lj 01 jL^I 

649. Dhiiyar, onun i$in iyi olur ki o, n Dtteku'."da keniinin maliki olur. 

Mai ve mansib gibi esbab-i diinyeviyyeyi ve ilim ve huner gibi mezaya- 
yi zahiriyyeyi ihtiyar etmek oyle bir kimse igin iyi olur ki, o kimse «ui \ys\ (Ba- 
kara, 2/194) ["Allah'tan ittika ediniz!"] emr-i ilahisine imtisal hususunda, 
kendi nefsine sahib ve hakim olur. Nitekim hadis-i §erifte: jJUJi J*-^ Jill ^ 
ya'ni, "Salih adam igin mal ne giizeldir!" buyrulur. Velhasil esbab-i diinye- 
viyye nakisin elinde zehr-i ma'nevidir ve kamilin elinde bal ve §ekerdir. Ni- 
tekim I. cildin 1631 numarah beytinde §6yle buyrulmus. idi: 

DU \pi j*j jl ijy>- / Obj j>\ ijLJ \J> <_o-U» 

"Gonul sahibine bu ziyan tutmaz, eger o oldurucu zehri a§ikar olarak 
yese." 

Ve takvamn meratibi IV. cildin 240 numarah beyt-i gerifinin izahmda 
gecti. 

jLs>-l jlJUwj cJI jjS' jji j^fij <£y"5 loi*- J-iLi dy~ 

650. Dakiaki htfz ve takva olmaya, sakm aleti uzakla§hr, ihtiyan at! 

Ey salik, vaktaki nefsini ucbten hifz edecek ve sifat-i nefsaniyyenin lzha- 
nndan sakinacak ve perhiz edecek kuwetin yoktur, o halde esbab-i diinye- 
viyyeye meyilden sakin! Ucb aletini ve silahim nefsinden uzakla§tir, bunlara 
kar§i ihtiyanni at ve kemale gelince_ye kadar sabret! 

651. "Cilvegahtm ve ihtiyarvm o kanathr; kanaAi kopanrun, zira ba$tn kasain- 
dattir." 

"Cilve-gah", zuhur mahalli ve "ihtiyar", istifa ve intihab ma'nalannadir. 
Ya'ni, "Benim nasa kar§i zuhur mahallim ve onlann beni intihab ve lstifa- 
si benim bu suslii kanatlanmdir ve halk beni bu kanatlanm icm makbul ad- 
dederler. Binaenaleyh ben halkin sebeb-i kabulii olan bu kanatlan kopan- 
nm. Zira bu suslii kanatlar benim ba§imin ve varhgimin kasdinda ve hela- 
kindedir." 

Bu beyt-i §eiif salik-i akilin lisanindandir. Zira mezaya-yi zahiriyye, halkin 
husn-i kabuliinii icab eder; ve halkin htisn-i kabulii ise, salikin nefsine gurur 



MESNEVl-I SERtF SERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

verir. Halbuki salikin nazan ise halka degil Hakk'adir. Binaenaleyh salik hal- 
ka menfur oldukga Hakk'a yaklasir. Nitekim §emsi Sivasi hazretleri buyurur: 
Biraceb sevdaya dii§tii tutu§ur §emsi miidam 
Hakk'a makbul olmak ister halka menfur olmadan 

jj^j j^ j j ' x ^ Ji j* J- a ^ jyn> \j>y- a ^j 1 ^ 1 ^ — j 

652. Sohredici olan kendi kanadini yokiur iasavvur eder, id ki onun kanadi $er 
u $ura birakmaya! 

"Engasten", tasawur etmek, tevehhum etmek, zannetmek ma'nalanna- 
dir. Bu beyt-i serif Cenab-i Pir'in irsadi ve ikazidir. Ya'ni, kendi mezaya-yi za- 
hiriyyesini halka karsi izhara sabredici olan salik-i akil, kendinin bu meziyet- 
lerini yoktur tasawur eder ve hige sayar, ta ki onun bu meziyetleri kendisi- 
ni zarar ve ziyana ve ugursuzluga birakmaya! 

Cf** *} J^^.iSjZ ^j _? cf^ A J? A c ~- * J^-J a-i 

653. ^Binaenaleyh kanai ona ziyan degiUir, "DCoparma!" del Bfier hir ok eri- 
§irse siper gelirir. 

"Micen", kalkan ve siper demektir. Ya'ni, tavusun kanadi mesabesinde 
olan huner ve zekavet ve mal, kamile zarar vermez. Binaenaleyh oyle bir 
kimseye "Sen kanadi koparma!" de! Zira bu yiizden o kamile bir zarar oku 
gelirse, o kalkan ve siper tutmasmi bilir. 

654. ^Jakai yaki§ikli kanat hana du§mandir, $iinku cilvegerlikien henim sah- 
nm yokiur." 

Ya'ni, akil olan salik der ki: "Diinyanin miizeyyenat-i mahsuse ve 
ma'kulesi bana dusmandir. Qiinki ben bendeki hiineri ve asar-i zekayi sakla- 
maga sabredemem. Munasebetli ve miinasebetsiz olarak mutlaka izhar ede- 
rim. Ben bunu izhar edince nas indinde makbul ve mu'teber olup hiirmet go- 
riirum; ve bu i'tibar ve hiirmet nefsime gurur verip halki kendimden asagi go- 
riirum ve techil ederim. 

655. -B^er hana sahir ve hifaz rehher olaydi, ihtiyardan hana kerr u fer ziya- 
de olurdu." 



AHMED AVNl KONUK 

"Hifaz", miifaale babindan ikinci masdardir; "gozlemek, muhafaza et- 
mek" ma'nasinadir. "Eger meziyetlerimi izharda sabnm ve setri muhafaza 
kudreti bana rehber olaydi, benim o gibi meziyetleri ihtiyar ve intihabimdan 
kerr ii fer ve tarik-i Hak'ta terakkim ziyade olurdu." 

656. " Jitnelerde ben cocak yahud sarho§ flibiyim. Denim elime kilt$ layik de- 
gildir." 

"Fitne", liigatte, imtihan ve tecriibe demektir. Ya'ni, "Mai ve mansib gibi 
esbab-i diinyeviyye nakislann elinde bulundugu vakit, cocuklann veya sar- 
hosjann elinde kihc bulunmasina benzer. Ben ise tarfk-i Hak'ta mertebe-i re- 
culiyete gelmedim, tifl-i na-balig hukmiindeyim. Kilic hiikrminde olan bu es- 
bab-i diinyeviyye benim hakkimda fitne olur." 

657. "Gjjer benim men edici bir aklim olaydi Julif benim elimde zafer olur- 
du." 

Ya'ni, eger benim sifat-i nefsaniyyemi icradan beni men'edici bir akl-i ka- 
milim olaydi, bu esbab-i diinyeviyye ve bu kilig benim elimde nefis ve gey- 
tana kar§i zaferimi te'min ederdi." 

658. Qixne$ gibi nur verici akil lazimdir, id ki bir kdic oradaki savabin yayri 
olmaya! 

Ya'ni, gtines, gibi nur-i ma'rifet verici bir akl-i kamil lazimdir, ta ki mu- 
zeyyenat-i hissiyye ve akliyye kihclarim hak ve dogru olan yerden baska bir 
yere vurmasin! Ya'ni kamil, dunya mansibina nail olursa adalet eder ve eli- 
ne dunya mail gegerse muhta?lara infak eder ve hunerlerini ve ma'rifetlerini 
izhar-i hak hususunda isti'mal eder. 

659. "uWademki parlak akd ve salaha mdlik degilim, bindenaleyh silahi ni$in 
kuyuya atmayayim?" 

Ya'ni, "Mademki nefis ve §eytanin hilelerini ve tezviratmi fark ve temyiz 



°$P? 



MESNEVl-i §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

edecek parlak bir akl-i kamilim ve salahim yoktur, o halde cocugun ve sar- 
hosun eline verilmis. olan bu silahi nigin kuyuya atmayayim?" 

Oxi a»l_^ ,y> ^- £%* jS j^ j £j by? pl-ul *^-j> 

660. n $irtuli kdici ve kalkani kuyuya aiarrni. 3jvra bu silah benim iii^manun 
[660] , i, ii 

olacaktir. 

661. n <y\iddemki benim kuwetim ve yarim ve seneiim yoktur, kilicuni o alir ve 
barm vurur." 

"Kuwet" ve "yar" ve "sened" ya'ni dayanacak mahalden murad, akl-i 
kamildir. Mademki benim akl-i kamilim yoktur ve akl-i maa§im bana yar ve 
mahall-i istinad degildir, o halde diisman olan nefsim o kilici elimden alir ve 
benim aleyhimde kullamr ve beni helak eder. Ya'ni o esbab-i diinyeviyyeyi 
nefsim kendi hazzinda kullamr ve benim benligimi vucuda getiren ruhumu 
Hakk'a vusulden men'eder; ve bu, helak-i ma'nevidir." 

Ij cijj ^ Lr* jj -^jj £ b <Jy*- *>^ a-* CjA r*J 

662. Hr Bu koiu huylu nefsin rajjmina ki, o yiizunu ortmez, yiizunu hrmala- 
rm. 

Ba'zi niishalarda "kabiha" (*~~i) yerine "vakiha" (<&*jj) vaki' olmustar. 
"Vakiha", hayasiz ma'nasinadir. Ya'ni, "Nefs kotu huylu ve hayasiz bir §ey- 
dir, halka kar§i hiinerler ve zekavetler izhar edip magrurane yasamak ister ve 
asla cemalini ve kemalini ortmekten zevk almaz. Binaenaleyh ben onun bu 
duygusuna ragmen hunerlerini ve zekavetlerini ve bilgilerini enzar-i halktan 
setr etmek suretiyle onun yiiziinii tirmalanm ve onu halka kar§i hiinersiz ve 
ma'rifetsiz gosteririm." 

JLj ji ^1 <S jj JJU: by~ JUT ^1 j JL*- jA <g s^Z, I; 

663. nr Za ki bu cemal ve kemal noksan ola, vaktaki yiiz olmaz, vebale az iu- 
§erim. 

Ya'ni, "Nefsin halka kar§i cemali ve kemali noksan olmak igin onun yii- 
ziinii tirmalanm ve benim onu tirmalamam sebebiyle onda halka izhar ede- 
cek yiiz kalmaz; binaenaleyh halkin kabulii sebebiyle tevecciih eden vebale 



AHMED AVNJ KONUK 

az duserim." "Vebale az diismek" budur ki; salik, nefsin hilelerinden kolay- 
hkla kurtulamaz. Her ne kadar miiteyakkiz bulunsa da, onu ara sira gaflete 
dusiiriip hiikmunu icra eder. Onun icm Resul-i z!§an Efendimiz ummetine: 
jJi ^ jii 1j &. y> iS ^a J\ j& V (^Ui Ya'ni, "Ey benim Allahim, beni goz 
agip kapayincaya kadar ve ondan daha az bir zaman beni nefsime birakma!" 
duasini ta'lim buyurmustur. 



664, "e/Haiemiu tu nii/ef tie hrmalanm, giinah dejjiUir. ,2-ird yara ile bu yii- 
zii ortmek layikhr." 

Bu beyt-i serif bir sual-i mukadderin cevabidir. Ya'ni birisi gikip diyebilir ki: 
"Hiinerler ve ma'rifetler ve zekavetler ve mal-i diinya, Hak Teala hazretleri- 
nin insanlara ihsan buyurdugu ni'mettir; ve ayet-i kerimede ia^» 'ckj *^>. w> 
(Duha, 93/1 1) "Ve Rabbinin ni'metini minnet ve siikranla an!" buyruldugu- 
na gore, niam-i ilahiyyeyi izhar edip siikretmek icab eder. Binaenaleyh bu 
ni'metleri izhar etmeyip setr etmek bu emre muhalefet olmaz mi?" Cenab-i Pir 
efendimiz buyuruyor ki: "Benim nefsimin yuziinu bu ni'meti nastan setretmek 
suretiyle tirmalamam, nefsimin maglubu olmamak niyeti ile vaki'dir. Boyle bir 
niyet ile tirmalamak giinah degidir. Zira nefsin arsiz yuziinu boyle yaralar ile 
enzar-i halktan ortmek layiktir." 

665. W 6jer fl'onlum mesturluk huyunu tuta iii, guzel yiiziim safamn flaynm ila 
etmezii." 

"Mesturluk huyu"ndan murad, halkin nef'i olmayan yerlerde nefsin me- 
zayasim setr etmeyi ve iktisab-i §6hretten ictinab eylemegi adet etmektir. Bu 
sifati haiz olan kimse, nef'-i halk igin izhar-i huner eder, ve bundan nefsi as- 
la guriir hissetmezse, onun bu gibi niam-i ilahiyye ile tezyin edilmis ve gii- 
zellestirilmis olan yiizii, safvetten ve hulfistan baska bir §ey yiikseltmez. Ni- 
tekim Hz. Pir-i destgir Flhi Ma Fih'in 1 7. fashnda soyle buyururlar: "Benim 
huzuruma gelen ahbabin melul olmasindan havfen onunla me§gal olsunlar 
diye §iir soylerim. kadar terk ettigim halde yine §iir soylemek icab eder. 
Yoksa siir nerede ben nerede! Vallahi ki, ben siirden bizanm ve benim indim- 
de sjirden bedter bir sey yoktur. Benim siir soylemem ona benzer ki bir kim- 
se musafirin arzusuna tebean elini i§kembeye sokup yikar. Mademki misafir 



MESNEVf-I SERfF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVt-5 • 

iskembe istiha eylemistir benim igin bu Iazimdir." Ma'Iumdur ki, sjir soyle- 
mek mevhibe-i ilahiyye olan bir huner ve ma'rifettir. Cenab-i Pir efendimizin 
nefs-i nefls-i saflleri, bu huneri iktisab-i sohret ve izhar-i fazilet igin degil, 
halkin melaletini def igin izhar buyurmusjardir. Artik salikler kendi hallerini 
buna gore tasawur etsinler. 

666. " J7Ha<iemiu kuvvet ve ferheng ve salah gormeiim, Austrian gorAum, $ahuh 
silahi kirtlm." 

"Ferheng", muteaddid ma'nasi vardir. Burada "ma'rifet" ve "muvaze- 
ne" ma'nalan rminasibdir. Ya'ni, "Mademki aklimda kuwet ve muvazene 
ve ma'rifet ve nefsimde salah yoktur, ben nefsimi ruhuma diisman gor- 
diim; silah mesabesinde olan hixnerlerimi ve meziyetlerimi setretmek sure- 
tiyle kirdim." 

667. Ta hi henim Kiltcim ona kemal olmaya, ia hi han$erim hana vebfil ol- 
maya! 

"Ta", ta'lil igindir. Bu iki beyt-i §enf bir cumle-i tarn te§kil eder. Ya'ni, "Be- 
nim kihcim, nefsimin kuwetine kemal olmamak ve hanger mesabesinde olan 
hiinerlerim bana vebal olmamak igin nefsimi ruhuma diisman gordum ve 
derhal bu silahlan kirdim. Zira aklimda kuwet ve ma'rifet ve nefsimde de sa- 
lah yoktur." 

>* OUT Juiijst jl Jjj' iy. 0U»- ffj b- (y„J? ^ 

668. n< T)amarim ktmildantci oldukca hacanm; kendinden hagmak ne vakit ko- 
lay olur?" 

Ya'ni, "Hayat-i diinyeviyyem devam ettikge ben ruhumun diismam olan 
nefsimden kaganm. Halbuki nereye kagsam nefsim benim ile beraberdir. Bi- 
naenaleyh insanin kendinden kagmasi kolay bir §ey midir?" Nefsinden kag- 
mak onun arzulanna muvafakat etmemek ve daima mucahede etmek ile 
olur. Mucahede ve muhalefet ise asla kolay bir sey degildir. 



^ 



AHMED AVNt KONUK 

j'j» J 1 *j£ -^ J J 1 ^ J ! > 'j J 1 *X ^> J 1 ^ 

669. O fcimse Jti, onun hapnasi bir ba§kasmdan olur, ondan munkati oldugu 
vakit o karar tutar. 

Mesela bir kimse aralannda muhalefet zuhurundan dolayi bir ba§ka kim- 
seden kagarsa ondan aynhp baska bir mahalle gittigi vakit gonlu musterih 
olur. Fakat nefis her nereye gitse beraberdir. 

jr j~*- <$ o* J& -^ ^ y.£ j-^ 1 (^* p* r+* *? cy 

670. lien ki dii$man dahi benim; kagmak hususunda ebede kadar benim isim: 
[670] "Oialk halh!" 9 dir. 

Ya'ni, "Benim diismanim bana kendim oldugu igin nereye kagsam bula- 
mam; binaenaleyh kagmak hususunda benim i§im ebede kadar: "Kalk, dur- 
ma kag!" revisinden ibaret olur." Nitekim Efdaluddin Hakam (k.s.) bu ma'na- 
da §6yle buyurur: 

cy y r* t*f y a* r* ^ y-^i Jy> ot 1 r 5 ' i^ ^J L> j j*- r* cs &\ J^ 

"Ayagimm dikeni benim; kendimi kendimden fang edeyim, bu ikilik bir olsun, 
hem ben sen, hem de sen ben olayim!" 

Imdi salikin nefsinde kendi arzu ve iradesi baki oldukga irade-i Hakk'a 
muhalefeti muhakkaktir. Vaktaki kendi iradesini irade-i Hak'ta mahveder, 
ondan sonra bir irade kalir. halde o nefis, nefis olur. 

JJ^.yt- '<oL. c~*jl (%-<** *£\ J&- J> <J J t/J C— Oi^ ^ 

671. O himsenin hi kendi yolgesi onun dusmani&ir, ne Diinddc ne de Lsto- 
ien'de emindir. 

"Hoten", gin hududunda bir memleketin ismidir. Ya'ni, nefis ruhun golge- 
sidir ve ruhun muhalifidir. Bir kimseye kendi golgesi muhalif ve diisman 
olursa Hindistan'a ve Hoten memleketine, velhasil her nereye kagsa o golge 
beraberdir, onun elinden kurtulamaz. Binaenaleyh hayat-i diinyeviyyesinin 
sonuna kadar onun husumetinden emin olmak ve daima miicahede etmek 
lazim gelir. Bu ebyat-i §erifede. J~*- j* <J\ Ji~* a^j* <jj*\ ya'ni "Senin du§- 
mamnin en diismani nefsindir ki senin yanlanndadir" hadis-i serifine isaret 
buyrulur. Onun §errinden kurtulmak igin Hakk'in varhginda fan! olmaktan 
baska gare yoktur. 



MESNEVt-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVf-5 < 



jf (j\l> ji Jul ^li *£ Jul »JLi ji\ ij>- jj» j *y>- jZ> jl aS' Olij^^ Ol OisO jJ 
JuiL ^Sa^ j cljTl_*j»- Ij J& j iw>b»Tjjj ji jjj ji Jul ^li aS" i)lf)L« Oj^a 

kendinden gefmislerin sifati hakkmdadir ki, kendi §errinden ve 

kendi hunerinden emin olmusjardir. Zira Hakk'in bekasinda 

fanidirler, yildizlar gibi ki, giindiiz giine§in nurundan fanidirler ve 

faniye afet korkusu ve tehlikesi olmaz 



672. Vaktaki ona fakrdan fena -piraye olur, o iIMuhamm&i gibi golgesiz olur. 

"Fakr"dan murad, zahirde olan fakirlik degildir. Belki viicudda ve zatta ve 
sifatta Hakk'a muhta? oldugunu ve Hakk'in fakiri oldugunu bilmek ve ginayi 
ve izzeti Hakk'a ve zilleti ve fakn kendi vikud-i izafisine isnad etmektir. Nite- 
kim ayet-i kerimede: (Muhammed 47/38, Fatir 35/15) -oji J\ *\jti\ '^fj *Jjl\ '«% 
Ya'ni "Allah Teala ganidir ve siz Allah Teala'ya muhtacsimz" buyrulur. Vakta- 
ki bir kimsenin nefsinin kendi varligmdan fenasi boyle bir fakr cihetinden zi- 
net bulursa, artik o nefis serapa ruh olup, ruhun golgesi olmaktan kurtulur. Ni- 
tekim bu hale gelen evliyaullah Up-IjjI L>-Lii u*.lm u>-ijji ya'ni "Bizim ervahimiz 
ecsadimizdir ve ecsadimiz ervahimizdir." buyurmu§lardir. Binaenaleyh boyle 
bir kimse Muhammed (aleyhi's-salatu ve's-selam) Efendimiz gibi golgesiz ol- 
mus. olur; ve ba§tan basa nur olan bir zatin, nur gibi, golgesi olmaz. 

J*i 4jL- ^ jl >tw 'ajLj dj^- Jui <s>lj~s Li I j iSj** y& 

673. Jahra mensubun faknna fena, zinei oldu; o, son in dili gibi sayesiz oldu. 

Bu beyt-i §erifde <jj~* jA ya'ni "Fakr benim fahrimdir" hadis-i serifine 
isaret buyrulur. Ya'ni zatta ve sifatta Hakk'a olan ihtiyacini idrak eden kim- 
se, kendi varligim Hakk'in varhginda fan! kilar ve bu fakr ile iftihar eder. Is- 
te bu fakr ile iftihar eden kimsenin faknna Hak'ta fan! olmasi zinet olur. Ar- 
tik o kimse yanan mumun alevi gibi golgesiz olur. 

5 $p? 



AHMED AVNl KONUK 

674. $eni ha§tan ayaga hey dil oldu; golgeye onun etrafinda giizer olmaz. 

Ya'ni yanmadan ewel mumun golgesi vardir. Fakat bastan ayaga kadar 
hep atesin dili olup §uaya miinkalib olursa artik onun etrafinda golge olmaz. 
Burada cism-i kesif muma ve ates. tecelli-i zatiye ve golge sifat ve ef al-i be- 
§eriyyeye tesbih buyrulur. Ya'ni, tecelli-i zati atesjyle yanan cism-i kestf bag- 
tan ayaga kadar o tecellmin mazhan olup Hak'ta fan! olur ve artik onun gol- 
gesi olan sifat ve ef al-i be§eriyye onun etrafinda dolasamaz. Sifati ve ef ali 
Hakk'm sifat ve ef ali olur. Hind niishalannda -u <U- ^ yerine a J" dy? £~i 
vaki'dir. Bu surette ma'na "§em' bastan ayaga kadar zebane oldugu vakit 
onun etrafinda golgenin miiruru vaki' olmaz" demek olur. 

675. CMum golgesinden ve kendinden §udya ka$h, onun i$in §em dokiii. 

Mum mesabesinde olan cisim, golge menzilesinde olan kendi sifat-i be§e- 
riyesinden ve efalinden ve kendi kesafet-i mevhumesinden sua mesabesin- 
de olan nur-i zatiye kacu ve iltica ettl. §ua icm, tecelli-i zati atesi ile cisim 
§em'ini doktu, eritti ve fani kildi. 

j^^jjSj bi ji |^a ja C~iS (^*ij C~>L» j$i. ja C~«5 

676. ^Dedi: >r Ben seni fend i$in dohiiim!" ^Dedi: xr Ben de fenaya kachm! 

nur-i zati dedi ki: "Ben seni fani olman icm doktiim ve erittim." Cisim 
mumu dahi "Evet, ben de fenaya ve sende fani olmaya kagtim ve iltica ettim." 

677. <$eni vakiaki aie§ tcinde- kulliyyen fani oldu, ne $em den ve ne de ziya- 
dan eser goremezsin. 

Ya'ni bal mumundan ma'mul olan §em\ ates. iginde yana yana fani oldu- 
gu ve kamilen eridigi vakit, artik ne §em'in viicud-i kesifinden ve ne de onun 
ziyasindan eser goremezsin. Bunun gibi cism-i kesif tecelli-i zati ate§i icjnde 
yamp kamilen fani oldugu vakit, artik o cism-i kesifin havassindan eser go- 
remezsin. Mesela cism-i kesifin bir mahalden diger bir mahalle intikali zama- 
na muhtac, iken, garbda bulunan boyle bir cism-i fani, an-i gayr-i miinkasim- 



MESNEVt-1 §ERtF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

de sarkta zahir oluverir ve onun ziyasi mesabesinde olan sifattan ve ef'alden 
dahi eser goriilmez. Onun sifati ve flili hep Hakk'a rati' olur. 

678. . JZ-ulmetin iefinde surd atesi, asikar olarak mum ile payidariir. 

Ya'ni, zahirde olan karanhgin def'inde, agikardir ki suret ate§i kesif olan 
mumun cismi ile payidar ve sabittir. Zira mum olmasa, suret ate§inin taalluk 
edecegi bir mahal bulunmaz ve ates. olmayinca da §ua hasil olup sun karan- 
hk mundefi' olmaz. 

679. Cisim §emi, mumun hilajiniaclu ki o, noksan olaukca can nuru ziyade olur. 

Cisim §em'i zahir! olan mumun hilafmadir; zira o cisim §em'i noksan ol- 
dukga, ruh-i insaninin nuru ve suai ziyade olur. Halbuki zahir! mumun cis- 
mi ve cesameti ziyade oldukca onun §uai da cok olur. 

680. 13u bdki olan sua.hr ve- o fanidir. Cari semine sule-i rahhdni vardir. 

Bu ruhun nuru ve §ua'i baki olan §uadir ve cisim §em'inin §ua'i olan 
ruh-i hayvanmin asan ise fanidir. Zira can §em'inin §ulesi rabbanidir ve 
giinki ruh-i insani halife-i Hak'tir. 

j^jt- y\i gj* g-UJ. j jg>jlA jJ J\j £l*i J\ 

681. \ou baki olan sua' mufieraz geldi. iIA.raz olan sem'-i fanmin sua'i degil! 

"Mufteraz", "iftiraz" masdanndan ism-i mef'uldur; ve "iftiraz", Hak Te- 
ala'mn kullanna ahkami vacib kilmasi ma'nasinadir (Kamus). Ya'ni, HakTe- 
ala tarafindan kullanna farz edilmis. olan §ey, bu ruhun baki olan suaini ve 
asarim istihsal etmektir. Yoksa bu araz ve fani olan cism-i unsurinin §uaim 
ve asanm istihsal etmek degildir. Zira ruh cevher-i miicerred-i nurantdir ve 
cisim ise uzunluk ve enlilik ve derinlik gibi arazlann mecmuundan ibarettir. 

682. ate$in iili kep nur oliu; §em fani, golge ondan uzak ol&u. 



AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, cism-i unsuri atese mensubdur ve ruh-i hayvani o atesin dilidir ve 
cisim §em'inden ruh-i hayvaninin fan! olan suai zahir olur. Vaktaki tecelli-i 
zati ile bu cisim §em'i fan! olur, artik sua-i faninin golgesi olan sifat ve ef ali 
dahi ondan uzak olur ve bu ruh-i hayvani dili, hep nur-i ruh olur ve ruh-i in- 
sani §em'inin baki olan sua'i zuhura gelir. 

683. liulutun golgesi yeryiiziine dusex, ay a golge hem-nisin olmaz. 

"Bulut"tan murad, cism-i kesiftir. "G6Ige"den murad, ruh-i hayvanidir. 
"Ay"dan murad, ruh-i insanidir. Zira o nuru zat gunesinden ahr. Nitekim 
yukanda 680 numarah beyt-i gerifte c— wij vUi \j ou- ^ buyrulmus idi. 
Ya'ni, bulut mesabesinde olan cism-i kesifin golgesi ve ruh-i hayvanin asa- 
n, alem-i kesafete diiger ve alem-i kesafet icinde dola§ir. Fakat o golge, ay 
mesabesinde olan ruh-i insaniye hem-nisin ve mukarin olmaz. Zira ruh-i 
insaninin nurunu bu golge setredemez. 

684. Gy iyi isteyici, bi-hodluk bulutsuzluktur; o bi-hodluk icinde aym kursu gi- 
bi olursun. 

Ey iyi hal isteyen salik, mevhum olan enaniyyet-i cismaniyyeden gecmek 
bulutsuzluktur ve ruh-i hayvaninin hukmii altindan gikmak demektir. ken- 
dinden gecmek hali icinde, sen ayin kursu ve cirmi gibi olursun, yani ayn-i 
ruh-i insani gibi olursun. 

685. Uaktaki surulmus bir bulut tekrar gelir, nur giiti aydan bir hayat kal- 
mishr. 

Vaktaki kendinden gegmek hali ile surulmus ve def'edilmis bir bulut, ya'ni 
cism-i kesifin ahvalinden bir hal tekrar zail olur, ruh-i insaninin nuru gider 
ve ay mesabesinde ruh-i insaninin nurundan bir hayal kalir. 

686. liulutun hicabindan onun nuru zayif oUu. O bedr-i serif aydan noksan 
oldu. 



MESNEVl-I §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

Ya'ni, cismaniyet bulutunun hicab ve perde olmasindan dolayi, ruh-i 
insaninin nuru zayif olur. ayin on dordii gibi parlak olarak zahir olan 
ruh-i §erif, yeni dogan bir hilalden bile noksan bir hale gelir ve hayal gibi 
olur. 

>/ cfc^ cM l> til J *£ j J 1 j -^ ^ ^ ** 

687. <ZAy bulutian ve tozdan bir hayal Qoriinur. IZulut ve ten bizi hayal du$ii- 
niicu etti. 

Ruh-i insani ayi, cism-i kesif bulutundan ve onun toz mesabesinde olan 
asanndan dolayi bir hayal halinde goriinur. Bulut, ya'ni cism-i kesif bizi ruh-i 
insani hakkinda hayal dusunucii etti. Nitekim ruhun tecellisini mu§ahede et- 
meyen kimseler ruh hakkinda bircok kiyl ii kaller yaptilar ki, bunlar birtakim 
hayali du§iincelerden ibarettir. Vaktaki ruhun zati inki§af eder, bu hayali olan 
dedikodular kalkar. 

c— jJip ljU Ujjl jl c~i& *^ C—-jl i_aU *a jt\ *£ ^i <* i-iW 

688. iSAyvn luifunu aor ki, bu da onun lutfudur ki o, buluilar bizim du.$mam- 
mizdu, dedi. 

"Ay"dan murad, burada ruh-i kulli-i Muhammedi'dir ki, taayyiin-i Mu- 
hammedi (s.a.v.) Efendimize taalluk etmistir. ^jy & o>>jii 3 hadis-i §erifi 
mucibince mii'minlerin riihu o ruh-i kiillidendir. I§te ruh-i kiillinin lutfuna 
bak ki, bizleri rminewer etti. Ve bu da onun lutfundandir ki bize Jy* &*** 
d^ an j& J~* ya'ni: "Senin dusmamnin en dusmam, senin nefsindir ki 
yanlanndadir" ihbar-i §erifiyle buludar ya'ni sifat-i nefsaniyye bizim du§ma- 
mmizdir, buyurdu. 

i\x> <* ijb r-^ jly ji j^j J* j' J j' J ii-*ly <* 

689. JAy buluttan ve tozdan feraaat tutar, felegin yukansinda ayin meddn 
vardtr. 

Ayin ya'ni ruh-i insaninin hadd-i zatinda cismaniyetten ve cismaniyetin 
ahkamindan feragati vardir. Onun medan suret feleginin yukansindadir. Zi- 
ra ruh-i insani nefs-i vahiddir. beden pencerelerini kendi medanndan nur- 
landinr. Nitekim II. cildin 186 numarah beyt-i §erifinde: 



AHMED AVNl KONUK 

>y. J^ c->-> -^'-J o-" >y J^yr c-> ->* ^ 

["Tefrika ruh-i hayvanlde olur; ruh-i insani ise nefs-i vahid olur"] buyrul- 
mustu. Ve cild-i mezkurun 184 numarah beyt-i gerifinde de: 

["Canlann giine§i bedenlerin penceresinde muftenk oldu"] buyrulmustu. 
Ve keza IV. cildin 41 1 numarah beyt-i serifinde de: 

^i OW- j£J aj-U* OLi~>~ -*- ' [£> OUI jJJ a jo** Ob.j>- 

["Mu'minler ma'duddur, fakat iman birdir; onlann cisimleri ma'dud, fakat 
can birdir"] buyrulmu§ idi. 

OI4J U *-^-j lj ** xS~ *£" OW- *****'■ j j-^ >■*-* b^* j<' 

690. ^Buluf fcize dii§man ve hasm-i can oldu. JZira ayi bizim goziimuzden ni- 
han eder. 

Cismaniyet ve nefsaniyet bulutu bize diisman ve canin hasmi oldu. Zira 
bulut ayin hicabi ve perdesidir; ve ruh ayini bizim goziimuzden nihan eder. 

691. Till perde hunyi zal eder; bedri bir hilalden nakis yapar. 

"Zal", bunak ihtiyar demektir. Ya'ni, bu cismaniyet ve nefsaniyet. perde- 
si, her biri bir huriye mumasil olan ma'na giizellerini bir bunak kocakan ka- 
dar firkin yapar. Ayin on dordu gibi parlak olan bir latifi bir hilalden daha na- 
kis gosterir. Bilakis bu perde-i nefsani, kokmus cesedleri huri gosterir ve zul- 
meti nur olmak uzere telakki eder. 

X>\y>- ,j~!_p- tjj-te- ljL« ( j~~ ;o JULiJ jf- jLS' ji IjU »U 

692. <5A.y hizi izzetin hucagina oiurttu, bizim du§manuniza kendi dii§mani 
iablr etti. 

Ya'ni, ruh-i kulli-i Muhammedi, bizi "Aziz" ism-i ilahisinin hukmiinde 
mustagrak kildi ve izzet makaminda oturttu; ve nefis ve §eytamn ve onlann 
tevabiinden ibaret olan bizim dusmammiza kendi diismam ta'bir buyurdu. Bu 
beyt-i serifte "ay"dan murad zat-i Hak olursa birinci misra' {>\ J £j" 'xH j 



MESNEVl-t §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

(tsra 17/70) ya'ni "Biz bem-ademi mukerrem kildik" ayet-i kerlmesine ve 
ikinci misra' dahi sure-i Mumtahme'de vaki' olan </jji ijl^' U ly-i"^ 1 W L - 
tUjijJTjjij (Miimtahine 60/1) ya'ni "Ey mu'minler benim dusmanimi ve si- 
zin du§manimzi dostlar ittihaz etmeyin!" ayet-i kerimelerine i§aret buyrulur. 

693. Ilulutun parlaklifii ve onun leiafeti muhakkak hu aydandir. Dier kim bu- 
' luia ay tabir eierse o gumrahhr. 

"Ab", letafet; ve "gumrah", dogru yolu kaybeden demektir. "Buluf'tan 
murad, burada ruh-i hayvanidir. Ya'ni, ruh-i hayvaninin diriligi ve parlakhgi 
ve zekaveti, ruh-i kiillinin letafetinin aksindendir. Her kim bu ruh-i hayvani- 
ye "ruh-i insani" ta'bir ederse, o kimse yolunu kaybetmi§tir. Zira ruh-i hay- 
vanide beka yoktur. 

694. JTlyin nuru vaktaki hulut iizerine miinzd olmu$tur, onun karanltk yuzu 
miihiel olmu$tur. 

Ya'ni, "Ruh-i insaninin nuru, vaktaki ruh-i hayvani iizerine munzel ol- 
mustar, o ruh-i hayvaninin karanlik olan yiizu, aydan degi§mi§ ve parlami§- 
tir." Zira beser, ruh-i hayvanide, baska hayvanlar ile miisterektir. Hayvanla- 
nn ruhunu ruh-i insani menzil yapmadigi igin onlarda insanda olan irfan ve 
zeka yoktur. insanlardaki idrak ve zeka ruh-i insaninin insanlann ruh-i hay- 
vanilerini menzil ittihaz etmekten dolayidir. imdi gerek ruh-i insaninin nur-i 
ma'nevisi ve gerek ruh-i hayvaninin ondan iktibas ettigi nur ve zahiri gune- 
§in madd! ziyasi ve onun madd! nuru, hep nur-i ilahinin feyezamndandir. 

695. Dtiyaminia aune$ ve ay mazul oliu. Qoz ziyanm aslina me§gul olclu. 

Nitekim sure-i Kiyamet'te mezkur olan ^-Hji ^ 3 jJtfi u^j '^4\ 5j>. liu 
'r&j (Kryame 75/8) ya'ni "Vaktaki goz kamasir ve ayin ziyasi gider ve gii- 
neste ay cem'olur" ayet-i kerimesi mucibince kiyamette manzume-i §emsin 
intizami bozulup aym nuru zail oldugu ve gtinesje ay, ziya ve nur vermek- 
ten ma'zul olduklan vakit, ruhun gozii o ziyanin ash olan vticud-i mutlak-i 
Hakk'in nuru ile mti§tail olur ve miistear olan viicud-i izafinin ziyasi gider. 



AHMED AVNl KONUK 

j\ji\ jb jl ^Jli Jaljj jij j\tc^j> j\ \j iJUU cJlJb Ij" 

696. V^fihayet mulkii musteardan ve bu jam ribdh darii'l-karardan hilir. 

Ya'ni, kiyamette bu ariyet olan viicud-i izafinin nuru sondiigii vakit ru- 
hungozu hakiki olan miilk ile ariyet olan mulku anlar ve fani olan diinya 
misafirhanesini karar evi ve mahalli olan alem-i ahiretten fark ve temyiz 
eder. 

jUT" jJul jS~ y IjU IjiU jL^- <U* iSJJJ ^Ji-^iJ^ - *i^ 

697. \Dfii/e bir, tip, dort aun ariyet olur. €y ana bizi sen hucaflinda tut! 

"Daye", siitnine demektir ki, bundan murad, viicud-i mecazi ve izafidir. 
"Ana"dan murad, viicud-i hakikidir. Ya'ni, daye mesabesinde olan bu vii- 
cud-i mecazi, mahdud olan hayat-i diinyeviyyenin devami miiddetince biz- 
de ariyet olur. Ey viicud-i hakiki sahibi olan Hak Teala bizi sen lutfunun ku- 
cagmda tut, bizi dayenin eline teslim etme! 

698. ISenim kanadim buluttur ve perdedir ve kesiftir. Diakk'm lutfunun 
in ikasinAan o latij oldu. 

"Kanaf'tan murad, bu viicud-i mecazi ve onun htinerleri ve sifatlandir. 
Ya'ni, benim bu viicud-i mecazimin hiinerleri ve sifatlan viicud-i hakikinin 
oniinde buluttur ve perdedir ve kesiftir. Onda gorulen letafet Hakk'iri lutfu- 
nun in'ikasidir. 

699. DCanadi ve onun giizelligini yoldan ko-panrim, ta ki ayin aiizelliijini yine 
aydan aoreyim. 

Ya'ni, viicud-i hakikiye vusule mani' olan bu viicud-i izafinin htinerlerini 
ve giizel goriinen sifatlanm yoldan koparayim ve izale edeyim, ta ki ayin gii- 
zelligini perde arkasindan degil, dogiudan dogruya yine ayin kendi kendisin- 
den goreyim. 

700. lien daye istemem, ana daha hostur; ben CMusayim, benim dayem anadir. 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

"Ben daye mesabesinde olan bu viicud-i mecazinin terbiyesi altinda ol- 
mak istemem; benim asli olan viicud-i hakikmin sifati altinda terbiye olun- 
mam daha ho§tur; zira Musa mesabesinde olan ruhum; binaenaleyh benim 
dayem ve miirebbim viicud-i hakikidir." Bu beyt-i §erifte sure-i Kasas'ta va- 
ki' JJ cy '^i'jJi -d* L.ji-'j (Kasas, 28/12) ya'ni "Biz Musa'ya ewelden siitni- 
neleri haram ettik" ayet-i kerimesine i§aret buyrulur. Zira Musa (a.s.) 
Fir'avn'un sarayinda bulundugu vakit, onu siitninelere tevdi' ettiler; hicbiri- 
sinin siitiinu emmedi; validesi siitnine olarak saraya gidip onu emzirdi. 

701. lien aym lutfunu vasitadan istemem, zira, bu rabiia halkin helaki oldu. 

"Ay"dan murad, burada ebu'l-ervah olan ruh-i kiilli-i Muhamedi'dir ki, 
cemi-i aleme fuyuzat-i rabbaniyye bu ruhtan tevzi' olunur. "Vasita"dan mu- 
rad, alemih viicud-i izaflsidir. Ya'ni, ben ruhum, ruh-i kullinin lutfunu ve fey- 
zini vasitadan ve viicud-i izafl-i alem perdesi arkasindan almak istemem. Zi- 
ra bu viicud-i izafinin §uiinati halkin helakini mucib oldu. 

»U (jjj i_jL>t>- jl ii^Sob" »L. ijj>- ij^j (jj>\ ^aL 

702. ~$ahui meger ki bir bulut aym huyunu iuta, taki o aym yuziinun hicabi 
olmaya! 

"Buluf'tan murad, taayyiin-i cismani ve viicud-i izafidir ve ahlak-i mu- 
hammediyye ile muttasif olan insan-i kamilin suret-i cismaniyyesidir ki, 
ruh-i kiilli-i Muhammedi'nin feyzini isale vasita olur; ve onun bu suret-i cis- 
maniyyesi ruh-i kullinin yuziiniin hicabi ve perdesi olmaz. Yukanki beyt-i 
§erifte, "Ben onun lutfunu vasitadan istemem" buyrulmus, idi. Bu beyitte in- 
san-i kamilin suret-i cismaniyyesinin vesateti istisna buyrulmus, oluyor. Zi- 
ra insan-i kamil salikleri evvelen huzur-i risalet-penahiye gotiiriir ve Risa- 
letpenah Efendimiz dahi Hakk'a isal buyurur. 

703. Bnbiya ve evliyamn cismi atbi, o, keniinin suretini vasf-i laia gosterir. 

Ya'ni, o insan-i kamilin cismi, enbiya ve evliyamn cismi gibi olur; ve ken- 
dinin kesif olan cismini ve suretini, o cismin ve suretin ahkamina tabi' olma- 
mak suretiyle yok vasfmda gosterir, ondan zahir olan ancak ruh-i latifin ah- 
kam ve asari olur. 



AHMED AVNl KONUK 

704. Oi/Ie hir hulut perde haglayici olmaz, manada faideli perde yirhci olur. 

Oyle bir cisim bulutu, ruhun yuzune perde ortucii olmaz. Ma'nada faideli 
ve ruhun yiizunden perdeyi ve hicabi yirtici ve kaldinci olur; ve o cisim bu- 
lutu ayn-i run gibi latlf olur. 

j y\ Vbj Ajji ^ .>» ^jj c l^. jOilT OL^T 

705. Oyleki hir aydinlik sabahta katre yagdi, halhuki yukanda hulut yok. 

Ya'ni, o cisim bulutunun letafet-i hali havada bulut olmadigi halde, ber- 
rak ve aydinhk sabahta yere gig yagmasina benzer. Maahaza havada gig 
yagdiran gayet ince ve havadan fark olunmaz derecede bir bulut vardir. tste 
insan-i kamilin cisim bulutunun hali de buna miislbihtir. 

706. sika mu cize-i ^Peygamhen idi. r Bulut mahv cihetinden hem-rena-i se- 
ma olmus idi. 

Bu mu'cize-i risalet-penahi III. cildin 3120 numarah beytinden i'tibaren 
mezkurdur. "Sika", su tulumu demektir. Bu mu'cize sudur ki, havada bulut 
olmadigi halde, Resul-i Ekrem hazretleri Arab'in su tulumunu suyla doldur- 
du. Gercjo tuluma gelen su dahi, adet-i ilahiyye iizere buluttan gelmis. idi; fa- 
kat o bulut o kadar ince idi ki, gogiin mavi rengi ile beraber olmus. idi ve o 
bulutun kesafeti basar hissi ile fark edilmez idi. 

707. Tiulut idi, ondan hulutun huyu flitmis idi; asihm cismi sahr ile hoyle olur. 

Arab'in tulumuna suyu getiren bulut idi. Fakat bulutlara mahsus olan huy 
ve kesafet o buluttan gitmis idi. Nitekim nefsinin hevalanna karsi sabn ve 
miicahedesi sebebiyle Hak a^igimn cismi de oyle kesafet-i cismaniyyeden ari 
ve latif olur. 

y. j j£j iJi jl «»j J-V «^£ jj 4zlf <S jS U ij, J 

708. Ten olur amma tenlih ondan fltiib olmustur; degismis ondan renk ve koku 
gitmis. 



e^jgp 



MESNEVl-I §ERtF §ERHi / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Ya'ni, insan-i kamilin cismi de gergi cisimdir, fakat ondan cismin kesafeti 
ve sifati kaybolmu§tur. cismin sifatlan, sifat-i ruhaniyyeye tebeddiil etmi§, 
artik ondan cisimlere mahsus olan renk ve koku gitmi§tir. 

709. Oianat aayr ioindir ve ba$ henim icindir. Sent ve hasann evi tenin dire- 
gidir. 

"Kanaf'tan murad, cism-i kesif ve bu cisme miiteallik olan hunerler ve ze- 
kalar ve esbab-i diinyeviyyedir. "Bas/'tan murad, ruhtur ve insanin batimdir. 
"Sem' ve basann evi"nden murad, kalbdir ki cismin kiyamina ve idrake se- 
beb oldugu igin, o cismin diregidir. 

Bu beyt-i §erif, alem-i hakikatin tavusu olan insan-i kamil tarafindandir. 
Ya'ni, ey salik, benim bu suret-i cismaniyyem ve zahiri hunerlerim ve es- 
bab-i dunyeviyyem hep ba§kalan igindir ve ba§kalanni ir§ad icmdir. Zira ben 
ehl-i akli bunlar ile avlanm. Ba§im ve ruhum ve batinim benim icmdir. Zira 
agyann benim batinima niifuzu yoktur. Nitekim cenab-i Pir'in rmir§id-i all- 
ien Seyyid Burhaneddin Muhakkik-i Tirmizi (k.s.) hazretlerine bir §ahis, "Fi- 
lan kimseden senin medhini istttim", dedi. Buyurdular ki: "tbtida goreyim, o 
kimse nasil bir kimsedir, onda o mertebe var midir ki beni anlayip medhet- 
sin! Eger o beni soz ile tammis, ise, muhakkaktir ki tammamistir. Zira bu soz 
ve o harf u savt ve o dudak ve agiz kalmaz, bu arazdir; ve eger fill ile tani- 
mi§ ise yine boyledir; ve eger benim zatimi tammis, ise suret zata uymaz ki 
medhetsin!" Ve hayat ve ilim, sem', basar, irade, kudret, kelam ve tekvin si- 
fatlannin evi olan kalb, zahiren ve batmen cismin diregidir. Kalbin zahiri ra- 
sid olunca cisim dahi fasid olur ve keza kalbin batini fasid olunca cismin ef al 
ve harekati dahi fasid olur. 

j^j tjx^yj Ob jUsw y£ jS- X~fi ts\j> OijS' Ui Ol*- 

710. Qayn sayd icin can feda etmeyi kilfr-i mutlak ve hayrdan umidsizlih. hil! 

Ey tarik-i Hakk'm saliki, gayn sayd icin ve onlara hos, gdruniip kendine 
celb etmek igin sakin ruhun zevkini feda etme, bu fedayi kiifr-i mutlak ve ha- 
yirdan timidsizlik bil! 

Obj jl j£\ yt' jt> tSj*j ^Ji OUfljJa J~J, Xs dy*- j£~» 0>* 

711. Sakin tutderin onunde seker g'hi olma, helki zekir gibi ol, ziyandan emin ol! 



<^^= 



AHMED AVNl KONUK 

Sakin tutilerin, ya'ni erbab-i kalin onunde hunerlerini gostermek suretiy- 
le seker gibi olma, belki onlann miivacehesinde somurtup sakit olarak otur. 
Zira onlann oniinde boyle oturmak onlara karsi zehir gibi olmaktir. Eger boy- 
le yapar isen, onlar senin yamndan kacarlar ve sen de batimnin zarar ve zi- 
yana ugramasmdan emin olursun. 

712. ^dhnd hiiabin tahsin ve dferini i$in, kirpekler oniinde he.nd.ini Je? i/ap.' 

Bu beyt-i serifin ma'nasmda iki vecih vardir. Birisi budur ki, eger erbab-i 
kal olan ehl-i diinyamn oniinde kendini zehir yapip onlan kaciramazsan, git 
onun aksini yap ve onlann senin tatli sozlerini tahsin edip aferin demeleri igin 
kendini talib-i dunya olan bu kopeklerin onunde bir leg ve murdar yap, sen- 
den istedikleri gibi muntefi' olsunlar. Bu ma'naya gore yukanki beyit ile bu 
beyit §eyh Sa'di hazretlerinin §u beytinin naziri olabilir: 

"Ya te§vi§e vegussaya ra"zi ol, yahud birtakim cigeti karganin dniine koy!" 

Bu ma'naya gore bu iki beyt-i §erifteki hal makbul olmaz. Ikinci vecih 
dahi sudur-. Yahud senin latif sozlerini kopekler mesabesinde olan ehl-i 
diinyamn tahsin edip aferin demelerinden dolayi, o ehl-i diinyamn onunde 
kendini, bu aferin ve tahsinleri duymayan bir olii ve les gibi hissiz ve duy- 
gusuz yap ve onlann bu tahsin ve aferinlerinden nefsine guriir gelmesin. 
Bu hal gug ve fakat makbul olur. Bu beyt-i gerifin sureti ba'zi niishalarda 
§6yledir: 

Ya'ni "Tahsin ve aferin ve hitab icln kelblerin oniinde kendini murdar 
yap!" demektir. Diger bir niisha da sdyledir: 

Ya'ni "Yahud hitabda bir aferin icin kendini kelbler onunde murdar yap!" 
demek olur. Ma'naca hicbirinde ihtilaf yoktur. Uciincii bir hal dahi atideki 
716 numarali beyt-i serifte musarrahtir. 



<*$$&> 



MESNEVt-t §ERlF §ERHl / IX. CiLT • MESNEVt-5 • 

713. Dmdi Dtizu gemiyi hunun i$in Heidi, nihayet hu aemi gftsibdan kurtul- 
du. 

Bu beyt-i §erif yukandaki 711 numarah beyte merbuttur. Ya'ni, ey salik 
kendini erbab-i kal olan ehl-i diinyanin oniinde zehir gibi yap ve onlara kar- 
§1 kendini kusurlu ve fena goster. Nitekim Hz. Hizir, kissasi sure-i Kehf te 
mezkur oldugu vech ile saglam bir gemiyi gasiblann elinden kurtarmak igin 
deldi. Sen dahi ruhunun rakib oldugu cisim gemisini boyle ehl-i diinyaya kar- 
si kusurlu yap ki, senin senligini gasb etmesinler! 

714. Jahra mensvib olan fakr hundan aolayi alt geldi, ta ki tama edici olan- 
larian Qamye ka$ayim! 

Ma'lum olsun ki, "fakir" hakkinda erbab-i haklkat Jk V j dU* V -*J» y J^ 
ya'ni "Fakir o kimsedir ki bir §eye malik degildir ve kendisi bir §eyin mernlu- 
kii degildir" demisjerdir. Bunun ma' nasi "Fakir bu alem-i fanide higbir §eyi 
benimsememistir ve kendisi de kalbini higbir §eye rabt edip onun memlukii 
olmamistir." demek olur. Binaenaleyh diinyanin hepsi surette fakirin mulkii 
olsa, onun kalbinde higbir zerresi yer tutmaz ve bilciimle ihtiyacim Ganiyy-i 
mutlak olan Hak Teala'ya arz eder ve kendisi bu fakr ile muftehirdir. t§te "El- 
fakru fahri" (<_s>j >«Ji) hadis-i §erifinin ma'nasi budur. "Fakr"dan murad, §u- 
nun bunun kesesine muhtag olmak degildir. Ya'ni, "Fahra mensub olan fakr, 
ehl-i tama' olan cismanilere arz-i ihtiyagtan kagip Ganiyy-i mutlak olan 
Hakk'a iltica ettigim igin all geldi." 

715. r Defineleri hir vuaneye ondan dolayi koyarlar, id ki ehl-i umranm hirsm- 
dan kurtulalar. 

"Umran", ma'mur yer demektir. "Ehl-i umran"dan murad, dunya ehlidir. 
Ya'ni, ehl-i diinyanin hirsindan ve taarruzundan kurtarmak igin, defineleri 
viranelere ve harabelere gomiip sakladiklan gibi, ehl-i fakr dahi kendi hiiner- 
lerini ve esbab-i diinyeviyyelerini, kal ehli olan gaflet erbabindan saklarlar ve 
bu suretle onlann tasallutundan emin olurlar. 



AHMED AVNl KONUK 

716. Byer kanali koparmazsan git halvette otur, id hi hep bunun ve onun har- 
a olmayasm! 

Ey salik, eger sen ehl-i diinyamn oniinde zehir gibi olamazsan veyahud 
onlann tahsin ve aferinlerine karsi nefsini olu ve leg hiikmiinde tutup, onun 
gururundan emin degil isen, git halvette otur ve kendi zevk-i ma'nevln ile 
me§gul ol; ta ki biitiin omriinu sunun bunun keyfine ve hesabina sarf etmis. 
olmayasm! 

jb J^ja OU- <j\ dj?^ j ffi j\y- *~^ |»-* ***j«J (»-* y *£$j 

717. ^Lira hi sen hem hir lokmasm hem lohma yiyicisin. €y can, yiyicisin ve 
yenilmissin, akd tut! 

Zira ki sen hem bu halkin lokmasism ve hem de bu halktan lokma yer- 
sin. Binaenaleyh ey can olan salik, sen hem yiyicisin ve hem de yenilmi§sin. 
Aklim basma topla! Qiinki eger sen ashab-i hiinerden isen, bu malaya'ni is- 
tigalat ile halk senin omriinu yer ve ifna eder ve sen de onlann tahsin ve afe- 
rinlerini yutup nefsini kabartirsin; ve eger malin var ise, halk mudahane edip 
onu yerler ve nefsin dahi onlann tabasbuslanni ve miidahanelerini yiyip se- 
mirir. Ehl-i mansib isen yine boyledir. Malum olsun ki, akiliyet ve me'kuli- 
yet hem suri ve hem ma'nevi olur. Insanin suri olan akiliyeti ve me'kuliyeti 
zahirdir.Zira topraktan gkan enva'-i gidalan yer ve onu da- her an-i gayr-i 
miinkasimde muhiti yer. Muhitindeki yiyenlerden bir kismi, pire ve sivrisinek 
ve tahtakurusu ve bit gibi hayvanat-i tufeyliyye olup goz ile goriiliirler. Ve 
bir kismi da hayvanat-i hurdebini olup aletsiz goz ile goriilmezler; ve ihtimal 
ki mikroskobun bile gormege kafi gelmedigi mahlukat dahi vardir. Eger insa- 
m boyle her an yiyenler olmasa idi dogdugu giinden beri yedigi gidalar 
cem'olup onun cismi pek biiyiik bir hale gelirdi; ve keza oldiikten sonra in- 
sanin cesedini yiyenleri izaha hacet yoktur. 

Ma'nevi olan akiliyet ve me'kuliyete gelince bunlar da coktur. Mesela 
halk, insanin hunerlerini ve ma'rifetlerini idraklerinin agizlanyla yerler. Son- 
ra yine onun nefsine tahsinlerini ve aferinlerini yedirirler ve onu magrur eder- 
ler; ve keza hayalat-i insaniyyeden bin digerini yer ve onu da diger bir hayal 
yer. Nitekim atide siirh-i serifte bu suri ve ma'nevi akiliyet ve me'kuliyet be- 
yan buyruluyor. 



MESNEVl-I SERlF SERHt / IX. CiLT • MESNEVl-5 • 
<^Ui ( _ r o jl 4S" Ai^^T jl jl iy_ Jilp j ijj Jji*i*4 itU JLsAJ j Sj> ij" M* ■**** 

Onun beyanindadir ki, Allah'in masivasi her seyi yiyicidir ve 

yenilmistir. O bir kus gibi ki, gekirgenin saydini kasd etti ve 

cekirgenin saydi ile mesgul oldu. Halbuki onun kafasimn 

arkasmdan ac. doganm onun saydini kasd ettiginden gafil oldu. 

§imdi ey yiyici olan avci adam, kendinin yiyicisi olan avcindan 

emin olma! Egercj onu gozun nazan ile gormiiyorsun ve onu ibret 

delili nazan ile gor! Nihayet insaallahu Teala goz dahi acdsm! 

Bu surh-i serifin son ciimlesi Hind nushalannda soyledir: >4 j~~>. ^ *>rf\ 
ju; aUi >u. 01 ijt. jl ,jj ^ u d» ^ j^^ _j JJi J^> ^ Ya'ni "Egergi onu go- 
ziin nazanyla gormuyorsun, onu delil ve ibret nazanyla gor, nihayet karan- 
lik goz agik olsun insaallahu Teala!" 

718. Hlir ku§cajjiz hir kuricagizm avinda idi. Oiedi firsai huldu ve onu kaph. 
Zahirt olan akiliyet ve me'kuliyetin misalidir. 

719. JCendinin $ikan hakkinda ha$ka hir avcidan hihaber oldujju halde, akil ve 
me'kul idi. 

kuscagiz kendisini de bir kedinin avlayacagindan bihaber oldugu halde 
kurdu avlamakla mesguldii; binaenaleyh bu hal iginde hem akil ve hem de 
me'kul idi. 



AHMED AVNl KONUK 

720. ^crfi Jurstz meia'in sikann&aAir, polls onun kasimlanyla heraber arkaaaair. 

Bu da akiliyet ve me'kuliyet-i zahiriyyenin diger bir misalidir. Ya'ni, hir- 
siz birtakim kimselerin e§yasim calmakla mesguldiir; diger taraftan polis da- 
hi o e§yamn sahibi olan hirsizin hasimlan ile onun arkasinda ve onu ta'kib 
etmektedir. 

j>^ jl/ j c— *&*Z jl J*Ip j* Ji* j c^-j Jji-i^. jl Jip 

721. Onun akli esyanin ve kavvnxn kilidinin mesguliidur. ZPolisten ve seherin 
ahindan gafildir. 

Ya'ni, hirsizin akli gece vakti galacagi esya ile ve acacagi kapinm kilidi ile 
me§galdur. Arkasindan kendisini polisin ta'kib ettiginden ve sabah vakti olup 
e§ya sahibinin sirkatten haberdar olarak feryad ve ah edeceginden gafildir. 

722. kendi sevdasinda oyle garkiu ki, ialibden ve kendisini arayictdan gafildir. 

hirsiz kendi sevdasi ve hayali olan sirkat emrine oyle bir dalmistir ki 
kendisini tutmak isteyen polisten ve kendisini arayacak olan e§ya sahibinden 
gafildir. 

723. Bger ot hir iatli suyu i$erse, hayvamn mi desi der-akab onu otlar. 

724. of ki, akil ve me'kul geldi, SMlak'in gayn olan her bir varlik boyledir. 

Ya'ni, "Ot, havadan nazil olan tath suyu icjp ne§v iX nema buldugu va- 
kit, derhal bir hayvan gelip onu yemege baslar. Binaenaleyh o ot hem akil 
ve hem de me'kul olmus olur. i§te Allah'in gayn olan her bir varhgm hali 
boyle hem akil ve hem de me'kul olmaktir." Ma'lum olsun ki, varlik ve vii- 
cud iki tiirludiir. Birisi viicud-i hakiki-i Hak ve digeri viicud-i zilli-i halktir ki, 
ona viicud-i izafl dahi derler. Ve bu viicud-i izafi uluhiyetin zahiri olan dest- 
gah-i tabiat iizerinde olup, viicud-i hakikinin esmasi hasebiyle suver-i muh- 
telife arz eder ve bu suretler bir taraftan tekewiin bir taraftan tefessiid eder. 



MESNEVt-t §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Bu suretlerin tekewiinii o tabiattan her an aldigi gida vasitasiyla olur ve te- 
fessiidii dahi aldigi gidayi yine tabiata vermek suretiyledir. Binaenaleyh vii- 
cudat-i izafiyyenin suretleri 4*-'j ^ ^* C^ *¥ (Kasas, 38/88) [O'nun vec- 
hinden ba§ka her §ey helak olucudur] ayet-i kerimesi mucibince peyderpey 
helaktedir; ve beka ancak viicud-i vahid-i hakikiye mahsustur. Ve bu vii- 
cud-i izafl zahiriyyeti itibariyle viicud-i Hakk'in gayndir ve hakikat cihetin- 
den o viicud-i hakiki bu viicud-i izafinin "ayn"idir. Zira zahir, batinm gay- 
ndir ve batin dahi zahirin gayndir; ve viicud-i Hak zahirin ve batimn mec- 
mu'u oldugundan hakikatte bu ikisinin "ayn"idir. 

725. ^Ue o sizi i£am eier ve ifam olunmaz, muhakkak oiur. Diak me'hul ve 
akil ve et ve ieri dejjilAir. 

Bu beyt-i §enf sure-i En'am'da olan 'p*>. Vj '^ j>j (En'am 6/14) ayet-i 
kerimesine i§aret buyrulur. Ya'ni "it'am eder ve it'am olunmaz" sifati muhak- 
kak Hakk'in zat-i uluhiyetine mahsustur. Zira zat-i Hak yenilmis. ve yiyici 
degildir; ve et ve deri olmak gjbi suretlerden miinezzehtir. Yenmek ve yenil- 
mek uluhiyetin zahiri olan alem-i tabiatta mutekewin olan viicudat-i izafiy- 
ye alemine mahsustur. 

726. iSnkil ve me'hul, pusuila sakin olan hir akilden ne vakit emin olur? 

Imdi cisim ve viicud-i izafi sahibi olan bir kimse pusuda sakin olan kedi 
gibi bir yiyiciden ne vakit emin olur? 

c^ZXi H _, »\fji Ol-b jj c~~iU vj-W d^jS'l &\ 

727. <jMe'kuUerin emni matem $ehicidir; Aergaha git hi la-yut amiir. 

Ya'ni, cism-i kesifin hiikmii altinda bulunan me'kullerin, yenilmediklerini 
zannederek gaflet ve emniyet icjnde bulunmalan matem ile neticelenir, Zira 
bu emniyet ve gaflet sonunda matem gekicidir; ve bu zan erbabi cisimlerinin 
fesadim gordiikleri vakit feryada baslarlar. "Binaenaleyh it'am olunmayan 
Hakk'in bab-i azametine iltica et ve fenafillaha sa'y et ki me'kuliyetten kur- 
tulasin! Bu beyt-i serifte salik, yukanda gecen 701 ve 702 ve 703 numarah 
beyitlerde beyan buyrulan makamin ihrazina tesvik buyrulur. 



gSTp 3 " AHMED AVNl KONUK 

728. Uier hir hayali hir hayal yer. Jihir, o diger fihri oiZar. 

Bu beyt-i §erifte ma'nevi olan akiliyet ve me'kuliyet beyan buyrulur. 
Ya'ni, bir hayal ile me§gal oldugun vakit, diger bir hayal gelip o hayali yu- 
tup mahveder; ve keza bir dugiince ile me§gul oldugun vakit, diger bir du§tin- 
ce onu yutup izale eder. Binaenaleyh ey salik, senin zahirin akil ve me'kul 
oldugu gibi, batinin dahi akil ve me'kuldur. 

ufr tijj* i>\j\ Ij ,^~>«j \i ^jlj J\?- £ ^ y" 

729. Sen hadir degilsin hi, hir hayalden hurtulasinl ^fiahud uyuyastn, nihayet 
ondan disan siQrayasin! 

i_jl;i JjI jb j\Xj t£ji* dy»- i_jl y *-r>\y>- <l>lj C~wjjJj jX» 

730. fjihir artdir ve senin o uyhun sudw, vahiahi hidar olursun, zubab geri 
gelir. 

"Ziinbur", an ve "ziibab", karasinek ve bal ansi ve §err-i daim ma'nasina 
da gelir (/Camus). Ya'ni, insanin fikri an gibi ve uykusu da suya dalmasi gi- 
bidir. Insana anlar hiicum ettigi vakit, suya dahnca onlardan kurtulur, fakat 
uyandigi vakit sudan gikmis. gibi olur ve anlar da tekrar hiicuma bastarlar. 

>j- <_?* y ^i y* a^ • XJ ^ L*" V, j* J 1 ^ JJ*J -^ . 

731. CTVc kadar hayale mensub olan an upar, bu tarafa ve o iarafa $eher ao- 
tiiriir. 

Ya'ni, ey insan gormez misin? Senin kalbinde ne kadar efkar-i hayaliyye 
anlan ucup durur ve seni o tarafa bu tarafa gekip goturiir. 

732. Ilu hayal yiyicilerin en asagisidir ve digerlerini 2,ul-celal bilir. 

Ya'ni, insanin cismini yiyen ve eriten §eylerin en a§agisi bu hayaldir. Zi- 
ra insanin viicudu bu hayalatm tasallutundan muazzeb olur; ve su i§i §6yle 
ve bu i§i boyle yapayim diye arzular ve hayaller onun cismini kemirip zayif- 
latir. Bu cismi zahiren ve batmen yiyicilerin enva'i o kadar goktur ki, bunla- 
n ancak Allahii Zii'l-celal hazretleri bilir. 



MESNEVl-I §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

Ja-is- C~cJ U CJ6 iS'jl i£y* IslAZ- JlTl 3yr jt ji_£ o>* 

733. iStfgah ol, galiz yiykilerin giirukundan ka$; onun tarafina ki, biz seni htf- 
zediciyiz, dedi. 

"Ukkal", ism-i failin cem'-i miikesser sigasidir ve "iikkal-i galiz"dan mu- 
rad, insamn idrakati tahtina dahil olan yiyicilerdir ki, bunlann zahirfsi, ilel ve 
emraz tevlid eden mikroplar ve sogukluk ve sicaklik ve rutubet ve yubuset 
gibi erkan-i tabiattan miitevellid olan avanz-i tabiiyyedir. Ve batinisi nefis ve 
seytanm ilkasiyla vaki' olan hayallerdir. Fena-fillah makarmna gelip cisma- 
niyeti ruhaniyete miibeddel oluncaya kadar, birgok yiyiciler daha vardir ki, 
onlan ancak Hak Teala bilir. Binaenaleyh ey salik, idrak-i be§er tahtinda olan 
bu galiz yiyicilerden Hafiz-i hakikl olan Hak Teala tarafina kag ki, Hak Teala 
sure-i Ra'dda: «i!i 'J\ °j* '*}&~ *£*- o-j ZL ^ ^ *cjJ^> 'A (Ra'd 13/11) Ya'ni 
"Allah Teala'm'n insana miivekkel nielekle'ri vardir ki, dminden ve ardindan 
ta'kib ile AUabJin emriyle onu hifzederler" buyurdu. Ve Hud (a.s.)dan naklen 
sure-i Hud'da \L l^ jr 'J* Jj oj (Hud 1 1/57) Ya'ni "Benim Rabbim her 
§eyi hifzedicidir" buyurdu. 

734. "$ahud, eger o Diafiz'm tarafina acele edemez isen, bu hifzi bulan o kim- 
se iarafvna ka$! 

Eger dogrudan dogruya Hafiz-i hakiki olan Hak tarafina kacamaz isen ve 
kalbinin masiva ile mesguliyeti Hakk'a ilticaya mani' ise, ahlak-i ilahiyye ile 
miitehallik ve sifat-i ilahiyye ile muttasif olup Hakk'in naibi olan bir insan-i 
kamil tarafina kac, ki, o, ^ui ^ dl^ ^G (Maide, 5/67) "Allah Teala seni 
nastan hifzeder." ayet-i kerimes'inde beyan buyrulan Hakk'in hifzim bulmu§- 
tur ve niyabeti ve hilafeti hasebiyle seni de hifzeder. 



735. Blini pirin elinden gayriya ieslim etme! Onun dine uiak desigir olmus- 
tur. 

"Pir"den maksad, fenafillah ve bekabillah mertebesinde bulunan miir- 
sid-i kamildir. Elini mur§id-i kamilin elinden ba§kasina teslim etme ve te- 
baiyyet elini ona uzat! Zira o mur§id-i kamilin eline Hak destgir ve muavin 
olmustur. 



AHMED AVNl KONUK 

C— I tij, jAJlT ^J6 j\yr jl c— I »>/ y- ^>£ CM* J* 

736. O perde tfinde olan nefsin mucaveretinden dolayi senin akhnin -piri cocuk- 
lufiu huy etmistir. 

Senelerden beri eskimis. ve ihtiyariamis. olan aklin, nefsinin emriyle otur- 
mu§ kalkmis. ve onunla dost olmus. oldugundan gocuk huylu olmus ve ha- 
yat-i diinya oyununa dalmi§tir; ve nefsin hak ve hakikatten hicab iginde 
bulundugundan aklin dahi onunla beraber perde arkasinda kalmisUr. 

737. ZKamil olan akh, ahla karin ei, ia ki akd o kolix huydan fieri flelsin! 

Aklini nefsinin mucaveretinden ayir da, insan-i kamilin aklmi ona 
mukarin kil, ta ki aklin o kotii huydan ve cocukluk tabiatmdan geri doniip si- 
fat-i asliyyesi olan kemale gelsin! 

738. uakiaki kendi elini onun eline koyarsm, sonra akillerin elinden disan stf- 
rarsin. 

Vaktaki insan-i kamile el verip biat edersin, evvela ma'nevi akillerin ve 
havatinn elinden ve ba'dehu tedric ile cismin ruhaniyete tebeddiil ederek su- 
ri akillerin elinden disanya gikarsin. Ve tabiat evinden disanya gikan kimse- 
ye suri ve ma'nevi akillerin elleri yetisemez. Zira bu akillerin hakikat mahal- 
lesine yollan yoktur. Binaenaleyh hakikat mahallesine vusul igin ewela ta- 
biat evinden gikmak ve tabiat evinden gikmak icjn dahi mur§id-i kamile biat 
etmek lazimdir. Beyt-i Hafiz-i §irazi (k.s.): 

■^ J^y y^ ^^>- (j& \^ djjj (jjj ,j*j o*Ja ij\j~. jT y 

"Ey kimse sen tabiat evinden disan giknuyorsun, hakikat mahallesine sefer 
edebilmek nerede!" 

739. Senin din o hud ehlinden olur ki ^.-bj 3y *Ul -k (Jetih, 48/IO) [£Al- 
lah m eli onlann ellerinin ustiindedir] olur. 

"Biat ehli"nden murad, Hudeybiye musalahasinda biat-i Ridvan'da, Re- 
sul-i Ekrem Efendimiz'e agac. altinda tebaiyyet eden ashab-i kiram hazarati- 



MESNEVf-t §ERtF §ERHl / IX. CfLT • MESNEVf-5 • 

dir. Bu biat-i Ridvan'da nazil olan sure-i Fetih'te Hak Teala uji 'JiynQ && 01 
'?*>■$ J > <JW Jb *JW o^u (Fetih, 48/10) ya'ni "Ey peygamberim, sana biat eden- 
\ii, ancak Allah 'a biat ederler, Allah'in eli onlarin ellerinin ustundedir." bu- 
yurdu. Bu ma'na I. cildin 3013 numarah beytinde gegti. Ya'ni, ey salik eger 
sen insan-i kamile biat edersen, senin elin biat-i Ridvan'da Resul-i Ekrem 
hazretlerine biat eden ashab-i kiramin elleri cinsinden olur. Ve ^M 6y 4U1 -b 
["Allah'in eli onlann eli uzerindedir"] ma'nasi, senin eline de §amil olur. Zi- 
ra insan-i kamil varis-i nebevidir. 

740. r Uakiak.i elini pirin eline verdin. pir-i htkmettir ki alimdir ve azvmdir. 

[741] r r 

Vaktaki kendi elini insan-i kamilin eline verdin ve ona tebaiyyet ettin, 
pir hikmet-i ilahiyyenin piridir ve miirsjdidir. Hakk'in Alim ismine mazhari- 
yeti i'tibariyle alimdir ve Azim ismine mazhariyeti itibariyle de hatir ve azim- 
dir. Ba'zi niishalarda (hatir) yerine (habir) vaki' olmustar. 

•k-b. -*J \j> jy jy t -^.j* <j\ c~~^„y- cij ^ £ 

741. jLira ey murid, kendi vaktinin nehtsidir. Diaiia ondan O^fehi nin nuru 
zahir yelir. 

Ey murid, pir-i muhterem nasil alim ve hatir olmasin ki, kendi vakti- 
nin nebisidir. Hatta onun suret-i zahiri, ahvali ve akvali ve ef ali tamamiyle 
Nebiyy-i zi§an hazretlerini temsil buyurur ve Nebi'nin nuru onda gorunur. 
Ma'lum olsun ki, buradaki nubiiwet, nubiiwet-i te§riiyye degil niibuwet-i 
ta'rifiyyedir. Bu zevat-i maarif-simat Nebiyy-i zi§amn §eriatini ve siinen-i se- 
niyyesini takviye buyururlar. Nitekim onlar hakkmda J-Vi ^ * uir j*\ *Up 
ya'ni "Benim iimmetimin ulemasi Beni-lsrail enbiyasi gibidir." buyrulur. 

JiJ p-* b <J** ^-^> tl>l_j tjt-k j-i>\>- <J-^> ^i-^- j* 

742. ^u sebehle Diudeyhiye de hazir ve htaia mensub olan sahabeue de karin 
oldun. 

Bu beyt-i §erif 739 numarah beyt-i §erifin te'yididir. 

IJX!* ^jmW^- ^1 ai j j yp*Jt> (£X»\ j£~a j\j »ij ^pj 

743. Hlinaenaleyh mujdelenmi$ olan on yardan geldin, dehdehi alhni aibi halis 
oldun. 



*$$&? 



AtfMED AVNl KONUK 

"Dehdehi", ate§e koyup erittikleri vakit vezni noksan olmayan altm 
ma'nasinadir {Giyasu'l-liigat) . Ya'ni, insan-i kamile Mat sebebiyle, cennetle 
mtijdelenen on ashab-i kiram zumresinden olursun. Dehdehi altini gibi ya- 
banci unsur ile kansik olmayip saf ve halis olursun. 

744. ia ki beraberlik dogru ola, adem bir kimse ile e?fir hi onu dost etti. 

Hakk'in halk ile olan beraberligi iki vecih iizerinedir. Birisi umumi olan be- 
raberliktir ki 'jk u 'J\ '^ 'J»] (Hadid, 57/4) ya'ni "Nerede olursaniz Hak si- 
zinle beraberdir" ayet-i kerimesi mucibince, esyadan her bir sey ve mii'min ve 
salih ve kafir ve fasik, bu maiyyette musterektir; ve bu istirak viicudda ve var- 
hkta istiraktir. Zira vucud ve varhk ancak Hak'tir. Bu esyamn vucudu ise 
Hakk'in viicudunun zillidir; ve zil ve golge her nerede olsa, golge sahibi ile be- 
raberdir. Ikinci vech-i maiyyet, hususi olan beraberliktir. Bu da muhib ile 
mahbubun beraberligidir. Nitekim hadis-i serifte s-*- 1 o" £• »>> ya'ni "Kisi sev- 
digi ile beraberdir" buyrulur. Ve bu maiyyet muhabbetin ve muhabbet dahi 
spr'-iResulullah'a ittiba'in neticesidir. Nitekim ayet-i kerimede 'o^J °fk oi js 
^ f£f*. J*y*b «JJi (Al-i tmran, 3/31) ya'ni "Ey Resuliim soyle, Allah'i seviyor- 
samz bana tabi olun ki Allah Teala da sizi sevsin!" buyrulur. Bu maiyyet-i hu- 
susiyye salihlere ve ariflere mahsus olur. Binaenaleyh salihler ve arifler hem 
maiyyet-i ammeyi ve hem de maiyyet-i hassayi haiz olmus olurlar. Beyt-i §e- 
rifin ikinci misra'i yukanda mezkur olan hadis-i serifin mealidir. 

*J>. J*- J^ft- -^'- , il~!-b- jjj Sj, j\ \j OI4*- 6\ j d\&r ,y\ 

745. IJu cinanda ve o cihanda onunla olur ve bu, aiizel huylu olan tSTlhmed'in 
hadisi olur. 

Ya'ni, varis-i peygamberi olan bir insan-i kamile biat eden salihler hem 
diinyada ve hem de ahirette insan-i kamil ile beraber olur-, ve binnetlce iki ci- 
handa hem maiyyet-i ammeye ve hem de maiyyet-i hassaya nail olurlar. Bi- 
zim bu sozumiiz, ahlak-i ilahiyye ile miitehallik olan Server-i alem Ahmed 
(aleyhi's-salatii ve's-selam) Efendimizin hadis-i §erifi ki: 

746. "Oiisi rnahbubu ile beraberdir, kalb keniinin madubundan aynlmaz" bu- 
yurdu. 



G #$&> 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

Bu beyt-i §erifte cenab-i Pir efendimiz *_^i j* ^ *>i ["Ki§i sevdigi ile bera- 
berdir"] hadis-i §erifinin mealini tavzihen beyan buyururlar. Ya'ni, ki§i mah- 
bubu ile beraberdir. Qiinki kisinin mahbubu, onun kalbinin ve batminm mat- 
lubudur ve her nerede olursa olsun, insanin kalbinde yer tutan matlubu 
onunla beraberdir. 

747. Uier nerede ki tuzak ve dam vardir, az oiur! Gy zebun tuiucu, git zebun 
tutuculan gor! 

Ya'ni, tuzak olan yerde belki seni avlayip yemek isteyen vardir ve sen da- 
hi gdrdiigiin daneyi avlayip yemek istersin. Binaenaleyh ey kendisinden ze- 
bun ve aciz olan tutucu, git senin arkandan gelen zebun tutuculan gor de, 
dam ve dane olan yerde az dur ve ihtiyat ile etrafina bak! 

748. Gy zebunlarm zebun tutucusu bunu bil! Gy delikanh el, elin yvkansi uze- 
rindedir. 

Ya'ni, sen, senin fevkindekilerin zebunusun ve bu halin ile beraber zebun 
tutucusun. Bu hakikati bil ki, ey delikanh ya'ni tecriibesiz olan mubtedT sa- 
lik, el elin ustiindedir. "Dest", burada kudret ma'nasinadir, ya'ni kudret de- 
recat iizerinedir. Bir kudretlinin usrtinde ba§ka bir kudretli vardir. Her sey 
kendi fevkindeki kudretlinin zebunudur. 

i_-Us jjjl jS J^aj J^fi jj |^» s-*** c?' jp ^yjj ^jyj y" 

749. Gy add), sen zebunsun ve zebun tutucusun, sen hem avsm ve taleb tcinde 
av tutucusun'. 

Aceb §ey!. Sen kendi fevkindekinin zebunu ve aciz olani tutucusun. §u 
halde sen hem avsin ve hem de taleb iginde av tutucusun. 

c — lj <J y *£ t/" l$J* ^ — ^ cS-V^j c^W o*S*- 

750. Slvcdih hirst avdan gafil kdiadir. Qonul aotiiruculuk eder, o gonulsuzdur. 

Bir avm arkasindan ko§mak hirsi, kendinin dahi bir ba§kasimn avi olaca- 
gindan insam gaflete diisuriir. avci avi kendi tarafina celb icin, avin gon- 
liinu kapmaga cah§ir. Halbuki kendi gonliinii o ava kaptirdigi ve ona muhab- 
bet ettigi igin, goniilsuz kalmistir. Kendisi bundan gafildir. Ya'ni celb-i men- 



AHMED AVNt KONUK "^® 

faat igin, halki kendi tarafma avlamak isteyenler melekii'l-mevtin kendisini 
avlayacagindan gafildir . 

751. Onlerinde ve arkalannda sedd olan olma ki dusmani aormezsin, haOmki o 
dii^man zahirdir. 

Bu beyt-i §erifte siire-i Yasin'de olan iju ',►**£■■ '& _> u- '^0*1 ^ ^ u^-j 
.b/^Sl ^ "(JkOiu (Yasin, 36/9) ya'ni "Biz onlann dnlerinde'n sedd've ar- 
kalanndan sedd kildik ve biz onlan orttiik, binaenaleyh onlar gormezler." 
ayet-i kerimesine isaret buyrulur. Ya'ni, onlann onlerinde tol-i emelden hicab 
ve arkalannda dahi zulumat-i cismaniyyeden perde ve gdzlerini de esbab per- 
deleri ile orttiik. Binaenaleyh onlar bu manialar sebebiyle ne onlerini ve ne 
de arkalanni goremezler, demek olur. imdi ey salik, gafletten uyan da Hak 
Teala'mn tavsif buyurdugu zumreden olma! Zira boyle olursan arkadan ve 
onden gelen hasimlan gbremezsin. Halbuki seni yemege ve helak etmege 
miiteveccih olan suri ve ma'nevi olan du§manlar a§ikardir. 

-*jJj c?j_yis** cji>- iS^>y ijd ■V-J j^ J"^* cs^y j' ^ y 

752. Sen oimede hir kustan asagi olma! Dir ser$e kusu oniinii ve arkasim gordii. 

"NesM", ref'-i savt demektir (Kamug). Burada "6tmek"ten kinayedir. 
"Beyne eydi", on; "half, arka demektir. "Beyne eydi" ile "half' arasindaki 
vav-i atifa mahzuftur. Ya'ni, bir serge ku§u bile cik cik oterken basmr tara- 
fa bu tarafa gevirip etrafim gozetler. Sen ondan a§agi kalma! idrak sahibiy- 
sen oniinii ardini dikkatle gbrmege gah§! 

753. H/okidki ddnenin yahimna cjelir, hasini ve yiiziinu demde ne kadar cevirir. 

Ya'ni, serge ku§u kendinin avi olan danenin yakinina geldigi vakit, arka- 
da ve onde kendisini de avlayacak olup olmadigim anlamak igin ba§ini ve 
yiiziinu birgok defa demde gevirir de der: 

754. 'Oii, "tjTlcaba onunde ve arkamda ava var midir? To. hi onun korkusun- 
dan &u lokmadan el ceheyim!" 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

IjjU-j jl 2 y £n j^ \j j[*a v*» ^ ow y 

755. Sen arkada facirlerin kissasini, onde dosiun ve komsunun oliimiinu aor\ 

Ya'ni, sen arkada kalan ve gecmis. olan fisk u fucur ile me§gul kavimlerin 
kissasini ve onlann akibetlerini ve oniinde vaki' olan dostlannin ve komsu- 
Iannin olumlerini gor de ibret al! 

756. DCi onlara aletsiz helaklik verdi. O her hir hal isinde senin karinindir. 

"Alef'ten murad, burada fiilin mahiyeti i'lan edilerek ceza ve i'dam vak- 
tinde insanlann kullandiklan i'dam aletidir. Hak Teala hazretlerinin akvam-i 
facire ve fasikayi helaki bu tarzdaki alet ile degildir. Belki kuva-yi tabiiyye- 
den zelzele ve tufan ve seylab ve taun ve veba ve sair sari hastaliklar ve harb 
gibi belalardir. Ya'ni, Hak Teala Fir'avn'in ve Nemrud'un tabi'lerine ve Se- 
mud ve Ad kavimlerine aletsiz, helaklik verdi; ve onlan yeryuziinde yok et- 
ti. Zira ey insan, Hak Teala 'fk ul'i '^i 'y*j (Hadid, 57/4) [Nerede olursaniz 
sizinle beraberdir] ayet-i kerimesi mucibince, her bir hal iginde senin kari- 
nindir ve senin ahvalinden ve a'malinden gafil degildir. Onun kaffe-i e§ya 
hakkinda ihata-i zatiyyesi vardir. 

757. Utah azab etti, topuz ve el yoktur. TSinaenaleyh hil ki, Uiak aletsiz hir 
hukumet edicidir. 

Hak Teala hazretleri akvam-i maziyeye azab etti ve onlann kotu fillerinin 
cezasini verdi. Fakat O'nun verdigi ceza, insanlann iskence ve azab icm kul- 
landiklan el ve topuz vasitasiyla degildir. Binaenaleyh Hak Teala bizim bildi- 
gimiz aletler olmaksizin bir hukumet ve adalet edicidir. 

jA ifxS. ^ JtA j\ **<&£ -^ £ C~~ A £ J>- if juf ^ aSoT 

758. kitnse der hi: "Byer Utah, var ise hani?" iskence vaktinde n ^?iu" 
diye mukur oldu. 

munkir-i uluhiyyet olan kimse, hal-i rahatta der ki: "Eger Hak var ise 
hani nerededir? Zira mevcud olan §ey goruniir. Mademki ben gormuyorum, 
o halde yoktur." Nitekim Hak Teala onlardan naklen sure-i Casiye'de buyu- 

5 £p° 



AHMED AVNl KONUK 

rur: y»oJi ill \k^. C-'j CJj ojIj uui ilv \ '</■ ^ i A, (Casiye, 45/24). Ya'ni "Bu 
hayat ded'ikleri ancak diinyada olan hayattir. Oliiriiz ve diriliriz ve bizi an- 
cak dehr helak eder." Bu zavalhlar viicudu ve varligi ancak his goziiyle go- 
riilen seylere hasr ederler. Diger taraftan his goziiyle akillanm gdrmedikleri 
halde, bunlara sizin akliniz yoktur denilmis olsa hiddet ederler. Fakat derd 
ve ibtila hali iginde esbab-i zahiriyyeden care bulmak iimidi kalmadigi vakit, 
gozleri bila-ihtiyar me'yusane batin tarafina acdir ve anlayamadiklan bir 
kuwetin hiikumran oldugunu i'tiraf ederler. Zamamnizda boylelerinin em- 
sali coktur. 

759. O kimse hi, ISu uzaktu ve acdbdirl" der idi; goz ya§i doherdi ve Cy ka- 
rtbl" Her idi. 

Ma'liim olsun ki, munkir-i uluhiyyet olanlar iki nevi'dir! Birisi sekavet-i 
ezeliyye ashabidir ki, bunlann gozleri alem-i surete acik oldukga her ne bela 
gelse Hakk'i i'tiraf etmezler ve o belalan ahval-i tabiiyyeden ve esbab-i za- 
hiriyyeden goriirler. Nitekim Ebu Cehil, Bedir muharebesinde hal-i ihtizann- 
da bile cenab-i Peygamber'e kar§i husumetinin siddetinden bahs ederek 61- 
dii. Bu taifenin alem-i surette iman etmelerinin imkam yoktur. Onlar ba'del- 
mevt, ahval-i berzahi gordukleri vakit iman ederler. Nitekim sure-i Yunus 'ta 
',JS/i L.UJI \js. J>- Cj'Jr °^w 'Jj bjl-i Si 'jCj tilir '?&. 'JL '^jui oi (Yunus, 
10/96) ya'ni "Rabbinin kelime-i sekaveti uzerlerinde sabit olan kimseler, 
eger onlara kaffe-i ayat ve mu'cizat gelse, azab-i elimi gormedikce iman et- 
mezler" buyrulur. Ve keza sure-i Hac'da dahi J*- *!* </y J ^A jt^ J'ji Uj 
^ {y. L>Cu '^Ji J' 3dJ 3*Ui ^i- (Hacc, 22/55) ya'ni "Munkirler kendilerine 
kiyamet, yahud yevm-i azimin'azabi gelinceye kadar Hak'tan ve Hakk'm Re- 
sulii'nden ve O'nun emrinden §ek icjndedirler" buyrulur. 

tkinci taife ise sekavet-i anziyye erbabidir. Bunlar muhitin su'-i terbiyesi 
yiizunden nefsaniyet saikasiyla kufre ve dalalete diismiister ve Hak'tan hi- 
cab iginde kalmislardir. Suri belayi gordukleri vakit berzaha intikalden ewel 
iman ederler. Fir'avn'in ve Yunus (a.s.)m kavminin imam gibi. Bu iman hak- 
kinda Fususu'l-Hikem'de Fass-i Musevi'de izahat vardir. Burada tafsili uzun 
olur. imdi yukanki beyit ise, bu beyitte bu ikinci taifeye i§aret buyrulur. Bu- 
nunla beraber, azab-i berzahi gordiikten soma iman edip aglayan ve feryad 
eden birinci taifeye dahi i§aret buyrulmus. olmasi variddir. 



MESNEVf-1 §ERfF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

C-»l «Ju~ju»- OjJ y iy>- y f b £~*\ »-Ui S-*-'j f'- 5 '} J^j ^JT 

760. CMaiemki tuzakian ka$mak vacib goriilmusiur, senin tuzagm ise senin 
kanoAina yaoismishr. 

Bu beyit tarikat tavusu olan salik-i akilin Iisamndan sail olan hakime ce- 
vabdir. Ya'ni, mademki tuzaktan kacmak akiller indinde vacib gorulmiistur, 
ben de tuzaktan kacanm. Halbuki ey hakim-i sail, senin tuzagin ise senin 
alem-i hakikate ugmak igin kullandigin kanadma ve ruhuna yapi§mi§tir ki, o 
tuzak senin nefsin ve nefsinin sifatlandir. 

(&J: ^U ^IT ^ jl f b ^ j^> ^1 £*. u* ^ j. 

761. lien bu ufirsuz tuzaflin civisini koparaytm, bir murad icin mukedder ol- 
mayayim. 

"Ugursuz givi"den murad nefs-i emmaredir. ikinci misra'daki birinci "kam" 
murad ve arzu demektir. "Telh-kam", "telh" ile "kam"dan miirekkeb vasf-i 
terkibidir. "Telh", aci ve "kam", dimag ma'nasina olup, ash "telh u kam"dir. 
Vav-i atifanin lskatiyla husule gelen vasf-i terkibinin bir nev'idir; "aci dimag- 
h" demektir ki, mukedder ve namurad olmaktan kinayedir. Ya'ni, ben miica- 
hede ve riyazat ile sifat-i zemimenin givisi olan bu nefs-i emmareyi ruhum- 
dan koparayim, bu nefsin ber-muradi igin ebedi namurad olmayayim! 

V 1 ^ ji ij yr ^^r jl c/ ^ <~>\yr J\ f*f y Ji* jy*- j> 

762. Hu cevabi senin aklina layik soyledim; fehm et, ciist ii cudan yuz cevirme! 

Bu beyt-i §erif Hz. Pir efendimiz tarafindandir. Ya'ni, ey kari-i Mesnevi 
olan salik, ben tavusun Iisamndan olan bu cevabi senin aklina ve idrakine 
layik ve munasib bir ifade ile soyledim. Bunun inceligini anla da onun 
dekayikina vukuftan yuz cevirme! 

J — ' o* J-*- U -V?- J cf ilj . •*— >■ j ^ — "j* *£ J*- oi ] J^ 

763. Itu ipi kopar ki, hirshr ve haseddir n jJfi-ciAiha hablun min mesed"i ha- 
tulai 

Ya'ni, nefs-i emmarenin boynuna asilmis, olan hirs ve hased ipini kopar. 
"Tebbet yeda" sure-i serifinde olan ali ^ j£- iW j> (Tebbet, 1 1 1/5) [Boy- 
nunda hurma lifinden bir ip!] ayet-f kerimesinin ma'nasini hatirla! Bu ayet-i 

5 $P? 



AHMED AVNl KONUK 

kerimenin ma'nasi III. cildin 1658, 1659 ve 1660 numarah beyitlerinde geg- 
ti. Oraya miiracaat buyrulsun! 

Halil (a.s.)in kargayi oldurmesinin sebebidir ki o, miiridde rmihlik 
olan sifat-i mezmumeden hangi sifatin kahrina i§aret idi 



764. IJu soze nihayet ve ferag yoktur. "Gy Uiakk'in DivM-'i, sen kargayi ni- 
$in oUuriiin?" 

"Ferag", bo§almak; "halil" dost. Ya'ni, "Bu akiliyet ve me'kuliyet ve tu- 
zak ve dane sozlerinin nihayeti ve tamamiyle bo§almasi yoktur. Ey Hakk'in 
dostu, sen kargayi nicm oldiirdiin?" Ma'lum olsun ki, Ibrahim (a.s.)in dort 
kusu oldurmesi; miir§id-i kamilin, muridin dort sifat-i nefsaniyyesini oldiir- 
mesine ve izale etmesine i§arettir ki, bu dort sifat dahi "uciib" ve "§ehvet" ve 
"hirs" ve "tul-i emel"dir. Bunlar sair sifat-i zemimenin baglandir. Diger kotii 
sifatlar bunlardan dogar. Tavus, uciib ve kibrin ve sehvet horozun, ve hirs 
kazin, ve tul-i emel karganin timsalleridir. Cenab-i Fir, ucbu ve sehveti ve hir- 
si beyan buyurdular. §imdi de tul-i emeli beyana stiru' buyururlar. 

*ji JUL d\ j\j^\j ^'■ti\ *y. *^- OUy c~»so- OUy j^t 

765. ^Jerman igini" "Jermanin hikmeti ne idi? Onun esrannaan hiraz gos- 
termek lazimdir!" 

"Ferman icm" ciimlesi yukanki beyt-i gerifteki suale lisan-i Halll'den ve- 
rilmis cevabdir. Maba'di tekrar bir sualdir. Ya'ni, "Ey Hakk'in Halil'i, karga- 
yi nigin oldiirdun?" "Hakk'in fermam ve emri icm oldiirdiim." "Hakk'in fer- 
mamndaki sebeb ve hikmet ne idi? Liitfen bize onun sirlanndan bize biraz 
gostermek lazimdir", demek olur. 



MESNEVf-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • "^® 

a\yt- j^f- LJJU Jlilj Lib oU~- f-lj 'tj*} j Y& f-lT 

766. Oiara karganin yak gaki ve narasi iiinyada daima omiir isieyici olur. 

"Kag", birkag ma'nayadir. Burada feryad ve karga sesi demektir. Filhaki- 
ka alem-i hayvanatta bir karganin iki yiiz sene kadar yagadigi beyan olunur. 

767. Dblis gibi, yak ve ferd olan Uiududan kiyamete kadar cisminln omriinii 
niyaz etti. 

Karga omriinun uzun olmasini istemekte tblis gibidir. Iblis ki, pak ve 
ferd olan Hak Teala hazretlerinden cisminin kiyamete kadar muammer olma- 
sini niyaz etti. Nitekim A'raf ve Sad surelerinde §6yle buyrulur: J\ Jj&\ Jii 
'jijii\ 'ja 'jji ju OjS^ f'J, (A'raf, 7/14; Sad, 37/79). Ya'ni "Dedi, ya Rab'bana 
kiyamete kadar miihlet ver! Cenab-i Hak buyurdu ki: Sen miihlet verilmister- 
densin!" Beyt-i §erifte "6mr-i ten" buyrulmasi, cism-i §eytanm kesif olmasini 
iktiza etmez. Zira cin ve §eytamn cisimleri latiftir ve hava-yi hardir; ve onla- 
nn ruhlan bu hava-yi harra taalluk eder. Bunun gibi insanin nefsindeki tul-i 
emel dahi karganin timsali olup omriin uzunlugunu talebdir. 

C— Jiji J>- jl t_Jlp j^>\s~ !jj> C_-J wU5 DW- <UA *>y ^ j*& 

768. ^Tovbesiz omiir hev can ceki§mektir; hazir olan oliim Diak'ian gaib olmakhr. 

Ya'ni, tovbesiz omiir, hakikatte ya§amak degil can gekismektir; ve Hak'tan 
gaib olarak ya§amak, hal-i hazir iginde vaki' olan bir oliimdiir. Boyle bir kim- 
se her ne kadar zahiren ya§ar goriiniir ise de hakikatte 61mu§tiir. Malum ol- 
sun ki, tovbenin ma'nasi ger'an ma'siyetten taate riicu'dur. §ihabeddin Suhre- 
verdi hazretleri Avarifu'I-Maarif'mde buyurur ki: "Tovbenin dort ma'nasi var- 
dir ki, bunlardan her biri digerinin muavinidir. 1. Ef'alinin ayiplanm gormek, 
2. Riayet, 3. Muhasebe, 4. Murakabedir. "Ef'alinin ayiplanm gormek" odur ki, 
salik kendi fiillerinden higbirisini begenmemek ve onu ma'yub ve natamam 
gormektir. "Riayet", daima kendi hatinm ve batimm muhalefet kasdindan ve 
meylinden muhafazaya riayet etmektir. Ya'ni zahirde ma'siyetten ictinab etti- 
gi gibi, batinda dahi lezzet-i ma'siyetin miilahazasindan vazgegmektir. 

"Muhasebe", nefsinin ahvalini ve ef'alinitefahhus etmektir. Ya'ni bu ef'al 
ve ahval-i sadira emr-i Hakk'a muvafik midir, yoksa muhalif midir? Dikkat 
edip hesab etmektir. 

^^ 

"fig? 



AHMED AVNl KONUK 

"Murakabe", bilciimle harekat ve sekenat-i zahiresinde ve havatir ve ni- 
yetlerinde Hak Teala'yi kendi iizerinde murakib ve muttali'gormektir. 

769. Omiir ve oliim bu ikisi Diak tie hos olur. Diuiasvz ab-i hayal aies olur. 

Hak ile beraber olan kimse, ister ya§asin ister blsiin; onun igin bu iki hal 
de hostar. Hak'tan gafil olan kimse, bilfarz ab-i hayat icinde bile olsa, haki- 
katte ates. igindedir. Bu beyt-i serifte sure-i En'am'da vaki' i /Lj J J%* oj j» 
,>JuJi uj Jj jC'j 'lsC^'j (En* am, 6/162) ya'ni "Ey Resuliim'de! Benim na- 
mazim ve kurban ve haccim ve olulugum ve diriligim alemlerin Rabbi olan 
Allah Teala igindir." ayet-i ketimesine igaret buyrulur. 

770. iahi lanetin ie'sirinden i&i hi, o boyle hazrette omiir isieyici oldu. 
Ya'ni, iblts'in kiyamete kadar omiir ve miihlet istemesi dahi la'netin ve 

huzur-i Hak'tan tard olunmasinin te'sirinden idi ki, o tblis oyle huzur-i alide, 
hicab arkasinda omiir isteyici oldu. "Hazret", liigatte "yiiz yiize olmak" 
ma'nasinadir. Ya'ni, Iblis bidayet-i halinde Hakk'in mii§ahedesinden hicab 
iginde degil idi ve hatta hal-i mukalemede idi. Boyle bir mii§ahede iginde 
Hakk'in cemal-i ba-kemalinin hicabi olan vucud-i izafi aleminde kiyamete 
kadar, ya'ni bu vucud-i izafi aleminin zevaline kadar omiir siirmek istedi. 
Mii§ahede-i Hak'tan uzakligi istemek dahi Hakk'in la'netinin ve tardinm ese- 
ri idi. Binaenaleyh Hakk'a riicu' etmeksizin bu alem-i kesafet-in ezvaki igin- 
de, omriin uzunlugunu istemek dahi iblise muvafakat demek olur; ve 
Hak'tan Hakk'in gaynm ve masivasim istemek olur. 

U^lT (jlS'j ^~~Jjj»l Jib Jwlj^ lj l-U- ji- \Jd- j\ 

771. Uiudd'dan Uiuda'nin gaynm istemek ziyadelik zanrui.tr, halhuki kiilliy- 
yen eksilmektir. 

Hak'tan, Hak'tan gayn olan alem-i kesafette uzun omiir istemek, cok bir 
§ey istemis. oldugunu zannetmektir. Halbuki bu taleb, gok bir §ey istemek de- 
gil, kendinin noksanligini istemektir. 



772. Uiususiyle yabancdihia garh olan bir omiir, arslanin huz&runda tilhi ki- 



UhUihtir. 



G $%& 



MESNEVf-t §ERIF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVf-5 • 

Hususiyle tamamiyle Hakk'a yabanci olan ve kamilen Hak'tan gaflet igin- 
de gegecek olan bir omiir istemek, arslanm huzurunda tilki gibi hilekarhktir, 
tilki kiyafetliliktir. Mesela bir kimse bu diinyamn ezvakina miibtela iken, 
mahza bu ezvaktan aynlmamak muhabbeti ile, "Ya Rab, bana tul-i omiir ih- 
san et!" diye niyaz etse Hakk'a kar§i tilkilik ve hilekarhk etmi§ olur. 

773. nr Bana ziyade omiir ver ta daha asagiya aideyim! iIMukletimi ziyade et 
ki, daha sefil olayim!" 

Huzur-i Hak'ta tilkilik eden kimse demi§ olur ki, "Daha a§agiya gitmem 
icjn bana ziyade omiir ver ve bu hayat-i diinyeviyyede bana ziyade miihlet 
ver ki ta daha sefll olayim!" 

774. Ta ki o, la netin aldmeti ola! Jena hir kimse olur ki, la net isteyici ola! 

Ya'ni, o karga tabiatli kimse demis, olur ki, "Ya Rab, bana uzun omur ver 
ki, bu uzun omur bana senin huzurundan kogulmusjugumun alakasi ve ni- 
§anesi olsun!" Halbuki huzur-i Hak'tan tardi ve la'neti isteyen kimse elbette 
fena bir kimse olur. 

775. JZatif olan omur, kurhda can heslemektir. Otarganin omrii avhre yemek 
iciniir. 

Bu viicud-i izaff aleminde latif olan omiir, Hakk'a yakinhk icinde ruhunu 
ma'rifet-i ilahiyye ile beslemektir. Karga mesabesinde olan gafillerin omrii ise 
cife ve giibre mesabesinde olan diinyamn huzuzat ve lezzatmdan intifa' et- 
mek icjndir. 

776. nr Bana ziyade omiir ver ki ta pislik yiyeyiml ^aima hana hunu ver ki, 
zira hen cok fena flevherliyim!" 

Karga mesrebinde olan kimse demis, olur ki, "Ya Rab pislik yemem igin, 
bana ziyade omiir ver! Bana daima bunu ver! Zira ben cok fena gevherliyim!" 
Ya'ni, benim ashm ve mayam pek bozuktur. Ben ancak pislik ve cife mesa- 



AHMED AVNt KONUK 

besinde olan erzak-i diinyeviyyeden mahzuz olurum; ruha muteallik olan ez- 
vak-i ma'rifetten sikilinm ve kacanm. "Giih", pislik ma'nasina olan "guh" 
kelimesinin muhaffefidir. "Ta giih"deki "ta", ta'lil icjndir. 

777. agzi kokmus, ejjer -pislik yiyici olmasa cierii ki, n<r Beni karga huyunclan 
kuriari" 



Miinacat 



Bu siirh-i §erifte, zat-i Hakk'in gayn olan bu viicud-i izafi alemine kalben 
muhabbet edip ya§amak isteyen saliklere ta'lim-i miinacat buyrulur: 

j-iJI ji oJjXj \j j>Lp JL>- jy, \j <^\>- **£ J-V 4 <s\ 

778. By hir toprafli alhna tebiH etmis, baska topragi he.se.rin habasi etmis olan! 

Ey topragi ba'zi ahval ve §erait tahtinda altin unsuruna tebdil etmis. olan 
ve topragin diger bir nev'i olan cism-i hayvaniyi be§erin babasi haline tahvil 
buyurmu? olan Hak Teala hazretleri!. 

779. Senin isin ayani iebM ve ataiir; benim isim sehv ve nisydn ve hatadir. 

"A'yan"dan murad, ehl-i haklkatin "a'yan-i hariciyye" dedikleri "suver-i 
e§ya"dir. Ya'ni, ya Rabbe'l-alemin, senin i§in suver-i e§yayi birtakim istiha- 
lat dairesinde tebdil etmektir. Bu tebdil dah ihsan ve ataya musteniden vaki' 
olur. Mesela toprak mertebe-i cemadin en sakiti ve en a§agisidir. Ma'deniyat 
ve gayr-i zi-ruh su'besinde o topragi ma'denlerin dunu ve mebzulii olan de- 
mire ve demiri onun fevki olan bakira ve bakin onun fevki olan altina kalb 
ve tahvil edersin. Ve zi-ruh su'besinde dahi topragi evvela nebata ve nebati 
onun fevki olan hayvana ve hayvam da onun fevki olan insana tebdil eder- 

^w 



MESNEVt-I §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

sin. Beni bu tebdil ve ata ile mertebe-i insaniyyete getirdigin halde benim i§im 
kendi mertebemin icabindan gafil olup sehv etmektir; ve masivaya me§gal 
olup kendi vazife-i insaniyyemi unutmaktir ve terk etmektir ve sue ve giinah 
yapmaktir. 

780. Sehv ve nisuani ilme mubeaael etl lien vutiin gazabim, sen heni sabu ve 
[782] 1.1. i 

hihm yap'. 

"Hilm" (,JU) , Arabi'de "dost ve sadik" ma'nasina ve Farisi'de "hi§im ve 
gazab" demektir (Burhan). "Ya Rab, benim sehv ve nisyammi ilme tebdil et! 
Benim nefsim baston ayaga hi§m ve gazabdir; sen beni bu sifat-i gazabin zid- 
di olan sabir ve hilim sifatlanyla muttasif kil! Zira senin ataya-yi ilahiyyen 
daima kotiiyii iyiye tebdil etmektir." 

j£ jL>- y lj sly, OlJ *£ (J j j£ d\i y \j tjyi' $&- *£ tj\ 

781. By sen hi, corah toprap ekmek yaparsin, ve ey sen hi, olu ekmejji can ya- 
parsin! 

Ey siifliyi all kilan murebbimiz, sen corak ve nebattan art olan topraga 
kuvve-i inbatiyye bahs. edip bugday yaparsin ve onu ekmek yapmaga salih 
hale getirirsin; ve o cemad hiikmiinde olan ekmegi dahi insana gida yapip 
onun ruh-i hayvanisi mertebesine getirirsin! 

ls^ s^. y" b "j <jri ^ tsj iA s*j ] j °j^ d[ * ^ <^' 

782. By sen hi, hay ran olan cant rehber eiersin; ve ey sen hi, yolsuzu peyaam- 
her yaparsin! 

Ey Allah'im, sen oyle bir lutf u kerem sahibisin ki, alem-i keseratta hay- 
ran olan bir can sahibini kendine musil olan tarika sevk eder ve cemalinin 
perdesini acip onu kendine naib ve halife kilarsin; ve aciz kullanna onu ta- 
rik-i hidayette rehber ve miirsjd yaparsin; ve sen oyle bir Rahim-i zu'1-celal- 
sm ki, sana vusul yolunu bilmeyen bir kulunu, kullanna cenab-i uluhiyye- 
tinden haber getirici yaparsin! 

Ikinci misra'da JJ£ Ju '■*'■>*■» ya'ni (Duha, 93/7). "Ey Resulum, Rabbin 
seni ilim ve hikmetten hali bulup vahiy ve ilham ile sana hidayet etti" Ve 
otiiii u"j Li^ii C ^j'jj 'cJf u (§ura, 42/52) ya'ni "Sen kable'1-vahy kitab ve 
iman nedir bilmez idin!" ayet-i kerimelerine i§aret buyrulur. 



°$P? 



(gK^ AHMED AVNl KONUK 

783. !7icr kim tu cihandan ab-i hayat hazirlarsa, olum ona ha§kalarindan da- 
ha $abuk gelir. 

"Zu ter", "zud ter" (j ^j)in muhaffefidir, "daha gabuk" demektir. Ya'ni, 
"Her kirn bu cihandan ve bu hayat-i faniyeden, ab-i hayati ve hayat-i ebe- 
diyyeyi diizer ve tedarik ederse, ona oliim ba§kalanndan daha cabuk gelir. 
Zira olum lezzat-i faniyeden goz yummaktir. Bu dunyada hayat-i ebediyye- 
ye nail olanlar ve mevt-i ihtiyari ile dlenler mevt-i rztirari ve tabu ile olenler- 
den daha cabuk diinyamn lezzatindan goz yumarlar." Bu beyt-i §erif miina- 
cat arasinda cenab-i Pir efendimizin istitrad kabilinden bir irsadidir. 

0ljs>-l jl Cjyj j> J\j ^ &~* i"l> C&*j }jpr ^ ,y 

784. ~$eryuzunun cuz'unu qok edersin; yer yuzune yddizlardan gogalhrsin. 

Birinci misra'da sure-i Talak'ta olan J& j^$\ '^ oijC '£« J&- yrAJi «fti 
(Talak, 65/12) ya'ni "Allah Teala hazretleri cyle Allati'tir ki, yedi semavati 
yaratti ve arzdan dahi onlann mislini yaratti." ayet-i kerimesine i§aret buy- 
rulur. "Ve arzdan yedi semavatin misli"nden murad, insan-i kamildir ki, 
onun cismi yeryiiziiniin ciiz'iindendir. Zira insan-i kamil cem'iyyet-i esmaiy- 
yeye mazhariyeti hasebiyle, yedi gogiin mazhariyetlerini dahi muhittir. Ve 
ikinci misra'da dahi j*^ £~>L~ *u*Ji ya'ni "Ulema yeryuziiniin yildizlandir". 
Ve ftU-Ji j f _^Ji juT joj^ j t uu ya'ni "Yeryiiziinde ulema, gokte yildizla- 
nn misli gibidir" hadis-i gerifierine isaret buyrulur. Beyt-i §erifin hulasa-i 
ma'nasi: "Ya Rabbe'l-alemin, yeryiizunun bir ciiz'ii olan bir cism-i be§eri 
ism-i zatina mazhar edip onu yedi gogiin misli yaparsin ve onu kutbiyet 
makaminda oturtursun ve sair evliyayi ve ulema-billahi da gogiin yildizlan 
gibi cogaltirsin." Kutub ile sair evliya hakkinda I. cildin 2966 ve 2967 numa- 
rali beyitlerinde de izahat vardir; ve bu beyt-i serifin ma'nasinda o beyitlerle 
irtibat vardir. 

785. 0onul gozu ki o gerdune hahh, gordii ki, harada her hir dem kimyagerlik 
vardir. 

"Gerdun", felek, "mina", lafz-i Hindi olup Farisi'de musta'meldir, "kimya" 
ma'nasina gelir. Binaenaleyh "mina-ger", kimyager demek olur; ve burada 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

kimyagerlikten murad suver-i alemin ve a'yamn istihalati ve tebeddulatidir. 
Ya'ni, kalb gozu kainata nazar etti, gordu ki bu vucudat-i izafiyye aleminde 
turlu tiirlu istihalat ve tebeddiilat vardir. Zira yeryuzu an-asl bir toprak evden 
ibaret oldugu halde onun iizerindeki mahlukatin enva'i hep bu topragin isti- 
halatindan husule gelmektedir. Bu hal ise pek biiyuk bir kimyagerliktir. 

786. Sfyanin kalbi ve iksu-i muh.it vardir; dikilmemis ten hukasimn ttilaji 
vardir. 

"A'yan"dan murad, suver-i esya; "kalb", dondurmek; "iksir", kimyager- 
lerin kullandiklan gizli bir maddedir ki, o vasitayla bakir altma tahavvul eder. 
"Muhit", kaplayici; "itilaf", toplanmak, cem'olmak. Ya'ni, "Gonul gozu ka- 
inata nazar etti, gordu ki orada suver-i e§yanin yekdigerine kalbi ve dondii- 
riilmesi vardir; ve keza bunlan yekdigerine kalb igin umumi ve esyamn 
hey'et-i mecmuasim kaplayan iksir vardir; ve ruha giydirilecek olan ve he- 
nuz dikilmemis. bulunan cisimhirkasimn toplanip cem'olmasi vardir." Ikinci 
misra'daki "mahit" (-^) , mekil vezninde, "ash iizere dikilmi§ esvab" de- 
mektir. "Bi-mahit", dikilmemis, demek olur. 

787. Sen o giinden ki vucuda geldin, hir ates ya toprak ya bir hava idin. 

Ey insan, sen cismaniyet aleminde vucude geldigin gun, ya bir ates. veya 
bir toprak veyahud bir hava idin; ve cismin §imdiki cem'iyyet-i unsuriyyeyi 
bulmu§ degil idi. 

788. Gaer senin i$in o hal uzerinde beka olaydi, muhakkak sen bu irtikaya ne 
vakit erisirdin? 

Ya'ni, eger senin senligin o anasir-i muteferrika uzerinde kalmi§ olsa idi, 
sen cem'iyyet-i unsuriyyeyi halz olan bu cism-i be§eriyyete terakki eder mi 
idin? Ve bu mertebe-i kemali bulur mu idin? 

JULiJ d\ (j\s^> jm y—* -*jLc Jjl y~~» Jj~« jl 

789. Tebdil ediciden dolayi evvelki varlik kalmadi. Onun yerine daha iyi bir 
varlik dikildi. 



*$%&> 



AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, tebdil edici olan Hak Teala'nin inayeti sebebiyle sende evvelki na- 
kis mertebedeki varhk kalmadi. Hak Teala o nakis varhk yerine daha iyi ve 
daha kamil bir varhk nasib etti. 

790. Hirhirinden sonra, ikincisi ibtidadan iyi boyle yiiz binlerce varliklara kadar. 
Bu beytin hem yukandaki hem de asagidaki beyitlere irtibati ihtimali vardir. 

791. lebM eiiciien gor, vasitalan birak! 3m a vasitalardan dolaiji onun aslin- 
dan uzak olursun. 

Birinci misra'in birinci ciimlesi yukanki beytin mutemmimi olabilir. Ya'ni, 
anasir-i rmiteferrikadan bu cem'iyyet-i unsuriyye mertebesini haiz olan 
cism-i be§er halini iktisab edinceye kadar birbirinden sonra, ikincisi birinci- 
sinden daha yiiksek tebdilleri, tebdil edici olan Hak Teala'nin tasarrufundan 
gor! Mesela gaz mertebesinde olan unsurun tekasiifune sebeb ve vasita olan 
biiriideti ve biirudetin viicuduna vasita ve sebeb olan hararetsizligi gorme, 
bu vasitalan birak! Zira bu vasitalan gordiigiin icin, onlann ash olan Hakk'in 
tasarrufundan kor ve uzak olursun. Zira tabiat uluhiyetin zahiriyetidir; ve o 
tabiatin erkani hararet, biirudet, yubuset ve rutubettir ki, bunlar anasir iize- 
rinde mliessirdir. Binaenaleyh miiessir-i hakiki Hak'tir. 

c -~o ; ^JJ*' J-^j <3_ji q£ 4x-lj c— . *- J-^j J-i Ojji U- j* aJo^Ij 

792. Dier nerede vasita ziyade oldu, vasl sig,radi. Uasita nakis oldu, zevk-i vasl 
daha ziyadedir. 

Ya'ni, bu alem-i §ehadette birtakim esbab ve vesait vardir. Sen hangi bir 
iste esbab ve vasitamn te'sirini cok goriir isen, o isin gayesine vusulde alda- 
nirsin. Zira esbaba nazar, miisebbib olan Hak'tan gafleti iktiza eder. Eger va- 
sitayi ve sebebi az goriip, onun arkasindaki miisebbibe nazar edersen, o isin 
gayesine vusuliin daha kolaylasir. Qiinkii istinadin sebebe degil musebbib 
olan Hakk'a olmus olur. Nitekim cenab-i Pir efendimiz FihiMa Fiti'm. 13. fas- 
linda soyle buyururlar: "Eger Hak Teala on paraya bereket verirse, yiiz bin 
altinin ve daha fazlasimn isini goriir; ve eger bin altindan bereketi kaldinrsa, 
on paranin isini goremez. Ve arslan da boyledir: Eger bir kediyi ona musallat 
ederse, Nemriid'un sivrisinegi gibi helak eder; ve eger kediyi helak etmemek 



MESNEVf-1 §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVt-5 • 

iizere arslani gonderirse, arslanlar o kediden titrer. Veyahud onun merkebi 
olur. Nitekim ba'zi dervislerin arslana bindigi vaki'dir." 

Ve 38. fasilda dahi soyle buyururlar: 

"Bu tafik-i fakr bir yoldur ki, onda arzulannin kaffesine nail olursun. Te- 
menni etmi§ oldugun her ne §ey varsa mutlaka o yolda sana gelir. Lesker- 
leri raaglub etmek ve a'daya zafer bulmak ve memleketler zabt etmek ve 
halki teshir etmek ve akrana tefewuk etmek ve fesahat ve belagat velhasil 
her ne muradin olursa, tank-i fakn ihtiyar ettigin vakit, bunlann ciimlesi sa- 
na gelir. Tarik-i saire hilafina olarak bu yolda sikayet eden kimse yoktur. Her 
kirn o turuk-i saireye malik oldu ve cahsft ise, binde birinin maksudu hasil 
oldu. da gonlii hos ve musterih olarak degil, zira her bir tarikin, ondaki 
maksudun husulii igin bir esbabi ve bir usulii vardir; ve maksud ancak es- 
bab tarikindan hasil olur. tarik ise bald ve afet-i mani'.ile malamaldir. Zi- 
ra o esbab maksuddan tahalliif eder. Ve I. cildin 556 numarah beytinde de 
§6yle buyrulur: 

"Ben Hakk'in sebeb yakicihgindan hayramm. Onun hayal&tinda da sofis- 
tailergibiyim." 

^S±>- J* -^^ »J *£ J j?- ^j~- <£ -^r 5, <J\> S-r- J 1 

793. Sebeb hilicilikien senin hayretin nakis olur; hir huyret ki sana hayrete yol 
verir! 

Ma'lum olsun ki, "hayret" iki nevi'dir. Birisi hayret-i mahmude ve dige- 
ri hayret-i mezmumedir. "Hayret-i mahmude"nin husulii bittabi' makbuldiir; 
ve "hayret-i mezmume"nin izalesi lazimdir; ve hayret-i mezmume zail ol- 
duktan sonra, hayret-i mahmude hasil olur; ve bu hayret huzur-i Hakk'a yol 
verir; ve sebebi ve vasitayi gdrmekte ve bilmekte miistagrak olan kimsede 
hayret-i mahmude hasil olmaz. Mesela bir §eyi yakmak igin sebeb ve vasi- 
ta ancak ates. olduguna kat'iyyen i'tikad eden bir kimse, ate§te olan bir §e- 
yin yandigina hayret etmez, bilakis yanmadigma hayret eder. tste bu hay- 
ret, hayret-i mezmumedir. Qiinki onun nazannda sebeb ve vasita olan ate§, 
miisebbib olan Hakk'a hicab olmu§tur. kimse boyle bir hal gordiigii vakit: 
"Ates. mutlaka yakacak idi, acaba ne sebeb tahtinda yakmadi?" diye kendi- 
since mechul olan diger bir sebebi aramaga baslar, Hakk'in tasarrufunu ak- 
hna getirmez; fakat sebebler ve vasitalar arkasinda Hakk'in miisebbibligini 



gp^ AHMED AVNl KONUK 

goren kimse, ba§ka sebeb aramaz; ve boyle bir sebebin mechuliyetinden do- 
layi hayret-i mezmumeye dusmez. Belki onun hayreti Hakk'in esbab ve ve- 
saiti ibtal ediciliginden olur ki, bu hayret, hayret-i mahmudedir; ve bu hay- 
ret hakkinda Server-i alem Efendimiz \J- du j>j uj ya'ni: "Ya Rab, senin 
hakkinda olan hayretimi ziyade et!" buyurdu. 

J*K jt \s? Jj crt W J 1 ■ ^l* l*t» jl UUi jjl 

794. liu hekalan fenalardan huUun. IZinaenaleyh fenadan ni$in yiiz $evirdin? 

Ya'ni, ey insan sen evvela cemad idin; bu mertebeden fani oldun ve ne- 
bat mertebesinde beka buldun, ve nebat mertebesinden dahi fan! oldun, hay- 
van mertebesinde baki oldun; ve bu mertebeden dahi fan! oldun, §imdi insan- 
hk mertebesinde beka buldun. Nitekim bu etvar-i hilkat IV. cildin 3622 nu- 
marah beytinden i'tibaren sirasiyla gosterilmistir; ve III. cildin 3887 numara- 
h beytinden i'tibaren dahi mezkurdur. Iste boyle sirasiyla vaki' olan fenalar- 
dan birtakim bekalar buldun. Binaenaleyh §imdi mertebe-i insaniyetteki fe- 
nadan nicin iirkup kagiyorsun? 

795. By yer si$amnin yuvasi, o fenalardan soma ne ziyan oidu ki, nihayei he- 
ka uzerine yapisrmssm? 

Ankaravi hazretleri "nafika"yi "yer faresi" ma'nasina ahp topraktan mah- 
luk olan cismi yuva ittihaz eden nefisten kinaye oldugunu beyan buyurmu§- 
tur. Ba'zi niishalarda "nafika" yerine "bi-neva" ve "na-seza" vaki' olmustar. 
Ya'ni, "Ey nefsin melcei veya naseza veyahud bi-neva olan kimse! Bu yuka- 
nda zikr olunan fenalardan sana ne ziyan oldu ki? Bu cism-i insani mertebe- 
sini bulduktan sonra bunun bekasina yapi§mi§ kalmi§sin!" 

796. CMademki evveliyetien ikincisi daha iyidir, hinaenaleyh fenayi iste ve mii- 
heddile tap! 

Ya'ni, mademki senin eweliyetin olan cemad mertebesinden ikincisi olan 
nebat mertebesi; ve nebat mertebesi ilk mertebe i'tibar olunduguna gore onun 
ikincisi olan hayvaniyet mertebesi; ve keza hayvaniyet mertebesi evvel farz 
olunduguna gore de ikinci olan insanhk mertebesi daha iyi ve daha alidir. Bi- 



MESNEVl-1 SERiF SERHt / IX. ClLT • MESNEVt-5 • 

naenaleyh bu insanhk mertebesine yapisip kalma! Ondan dahi fani olmayi is- 
te ve senin milbeddilin olan Hak Teala hazretlerine tap, yapistigin mertebe- 
nin kulu olma! 

797. By inad$i, $imdiye kadar her lahza viicudun zuhuruna kadar, yiiz hin ha- 
§ir gordiin. 

"Anud", dogru yoldan yuz geviren kimseye derler. "Hasr", cem' ma'na- 
sina olup burada mufredattan miirekkebata gelmek murad buyrulur. Ya'ni, 
"Ey anud, sen §imdiye kadar bu viicud-i be§erinin zuhuruna kadar her lah- 
za birgok ha§irler ve cem'ler gordiin." Cenab-i Pir efendimiz Fihi Ma Fth'le- 
rinin 5. fashnda bu ma'naya dair §6yle buyururlar: "tnsamn mebdei 'adem 
idi, ona vucud verdi; ve viicudunu tavile-i cemadiden nebatlye ve nebati- 
den hayvaniye ve hayvaniden insaniye ve insaniden melekiye ila-nihaye 
getirdi. imdi bunlann ciimlesini onun bu cinsden tavileleri cok oldugu ve 
d^Jji SlJ^J ul jl ^ ul ^r^ (in§ikak, 84/1 9-20) "Halden hale gegersi- 
niz, onlara ne oluyor ki, inanmiyorlar?" ayet-i kerimesi mucibince birinin 
digerinden daha all bulundugunu ikrar etmek igin sana gosterdi ve buyur- 
du: "Bunu sana onun igin gosterdim ki, benim bu cins tavilelerim cok ol- 
dugunu mukirr olasin ve diger tabakat-i mevcudeyi onun igin gosterme- 
dim; Zira inkar edip dersin ki, iste iistad-i san'at budur! Ve bunlann bir 
nev'ini ona mu'tekid olmalan igin gostermi§ ve enva'-i saireyi yalniz mu- 
kirr olup iman etmeleri igin gdstermemisimdir." 

798. Cemadliktan habersiz nema tarafina, nemadan hayat ve tbtila larafina. 

Ya'ni, senin varligini Hak Teala evvela cemadlikta cem'etti, sonra senin 
haberin ve idrakin olmadigi halde seni nebat tarafina ve nebattan dahi irade 
ile hareket ve hayat ve ibtila tarafina getirdi. 

799. Tekrar akil ve laiif lemyiz larafina, iekrar hu be§ ve alhnin harici tara- 
fina. 

"Bes"ten murad havass-i hamse-i zahire; ve "ses"ten murad, cismiyetin 
icabi olafi alti cihettir ki sag, sol, on, arka, alt ve usttiir. Ya'ni, Hak Teala se- 



AHMED AVNl KONUK 

ni hayvanhk mertebesinden akil ve latif temyizler sahibi olan insanlik merte- 
besine getirdi; ondan sonra da seni bu cismaniyet aleminden ve havass-i 
hamse-i zahireden ve alti cihetle mukayyed olmaktan tecrid eder. 

c~>^ j ^j Ojji \j OLiJ f j~j c~vlgjb OUiJ ^1 j>tj t_J u 

800. Hiu ayaklann nisani denizin kenanna hadardu, sonra ayajjin nisani de- 
nizin i$inde ladir. 

"Denizin kenan"ndan murad, alem-i halktir ve viicud-i izafi alemidir. 
"Deniz"den murad, alem-i ruhaniyyettir. "Ayaklann ni§am"ndan murad, ru- 
hun cemad, nebat ve hayvan ve insan mertebelerindeki eserleridir. Ya'ni, 
alem-i surette ve viicud-i izafi aleminde ruhun seyr ettigi her bir mertebede 
bir eseri ve bir izi vardir. Vaktaki alem-i suret ve cismaniyetteki seyri tamam 
olup ruhaniyet denizine girer, ondan sonra ruhun seyrinin eseri ve izi yok 
olur. Zira bu seyir seyr-i ma'nevidir. Bu seyirde, seyr-i suride oldugu gibi, te- 
rakki menzilleri ve makamlan mahsiis degildir ve seyr-ilallah burada tamam 
olur. 

801. 3ura ki, ihtiyattan nasi karaya mensub olan menziller, koyler ve vatanlar 
ve ribatlar vardir. 

"Hu§k", kara demek olup cismaniyet murad buyrulur; "ihtiyat", bir i§in la- 
yigini yapmak demektir. Ya'ni, ruhun bu alem-i cismaniyyetteki seyrine mii- 
nasib ve layik, cemad, nebat, hayvan ve insan menzilleri ve her menzile aid 
suret koyleri ve meskenleri ve misaflrhaneleri vardir. Mesela mertebe-i insa- 
niyyette nefsin emmare, levvame ve miilhime gibi menzilleri ve her menzil- 
de gazab ve §ehvet ve hirs ve hased gibi fena koyleri ve hilm ve tevekkiil ve 
kanaat gibi iyi meskenleri ve misaflrhaneleri vardir. 

802. liu deryanin menzillerinin farki, vukuf vaktinde ve dalga ve hahs vaktin- 
de arsasiz ve sukufsuzdur. 

"Baz", kelimesinin birgok ma'nalan vardir. Burada "fark" ma'nasinadir. 
Bu surette "baz-i menzilha" terkib-i izafi olup, "menzillerin farki ve temylzi" 
demek olur. Ya'ni, salikin seyr-i cismanisi tamam olup, seyr-i ruhanisi bas- 



oMjsesw) 



MESNEVf-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVt-5 • 

ladigi ve ruhaniyet denizine daldigi vakit, bu seyr-i ruhaninin tevakkufu ve 
derya-yi ruhaniyyetin dalgalanmasi ve bu dalgalar sebebiyle seyrin habsi ha- 
linde, salik hangi mevki'de ve hangi evin dami altinda kaldigi, ya'ni seyr-i 
ruhanisinin ne mertebede oldugunu zahiri bir nisan ve alamete bakip bile- 
mez. Zira burada seyr-fillah basjar ve seyr-fillahin sahili ve kenan yoktur. Ni- 
tekim engin denizlerde gemi kaptanlan, denizde bir ni§an-i zahiri olmadigi 
icjn pusula kullamrlar ve §imalden cenubdan ve sarktan ve garbdan ne ka- 
dar arz ve tulde bulunduklanni bununla bilirler. Derya-yi ruhaniyyetin kap- 
tanlan olan arirler ve kamillerin elinde dahi vucud-i hakikinin meratibine ve 
tecelliyatina aid ma'rifet pusulasi vardir. Bu ma'rifet pusulasi vasitasiyla 
seyr-i ruhaninin viicud-i Hakk'in hangi mertebesine, ne kadar uzak ve yakin 
oldugunu idrak ederler. Velhasil ruh deryasinin menzillerini bilmek alamet-i 
sun ile degildir, belki zevk! ve ma'nevidir. 

Hind nushalannda ikinci misra' ^Jy^ j j ji-^ j j^ y cJ 3 suretindedir. 
Ma'nasi "0 deryanin dalgasi vaktinde ne duvar ne de tavanlar yoktur." 
Ya'ni, tecelli-i ruhaninin duvar ve tavan mesabesinde olan cisim ile miinase- 
beti yoktur; ve orada suret mefkaddur, demek olur. 

803. merahil i$in xjuksek iepe zahir deijilAir. menazilin ne ni§am ne na- 
mi var&ir. 

"Senam", "sehab" vezninde olup, "deve horgiicu" ve "senamu'1-arz", ye- 
rin ortasi ma'nalannadir. Ve Basra ile Yemaniye arasinda bir dagin ismidir 
{Ramus) . Burada "yiiksek tepe"den kinayedir. Ya'ni, seyr-i ruhaninin mer- 
halelerini ta'yin igin zahirde bir yiiksek tepe yoktur ve o menzillerin zahirde 
ne nami ve ne ni§ani ve alameti vardir. 

Malum olsun ki, suret-i umumiyyede "seyr" iig mertebe iizerinedir. Birisi 
miilki, digeri melekuti ve ugiincusii zatidir. "Seyr-i mulki", alem-i halktaki seyr 
ve "seyr-i melekuti" dahi alem-i emrdeki seyrdir. Seyr-i mulkinin terakkisi ni- 
§an-i zahiri ile bilinir; ve seyr-i melekutinin terakkisi dahi zevkan ve irfanen 
anla§ilir. "Seyr-i zati"ye gelince, burada fena-yi klilli oldugu igin alem-i isney- 
niyyete mahsus olan kelam ve ifade munkati'dir; ve bu makam makam-i itti- 
haddir. Makam-i tevhidin fevkindedir. Zira makam-i tevhidde, salik-i muvah- 
hidin viicudu oldugu igin, ikilik vardir ve ondan bahsetmek mumkindir. 
Makam-i ittihadda ise salikin viicudu mahvdir; ve makam-i ittihad, ba'zi an- 
Iayi§i kisa olanlann anladiklan gibi "hulul" degildir. Binaenaleyh bu beytlerde 



AHMED AVNl KONUK 

"seyr-i miilki" ile "seyr-i melekuti" beyan buyrulmus. ve "seyr-i zati" meskut 
birakilmi§tir. Hind niishalannda birinci misra' fif j \>, »j oijoji 1x4 c—-; ya'ni "0 
derya yolunda ayak ve adim zahir degildir" demek olur. 

804. j/u tnenzil arasinda yuz kaiar variir, taraftaki nemadan aymn ruhu- 
na kaiar. 

"iki menzil"den murad, menzil-i miilki ve menzil-i melekutidir. Ya'ni, 
miilki ve melekuti olan iki menzilin arasinda nemadan, ya'ni ruh-i nebatiden 
i'tibaren ^^ '^ *j 'di j (Hicr, 15/29 ; Sad, 38/72) ["Ve, ona ruhumdan 
iifiirdiim"] ayet'-i' kerimesinde zat-i Hakk'a muzaf oldugu beyan buyrulan 
ayn-i insaninin ruhuna kadar birgok tavirlar gecjrmistir. Nitekim IV. cildin 
3623 numarali beytinde 

^ J 1 ^JJ^ >\i tJ*^ jj >J" J~* t/M J"" 1 ^^ 

["Yillarca bitkiler aleminde omur siirmii§tiir de, cemadhk iilkesindeki sa- 
vaslan hatinna bile getirmemistir"] buyrulmus idi. 

tkinci misra' Hind niishalannda ^) % u'Ji jT *_>> 6\ siiretindedir. Ma'na- 
si, "0 taraftaki eynden eynin balasina kadar" demek olur. "Eyn"den murad, 
mekan ve "eyn"in balasi"ndan murad, la-mekandir. Ya'ni, mekandan la-me- 
kana kadar olan tarafta iki menzil arasinda yiiz kadar merhale vardir, de- 
mek olur. "Mekan" ile menzil-i miilki, "la-mekan" ile menzil-i melekuti kasd 
edilmistir. 

'o-L*-^ dy>- *~~?r (j\ii y, *«JjJ Uli ^jl ULi jl 

805. TJu bekalan sen jenadan flormiissun. Cistnin bekasina nicin yapismissin? 
Bu beyt-i §erif yukanda gegen 794 numarali beyt-i §erifin te'kididir. 

^jibjLjb*- \jsz. Aj-XJ ^jivo jjil; jl OU- ^1 f-<j c£' 4 -k ufr* 

806. JAgah ol, ey harga, bu cam ver dogan ol! Diudanin tebMi oniinde can 
oynayxa. ol! 

Ya'ni, agah ol ey ruh-i hayvanisinin uzunlugunu isteyen karga mesrebin- 
deki efendi! Hayvanlar ile miisterek olan bu cam miicahede ve riyazat saye- 
sinde ver! Miibeddil-i hakiki olan Hakk'in tebdili ile kargahktan kurtul da 



Pp>~ MESNEVf-I SERfF SERHt / IX. CtLT • MESNEVf-5 • 

yukseklere ucmak icm dogan kusu ol! Ve ruh-i hayvani yerine ruh-i insani- 
ye malik ol! Hakk'in tebdili huzurunda can oyunu oyna! 

807. Tazeyi tut ve eshiyi tesltm etl 2-vra, senin her bu yihn fle$en ydin ttfun- 
len ziydieiir. 

Beyt-i serifteki "tic/' adedi, hasr igin degildir, ziyadeligi tefhim igindir. 
Ya'ni, ey salik-i tarik-i Hak, Hak Teala hazretleri, esmasi hasebiyle daima 
mutecellidir ve bu tecelli ile suver-i esyayi aleddevam tebdil buyurur. Bu teb- 
dil ile gidenin yerine gelen, ya daha ondan hayirh olur veyahud misli olur. 
Nitekim sure-i Bakara'da l*aL- jt Ql. JL ol' Lj-J jt u'cy '^ ^ (Bakara, 2/106) 
ya'ni "Biz bozdugumuz veya unuttur'dugumuz bir ayetin daha hayirlisini, 
yahud mislini getiririz." buyrulur. insan ise ancak fikirden ve dtisunceden 
ibaret oldugundan onun fikri ta'lim ve tecriibe ile her sene degisir ve giden 
fikrinin yerine ondan daha hayirlisi ve yuksegi gelir. Ta'lim ve terbiye-i fik- 
riyyeden an olup hayvan gibi yasayanlar mustesnadir. Onlann tebeddulu 
yalniz cismani olur ve teceddiid-i emsal ile cisimlerinden gidenin yerine mis- 
li gelir. 

j? jU j aj ^r j, ^r ^ jbi j\j j^ ^u / 

808. Gger hurma acjaci gibi isar eiici olmazsan, eskiyi eski iizerine hoy ve aol- 
iurl 

Eger sen Hak yolunda, hurma agaci gibi, kuva-yi bedeniyyenden ve fik- 
rinden ve malik oldugun her seyden fedakarhk edip isar ve i'ta etmezsen, es- 
kileri eski iizerine koy ve onlann muhabbetini kalbine doldur! 

Bu beyt-i §erifte ulum-i evliyaya muhalif olan ulema-i zahireye ta'riz var- 
dir. Zira onlann ilmi kendilerinden evvel gelen ulema-i zahirenin ulum-i is- 
tidlaliyyesidir. Binaenaleyh ulum-i zahiriyye ve resmiyyenin tahsili, eskiyi 
eski iizerine koyup doldurmak olur. 

809. Gshiyi ve hohmus ve gxrumusu her fl'6rmemi§ i$in he&iye gotiir! 

Ey alim-i zahiri, ululardan miras kalmis olup eskimis olan ve agizlarda 
cok dolasip bozuk nefesler ile kokmus ve ulum-i evliya muvacehesinde ctiru- 



AHMED AVNl KONUK 

mii§ olan o ulum-i zahireyi her gormemis. olan cahiller igin hediye gotiir. On- 
Iar arif-i Hak olanlann huzuruna layik hediye degildir. 

C~~~J y J&y> j CL~>*Ji>- S~& C*~~j y jljjj>- j\ JjJ y Osjl 

810. O kimse ki yeni <prdu; senin miisterin degildir. ZKakk'in saydidir, senin 
fliriftann degildir. 

Ya'ni, yeni yeni ilm-i tecelliyi goren arif-i Hak senin miisterin degildir. 
arif-i rabbani Hakk'm saydi ve avidir. Senin giriftann ve avin olamaz. Sen o 
kokmus. ilimlerin ile kalb gozleri kor olan cahilleri avla! 

jy^ i-J^jL^ (j\ -UjI «^j>- y j> jjS fyt i}yr JjJ^\j L>t5 y> 

811. Uier nerede. kor kus cemaati olursa, ey act sel, senin iizerine cem gel- 
sinler. 

Ey alim-i zahiri ve tabu ve ey aci su seli olan efendi, her nerede kor kus 
cemaati olan cahiller olursa, ta'lim-i hakayik ettigini zannederek senin ba§i- 
na toplansinlar! 

U* Jbljil jyZ> <—>l 4&lj l$jl jy* jl jy? -blji Ij 

812. %a.ki aci sudan korliik zahir olsun; zira ki act su korluk arthnr. 

"§ur-abe", aci ve tuzlu ve murdar su ma'nasmadir. Ya'ni, ta ki senin ag- 
zindan gikardigin aci su gibi olan o kokmus. ve giirumus. ilimlerden, dinleyen- 
lerin kdrliikleri ziyade olsun! Qiinku aci su esasen korlugii ziyade eder. Ya'ni 
bir kimse zahirde aci su icmege devam ederse, bu su kiregli oldugu igin da- 
marlan tasalliib edip kan layikryla deveran edemez ve gozleri bu damar ta- 
sallubu sebebiyle gormez bir hale gelir. Ulum-i zahiriyye ve tabiiyye dahi, ru- 
hun uiukunu bozup kalb goziinii kor eder. 

Xlf j i~>\ \\jyi> <-Jj^ -^ <J**\ t r-y ^L) ^ J*' 

813. €hl-i diinya o sebebden kor kalblidirler; suyun ve camurun acisini i$ici- 
dirler. 

"Ab u gil"den murad, cismaniyettir. Ya'ni ehl-i diinya olan ulum-i zahi- 
riyye ve tabiiyye erbabi ondan dolayi kor kalblidirler. Zira onlar, ruhlanna 
ve akillanna cismaniyet aleminde aci su mesabesinde olan ilimlerini iciriyor- 
lar; ve cunki onlann ilimleri havass-i hamsenin miidrekati mecmu'udur. 



°$p? 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Akillannin istidlalati, bu miidrekatin mecmu'u dairesinde dola§ir durur. 
Onun icm bunlardan bazilan ruh-i izaflnin vucudunu inkar ederler; ve bir 
kismi da ma-fevkattabia bir alem isbat edip kendi evham ve hayalleri daire- 
sinde yuriirler. 

814. (jHaiemki gizlicle ab-i hayat tutmazsm, cihanda aa su ver, kor satin all 

Ey kor kalbli olan alim-i zahiii, mademki ruhunda ab-i hayat mesabesin- 
de olan ulum-i ledunniyye yoktur, o halde bu alem-i surette act su mesabe- 
sinde olan ilimlerini ver, korleri ve cahilleri satin al ve onlan kendine mef- 
tun et! 

815. Hoyle hat ile beka ve yai isiersin. ^Zenci gOoisin, kara yiizlulukle mes- 
rursun. 

Boyle bir hal ile alem-i ma'nada bekayi ve alem-i surette de naminin ya- 
dini istersin oyle mi? Zenci gibi kara yuzluliik icmde mesrursun. Zira senin 
bu aci su mesabesindeki ilimlerin gerek alem-i ma'nada ve gerek alem-i su- 
rette kara yuzluluktiir. Zira alem-i ahirette faidesi yoktur. Bilakis orada 6m- 
runun bo§a gittigini anlayip hasret gekersin. Alem-i surette dahi senin bu 
ilimlerinin mahiyeti her an tebeddul etmektedir. Mesela maddiyyunun ilmi ve 
flkri elyevm elektron nazariyesinin zuhuruyla iflas etti. Qiinki onlar "madde" 
ve "kuwet" diye iki miistakil vucud isbat ettiler. Halbuki hal-i hazirda mad- 
denin tekasiif eden kuwetten ibaret oldugu anlagildi. Bintenaleyh maddiy- 
yunun fikirleri ve ilimleri alem-i surette dahi yiiz karasi oldu. 

816. X-enci, karanlihia onlan lolayi rahathr hi o, dogustan ve asilaan zenci ol- 
mustur. 

Ya'ni, zenci, anasindan kara yiizlii olarak dogdugu ve aslinda kara oldu- 
gu icin halinden memnun ve rahat olmustar. Zira o beyazhk halinin letafe- 
tinden bihaberdir. Ey alim-i zahiri, sen goziinu agtin, ilim namina o kiyl ii 
kali gordiin; ilm-i lediinniin ve ilm-i tecellinin zevkini ve letafetini tatmadin 
ki bilesin! 



Csy^, 



AHMED AVNl KONUK 

817. kimse ki, hir gun. mahbub ve latif yiizlii ola, eyer kara olursa tedarik is- 
ieyici olur. 

"§ahid", Farisi bir kelime olup "mahbub" ma'nasinadir. Ya'ni, ashnda mah- 
bub ve guzel yiizlii olan bir kimse, eger anzi olarak kara olursa, beyazlanma- 
mn garesine bakar. Sen ise daima kalbi kara bir halde oldugundan, maarif-i ila- 
hiyye nuruyla kalbinin safi olmasi garesini aramak liizumunu hissetmezsin. 

iji^-J iji J <U«i- jJjl -LiL ijyj j JJU y~ »-Uj{ 9j* 

818. r U$ucu kus yerde kalduji vakit, aamda ve elemde ve ndleie olur. 

819. i-avuk, yer iizerinde hos aider; dane toplaytci ve mesrar ve satir olur. 

"Miirg-i hane", tavuk, kaz ve ordek gibi hayvanattir. "§atir", dilaver ve 
calak ve satrang oyuncusu ve suh ve pervasiz ma'nalannadir. Burada "suh 
ve pervasiz" ma'nasinadir. "Ugucu kus/'tan murad, ruh-i insani zevkini tat- 
mis. olan salik ve "tavuk"tan murad, ruh-i hayvani zevkiyle mutezevvik olan 
kimselerdir. Ya'ni, ruh-i insani zevkini tatmis. olan salik, bir aralik feyzine in- 
kita' vaki' olup ruh-i hayvanisinin mahkumu olsa keder iginde kalir ve fey- 
zinin iadesi igin cenab-i Hakk'a yalvanr, nale eder. Fakat ruh-i hayvani zev- 
kinde mustagrak olan kimse, o hal iginde mesrur ve bu alem-i siiflinin. dane- 
lerini toplayici ve pervasiz olur. 

820. x,ira ki o asildan hi-pervaz idi ve o Humeri ufucu ve pervaz edici idi. 

"Pervaz", §emsu'l-Lugat, Ferheng-i Hiiseyn-i Ve/afden naklen, "ku§lann 
oturacagi mahal" ma'nasina geldigini kaydeder. §u halde birinci misra'daki 
"pervaz" bu ma'nayadir. Ve ikinci misra'daki "pervaz" ise "ugucu" ma'nasi- 
na olup "perrende"nin miiradifidir. Binaenaleyh ma'nalan ayn olmak itiba- 
riyle kafiyede noksan olmaz. Ya'ni, "Tavuk mesabesinde olan nefsani kim- 
senin aslindan ugup da oturacagi ve konacagi mahal yoktur. Zira ruh-i insa- 
ni ile alakasi yoktur ki, alem-i ervaha ugup konabilen ve ugucu kus mesabe- 
sinde olan salik-i ruhani ise hadd-i zatinda ugucu ve pervaz edici oldugun- 
dan bir anza sebebiyle ugamaz ise muztarib olur. 



MESNEVf-t §ERtF §ERHl /-IX. CtLT • MESNEVf-5 • 
Jl^jLI aj <_jJj liV^-j Jka\ {ji 

Nebi (s.a.v.) buyurdu ki: "Uc. kimseye merhamet edin! Birisi kavmin 

azizidir ki zelil oldu; digeri kavminin zenginidir ki fakir oldu; ve 

digeri dahi kendisiyle cahillerin istihza ettigi bir alimdir." 

821. ZPeygamber buyurdu ki: n< ~Bir kimsenin canina aciyin ki zengin idi, son- 
r a fakir oldu." 

Hind niishalannda "can" (ow-) yerine "hal" (Ji>-) vaki'dir. "Haline aci- 
yin!" demek olur. 

jliil ^ liU- \Jue> jl ji>-li Ijjjp JIT tilllj 

822. nr Ue o kimse ki, aziz iii soma hakir oldu, yahud uMudar arasmda safiy 
olan bir alimdir. 

"Mudar" (j£) kelimesi hakkinda surrah-i kiramin muhtelif miitalaalan 
vardir. Ankaravi hazretleri, hamakatle sohret bulan bir Arab kabilesinin ismi- 
dir, buyururlar. Hind §arihlerinden Mir Nurullah, "ldrar" (ji^i) masdanndan 
ism-i faildir, ""ziyankar" ma'nasi murad olunur, demi§tir. Ve §eyh Muham- 
med Efdal "zarar" ma'nasinadir ve burada murad, cahillerin istihzasidir. Ve- 
yahud "madarr" (>•), masdar-i mimidir; ve bu takdir iizere mii§edded olmak 
lazim gelir ise de, kafiye zarureti icjn tahfif olunmustur. Ve Bahru'1-Ulum 
hazretleri, Kamus'un beyamna istinaden "sutiin eksjmesi" ma'nasina geldi- 
gini ve fakat buradaki "ek§i yuzluluk" [ten] mecaz oldugunu gostermistir. 

Ma'na-yi beyt: "Merhamet edilecek olan kimselerden birisi de, evvelen bir 
kavmin azizi ve biiyugii iken sonradan hakir ve zelil olan kimse; ve iicuncii- 
su de, safvet-i kalb sahibi bir alim oldugu halde, cahiller ve ahmaklar arasin- 
da istihzaya hedef olan kimsedir", demek olur. 



AHMED AVNt KONUK 

Hz. Pir-i destgir efendimiz, her hususta siinnet-i seniyye-i peygambertye 
tabi' olduklan cihetle, bu uc, kimsenin halini, ebyat-i arabiyye ile beyan bu- 
yurmasi, lisan hususunda dahi Server-i alem Efendimiz'e miitabaati muta- 
zammmdir. Bu mutabaattan sonra, atideki ebyat-i farisiyye ile icmali tafsil 
buyururlar: 

ojS~ «u_j dS^M 4jj! OjjI ~?-j &}£ <>** jA\j *5" j~**-$ c-iS' 

823. ZPeycjamber huyurdu ki. Wf Bu iic iaifeye, ecjer tas ve. dag degil iseniz mer- 
hamet edin!" 

Resul-i Ekrem hazretleri buyurdu ki: "Bu zikr olunan tig taifeye, eger kalb- 
leriniz ta§ gibi kati ve dag gibi duygusuz degil iseniz, merhamet edin! Ve bu 
merhamet saikasiyla elinizden geldigi kadar muzahir olun!" 

824. "O kimseye ki o, reislikten sonra hakir oldu ve o zenaine dahi ki Ainarsiz 



"Dinar", liigatte altin ma'nasinadir. Ya'ni, "0 kimseye merhamet edin ki, 
bir kavmin reisi iken bu makam-i riyasetten sukut edip, hakir ve zelil oldu; 
ve keza o zengine merhamet edin ki altinsiz ve rmiflis oldu." 

ol^LI 0L« iijS* "&~> dV^r j-^ l?^^ oTj»_^ 01 j 

825. "Ue- upinciisu, o hir alimdir ki, cihanda ahmaklarm arasinda miihtela 
olur." 

"Ve merhamete layik olan ugiincii kimse, o bir alimdir ki, diinyada, haki- 
kat-i halden gafil olan birtakim ahmaklann arasinda ya§amak mecburiyetin- 
de kaldi ve onlann istihzalan beliyyesine giriftar oldu.." 

826. Jlua ki, izzetten hakirlige gelmek, hedenden uzvun kat\ gibi olur. 

Zira izzet makamindan zillete du§mek, insanin a'za-yi bedeniyyesinden 
birinin kesilmesi gibi olur. Bir uzvu kesilen kimse ne kadar elem ve mihnet 
duyarsa, aziz iken zelil olan kimse de o derece mutellim ve miiteezzi olur. 

Bu beyt-i §erifin ma' nasi hem zahire ve hem de batina mahmuldur. Bati- 
na hamli budur ki: Hakk'a vasil olan bir kamil ve mukemmilin ir§ad-i ibad 



MESNEVl-i §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

igin alem-i keserata riicu'u emrolundukta, bu makam-i izzetten alem-i siifli- 
ye niizul eder; ve mukemmil olan kamil, ehl-i diinya arasinda garib kahr. 
Onun halini bilmeyen ahmak cahiller, o zat-i §erif ile istihza ederler. Binaena- 
leyh zikr olunan hadis-i §erif mucibince, onun halini miidrik olan mii'minle- 
rin, bu hadis-i §erif mucibince ona merhamet etmeleri iktiza eder. 

JbJU *j l» I JU*- aJjj jS~ JUjjIj y jS~ t>Sy ii ji y*£- 

827. lenden kesilen uzuv olii olur; zira o kesilmis, kimddar amma medid decju! 

Ya'ni, tenden kesilen bir uzuv mesabesinde olan bu makam-i izzetten 
sukut eden kimse, olii hiikmuride olur. Zira kesilmis. olan uzuv bir miiddet- 
gik kimildar, fakat onun hareketi uzun siirmez, derhal hareketsiz kahr. Bu- 
nun gibi vasil-i Hak olan bir kamil ve mukemmil dahi, alem-i surette her ne 
kadar hareket eder bir halde goriiniir ise de, o surette olii hiikmiindedir. Zi- 
ra o \jjs- 01 JJ \yy ya'ni "Olmeden ewel oliin!" hadis-i serifinin masadaki 
olmu§tur. 

jU>- £j oil JL~«I Jis~j>> jL ijy>- j\ c— Jl ^ W- y *£ j* 

828. Uier kim fle$en sene elest kadehinden i$ti, hu yil onun humar mesakkati- 
nin afeti vardir. 

"Gecen sene"den murad, ruhaniyet alemi ve "bu sene"den murad cismani- 
yet alemidir. "Elest kadehi'lnden murad, Ji^ cUi (A'raf, 7/1 72) "Ben sizin 
Rabbiniz degil miyim?" hitabidir. "Humar", sarho§luktan sonra anz olan ba§ 
agnsi, sersemlik. Ya'ni, ruhaniyet aleminde, o hitab-i ilah! §arabindan vaki' 
olan sarhosjuk sersemliginin zahmetini ve me§akkatini gekmek afeti vardir. 

>j> ^UaL. ^y- Ijjl y J' >j, J\j^f J^lj j£ oy? *&\j 

829. Ue o kimse ki, kopek gibi aslindan guhdana mensub ola, ona ne vakii sul- 
ianlik hirst olur? 

"Giihdan", necaset ma'nasina olan "guh"un muhaffefi "guh" ile "dan" 
edatindan miirekkebdir; ve "dan" ism-i mekan edatidir; "necasetlik ve neca- 
set mahalli" demektir; ve bundan murad, cismaniyet alemidir. Ya'ni, o kim- 
se ki bok bocegi gibi necaset icjnde tekewiin edip orada kemal-i lezzetle ya- 
sadigi gibi, cismaniyet aleminde tekewiin edip ruhaniyet aleminden bihaber 
bir halde yasarsa, onda ruhaniyet aleminde sultan olmak hirsi olmaz. Onun 
zevki ve hirsi ancak bu kokmus. cismaniyet alemine mahsus kahr. 



c $p B 



AHMED AVNl KONUK 

830. Tovheyi o kimse isier ki o y\inah etmi$tir; ahi o soyler ki yolu kaybetmi§tir. 

"Tovbe", rucu' ma'nasinadir. Ya'ni, cismaniyetten ruhaniyet alemine rii- 
cu'u o kimse istemi§tir ki, cismaniyet ve nefsaniyet sifatlannin muktezasi gii- 
nah oldugunu bilir. Zira muhakkiklar /A^> <4* ^ ^ v^ ^yrj ya'ni "Se- 
nin viicud-i cismamn ve varligm ba§ka gunahlara kiyas olunmayan bir gii- 
nahtir" buyurmuslardir. Binaenaleyh bu viicud-i vehminin ve cismaninin gii- 
nah oldugunu miidrik olmayan kimseler, alem-i riihaniyyete rucu' esbabina 
te§ebbus luzumunu hissetmezler. Ve keza bu alem-i cismaniyette ah ve enin 
edenler, alem-i ruhaniyyetin yolunu kaybeden kimselerdir. 

4)1 J_^-j (i-U» s^>U ^jisi Wj^ ^j^J ^j* '-^ fS-^l *^ O^fij \j» J»lj LJi J* I 

Ahu yavrusunun e§eklerin ahinnda mahbus kalmasi kissasidir ve 
e§eklerin gah cenk ve gah istihza ile o garib iizerine ta'nesidir ve onun 

kuru samana miibtela olmasidir ki onun gidasi degildir; ve bu, ehl-i 

diinya ve ehl-i heva ve §ehvet arasinda Huda'nin has kullarimn sifatidir. 

"Zira Islam garib olarak zahir oldu ve yakinda garib olarak avdet eder, 

ne mutlu gariblere!" Allah'm resulii dogru soyledi 



Bu siirh-i §erifte, insan-i kamil ile tabi'leri "ahu"ya ve diinya "ahir"a ve 
ehl-i diinya ve §ehvet erbabi "e§ek"lere tesbih buyrulmu§tur. Nitekim cisma- 
niler, ezvak-i dunyeviyyeden muhabbet ve ruhaniyet alemine miiteveccih 
olan insan-i kamiller ile ve onlara tabi' olan mii'minler ile istihza edip: "Bun- 
lar kendilerini ezvak-i dunyeviyyeden mahrum eden budalalar ve ahmaklar- 
dir!" derler ve ba'zan miinazara edip, bu miinazarada maglub olduklan va- 
kit, fiilen tecaviize kiyam ederler ve her asirda diinyada cismaniyet ahkamin- 
da mtistagrak olanlar arasinda garib kalmi§lardir. Zira Ebu Hureyre hazretle- 



Ppr- MESNEVf-t §ERIF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

rinin rivayet buyurdugu hadis-i §erifte ^y» U l^ Lj> iy~*j L> Lb ^Vi 01 
t i>u ^jki s l>jj ^^i ^>u ya'ni "Muhakkak islam garib olarak zahir oldu ve 
kariben, zahir oldugu gibi avdet eder. imdi ne mutlu gariblere! Ne mutlu ga- 
riblere! Ne mutlu gariblere!" buyrulmu§tur. 

831. 13ir avci hir ahuyu avladi, onu amansiz ahira koydu. 

"Ender ahur kerden", "ahirda etmek" demek olup, "ahira koymak" 
ma'nasinadir. "Zfnhar", kelimesinin miiteaddid ma'nalan vardir. Burada 
"eman ve sitab" ma'nalan milnasib olur. Ya'ni, avci o ahuyu amansiz ve ace- 
le ahira koydu, demek olur. 

jljSL^I dj?r *£ y^ u~^~ ^j*-J ^h^J S-}s-j*^ 

832. palmier gibi ahuyu okuzlerden ve eseklerden dolu hir ahira hahs etti. 
C^ij »\f «__i j\y- dTj^, <u jl C^iJ" ^y jV. C^i^j jl j*\ 

833. iSflhu vahsetien her iarafa kacar idi. 0, o eseklerin online aece soman doktii. 

Ahu, kendi cinsi olmayan okuzlerden ve e§eklerden tevahhus, ettigi icin, 
her tarafa kacar ve sicrar durur idi. avci gece vakti oradaki eseklerin onli- 
ne saman doktii. 

y<J> jl jAyi. >jy>- ^ \j »\f yt-j j\f y% l^iil j C-^l^v- jl 

834. Dier okiiz ve esek achkian ve iftihadan dolayi samani sekerden daha hos 
olarak yer idi. 

jj cJLr ^ <T if j ^jij *f y^, y* jl j~*j ^ y>T»\f 

835. jAhu, aah hir iaraftan hir iarafa urkerdi, aah samanin dumamndan ve to- 
zundan yiiz cevirir idi. 

-Lx-ilxjl JJy y>- \j C~>yi£- b\ -UiiLiSo iy>- ~L> \j \j a5" y> 

836. Uier himi henii ziddi ile hirahtilar, o ukubeti olum gibi iasavvur ettiler. 

Ya'ni, bir mahluku, kendi ziddi olan diger bir mahluk ile bir yerde habse- 
dip birakmak, onlan oldiirmek derecesinde olan bir ukubet ve azab telakki ve 
tasawur ettiler. Nitekim jI-ju^i s^iu* dy~J\ j->i ya'ni "Hapislerin en dan ez- 
dadin mua§eretidir" demi§lerdir. 

^^ 



AHMED AVNl KONUK 
jfju- JjjXJ ijjjf- \j j^J» £\ JlAJlA JlS" C-ii OL~L" Ij 

837. Diattd Suleyman dedi ki: "Gger hudhiii hecr i$in muieber bir soz sbyle- 
mez ise" 

i_^L-^- jl djjx Cjw t_jlJUi jjj i_<IJU- \jj\ -jkj i^L; *-i^>S' ^ 

838. uliiirururn; yahud ona azabdan nar'vc azab-i sedid veririm!" 

Bir mahlukun kendi ziddi ile bir yerde habsiriin Slum derecesinde azab ol- 
dugunun delili budur ki, Suleyman (a.s.) kendi ordusunda hudhud kusunun 
kayboldugunu gordugii vakit, onu arastirdi ve buyurdu ki: "Eger hudhud bu 
gaybubeti ve mtifarakati icin mu'teber ve makbul bir oziir soylemez ise, onu 
ya oldiirurum veyahud kendinin hesabi haricinde bir azab-i sedid ile ceza 
ederim. da kendinin ziddi olan bir kus ile bir yerde habs etmektir." 

Bu beyt-i serifte sure-i Neml'de olan 'uv'uii ^, oir ' r i lua^Ji Jj\ u 'j u JUi 
u« oiuU JSQ ji a^JIU ji il-u uu Ai!u(3 ( Ne'rnl, 27/20) ya'ni "Hz. Suleyman 
de'di": Baria he oldu ki, Hudhud kusunu gormuyorum; yoksa gaiblerden mi ol- 
du? Ona azab-i sedid ile azab ederim, yahud onu bogazlanm. Yahud ki bana 
acik bir burhan ile gelir!" ayet-i kerimesine isaret buyruluyor. Ba'zi miifessir- 
ler azab-i sedidi bogazlanmaya muadil olan hemcinsinin gaynyla habsetmek 
suretinde tefsir etmisler ve Hz. Pir efendimiz dahi atideki beyitte bu tefsiri ih- 
tiyar buyurmuslardir. 

839. By nrn temed aaah oV. azab hangisidir? ZKendi cinsinin aayn ile kafes 
i$inde olmaktu. 

jS'i l _ r ^r\j 4i~i C^-jj \ja, j~i<j\ tj^ j^ ^ Cf-J 

840. Gy ogul, bu bedenden dolayi azab i$indesin. Senin ruhunun kusu, baska 
cins ile baglanmishr. 

"Ey ogul" ta'biriyle surette balig fakat ma'nada henuz cocuk olan salikle- 
re hitab buyrulur. Ya'ni, ey tarik-i Hak'ta henuz cocuklar gibi duse kalka yii- 
riiyen salik, senin ruhun kus mesabesinde olup alem-i illiyyine ucmak ister. 
Fakat onu kafes mesabesinde olan cismine bagladilar ve habsettiler. Bu se- 
bebden o zavalh ruhun azab icindedir. 

Ifpb OUw*- j OUIj jl Jjb L$£4j ^Us>_j C~*jL r-jj 

841. ZRuh dogandu ve tabayi kargalardir. Oiargalardan ve baykuslardan dag- 
lar tuiar. 



cvajgcga 



MESNEVl-1 §ERfF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Ya'ni, "Ruh-i insani, dogan kusu gibidir ve cisim kafesinin iginde bulu- 
nan, o cismin tabiatlan ve sifatlan, kargalar ve bayku§lar gibidir. bicare 
ruh dogani bu kargalardan ve baykuslardan daglar ve yaralar tutar. Zira bu 
sifatlar daima ruhu gagalayip didiklerler." Hind nushalannda ikinci misra' 
L^b ^ j oipij ji jjii suretindedir. Ya'ni "Tenin kargalanndan cok daglar tu- 
tar" demek olur. 

842. O Sebzvar $ehrinde hir €bu 'Tiehxr gtbi, onlann arasinda zayijm zayifi 
kalmi§tu. 

"Sebzvar", memalik-i Iraniyyede bir sehrin ismidir; ve bu gehrin ahalisi 
Rafizidir. Ma'lumdur ki, Rafizilik Hz. Ebu Bekir es-Siddik ve £>mer (raziyal- 
lahti anhuma) hazaratiyla ashabdan ba'zilanna bugz ettikleri igin gocuklan- 
na Bekir ve Omer isimlerini koymazlar. § ayet aralanna bu isimlerde bir Sun- 
ni diiserse bannamaz, firar etmek mecburiyetinde kahr. Bu beyt-i serifte 
"riih", Ebu Bekir adh bir kimseye ve "cisim" Sebzvar §ehrine ve cismin sifat- 
lan da "Rafizi olan Sebzvar §ehri ahalisi"ne tesbih buyrulmustar. 



^ b Jjjr* A^ *& *4* 4JJI X^-j «Li {jj\j>- -u^» OUaL* c~>l$o- 

OUI »li d\ C~«S . JJA~>\j>- OU- lJUI . C-»jS dS^i -^Ij (^**b 4 "*"* 
■^-JJ^ u^ J* ^ *iM>. U* J**, J^ 1 OO 1 *£ f-* 

Sultan Muhammed Harzemsah (r.a.)in hikayesidir ki, hep Rafizi olan 
Sebzvar §ehrini cenk ile zabtetti. Eman-i can istediler, dedi: "0 vakit eman 
veririm ki, bu sehirden benim dmime Ebu Bekir adh bir kimse getiriniz!" 



843. Illu, kahraman LMuhammed. Uiarezm$ah piir-fesai olan Sebzvar'm ki- 
taline gitti. 



gp^~ AHMED AVNl KONUK ^^1 

"Alp", Tiirkge bir liigat olup "yirtici ve kuwetli arslan" demektir. Kahra- 
man ve seel' kimseden kinayedir. "Ulug", bu da Ttirkge'dir. Zamanimizda 
musta'mel olan "buyiik" ma'nasinadir ki, "ulu" kelimesinin aslidir. Ya'ni Ha- 
rezm memleketinin sahi olan, ulu, kahraman Sultan Muhammed, ahalisi fa- 
sid ve bozuk olan Sebzvar sehrinin harben zabtina gitmisti. 

844. Onun ordulan, onlan mnzauakaya getirdi; onun asked dusmanin katline 
dustii. 

Sultan Muahammed ordulan Sebzvar halkini siki§tirdi ve askerler Qehar- 
yar'm ve Sunniler'in du§mani olan o halkin katliyle mesgdl oldu. 

845. Onun huzuruna secde getirdiler, iediler hi: "Bl-aman! 'Tiizim hulagimiza 
halka iak, can hagisla!" 

"Kulaga halka takmak", kole yapmaktan kinayedir. Ya'ni, sehir halki Sul- 
tan Muhammed'in huzuruna gelip bas. egdiler ve dediler ki: "Senden aman ve 
af isteriz, bizim canimiza kiyma da bizi kole olarak islerinde kullan!" 

846. Uier harac ve her vergi hi sana lazimdu, o hizden her hir mevsimde sa- 
na ziyade olsuni" 

"Haras", padisahlann eskiden reayadan aldiklan para. "Sile", bah§i§ ve 
hediye ve vergi demektir. Ash §eddesizdir. Burada zaruret-i vezn igin §edde 
ile vaki' olmustur. Ya'ni, "Ey padisah sana lazim olan her haras ve vergiyi 
vakt-i muayyeninde ziyadesiyle verelim!" 

jT J\i c-iUl -L^- U Juj y>- jJ* <j\ £~*j! oTU OW 

847. "6y arslan huylu, hizim canimiz senin idndir. liizim indimizde hirhac 
gun emanet olsun, dei" 

Ya'ni, "Bizim canimiz senin malin cumlesindendir. Emret ki, o canlar 
birkag gun bizim indimizde emanet olsun! Senin malin olan canlan, biz 
ecelimiz gelinceye kadar birkag gun kullanalim. Buna musaade et! Bizi 61- 
durme!" 



c c£P> a 



MESNEVt-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

848. TWi: Kr Bir €bu 'Hekir'i benim huzuruma geiirmeiikge benien cammzi 
kuriaramazsimz!" 

Sultan Muhammed, bu teklifin icrasim onlarca muhal gordugiinden, can- 
lannin halasmi bu sarta ta'lik etti. Zira onlar Ebu Bekr es-Siddik (r.a.) haz- 
retlerine du§man olduklanndan aralannda bu isimde kimsenin bulunmasi 
mumkin degildi. 

Ob»l 9-L*j <^l JjjLi 4jJU l)Ij y^5> j\ r\j jXj y\y\j 

849. "6y urkmu$ olan ummetler, §ehrinizden bana Gbu liekir a&lvyi heiiye ge- 
tirmeiik$e," 

0.j~i p-» -0 j f\z*\ ^>^ ^ '-'J- 5 (*J* <-^ C— i^ j^-kA j\j f jj-Jj 

850. l 6t/ alfak kavim, ekin gibi sizi biferim, ne harac alum ne de fiisun!' 

"Bi-drevem", "duruden" masdanndan olup "ekin bicmek" ma'nasinadir. 
"Fiisun" burada celb-i merhamet igin soylenecek miiessir sozlerden kinayedir. 

851. Iloyle olunca yola alhn guvalini $ehiiler, dediler ki: nr B'6ule bir sehirden 
Gbu llekir isteme!" 

Sultan Muhammed'in teklifini isjdince, onun gegecegi yol uzerine igi altin 
dolu bir guvali vaz'ettiler de dediler ki; "Sen bizim i'tikadimizi biliyorsun; hal- 
ki bu i'tikadda olan bir §ehirden Ebu Bekir adli bir kimseyi isteme!" 

852. n Sebzvdr'da ne vakit Gbu liekir olur, uahud irmak akan uerde kuru ker- 
pif.'" 

Ya'ni, Sebzvar §ehrinde Ebu Bekir adli bir kimseyi aramak, irmak akan 
yerde kuru kerpic. aramak kabilinden olur! 

853. JTllhndan yuz $evirdi ve dedi: "Gy atesperestler, bana hediye olarak Gbu 
'Hekir getirmedikge..." 



<^3^ 



AHMED AVNl KONUK ^S§ 

"Mug", ate§perest olan mecusilere derler. Rafiziler muharremde ates, yakip 
ayaklanyla sondurdiikleri igin bu ta'birin isti'mal buyrulmus olmasi caizdir. 
Ankaravi hazretleri "kafir" ma'nasina almi§tir. 

^—t! ^'js*" ^J Jji k f~~> &*£ C~~~J <Jlj*» gJ» 

854. [jii$)u faide yoktur, $ocuk degilim, id hi alhna ve gumii§e hayran du- 
rayim!" 

Birinci misra', yukanki beytin mutemmimidir. Ya'ni, Sultan Muhammed, 
Rafiziler'in yol uzerine koyduklan altin guvalina bakmadi ve dedi ki: "Ey me- 
cusiler, bana hediye olarak Ebu Bekir adh bir kimseyi getirmedikce caninizi 
korumak icm hicbir tedbirden istifade edemezsiniz. £ocuk degilim ki, goster- 
diginiz altina ve gumu§e hayran olayim!" 

855. By aciz, eger mescidi hicin ile olcsen, secde aetirmedihce hurtulamazsin! 

Cenab-i Pir efendimiz, bu beyt-i gerifte kissadan intikalen namaz kilmayan- 
lara tevbih buyururlar: "Ey kudret-i Hakk'in onunde aciz olan insan, eger mes- 
cidi kigin ile olgsen, ya'ni mescidin icjnde oturmadik yer birakmasan, secde et- 
medikge ve namaz kilmadikca, yakam muaheze-i ilahiyyeden kurtaramazsin!" 

856. >r Bu vuanede bir Ebu liekir nerededir?" diye sacjdan ve soldan haber ve- 
riciler hopardtlar. 

"Miinhi", "inha" masdanndan "haber verici" ma'nasinda ism-i faildir. 
"Engihten", "koparmak" demektir. Burada haber vericileri tahrik etmek ve 
ayaga kaldirmaktan kinayedir. 

857. r llc gun tic geceden sonra hi, acele ettiler, zayif bir Ebu IZehir buldular. 

Jpj>- jl u\j>- Ujf ^j ji Jp r jl niJLjj Iji jSf t>j 

858. ~%ol iizerinde idi, marazdan ytir-haraz olarak- bir harabe hosede halmis idi. 

"Haraz", (j>j>-) gussadan veya gamdan zayif ve zebun olup helak dere- 
cesine gelen kimse demektir. Ba'zi nushalarda "pur" yerine "ez haraz" va- 



MESNEVt-t §ERfF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

ki'dir. Ya'ni, bulduklan Ebu Bekir marazdan ziyade zayif ve zebun olup he- 
lak derecesine gelerek bir virane ko§esinde kalmi§ idi, demek olur. 

859. O, bir harab kosede yatmis idi. Vaktaki onu gorduler, acele ona dediler: 

860. n( JCalk ki sultan seni ialib olmustur. 2,xra hizim sehrimiz senden dolayi 
katlden kurtulacaktir ." 

861. r Deii: "Gjjer henim ayagim yahud bir mikdemim olaydi, muhakkak kendi 
yolumda maksuduma giderdim." 

"Mikdem", "mikta"' vezninde ism-i alettir; "vasita-i sefer" ma'nasinadir. 
Ya'ni, Ebu Bekir, Rafiziler'e cevaben dedi: "Eger benim ayagimda yiiriimeye 
kuvvet olaydi veyahud bir hayvan ve araba gibi vasita-i seferiyyem olaydi 
muhakkak yoluma devam eder ve maksudum olan mahalle giderdim." 

862. "CA/e vakit bu diisman makallinde kalirdim? 1)ostlarin sehri tarafina su- 
rer idim." 

"Kede", ism-i mekan edatidir. "Du§men-kede", du§man mekani demektir. 

863. Olii iastytcdarm tahiasmi kaldirdilar ve o bizim Gbu r Bekir'imizi yukan 
tuttular. 

864. Diamallar Diarezmsak iarafina $ekilerek nisan gormek i$in onu tastdilar. 

Ya'ni, Ebu Bekir'imizi olii tahtasi iizerine yatinp Harezm§ah'in istedigi 
Ebu Bekir' in ni§amni gormek igin §ahin huzuruna kadar ta§idilar. 

Jsxio^j C «jL> U«Jjl jXi\ J>- iy j Olf*- ,jjl C-^jljJ*-^ 

865. 13u cihan Sebzvar'dir ve merd-i Utah, burada zayidir ve nabuddur. 



AHMED AVNl KONUK 

"Mumtehak", gitmis. yok olmus. ve batil olmus. ma'nasinadir. Ya'ni, bu 
diinya Sebzvar misalidir. Ve ehl-i diinya, Sebzvar ahalisi gibi tarik-i Hakk'i 
terk etmi§ kimselerdir ve rical-i Hak bu diinyada Sebzvar'da Ebu Bekir'in bir 
viranede metriik bir halde kaldigi gibi, garib olarak kalmistir; ve adi sani git- 
mi? ve nabud olmus bir haldedir. 

866. Uiarezm§ah ise Celti olan Dialik'tu; feu rezd olan kavimden aonul iste- 
mekiedir. 

Celil olan Halik Teala hazretleri dahi Harezm§ah mesabesinde olup, bu re- 
zil ve dent olan ehl-i diinyadan kalb-i selim istemektedir ki, bu kalb-i selim 
merd-i ilahide bulunur; ve kalb-i selim sahibi olan merd-i ilahi ise Sebzvar 
sehrinde zayif ve hakir olan Ebu Bekir gibidir. 

pZ'ji'.-X ^j <_JUJI li IjiiU ^ J-y^ (J 1 ]^i ^ ^-^ 

867. r Buyurdu ki: "Sizin iasvuinize nazar etmez, ieJbirinizde katb sahwi ia- 
leb edin!" 

Ya'ni Server-i alem Efendimiz hadis-i §erifinde ^\y\ y^jy* ^ M ^ ^ o\ 
r&u j ^.j& J\ J*j ^sOj ya'ni, "Muhakkak Allah Teala sizin suretlerinize ve 
mallanniza nazar etmez, velakin kalblerinize ve niyetlerinize nazar eder" bu- 
yurmustar; ve Hakk'in istedigi ve nazar ettigi kalb, insan-i kamilin kalbidir. 
Binaenaleyh ey selamet-i kalb sahibi olmayan kimseler, bu selamet-i kalbe 
malik olmak i?in tedbirinizde, kalb-i selim sahibi olan insan-i kamili taleb 
edin. Zira boyle bir kalbi bulmak her insan igin lazim ve zaruridir. Qiinki Hak 
Teala hazretleri sure-i § uara'da ^-L J&. '*Li J\ '^ ui o_^' if, ju '^ U \° y _ (§uara, 
26/88) ya'ni "Yevm-i kiyamette mal ve evlatlar menfaat vermez; ancak o 
kimse ki Allah Teala'ya kalb-i selim ile gele!" buyurur. 

j j jblj o-X^ J^ J >J jS ji ^£ Ji u^-Uj j* 

868. <r Bu aonul sakibinden sana nazar ederim. Secdenin naksi ve alhn isan 
sebebiyle degill" 

Bu beyt-i §erif yukanda zikr olunan hadis-i §erif mucibince her kabil-i hi- 
tab olan kimseye Hakk'in hitabidir. Ya'ni, "Ey insan, bu goniil sahibi olan in- 
san-i kamilin kalbinden sana nazar ederim. Yoksa zahir olan secdenin nak§i 



c 3^> 



MESNEVf-1 SERfF SERHI / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

ve sureti ve altin isan ve i'tasi sebebiyle nazar etmem!" Cenab-i §eyh-i Ek- 
ber hazretleri Fususu'l-Hikem'de Fass-i Ademi'de bu ma'nada §6yle buyurur- 
lar: (H— > j^-i Ji ji-\ J& '*> *& ya'ni "Zira Hak insan-1 kamil sebebiyle halka 
nazar etti ve onlara rahmet eyledi." 

869. Qiinku sen ken&i katbini hxilb zanneilin, ehl-i iilin ciist u cusunu hirakiin! 

Ya'ni, sen kendi kalbini kalb zannettigin igin, sahib-i dil olan insan-i ka- 
mili taleb edip aramak liizumunu hissetmiyorsun. Halbuki sende insan-i ka- 
millik nerede!.. Beyit: 

jlJul is£ OlSw ^i-; aj jj jbru: *oi^ fk Ji aSCjF 

"KM> dedigimiz §ey rabbani olan bir penceredir. Sen §eytanm evine nigin kalb 
diyorsun? "0 senin mecazen kalb adim verdigin §eyi, git de mahalle kopekle- 
rinin online at!" 

OLjJj »_}b iyt> Jul JjJjl ljU-*l C-A* ^jjl y>r -U*i4A ji aS" Ji 

870. ZKaUb oiur hi, ona bu yeii gok gibi yeli yuz gelse zaui' ve nihan olur. 

Malum olsun ki, kalb ism-i Adl'in mazhandir ve bedenin sebeb-i i'tidali 
ve nefsin bais-i adaletidir; ve feyz, kalbden inbias edip aktar-i surete yayilir 
ve kaffe-i azaya miisavaten dagik; ve suret kalb ile beka bulur; ve kuva-yi 
ruhaniyye ve nefsaniyyenin mecma'idir ve zahir ile batin arasinda berzahtir. 
Ve "kalb"den murad, arif-i billah olan insan-i kamilin kalbidir. Zira o kalb ona 
rahmet-i mahzadir, verilen atiyye-i ilahiyyedendir; ve rahmet ise sifat-i ila- 
hiyyeden bir sifat oldugundan, kaffe-i esma ve sifat-i ilahiyyenin hey'et-i 
mecmuasi ona sigmaz. Fakat insan-i kamil cemi'-i esmayi cami' olan "Allah" 
isminin mazhari oldugundan bu hey'et-i mecmua ona sigar. Binaenaleyh 
Hak ancak arif-i billah olan insan-i kamilin kalbine sigar ve ba'zi esmayi arif 
olan kulub-i ciiz'iyyeye ve gayr-i arifin ve asinin ve cahilin ve sakinin kalb- 
lerine sigmaz. Nitekim hadis-i kudside buyrulur: o&j ^fu- Vj ^j j^ 3 u 
Jd\ jd\ ^p ,sxs. ^ii j*^j ya'ni "Ben arzima ve semama sigmadim, fakat 
taki ve naki olan mii'min kulumun kalbine sigdim." Binaenaleyh kalb ancak 
insan-i kamilin kalbidir. Gayr-i arifin kalbine "kalb" denilmesi mecazendir, 

^^ 



AHMED AVNl KONUK 

hakikaten degildir. Ve bu ma'naya binaen Bayezid-i Bistami (k.s.) hazretle- 
ri: *, Lr ^\ u lJj^i uu Lijj ^ Ai_,ij ^ s r ,jJi jA\ is, <>i_p-L._j jiyJi 01 J Ya'ni "Eger 
milyonlarca kerre ar§ ve ve onun muhtevasi kalb-i arifin ko§elerinden bir ko- 
§esinde olsa onu duymaz" buyurur. Bu beyt-i §erifte Hz. Bayezid'in bu kav- 
line i§aret buyrulmustar. 

871. ^Boi/Ze jonti/ kinnhlarina floniil deme! Sebzvar i$inde bir 6bu llekir isteme! 

Ya'ni, gayr-i arif olan kimselerin gonul kinntilanna ve mecazi kalblerine, 
hakiki olan bir gonial deme! Sebzvar §ehri gibi olan dunyada ehl-i diinya ara- 
smda bir Ebu Bekir ve bir kalb-i selim isteme! 

ij-J. Jot C^t JJ* ji j jl Jp- iy. jj JJ^ *4~jI Jj l_^-U> 

872. fioniil sahtbi alh yiizlu ayine olur, Utah onian alh ciheie niizir olur. 

"Alti cihef'ten murad, alem-i taayyiinat ve keserattir. Zira alti cihetle mu- 
kayyed olmak herhangi bir suret-i muteayyinenin iktizasidir. Malum olsun 
ki, insan-i kamile "kevn-i cami'" derler. Zira hulasa-i mevcudat ve zubde-i 
kainattir. Qunki alem suret-i ilahiyye iizeredir ve insan-i kamil ise o suretin 
niimune-i cami'idir; ve bu kevn-i cami', Hak icm gozbebegi mesabesindedir. 
Zat-i mutlakin kendi meratib-i tenezzulatimn kaffesine olan nazan, bu goz- 
bebegi mesabesinde olan insan-i kamil ile vaki' olur. Ya'ni kuvve-i basiranin 
zevki olan ru'yet, gozbebeginin sureti ile vaki' oldugu gibi, Hak icjn zevk-i 
rii'yet dahi, insan-i kamilin taayyun-i surisiyle olur. Ve insan kuvve-i basi- 
rasiyla kendisinin aym olan viicuduna nazar ettikte hasil olan zevk-i ru'yet 
gayrdan miistefad olmaz. Belki bu zevk kendi zatimn kendi zatina verdigi bir 
zevkten ibarettir. iste insan-i kamil mazhanyla vaki' olan nazar-i ilahi de 
boyledir. Hz. §eyh-i Ekber efendimiz bu ma'nayi Fustisu'l-Hikem'de Fass-i 
Ademi'de beyan buyurdugu gibi, Futuhit-i Meic/c/yye'lerinin 22 1 . babinda 
dahi insan-i kamil hakkinda §6yle buyurur: 

_ r iJlj ojfi-Xi (JJJI iyrj>\ tjj^- . 4*~s-\ dj£S\ ,j Uj jS- jj\j 

j_^s*Jl jt- 7rj*xJ "$& Uipj L>p 4a^j>-I Oj^JI *ju *--l <uU 

"Gayr nerededir ve kevnde, butiin be§er tesmiye ettigin, viicudun gayn bir§ey 
yoktur. Zira o, aynen ve ilmen kevnin kaffesine samil olur bir isimdir. Bina- 
enaleyh sen siiretlerden gikma!" 



MESNEVl-I SERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Velhasil Hak, insan-i kamil ile halkina nazar etti ve onlara rahmet eyledi. 
Qunki insan-i kamil alemin icadma ve onun bekasina ve kemalatma ezelen 
ve ebeden dunyaca ve ahiretce sebebdir. 

873. Dier him alh cihet i$inde makar iuiar, onun vasdasi olmaksizin Utah ona 
nazar eimez. 

Ya'ni, bu alem-i taayyiinat icinde karar eden ve sakin olan her bir kim- 
seye Hak Teala, insan-i kamilin ve bu kevn-i cami'in vasitasi olmaksizin na- 
zar etmez. Bilcumle ehl-i aleme fuyuzat-i Hak herkesin isti'dadina gore bu 
insan-i kamilin kabzasinda tevzi' buyrulur. 

JUL»n -til; yj* ij\ JjJ j j -US' j\ iS^ji jl ^J ^ y 

874. Gger reddederse, onun vein eder ve eger habul yetirirse yine o sened olur. 

Eger Hak Teala bir kulunu reddederse, bu insan-i kamil icin reddeder ve 
eger kabul ederse yine onun kabulunun senedi insan-i kamil olur. 

875. Diak, onsuz bir himseye behr ii naslb vermez. lien vised sahibinden bir 



Ya'ni, insan-i kamil yeryuziinde Hakk'in halifesi ve naibi oldugundan, 
ehl-i arza vaki' olan ihsan ve ataya-yi ilahiyye, o insan-i kamilin yediyle tev- 
zi' buyrulur ve Hak Teala, insan-i kamilin kabzasindan gegmeksizin kimse- 
ye bir sey vermez. Nitekim cenab-i §eyh-i Ekber hazretleri et-Tedbiritii'1-M- 
hiyye ismindeki kitabimn ibtidasinda soyle buyururlar: Sy£u u,u- u- j A &** 
~>jJb Ya'ni, "Hak Teala insan-i kamili kuffar ve ebrar icjn bir berzah-i cami' 
kildi ." Bu beytin serhinde Hind sarihlerinden Abdiillatif hazretleri su menki- 
beyi nakleder. "imam-i A' zam hazretleri bir gece harem-i Ka'be'de basim sec- 
deye koyup dergah-i Hakk'a gok tazarru' etti ve agladi. Hatiften bir nida isit- 
ti ki derdi: "Seni ve senin tabi'lerini azad olunmuslar defterine kaydettim!" 
Hz. imam dedi: "Ya Rab, beni kendi dostlannin ceridesine yazmani niyaz edi- 
yorum." Hitab-i Izzet geldi ki: "Eger benim dostlanmla cem'olmak istersen, 
benim dostlanmin hadimleriyle cem'ol ki, o dostun miitabaati sebebiyle seni 
dost tutayim!" Hz. Imam dedi: "Ya Rab, bana kendi dostunun tarafina yol 



AHMED AVNt KONUK 

goster! Zira ben kendiligimden onu tamyamam." Hitab-i tzzet geldi ki: 
"Ca'fer-i Sadik (aleyhisselam)m huzuruna git!" Vaktaki oraya gitti, kendini 
anladi ve kendini anladigi vakit dahi ou*; cM^i ob~Ji V_,J ya'ni: "Eger iki sene 
olmasaydi Nu'man helak olurdu!" buyurdu; ve bu beyti dahi ondan sonra in- 
sad eyledi: 

"Ommmu lehv ii Mb iginde gegirdim, imdi bo§ gegen dmriime ah! Soma ah, 
soma yine ah!. " 

010. <y\ievhibeyi onun elinin avucuna koyar ve onun avucundan onu merhum- 
lara verir. 

Bu beyt-i §erifte zikrolunan "merhum" ta'biri hem rahmet-i rahmaniyye 
ve hem de rahmet-i rahimiyye ile merhum olanlara §amildir. Zira kaffe-i es- 
ya rahmet-i rahmaniyye ile merhumdur; ve ktiffar dahi bu rahmet-i rahma- 
niyyede dahildir. Zira "vikud" ayn-i rahmettir. Mii'minler ise rahmet-i rahi- 
miyye ile merhumdur. Binaenaleyh yukanki beyitte izah olundugu uzere in- 
san-i kamil bu iki nevi' rahmet-i ilahiyyenin kaffe-i mahlukata tevzi'i emrin- 
de bir berzahtir. 

JUT jj <u_^r j Oy? ^ C~~A JUJI \j JT ijlji J^\ 

877. Onun avucuna kiill derydsimn ittisali bi-ciin ve cigune ve kemal uzereiir. 

"Keff'ten murad, insan-i kamilin kalb-i serifidir. "Derya-yi kmT'den mu- 
rad hakikat-i muhammediyyedir ki bu mertebeye ehl-i hakikat "mertebe-i 
vahdet" ve "mertebe-i uluhiyyet" dahi derler. "Cun" ve "gigune" "ne turlu" 
demek olup, "bi-gun ve gigune", suretsiz ve renksiz ve ta'rife sigmaz ma'na- 
sinadir. Yine insan-i kamilin kalbinin hakikat-i muhammediyeye ittisali ve 
biti§ikligi ta'rife sigmaz. Zira surf bir sey degildir; ve fakat o kalb-i §erif bir an 
o hakikate ittisalden miinfekk olmadigindan kemal uzerinedir; ve kalb-i Mu- 
hammedt iizerinde olan bu kamil, her asirda bir kimsedir ve kutbu'I-aktabdir. 

C^JIj -Lib <jd& j^if (.^T ji j^j *T ju;i • 

878. ISir ittisaUir ki kelama sigmaz, onu soylemek teklif olur vesseldm! 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

"Teklif", kiilfet tahmil etmektir. Derya-yi kulliin insan-i kamilin kalbine it- 
tisali oyle bir seydir ki, cismaniyederde olan hulul ve ittihad gibi bir sey de- 
gildir, kamilen manevi bir haldir. Binaenaleyh kelam ile anlatmak imkam 
yoktur, zevkidir ve vicdanidir. zevki ve vicdani olan hali anlatmak lisana 
kiilfet ve zahmet tahmili demek olur vesselam! 

UT^ (Jl jLj J.5 JoyC &-■ ji- I (JJjL; j j ^y -W» 

879. By zengin, yiiz cuval alhn getirsen Diak, *By miinhani goniil getir!" ier. 

Ya'ni, ey zengin, eger Hakk'in nzasim tahsil igin yiiz cuval altin getirsen 
ve huzur-i Hakk'a riiku' edici bir halde bulunsan, Hak Teala hazretleri sana 
der ki: "Ey egilici, altm lazim degildir; goniil getir, ya'ni insan-i kamilin gon- 
liinii kazandin ise huzuruna onu takdim et!" 

* p~i>\je-\ Sji j^yw yj jj . ^Ij y J.> C~~~>lj yj £ 

880. "Bger goniil senden razi ise, hen de raziyun ve eger senden mu riz ise hen 

I 882 ] 1 .v „ „J ,// 

de i raza mensubum'. 

Ya'ni, "Eger benim nazargahim olan insan-i kamilin kalbi senden razi ise 
ben de raziyim ve eger o goniil senden yiiz gevirmis ise ben de senden yiiz 
ceviriciyim!" 

881. "Sana nazar etmem, o gonle nazar ederim. By can henim dergahima onu 
hediye getir!" 

Ya'ni, "insan-i kamilin kalbi benim nazargahimdir, kullanma o kuldan 
nazar ederim. Ey can, o kalbe dahil ol ve onu bana hediye getir ve benim der- 
gahima o kalb-i kamil vasitasiyla takarriib et!" 

l)U^- -Lib (l)ljiL« <_£b jjj il)b^>- ,v» *i~~* <l~~jy>r j\ y b 

882. x O senin ile nasilsa hen oyleyim. Cennetler analann ayagi alhnda olur." 

Ya'ni, "Sen insan-i kamilin kalbinin makbulii isen, benim de makbulum- 
siin. Merdudu isen benim de merdudumsun. Analann nzalanni tahsil etmek 
ne derece lazim ise, insan-i kamilin kalbinin nzasim tahsil etmek dahi oyle- 
ce lazimdir. Zira oi^i r u;i cJ- <4-i ya'ni "Cennet analann ayaklan altinda- 
dir" hadis-i §erifi mucibince, cennet insan-i kamilin kalbinin nzasi altindadir." 



AHMED AVNl KONUK 

883. Uialkm ash ve habasi ve anasi oiur, ey saddetli o kimse ki, i$i kabukian 
bile! 

Ya'ni, insan-i kamilin kalbi de halkin ashdir ve babasidir. Ciinki Hak Te- 
ala insan-i kamilin kalbini tecelliyat-i zatiyye ve esmaiyyesine ayine kildi. 
Ewela ona, sonra da onun vasitasryla aleme tecelli etti. Nitekim IV. cildin 
523 mumarah beytinden i'tibaren bu ma'na izah edilmi§tir; ve o kalb halkin 
anasidir. Qiinki efrad-i alemden her birine isti'dadlan nisbetinde maddi ve 
ma'nevi imdad edip besler. Binaenaleyh insan-i kamilin kalbi ig ve batin ve 
halk-i alem kabuk ve ki§r ve o icjn zahiri mesabesinde olmus, olur. Boyle 
olunca saadetli olan kimse, o kimsedir ki, ig ile kabugu ve asil ile fer'i yekdi- 
gerinden tefrik edip bilmis, ola! 

884. <Sen dersin ki, *Dste sana gonul cjetirdim!" Sana der ki, liu flonuller- 
den Oiutu doludur!" 

"Kutu" kelimesi hakkinda Ankaravi hazretleri bir §ehrin ismi olmak caiz 
oldugu gibi, icine ba'zi mevad koyduklan "kutu" olmasi da miimkindir, bu- 
yurur. Bu surette ma'na: "Ey kimse sen HakTeala'ya dersin ki: "Ya Rab, i§- 
te sana goniil getirdim!" Hak Teala dahi cevaben sana buyurur ki: "Bu senin 
getirdigin gonuller, iginde kiiffar sakin olan "Kutu" §ehrinde doludur." Veya- 
hud "Mezahir-i esmaiyye kutusu mesabesinde olan bu diinya senin getirdi- 
gin gonuller ile doludur. Bu gonuller benim istedigim gonuller degildir." 

Hind niishalannda ikinci misra' y^> ck >jj* Jj J!> ^-k/ ya'ni "Sana der 
ki, bu gonial bir paraya degmez!" demek olur. 

c~~»i\ OW- OW- JU- oU- C— Up <-JaZ *£ jj\ \ji Ol 

885. bir aonlu getir ki, alemin kuibuiur; JAdem'in caninm caninin camnin 
camdir. 

Kutb-i alem hakkmdaki izahat biraz evvel yukanda gecti. ikinci misra'da 
dort def a "can"in zikri ile meratib-i vticuda i§aret buyrulur. Birinci "can" ile 
nasuta ve ikinci "can" ile melekuta ve ucuncii can ile ceberuta ve dordiincu 
"can" ile lahuta isaret buyrulur. Zira nasutun ruhu melekut, melekutun ruhu 
ceberut ve ceberutun ruhu lahuttur. insan-i kamilin kalbi ise lahuttur; ve la- 
hut cemi'-i meratibi muhit oldugu gibi, insan-i kamilin kalbi dahi boyle bir 



MESNEVt-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

ihataya maliktir. Hind sarihlerinden ba'zilan birinci "can"i zat-i Hak ve ikin- 
ciyi ruh-i kulli ve iiguncuyu ruh-i ciiz'i ve dordunciiyu ruh-i hayvani ma'na- 
sina almi§lardir. Bu da yukanki ma'namn ta'bir-i digeridir. 

886. CAfer ve hirr dolu olan goniilAen AAayi o goniillerin sultani muntazuau. 
"Birr", in'am ve ihsan etmek ma'nasinadir. "Goniillerin sultam"ndan murad, 

Hak Teala hazretleridir. Ya'ni, kutb-i alemin kalbi nur ile in'am ve ihsan ile do- 
ludur. Goniillerin sultani ve maliki olan Hak Teala hazretleri bu kalbi ister; ve 
§ecere-i kevnin terbiye ve temniyesinden maksud olan bu kalbin zuhurudur. 

jW^'j <jM \j Ji 01^- OT j\ 3 y^ ji Ujjj <J>JL y 

887. Sen Sebzvar'da gunlerce. iola§irsm, i'tiibar cihetinden oyle gonul hulamazstn. 
Abdullah Bosnevi (kuddise sirruhu) hazretleri Fususu'l-Hikem §erht nde 

buyururlar ki: "insan-i kamilin mertebesi, bahr-i viicub olan esma-i ilahiyye ve 
hakaik-i rabbaniyye ile, bahr-i imkan olan suver-i kevniyye ve hakaik-i imka- 
niyye arasinda berzahtir; ve iki taraf ile rmitehakkiktir ve iki tarafa da miisavi 
bir surette nazirdir. Bu mertebeye balig olmayan kimse her ne kadar surette in- 
san ise de hakikatte insan degildir. Ve iki alemde hilafet ile zahir olan, bu mer- 
tebeden zahir olur. Bu mertebe ile miitehakkik olmayan derece-i kemale ve de- 
rece-i hilafete balig degildir; ve halife ve mur§id-i kamil dahi degildir." 

Bu beyanata gore boyle bir kalb sahibi olmayan kimsenin kalbini celb edip 
o kalb vasitasryla Hakk'a takarriib hevesi bostar; ve Hakk'm i'tiban cihetin- 
den Sebzvar §ehri gibi olan bu diinyada gunlerce dola§san boyle bir kalb sa- 
hibi bulamazsin! 

Sadat-i Naksbendiyye'den Ya'kub Qerhi (kuddise sirruhu) Risale-i Unsiy- 
ye'sinde §6yle buyurur: "§ah-i Naksbend hazretleri buyurur ki. "tr§ad ve tel- 
kin ile me§gul olan kimseler uc nevi'dir: Kamil-i miikemmil, kamil, mukallid- 
dir." Kutbii'l-mesayih Hace Muhammed Ali Hakim Tirmizi (kuddise sirruhu) 
buyurmu§lardir ki: "Kamil-i miikemmil nuranidir ve nur bagi§layicidir; ve ka- 
mil, nuranidir, fakat nur bagi§layici degildir. Mukallid, eger kamil-i mukem- 
mil olan zatin iznini haiz olursa faide ve iimid me'muldur." 

888. Tiinaenaleyh sen, cam curuyu-p solmus olan kalbi o tarafa cekici olarah, 
iahia iizerine koyarsin. 



AHMED AVNl KONUK 

"Cam guruyup solmus. olan kalb"den murad, mur§id-i mukalliddir ve "tah- 
ta"dan murad bu mukallide miirid olan kimsenin kalbidir. Ya'ni, "Ey kimse, 
sen Sebzvar sehri gibi olan bu diinyayi dolasip "kamil-i mukemmil" olan za- 
tm kalbini bulamadm. Mur§id ittihaz ettigin kimsenin kalbi ise, cam ve bati- 
m guriiyup solmus, olan bir kalbdir. Sen ise Hakk'a takarriib igin, olu tahtasi 
mesabesinde olan kalbine onun muhabbetini koyup, gdntillerin sultam olan 
Hakk'a onu takdim ediyorsun da diyorsun ki: 

889. ZKi, "6y §ehriyar, sana goniil getirdim, Sebzvar'da hundan iyi goniil olmaz!" 

(jjj\ I^jjJj tiy Ji *£ (Jj>r (j\ C—< <OU- j£ ,y) ^->^ifi 

890. Sana der ki, "By cesur, hu mezarhk tntdu ki, o olmu§ kaHbi huraya geti- 
nrsm! 

"Ceri", ciir'etten, ciir'etkar ve ktistah ve cesur demektir. 

891. "fait hir goniil getir ki, o $ah huyludur; zira kevn Sebzvar'min emam on- 
iandir." 

Birinci misra'da «ui j^b i_^u*j ya'ni, "Ahlak-i ilahiyye ile tahalluk edin!" 
hadis-i §eriflne i§aret buyrulur. "Kevn"den murad, dunyadir. Ya'ni ey gafll, 
git ahlak-i ilahiyye ile mutahalhk olan bir kamilin kalb-i §erifini elde .et de o 
vasita ile hifz ve eman taleb et! Zira diinyamn hifz ve emam ondandir. ikin- 
ci misra'da da *ii\ «JJi j,jH\ j JU, j&- ^Ui fjis V ya'ni "Arzda Allah Allah de- 
nildikge kiyamet kopmaz!" hadis-i §erifine i§aret buyrulur. Zira hakiki bir su- 
rette "Allah" diyen ancak insan-i kamildir; ondan gaynmn zikri hakiki degil- 
dir, resmi ve suridir. Nitekim I. cildde 3494 numarah beyitte: 

y> f U lj »Ju5. ^Jtf jMj (j\ y ^ iJ.^JiJ' U1 J* J 1 

["Ey Hu'dan Hu nami ile kani' olmu§ olan! Hu'nun kadehi olmaksizin ne 
vakit heva ve heveslerden kurtulursun?"] buyrulmu? idi. 

Sj> Olj-> Usib C_JJi AXilj iji Olf^ dl$*- (jij Ji Oi ij.jp 

892. IDersin ki, "O goniil hu cihandan gizli olur, zira ki zulmei ziya ile zidlar 
olur." 



*$%&> 



MESNEVt-t §ERlF SERHI / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

Dersin ki, "Bu alem, alem-i zulmet ve kesafettir ve kalb-i kamil ise ziya- 
dir ve nurdur. Binaenaleyh iki zid bir yerde cem' olamayacagi igin o nurlu ve 
ihsanli olan gonul bu alem-i zulmette gizlidir." 

893. flonlun iii§manli^i "eiesf" fliiniinden bed tabiat Sebzvar' ina bir mirashr. 

"Elestu bi-rabbikum" hitabi vaki' olan alem-i ervahtan beri, o gonlun dii§- 
manligi Sebzvar sehri mesabesinde olan bu alem-i kesafet ve zulmetin tab'in- 
da bir mirastir. 

£b ^^-U j, ^^L O-Lo £lj j+i. Ui^j c— jli jl «&lj 

894. ,Zira /ti, o AoganAir ve Aiinya karga §ehrUir; cinsliyi gormek cinssize 
dag Air. 

Zira ki, o nurlu ve ihlasli olan gonul sahibi dogan kusudur ve alem-i er- 
vahin ehlidir ve dunya ise karga mesabesinde olan ehl-i nefsin yasadigi ve 
zevk aldigi bir sehirdir. Binaenaleyh dogan, kargamn cinsi degildir. Bir cins- 
ten olan mahlukun diger cinsten olan mahluku gormesi ve onunla ihtilat et- 
mesi dag ve elemdir. 

895. Ue eger yuma§aklik ederse bir nifak eder; istimaletten na$i bir irtifak 
vardu. 

"istimalet", goniil ho§lugu vermek ve kendi tarafina mail kilmak. "Irti- 
fak", nfk ve mulayemet etmek. Ya'ni, "Ve eger ehl-i dunya arife karsi yumu- 
saklik eder ve hilmiyet gosterirse bir nifak eder. Ya'ni zahirinden muvafik go- 
runiirse de iginden muhalefettedir ve onu kendine meylettirmek icin nfk ve 
mulayemet eder. Ehl-i dunyamn bu hali, eline firsat gecmedigi igin boyle 
olur. Vaktaki eline firsat geger, canina bile kasda miitesaddi olur. Nitekim II. 
cildin 1387 ve 1388 numarah beyitlerinde soyle buyrulmus idi: 

iy tSj)*j> jy-*^» 0U5 ^ iy (Jj\-X& c~~o j J jtii dy~- 

Lj^fl djkl> -bjf jV L^j jlT ji\ C-~» \j\J^ dy? 

["Vaktaki kalem bir gaddann elinde olur, siibhesiz Mansur berdar olur! 
Mademki bu is, gii? sefihler icindir, enbiyayi katletmeleri lazim gelir."] 

© 



AHMED AVNl KONUK 

jljj x+mj -US' ^ £^>\1 iS~\S jLJ jH jl <0 (^jl J^T ^ 

896. 6uef, «ier; nii/az ifin degil; fa /u nasihat$i, uzun nasthati eksik etsin! 

nefsani olan kimse, evet, deyip zahirde arif-i kamilin sozunti tasdik 
eder, fakat onun bu tasdiki o arif-i kamile niyaz ve tevazu' icin degildir ve 
ondan bir imdad-i ma'nevi bekledigi icm degildir. nasihat verici olan kamil, 
nasthati kisa kessin ve uzatmasin diye evet, der. 

897. Qunki bu les isieyici olan karga, kat kat yiiz hinhrce mekr tuiar. 

Qiinki bu cife mesabesindeki diinya ezvakinin talibi bulunan karga mesa- 
besindeki ehl-i dunyamn, kat kat birgok mekrleri ve hileleri vadir ki, bu hile- 
ler ile kendi huzuzat-i nefsaniyyelerini tahsil ederler. 

898. Gger nifakini kabul ederse kurtuliu, onun nifaki tnustefiiin sidkinin ay- 
ni oliu. 

Malum olsun ki, insan-i kamil, herkesin kalbine nazirdir ve onun kalbin- 
deki nifaki ve sidki goriir; fakat siyaset-i zahiriyyesi nokta-i nazanndan onu 
izhar edip o kimsenin ayibini yiiziine vurmaz. Onun halinden tecahiil ede- 
rek zahiren lutf ile muamele buyurur. nifak sahibi ise, o kamili aldattigim 
zanneder; ve kamil ise onun islah-1 ahvali ile me§gul olur. Ve binnetice o ni- 
fak sahibinin bu nifaki kamil tarafindan red buyrulmadigi icin sidk ve hulus 
sahibi olan muridin bu sidk ve ihlasryla miisavi bulunmus. olur. Nitekim Ce- 
nab-i PTr efendimiz bu hali tasviren Divan-i Kebifhrmdt §6yle buiyururlar: 

Lu; iy, ^ C^> ■Xi y (t-^-J (J J'J tiijj j -li ol tlip jl v_~l» ^Jj£j <^J j' *$ ^^T 
\y*j \j JJb^pO JjLijj (^JL) C-Sojj y /jS j j^i JjlJj y ^2 JU- -U~j 

"TaM>, hastalann renginden dolayi, illetten agah oldugu gibi gdriicu olan in- 
san-i kamil de senin yuzunun ve goziinun renginden, dinine iz goturur. Senin 
dininin halini, kahnni ve kinini renginden goriir; fakat orter, seni rusvay etmez. 
Nazanni senin kalbinin namesine tutar ve fakat dudaklanni kimildatip okumaz. 
Yann ruz-i cezada bu hamil-i efkar olan kimseden ne suret zahir olacagini bilir. " 

^m 



MESNEVt-i SERiF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVi-5 • 

899. ,Zira kerr ii ferli olan o sdhtb-i M hizim pazanmizda ayiplanmisi satin 
altcidu. 

"Kerr u fer", liigatte muhariblerin ileriye hamle edip icab-i harbe gore ge- 
ri cekilmeleri demektir. Insan-i kamilin miiridlerin nefislerine kar§i olan mu- 
ameleleri de boyledir. Onlann nefislerini lslah icin gah miisaid davranip geri 
gekilir ve gah onun sifatlanni kahr igin ileriye hiicum eder. Binaenaleyh kerr 
u ferli olan sahib-i dil ve insan-i kamil, bizim bazar-i tarikimizda sifat-i nef- 
saniyye ile ma'yub olanlan satin alici ve kabul edicidir. Nitekim Hz. Pir-i 
destglr efendimiz, zaman-i seriflerinde fena adamlan muridlige kabul buyu- 
rurlar imi§. Ba'zi kimseler derlermi§ ki: "Hz. Mevlana miibarek bir zattir, fa- 
kat muridleri 50k yaramaz adamlardir." Hz. Pir efendimiz bu sozu isittikleri 
vakit buyurmusjar ki: "Eger muridlerim iyi adam olsa idiler, ben onlann mu- 
ridi olurdum." Ve bu ma'nayi bir rubailerinde §6yle buyururlar: 

"Yine gel, yine gel, her ne isen yine gel! Eger Mfir ve mecQsi ve pute tapia 
isen yine gel! Bizim bu dergahimiz umidsizlik dergahi degildir. Egeryuz kerre 
tovbeyi bozsan yine gel!" 

900. B^er cansiz Aetjil isen flonul sahtbini isle, eger sultanin zxMx degil isen ao- 
[902] ..1 . .11 

nul cinsi oil 

Ya'ni, eger ruh-i insaniye malik isen, sana seni bildirip Hak ve hakikate 
vasil edecek olan gonul sahibi insan-i kamil iste! Eger Sultan-i hakikat 
(s.a.v.) Efendimiz'in ziddi olan Iblis cinsinden degil isen, insan-i kamil kalbi- 
nin cinsi ol! Zira Sultan-i hakikat olan Server-i alem Efendimiz ism-i Hadi'nin 
mazhar-i etemmi ve onun ziddi olan, Ms ise ism-i MudiU'in mazhar-i etem- 
midir. Binaenaleyh ona ziddolan tblis'in cinsinden olur. 

901. kimse ki, onun zerki sana has gelir, senin velindir; Diu&anm hdssi 
cUfliUir. 



AHMED AVNt KONUK 

"Zerk", mekr ve hile ma'nasinadir. Ya'ni, miirsid suretinde birtakim hile- 
karlar vardir, evliyahk taslarlar ve celb-i nas icin hile ve riya gosterirler ve se- 
nin uyub-i nefsaniyyeni sana hos. gosterirler. Sana onlann bu zerki ve mek- 
ri ho§ gelir ve boyle bir kimse senin indinde veil olur. Halbuki bu adam Hak 
Teala hazretierinin has kulu degildir. 

902. Dier kim ki, senin huyun iizerine veiabiahn iizerine yasadi, senin iab\n 
oniinde velidir ve nebtdir. 

Ey sifat-i nefsaniyye kaydindan kurtulmak isteyen kimse, her kim senin 
mizacina ve keyfine muvafik bir muamele iizerine seninle munasebette bu- 
lunursa, o kimse senin tabiatimn oniinde velidir veyahud nebidir, ya'ni va- 
ris-i nebevi olan insan-i kamildir. Halbuki insan-i kamil seni nefsinin heva- 
sindan gegirmek istedigi cihetle, mizacina ve tab'ina muvafik olmayan nesa- 
yihta bulunur. Bu nasihatler ise senin isine gelmez, mugber olursun. 

903. Qii hevayi ierk et, id ki sana koku ola ve senin o hos mesammin anber is- 
ieyici ola! 

"Ey kimse, git nefsin hevasim ve arzusunu terk et ki, ruhunun kuvveti zu- 
hur etsin ve sana hakikat gulistanmm kokusu gelsin ve senin ruhunun latif 
olan me§ammi, maarif-i ilahiyye ve hikem-i rabbaniyye anberini isteyici ol- 
sun!" "Aber", "anber" kelimesinin muhaffefidir. Bu beyit Hind nushalannda: 
i^i c-!^ {jij-s- (i^ oij iyi, c^jj*- \j j\j&> \y> jj suretindedir. "Git hevayi terk et ki, 
sana huy olsun ve anbere mensub olan mesam sana koku versin!" demek olur. 

904. Lrleva siiruciiliihien dimaflin fasiddir; senin maflzimn oniinde misk ve an- 
ber kasiddir. 

Heva-yi nefsaninin hiikmiine tabi' oldugun icin ruhunun dimagi fasid ol- 
mustur. Binaenaleyh senin dimagimn oniinde maarif-i ilahiyye ve hikemi- 
yat-i rabbaniyye misk ve anberleri kasid ve i'tibarsiz olmugtur. 

905. liu soziin haddi yoktur. ^Halbuki bizim ahumuz ahirda ca-be-ca kapyor. 



c^jes^) 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

Ya'ni, bu mur§id-i kamil ve miind munasebatina aid sozun nihayeti yok- 
tur, tafsilati pek goktur. Halbuki kissamizda halinden bahsettigimiz ahu, e§ek 
ahinnda oradan oraya sigramakta ve kagmakta ve hapisten kurtulmak az- 
mindedir. 

Ahu kissasinin bakiyyesi 



906. O^fafesi pelt latif olan hos ahii gtinlerce esek akwvnla azabda oldu. 

"NaT', gobek ma'nasinadir. Burada ahularda olan misk gobegi ma'nasi 
murad buyrulur. (>»u j-y- ^i) , ^ j^y- isyt takdirindedir. Hey'et-i mec- 
muasi terkib-i tavsifidir. l3D j^^>- takdirinde olan >u j,y>. vasf-i terkibidir. Si- 
fat, mevsuftan mukaddem zikredilmek suretiyle olmu§tur. Hind niishalann- 
da birinci misra' > oi j,^. i^roFujjj suretindedir ki, ma'nasi "Giinlerce 
latif gobekli erkek ahu" demek olur. Bu surette i-»u j-^ vasf-i terklbisi, ahu- 
nun sifat-i evveli ve (» ikinci sifati olmus olur. 

907. V^itekim bahk karadan iolayi nez i$inde muziaribdir. TSir hokka i^inde 
aiihre. ve. misk muazzebdir. 

"Piisk", koyun ve deve ve emsali hayvanlann giibresi demektir. Ya'ni, 
ahu, eseklerin ahinnda, bahklar karaya cikip halet-i nez' iginde muztarib ol- 
duklan gibi ve keza bir hokkamn icinde gubre ile misk bulunup yekdigerine 
zidd ve muazzeb bulunduklan gibi, azabda ve iskencede idi. 

jry**- o\js*} ijli OUli £^b tyy-^ji c/) ^ *& tj& Jfj*- ^ 

908. Tin esek otekine derdi ki: "Slgah ol, sus, vuhusun habasi sahlarm ve hey- 
lerin iaUmx tuiar." 



^ 



AHMED AVNt KONUK 

Ya'ni, ahunun hal-i lztirabim goren e§eklerden birisi oteki e§ege istihza ta- 
rikiyla derdi ki: "Bu yabanllerin babasi olan ahu §ahlann ve beylerin tabiat 
ve me§rebine maliktir." "Vuhu§", vahsi ve yabani hayvanlar demektir. "Bii'l- 
vuhus", vahsflerin ve yabanilerin babasi demek olur. 

909. Ue o divert, istihza ederdi de derdi ki: "Cezr ii medden gevher getirmistir, 
ne vakit ucuza verirl" 

Ve o diger bir e§ek dahi kezalik istihza tarikiyla diger esek arkadasina der- 
di ki: "Denizin cezr ve medd halinden istifade edip gevher getirmistir, hig onu 
ucuz verir mi?" 

"Medd ix cezr," malum oldugu uzere denizin, yekdigerini alti saatte bir 
ta'kib eden bir nevi' harekettir. Ba'zi sahillerde yirmi dort saat icinde iki de- 
fa yiikselir, iki defa aleak. Birbirini muntazam fasilalarla ta'kib eden bu iki 
hareketten birincisine, ya'ni denizin yukselmesine "medd", ikincisine ya'ni 
denizin algalmasina "cezr" derler ki, her hareket alti saat fasila ile husule ge- 
lir. Bu harekata giinesin, bahusus arza daha yakin olan ayin cazibesi sebebi- 
yet verir. Daha ziyade tafsilat cografya kitaplannda miinderictir. 

Bu kissada "ahir"dan murad, diinya ve "e§ekler"den murad, ehl-i diinya 
ve "ahu"dan murad, ariflerdir ki, ehl-i diinya arifler ile boyle istihza ederler 
ve derler ki: "Alem-i ervahtan hakayik ve maarif gevherlerini getirmistir, onu 
bize ucuzca veremez!" Bu sozleriyle onun maarif ve hikemiyati ile istihza 
ederler. 



uf^ / : 



J~jU jA I £ J^if c5> Olj 



910. *Ve o diger hir esek ona derdi ki: nr Bu naziklik ile sahin iahti uzerine 
miiUeki ol, de!" 

Ya'ni, bir ba§ka e§ek dahi oteki esege derdi ki: "Ona de ki, mademki 
tab'inda bu kadar nezaket vardir, bari git padi§ahin tahti uzerine dayamci ol!" 
Ya'ni bizim tatli tatli yasadigimiz diinyamizi begenmiyor isen, git padisah-i 
hakimin indinde otur!" 

911. Obiir esek doydu ve yemekten kaldi, binaenaleyh da vet resmi ile ahuyu gu- 
girdi. 



™#> 



MESNEVt-t §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVf-5 • 

Oradaki e§eklerden birisi saman yemekten doydu ve kesret-i eklden imti- 
la illetine ugradi ve saman yemegi terk etti. Binaenaleyh samimiyetle degil, 
resmen ahuyu samana da'vet etti. 

d\y\j pz~~J» c~~J ^ I l^ii! j^i tj\ jj ij *S"j\ z£ J&? _^ 

912. Diayir, git ey fulan, i§tiham yokiur. O^aiuvdnim!" diye ba§mi boyle itti. 

Ahu, e§ege cevaben red ma'nasini mutazammin olmakiizere ba§ini arka- 
ya dogru hareket ettirerek: "Ey fulan, i§tiham yoktur, ben zayif ve natuva- 
mm, dedi!" 

913. Ililiyorum ki, bir naz ediyprsun, ydhud namustan na§ibir ihtiraz ediyor- 
sun", dedi. 

Ya'ni, ehl-i diinya, arif-i Hakk'i huzuzat-i dunyeviyyeye i§tirake da'vet 
ettigi vakit, arif bu i§tirak tekliflni reddeder ve meclub-i hazz-i nefsani olan 
kimse de ona ta'rizen der ki: "Benim da'vet ettigim haz reddedilecek bir §ey 
degildir. Bilirim ki nazlaniyorsun veyahud akran ve emsalinin ta'n ve te§- 
ni'ine ma'ruz kalip namusun ve izzet-i nefsin miinkesir olacagindan ihtiraz 
ediyorsun!" der. 

914. 0, kendi kendine dedi: nr Bu senin tumendir, zird ondan senin eczan di- 
ri ve yenidir." 

arif, icmden e§egin bu ta'rizine cevaben dedi ki: "Bu teklif ettigin §ey 
sana layik olan tu'me ve gidadir. Zira o gidadan cisminin ciiz'leri ve hucey- 
rati diri olur ve yenilenir; ve bu tu'meden senin vucud-i kesifinin zerratmin 
emsali teceddiid eder. " 

915. vr Ben. bir merg-zar m munisi olmus idim; zulfil ve baggAer i$inde asu.de ol- 
mus idim." 

"Elif", munis ve s§hib ve dost demektir. "Merg-zar", "merg" ile "zar" 
edat-i kesretinden miirekkebdir. "Merg", hayvanatin otlamaga ziyade ragbet 
ettigi taravetli yegilliktir. Binaenaleyh "merg-zar", ziyade taravetli yesjllik de- 



AHMED AVNl KONUK " S>! P1 

mek olur. Ya'ni arif der ki: "Ben hakikat gemenzannin munisi idim; hakayik 
ab-i zulalini igerdim ve ma'rifet baggelerinde rahat olurdum." 

916. " Dier ne kadar kaza hizi azaba ath ise de, o huy ve musieiab olan iabiat 
ne vakit aider?" 

"Her ne kadar kaza-yi ilahi bizi o merg-zar-i ma'neviden ve alem-i latif- 
ten e§ek ahiri mesabesinde olan bu diinya-yi kesife ve azab igine atti ise de, 
o ezeldeki huy-i latif ve pak olan tabiat bizden gider mi?" 

f s cy >>/ *£ r"^ ->-> f-^ J'jj ^ r^ ^ $ 

917. " Qer$i fakir oldum, ne vakit dilenci yiizlii durum? *Ve her ne kadar li- 
hasim eski ise de hen yeniyim!" 

"Gergi vatan-i aslimden ayrilarak araniza du§tum ve fakir ve garib oldum, 
fakat bu hal iginde dilenci yiizlii ve arsiz degilim; ve her ne kadar libasim es- 
ki piiskii ise de ben her an iginde yeniyim. Ya'ni cismiyyetim cihetinden es- 
ki isem de, kalb cihetinden her an yeni yeni tecelliyat-i Hakk'a mazhanm." 

918. n J2ale ve sunbiilu ve reyhani dahi hinlerce naz ve nefreile yemisim." 

"Sipergam", reyhan ve feslegen ma'nasinadir. Arif-i kamil der ki: "Ben te- 
celliyat-i zatiyyenin mazhanyim. Tecelliyat-i ruhaniyyenin elvamm bile naz 
ve nefretle kabul etmisim!" Malum olsun ki, zat-i Hakk'in tecellisi oldugu gi- 
bi ruhun dahi tecellisi vardir; ve saliklerin cogu bu makamda magrur olmu§- 
lardir ve tecelli-i Hakk'i bulduklanm zannetmisjerdir. Eger miirsid kamil ve sa- 
hib-i tasarruf olmazsa bu vartadan halas giig olur. Goniil ayinesi sifat-i bese- 
riyyeden ve tabiat pasindan safi oldugu vakit, ba'zi sifat-i ruhaniyye kalbe te- 
celli eder ve o envar-i ruhaniyyetin galebelerinden olur. Zira riih tamamiyle 
sifat-i be§eriyyeden gikmistir; ve ba'zan ruh tamamen kendi sifatiyla tecelli 
eder; ve bu, sifat-i be§eriyye asanmn kamilen mahvindan olur. Zira ruhun za- 
ti halife-i Hak'tir, tamamen tecelli eder ve hilafeti sebebiyle "Ben Hakk'im!" 
der. Tecelli-i ruhani ile tecelli-i rabbani arasindaki fark budur ki, tecelli-i ruha- 
ni hudus damgasim tutar. Onun icin sifat-i be§eriyyeyi ifna kuweti olmaz. 
Gergi zuhuru vaktinde sifat-i be§eriyyeyi izale eder, velakin fani edemez. Vak- 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

taki tecelli hic&b arkasina gider, derhal sifat-i be§eriyyet zahir olur. Velakin te- 
celli-i Hak Siibhanehu ve Teala bu afetlerden emindir. Beyt-i §enfte lale ve 
siinbiil ve reyhan ile sifat-i ruhaniyyenin tecellisine i§aret buyrulur ki, bu te- 
celli kamilin maksudu degildir, onun maksudu tecelliyat-i rabbaniyyedir. 

919. ^Dcit: "Svet ogiin bakahm, ogiin ogiin! [jarMik i$inde fofc bo$ soz soyle- 
mek mumkinlir!" 

"Laf, zaid soz ve kendini medhetmek ma'nasinadir. "Laf zeden", ogun- 
mek demek olur. Ya'ni, ahuyu ziyafete da'vet eden e§ek, ahudan sozleri is> 
tince ona dedi: "Evet, ogiin bakalim, ogiin ogiin dur! Zira gariblikte ogiin- 
mek, atip tutmak gok mumkindir!" 

m> 15* j** j **■ y- J^ ^v L5* 1 / 1 ^r- r* u ^ 

920. ^Deli: "LMuhakkak nafem sahitlik verir. OH ve anber iizerine minnet 

[922] , J 

koyar. 

"Nafe", gobek ma'nasina olup burada murad, kamilin kalbidir. Ya'ni, in- 
san-i kamilin kalb-i gertfi ahunun misk gdbegi gibidir. kalbden miintesjr 
olan fuyuzat-i rabbaniyyenin kokusu ve asan, onun kemalinin §ahididir. 
kokunun oniinde zahirdeki 6d agacinin ve anberin kokulan bas. egerler. 

921. Jlakin onu kim koklar? Sahlb-i mesamml Qubreye tapici olan esek iize- 
rine o haram ol&u. 

Lakin arif-i billahin kalbinden miinte§ir olan fuyuzat-i rabbaniyye kokusu- 
nu kim koklar? kokuyu ancak sahib-i me§amm olan, ya'ni ruhunun burnu 
sifat-i nefsaniyye ile tikanmamis. olan kimse koklar. Yoksa giibre mesabesin- 
de olan dunyaya ve maddiyata tapici olan e§ek iizerine o koku haram oldu. 

"§eneved", "§eniden" masdanndan fiil-i muzari'dir; "§emiden", ya'ni 
"koklamak" ma'nasinadir. Bu suretle sjn'in fethasiyladir."i§itmek" ma'nasi- 
na olan "§iniden", §in'in kesriyledir. 

922. Bsek, yol iizerinae esek siii'gi koklar; bu idifeye miski ben nasd arz eieyim? 



<W[& 



g§^>~ AHMED AVNi KONUK 

"Giimiz" , sidik ma'nasinadir. Ya'ni, bir e§ek yol iizerine i§er, diger bir e§ek 
dahi gelip onun sidigini koklar ve dudaklanni di§anya devirerek ba§im yuka- 
nya kaldinr. Burada "sidik'ten murad, ehl-i diinyamn miitalaat-i felsefiyye- 
sidir ki, bundan zevk alan kimseler, ancak onlann misli olan ehl-i diinya ve 
humekadir. "Misk'ten murad, hakayik ve maarif-i ilahiyyedir. Bu taife, evli- 
ya-yi kiramin maarifinden zevk almazlar; ve bunlara bunu arz etmek beyhu- 
dedir. 

923. ISunun i$in o musieab olan nebi, "Dslam diinyada flaribtir" remzini bu- 
yurdu. 

"Miistecib", cevab vermek ma'nasina olan "isticabe"den ism-i faildir, "ce- 
vab verici" demektir. Ya'ni, ahu mesabesinde olan arif-i kamilin, e§ek ahin 
mesabesinde olan diinyada ehl-i diinya arasinda garib ve yabanci kaldigi igin, 
muskil hallerin ve mes'elelerin cevabini verici olan o Nebiyy-i zi§an hazretle- 
ri, "islam diinyada garibdir" remzini buyurdu. Zira Islam-i hakikiyi temsil 
eden ancak arif-i kamil olanlardir. Bu beyt-i §erifte l>> ij*~* j t>> u f^Vi oi 
*i>u ^_jki ya'ni "Muhakkak islam garib olarak zahir oldu ve garib olarak av- 
det edecektir, imdi ne mutlu gariblere!" hadis-i §erifine igaret buyrulur. Nite- 
kim 831 numarah beyt-i §erifin ibtidasindaki surh-i §erifte bu hadis miinde- 
ric idi. 

924. JLira ki, onun akrabasi dahi ondan iirkerler; aer$i onun zdhula melekler 
hemdemdirler . 

Ya'ni, o arif-i kamil oyle bir garibdir ki onun akrabasi ve taallukati bile on- 
dan iirkiip kacarlar. Bununla beraber o arifin zatryla melekler musahibdirler. 
Binaenaleyh o alem-i melekutun gayri degildir, alem-i nasutun gayndir. 

925. Onun. sureiini enam cins goriirler, lakin ondan o kokuyu bulmazlar. 

"Enam", nas, insanlar ve yeryiiziinde olanlar, mahluklar; "me§am", bu- 
runlar ve koklamak mahalleri demektir. Farisiler mim'i §eddesiz kullanirlar. 
Burada "me§am"dan murad, "koku"dur. Ya'ni, halk, arif-i kamili kendi cins- 






MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

lerinin suretinde goriirler ve onu kendileri gibi zannederler, onun batinimn 
kokusunu duymazlar. Zira sifat-i nefsaniyye ile onlann ruhlannin burunlan 
tikanmi§tir. 

jlC lj j\ Jj J±j ^ jji _jlf JJu OL«jJ iSj^ y>*~* 

926. Okiiz naksi arasinda bir arslan gibi. Onu uzaktan gor, fakat onu ciist ii 
cu etme! 

"Me-kav", "kaviden" masdanndan emr-i hazirdir; "ciist ii cu etmek" ve 
"bir kimseyi el ve dil ile incitmek" ma'nasinadir (Burhan). Ya'ni, arif-i kamil 
ehl-i diinya arasinda, okiiz heykelleri ve nakislan arasinda olan bir arslan mi- 
salidir. Ey gafil sen onu kendi cinsinden gdriip ona laubaliyane yaklasma ve 
onu uzaktan tema§a et! Fakat bu temasan onu imtihan kasdiyla tefahhus igin 
veyahud el ve dil ile incitmek icm olmasin! Zira o arslandir, laubali takarrii- 
be gelmez. 

927. Ue eger ciist ii cu edersen cisim okiizunii birak! jixra o arslan huylu okii- 
zii yirtar. 

"Terk", Arab! bir kelime olup "birakmak" demektir. Bahar-i Acem'in be- 
yanina gore bu kelime Farisi'de "giiften" ve "kerden" ve "daden" ve "girif- 
ten" masdarlanyla kullamhr ve "terketmek" ma' nasi verilir. Binaenaleyh 
(_£ j; j\f Jy) ibaresi, "cisim okiiziinu terk et ve birak!" demek olur. "Soy- 
lemek" ma'nasina olan "giiften" masdanmn burada ma'na-yi aslisi yoktur. 
Bu surette ibareye "cism okiiziiniin terkini soyle!" ma'nasi vermek miinasib 
olmaz. Ya'ni, eger arif-i kamili uzaktan tema§a etmeyip, ona imtihan kas- 
diyla yakla§irsan veyahud el ve dil ile incitmek icm yakla§irsan cisminin 
okiiziinden vazgecj Zira o arslan huylu olan arif-i kamil senin cisminin okii- 
ziinii yirtar. Atide[ki] menkibe bu beyt-i serifin ma'nasim tavzih eder: 

Menkibe: Sadat-i Naksiyye'den Mevlana Alaiiddin hazretleri naklederler 
ki: "Bir giin Mekke'de seyh Abdiilkebir Yemeni hazretlerinin meclis-i §erifine 
girdim. Meclislerinde sadat ve me§ayih ve ulema ve fukaha-yi Mekke'den 
cok kimseler var idi; ve seyh hazretleri maarif-i ilahiyyeden soz soyler idi. 
Orada ulema arasinda galizu't-tab' bir fakih dahi var idi. Ehlullah ve ehlulla- 
hin kelamina miinkir idi. i'tiraz vechi iizere §eyhin sozlerine muhalefet etti. 
A'yan-i meclisten birisi o fakihe hiddet edip, "Sus!" dedi. Fakih cevaben, 



AHMED AVNl KONUK "®^® 

"Eger na-me§ru' ve na-ma'kal soylersem beni men'ediniz! Eger sozum me§- 
rtV ve ma'kal ise nicin mani' oluyorsunuz?" dedi. Hz. §eyh bana donup bu- 
yurdular ki: ** j-^- ^ i. Ya'ni, "Ey Acem beni bundan kurtar!" Fakih de- 
di ki: "Acayib, ben zuliim ve §etm mi ediyorum ki, halas istiyorsunuz? Bir 
soz soylediniz bana subhe anz oldu. Cevab isterim cevab! Bu kadar miibala- 
ganin ne ma' nasi vardir?" 

Bu sozu muteakib Hz. §eyhe gazab tan olup o fakihe donerek. "§iibhen 
nedir, soyle!" buyurdular. Fakih soze ba§layacagi vakit heman yuzii iistiine 
dii§tu ve akli ba§indan gitti. §eyh hazretleri de kalkip odalanna gittiler. Mec- 
lis dagildi. fakih bihus bir halde yiizii iizerine dusmiis_ kalmis idi. Sonra bir 
kilim getirdiler, fakihi kilim igine koyup di§anya gikardilar. Heniiz §eyh haz- 
retleri odalanndan disarrya gikmamis idi ki, fakih teslim-i ruh etti. 

Diger bir gun §eyh hazretlerinin huzuruna gitmis. idim. Hatinmdan gecti 
ki, ehlullah kerem ve miiruvvet sahibleridir; o fakih ise bunlann ahval-i ba- 
tinelerinden gafil bir kimse idi. Eger affetseler olmaz miydi? Bu hatirayi mii- 
teakib §eyh hazretleri buyurdular ki: "Ey Acem, kabzasi muhkem yere dikil- 
mis. ve ucu di§anda kalmis, olan bir keskin kihca gplak bir cahil gelip sinesiy- 
le olanca kuweti ile kendisini carpsa, kilig onu helak ettiginden dolayi o ki- 
hcin bir kabahati olur mu?" 

928. Okiizluk tab\m senin basmHan g-ikanr, hayvanian bir hayvanhk huyunu 
ko-panr. 

Ya'ni, eger sen insan-i kamilin huzuruna i'tiraz etmek ve onu incitmek 
igin gitmeyip, feyzine intizar igin gider isen, senin okiizluk tabiatini, senin ru- 
hundan gikanr. Hayvanhk ahlakim, senin ruh-i hayvaninden kopanr. 

r^ <^jr" J*y~ <Jj^. y £ j 1 >j> <s^£ j~*'<J*\>. 3^ 

929. Okiiz olsan onun iniinde arslan olursun. 6yer sen okiizluk ile hos isen 
arslanhk isieme! 

insan-i kamilin huzuruna okiiz tabiatinda olarak gitsen ona miinkad ve 
muti' oldugun vakit, onun indinde terakki edip ma'na arslam olursun. Fakat 
eger sen okiizluk ve hayvanhk tabiatindan memnun isen, o kamilin huzu- 
runda ma'na arslanhgi talebiyle bulunma! 



c^P? 



MESNEVf-t SERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 
(^ 

^£j ^y^o: y JJjji s-''^' '^ j* OljVS" Oj_^a oVL^ 01 

J>\^ '^- V^irC ou- oi>' '^ cs'ji Jl [Yusuf, 12/43] ayet-i 

kerimesinin tefsiri. Hak Teala o zayif okiizleri a? arslanlar 

sifatinda yaratmis. idi, ta ki o yedi semiz okuzu istiha ile 

yiyeler, egergi o okiizlerin suretinin hayallerini rii'ya 

aymesinde gosterdiler. Sen ma'naya bak! 



Bu ayet-i kerime sure-i Yusuf'ta vaki'dir. TafsHi tefsir kitablannda oldugu 
iizere, kissanin miicmeli budur ki: Yusuf (a.s.) kole olarak Misir'da satildigi 
vakit, Misir hukumeti ekabirinden birisi satin aldi. vakit Misir'da htikiim- 
dar olan melik Reyyan ibnu'l-Velid bir rii'ya gordii ki, bu ayet-i kerime o 
ru'yayi beyan buyuruyor: £r-_j oUp ^1 '^^iru ou~. of£ 'Z* J) j\ dlUi Jiij 
bj^J Cj'jU °f^ 01 tf Cjj J> tfj& VJI 1$ 1 oLob >Tj ^ oSu- (Yusuf, 12/43) 
Ya'ni, "Melik Reyyan dedi'ki: Ben rii'yada 'yedi semiz okiiz gordiim ki, yedi 
zayif okiiz onlan yer; ve yedi yesil basak ve diger yedi kuru basak gordiim 
ki, kuru ba§aklar yesil ba§aklara galebe eder. Ey kavmin esrafi, eger rii'ya 
ta'birini biliyor iseniz benim ru'yam hakkinda kavi cevab verin!" 

Cenab-i Pir efendimiz bu rii'yadaki remz ve i§arete intikal etmek suretiy- 
le ayet-i kerimeyi tefsir buyururlar. Remz ve i§aret budur ki, rii'yada melikin 
gordtigti semiz ve zayif okiizlerin her ikisi de cinsiyette ve surette muttehid- 
dirler, fakat ma'nada miittehid degildirler. Rii'ya aynasinda gosterilen sey 
okiizlerin sureta miittehid ve ma'nen yekdigerinden ayn olduklandir. Bu ay- 
nlik zayif okiizlerin batinda arslan olup semiz okiizleri yemesi ve kuru basak- 
lann ya§ ba§aklan yutmasi idi. Binaenaieyh sen onlann surette cinsiyetleri- 
ne ve miittehid olmalanna bakma, ma'nalanna bak! Keza insan-i kamil dahi 
surette zayif ve ehl-i nefs olan kimseler ise surette kavi iseler de insan-i ka- 
mil batinda arslan oldugundan o kavileri yutar ve galebe eder. Nitekim atide- 
ki ebyat-i §erifede beyan buyrulur: 



AHMED AVNl KONUK 

930. O CMisir'm hir azizi ruyada gordii, ciinki gayb goziine feth-i bab oliu. 
"Gayb gozu"nden murad, kalbin alem-i melekuta olan cihetidir. Zira kal- 

bin, birisi alem-i melekuta ve digeri alem-i nasuta muteveccih olan iki yiizii 
vardir. Hak Teala hazretleri bir kimseye alem-i nasutta vaki* olacak bir hadi- 
seyi gostermek murad buyurdugu vakit, bu hadisenin batinina miinasib olan 
bir sureti alem-i misalde gosterir ki, buna istilahat-i sufiyyede "ke§f-i muhay- 
yel" derler. Bu suret ta'bire muhtagtir. 

(jjP^ j\f cJj" oToLiijj^- <-?jjy, o^- **■} ^ c ~ i * 

931. 'J'ervere mensub olan cok semiz yedi okiizii, onlan o yedi zayif okiiz yedi. 

"Perver", ev altinda her tarafindan hava cereyanina miisaid olan bodrum 
ma'nasmadir ki, orada hayvan beslerler. Buraya "pervar" dahi derler (Fer- 
heng-i Regidlve Burhari). "PerverT'de, "ye" nisbet icin olup, "perverde" bes- 
lenmis, hayvan demek olur. Bu beyt-i §erif yukandaki beyt ile bir cumle-i tarn 
tegkil eder. Ya'ni, "0 aziz-i Misr, gayb goziine feth-i bab oldugu igin rii'ya- 
smda pervere mensub olan cok semiz yedi okiizii gordii ki, o semiz okuzleri, 
o yedi zayif okiiz yedi" demek olur. 

d\jy>- (JJJijJ Ij (1)1 jlf AJjj OljpV l)1 JJJlj Oijj-i tijj* J- 5 

932. O zaytflar batinda arslan iiiler, yoksa okuzleri yiyici olmazlar idi., 

zayif okuzler zahirde aciz goriinur iseler de batinda arslan me§rebinde 
ve cok kavi idiler. Eger onlar batinda kavi olmasa idiler, o zahirde semiz go- 
riinen okuzleri yiyemez idiler. Zira batini olan kuvvet, zahiri olan kuvvete 
daima galibdir. 

j\j>- -v ^hn jx^ <-*_? j- 5 <^U J^ V °jr*; ^ s^. u~i 

933. Dmdi merd-i kdr, smette beser geldi,fakat onda adem yiyici arslan gizlidir. 

"Merd-i kar"dan murad, batini faal olan insan-i kamildir. Ya'ni, insan-i 
kamil zahirde aciz olan bir be§er suretinde goriiniir. Fakat onun batini o ka- 
dar kavi bir arslandir ki, o arslanin adam yiyicilik hassasi vardir. Ya'ni ade- 
min cihet-i hayvaniyyetini yiyip mahveder ve onun insanhk ciheti meydana 
cikar. 



MESNEVl-I §ERiF §ERHl / IX. CiLT • MESNEVl-5 • 

•^ c/ ^ J 1 u^J 3 *>£ ^^ ■*£ t>V J JJ^ b u^ b-v 

934. JAdemi ho§ yer, onuferd. yapar; eger Aeriini kopanrsa, onun tortusunu saf 
eder. 

insan-i kamilin batini adami latif bir surette yer ve ruh ile nefisten murek- 
keb olan o adami, ruh haline kalb etmek suretiyle ferd ve basit yapar. Eger 
onun viicudunda ruhun derdi ve illeti olan nefsini kokiinden kopanrsa, tor- 
tusunu saf ve suziilmus, bir hale getirir. Zira insanin sifat-i nefsaniyyesi Hak 
ve hakikate hicab oldugu cihetle, ba§inin derdi ve belasidir. Bu derd ve bela 
mundefi' olunca ruhunun sifati zahir olup, ruhunun goziiyle cemal-i Hakk'i 
musahede eder. Binaenaleyh onun kesif bir tortu mesabesinde olan nefsi si- 
fat-i ruhaniyyeyi iktisab etmekle saf ve suziilmus, bir hale gelir. 

"Derde§ kened" ibaresinde "kened" fiili, "kerden" masdannin muzari'i 
olup mazmum [ya'ni "kiined"] okunursa: "Eger ona derd eylerse" demek 
olur. Bundan murad, a§k-i Hak veya riyazat ve miicahede derdini tahmil 
ederse demektir. Ya'ni, "Eger insan-i kamil bir adama a§k-i ilahi veya riya- 
zet ve miicahede derdini tahmil ederse onun tortusu saf olur" demek olur. 

Cenab-i Pir efendimiz FihiMa Fiti'm 50. fashnda bu ma'nada §6yle buyu- 
rurlar: "Isa (a.s.) oijJ-i jrl u>£ oi^J-i ^ c_>^ Ya'ni "Hayvan hayvanin etini 
nasil yedigine taacciib ederim" buyurmustar. Ehl-i zahir derler ki: "Insan 
hayvan etini ekl eder, halbuki ikisi de hayvandirlar. Bu hatadir, nicin? Zira 
insan et yer, velakin o yedigi hayvan degildir, cemaddir. Qiinki dlunce hay- 
vanhk kalmaz. Ancak garaz budur ki, §eyh, mtiridini bi-keyfiyet ve niteliksiz 
bir halde yutar, boyle garib bir hale taacciib ederim." Malum olsun ki, bu ha- 
le "fena-fi'§-§eyh" derler. Ehlullah buyurmusjardir ki: "Bir murid bu makama 
geldikde, kendi viicudunu §eyhin viicudunda fan! olmu§ gorur; soyledigi va- 
kit §eyhi soyler, dinledigi vakit §eyhi dinler. Bu makamdan terakki ettikde 
"fena-fi'r-resul" ve ondan dahi terakki edince "fena-fillah"a vasil olur. 

\^j< j> j\ J^jj l J^jlj Ujjj *Wj j\ iji (^ Olj 

935. O, o hir ierdden iolayi dimle ierdlerden kurtulur, o ayafli Siiha'ya koyar. 

miirid, insan-i kamilin sohbetinden hasil ettigi bir derdden dolayi, diin- 
yanin ve ahiretin biitiin derdlerinden kurtulur. Ruhunun ayagim Suha uzeri- 
ne koyar. "Suha", "Benatu'n-na'§-i kiibra" ta'bir olunan yildizlara yakm, kii- 
cuk goriinen bir yildizm ismidir. Onun arzdan kiiciik goriinmesi pek uzak ol- 
masindan nasjdir. Beyt-i §erifte "Suha" ta'biriyle ruhun pek yiiksek mahalle- 



AHMED AVNt KONUK 

re uruc edecegine isaret buyrulur. Ba'zi niishalarda "Suha" yerine "sema" va- 
ki' olmu§tur. Bu da ayni ma'nayi ifade eder. 

936. 'J-'ur-niihuset olan karga aiibi ne hadar soylersin, ey UiaM neden aolayi 
horoz oldurdun?" 

Bu beyt-i §erifteki hitabi Hz. Pir efendimiz kendi zat-i §er!flerine ve batm- 
lanna tevcih buyururlar. Ya'ni, "Ey vaktin Halil'i olan Mevlana, tab'inda 
ugursuzluk dolu olan karga gibi ne kadar soylersin ve sozii uzatirsin, muri- 
din batininda horoz mesabesinde olan sifati nigin kal' ve izale edersin?" 

937. 'Dedi, "^ferman icin!" "Jermamn hikmetini soyle, ta ki onu mu-he-rnu 
teshih edict olayiml" 

Cenab-i Pir'in batin-i serifleri cevaben dedi: "Horozu ferman-i ilahi oldugu 
igin dldurdiim." Zahirleri tekrar batinlanna hitab edip buyuruyorlar ki: "0 
halde ferman-i ilahinin sebeb ve hikmetini soyle! Ta ki bu hikmet-i ilahi za- 
hir olsun da ben onu inceden inceye tesbih ve tenzih edici olayim ve taaccub 
edip "Siibhanellah" diyeyim!" 

_rfij £»JL OjLil \j-*jj>- ?%~J\ <uU JA>- l jiiS' *>J\ OL ji 
Jjy ^LL ji olxLj^ oU_y«.U cALj jl ijj c^Jue Ai£ 

Onun beyamndadir ki, Halil (a.s.)in horozu oldurmesi, 

miiridin batininda olan sifat-i mezmume-i miihlikeden 

hangi sifatin kam' ve kahnna i§aret idi? 



938. 0, sehveie mensubdur ve cok sehvet-peresttir. O, zevksiz olan zehirli Sa- 
rdinian sarhostur. 



MESNEVl-i SERlF SERHI / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

"Jaj", tatsiz ve zevksiz bir sebzedir ki, tohumsuz olur ve "bihude" ma'na- 
sinadir; ve bir ottur ki, deve onu gigner ve yutamaz ve Maveraixnnehir'de 
Krpgak vilayetinde olur (§emsui-Liigat) . Ya'ni, o horoz §ehvete mensubdur 
ve 50k §ehvet-peresttir. bigare cismi zehirleyen bos ve beyhude olan bir sa- 
rabdan sarhostur. 

939. Gy vast, ecjer nesil olmasa idi, adem onun anndan dolayi kendini hadim 
ederdi. 

"Vasi", kendisine vasiyet olunmus olan kimse; "nasi", alet-i tenasiilu ke- 
silen, hadim edilen kimse ma'nalannadir. Ya'ni, "Ey kendisine sehvetten ic- 
tinab etmesi tavsiye edilmis olan murid! §ehvet, hayvanligin iktizasidir. Eger 
bu sehvet alem-i surette teselsul-i nesl igin, Hak Teala tarafindan cismaniyet 
aleminde bir kaide olarak vaz' buyrulmamis olsa idi, adem, ya'ni hayvani- 
yetten istikrah eden insan-i kamil, sehvet hukmuniin cisminde zuhurunu 
ayip gorerek ve fiilden arlanarak kendisini hadim yapardi." 

940. Dhlis-i lain: H(r Dad-ara. bu sikdr icin kuvvetli bir tuzak isierim!" dedi. 

[942] 

"Dad-ar", "dad" ile "ar" kelimelerinden mtirekkeb vasf-i terkibidir; "adl ve 
hak getirici" demek olur ki, murad Hak Teala hazretleridir. Ya'ni, huzur-i ila- 
hiden matrud olan iblis, Hak Teala hazretlerine hitaben dedi ki: "Beni-Adem'i 
avlayip felakete suriiklemek igin kuvvetli bir tuzak isterim!" 

941. Hiunun sebebiyle halaihi hapabilirsin!" diye ona alhn ve aumus ve at sii- 



Hak Teala hazretleri, tblis'e tuzak olmak iizere, meta'-i diinyadan evela 
altini ve giimusu ve at suriisiinu gosterdi ve "iste bunlar sebebiyle halaiki hi- 
dayet yolundan kapip dalalete dusiirebilirsin!" buyurdu. 

942. tMjerin.'" dedi ve eh§i yuzle dudatpni sarhith. Sihilmis tuning, gibi ehsi 
yiizlii oldti. 



AHMED AVNl KONUK 

"Liinc", dudak; "turiinciden", abus olmak ve yuzunii buru§turmak. Ya'ni, 
Hak Teala hazretlerinin verdigi bu tuzaga kar§i zahiren tahsin etti ve aferin 
dedi. Velakin memnun olmayip dudagim sarkitti ve gayr-i memnun vaziye- 
tini gdsterdi; ve sikilmi§ tuning kabugu nasil buru§uk olursa, onun yiizii de 
boyle buru§uk oldu ve yuzunii ek§itti. 

943. Dmdi Diak o qeri kalmi$a latif ma denier den alhni ve qevheri pe?ke? 
etti. 

Ya'ni, Hak Teala hazretleri onun bu adem-i memnuniyetini miiteakib, o 
dergah-i izzetten geri kalmi§ olan tblis'e altina ilaveten, pirlanta ve elmas ve 
la'l ve yakut ve ziimriid gibi latif ma'denlerden birtakim gevherleri de pe§ke§ 
ve hediye etti ve buyurdu: 

944. "6y lain, hti dicjer tuzagi da aV." *6y nimel-muin hundan da ziyade ver!" 
dedi. 

Bu beytin birinci misra'i yukanki beytin merbutudur. Ya'ni, Hak, altina 
ilaveten gevherleri de hediye olarak verip: "Ey matiud, bu diger tuzagi da al!" 
buyurdu demek olur. tblis buna da kanaat etmeyip: "Ey giizel yardimci, bun- 
dan daha ziyade ver!" diye niyaz etti. 

uy^iy) **"W- ■*-*/*} u*°b ots^j oUjij <y-j^J v^ 

945. y>acjliyi ve tathyi ve kiymetli §uruplan ve yiiz ipehli libaslari ona verdi. 

Ya'ni Hak Teala ziyade talebi uzerine Iblis'e tuzak olmak uzere me'ku- 
lat-i lezize ve me§rubat-i nefiseyi verdi. Zira gonial bu telezziizat taraftna ha- 
reket eder ve lezzetlerde istigraki hasebiyle Hak' tan uzakla§ir. Vakia bu e§ya 
hadd-i zatinda mubahtir. Lakin onlann tahsiline dalmak ve onlar ile telezziiz- 
de miistagrak olmak fitne-i azimedir ve bu sebeble §eytanin bunlarda mii§a- 
reketi vardir. 

946. 'Dedi: "~^a 'Jlah, hundan ziyade meded isterim, ta hi onlari hurma lifin- 
den ipe I 



°^p? 



MESNEVf-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

iblis bu tuzaklan kafi gormedi ve "Ya Rab bundan ziyade yardim isterim, 
ta ki vazife-i ldlalim kuvvetli olsun da onlann boyunlanm hurma lifinden 
oriilmiis. olan ip ile dalalet vadisinde siki siki baglayayim, asla hidayet yolu- 
nu bulamasinlar. jl- ^ *£>- Uju»- ^ (Tebbet, 111/5) ["Boynunda hurma lifin- 
den biikulmus bir ip oldugu tialde"] ayet-i kerimesine i§aret buyrulur. 



IjUjui jl j\j iy Jcb jj j J> *£ cJb~~« *£~\j 

947. " Uiattd senin sarhoslann ki, erkek ve secidirler, o baijlan erkekcesine ko- 
panrlar." 

"Ya Rab, bu verdigin tuzagi ve baglan senin erkek ve sec!' olan sarhosla- 
nn erkekcesine kopanrlar. Zira senin askinin sarhoslan indinde bunlar zayif 
bir bag ve tuzaktir." 

\As~ Ob^li j JijS jj iy \y» (jlf^j j ^b j>,X>. L" 

948. "Ta ki bu tuzak ve heva ipleri sebebi ile senin merdlerin namerdlerden cil- 
ia olsun." 

Ya'ni, ya Rabbe'l-alemin, senin bana verdigin bu meta'-i diinya ve heva- 
yi nefsani ipleri sebebiyle, senin huzurunda merd olanlar ile namerd olanlar 
birbirinden aynlsin ve her birinin ayn-i sabitesindeki isti'dad ve kabiliyet 
meydan-i zuhura gelip hiiccet-i baliga-i ilahiyyen sabit olsun! 

Cjw jL* cJu>-j j\Xi\ by j»b cJ>C OUaL- tj\ p*\f>- j^j-> fb 

949. "6y tahhn sultani, baska tuzak, meri attci ve pek ride diizucu tuzak is- 
terim 1 ." 

"Ey mulk-i vucud tahtinin sultani olan Halik'im, daha ba§ka tuzak iste- 
rim! Oyle bir tuzak ki, senin yolunda merdane ve cesurane sa'yeden kimse- 
leri esfel-i safilme atsin ve pek ziyade hileler lead etsin de bu merdler o tuza- 
ga kar§i aciz kalsin!" 

950. <§arabi ve cenai adirdi, onun oniine koydu; uanm giildu, onunla uanm se- 
vindi. 

"Ceng", kelimesinin ma'nalan vardir. Burada bir nevi' galgi aleti demek 
olup, umum calgilar murad buyrulur. Malum olsun ki, calgi hadd-i zatinda ha- 



"&!& 



AHMED AVNl KONUK 

ram degildir. Onun hakkindaki hukm-i ser'i mahalline gore degi§ir. Nitekim mu- 
hakkiklardan Abdiilgani Nablusi hazretleri Izahu'd-Delalat S Sema'i'l-Alat is- 
mindeki risalelerinde bu hususta tig hiikum beyan buyurmustur ki, onlar da ha- 
ram, mubah ve mendubdur. Eger fisk u fucur meclisinde olursa calgi haramdir. 
Zira kalblerde fisk u fucur muhabbetini ziyadelegtirir. Ve eger bir kimse def'-i 
gam ve kusayis-i hatir igin kendi evinde calgi calarsa miibahtir. Ve eger zikrul- 
lah meclisinde olursa mendub ve mustahsendir. Zira zikrullah ile kalblerde va- 
ki' olan muhabbet-i ilahiyyeyi tezyid eder. Bu ma'naya binaen Cenab-i Pir efen- 
dimiz bu beyt-i serifte sarab ile cengi beraber zikir buyurmustar. Qiinki §arab 
nass-i kati' ile haramdir. Harama mukarin olan calgi dahi bittabi' haram olur. 
Velhasil Cenab-i Hak Iblis'in talebi iizerine, ona tuzak olmak iizere sarab ile be- 
raber cengi dahi verdi. iblis bunlann vasitasryla beseri fisk u fucura tesvik ede- 
cegi icin yanm guldii ve yanm sevindi, ya'ni pek cok memnun olmadi. 

s£ <u» j*j. j*i j\ j\ j> a£" ij? fU-j Jjl j!>L>l <jj^ 

951. Dilal-i ezel iarafina, "Jitne ienizinin itbinden toz ftfcar.'" iiye haber 
salii. 

Istilahat-i sufiyyede mertebe-i ahadiyyete "ezel-i azal" ve mertebe-i vahi- 
diyyete de "ezel" derler. Ve mertebe-i vahidiyyet, esma ve sifat-i ilahiyye su- 
ver-i ilmiyyelerenin yekdigerinden miimtaz oldugu bir mertebedir. Binaenaleyh 
"ldlal-i ezel tarafr'ndan murad, Hakk'm ism-i Mudill'idir ki, bu ismin suret-i il- 
miyyesi Iblis'in hakikati ve ayn-i sabitesidir. Ve "fitne denizi"nden murad, bu 
alem-i taayyiinat ve alem-i keserattir ki, hakikatte rii'yadir. Nitekim hadis-i §e- 
rifte ^'Ui fUs' UjJi ya'ni "Dunya uyuyan kimsenin rii'yasidir" buyrulur; ve 
ayet-i kerimede ^-UJ '& \ jQ J\ Cjj\ &*■ £'_, (Ism, 1 7/60) Ya'ni "Biz sana 
gosterdigimiz rii'yayi a'ncak nasa' fitne olarak yaptik." buyrulur. Ve "toz"dan 
murad, bu alem-i taayyiindeki asar-i dalalettir; ve "denizin ka'n"ndan murad, 
alem-i suretin batmidir. Suver-i ilmiyye, esma-i ilahiyyenin ve esma-i ilahiyye 
dahi zat-i Hakk'in zilli oldugundan hakikatte "zill", zil sahibinin gayn degildir. 
Bu itibarla Iblis, kendi hakikati olan ism-i Mudill hazretine mtiteveccih olup, 
ondan istiane ederek dedi ki: "Ey Mudill hazreti, bu alem-i ma'nanin batinin- 
dan asar-i dalali izhar et ve benim dalalet tuzagimi cogalt!" 

952. 'cTHusa senin bendelerinden bin cteijil midir? O denizde tozdan perdeler 



*$%&> 



MESNEVl-t SERiF SERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

Ya'ni, "Musa (a.s.) benim mazhar oldugum "Mudill" isminin ziddi olan 
ism-i Hadi'nin mazhan oldugu cihetle, o kullarm arasinda vazife-i hidayeti la- 
yikiyla ifa igin sen ona onun kendi hakikati olan ism-i Had! hazretinden mu- 
avenet ettin; ve o da bu alem-i taayyiinde cari olan adetin hilafinda Bahr-i 
Ahmer iginde yol agip o yolun dibinden kuru tozlar havaya kalkti ve kesif per- 
deler bagladi. Hazret-i Musa senin ism-i Hadi'nin mazhan olan bir kulun 
idi. Ben de senin "Mudill" isminin mazhan olan bir kulunum. Binaenaleyh bu 
alem-i surette ona yaptigm yardimi bana da yap! Ben de vazife-i dalaleti la- 
yikiyla yapayim!" 

953. "6u her taraftan inam $ekti, denizin dibinden bir ioz si$radi." 

Ya'ni, "Kulun Hz. Musa'ya o kadar yardim ettin ki, Bahr-i Ahmer iginde 
Beni-israil'in gegmesi igin, denizin sulari her taraftan dizginlerini geri gekti ve 
denizin dibi kupkuru oldu. Hatta tozlar bile havaya kalkti." Malum olsun ki, 
Hz. Pir FihiMa Fiti'm 12. faslinda soyle buyururlar: "Eger dikkatli bakar isen, 
fasik ve salih ve asi ve muti' ve §eytan ve melek hepsi Hakk'a kulluk eder- 
ler. Mesela padi§ah ister ki, kolelerini birtakim sebeblerle imtihan etsin, ta ki 
sebati olan kimdir ve sebatsiz olan kimdir, meydana giksin ve nik-ahdden 
bed-ahd mumtaz olsun ve vefalisi vefasizdan aynlsin! Siyasetleri zahir olmak 
igin onlara bir miivesvis ve muheyyig lazimdir ve eger olmazsa, onlann se- 
bati nasil zahir olur? imdi o miivesvis ve muheyyig padi§aha kulluk eder. 
Qiinki padisahin muradi onun boyle yapmasidir; ve sabiti gayr-i sabitten ayir- 
mak ve sivrisinekler gidip onlann gayn kalsin diye, sivrisinekleri agaglardan 
ve baglardan kogmak igin onu gonderdi." 

iblis'in viicudu Musa (a.s.)in zuhurundan mukaddem oldugu cihetle, Hak 
Teala ile olan muhatabasinda Musa (a.s.)in mu'cizesinden bahsetmesini 
miisteb'ad gorenler olabilir. Fakat bu muhataba alem-i ma'naya aiddir; ve 
alem-i ma'nada mazi ve miistakbel ve hal yoktur. Hadisat-i kevniyye alem-i 
ma'nada ve levh-i mahfuzda yazilmi§ ve dizilmi§tir. Bu alemde zamana tabi' 
olarak zuhur eder. 

J j> L? 4 01 v j^i J^J ^ ¥j ,l i ^j yy- ^jzr 

954. uakiaki ona kadinlarin giizelligini gosierdi ki, erkeklerin akhndan ve sab- 
nndan ziyade olurdu. 



eg^ 



AHMED AVNl KONUK 

"iblis'in miinacati iizerine Hak Teala hazretleri iblis'e kuvvetli bir tuzak 
olmak iizere kadinlann giizelligini gosterdi ki, o guzelligin te'siri erkeklerin 
aklindan ve sabnndan ziyade olurdu." Ya'ni kadinlann giizelliklerini gordiik- 
leri vakit erkeklerin akli gider ve sabirlan kalmaz, demek olur. Ba'zi nusha- 
larda (jj> ^) yerine (^j ^) vaki'dir. "0 guzelik erkeklerin aklini ve sabnni 
kapar idi", demek olur. 

955. <jWuteakiben -parmak vuriu. "Qabuk ver, murdiima eri$tim!" Aiye raksa 
cLiiftu. 

"Engii§t zeden" ve "engii§tek zeden", elinin ba§ parmagi ile orta parmagi- 
ni birbirine temas ettirerek §ikirdatmak demektir ki, fart-i memnuniyyetten ki- 
nayedir (Bahar-i Acem). Ya'ni, Hak Teala hazretleri iblis'e gayet kuvvetli bir 
tuzak olmak iizere, kadinlann viicudlanmn giizelligini gosterdigi vakit, iblis 
fart-i memnuniyetinden parmaklarim §ikirdatti ve "Aman ya Rab, bu tuzagi 
bana cabuk ver ki, bununla muradima eri§tim!" diye oynamaga ve raks etme- 
ge basjadi. Malum olsun ki, kadinlann cemali erkekler icjn pek biiyiik bir fit- 
ne ve imtihan-i ilahi oldugu hakkinda miiteaddid ahadis-i §erife vardir. Ez- 
ciimle bir hadis-i §erifte §6yle buyrulur: Uj jU>j £%> ^J^i oi» *L~Ji \ys\ ljjJi \yu\ 
oo^ jjji **-ji^ {fi^ {j> Ya'ni "Diinyadan sakinin, kadinlardan sakinin! Zira 
tblis kesiru'l-ittila' olan bir avcidir. Onun avlamasi icin onun kullandigi tuzak- 
lardan daha kuvvetli bir §ey yoktur." Ve diger bir hadis-i §erifte jik-iJi jju- ^i 
ya'ni "Kadinlar §eytanin ipleridir." Ve diger bir hadis-i §erifte dahi u J>j*\ 01 
J.UJI \jZ\i «.LJi v* <£!», j^Lu cju-i ya'ni "Benden sonra benim sizin iizerinize 
olan korkum kadinlann fitnesidir. Binaenaleyh kadinlardan sakinin!" Ve keza 
diger bir hadis-i §erifte *LJi ^ JU-^Ji J* ^ «£ <jj~ cSj l. ya'ni "Benden son- 
ra erkekler iizerine kadmdan daha zararli bir fltne terk etmedim" buyrulmu§- 
tur. Ve kadin fitnesi be§er arasinda bila-tefrik-i cins ii mezheb meshur oldugu 
ve bu mevzu'da birgok romanlar ve hikayeler de yazilmis, bulundugu halde bi- 
care insanlar yine bu fltneden yakalanm kurtaramami§lardir. Zamammizda 
onlarin cemali yiiziinden katiller ve intiharlar ve teverriimler cogalmistir. Vel- 
hasil iblis'in esbab-i ldlali icjnde kadinin fevkinde hicbir §ey yoktur. 

956. Uaktaki o piir-humar olan aozleri aoriii hi, akil ve i&raki hararsiz eder. 



MESNEVl-t SERIF SERHi / IX. ClLT • MESNEVl-5 • "^^ 

Vaktaki Mis kadinlann o mahmur gozlerini gordu ki, o mahmur bakislar 
erkeklerin akillanni ve idraklerini kararsiz edip muhakemelerini altiist eder ve 
sahir bakislanna tahammul edemeyip onlann emellerini tannine derhal mey- 
lederler. Koca Yavuz Sultan Selim hazretleri bile o gozlerin fitnesini bir bey- 
tinde soyle buyurur: 

§ider penge-i kahnmdan olurken lerzan 

Beni birgozleri ahuya est etti felek 

Ol^Ji jA J~r* dy~ *jy~> *f OljJi 01 Je>j\*- (J^> Olj 

957. Ife o diberlerin yanaginin safvetini ki, gonul hunun iizerinde uzerlik g\bi 
yanar. 

"Sipend", uzerlik tohumudur ki, kadinlar nazar degmemek icjn atese atip 
tiitsu yaparlar. Ya'ni, Iblis o dilberlerin penbe giil gibi yanaklannin safvetini 
gdrdii ki, erkeklerin gonlu o yanaklar iizerinde uzerlik tohumunun ateste 
yandigi gibi yanar. 

jjj %i A jl cil; J=~ Uijf J^ dy- <_Jj jj>\j JU-j jj 

958. ~)Juzu ve beni ve ka$i ve aktk gibi dudagi goriii, guya ince perdeien yarladi. 

Ya'ni, Ms, kadinlann o parlak yiizlerini ve hilal gibi ince ve muntazam 
kaslanni ve yiizlerinin ve viicudlannin miinasib mahallerindeki siyah benle- 
rini ve akik gibi kirmizi dudaklanni gordii ki, guya Hak Teala hazretlerinin 
cemal-i ba-kemali, kadinlardaki ince hiisn ii cemal perdesinden parlamis ve 
zahir olmustur. Nitekim sairlerin her birisi bu a'zalann medih ve tasvirinde 
ates-zeban olmakta miittehiddir. Mesela ben'in medhi hakkinda soyle soyler: 

UiS' Olj \s£ j>\ Ul £>jyv 0W- J-S j* «L~* ^.Jj$* J^-j °W J^» '*j\* 

"Karabiberin danesi siyahtir ve mehrulann beni de siyahtir. Her ikisi de can 
yakadar; fakat bu biberin can yakmasi nerede! O benin can yakmasi nerede!. " 

Diger a'zalann medhi hakkindaki sairlerin sozleri ise bi-nihayedir. 

^iii'tijt jl J>- ^j£ dy>r jjf il~~*-j>j &£■ 01 jl -Lo 

959. 0, o ganci gordix ve hifjeile si$radi. Dnce perdeden Jtakk'in iecellisi gibi. 

"Ganc", gaymn fethiyle, naz ve i§ve ve goz ve kas harekatmdan olan 
gamze ve insanin ve sair hayvanlann kaynaklan ma'nalannadir; ve "kay- 



AHMED AVNt KONUK 

nak" ma'nasinda, gaynin kesriyle de ["ginc"] liigattir (Burhan). Ya'ni, "tblis 
kadinlann naz ve isve ve gamzelerini veyahud calib-i §ehvet olan onlann 
mevzun ve latif kaynaklanm ince perdeden Hakk'in cemalinin tecellisi gibi 
gordii ve hiffetle sicradi; ve bu esbab-i cemal ile beseriyet arasinda pek bu- 
yuk fitneler koparacagini ve halki dalalete sevk edebilecegini idrak etti." 
Ma'lum olsun ki, beyt-i serifte "Ince perdeden Hakk'in tecellisi gibi" ta'birin- 
de niikte budur ki, kadinin giizelliginde hem ruhun ve hem de nefsin hazzi 
ictima' etmistir. Cisminde sifat-i nefsaniyye galib olan kimsenin kadindan 
hazzi sehvete inhisar eder. Sifat-i ruhaniyye galib olan kimsenin hazzi ise 
sehvetten art olan hazdir ki, bu da kadinda Hakk'in cemalinin pertevini gor- 
mektir; ve ask-i safi, bu musahede ile olan a§ktir, Mecnun'un Leyla'ya olan 
asfa gibi. Cismani kimselerin aski sehvet-i nefsten ibaret oldugundan, ona 
"ask" ltlaki dogru degildir. Bu ancak bir meyl-i hayvanldir. Mevlana Cam! 
hazretleri bu ma'nayi §u rubailerinde beyan buyururlar: 

(jjjj ^ Ol^t- j.i j-JUp 'ojljl <J2y. f •»! J~J JU^" *jjl j^>p 

ijiy, jJU OliiU yii j* j\S j /- (JSj> jAp ^jJu o_^i jj 

"Eger a§k nesl-i ademin kemali olmasa idi, a§km siyt ii §6hreti cihanda nok- 
san olurdu. Ve eger nefsin sehveti ask olaydi esekler ve okuzler alem isiklan- 
nm serdefteri olurdu. " 

Kamiller ise her mertebenin hukmunii bi-hakkm ifa ettikleri cihetle, cis- 
maniyet cihetinden tevlid-i veled igin kadina takarriib ettikleri vakit musahe- 
de-i Hak'ta mtistagrak olurlar. Bu o kadar dakik bir ma'nadir ki, onun zevki- 
ni musahede erbabi olan kamilden baskasi idrak edemez. Zira kamilin naza- 
nnda maddeden mucerred olarak Hakk'i musahede etmek mumkin degildir. 
Ve mademki Hakk'i musahede etmek ancak maddede vaki' oluyor, o halde 
suver-i maddiyyeden biri olan kadinda Hakk'in siihudu, suver-i maddiyye-i 
saireden daha mukemmel ve daha azim olur. Velakin kadinlarda Hakk'i ek- 
mel vech iizere musahede edebilmek her ferdin kan degildir. Bu musahede 
ancak mazhar-i Muhammedi olan kamilin kandir. Mahza huzuzat-i nefsa- 
niyyelerini istifa igin kadina perestij eden cahiller bu suhuddan gafildirler. On- 
lar bu alemde gordiikleri suretleri mustakillu'l-viicud zannettiklerinden, su- 
ver-i alemden herhangi birisine ancak onun zatindan dolayi alaka ederler. 
Vaktaki o suret bozulur suride olup feryad ederler. Bu babtaki tafsilat Fusu- 
su'1-Hikem'de Fass-i Muhammedi'dedir. 



MESNEVI-t SERlF SERHi / IX. CILT • MESNEVI-5 « 



'jiiC jLi iiT/jj '(j (Cji : jl^-i ^ oQ3i ljL Jlsj (Tin, 95/4-5) ["Biz insani 

ahsen-i takvim'de yarattik sonra onu esfel-i safiline reddettik"] 

ma'nasmdaki ayet-i kerimenin tefsiri. Ve j£Ji J L&* »j~*i cr-j (Yasin, 

36/68) ["0 kimseye ki biz uzun dmur veririz, onun hilkatini tebdil ve 

tenkis ile kuwetini za'fa ceviririz"] ayet-i kerimelerinin tefsiri 



dX>\ JjJJW jlj f-il J^"-* »-*-i -*JrLu liJIUj t j*~»- (*■*' 

960. Diiisn ademi ve melek secde edici olmus, <SAdem qibi iekrar mazul qel- 
[962] V a 

mistir. 

Ya'ni, guzellige mensub olan adem ve melek o guzellige secde edici olmus 
ve fakat Hz. Adem, nasil cennet-i a'ladan esfel-i safiline ma'zul olmus ise, o 
guzellige mensub olan adem dahi bu hiisn cennetinden oylece ma'zul olup es- 
fel-i safilin-i seyhuhate sukut etmistir. "Adem-i hiisn", izafet-i lamiyye olup 
nisbet ma'nasini ifade eder. Hind niishalannda birinci misra' jJL>j ^j fit 
,xs, j^l, vaki' olmustur. Ma'nasi, "Adem ve cin ve melek hiisne sacid olmus- 
tur." demek olur. 

961. r Dedi: ^Eyvah, varltkian sonra yokluk!" r Deii: "Ciirmun huiur ki ziya- 
de yasadm." 

Ya'ni, giizellik cennetinden ma'zulen ihtiyarhk mertebesine sukut eden 
adem-i hiisn dedi: "Eyvah, bu hiisn varligmdan sonra onun yokluguna 
sukut etmek nedendir?" diye Halik'ina sordu. Halik Teala hazretleri de ona 
cevaben buyurdu ki: "Senin kabahatin fena alemi olan diinyada gok yasa- 
mis olmandir." 



AHMED AVNl KONUK 

962. Cebrail >>f Bu huldden ve hoslann taifesinden git!" diye sacindan cekici 
olarak onu ceker. 

"Cebrail"den murad, alem-i suretin intizam-i idaresinde faal olan akl-i kiil- 
diir. Nitekim bu cildin 316 numarah beyt-i §erifini ta'kib eden siirh-i §erifte 
"Akil Cebrail misalidir" buyrulmus idi; ve ukul ise akl-i kiillun pertevinden za- 
hir olur. Ya'ni, akl-i kul, gengliginde guzellik sahibi olan ihtiyarlann husnii- 
nii, "Bu husn ve letafet cennetinden ve giizeller taifesi arasindan git!" diye sa- 
gindan tutup gekici olarak geker ve §eyhuhatin girkinligi derekesine diisuriir. 

963. 'Dedi: "Dzzetten sonra bu izlal nedir?" IDedi: "0 atadir ve bu daverlikiir!" 

husn sahibi olan ihtiyar dedi: "Ben ewelce hiisn ile aziz idim. §imdi 
ihtiyarlikta beni zelil kilmak nedir?" Akil cevaben der ki: "Evvelki hiisn 
Hakk'in hazine-i cemalinden bir ihsan ve bir ata idi; ve bu sjmdiki hal ise 
adil olan hakimindir. Zira sen o guzelligi senin zannettin ve onun hazine-i 
cemal-i ilahiden bir ata-yi has oldugunu bilmedin. Bu zillet sana canib-i 
Hak'tan adilane bir hiikm-i ceza olarak geldi. Eger bu hiikmiin sahibini go- 
reydin, bu ihtiyarlik icinde sana noksan ve zillet gelmezdi." Bu ma'na atide- 
ki 972 numarah beyt-i serifin ma'nasina merbixttur. 

964. "6y Cebrail, sen can ile secde ederdin. <$imdi nicin beni cennetinden ko- 
fluyorsun?" 

Sahib-i husn der ki: "Ey akil, sen ewelce bana can ile secde ederdin ve 
benim onumde ba§ egerdin. §imdi ihtiyar olduktan sonra nigin beni hiisn u 
cemal cennetinden siiriip disanya gikanyorsun?" 

^y- lHj^J 1 ^ y*~* ^ L> ^ 1 j> CSJ *j, ^ ***■ 

965. n Jasl-i hazanda hurma acjacindan yaprak uttuQU aibi, mih.net vaktinie 
benden hulle near." 

Ya'ni, "ihtiyarlik mihneti vaktinde benden hiisn hullesi ugar, onun altin- 
dan girkin bir cisim zahir olur. Nitekim sonbaharda hurma agacimn latif olan 
ye§il yapraklan ugup girkin bir manzara teskil eden saki kahr." 



ggp 3 " MESNEVt-t §ER!F §ERHl / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

jlwj~* C~^j _>=?-*■* ^Sjti, *4 -^ j'j '^ "^ j' V^ *" t^J ^ 

966. "0 W i/iiz fu, omm parlakligi ay gibi idi. Ohtiyarlikia helerin sirh gibi 
ollu." 

Ya'ni, "Genclikte benim bir yuzum var idi ki, ay gibi parlak idi. §imdi 
ihtiyarligimda "keler" dedikleri hayvanin sirti [gibi] bumburu§uk bir hale 
geldi." 

967. Ue o latif olan ba$ ve ba§ iepesi mu$a$a olmu$ idi. Dhtiyarlik vaktinde. 
naho§ ve kel olmu§ idi. 

"Fark", ba§ tepesi, "ge§", latif, "asla"', kel ma'nasinadir. 

968. Ue naz edenlerin mizrak gibi saf yirtmsi olan o boy, ihtiyarhkta yay ai- 
bi ihi kat olmusiur. 

"Saf-der", vasf-i terkibidir, "saf yirtici" demektir. Ya'ni, naz eden giizelle- 
rin safini yirtici olan mizrak gibi dosdogru olan o boybos ihtiyarhkta ok yayi 
gibi egrilip iki kat olmu§tur. 

ljLjj '»y>j dy~- 4ziS ^j^A jjj d\jif-j dX>j k^S <*JV jjij 

969. JZale rengi zaferan rengi olmus, onun arslan kuvveti kadinlann odu gibi 
olmusiw. 

ihtiyann genclikte lale rengi gibi kirmizi olan yanagi za'feran rengi gibi 
sapsan olmu§, onun arslan gibi olan kuweti, kadinlann odu gibi zayif ol- 
musiur. Nitekim kadinlar ufak bir guriiltuden korkup: "Aman odiim patladi!" 
derler. 

970. kimse ki bir adami fenn ile koltugunda etmis idi, gitme vaktinde onun 
koltugunu tutarlar. 

kimse ki, gencliginde pehlivanlar ile gtilesjp pehlivanhk fenni ve sifati 
ile bir adami koltuguna ahrdi. Ihtiyarhginda bir yere gidecegi vakit onu kol- 
tugundan tutup cocuk gibi yurutiirler. 



AHMED AVNl KONUK 

C — i" >y J_^j l^jj ^ j» C~~f iy>,j p* j^ ^ Oil 

971. liu ise ^am ve pejmurielik eserleriiir . IZunlardan her hirisi olumiin el$i- 
sidir. 
ihtiyarlik halinde goriilen bu inkilab ise gam ve pejmurdelik eserleridir. Bu 
hallerden her birisi oluraun yaklasftgim haber verici birer elgidir. 



"insani esfel-i safiline red ettik, iman eden ve amel-i salih 

i§leyenler mustesnadir. Onlar igin ardi arasi kesilmez ecir vardir" 

(Tin, 95/5-6) ma'nasindaki ayet-i kerimenin tefsiri 



972. 6jjer orain tabibi Uiakk'm nu.ru olursa, ihtiyarhktan ve tebden noksan ve 
dak yoktur. 

Bu beyt-i serif yukanda gegen 963 numarah beyt-i serife merbuttur. Zira 
o beyitte "Genglikteki izzet-i husn atadir; ve ihtiyarhktaki zillet-i kubh daver- 
liktir", buyrulmus idi. Bu beyt-i serif onun istisnasi olur. "Dak", "dek" keli- 
me-i Farisi'sinin muarrebidir; "Gedalik ve kilsiz bas" ma'nasinadir (Burhan). 
Ya'ni, genglikte hiisn sahibi olan bir kimsenin eger tabibi Hakk'in nuru olur- 
sa, oyle bir kimseye, ihtiyarhktan noksan ve acz ve teb ve hummadan kilsiz 
bas yoktur, demek olur. Ma'lumdur ki, humma hastahginda bastaki sa? do- 
kiiliir. Ve su halde ikinci misra'da leff u nesr-i miiretteb kaidesi olup, "nok- 
san", "piri" kelimesine ve "dak" dahi "teb" kelimesine rati' olur. 

973. Onun gevsekliiji sarhosun aevsekliyi gibidir; o gevseklik. iginde o, LKus- 
tem in reskidir. 

Ya'ni, tabibi nur-i Hak olan ihtiyann viicudunda zahiren bir gevseklik go- 
riinur ise de o gevseklik bir sarhosun vucudundaki gevseklik gibidir. Onun o 



MESNEVf-I §ERlF SERHl / IX. CtLT • MESNEVt-5 • "^® 

gev§ekligi iginde oyle bir kuvvet vardir ki, o kuwete Riistem pehlivan bile 
hased eder. 

974. Bger olurse onun hemigi zevkm garkidir. zerre zerre sevh nurunun sua i 
i$indedir. 

Ya'ni, tabibi nur-i Hak olan ihtiyar olurse, kabirde onun kemikleri ask-i ila- 
hi zevkine miistagraktir. Onun vucud-i izafisinin inhilal eden zerreleri sevk-i 
ilahi nurunun sua'i igindedir. Zira hadis-i §erifte o Jr ^ oyy iSj jyji jjZ~*j is 
ya'ni "Yasadiginiz gibi olursiinuz ve olduguniiz gibi hasr olursunuz" buyrulu- 
yor, Bundan anlasihr ki, kabirde inhilal eden zerrat-i cism hayattan hall degil- 
dir; ve bunlann ruh-i insani ile ta'rife sigmayan bir alakalan vardir. Hal-i ha- 
yatmda ask-i ilahi ile yasayan bir kimsenin zerrat-i viicudu dahi ask-i ilahi 
zevkinde rriiistagraktir. Nitekim Cenab-i Pir efendimiz Fihi Ma Flti'm 43. fas- 
linda soyle buyururlar: "Kabirde gordiigun birgok curiimus kemikler ancak bir 
rahatin alakadandir. Hos ve sermest bir halde uyumus ve o lezzet ve sermest- 
likten haberdar bulunmustur. Nihayet "Onun topragi iizerinde ho§ ola!" dedik- 
leri beyhude degildir. imdi eger topragin hosjuktan haberi olmasa idi bunu na- 
sil soylerler idi?" 

Ji J J J>. J ^ IS" J^S^ ** J^ LSf- & C ** U"~>J *^J 

975. ue o kimse ki, nuru yoktur, meyvesiz bagiir. 3jira onu hazan altiist eder. 

Batminda nur-i Hak olmayan kimse meyvesiz bir agaca benzer. Sonbahar 
mesabesinde olan ihtiyarhk geldigi vakit, onun cismini altiist eder. 

olT J; Of? jl x*\ jiu> ^jj ijj jL- jjU UjL>- juLc JI* 

976. Qui kalmaz kara iikenler kalir. Soman tepesi gibi sari ve igsiz geldi. 

Ya'ni, genclik halinin gul gibi olan puzellikleri kalmaz, ihtiyarhk halinin 
kara diken gibi olan cjrkinlikleri kalir. Batminda nur-i Hak olmayan kimse 
boyle ihtiyarladigi vakit cismi saman tepesi gibi sari ve ici bos olarak geldi ve 
zahir oldu. 

I.**!- ij J" u <j>. jj\ jj\ <r ia». fj\ j-i. 6\ *_f cJj 4^-u 

977. By Diula, acaba o hag ne haia etti ki, onlan tu hulleler ciida oliu? 
^^ 



AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, ya Rab o bag mesabesinde olan cisim acaba ne kabahat yapti ki, 
ondan o guzellik halleri aynldi da o boyle girciplak cjrkinlik iginde kaldi? 

978. Oiendini gordii; ve kendini gormek oldurikii bir zehirdir! Jngah ol ey im- 
tihan edilmi$ olan 1 . 

bagin kabahati budur ki, kendi vucudunun istiklalini gordii ve kendi gii- 
zelligini kendi mulkii zannetti; ve kendi vucudunun viicud-i Hakk'in pertevi ve 
zilli olup ondaki guzelliklerin hiisn-i ilahiden ibaret olarak verilmis, oldugunu 
gormedi. Halbuki bu suretle kendini goriis, ma'nada olduriicu bir zehirdir. Ey 
boyle ariyet bir vucud ve hiisn ile imtihan-i ilahiye ma'ruz kalmis. olan kimse! 

^~-*? ?j* >r- J 1 -"bts* cr 1 ^ ^— if ^ J 1 6^ f <S^^ 

979. 'Hir mahbub ki, alem onun a§ktndan agladi, alem onu kendinden koguyor, 
kabahati nedir? 

"§ahid" Farisi'de "mahbub" ma'nasinadir. Ya'ni, oyle bir mahbub ki, ale- 
min halki giizelliginden dolayi onun a§ik ve meftunu olup aglarlar idi. gu- 
zellik, ihtiyarlik halinde ondan zail oldugu vakit, evvelce a§kindan aglayan 
halk-i alem onu yanlanndan koguyorlar ve surup gikanyorlar. Acaba o mah- 
bub-i sabikin kabahati nedir? 

C—^ <L&* JU jS <jy» >/ c~ o^> jjjj &J J^yr 

980. Onun kabahati odur hi. ariuet zinet baqladi; Kr Bu hulle- benimdir!" dive 
[982] , v „ » » » 

da va era. 

mahbub-i sabikin kabahati budur ki, igreti libas giyip siislendi ve "Bu 
giydigim guzellik hulleleri ve miizeyyen libaslar benimdir!" diye da'va etti. 
Binaenaleyh onun kabahati, kendinin olmayan bir mala yalan soyleyerek sa- 
hib gikmak oldu. 

981. Onu geri aliriz, taki o bizim harmanimiz oldugunu ve giizeller dane-gin 
oldugunu yaktnen bile 1 ." 

Boyle yalan da'vada bulunanlar hakkinda Hak Teala hazretleri buyurur 
ki: "Biz ariyet olarak verdigimiz hiisn hullelerini, o guzelliklerin bizim harma- 



*$$& 



MESNEVf-I SERIF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

mmizdan verildigini ve viiciid-i izafl alemindeki giizelliklerin bu giizellik har- 
manindan dane toplayici oldugunu yakinen bilmesi igin miilkiyet da'vasi 
edenlerden alinz." 

iyr j jL-i^j 01 }y (Syy *y. *ij^ Jb~ ^ •^•k ^ 

982. "Tfi hile ki, o hulleler ariyet idi, o vucui gunesinAen hir -pertev idi!" 

"0 miilkiyet da'va-yi kazibesinde bulunan akil bile ki, giyinmis oldugu o 
giizellik hulleleri ariyet olarak verilmis. idi. hulleler viicud-i hakiki-i Hak gii- 
nesjnden bir pertev idi." 

983. cemal ve kudret ve jazl ve hiiner, giizellik giinesinden hu tarafa sefer 
etii. 

Ya'ni, o genchk halindeki giizellik ve kudret ve fazl ve hiiner, cism-i rani- 
den aynlip giizellik giinesmden ya'ni alem-i sifattan bu tarafa, ya'ni zat-i 
Hak tarafma sefer etti; ve Hak Teala hazretleri o zilleri kabz-i yesir ile kabz 
etti. Nitekim ayet-i kerimede 0~^ uj ui oiZ-J '^ (Furkan, 25/46) ya'ni, "Biz 
o zilli kendimize kabz-i yesir ile kabz ederiz" buyrulur. 

\&j\yi ^j \Jjjy>- Ol jj L* «jlx~*l C)y*r -XJiyT ^ j\> 

984. cjiinesin nu.ru hu duvarlardan kimlcimlar gibi geri dbndiiler. 

"Sitare", yildiz ma'nasinadir ve "kivilcim" ma'nasina da miista'meldir. 
Burada "kivilcim" ma'nasi miinasibdir. Ya'ni, Hakk'in hiisn giinesinin nuru 
bu ecsam-i faniye duvarlanndan, ate§ten sicrayan kivilcimlar gibi dondiiler 
ve sonduler. 

«L^j dsijti j'y.-' y* -^L* '^H W- -^ I j •^A , y*~ y" y, 

985. Qiinesin -pertevi yerine geri gitti. Dier invar karanlik ve siyah kaldi. 

Hakk'in giizellik giinesinin pertevi yine kendi yerine geri gitti. Duvar me- 
sabesinde olan bir cisim o pertev-i hiisnden ayn olup karanlik ve siyah kaldi. 

986. sey ki, sent giizellerin yiiziinde hayran etti, tic renkli siseien aiinesin 
nurudur. 



c £p a 



AHMED AVNl KONUK 

Ankaravi hazretleri, "iic, renkli §i§e"den murad; ruh, kalb ve cisimdir, bu- 
yurmustar. Ve Hind §arihlerinden Bahru'1-Ulum hazretleri de mevalid-i sela- 
se veyahud kuvvet-i cemadiyye ve kuvvet-i nebatiyye ve kuvvet-i hayva- 
niyyedir, buyurur. Ve Imdadullah ve Veil Muhammed hazarati dahi, cism ve 
ruh-i hayvani ve ruh-i insanidir ki, her birinin ayn ayri rengi vardir, buyu- 
rurlar. Ve Muhammed Mir ise, su ve ate? ve topraktir ki; ate§in rengi kirmizi 
ve suyun rengi beyaz ve topragm rengi sandir. Veyahud viicud-i be§eri te§- 
kil eden beyaz yag, kirmizi kan, ve san renkli mayiattir, buyurur. Ve Mu- 
hammed Efdal dahi mevalid-i selasedir, der. Ve bu muhterem §arihlerden her 
birisi, kendi nokta-i nazarlanm isbat igin esbab-i mucibe beyan buyurmuster- 
dir. Bu izahatin ciimlesi birer vecihtir. 

Fakirin hatmna layih olan diger bir vecih dahi budur ki, vucud ayn-i nur- 
dur. Zira nur kendi zahir ve e§yayi muzhir oldugu gibi vucud dahi, her bir 
mertebede kendi zahir, ve esma ve sifatinin mezahiri olan esjayi da muzhir- 
dir; ve viicudun gayriyet libasiyla olan meratib-i zuhuru iigtiir ki, bunlar da 
"ervah" ve "misal" ve "§ehadet" mertebeleridir. Viicud-i hakiki mertebe-i si- 
rafetinde bi-renktir. Ancak bu mertebenin her birinde o mertebelerin rengine 
gore zahir olur. Binaenaleyh "ug §i§e"den murad, viicudun bu mertebeleri ol- 
mu§ olur. Nitekim I. cildin 2505 ve 2506. beyitlerinde: 

^X>p dj*j*j ^y ,jiib OIT ^j ^>j ^ djzr . 

[Vaktaki renksizlik rengin esiri oldu; bir Musa, bir Musa ile cenkte oldu. 
Vaktaki bi-renklige eri§esin ki, onu tuttun idi, Musa ve Fir'avn sulh tutarlar] 
buyrulmu§tur ki, bu beyitler hakkindaki izahat orada mezkurdur. Binaena- 
leyh bu beyt-i §erifte "gune§"ten murad, vucud-i mutlak-i Hak'tir; ve "§i§e- 
ler"den murad, alem-i riihaniyet ve alem-i misal ve alem-i. maddiyat olan 
mertebe-i sehadettir. 

^. U&J Cn^i^ »A-[ljf ij* . **Jjy <-^ ^"J ^J <-£^* 4*~A 

987. ^Jlenk renk $i$eler o nuru hize hoyle renkli gosierir. 

Ya'ni, her biri ayn ayn bir renk ve §e'ni haiz olan bu meratib-i vucud §i- 
§elerinden dolayi o bi-rcng olan nur-i vucud bize boyle renkli renkli goriin- 
mu§tur. 



MESNEVl-i §ERlF §ERHI / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

kills »\f ul -UT cXij ^ jjj ^1X>j jiTj (J\a <ui~i JJU 0_j^- 

988. *Uaktaki renk renk olan §i§eler kalmaz, i§te o vakil seni renksiz nur hay- 
ran eier. 

Ey salik, vaktaki renk renk olan bu meratib-i viicud-i hakiki siselerinin 
mevhum olan varlik §iselerinin viicudu kalmaz ve nazanndan zail olur, iste 
o vakit seni renksiz olan tecelli-i zati nuru hayran eder. Zira ruh ve misal ve 
§ehadet mertebeleri tecelli-i sifatinin hukmii altindadir; ve sifat-i ilahiyye tiir- 
lii tiirlii ve rengarenktir; ve bu hayret, hayret-i mahmudedir. 

989. IMira sisesiz aormeyi huy et, ia ki sise kirddigi vakit korliik olmaya! 

Ey salik renksiz olan nur-i viicudu meratib §i§elerinden ari olarak gorme- 
yi huy ef ve bu alem-i keseratta bu goriisii kendine tabiat yap, bu mezahir- 
de bi-renk olan Zahir'i gor! Ta ki asla uruc ve riicu' igin bu mertebe-i §eha- 
det §i§esi mevt-i tabu sebebiyle kinldigi vakit kor kalmayasin! Zira insan mu- 
§ahedesinde miistagrak oldugu mertebenin htikmii altmda hicab icjndedir. 
Eger diinyada nur-i bi-rengi mii§ahedeyi huy etmezsen, alem-i berzahta da 
suver-i berzahiyye renklerinde miistagrak olup teceli-i Hak'tan gafil olursun. 
Nitekim ayet-i kerimede JJ*\ iy^\ ^ '^ JJ*\ «JU J oir ^ '_, (tsra, 1 7/72) . Ya'ni 
"Kim bu diinyada Hakk'in miisahedesinden kor olursa, o kimse ahirette de 
bu mii§ahededen kordiir" buyrulur. Zira bu ayet-i kerime aslen kiiffar hak- 
kindadir. Fakat korliiklerin meratibi vardir. Kiiffar, anadan dogma kordiirler; 
ve ehl-i gaflet olan mu'minlerin nurlan ise suver-i muhtelife perdeleri ile ka- 
panmistir; ve bu perdeler onlan Hakk'i miisahededen kor etmi§tir. Meratib-i 
uriic III. cildin 3887 numarah beytinden i'tibaren beyan buyrulmu§tur; ve ru- 
hiyet ya'ni melekiyet mertebesinden viicud-i mutlak mertebesine uruc ve rii- 
cu' dahi 3892 numarah beyt-i §erifte mezkurdur. 

990. Ogrenilmis olan ilme kanisin, gaynn toyraijin&a yozunii -parlatmissin. 

"Ogrenilmis olan ilim"den murad, ilm-i taklididir. Bu ilim baskasimn isi- 
gindan goziinii aydinlatmak kabilindendir. Kalbden nebean eden ilm-i zevki 
gibi degildir. Zira ilm-i zevki kalbin nuru olup baskasimn i§igi gibi degildir. 
Binaenaleyh ey salik, sen ehl-i kemalden isitip ezberlenen ve kitablardan 



AHMED AVNl KONUK 

okunan ilme kanaat edip, ilm-i zevki hususunun miftahi olan miicahedeyi ve 
terbiye-i nefsi ihmal ediyorsun. 

hi j lSj*^ j\± y U aT x>\>.j>. Jijj>- Qj? j\ 

991. kimse kenii perfigiru kapar, akibei sen hilirsin ki, miisieirsin feid degilsin. 

"Miiste'ir", bir seyi diger kimseden igreti alan kimseye derler. "Feta", go- 
cukluk gagindan gecmis. ve balig bir delikanh olmus. olan kimse demektir. 
Ya'ni, bu ilm-i zevki ve lediinniyi sana ta'lim eden kamil, seni nurlandiran 
bu ilm-i zevkiyi sana soylemez ve agzim kapayiverir. Bu ilim senin kalbin- 
den nebean etmedigi igin, isjttigin ve ogrendigin ile kahrsin ve miirur-i zaman 
ile onlan da unutursun. Zira isitmek ile ve okumak ile ogrenmek, akil ve di- 
magin hassasindandir ve cismanidir. imdi sen bu hali goriince anlarsin ki 
miisteirsin ve gocuklar gibi biiyiiklerden i§ittigini taklid edicisin; ilm-i zevki- 
. de balig bir delikanh degilsin. 

992. Gger sen sukiir ve iciihdi olunmus sa'yi edersen gam yeme ki, sana yine 
yuz oylesini verir. 

Ey salik, sen bir kamile intisab edip ondan istttigin ulum-i zevkiyyenin ve 
lediinniyenin §ukriinu mticahede ile fiilen ifa ve riyazetle amel ve mucahede 
yolunda sa'y edersen, gam yeme ki, Hak Teala veyahud o kamil sana bu din- 
ledigin ilmin yiiz mislini verir. ' 

iSji j^ jl J~*- d\c~^X^ a£~ <Jjf dy± by£\ £j^ (Jl^Jjj 

993. ve eger sukr etmezsen simli kan aijla! 2Xxa giizellik kajirden hen olmustur. 

Ve eger siikr-i fliliyi ifa etmezsen artik kan agla ve teessiif et! Zira bir 
ni'met-i ilahiyye olan o ulum-i zevkiyyenin giizelligi bu ni'metin kafiri olan 
salikten yiiz gevirmi§tir. 

994. iKiifran iimmeti amellerini zayi' kilii; iman ummeti kalhlerini islah elti. 

Bu beyt-i §erifte sure-i Muhammed'in ibtidasinda olan §u ayet-i kerimele- 
re isaret buyrulur: oUJUJi ijLi j \pC 0i &\ i j^O jl>i Jji j_l -^ i_,Iu/j \yj£ '^.JUi 
^ii jJ-^ij j^-iv ?** Jz pttj cy J^ ] j*j - u> ~' J* J> '^' ] y^j (Muhammed, 

^m 



MESNEVl-I §ERlF SERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • "^^ 

47/1-2). Ya'ni "§u kimseler ki kafir oldular ve nasi Allah'in yolundan 
men'ettiler, Hak Teala bunlann amellerini zayi' kildi; ve su kimseler ki iman 
ettiler ve iyi amel islediler ve Muhammed'e nazil olan seye inandilar; halbu- 
ki o nazil olan §ey, onlann Rabbi tarafindan hak ve sabittir; Allah Teala on- 
lann kotuluklerini orttu ve kalblerini de lslah etti." Ayet-i kerimede (J-») 
[=zayi' kildi] ve (^Ui) [= lslah etti] fiillerinin faili Hak'tir. Fakat iktibasi ha- 
vi olan bu beyt-i serifte failin hem Hak ve hem de ummet-i kiifran ve iim- 
met-i iman olmasi caizdir. Zira kufur ve iman abdin hal ve sanidir. Binaena- 
leyh kiifru ile abd kendi amelini zayi' kilar ve iman ile dahi kendi kalbini ve 
halini lslah etmis olur. Nitekim ayet-i kerimede Ojltk' ' ( ^S\ i>isf °j£j '^LJi u'j 
(Hud, 1 1/101) ya'ni "Biz onlara zulmetmedik velakin onlar kendi nefisleri- 
ne zulmederler" buyrulur. 

995. <$ukursuzden fluzellih ve huner gaib oldu hi, arhk ondan asla hir eser go- 
remez. 

ihsan-i ilahiye siikretmeyen kimseden batin guzelligi ve ma'nevi hiinerler 
kayboldu ve oyle kayboldu ki, artik o kiifran-i ni'met eden kimse artik o gii- 
zellikten ve hunerden kendisinde asla bir eser goremez olur. 

996. Slkrabalik ve akrabasizlik ve svkiir ve muhabhet, ondan oyle gitti ki on- 
lan hahra getiremez. 

"Akrabalik"tan murad, insan-i kamile intisab edip silsile-i tarikate dahil 
olmaktan kinayedir. Ya'ni, bir kimse bir miirskl-i kamile intisab ettikten son- 
ra, onun emrettigi mucahede-i nefsiyyeyi yapamazsa rabitasim kat'etmis 
olur; ve onun bu hareketi dahi bittabi' bu lutf-i ilahiye karsi sukiirsiizluk ve 
muhabbetsizlik olur; ve ma'nada merdud olmasina mebni bu meziyetler onun 
hatirmdan bile silinip gider. 

997. 2,ira ey kafirler, amellerini zayi' kilmak, her murad suruciiden murad sip- 
ramasidir. 

Zira insan-i kamilin gosterdigi yol hak yoludur ve bu ni'mete nail olmus 
iken onu terketmek kiifran-i ni'met olur; ve kiifran-i ni'met edenlerin amel- 



AHMED AVNl KONUK 

lerini Hak Teala hazretleri zayi' kilar. Nitekim yukanda [994. beytae] zikro- 
lundugu iizere ayet-i kerlmede 'p^O jl^' *Di J~l ^ \jj^>j \ 3 jk ^ (Muham- 
med, 47/1-2) [ya'ni "§u kimseler ki kafir oldular ve nasi Allah'in yolundan 
men' ettiler, Hak Teala bunlann amellerini zayi' kildi"] buyrulmustar. Ve 
"amellerin zayi' olmasi"nin ma'nasi, her murad suriiciiden muradin sicrama- 
si ve kaybolmasi demektir. 

998. $ukiir ehlinden ve vefa ashabindan gayriki, muhakkak deulet onlarm ha- 
fasindadir. 

Ya'ni, murada nail olmak fiilen sukreden ve ahdine vera eden kimselere 
munhasirdir ki, insan-i kamile intisabdan ve ona karabet hususundan sonra 
ahdine vefa eden ve ikrannda sabit olan kimselerin arkasinda Hakk'a vusul 
devleti vardir. 

-JUO C^j^sU- oJLjI cJji -U-i Oji L^T KSj cJjj 

999. Qitmi$ olan devlet nerede huvvet verir, gelici olan devlet hassiyet verir. 

Ya'ni, insan-i kamile intisabi miiteakib ilk heves ile vaki' olan sa'y iizeri- 
ne salikin ba'zi zuhurati olur. Bu hal salike bir devlet ve bir terakkidir. Vak- 
taki nakz-i ahd ederek sa'yini ve mucahedesini terk eder, bu devlet dahi fevt 
olup gider. Fakat salik nakz-i ahd etmis iken bu zuhurat ile muteselll olur. 
Halbuki gitmis olan bu devletin kuvvet vermesi nerede!. Eger salik ahdine 
vefa edip miicahedesinde ve sa'yinde devam [etse idi] , oniinde gelecek olan 
biiyuk bir devlet ve bir terakki-i azim var idi. Bu gelecek olan devletin hassi- 
yeti, giden devletin kuwetine benzer mi? 

JJ J^ i^rf ^J* ^> ^ \j^>j\ j-X\ cJjJ Jij «J Jo} 

1000. "ukraz din!" emrinde hu devletten karz ver. ta ki viiz oniinde viiz dev- 
[1002] ,,..., * * 

let qorestnl 

Ya'ni, insan-i kamili bulmak ve ona intisab etmis. olmak devletinden do- 
layi Allah Teala'nin £->. \J'} 'Jii ijVjfj (Hadid, 57/18) ya'ni "Allah'a karz-i 
hasen ile ikraz edin!" emri mucibince bu vucud-i abdaninin huzurunu Hak 
yolunda terk ve miicahede ve riyazat tarikim ihtiyar edip bu mevhum olan 
varkgindan Hakk'a ikraz et ve odung ver! Akibet bu vehminin fedasi mukabi- 



°W%& 



MESNEVf-t §ERfF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

linde karsmda bircok devletlere muadil olan viicud-i hakikiyi goresin. Bu 
ayet-i kerimenin tefsfri 146, 147 ve 148 numarah beyitlerde gegti. 

1001. O^efsin i$in on sirbden biraz eksik e-t, ta ki oniinde bir havz-i kevseri bu- 



la: 



sin. 



Ey salik, nefsine ve cism-i kesiflne mahsus olan bu diinyadaki behre ve 
nasibden biraz eksilt ve riyazet ve miicahede tarikini ihtiyar et! Ve dunyamn 
ekl ve surbiinii azalt, ruhun kuvvetlensin de oniinde bir havz-i kevser bula- 
sin! "§irb", behre ve nasib; "stirb", icmek demektir {Giyasu'l-Lugat) . 

1002. O kimse ki vefa iovragi nze-rine cm a doktu, devlet avi ondan ne vakit 
kacabildi? 

Ya'ni, o kimse ki insan-i kamile intisab ederek tank-i Hakk'a siiluk etti ve 
soziinii tutup vefa topragi olan cismi uzerine muhabbet §arabimn katresini 
doktii, boyle salikten Hakk'a vusul devletini avlamak ne vakit kagabildi? 
kimse ahdine vefa ettikce muradina vusul muhakkaktir. 

ihJIjjI &}& ■**>. cy ^j r*^ C^ 1 ^ ^ LiJ ' > ^ ^^ 

1003. Onlarm gonliinu hos eder; zira n £%slaha balehum" helakten sonra onla- 
nn enzallerini reddetti. 

"Teva", mal ve miilkiin helaki demektir; ve "enzal", hazir olan taam 
ma'nasindaki "niiziil" kelimesinin cem'idir. Ya'ni, onlann bu iyi amelleri 
kalblerini ho§ ve latif yapar. Zira Hak Teala hazretleri iman edip amel-i salih 
isleyenler hakinda J^jC '^ui (Muhammed, 47/2) ["Allah onlann kalblerini 
duzeltti"] buyurdu. Binaenaleyh salikin ni'met-i hazirasi olan diinyevi haz ve 
nasibini helak etmis. olmasindan sonra, o helak olan hazlanni ve nasiblerini 
reddetti ve geri verdi. 

Malum olsun ki, riyazet ve miicahede siilukun itmamiyle mertebe-i ke- 
male vasil oluncaya kadardir. Kemale vusulden sonra riyazet ve miicahede- 
ye hacet kalmaz. Nefahitu'l-Uns'te bu ma'nada su menkibe mezkiirdur: "Bir 
ihtiyar kadin Gavs-i A'zam Abdulkadir Geylani (k.s.) hazretlerinin huzuruna 
geldi ve oglunu da beraber getirdi. Dedi ki: "Oglumun gonliinii sana ziyade 



Slp^ AHMED AVNl KONUK 

mutemayil gordum. Ben kendi hakkimdan vazgectim." Hz. Gavs Allah nza- 
si icinonu miiridlige kabul buyurdu ve ona riyazet ve mucahede emretti. Bir- 
kac. gun sonra o kadin oglunu gormege geldi, gordu ki arpa ekmegi yer. Az 
yemekten ve uykusuzluktan zayif olmus idi. Oradan kalkip Hz. §eyhin hu- 
zuruna geldi. Orada uzerinde kus, kemikleri bulunan bir tabak gordii ki, Hz. 
§eyh onlan yemis. idi. Kadin Hz. §eyhe hitabem "Efendim, sen ku§ etlerini 
yiyorsun. Benim oglum ise arpa ekmegi yiyor." dedi. Hz. §eyh elini o kemik- 
lerin uzerine koydu ve: ^>j ^j c \^i\ ^ ^at J,^ *ui oil ^y ya'ni "Qurumus. 
kemikleri dirilten Allah Teala'nin izni ile kalkimz!" dedi. kusjar, dirilip 6t- 
mege basjadi. Ondan sonra Hz. §eyh o kadina buyurdu ki: "Senin oglun da 
boyle oldugu vakit her ne isterse yesin!" imdi salik kemale vusulden ewel 
yedigi gidayi nefsinin sifatina ve kuva-yi hayvaniyyesine kalb eder,- ve ka- 
mil ise yedigi gidayi nur-i ma'rifet-i ilahiyye yapar. Bu sebeble ona riyazet ve 
mucahede lazim gelir. 

1004. 6y ecel ve ey koy yagma edici Turk, hu sukredicilerden her ne aotiirdiin 
ise gen ver! 

"EceP'den murad, lyy 01 JJ iy r ya'ni: "Olmezden ewel oliinuz!" hadis-i 
§erffinde beyan buyrulan mevt-i ihtiyaridir ki, bu mevt, koyleri yagma eden 
bedevi Guz Turkleri'ne te§bih buyurulmu§tur ; ve salikin viicud-i abdanisi da- 
hi koye benzetilmistir. Zira mevt-i ihtiyarf salikin koy mesabesindeki vucu- 
dundan diinyanin hazlanni ve §ehvetlerini yagma edip goturiir. Fakat bu 
mertebe-i kemale vusulden sonra suret-i insaniyyeyi bulmus. olmak ni'meti- 
nin fiilen sakiri olan kamilin, bu huzuz ve §ehevat yine cism-i nuranisine red- 
dolunur. Zira artik kamilin vucudunda ve nefs-i saflyesinde bunlann hicbir 
zaran olamaz. Nitekim yukanki beyitte izah olundu. 

1005. fieri verir, onlar ondan ona kabul etmezler. jlira ki can meiainian 
miin im olmuslardir. 

Ya'ni, o mevt-i ihtiyarf, onlardan yagma ettikleri bu huzuzu ve sehevati 
geri verir, kabul etmezler. Zira mertebe-i kemale vusulden sonra onlann ez- 
vaki ve huzuzu ruhanidir ve ruhun tecelliyatindan mun'im olurlar. Nitekim 
cenab-i Pir efendimiz Divan-i Kebiftennde soyle buyururlar: 



<^p= 



MESNEVl-I §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

"Bir kimse gece Kabe kavseyn meyhanesinded.it. Onun piir-nur olan goziiniin 
ici, lika-i cemal-i ilahlnin mahmurudur. O meyhanenin adi ^j -up c~;i dir 
["Rabbimin yamnda geceledim"]. iJ ~*~>,j ^ ["Beni yedirir ve igirir"] nisani 
Peygamberimiz canibinden bize gelmistir. " 

Bu beyt-i §erifte j^. j~*±h ^j -^ c_>i ya'ni "Ben Rabbimin indinde gece- 
lerim, bana yedirir ve igirir" hadis-i §erifine i§aret buyrulmustar. Bu yeme ve 
igme ruhani olan bir haldir ki, te'siri kamilin cisminde de vaki' olur. 

A-~>-\j ji 0_J^- j»-jU~~J jil ^^y-l-Xjl L»4i^J ^Ay^ 

1006. ^Biz sufiyiz ve hirkamizi atttk; maiemki feda ettik, geri almayiz 1 . 
"Sufi" o kimsedir ki, onun kalbi asla halk ile me§gul olmaz ve halkin red 

ve kabuliine iltifat etmez. Bu zevat-i §erifede tefrid ve tecrid-i vucud olmak- 
la beraber, cenab-i Peygamber'in muti'i ve peyrevidirler; ve sunen-i seniy- 
yeye-i nebeviyyeye son derece riayetkar olup adimlanni, Resul-i Ekrem haz- 
retlerinin adimlanna uydururlar. "Hirka"dan murad, mevhum olan viicud ve 
varhktir. Ya'ni, "Biz sufiyiz ve mevhum olan varhgimizi attik. Mademki bu 
mevhum varligimiza taalluk eden huzuzat-i diinyeviyyemizi feda ettik, artik 
bunlan geri almayiz!" 

Malum olsun ki, me§arib-i evliya muhteliftir. Makam-i kemale vusulden 
sonra kimi huzuz-i diinyeviyyenin temadisinden gekinmez ve kimi huzuzat-i 
diinyeviyyeye asla iltifat etmez ; ve kimi ba'zan hazz-i diinyeviye miitevec- 
cih olur. Menakib-i evliyada bu tig sinifin nazirleri goktur. Fakat Hz. Mevla- 
na efendimiz iltifat etmeyenlerdendir. Nitekim Menakib-i Sipehsalafda -. "Ta- 
mam kirk sene benim mi'demde taam uyumadi" buyurduklan rivayet olunur. 
Ve yine mezkur menakibde §u fikralar miinderigtir: "Hz. Hudavendiganmizin 
riyazatindandir ki, daima dehan-i mubareklerinde san helile tutarlar ve mii- 
ridlerinden her birisi bunu bir suretle te'vil ederler idi. Sebebini tahkik igin Hii- 
sameddin Qelebi hazretlerine miiracaat ettiler. Buyurdu ki: "Hz. Hiidavendi- 
gar'in riyazeti bir mertebededir ki, suyun agizlannda degil, bogazlanndan da- 
hi leziz olarak gegmesini istemezler, belki buruk ve aci olmasim arzu ederler." 

(»j cPjti ^-^ u J 1 ^j J»y ^>y? <^b f.^ J>^ ^ 

1007. Tiiz ivaz cjorduk ve sonra nasd ivaz? Tiizden hacet ve hirs ve cjaraz aiiti. 



AHMED AVNi KONUK 

Biz nefsani olan hazlanmizin Hak yolunda fedasi mukabilinde bir lvaz ve 
miikafat gdrduk ve sonra o nasil lvazdir bilir misin? oyle bir mukafattir ki, 
bizden be§eriyete mahsus olan ihtiyac, ve hirs ve garaz-i nefsani kamilen gitti. 

1008. 'Biz act ve miihlik olan sudan di§anya aiitik, rahik ve kevser $e§mesi 
uzerine car-ptik. 

"Aci ve miihlik olan su"dan murad, lezzat-i cismaniyye ve huzuzat-i nef- 
saniyyedir. "Rahik", giizel kokulu halis §arab ve su ma'nasmadir; ve "kev- 
ser ge§mesi"nden murad, men§e-i tecelliyat olan viiaid-i hakikidir. Ya'ni, biz 
dunyamn aci ve miihlik olan cismani ve nefsani olan lezzat ve huzuzundan 
di§anya giktik ve halis ve latif olan §arab-i a§k-i ilahi ve menba'-i fuyuzat ve 
men§e-i tecelliyat olan viicud-i hakikiye erigtik. Viicud-i abdaninin hiikmii al- 
tindan kurtulduk ve viicud-i Hakkani ile kaim olduk. 

1009. Gy diinya, o §eyi, vefasizlifli ve kdeyi ve ayu nazi ki ha$kalarina ya-phn; 

Ijp jJJl «X«I (fXjfi *f \y>r jH U £jij Cjj^ j> 

1010. Ceza vein hiz senin ha§in uzerine dokeriz, zira hiz gaza icinden gelmi$ 
§ehidleriz. 

Yukanki beyt-i §erif bu beyt ile bir ciimle-i tarn tegkil eder. Ya'ni, "Ey 
diinya, senin ba§kalanna kar§i yaptigin vefasizhgi ve hileyi ve agir nazi, ce- 
za olarak senin ba§m uzerine dokeriz. giinki biz cihad-i ekberde ve nefsi ile 
miicahedede §ehid olmus. kimseleriz" ve mertebe-i §ehadeti ihraz edenler, ni- 
am-i dunyeviyyeye kar§t nazlanirlar. 

1011. Ta bilesin ki Uiuda-yi yak icitt- piir-hamle ve piir-inadkullar va.rd.ir. 

Ya'ni, ey diinya senin vefasizligin ve hilenin ve agir nazinin cezasim ka- 
miller ondan dolayi senin ba§ina dokerler ki, sen cemi'-i nakayistan pak ve 
miinezzeh olan Zat-i Hakk'a mahsus olup, senin gosterdigin alayi§e kar§i 
piir-hamle ve piir-inad kullar oldugunu goresin. Binaenaleyh sen onlann kar- 
sisinda nazlanamazsin. Zira Hak Teala hazretleri onlan kendi nurunun zuhu- 

^^ 



MESNEVl-I §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

ru igin halk etmi§tir. Nitekim asnnin nebisi ve insan-i kamili olan cenab-i 
Musa'ya hitaben ^i 's^L>\ 3 (Taha, 20/41) ya'ni "Ben seni nefsim igin ve 
zatim igin istina' et'tirri ve halk eyledim" buyurdu ki, bu hitab her insan-i ka- 
mile §amildir. Nitekim Hz. §eyh-i Ekber, Risale-i Gavs/yye'sinde §6yle buyu- 

nir: tf OUiVl c-iUj jLjVI jj ^ c-iU JU JU ? i£">Ul c_iU -ji. tj\ J, vj I cJU 

^jy£> js Ya'ni "Ben: "Ya Rab melekleri ne §eyden yarattin?" diye sordum. 
Hak Teala buyurdu ki: "tnsamn nurundan yarattim ve insani da benim zu- 
hurumun nurundan yarattim." insandan maksud insan-i kamildir. 

1012. 1)iinyanin iezvir biyt^im koyanrlar; ^adin nusrei hal'asi iizerine kurarlar. 

"Seblet kenden", biyik koparmak, aciz birakmak ve ehemmiyetten lskat 
etmekten kinayedir (Bahar-i Acem). "Baru", kale ve hisar ma'nasinadir. 
Ya'ni, o kamiller, diinyamn muzevvirane olan alayisjni ehemmiyetten lskat 
ederler ve onlar gadirlanni nusret-i ilahi kalesi iizerine kurarlar, ya'ni nus- 
ret-i ilahiyye sebebiyle tezvir-i diinyadan kurtulurlar. 

1013. I^u $ehidler tekrar yeni cjazi oliular ve bu esirler tekrar nusret iizerine 
$ar-ptdar. 

Bu beyt-i §erifte fena-fillah makamindan sonra beka-billah makamina vu- 
sul beyan buyrulur. Ya'ni cihad-i ekber olan nefisleriyle gazada i/y oi JJ \y r 
["Olmeden once oluniiz!"] hadis-i serifinin sirnna mazhar olarak §ehid olan 
gaztlerin nazannda, bu ihtiyari olum ile dunya ve huzuzat-i dunya zail oldu. 
Fakat Hak Teala hazretleri onlan, ir§ad-i ibad igin tekrar alem-i keserata irea' 
buyurdu. Ve beka-billah makaminda kaim oldular. Onlar bu alem-i keseratta 
tekrar yeniden gazaya basladilar ve gazi oldular; ve onlar fena-fillah 
makamina gelmezden evvel, bu ahkam-i keseratin esiri idiler. Hakk'in yardi- 
mi ile fena-fillah makaminda hur ve azad oldular. Fakat tekrar cismaniyet ve 
alem-i keserat ahkamina reddolundular. Fakat bu esirler bu defa dahi tekrar 
Hakk'in yardirruna nail oldular. 

ju~j -ui"! J' IjU j^ *£ j^j j\ jl OJjjjl j> _r* 

1014. "Gijer anadan dogma kor degil isen, bizi jjbr!" diye tekrar yoklukian ba§ 
$ikardtlar. 



<^T&> 



AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, onlar fena-fillah makamina gelip yok olduktan sonra, tekrar bu yok- 
luk aleminden varlik ve keserat alemine beka-billah mertebesinde kaim olarak 
bag. cikardilar ve bu halka dediler ki: "Eger anadan dogma kor degil isen ve is- 
ti'dad-i ezeli ile saadet sahibi isen bizi gor ve irsad ve terbiyemiz altina gir!" 

c— Lg— l£l i—>l»l Util a^oI iju^U xJ^jj>- fS& ji ^IJj \j 

1015. Ta hilesin ki, aiemle- aiine.$ler varair. §ey kihurada gune$tir, oraia 
Suha'dir. 

"Adem"den murad, burada vucud-i mevhumdur. Fan! olup beseriyeti 
ma'dum ve ruhaniyeti mevcud olmaktir. Ya'ni, beseriyet cihetinden ma'dum 
olduklan halde, beka-billah haliyle kamillerin keserat aleminden bas gikar- 
malan, senin ademde giinesler oldugunu bilmen icjndir. Sen bu alemde birta- 
kim kimseler gorup onlan hakikat giinesi zannedersin. Senin giines addetti- 
gin, alem-i ruhaniyyette Siiha yildizi gibi kiigiik bir seydir. 

ijj jy>^> Oy~- -Ui jJJl -Us* 3jj dy~ j^y. i^-^ f-*^ J- 5 

1016. n 6y karde? ademae varlik nasil olur, zidd i$inde zid nasil mestur olur?" 

Ya'ni, "Ey kardes, yoklukta varlik ve fena icinde beka nasil olur? Halbu- 
ki yokluk varhgin ve fena bekanin ziddidir. Bu iki zid birbirinin icmde nasil 
gizlenmis olur?" diyecek olursan cevaben deriz ki: 

1017. "Oliiden did $ikanr" bil; zira abidlerin umidi adem geldi. 

Ya'ni Al-i imran suresinde vaki' J>J\ ^ olii £>;'_, c~Ji y ^\ ^j^j ya'ni, 
(Al-Imran, 3/27) "Oliiden diri gikanr ve diriden dahi'olii gikanr" ayet-i keri- 
'mesinin ma'na-yi serifini bil! Ve olu, dirinin ziddi oldugunu isbata hacet yok- 
tur. IV. cildin 3622 numarali beytinden 3633 numarali beytine kadar gegen 
izahattan dahi anlasildigi iizere, olii halinde bulunan cemaddan, yanm hayat 
sahibi olan nebat, ve nebattan dahi iradesiyle miiteharrik olan hayvan ve 
hayvandan dahi irade-i kamil sahibi olan insan cikmaktadir. 

1018. 6kin ekici olan aaam ki, onun amban ho$iur, yokluk umidi iizerine mes- 
rur ve- ho§ degildir. 



MESNEVl-t §ERtF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Yokluktan varhk giktigimn bir misali dahi budur ki, ekinci bir sene ewel 
ekip bigtigi bugdayini ambanna doldurmus, ve yemis, bitirmi§, nihayet amba- 
n bos, kalmistir. Tekrar topraga tohumunu ekip hal-i ademde olan ekinin var- 
hk alemine cikacagi iimidiyle sevinir ve gonlii hos ve miisterih olur. 

c — ~*a iji\j _/* jT ^ j^~J tSj^j d\-Xjjj £ 

1019. 2,ua yokluk tarafmctan ne$v ii nema hulur. 6ger manaya vakif isen aula! 

Zira ekincinin ekini ve bugdayi yokluk tarafindan nesv ii nema bulup var- 
hk meydanina gelir. Eger ma'naya vakif isen, "yokluktan varhk cikar" dus- 
turuna tevflkan birgok esrar ve hakayik-i ilahiyyeyi anla! Mesela ayet-i keri- 
mede l$j£.i "^ '«£ iLJJb ^ ^ (En'am, 6/160) ya'ni "Kim ki bir iyilik ile ge- 
lirse o kimse igin, o iyiligin on misli vardir" buyrulur. yapilan iyiligin on 
misli hasene sahibine adem canibinden gelir. A'mal-i salihanin hepsi de boy- 
ledir; ve keza o kotii ameller tohumunu ekmek dahi bu diistura tabidir. 

1020. Sen fehm ve ranatm zevkini ve ihsani hulasin aiye dembeaem yoklukian 
mnntazusm. 

"Birr", iyilik ve ihsan ma'nasmadir. Ya'ni, sen meydanda olmayan anla- 
yismin ve rahattan hasil olacak zevkin ve iyiligin sana gelmesini, yokluk ta- 
rafindan bekleyip durursun. Malum olsun ki, buradaki "yokluk"tan murad 
adem-i mutlak degildir. Zira adem-i mutlaktan hicbir sey cikmaz. Bu "adem" 
adem-i izafidir. Ya'ni, heniiz kuwede olup fiile gelmemis olmak ma'nasma- 
dir. Mesela gekirdegin icinde bir agac. vardir. Fakat heniiz fiiliyat aleminde 
ma'dumdur ve yoktur. Her ne kadar alem-i ma'nada mevcud ise de alem-i 
surette yoktur. 

1021. liu sun agnaija izin yoktur, yoksa Bhhdz'i ^Bagdad- ederiim. 

"Ebhaz", Turkistan'da bir vilayetin ismidir ki, ahahsi mecusidir. Ba'zi nus- 
halarda Ebhaz yerine "Evhaz" vaki' olmustur. Bu da Huzistan'da havasi fe- 
na olan bir §ehrin adidir; ve Ebhaz sehrinden murad diinya, ve Bagdad §eh- 
rinden murad alem-i ervahtir. Nitekim Hz. Pir Divan-i iCeWrlerinde §6yle bu- 
yururlar: 



c^ga 



AHMED AVNl KONUK 

"Biz Hallac-i Mansur'un arbedesi ve nuktesi mevcud olmazdan evvel can ale- 
minin Bagdad'mda "ene'1-hak" na'rasmi vururidik. " 

Ya'ni, eger izn-i ilahi olaydi, varhgin yokluktan nasil ciktigim agik bir sy- 
rette tafsil edip Ebhaz §ehri gibi olan bu diinyayi Bagdad §ehri gibi olan er- 
vah alemine kalb ederdik ve bu diinya ehline Hakk-i hakikinin gaynna tapil- 
digini gosterip onlan vech-i bakiye tevcih ederdik. Fakat dar-i imtihan olan 
bu diinyada vech-i bakiden bu nikabm kamilen kaldinlmasma ruhsat yoktur. 
Bu miisahede ni'metine, Hakk'in kendisine gektigi kullar nail olurlar. Zira vii- 
cud-i mutlak-i Hakk'in meratibini ve bu meratibin vahdetini idrake her kulun 
isti'dadi miisaid degildir. 

1022. umdi L/iakk'm sununun hazinesi adem olur. jlira atalan demhedem 
ondan $ikanr. 

Yukanda dahi Izah olundugu iizere "adem"den murad, adem-i izafidir; ve 
adem-i izaf! esma-ilahiyyenin zilli olan a'yan-i sabitedir ki, bunlar ilm-i ilahi- 
nin suretleridir. Mesela bir ressam, resim levhasim harigte tasvir etmezden 
mukaddem o resmin sureti onun ilmindedir ve haricteki levha hal-i ademde- 
dir. Vaktaki ressam levhayi tasvir eder, bu levha ressamin ilmindeki suretin 
kendisi degil, aksi ve zilli olur. Binaenaleyh o ressamin sun'unun hazinesi bu 
ademdir.Bunun gibi Hak Teala hazretlerinin sun'unun hazinesi dahi adem-i 
izaf! mertebesinde a'yan-i sabitedir. Zira Hakk'in atalan ve ihsanlan anen-fe- 
anen daima o hazineden gikar. Nitekim ayet-i kerimede «L'G^ Ujup Vi *^i ^ of, 
rj L jji Mi dp Cj (Hicr, 15/21) ya'ni "Bizim indimizde'hazineleri'olmayan 
hicbif §ey yoktur, biz ancak o seyi kader-i ma'lum ile indiririz." buyrulur. 

1023. Jiak cMuhdi cjeldi ve CAiubdi o olur ki, asdsiz ve senedsiz ]er"i $ikanr. 

"ibda"', evvelce numunesi omayan bir seyi icad etmektir. Ya'ni, Hak Te- 
ala hazretleri Miibdi' olarak zahir oldu; ve Miibdi'in ma'nasi odur ki, asilsiz 
ve niimunesiz ve senedsiz ya'ni alat ve levazim-i in§a olmaksizin bu gordii- 
giimuz fer'i olan esyayi gikanr. Ya'ni asil olan Hakk'in viicud-i hakikisidir ve 
gordugumiiz bu esyanin viicud-i izaflleri o asl-i hakikinin fer'idir. 



MESNEVi-i SERfF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVf-5 ' 



(^ 



be c~ 



~J ^j U c— jJ c-~* (JU Jlu 



Varhk aleminin misali yok gorunuciidiir ve yokluk 
aleminin misali var goriinucudur 



1024. ^o/tu iw uc muhte$em gosterdi. Dan adem $ekli iizere gosterdi. 

"ihti§am", burada, hizmetcjler sahibi olan demektir ki, murad, hiikumdar- 
lar ve ashab-i servet ve samandir. Ya'ni, Hak Teala hazretleri, vucud-i izafi 
sahibi olup hakikatte ma'dum ve Hakk'in viicud-i hakikisi ile mevciid ve 
kaim olan birtakim hiikumdarlan ve ashab-i ginayi var ve muhtesem goster- 
di; ve kendi viicud-i hakikisini onlann vucud-i kevnisi ve izaflsi ile setr edip 
yok seklinde gosterdi. gafiller kendilerini var ve Hakk'i yok zannettiler ve 
"Hak nerededir, biz onu goremiyoruz, eger olsa idi goriir idik!" dediler. 

1025. r Denizi orttii ve koyiigii a$ikar eiti, riizgari orttii tozu gosterdi. 

Ya'ni Hak Teala hazretlerinin eltaf-i latif olan viicud-i hakikisini vucud-i 
izafi ile setr etmesinin misali, denizin beyaz kopiik ile ve latif olan riizgann, 
yerden yukan kaldirdigi toz tabakasiyla ortiilmesine benzer. 

^ jt -^' ji ^>y* ^f* j' -^b*- \jjt ji oUtw d!L>- 8jb. dy? 

1026. Loprak minare gibi, havaya sariltadir; toprak kendinden nasd yukanya 
$ikar? 

Mesela siklon ve tayfun denilen firtinalarda hava, kesif olan topragi ve 
suyu minare boyu yukekliginde yukanya kaldinr. Fakat nazar-i hiss! ile 
manzur ve mahsiis olan ancak toprak ve sudur. Onlann muharriki hava ol- 
dugu halde, kendisi kemal-i letafetinden dolayi goriinmez. Zira gerek toprak 
ve gerek su, kesafetleri hasebiyle hicbir vakitte yukanya cikamaz. 



G^^, 



AHMED AVNI KONUK 

1027. 61/ aid, yukariia to-pragi gorursun, havayi delil tarifinin gayn ile gore- 
mezsin. 

Ey nazan alii olan kimse, sen ancak kesif olan topragi gorursun, latif olan 
havayi goremezsin. Zira kesafet, letafetin hicabi olur. Gerci bu kesif topragi 
gordiikten sonra, eger delil ile ta'rif olunursa havayi da nazar-i akli ile idrak 
edersin. Fakat bu idrak dogrudan dogruya muharrik olan hava-yi latin" gdriis. 
gibi degildir. Bunun gibi bu kesif olan alem-i maddiyatin muharriki ve onun 
Kayyum'u viicud-i latif-i Hak'tir. Sen onu suver-i maddiyyatta miisahede 
edemeyip ancak vucudunu delil ile bilirsin, ya'ni delil olan maddiyati goriir- 
siin; ruhunun nazan alii oldugu igin, maddiyatin Kayyum'u olan viicud-i 
latif-i Hakk'i goremezsin. 

1028. DCo-piigu her iarafa gidici gorursun. DCopuk derydsiz munsaraf tutmaz. 

"Munsaraf", "insiraf" ma'nasinda masdar-i mimidir; ve "insiraf donmek, 
rixcu' etmek demektir. Ya'ni, deniz iizerinde bulunan beyaz kopiikleri her ta- 
rafa gidici ve donup dolasici bir halde gorursun. Tabiidir ki, kopugiin doniip 
dola§masi, denizin zati olmaksizin mumkin olmaz. 

1029. DCovugii his ile ve deryayi deMAen gorursun. jFikir gizli ve kiyl ii hal 
asihurlu. 

Kopiigii his goziiyle gorursun ve onun muharriki olan denizi de delile ba- 
karak gorup dersin ki: "Bu kopiik kendi kendine dola§maz. Binaenaleyh 
onun altinda denizin cereyam vardir; ve onun hareketi de denizin cereyani- 
na tabi'dir." Ve keza insanin fikri viicudunda gizlidir ve goriinmez. Fakat 
fikir elfaz kisvesine biiriinup zahir olursa asikar olur. 

(►-lib \j-> f jJ*j> %Jji j^-^Ij^j ^ oLil \j ^jij 

1030. O^fefyi ishat Zannettik; maiumu gorucii olan aoz tuttuh. 

Menfi ve hakikatte ma'dum olan izafi ve kesif olan viicudlan musbet ve 
var zannettik. Ancak bu ma'dum ve menfi olan viicudlan gdriicu olan his go- 

^^ 



MESNEVl-i §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

zuniin sahibi ve maliki olduk. Binaenaleyh, yokun viicudunu delil getirerek 
vann viicudunu isbata kiyam ettik. 

1031. Hiir floz ki, ona hir niias zahir oliu, hayalin ve yokun gaynni ne vakit 
floriir? 

"Niias", uykunun ibtidasina derler ki, pek dalgin olmayan uyku demek 
olur. Bundan murad, medluliin viicudunu delil ile idrak eden akil gozii demek 
olur. Ya'ni bir goz ki, dogrudan dogruya hakikati miisahede edemeyip, o ha- 
kikati idrak icjn delilin viicuduna muhtag olur. Bu goz hafif uykuda olan bir 
goz mesabesindedir. Binaenaleyh onun gordiigu §ey ancak hayal ve hakikat- 
te yok olan kesafet-i maddiyyat olur. Zira delil denilen §ey, medlul olan vii- 
cud-i hakikinin bir niimayismden ve gosterdigi hayalattan ibarettir. Maddi- 
yattan alem-i hakikati idrake cah§an feylesoflann sarf ettigi mesa! bos. bir 
zahmettir. 

1032. <$iihhesiz dalaletien hayran oli.uk. Qiinki hakikat aizli, hayal asikar oliu. 

Ya'ni, biz boyle maddiyattan hakayiki idrake cahstigimiz igin kavanin-i 
tabiiyye haricinde zuhur eden bir hali gordugumiiz vakit, §asinp hayrette ka- 
linz. Qunki hayal olan maddiyat hakikatin perdesi oldugundan, hakikat gizli 
ve perde olan hayal asjkar ve zahir oldu. 

j~*j jl C~<Li>- l)T iji Olfi Oj^- J&j jJjl JJUiJ dy? I j f-U- <jjl 

1033. Tiu aclemi nazaria nasd nash etti; o hakikati basaria nasd aizleii? 

Ya'ni, hakikatte ma'dum olan bu viicud-i kesif-i izaflyi Hak Teala hazret- 
leri, his gozlerinin ontine nasil dikti ve kendisinin o viicud-i hakikisini, his 
goziinden nasil gizledi? Hakikatin, hayal perdesi arkasinda saklanmasi ne 
kadar acib bir §eydir! 

1034. tSrtferin ey sihir Aokuyucu iisiad ki murizlere tortuyu saf gosterirsin! 

"Mu'riz", yiiz gevirici demektir. "Mu'rizler"den murad, alem-i ma'nadan 
yiiz cevirip, alem-i surete miiteveccih olan kimselerdir. Bu hitab-i tahsin Rab- 

^^ 



(gK^ AHMED AVNt KONUK 

bii'l-erbab Hak Teala hazretlerinedir. "Sihr-baP tan murad, hayali ve yoku 
var gostermektir. Ya'ni, "Aferin ey kevn ix mekan haliki olan Allah Teala 
hazretleri ki, sen ma'nadan yiiz gevirip alem-i surete donen kimselere tortu 
ve kopuk mesabesinde olan bu vucud-i izafl alemini saf ve nefsii'l-emrde 
mevcud gosterdin ve onlara hayalin vucudunu sabit gosterdin!" 

1 035. Sahirler iacirin onunde $abuk ay t^tami ol$erler, faide tutarlar. 

Malum olsun ki sihrin enva'i vardir. Bir nev'i de "simya" dedikleri bir 
ilm-i hafidir. Simya, birtakim hayallerdir. Ba'zi ameliyat sebebiyle hazirunun 
kuwe-i mutehayyilelerinde tasarruf etmekle hasil olur ve musiilat-i hayaliy- 
ye insanlarm hayalinde peyda olur ki, harigte onlann viicudu olmaz (Mat- 
lau'1-Ulum Mecmau'l-Funun) . Bu beyt-i §erifte beyan buyrulan sihir, simya 
nev'inden olan sihirdir. Ya'ni, "Sihirbazlar, tacirin onunde ay lsigini bir ku- 
ma§ §eklinde gosterip, ar§in ile kumas. olcer gibi olgup satarlar ve mukabilin- 
de para alirlar." 

g** <j^.£ ^>h ^j ^ i' ^ & g$ ^y oo -^iji (*■*-* 

1036. T^u turlu bukiim tQinde bukumden gumu$ kaparlar, gumus elden aitti, 
halhuki kirbas higtir. 

"Pig pic", bukiim iginde biikiim ve kivrim iginde kivnm ma'nasina olup, 
pek ziyade dola§mis, ve kivnlmis. olmaktan kinayedir. Ya'ni, sihirbazlar, sih- 
rin boyle kivnmi ve dola§ikligi iginde, tacirden gumus. parayi kaparlar; tacir de 
o hayale aldanir ve kuma§ aldigini zannederek para verir. Halbuki sihirbaz pa- 
rayi alip gittikten sonra, tacir bakar ki, kirbas meydanda yoktur, fakat para el- 
den gitmi§tir. "Kirbas", pamuktan ve ketenden dokunmu§ bez demektir. 

*ij>- >2j**j i-H^- 4 jl jl *j f-j^^ o^ ^" *— "•"" J^^" '-'W 5 *" o^ 

1037. Ilu cihan sihirbazdir ve biz o iaciriz ki, ondan olgulmus ay isigmi satin 
ahriz. 

1038. mahiabin nurundan sihirbazca acele kirbasi bcs yiiz arsm arsmlar. 

Ya'ni, bu diinya sihirbazdir ve biz insanlar dahi tacir mesabesindeyiz. 
diinya bize mehtab aydinhgi mesabesinde olan ezvak ve huzuzatini bir mak- 

9 



ggK^~ MESNEVf-1 §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

bul kumas ve meta' gibi arsm arsin satar ve mukabilinde giimiis para gibi 
kiymetli olan omurlerini ahr. 

1039. By yolcu, vaktaki senin omruniin gumu§unu ahr, giimiif gitti, kirhas yok, 
kese ho§! 

"Rehi", kul ve kole ma'nasina oldugu gibi, yolcu ma'nasina da gelir, iki- 
si de ma'naya miinasibdir. Ya'ni, ey kul veya ahiretin yolcusu, senin giinuis 
para gibi olan omriinii, diinya sana arsinlayrp sattigi ezvak ve huzuzat-i ha- 
yaliyye mukabilinde ahr. Vaktaki ecel giinii gelir ve gumiis. para mesabesin- 
de olan omriin biter ve viicudunun kesesinde omriinden bir §ey kalmaz. Ba- 
karsin ki, o aldigin haz ve zevk meta' ve kirbasindan higbir eser yoktur. 

1040. tIAgak ol! Sana, "By Uiu&a iifiirmelerden ve iiigiimlerden efgani" diye 

IXuI e&zii" okwnak lazundu. 

Ya'ni, ey yolcu, diinyanin sihirbazligindan agah ol da, "Ey Huda bu sihir- 
baz diinyanin sehhar olan nefesinden ve muntazaman dizilmis. olan suret dii- 
gumlerinden sana feryad ederim" diye "Kul euzii bi-Rabbi'1-felak" suresini 
oku! IV. cildin 31 78 numarah beytine musadif olan: 

[Ya'ni "Vaktaki seni bu bula§ik nehrin igine birakti, dembedem "Kul eu- 
zii "yii oku ve iifle!"] beytinde bu sure-i serife hakkinda izahat verilmi§tir; ve 
diinyanin sihirbazhgi bu beyti ta'kib eden ebyat-i §erifede dahi mezkurdur. 

1041. sahir kaiinlar dugiimlere okurlar, ey yartlim taleb olunmu§ olan, herd, 
ix mattan el-medeii 

"Berd ii mat", satranc oyunu istilahindan olup, burada hayat-i dunyeviy- 
ye oyununda maglub olmaktan kinayedir. Ya'ni, nitekim sihirbaz kadinlar 
diigiimlere birtakim kelimeler okuyup iifiiriirler. Bir sihirbaz kocakansi olan 
bu diinya dahi kendi hayalat ve alayisjyle sihir yapip bizleri maglub eder. "Ey 
yardim taleb olunmus. olan Hak Teala, bu maglubiyetten meded ve yardim 
taleb ederiz, diye Hakk'a niyaz et!" 



=£*&= 



AHMED AVNl KONUK 

1042. JZakin fiil dilinden dahi oku, zira ey aziz soz dili gevsektir! 

Ya'ni, bu sure-i §erifeyi yalniz soz dili ile okumak kafi degildir, onu fiil di- 
liyle de beraber oku! Zira ey aziz olan salik, soz dili gev§ektir. Fiil dili budur 
ki, abd bilciimle efal ve harekatim Hakk'in havl ve kuvveti dairesinde gor- 
mek ve kendi ef'alini ve iradesini mustakil gormemektir; ve kaffe-i halinde 
halka degil Hakk'a istinad etmektir. Bir kimsede bu zevk hali hasil olmayin- 
ca fiil dili dahi dogru olmaz; ve fiil dili dogru olmayinca soz dili de bittabi' 
gevsek olur. Lisan soyler fakat kalb, "Acaba te'siri olur mu?" der. 

-^j-^ J> Oi'j Jb J^i <tf *i*j** *- \J y *&*j j> 

1043. JZamdnede sana up yoldas vardir; o hiri vefa edici ve bu ikisi gadirlidir. 

Ya'ni, simdiki halde yasadigin miiddetge senin tig yolda§in vardir ki, biri- 
si vefakar ve diger ikisi vefasizdir. 

JUiJI j~~*- d\j C~~il_5 f j~» d\j JL>J C^>-j yH^j <1>IjLi (jX; Ol 

1044. birisi yaran ve digeri esya ve maldir; ve o ugindxsu vefa. edicidir ve 
giizel fiillerdir. 

Ya'ni tig yolda§in birisi dostlardir ve ikincisi esya ve diinya malidir ve o 
vefali olan ugimciisu senin giizel fiillerindir. 

jj£j b" JoJ jJJ\ JjTjL j_^«J jl Ojj-i jJIj JuU JU 

1045. tjMal seninle beraber kosklerden disanya aelmez. 'Dost gelir, fakat me- 
zara kadar gelir. 

JH-f- ^ <^j jl ±i£ >. J~t> -^J J*-' jjj \J <^yr 

1046. Uaktaki senin onunce ecel giinu gelir, dost kendi Kalinin dilinden der: 

1047. nr Buraya kadardir, ileri yoldas degilim, senin mezarimn basi iizerinde bir 
zaman dururum." 

Ya'ni, vefasiz yolda§lardan esya ve mal, sen oliip koskiinden di§anya gik- 
tigin vakit seninle beraber gelmez, o yine ko§kte kalir. ikinci vefasiz yoldas 



MESNEVl-i §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

olan dostlar dahi seninle beraber ancak mezara kadar gelir ve orada hal dili 
ile sana derler ki: "Bizim sana olan yolda§ligimiz i§te buraya kadardir. Daha 
ileriye gidemez, Icabrin icine beraber giremeyiz. Ancak biraz muddet rnezan- 
nin haricinde biraz durabiliriz." 

1048. Senin fiilin vefa eiicidir, onian melee' yav ki, seninle heraber lahiin 
ka nna kaiar aelsinl 

"Miiltehad", melee' ve siginacak mahal demektir. "Lehad", bir tarafa ma- 
il olan gukur demek olup, burada malum oldugu iizere mezar murad olunur. 
Ya'ni, senin fiilin senden ayn olmayan bir yolda§tir. Binaenaleyh, kabirde 
kendine o fiillerden siginacak bir yer yap ki, senin ile beraber mezann dibine 
kadar gelsin. 

cJi^.u 'a^Cu 'jLf. '^Jdi jj'ij ■ 'dUL.1 'm 'oir oij ju^n ujr oir ai c^. 

Mustafa (a.s.)in "Diri oldugu halde seninle beraber defn olunan 

bir karin lazimdir; ve sen olii oldugun halde onunla beraber defn 

olunursun. Eger kerim olursa sana ikram eder ve eger leim olursa 

seni sokar; ve bu karin senin amelindir. Guam yettigince onu 

lslah et!" kavlinin tefsiridir 



Jjj ijj J^p. jl j lij \j JjJ* jjI j# cif j~~i, ^ 

1049. Dmii 'iPeygamber hu iank icin huyurdu: "JAmelden daha vefali refik 
olmazl" 

Ya'ni, Peygamberimiz (aleyhi's-salatii ve's-selam) Efendimiz bu ahiret 
yolu igin buyurdu: "Insamn hayat-i dunyeviyyesinde yaptigi amellerden da- 
ha vefali bir yoldas ve reflki olmaz." 

^^ 

c 3» 



AHMED AVNl KONUK 

1050. Bjjer iyi olursa, eheii senin dostun olur ve efier kotii olursa lahiade sana 
[1052] . . 

yilan olur. 

Ef'al ve ahlakin alem-i berzahta birer suret iktisab edecegi II. cildin 1406 
numarasina musadif olan: 

[ya'ni "Bir siret ki, o senin vucudunda galibdir, o tasvir iizerine de ha§rin 
vacibdir"] beyt-i §erifinde beyan buyrulmu§tu. Ve Hakim Sena! hazretleri da- 
hi Zadu's-Salikin ismindeki risalesinde bu ma'nayi §oyle buyururlar: 

jyf KL. j\ ijj^ ^, ^A jyH3 CJji Jj~* JL y j J 

by y j£~p- C~»l 4iiy L 1>«^jI iSy* C~iv» -uiy ^5 

"£ger sen vakt-i nusurda kopek siretine mensub isen, kabirden vakt-i hasirde 
de kopek suretinde kalkarsm ve eger bu dunyada melek sifath olursan yann 
senin hasrinmeleklerle beraberdir. " 

itu, jl ^ j-b tfl j/" Oly ^ aU- .lj ji v~^ uO J^ J* 1 

1051. 61/ fca&a, tlogru i/ol<ia bu amcli ve keshi ustaisiz ne vakit yapmak mum- 
kin olur? 

iy iji\^j\ iLiji ^ gj» i_,j ^ju. ji *r ^j^r jjy- o_)i 

1052. JTllemde giden en asaai hir kesh, hifbir iistadin irsadi olmaksizin olur mu? 

Ya'ni, iyi amel islemek ve faideli kesb yapmak, mutlak bir iistadin ve bir 
mur§id-i kamilin telkini ile ve ta'limi ile miimkin olur. Zira bircok ameller var- 
dir ki, zahirde iyi gortiniir, fakat ic, yiizii kotudiir; ve sonra ba'zi ameller var- 
dir ki, zahiri cirkin goriinur, fakat ic. yiizii dogru ve guzeldir. Bunlan insana 
ancak insan-i kamil ta'lim eder ve amellerin ig yiizlerini gosterir. Hatta bu 
dunyada carl olan a'mal ve ef'alin ve kesbin en a§agisi bile bir iistadin ta'li- 
mi olmadikga ogrenilemez. Her kesbin birtakim incelikleri vardir ki, bunlan 
ancak o kesbin iistadi ve muallimi bilir. 

1053. Onun evveli ilimdir, ondan sonra ameldir; ia ki muhleiien veya ecelden 
sonra menfaat versinl 



<M^ MESNEVl-I SERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

kesbin evveli ilimdir; ondan sonra o ilim ile amel etmektir. Ya'ni her 
kesbin ve her bir san'atin ibtida ilmi ve nazariyesi ogretilir. Ondan sonra o 
ilim ameliyat sahasinda tatbik olunur ve o ilim tatbikat sahasinda mumarese 
gormekle kuvvetlenir; ve mumarese dahi muhlete ve miiddete tabi'dir. Bina- 
enaleyh ilim, miihletten veyahud muayyen bir muddetin inkizasindan sonra 
nafi' bir netice verir. Bunun gibi ilm-i hakikat dahi ewela taallum edilir, son- 
ra nefsinde onun ahkami tatbik olunur. Zamanlar gectikten sonra o ilmin 
zevki ve hakikati bir kimseye kendi nefsinde ve viicudunda mimkesjf olur. 

1054. Gy aktl sahipleri, hirfetierde onlarm ehlinden salih olan hervmden mu- 
avenet isteyiniz! 

Ey akl-i selime sahib olan kimseler, san'atlarda o san'atlann ehlinden ve 
fakat* salih ve kerim olan ustadlardan yardim isteyin! Eger o ogrenmek iste- 
diginiz san'atin iistadi bahil ve fasik olursa, o size san'atin dekayikim ogret- 
mez, sathi ma'lumat verir. Binaenaleyh taallumden bir faide goremezsiniz. 

1055. Gy har&esim inciyi saiefin i^inie iste ve fenni hiref erhabindan isle 1 . 

"tnci"den murad, ulum-i ledunniyye ve "sadef'ten murad, insan-i kamil- 
dir. Ya'ni, ulum-i lediinniyyeyi ve ulum-i haklkiyyeyi salih ve kerim olan in- 
san-i kamilden iste; ve huner-i suriyi dahi, yine salih ve kerim olan san'at er- 
babindan iste! 

1056. Gijer siz, nasihlan yoriirseniz insaf edin, talime mvbaderet edin, istinkaj 
etmeyin! 

Eger siz, sizden higbir menfaat beklemeyerek nasihat eden tarik-i Hak 
mur§idlerini goriir iseniz, onlan sair menfaatperest kimselere kiyas etmeyip 
insaf edin ve onlara teslim olup, ta'lime ba§layin, onlann huzurundan istin- 
kaf etmeyin! 

1057. Gger dibaflat vaktinde hir adam eski aiyse, efendinin efendiligini o nakis 
etmez. 



™^ 



AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, hayvan derilerini temizleyip dibagat eden kimse bu tathirat esna- 
sinda eski esvab giyse, o san'at sahibi olan efendinin efendiligini bu eski is. 
esvabi eksiltmez. isten farig olup temiz esvabmi giydikten sonra yine ev- 
velki efendidir. "Halak" (jk) , eski libas demektir. 

1058. Gger koriik vaktinie demirci eski giyse halhin oniinae onun intisami ek- 
sik olmaz. 

Ya'ni, demirci atesi koruklerken eski is esvabmi giyse halkin indinde onun 
haysiyeti haleldar olmaz; halk yine o san'at sahibine layik oldugu hiirmeti 
gosterir. 

1059. IZinaenaleyh kibir libasini tenden disariya $ikar, ogrenmek vaktinde zil- 
let libasi giy! 

Ya'ni, her san'at erbabi is. basinda eski piisktt ve zillet libasi giydigi gibi, 
ey tarik-i Hak saliki, sen de ilm-i siilukti ogrenmek istedigin vakit bu ilmin 
ameliyati esnasinda cisminden kibir ve azamet libasini gikar ve mur§id-i ka- 
milin huzurunda zillet ve meskenet libasini giy! "Melbes", masdar-i mimidir, 
"libas" ma'nasinadir. 

1060. Dlim ogrenir isen, onun yolu kavltiir. San'at ogrenirisen onun yolu fi- 



[1062] 



ilidir. 



Ya'ni, herhangi bir meslegin ilmini ogrenmek istersen onun yolu kavlidir 
ve soz vasitasi iledir. Fakat herhangi bir san'ati ve ameliyati ogrenmek ister- 
sen, onun yolu fiilen tatbikattir. 

1061. Jakr istersen bu sihhat ile kaimdir. CTVe senin iilin ne de elin ise gelir! 

"Fakr" hakkinda Abdullah Haflf (k.s.) buyurur ki: & CJ >ij £r*Si\ ^ y^\ 
ou^ji ya'ni "Fakr, imlakin yoklugu ve sifattan hurucdur. Ya'ni, fakir hicbir 
miilku kendi nefsine izafe etmez ve sifat-i be§eriyyenin hiikmii altindan ci- 
kar. Bu ma'nadan dolayi Ciineyd-i Bagdad! hazretleri Jiw ^_> ^Jk ^ ju& ya'ni, 

^m 



MESNEVI-1 §ERIF SERHi / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

"Fakir o kimsedir ki, hicbir mulkii kendi nefsine izafe etmez ve kendisi de 
kimsenin miilkii olmaz." buyurmu§tur. 

tste ey salik, sen bu ma'nayi tahsil etmek istersen bu meslek sair meslek- 
ler gibi kavli ve fiili degildir. Ya'ni, bunu tahsil hususunda ne dilin ve ne de 
elin dahli yoktur. Bu ancak miir§id-i kamilin huzuru ve sihhati ile hasil olur. 
Zira ruhun hassasidir.. Cismin bunda hicbir alakasi yoktur. 

^j j\ J>j j^ i 4 bj J 1 «^Wj 0W- •&\z~' 1>I J^b 

1062. Onun ilmini can candan ahr, ne defier yolundan ne de delilden almaz. 

Bir salikin riihu bu zikrolunan fakr ilmini mur§id-i kamilin ruhundan ahr. 
Yoksa kitab okumakla ve dilden lafiz vasitasiyla isitmekle almaz.. Ma'lum 
olsun ki, evliyaullahin bu fakr ilmi hakkmda yazdiklan kitablar vardir. Ez- 
ciimle bu Mesnevi-i geiifte birgok mebahis vardir. "Bu ilim bunlardan alina- 
maz mi?"* suali bi-hakkin varid olur. Fakir derim ki, kamillerin kitabi ve ka- 
millerin sozii onlann tasarrufat-i ruhaniyyeleriyle beraberdir. Eger bir salik 
bu ilmi bu kamillerin kitabindan ahrsa yine onun riihu, bu kamillerin ruhun- 
dan almis olur. Nitekim bu ma'naya binaenaleyh cenab-i Mevlana efendi- 
miz: -x£ ^ j^a ,s^ u ji ^~ ya'ni, "Bizden sonra Mesnevi §eyhlik eder." bu- 
yurmu§lardir. Fakat bu hassa alem-i surette ervah-i aliyyeleri mutasarnf 
olan ehassu'l-havassa mahsustur. Onlann madunlannda bulunan evliyamn 
ervahi bu tasarrufu yapamaz. Binaenaleyh onlann bu gibi asanni okumak- 
la tarik-i fakr tahsil olunamaz. 

1063. Cfizrci salikin kalhinde o rumuz var ise de, salike nenuz remix hilicilik 
yoktur. 

Ya'ni, kitab-i evliyayi okuyan salikin kalbinde her ne kadar ilm-i fakra 
muteallik rumuz ve istilahat mevcud ise de salike heniiz o rumuz ve istilahin 
hakikatini bilmek yoktur. 

1064. Onun kalhine onun §erhi ziya vuruncaya hilar. TZinaenaleyh. Diuda 
"Glem ne§rah" huyurdu. 

Bu beytin birinci misra'i yukanki beyte merbuttur ve onun mutemmimi- 
dir. "Ta" (f) edat-i intihadir. Ya'ni, ba'zi ariflerin kitabini okumakla veya soz- 



AHMED AVNl KONUK 

lerini onlann lisanindan dinlemekle bir salikin kalbinde her ne kadar ilm-i ha- 
kikatin rumuzu ve istilahati mevcud olur ise de, o rumuzun hakikatinin §er- 
hi, onun kalbinde ziya ve niir sacmcaya kadar, o ilmen ogrendigi remzi he- 
niiz o salik bilici degildir. Binaenaleyh Hak Teala 'Ajx* JJ ^^ jJ (in§irah, 
94/1) ya'ni "Ya habibim, biz senin sadnni §erh etmedik mi?" buyurup der: 

1065. DCi, senin sinenin i$ine serh vermisiz, senin sinenin i^ine, serh koymusuz. 

"§erh", lugatte kesfetmek ve beyan etmek ve vus;at vermek ma'nalanna- 
dir. Binaenaleyh "§erh-i sadr", sadra genisHk vermek, demek olur. Malum 
olsun ki, bu serh-i sadr ayeti Resul-i Ekrem hazretlerine hitaben miinzeldir. 
Fakat iimmet-i merhumesinden her bir kamilin bu serh-i sadrdan nasibi var- 
dir. Bu beyitlerde Hz. Pir efendimiz bu nasibe isaret buyururlar. Binaenaleyh 
fakrda ilm-i zevki, ancak serh-i sadr netice[sin]de hasil olur. Zira bu ilm-i 
zevki husulunde salikin mevhum olan varligi zail olup, nazannda Hakk'in 
varligindan ba§ka bir varlik kalmayacagindan, kendinin okudugu ve dinledi- 
gi ilimden hayalinde peyda olan ma'na dahi kalmaz. Bu bir haldir ki, tatma- 
yan bilmez ve ta'iif ile anla§ilmaz. Cenab-i Hak ciimlemize muyesser eylesin! 
Zira bu mertebeye vasil olan ehass-i kamilin *il\ _#» >*ji j iji ["Fakr tamam ol- 
dugu vakit i§te Allah'tir"] buyurmuslardir. Bu soziin ma'nasi idrak ile an- 
lasilmaz, ancak hal ile anla§ihr. 

J^ <^>yt iS^.i jl J£~ J&* l/^jl^ J' jy» y 

1066. Sen onu henuz hari$ten talibsin; sen siit kahism, nicin haskasindan siit 
sacjicisin? 

Sen henuz o ilm-i fakn haricten isteyicisin. Halbuki sen ilim sutuniin ka- 
bisin, nicm bu ilim sutunii baskasmdan sagicisin? "Mihleb", igine siit sagdik- 
lari kaptir. Ve "halib", siit sagici demektir. Hz. Pir efendimiz FlhiMi Fih'in 9. 
faslinda buyururlar ki: "Bilctimle ameller adamin tiynetinde ta'cin oldugun- 
dan, ruhu mugayyebati gosterir. Fakat o ruh cismin ahkamiyla muhtelit olun- 
ca o hassiyet ve o ilim ondan aynlir. Enbiya ve evliya ancak o evvelki hali 
miizekkir olurlar. Yoksa onun cevherine yeni bir §ey koymazlar." Ve ilm-i le- 
diin Hakk'in ruha vaki' olan tecellisine miistenid oldugundan, insan bu ilim 
siitiiniin kabi mesabesindedir. Binaenaleyh bu siitii baskasindan sagmaga ha- 
cet yoktur. Bu ma'naya binaen cenab-i Pir efendimiz Flhi Mi Fih'in 13. fas- 



S^Jgp 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • "^^ 

linda §6yle buyururlar: "Sizin dahi bu sozleri kendi batininizdan isftmenizi 
Hak'tan iimid eyleriz. Zira mufid olan odur. Eger harigten bin hirsiz gelse, on- 
lara igeriden bir hirsiz muavenet etmedikge kapiyi agamazlar. Haricen bin soz 
soylersin, batmen musaddik olmadikca faide vermez ilh..." 



1067. Senile kenarsiz siit fesmesi vardir. Sen ni$in camur legeninden siit igersin? 

"Tegar", gamur legeni ve peymane ma'nalannadir (Burhan ve §emsii'l- 
Ltigat). "Kenarsiz sut ge§mesi"nden murad, viicud-i mutlak-i Hak'tir. Ya'ni, 
senin hiiviyetin viicud-i mutlak-i Hak'tir; ve senin rimunun o viicud-i haki- 
kiye keyfiyetsiz bir ittisali vardir. Nitekim IV. cildin 763 numarali beytinde 
§6yle buyrulmus idi: 

["Nasin Rabbi ile nasin ruhu arasinda keyfiyetsiz ve kiyasa gelmez bir bir- 
le§me vardir"] Bu babdaki izahat orada gegti. "Qamur legeni"nden murad, 
cism-i be§eridir. Ya'ni, nigin gamur legeni mesabesinde olan e§hastan ilm-i le- 
diin ogrenmeyi istiyorsun? Halbuki sende ilm-i lediin siitiiniin menba'i olan 
viicud-i hakiki gizlidir. 

1068. Gy cjol, senin denize hir menjezin vardir. golden su istemekten uianl 

"Menfez", mahall-i niifuz demek olup murad, ruhtur. "G61"den murad, 
kalbdir. Ya'ni, ey kalb sahibi olan insan, senin viicud-i hakiki deryasinda bir 
menfez olan ruhun vardir. Baskasimn kalbine varid olan ilm-i lediinni su- 
yundan isteme! Belki ilm-i lediinni suyunu o deryadan iste! 

1069. x,ira Slem ne§rah" senin serhin degil midir? CMfin tekrar serh isieyi- 
ci ve dilenici oldun? 

"Baz" kelimesi ikinci misra'a merbuttur. Ya'ni, her talib-i Hak olan kim- 
senin Resul-i Ekrem hazretlerine hitab buyrulan ifjlu* JJ '^/H jJ (in§irah, 
94/1) [ya'ni, "Biz senin sadnni serh etmedik mi?"] ayet-i kerimesinden bit- 
tabi' nasibi vardir. Ey talib-i Hak olan salik, bu "Biz senin sadnni §erh etme- 



gg&r®- AHMED AVNl KONUK 

dik mi?" hitabi senin sadnmn serhi ma'nasmda degil midir? Boyle iken nicin 
tekrar sundan bundan §erh isteyici ve ulum-i ledunniyye dilenici oldun? 
"Gedye-saz", vasf-i terkibi olup sual edici ve dilenici ma'nasinadir. 

1070. 'Hahninia kalbin serhine hah ta ki "Xa tubsirun'un tanesine qelme- 

[1072] 3 

yesinl 

Bu beyt-i §erifte sure-i Zariyat'ta olan £' ^S~^\ ^ u£y& oy j>p ^ j 
'dj'jjj ya'ni, (Zariyat, 51/20-21) "Yeryuzunde mukihin fcin ayetler vard'ir 
ve 'sizin nefsinizde de vardir, gormuyor musunuz?" ayet-ikerimesine i§aret 
buyruluyor. Ya'ni, Hakk'in viicudunun ve ihata-i zatiyyesinin alametleri, 
ikan sahipleri icin yeryiizunde mevcud oldugu gibi sizin nefsinizde de var- 
dir. Siz bunlan gormuyor musunuz ki, kiminiz zat-i uluhiyyeti gokte ve ki- 
miniz viicudunuzun haricinde, surada burada anyorsunuz? demek olur. Ve 
bu ayet-i keiimede idraklerini su-i isti'mal eden kullar hakkinda ta'n ve te§- 
ni' ma'nasi vardir. Cenab-i Pir efendimiz bu ta'n ve tesni'den tahzir icin bu- 
yururlar ki: "Ey salik sen viicudunun icjnde bulunan kalbin viis'atine bak ve 
idrak-i maani hususundaki genis. isti'dadim gor de, Hak Teala hazretlerinin 
zikrolunan ayet-i kerimedeki ta'n ve tesnt'ine ma'ruz kalma!" Hind niisha- 
lannda ojj^s N yerine o Jr ^. M vaki' olmustur. Bu surette sure-i A'raf'ta va- 
ki' olan Oj^-1' Si JJbj jlJi dj'}^. '^\)'j (A'raf, 7/198) ya'ni "Ey habibim, sen 
onlarin sana nazar ettiklerini gorursiin, halbuki onlar gormezler" ayet-i ke- 
rimesine i§aret buyrulmus. olur. Ve bu ayette dahi kalb gozii kor olanlara ta'n 
ve tesni vardir. Nitekim bu babdaki izahat IV. cildin 3465 numarali beyt-i 
§erifinde gecti. 

°f£i 'J*'s ["0 sizinle beraberdir"] ayet-i kerimesinin tefsiri hakkindadir 



Bu ayet-i kerime sure-i Hadid'de vaki' olup tamami sudur: ofjUJi jii- </ ill j* 



MESNEVt-t §ERfF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVf-5 • 

^J OjLj u, iiij °^k C 'j, 'f&, 'J*'j Lfci 'j-'ju (Hadid, 57/4) Ya'ni "Ve oyle Al- 
la'hii Zulcelal'dir ki, gokleri ve yeri alti devrede yaratti; sonra ar§a mustevi ol- 
du. Arza giren §eyi ve arzdan gikan ve gokten inen geyi ve goge uruc eden 
§eyi bilir; ve nerede olursaniz o sizinle beraberdir ve Allah Teala yaptigimz 
§eyi daima gorikudur" 

jJj ji Ci\j <-J t^y*- (_£«■* y _r* <-^j* J- ^J ^ J> "V" t — ^ 

1071. Senin hasinm tepesi iizerinie ekmek iolu hit sepet vardir, sen ise kapi 
kapi ekmek. kirinhsi istiyorsun. 

"Fark" (<i>), bas tepesi; "leb-i nan", ekmek kinntisi demek olur. Ya'ni, ey 
kimse, Hak her yerde seninle beraber oldugu halde, Hakk'i bulacagim diye 
kapi kapi dola§ryorsun. Senin halin, ba§inda ekmek dolu sepet var iken, ka- 
pi kapi dola§arak ekmek parcalanm dilenen kimsenin haline benzer. 

tij- 5 y y. U- i>j J- 5 j-> jj <-$j-" "j^- J* g=4 ^jr -r" j- 3 

1072. ^Jiendi hasina dolan, sersemligi huak, Cjit goniil kapismi cal, nig-in her 
kapidasm? 

Ya'ni, hadis-i §erifte «o ■-V & *~* <-V a* ya'ni. "Nefsini bilen muhakkak 
rabbini bildi." buyrulmus, oldugundan git, goniil kapisini gal da, Hakk'i ken- 
di viicudunda bul! Sersemligi birak! Onu haricte arayarak §unun bunun ka- 
pisini calma! Beyt-i Yunus Emre (kuddise sirruhu): 

Dervi§lik bastadir tacda degildt 
Kizditmak oddadir sacda degildir 
Ararsan Mevla 'yi kendinde ara 
Kudus' te Mekke'de hacda degildir 

jfr <-A j d\j jij lj+ j\ J>\J> yr >-J ti\~> ^y\j>k 

1073. \Dizine kadar irmagm suyu i$indesin. Sen kendinden flafilsin. Tiundan 
ve onian su isieyicisin. 

Birinci misra'daki "ab-i cu", terkib-i izaf! ve ikinci misra'daki "ab-cu" 
vasf-i terkibidir. "Ab-i cu"dan murad, ilm-i haktki irmagidir. Ya'ni *u u *^\ & 
-uu j\ <di ^ kJH-\ ^b o^ii ui^ owj\ ya'ni "Kim Allah'a ihlas ederek kirk 
sabaha dahil olsa, onun kalbinden lisamna hikmet pinarlan zahir olur." ha- 
dis-i §erifi mucibince, sen dizine kadar hikmet ve ilm-i lediin irmaginin igin- 



AHMED AVNl KONUK 

desin; sen ise kendinin bu isti'dadina gafilsin. ilim ve hikmeti §undan bun- 
dan ogrenmege cabalayrp durursun; ve ilm-i hakikinin menba'i Zat-i Hak'tir 
ki, ".k^ iji. js; Z\ Ui (Fussilet, 41/54) [ya'ni "Bilesiniz ki, her §eyi ku§at- 
mi§tir"] ayet-i kerimesi mucibince her §eyi kaplamis. ve ihata etmi§tir. 

1074. Oniinde su ve arkanda da mededli su vardir. Cjozlerin oniinde sed ve ar- 
kasinda da sed vardir. 

Binaenaleyh senin hem oniinde ve hem de arkanda yardimh su oldugu 
halde, senin hem goziiniin oniinde ve hem de arkasmda sed ve duvar vardir. 
Bu duvar senin gormene mani' olur. 

jS- v-i J4 s-l ^ ^ *~* f v-l u->j> &J y-J v-> 

1075. <S%t uyltiflu alhnda, haihuki binici at arayicutir. "Ilu nedir?" S%t! "Xa- 
kin, at hani?" dedi. 

Senin halin ona benzer ki, bir siivari ata binmis. oldugu halde, ati aramak 
kasdina dusmii§tur. Birisi cikip ona dedi ki: "Yahu bu altindaki nedir?" Sii- 
vari cevaben: "Attir, fakat at nerededir, gdrmuyorum!" dedi. Iste Hak Teala 
Kur'an-i Kerim'inde bilciimle e§yayi muhit oldugunu beyan buyurdugu ve 
'jMJi'j '^iwij '^(j J jSi ^ (Hadid, 57/3) ya'ni "Evvel O'dur, ahir O'dur, zahir 
O'dur, batin O'dur" ayet-i kerimesi bu ihatayi acik bir surette gosterdigi hal- 
de, bir kimsenin viicud-i Hakk'i aramasi, tipki altinda at oldugu halde, ati 
arayanin haline benzer ve ona bu ayetler gosterilse, bunlan te'vll edip: 
"Evet, bu ayetlerin Kur'an-i Kerim'de oldugu ma'lumdur. Fakat ben Hakk'i 
istiyorum ve anyorum!" deyip durur. Esasen Hak'tan bir zerre ayn degildir 
ve her zerre Hakk'a vasildir. Fakat aradaki sed, insanm kendi viicud-i mev- 
humudur. 

imdi bu hal, gafil miitedeyyinlerin halidir. Dinsizlerin haline gelince bun- 
lardaki gaflet daha kesiftir. Gormedigimiz Allah'i kabul etmeyiz derler. Fakat 
gormedikleri "esir"den bu esya-yi kevniyyenin viicudunu gikanrlar; ve eslr- 
den suur ve idraki selb ettikleri halde, kendilerinde suur ve idrak tesbit eder- 
ler. Halbuki fennen yoktan var cikmaz ve var dahi yok olmaz, derler. Bina- 
enaleyh fen diisturuna mugayir olarak hadd-i zatinda mevcud olmamasi la- 
zim gelen suur ve idraki yoktan cikanp, kendi varliklannda isbat ederler. Ne 
biiyuk gaflet ve tenakuz-i fiilidir. 



MESNEVt-1 SERIF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • "^^ 

1076. "Diey!. ISu senin alhndaki ai zahir degil miair?" dedi. "Bvet, lahin hir 
ah muhahhah him aoraii? 

Ya'ni, mesela sualci te'kid edip, "Yahu bu senin altmda at zahir ve mey- 
danda dep midir?" dedi. Siivari, el-an gafletinde devam edip: "Evet, fakat 
benim aradigim ati kim gdrdii?" diye cevab verdi. Ve keza Hak viicud-i mut- 
lak tir. Bu vucud kendi zahir ve esyayi muzhirdir. Binaenaleyh goziimuzu 
acUgimiz vakit, etrafimizda, varhktan ba§ka bir §ey goremeyiz. Fakat bizim 
aklimizin gozii suret gormege ahsmis oldugu igin, Hakk'i suretler gibi gormek 
isteriz. Bu gafletimizden haberimiz yoktur. Vucud hakkindaki izahat I. cildin 
6 1 numarasina musadif olan: 

[ya'ni "Biz yoklanz ve bizim varliklanmiz da yoktur; Sen fan! gosterici bir 
vucud-i mudaksin!"] beyt-i senfinde gegti. 

1077. Suyun mestidir ve o, onun yuzii oniindedir, su i$indedir; halhuhi o ahia 
sudan hi-haberdir. 

Bu beyt-i serif, tavzih-i ma'na igin bir misaldir. Ya'ni, mesela bir kimse su- 
yun asiki ve mestidir ve su dahi onun muvacehesindedir. Su icinde oldugu 
halde, akici sudan gafildir. Vucud dahi boyledir. 

j* u^-r 1 C^J 'J* °'j ^ ^ J* ^^J 1 c5 -' J J^JJ^r ^-"^ 

1078. liir seyin sarhosudur, halbuki o sey onun uiizii oniindedir. sey den ve 
hendinin serhinden dahi hi-haher dir. 

Ya'ni, bir kimse, herhangi bir seyin mesti ve a§ikidir ve asik oldugu §ey 
dahi muvacehesinde durur. Fakat yiiz ve elleri goziinun oniinde duran ken- 
di ma'sukundan bi-haberdir; ve kendinin ke§finden dahi gafildir. Ya'ni ken- 
disinde ma'sukunu ke§fetmek ve bilmek hassasi mevcud oldugu halde onun 
da farkinda degildir. 

1079. r Denizde cjevher cjibidir hi, n(r Deniz nerede?" der ve o sadef gibi olan ha- 
yal onun luvandir. 



: AHMED AVNt KONUK 

Bu beyt-i sertfte, vucud-i mutlak-i Hak "derya"ya ve insan "inci"ye ve in- 
sanin hayali de incinin "sadef'ine tesbih buyrulmustar. Ya'ni, viicud-i haki- 
ki deryasindaki insan, o vucudda miistagrak oldugu halde, onu arayip "Ne- 
rededir?" der. Zira onun Hak hakkindaki hayali, incinin sadefi gibi, kendisi- 
n'e deryayi gostermege hicab ve duvar olmu§tur; ve onun hayali, Hak, mev- 
cudatin haricinde oldugu merkezindedir; ve bu hayal ile Hakk'i tenzih ettigi- 
nizanneder. 

1080. "0 neredelir?" derrick, onun tucabi olur. Onun flune§inin ziyasinin bu- 
lutu olur. 

Ya'ni cemi'-i zevat-i esya vucud-i Hak'ta miistagrak iken, bir gafilin, "0 
nerededir?" demesi, onun hicabi ve perdesi olur. Zira Hakk'i e§yanin hari- 
cinde ve gaib hayal etmistir; ve bu gaflet vucud-i Hak gunesinin ziyasinin 
bulutu olmustur. Viicud-i Hak gunesinin ziyasi mesabesinde olan sifat ve es- 
masi Adem'de mutecellidir. Gafil olan kimse, Hakk'i haricte aradigi igin onun 
bu gafleti ve aramasi bu ziyalara bulut ve perde olmustur. Ciinki o gafil bun- 
Ian kendi vucudundan peyda oldugunu zanneder ve aynca da Hakk'i arar. 
Beyt-i Misri-i Niyazi (k.s.): 

Oyle samrdim aynyim, dost gayndir ben gaynyun 

Ben tasrada arar [dim, ol can icinde can imis 

1081. Onun gozuniin hayi bahi kotU gozudiir. Onun seMinin refinin aym 
onun sedli ohnu§lur. 

Malum olsun ki, insanda.be§i zahir ve besi de batin olmak iizere on ha- 
vas vardir. Bunlara "mesair-i a§ere" derler. Bu havassin her biri kendilerine 
mahsus olan idrakat tarafina teveccuh ederler; ve kalbin teveccuhu de bit-' 
tabi' bu idrakat tarafina munkasim olur. Bu surette onun basar-i basiretinin 
bagi ve perdesi kotu ve yanlis. goriicii bir goz olan zahiri gorendir. Zira za- 
hir gozu keserata miiteveccih ve salikin kendisinin kendiligi mevcud iken 
miisahede-i vahdet hasil olmaz. Binaenaleyh bir kimse havassi idrakat-i 
muhtelife tarafina miiteveccih iken, "Ben perdeyi kaldinp Hakk'a miitevec- 
cih oldum," dese,- onun bu iddiasmin "ayn"i, onun basiret goziiniin seddi 
olur. 



MESNEVt-1 SERlF SERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

1082. Onun kulaQinin haiji dahi onun akltdir. iJAklim Diahk'a tut! By onun 
medhu§u! 

"Medhus", miitehayyir olmak ma'nasina olan "dehset" masdanndan 
ism-i mef'ul olup "mutehayyir" ma'nasinadir. Ya'ni, bu gafilin kulagvnm ba- 
gi ve perdesi de onun aklidir. Zira onun akh keserat tarafina miiteveccihtir 
ve her tarafa taksim olunmustur. Ey Hakk'in miitehayyiri olan kimse, akh- 
m tefrikadan topla da kamilen Hakk'a tut!" 



kill* \+i* ilj <j\ ^ *UI J>\-±$ f y^\ <4 cJiju j* j ^j--». jJL- 

Aleyhisselam'in "Bir kimse gamlarmi bir gam kilsa, Allah 

onun sair gamlanna kifayet eder ve bir kimse gamlarmi 

miiteferrik kilsa Allah kayirmaz onlardan herhangi bir 

vadide helak olur" kavlinin tefsiri hakkmdadir 



oU y - oT ' t j ijjj ^ ot^- j. iS^/ gjf b dry 

1083. JTlhlini cihetlere tevzi eyleiin; turrehdt hir yapraga deymez! 

"Turrehat", ma'nasiz bos sozler demek olur. Avam, "sagma sapan" ta'bir 
ederler. Ya'ni, "Ey salik, sen akhni muhtelif cihetlere dagittin ve havass-i za- 
hire ve batineni her birinin kendisine mahsus olan idrakatiyla mesgul ettin. 
Halbuki bunlann higbirisi bir yapraga ve bir buluta degmez. 

jL«J L$J** -^J ^J^~ '■— ~ *~~»j£ *--^l \\>- yt-J -ft wLio ^ \j L j^-ft <~?>i 

1084. JAkd suyunu her Aikenin kokii geker. Senin aklinin suyu meyve tarafi- 
na nasd eri§ir? 

Bu beyt-i serifte; cism-i beser "bostan"a ve idrakat-i havas "dikenler"e ve 
nefsani olan kuvvet dahi bu dikenlerin kokune ve ruhun kuvveti dahi "mey- 

^^ 



AHMED AVNl KONUK 

ve"ye te§bih buyrulmu§tur. Ya'ni, cism-i be§er bostanina yagan akil suyunu, 
idrakat-i havastan her birinin kokii olan kuva-yi nefsaniyye geker ve emer. 
Binaenaleyh bu akil suyu kuva-yi ruhani tarafina vasil olamadigindan o kuv- 
vetler ne§v iX nema bulamaz. 

1085. JAgah ol, o hJotii dali vur, onu uzaklashr! I^u latif dala su ver, onu ye- 
ni et! 

"Hav kerden", "kenden" ve "dur kerden" Ya'ni koparmak ve uzakla§tir- 
mak ma'nasinadir (BurMn ve $emsu'l-Lugat) . Ya'ni, "Agah ol, akil suyunu 
geken o kotii kuvve-i nefsani dalini vur, onu kopar ve uzakla§tir! suyu, bu 
latif olan kuvve-i ruhani dalina ver! Bu cisim bostamnda onu ter u taze yap!" 

yS ^.Jj d\j\ Jklj iyi. jS £j j£ &\aj Jl Uy~. p j* 

1086. TSu zamanda her ikisi de yesildirler; sona bah, hi bu bdhl olur, ondan 
meyve biter. 

§imdi bu hayat-i diinyeviyyede, hem kuvve-i nefsaniyyenin ve hem de 
kuwe-i ruhaniyyenin her ikisi de yegildir; ve her ikisinin de hiikmii caridir. 
Fakat sonunda suri oliim vasitasiyla bu nefsani kuwet soner ve yesjlligi bi- 
tip batil olur. Halbuki o kuvve-i ruhaniyyeden hem bu alemde ve hem de 
alem-i berzahta a'mal-i hasene meyvesi nesv u nema bulur. 

f *-Jlj ^ ^Tlj 3 j (\y~ I/J5U- \j jjl Q J\ 

1087. TSagm suyu buna helal ve ona haramdir. Jarki sonunda aoriirsiin ves- 
selam! 

Cism-i beser bagmin akil suyu bu kuvve-i riihaniye helal ve kuvve-i nef- 
saniye haramdir. Sen bu ikisini sulamanin farkini sonunda, ya'ni mevt-i ih- 
tiyari ile bu alemde veyahud mevt-i lztirari ile alem-i ahirette gdriirsiin. 

IjjU- Oib <_>! ijj *^- jJJi IjjUf^il o <_jl iy, *s>r J-Xp 

1088. JAdl ne olur? tSftgaglara su verici olmakhr. jlulum ne olur? r Dikene su 
vermektir. 

Ya'ni, adlin ma'nasi, faidesi olan i§i istemektir; ve zulmiin ma'nasi faide- 
siz bir isj yapmaktir. Binaenaleyh, meyve veren agaclan sulamak adldir; ve 



&$&*■ MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVt-5 • 

muzir olan dikenlere su vermek ise zuliimdiir. Zira "zuliim", liigatte bir seyi 
mevzi'inin gaynna koymaktir. "Adl", ise bir §eyi yerine koymaktir. 

1089. £%& hir nimeti yerine koymaktir. Dier hir su cekici olan kok icin defill! 
Adl, her bir suyu geken koku sulamak degil, bu su ni'metini layik bir ma- 

hal olan meyve verici agacjann kokiine koymaktir. 

1090. JZuliim ne olur? liir na-mevzi'e kovmakhr ki, heladan haskasina hir 

[1091] , % , " 

menba olmaz. 
Ya'ni zulmiin ma'na-yi liigavisi, bir seyi mahallinin gaynna koymaktir ki, 
bu ma'kus koyma, beladan baska bir seye menba' olmaz. Mesela gazilerin 
eline silah vermek adldir. Fakat esfoyanin eline silah vermek bir bela men- 
ba'i ihzar etmek demek oldugundan, zuliimdiir. Bunun gibi akil suyuyla nef- 
sani kuvvetlerini sulayip onlann ne§v ii nemasina hizmet etmek, bir §akinin 
eline silah vermek mahiyetinde olur. 

a J" J-. 3 j^-j j,^".J 4i J^J ^ L> J^ C ~° J " 

1091. Uiakk'm ni'metini cana ve akla ver! jLahu ve dtLgum Aolu olan tab a 
LgiV. 

"Zahir" (^j) , sjddetle nefes almak ve nale etmek ve kann agnsi ve ishal 
ve dizanteri demektir. "Girih", diigiim ma'nasinadir. "Zahir" ve "girih"ten 
murad, burada hayvanhk tab'imn iiziinttilti emelleri ve kordiigiim mesabe- 
sinde olan huzuzat ve telezziizatidir. "Ni'met-i Hak"tan murad, irade ve kud- 
rettir. Ya'ni, "Ey salik bu hayat-i diinyeviyyede Hakk'in sana bir ni'met ola- 
rak verdigi irade ve kudreti canina ve aklina sarfet! Hayvanhk tabiatimn ka- 
nn agnsi mesabesinde olan iiziintulu emellerine ve kordiigiim mesabesinde 
olan onun huztiz ve telezziizatina sarfetme! 

1092. Qamvn cengini tenin iizerine yuklet! can cekismeyi kaVb ve can iizeri- 
ne hoy! 

Miicadele-i hayat gamini ancak cismin iizerine yuklet, o senin can gekis- 
meni kalbine ve ruh-i insaninin iizerine az yuklet! Ya'ni, bu alemde cismin 



Ppr^ AHMED AVNt KONUK 

ihtiyacati da vardir; fakat o ihtiyacatin tedariki igin yapacagin miicadelattan 
ancak cismin miiteessir olsun! Yapamadim, edemedim, diye kalbini ve cani- 
ni 50k miiteessir etme ve mucadele gamini kamilen bunlara yiikletme! Cis- 
min idare olmakla beraber kalbini ve ruhunu genis tut! Onlann ezvak-i 
ma'neviyyelerine mani' olma! 

1093. ~$tik ve dengi Usanin ha§i uzerine konulmu$ e§ek ye$illikte $ijte vurur! 

"Teng", esek uzerine yiikledikleri "yiik dengi" ma'nasinadir. "Merg-zar", 
yesillik; "sikize" ve "iskize", hayvamn gifle atmasi ve sicramasi demektir. 
Ya'ni, ne yapahm hikmet-i ilahi olarak bu diinyada cisim yiikiinun dengi Isa- 
yi ruhun basi ustiine konulmustur. cismin ihtiyaci da vardir. esek mesa- 
besinde olan cisim bu diinya yesilligi icinde kendi arzulanm isteyerek gifte 
atip durur. Fakat sen onun sicramasina ve gifte atmasina gok ehemmiyet ver- 
me ve onun arzulanna pek kulak asma, Isa-yi rtiha hizmet et! 

C~~J Ja^i J! j\ J~*r \j Ji jlT C~*~J Js^-i dijf J.£ ji \j 4*s* 

1094. Siirmeyi kulaga yapmak §art degildir. DCalhin i§ini cisimden istemek sad 



Ya'ni, siirmenin mahalli gozdur, kulaga siirme gekmek caiz degildir. Siir- 
me kulaga suruliirse siirmeye zuliim olur. Binaenaleyh her isi ehlinden iste- 
mek lazimdir. Terziden mi'marlik beklemek abesoldugu gibi, kalbin isini ve 
amelini de cisimden beklemek ve istemek abes olur. 

1095. Bger goniil isen, git nazar et, horluk cekme ve eger ten isen, §eker icme 
ve zehir tat! 

Ey salik, eger goniil isen ve mertebe-i kalbe vasil oldun ise, git diinyaya 
naz et ve onun huzuz ve lezzati ve umuru igin zillet ve horluk oekme! Ve eger 
ten isen ve heniiz cismaniyet mertebesinde isen, bu diinyanin lezzetlerini ve 
hazlanm yeme ve igme ve onun zehrini tat ve cefalanna katlan! 

iX> ^ -Lib *S" jm jLj* Jt Oj -isi J C~~*iU \j j, ytj 

1096. Cisme zehir nafidir ve seker fenadir, ten heman daha iyidir ki meded- 

si.y n/o' 



™^ 



MESNEVt-I §ERlF §ERHl / IX. GlLT • MESNEVl-5 • 

Cisme bu dunyanin zehri ve onun isteklerine ve arzularma karsj zehir gi- 
bi olan mucahede ve riyazat nafi'dir ve faidelidir; ve bilakis dunyanin cisme 
seker gibi tath goriinen hazlan ve lezzetleri fenadir. Cismin kendi heveslerine 
ve arzulanna kar§i bir yardim gorememesi, hakkinda daha hayirlidir. 

J^j y f >* ^ji Ji J^ r^J c — jS &■>* f>* 

1097. Cehennemin odunu cisimdir, onu ehsik yav; ve eger yeni odun hiierse onu 
ho-par! 

Ya'ni, cismin mayasi ayn-i cehennem olan alem-i tabiat ve anasirdandir. 
Binaenaleyh o cehennemin odunudur. Cehennemin ate§i onun kuwetlen- 
mesiyle siddet kesb eder. Binaenaleyh onun kuwetini ve nesv ii nemasini 
eksilt ve gider; ve eger onun kuvvetleri ve sifatlan yeniden nesv ii nema bu- 
lursa, onun gall girpi gibi olan bu sifatlanm mucahede ve riyazat vasitasiyla 
kopar! 

1098. Ue yoksa odun hamali olursun odun; her iki alemde 13u JZeheb in esi 
gibi olursun. 

"Ciift-i Bu-Leheb"den murad, Ebu Leheb'in kansi olan Ummii Cemil'dir. 
Bu beyt-i §erifte "Tebbet yeda Ebi Leheb'in ve teb" sure-i §erifindeki ^vG 
U^\ iJu^ (Tebbet, 111/4) [ya'ni "Onun kansi da odun hammahdir. Boynun- 
da hurma lifinden ip vardir!"] ayet-i kerimesine isaret buyrulur. Bu ayet-i ke- 
rimenin ma'na-yi i§arisi III. cildin 1659 numarasina miisadif olan: 

["Ebu Leheb'in kansmin sirti iizerinde odun dengini gordu; "0 odun ha- 
mali!" dedi.] beyt-i §erifinde gecti. Burada tekrari zaiddir. Ya'ni, eger cehen- 
nem odunu olan cismin sifat-i nefsaniyyesini eksiltmez isen, odun hamali 
olursun! Dunyada ve ahirette Ebu Leheb'in e§i ve kansi olan Ummii Cemil gi- 
bi olursun. 

1099. 6y delikanh, her ne kadar her ikisi de yesil olurlar ise de, Sidre'nin da- 
hni odundan iani! 



=#P? 



AHMED AVNl KONUK 

"Sidre", lugatte, Arabistan'da biten bir agacin ismidir ki golgesi gayet ko- 
yu ve latif olur. llm-i tasawufta, vucud-i zillinin ibtidasi ve vucud-i hakiki- 
nin libas-i gayriyet ile bidayet-i zuhuru olan alem-i ervahtir. Binaenaleyh 
"§ah-i sidre"den murad, ruh-i insani olur; ve "hatab"dan murad, vucud-i un- 
suri olan cisimdir. Ya'ni, ey delikanh gerek ruh ve gerek cisim bu diinyada 
yesjl olup, her ne kadar ikisinin ahkam ve asan can ise de, odunu sidrenin 
dahndan fark ve temyiz etmek lazimdir. Zira nefsin sifatlan ba'zan ruhun si- 
fatlan altinda gezinmek suretiyle zahir olur. Bunu tefrik edip, saglamim ve 
gurugunii bilmek gayet mu§kildir. Bunun [igin], salike batimndaki emrazi 
ke§f edecek bir tabib-i hazik ve miir§id-i kamil lazimdir. 

1100. O dahn ash vedinci aohtedir. liu claim ash alesten ve iumandandir. 

[1101] V V 

"Yedinci gok"ten murad, mertebe-i ahadiyyedir. Zira mertebe-i insaniy- 
yeden yukan dogru: §ehadet, misal, ervah, vahidiyyet, vahdet ve ahadiy- 
yet mertebelerine kadar alti mertebe vardir ve insanhk yedinci mertebededir. 
"G6kler"den murad, bu meratibdir. Gerci cismaniyet alemi dahi mertebe-i 
ahadiyyeden sadir olmus. ise de, onun dogrudan dogruya bu mertebeye itti- 
sali yoktur. Arada ciizi'yat i'tibariyle pek cok mertebeler vardir. Ruh-i insa- 
ni boyle depdir. Onun dogrudan dogruya vucud-i haklkiye ve mertebe-i 
ahadiyyete bi-tekeyyiif ve ta'rife sigmaz bir ittisali vardir. Nitekim yukan- 
da 1067 numarali beyitte Izah olundu. Hz. Pir efendimiz, cismin ashnda 
ategten ve dumandan olmasini su hadis-i §erife istinaden buyururlar: «JJi oi 

*ui je- ^/- jiT, ujbj ja ^jVij oUi ^ oijU-Ji jUj Ya'ni "Allah Teala bir bii- 
yiik beyaz inci yaratti, celal ve heybet ile nazar etti, hayadan eridi, onun ya- 
nsi su oldu ve yansi ates. oldu. Ondan bir duman hasil oldu. Semavati du- 
mandan ve arzi onun kopugiinden halk eyledi. Binaenaleyh onun ar§i su 
uzerinde vaki' oldu." 

Bu hadis-i §erffin ehl-i rasadin istidlaline gore §erhi budur ki, "bir biiyuk 
beyaz inci"den murad, milyonlarca kilometre kutrunda ve kure seklinde fe- 
zada tekewiin eden sehab-i muzidir ki, bu kure zerrelerinin siddet-i ihtiza- 
zatindan hararet hasil olup kesif duman haline geldi; ve ondan sonra bir kii- 
re-i atesm oldu. Sonra kopiik mesabesinde olan mayi-i nari halini iktisab et- 
ti. Arz bu kiireden aynldi. Sular ve tufanlar peyda oldu. Semavati da ya'ni 
seb'a-i seyyarati da boyle dumandan yaratti. Sonra kure-i arz teberriid etti. 



^cSP? 



MESNEVf-1 §ERlF §ERHt / IX. CILT • MESNEVl-5 • 

Evvela nebat, sonra hayvan ve sonra ecsam-i insaniyye ahsen-i takvim 
iizere tekevviin etti. Binaenaleyh cism-i be§erin ash ate§ten ve dumandan 
oldu. Velhasil cisimde bu istihalat mevcud ise de ruhta boyle istihalat yok- 
tur. 0, dogrudan dogruya kendi ashna muttasildir. 

u-*~ J~£ 'j f-^r c — * -^ ^ j^- lM ^jj^ J> • xjL ' c — * 

1101. Surette his oniirub hu miimasiUir. jLira hissin gozii ve mezhebi galat go- 
riididur. 

Ya'ni, cismin his indinde sureta bu ash yedinci gok olan ruh-i insani ile 
cismin hararet-i gariziyyesinden ve kan buhanndan hasil olan ruh-i hayva- 
ninin ikisi de birbirine miimasildir. Zira hissin gozii ve mezhebi yanhs. go- 
riiciidur. Eger akil gozii olmasa his gozii aldanir. Mesela his gozii ayi bir ok- 
kahk ekmek cesametinde goriir. Akil gozii ise uzakta olan cismin biiyiik 
olacagini ihtar eder ve onun hatasim oniine koyar; ve akil ruh-i insaninin 
sifatidir. 

1102. Oialb goziiniin oniinde zahir Air. CMukdin cehdi gibi cehi et, goniil ta- 
rafina gel! 

"Mukil", fakir ve miifiis ma'nasina olup, "cehdii'l-mukil", fakirin nafaka- 
sini tedarik igin cah§masi gibi cah§, demek olur. Ya'ni, ruh-i insani ile ruh-i 
hayvaninin cisimde zahir olan asan ve ahkami kalb goziiniin oniinde birbi- 
rinden ayn ve farkh olarak zahirdir. Bu kalb gozunu acmak igin bir fakirin na- 
fakasini tedarik etmek kasdiyla cah§masi gibi cahsj 

b <_r* yj ^ y lt^ ^ b Lriy^ ^^* k <-?j 1jj ->) 

1 103. HJe eger ayagm yok ise kendini tahrik et, id ki her nakisi ve her kamili 
goresin! 

Birinci misra'daki ifade fart-i sa'yden kinayedir. Ya'ni, eger tarik-i Hak'ta 
ko§acak ayagin yok ise, yuvarlana yuvarlana ko§! Ta ki kamil olan ruh-i in- 
sani ile nakis olan ruh-i hayvaninin farki ve asanni goresin! Ve bu mii§ahe- 
de neticesinde efrad-i be§erden hangisinde ruh-i insaninin ahkami ve hangi- 
sinde ruh-i hayvaninin asan zahir oldugunu ve binaenaleyh her kamili ve 
nakisi taniyasin! 



AHMED AVNl KONUK 



(^ 



Bu beytin ma' nasi hakkindadir: 

"Eger yola gidici isen senin uzerine yolu acarlar; ve 

eger yok olur isen sana varhk ile meylederler." 



"Girayisten", meyl ve hahis. ve sanlis. ve kasd ve ahenk ma'nalannadir 
(Burhan). "Bigirayend", bu masdann muzarii ve cem'-i gaibi sigasidir. Ya'ni, 
"Ey kimse eger sen tarik-i Hakk'in yolcusu isen, senin uzerine bu yolu agar- 
lar; ve yolda yuriimenin ilk sarti kisi kendi mevhum varhgindan ve benligin- 
den gecmektir. Eger bu benlikten ve da'va-yi enaniyyetten gecip yok olur 
isen, sana vucud-i Hakkani ihsanina meylederler. Bu beytin kaili hakkinda 
surrah-i kiram hazaratinm hicbir miitalaasi yoktur. Fakirin zanm budur ki , 
bu beyt-i §erif, ya Hakim Senai veyahud Hz. Attar gibi ekabirden birinin ol- 
sa gerektir. Hind niishalanna nazaran, bu beyit bir rubainin ilk beytidir. Ru- 
bainin tamami §udur: 



"Eger yola gidici isen senin uzerine yolu acarlar ve eger yok olur isen sa- 
na varhk ile meylederler; ve eger aleak ve mutevazi' olursan aleme sigamaz- 
sin ve ondan sonra seni sana sensiz gosterirler." 

t_i_ r ^i* ,j£>~s!- j •* <__a~»_jj C-iL> i_*^is j» Uji C~~o l^xJj ji 

1104. £jer$i Jluleyha her iarafia kapilarim hagladi. ^usuf dahi hareket cihe- 
tinden tnunsaraf oliu. 

"Munsaraf, ism-i mekandir, "donecek mahal" demektir. Kissasi sure-i 
Yusuf ta beyan olundugu iizere, Misir azizinin kansi Zuleyha Yusuf (a.s.)'i 



pK^" MESNEVl-i SERfF §ERHI / IX. CILT • MESNEVl-5 • ^^ 

satin aldi ve onun cemaline a§ik oldugundan bir odaya gekti ve kapilan her 
taraftan kilitleyip mukarenet igin kendine da'vet etti. Yusuf (a.s.) bir ne- 
biyy-i zisan olup, kocali bir kadina mukarenetin me§ru bir nikaha mustenid 
olmak ihtimali olmadigindan "Zinadan Allah'a sigininm!" diyerek, oraya 
buraya kagarak kurtulmak igin bir yer aradi. 

1105. DCilit ve kapi acik oliu ve yol zfihir olciu. Qiinki ^usuf tevekkiil etti ve 
si$raai. 

Yusuf (a.s.) in o zinadan insirafindan ve hareketinden kilit ve kapi bir ha- 
rika olarak agildi ve kagmak igin yol zahir oldu. Qunki Yusuf (a.s.) tamamen 
Hakk'a miitevekkil oldu ve miitevekkilane bir surette Ziileyha tarafindan sic- 
rayip kagti. 

1106. Qerci Aiinyanin rahnesi zahir degilair. ~%usuf aibi miitehayyir olarak hos- 
mak lazimdir. 

"Rahne", yirtik ve yikik ve arahk ma'nasinadir. Ya'ni, bu diinya sahasin- 
dan kagip onun haricine ve alem-i melekuta gikacak bir arahk zahir degildir; 
ve his goziine nazaran boyle bir menfez goriinmez. Fakat his goziiniin gor- 
medigi bir menfez vardir. Yusuf (a.s.) gibi hayran olarak ko§mak lazimdir. Bu 
beyt-i serif yukanda 11 03 numarah beyitte gegen ij j^ ou~ b i^jIjj jj mis- 
ra'ina merbuttur. 

1107. Ta hi kilit oftlsin ve kapi zahir olsun; yersizlih tarafi size yer olsun! 

Ya'ni, bu miitehayyirane ko§ma ve hareket neticesinde akibet alem-i me- 
lekuta olan bu diinyamn kilidi agilsin ve kapisi zahir olsun ve mekansizhk ta- 
rafi size mekan olsun! Zira mekan alem-i kesafetin §amndandir. Alem-i 
ma'na mekan i'tibanndan varestedir. 

1108. By imtihan olmus, cihana ael&in; gelmek yolunu hie aormuyor musun? - 

"Mumtehan", imtihan olmus veya mihnet sahibi demektir. Bu ma'nalann 
ikisi de miinasibdir. Sen pederinin nutfesi olmazdan ve ana rahmine niizul- 

^^ 



AHMED AVNt KONUK 

den ewel nerede idin de cihana geldin ve sulb-i pedere hangi yoldan geldin? 
Bu gelmek yolunu his gozuyle hig goruyor musun? 

1 109. Sen bir yerden ve bir mevhndan yeldin, liif yelmenin yolunu bilir misin? 
Diayul 

Sen bu aleme gelmezden ewel, elbet bir yerde ve bir mevtinda idin. Zira 
yoktan var gikmaz.Her sey vardan var olur. Binaenaleyh bu diinyaya ewel- 
ce bulundugun bir yerden ve bir mevtindan geldin. Oradan gelismin yolunu 
hig biliyor musun? Hayir! Ikinci misra' sual ve cevabi havidir. 

c — r*J L> u 4 L> iJ °J OO Cm ~* s, J lsO^' b " <J ljJ £ 

1 1 10. Gger bilmez isen, ia uol yoktur demeyesin! Tiu yolsuz yoldan hize yitmek- 
lik vardu. 

Ya'ni, mademki alem-i gaybdan bu alem-i sehadete geldigin yolu bilmi- 
yorsun, binaenaleyh yine o alem-i gayba gitmek ve riicu' etmek igin yol yok- 
tur, deme! Bu zahiren goriinmeyen yoldan bizim igin gitmek ve riicu' etmek 
vardir. 

1111. 'J^uyada mesrur olarak sola saga yidersin; hie bilir misin o sadamn yo- 
lu nerededir? 

Mesela giizel bir rii'ya gorup bir genis bagda ve bostanda kemal-i siirur ile 
sola ve saga gezinti yaparsin. Hie. bilir misin ki, o meydana hangi yoldan gir- 
din ve o meydanin yolu hangi taraftadir? 

u£ a^ ^Lp Lr=i b J^-y- cf r^ ^J r^ ^ J ** j .j> 

1112. Sen o bayli olan yozii ve kendini teslim et! *3iendini o eski sehir i$inde 
yoresin! 

Sen o suver-i alem-i sufli ile bagh olan zahir goziinu ve kendi varligim 
Hakk'in iradesine teslim et ki, kendini ewelce bu aleme gelmezden ewel, 
bulundugun eski sehir icinde, ya'ni alem-i ervah iginde goresin! "Gozunii ve 
kendini miirsid-i kamile teslim et!" demek dahi atideki beyitlerin ma'nasina 
gore caizdir. 



*$%&> 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

j\ji- jl y* {J\ C— J /t-^>- -^ jL^y- n^-^- -U» O <_£-Uj Oj^- *^»- 

1113. Qoxix nasil haglarsm ki, yiiz mahmur goz hu iarafta guar Han senin go- 



Sen bu zahir goziinu bu alem-i siifliden nasil baglarsm ki, birgok mahmur 
gozlii giizeller bu diinyada aldadi§mak cihetinden alem-i melekuta kar§i se- 
nin goziiniin bagi olmu§tur. "Girar", miifaale babinin ikinci masdan olup "al- 
dadismak" demektir. 

1114. IZuyukluk ve reislik. umtdi uzere sen musiermin ashindan dSrt gozliisiin. 

Sen goziinu ve kendirii miir§id-i kamile nasil teslim edersin ki, bu dunya- 
nin alayigi senin goziinii baglamisur; ve sen §eyh olup halk nazannda biiyiik 
ve reis olmak iimidiyle, kendine miisteri ve miirid bulmak askindan dort goz- 
lii olmu§sun ve halk nereden basma toplanacak diye beklemektesin. 

<~j\j>- y>r -X~* ^>\y>- J> -lj -li*- ^J^i ijh! <Js^ ^s^^-Jj 

1115. *Ve eger uyursan ruyala miisteri gorursiin; kotii haykus harabin cjayrim 
ne vakit goriirl 

Ey §eyh ve miir§id olmak daiyesinde bulunan kimse, kendine miirid ve 
mu§teri bulmaga o kadar heveskarsin ki, eger uyursan bu fikrin galebesinden 
na§! rii'yanda kendine miisteri ve miirid gdriirsiin. Zira ugursuz ve kotii bay- 
kus. ancak harabeler goriir. Qiinki onun hazzi ve zevki harabelerdedir. 

<sy &>* cA>> ^ ^j^ *f y g* & f ^ jn J^y- ^r^+ 

1116. Dier demde hirhirine iolasmis musieri istersin. Sen ne tuiarsin ki sata- 
sm? Diiq,, hie! 

Ey §eyhlik arzusunda bulunan kimse, sen her demde goklugundan birbi- 
rine girift olup dolasmis. ve birbirini ite kaka senin huzuruna gelmis, olan mii§- 
terileri ve miiridleri itersin. iBu talebine gore senin nen vardir ki bunlara sata- 
caksin? Higin higi! 

1117. Sger senin hir ekmegin veya hir kuslugun olayii, muster iler Hen feragat tu- 
tarlm! 



=£P? 



AHMED AVNl KONUK 

"CasT, burada "kusluk vaktinde yenilen yemek" ma'nasinadir. Ya'ni, ey 
seyh-i muddei, eger senin bir ekmegin veya bir kusluk taamin olaydi, ba§ina 
muster! ve murtd toplamaktan feragat ederdin. Zira senin §eyhligin ve riya- 
setin, celb-i menfaat igindir. 



d 38 - 



§ahsin kissasidir ki, peygamberlik da'vasi ederdi. Ona dediler 

ki: "Ne yemissin ki boyle ahmak olmu§sun ve bo§ soz 

sdyliiyorsun?" Dedi: "Eger bir sey bula idim ve yiye idim ne 

ahmak olurdum ve ne bos soz soylerdim!" Zira her iyi sozii 

ehlinin gayrma soyleseler beyhude soylenmi§ olur. Her ne kadar o 

bos sozii soylemeye me'mur iseler de! 



Bu surh-i §erif yukandaki 1117 numarah beyte merbuttur. Orada §eyhlik 
iddiasinda bulunanlara hitaben: "Eger senin bir ekmegin veya bir kuskk 
vaktinde yiyecek taamin olsa idi, miisterilerden ve miiridlerden feragat eder- 
din", buyrulmus idi. Burada da sahte peygamberin ihtiyagtan dolayi bu 
da'vaya kiyami beyan olunuyor. Fakat bu kissa zimmnda sadik bir peygam- 
ber ile, ehliyetsiz olan kimseler arasindaki miinasebete intikal buyrulur. Nite- 
kim bu sikh-i §erirln son ciimlesinde, ehliyetsiz kimselere soylenmis. olan iyi 
sozler bos. ve faidesiz sozler mesabesinde kahr ve enbiya (aleyhimusselam)in 
da'veti umum efrad-i besere rati' oldugundan, onlar bu iyi sozleri umum ara- 
sinda na-ehle de soylemi§ olurlar ve onlara karsi bos ve beyhude mesabesin- 
de kalan bu iyi sozleri soylemege de me'murdurlar. 

1118. hir kimse, n<r Ben veygamberim, hiitiin peyflamberlerden efdalim!" dedi. 



@|p*" MESNEVl-l §ERfF §ERHi / IX. ClLT • MESNEVf-5 • "®>^ 

1119. Onun hoynunu bagladilar ve onu, "13u hep iJAllah tarafmdan resulum!" 
diyor diye saha cjotvLrdiiler . 

£» ^J y-JJ 7 ^J c—^C 4^- aT ^Uj jr > dy*- £**■ tjjj> jl>- 

1120. Dialk, nr Bu ne mekrdir ve ne iezvirdir ve ne tuzakhr!" diye onun uze- 
rine kannca ve qekirge gibi toplanii. 

"Melah", cekirge; "fah", tuzak demektir. Turkge tahrif ile "fak" derler. Me- 
sela "faka bastim" derler ki, "tuzaga txituldum", demek olur. 

1121. "Bjjer resul hu ise hi, ademden geldi, biz hep peygamberiz ve muhiesemiz!' 

Bu soz sahte peygamberin ba§inda toplanan halkin lisanindandir. Fakat 
sadik peygamberin munkirlerine de samildir. Ya'ni, miinkirler peygambere 
kar§i dediler ki: "Eger adem-i izafi aleminden gelen bu adam peygamber ise, 
biz de buraya alemden geldik. Binaenaleyh biz de onun gibi peygamberiz 
ve ihti§am sahibiyiz!" 

i__ol <j\ ^{j ^jOy^^ \j>ry uj/ L>^jI £-Ul brljl U 

1122. >r Biz oradan buraya garib geldik; ey edib sen nicin mahsus olasin?" 

"Edib", "edeb" masdanndan sifat-i miisebbehedir. "Edeb" kelimesinin 
muhtelif ma'nalan vardir. Burada "ziyafet tertib etmek" demek olup, maarif- 
i ilahiyye ziyafeti tertib etmekten kinaye olur. Ya'ni, miinkirler, enbiyaya ve 
onlarin varisleri olan evliyaya derler ki: "Ey maarif-i ilahiyye ziyafeti tertib 
edici olan kimse, biz insanlann oimlesi alem-i ma'nadan bu alem-i surete 
garib olarak geldik. Binaenaleyh bu geli§te hepimiz musaviyiz. Ntibuwet de- 
nilen ma'na nicjn yalmz sana mahsus olsun?" Bu ma'na I. cildin 269 numa- 
rasina musadif olan: 

[ya'ni "Peygamberler ile beraberlik da'vasina kalktilar; evliyayi kendileri 
gibi zannettiler"] beyt-i serffinde de gegti. Hak Teala hazretleri Kur'an-i Ke- 
rim'de onlarin lisanindan haber verip: l£ ^' V^lrf 01 ijiii (Ibrahim, 14/10) 
ya'ni "Siz de ancak bizim gibi be§ersiniz, dediler" buyurur. 



AHMED AVNl KONUK 

1123. O 7u>? resul oniara ceuafr verii ki. "By cahil ve bo$ sozlu tdijel" 

^y^ jl Jj-V-j Is^iil ^ ^ U«i jl f j* c£t -U~JlJJ ,jji 

1124. "61/ kauim, kazaian na§i korliik cihetinien huraya habersiz olarak eri$- 
tiniz!" 

latif olan peygamber, miinkirlere cevaben buyurdu ki: "Ey cahiller ve 
ey hadlerini bilmeyerek bos, sozler soyleyici olan taife ve ey kavm-i miinki- 
rin! Evet siz de alem-i gaybdan bizim gibi bu aleme garib olarak geldiniz. Fa- 
kat bilmediniz ki, isti'dad azhginiza musteniden vaki' olan kaza-yi ilahiden 
nasi, alemden bu aleme gelinceye kadar gegtiginiz yollan ve menzilleri kor 
ve gozleri kapah olarak gegtiniz ve bu aleme kor olarak geldiniz." Ve kaza-yi 
ilahi hakkinda tafsilat I. cildin 625 numarali beytinin izahatmda gecti. 

JjJj Jji* jlj e\j jl jj>- ^ -Li-Ul oL>- JA> 0_^>- Lw ^J 

1125. "Siz uyumu§ focuk gibi gelmeiiniz mi? ^fioldan ve menzilaen bi-haber 
oldunuz!" 

Ya'ni, "Ey munkirler, siz alem-i gaybdan bu alemde babasinin veya 
anasinin kucaginda uyumus. bir cocuk gibi geldiniz. Gegtiginiz yollan ve in- 
diginiz menzilleri goremediniz. Mesela nefes-i rahmaniden alem-i esire ve 
esirden eflake ve eflakten arza ve arzdan nebata ve nebattan hayvana ve 
hayvandan insana gelinceye kadar birgok yollar ve menziller gectiginiz hal- 
de bunlardan haberiniz yoktur." 

^—^ J ^ J [ J 8, J J 1 J^~ <J- C~~*j XiijSC *sist- Jjb. jl 

1 126. " aWenzillerden uyumu$ ve sarho$ bir halde yollan ve yakandan ve a§a- 
cjidan bi-haber olarak gelcliniz 1 ." 

"Ey gafil, sen zikrolunan menzillerden uyumus. ve sarhos olmu§ bir halde 
gectin. Gectigin yollardan ve alem-i Ietafet olan alem-i ulviden ve alem-i ke- 
safet olan alem-i unsuriyattan bi-haber olarak gecip simdiki insan suretini 
buldun. Senin nazann ancak baba sulbuyle ana rahmine munhasir kalmistir. 
Mensein olan derya-yi vahdetten ve alem-i ervahtan beri geldiginin farkinda 
degilsin!" Hz. Fir Fihi MiFih'm 15. fashnda bu ma'naya dair §6yle buyurur- 
lar: "Zannedersin ki, cemi'-i alem dirabhaneden gelip yine dirabhaneye riicu' 

^^ 



MESNEVl-1 §ERfF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

eder. (Dirabhane: Hayvanatin tenasulgahi ma'nasina olup, kure-i arzm sathi 
murad buyrulur) b^f, <Jj & ^ l 'l (Bakara, 2/156) [ya'ni, "Biz Allah'a aidiz 
ve O'na doniiciiyuz"]. Ya'ni, cemi'-i eczamiz o mahalden geldiler ve o ma- 
hallin niimuneleridir; ve yine kiigiik ve buyiik ve hayvanat o mahalle riicu' 
eder. Amraa bu tabla iginde zahir oluyorlar. Bu tabla olmaksizm meydana 
gikmiyorlar. Zira o alem latiftir, gdriinmez." 

1127. n<r Biz be§in ve altimn verasindan he$e ve alhya liadar uyanik ile ho§luk 
ile revan ol&uk." 

"Bes"ten murad, havass-i hamse-i zahire; ve "altrdan murad, sag ve sol 
ve on ve arka ve yukan ve a§agi olmak uzere alti cihettir ki, cihetler ile mu- 
kayyed olmak bu alem-i kesafetin ve taayyiinatin §anidir; ve havass-i ham- 
senih ve alti cihetin maverasi ve arkasi alem-i letafettir. Ya'ni, bu alem-i ke- 
safete kadar uyanik ve ho§ olarak akip geldin. Nitekim Bayezid-i Bistami 
(k.s.) hazretlerine: "Elestii bi-rabbikiim hitabim tahattur ediyor musun?" di- 
ye sormusjar. hazret dahi "Bu hitab uzerinden hicbir gun gegnedi", buyur- 
musjardir. Binaenaleyh enbiya ve evliya hazarati gordiiklerini bilirler ve bil- 
diklerini soylerler. Korler ise kendilerine kryas edip, onlann bu haberlerini in- 
kar ederler. 

1128. Lriahir ve yol ianiyan kdavuzlar gUbi asildan ve esastan menzilleri aor- 
musuzl" 

Ya'ni, "Biz giiruh-i enbiya ve evliya, gectikleri menzilleri ve yollan bilip 
taniyan kilavuzlar gibi, asildan ve esastan nes'et eden menzilleri goriip ha- 
ber vermi§izdir." 

1129. <$aha deader ki: "Ona iskence et, ia ki onun cinsi asla bu sozleri soyle- 
mesin! 

Peygamberlik da'vasi eden §ahsin ba§ina toplanan halk, §ahlanna dediler 
ki: "Bu sahsa iskence ve ceza et ki, ba§kalan da bundan ibret alip, bunun 
soyledigi sozlerin cinsini bir daha soylemesinler!" 



AHMED AVNI KONUK 
OUs^J Ol $j£. ^~j> ijJo*J *£ o A-»w» ,j~i_} jljj ^ (j^- 5 4 ^ 

1130. Sah onu cok $elimsiz ve cok, zayvf gordii ki, hir tokat ile o zaytf olur. 

[1129] 

Bu beyt-i §erifte, enbiya ve evliya hazaratimn za*f-i maddilerine ve za'f-i 
maddileriyle beraber, cebbar hukumdarlara kar§i Hak Teala hazretlerinin on- 
lan muhafaza buyurduguna i§aret vardir. 

0-b \jj\ C~*l *zi*f <Liv-i yz *£ Oij Ij dijiJ \y\ d\ji ^ 

1131. "Onu sikmak ve dovmek ne vakit miimkin olur? £ira onun hedeni $i$e 
giibi olmu§tur." 

Ya'ni, padi§ah kendi kendine dedi ki: "§i§e nasil kiigiik bir darbe ile kin- 
Ursa bu §ahsin vucudu da haflf bir darbe ile berbad olur. Binaenaleyh onu sik- 
mak ve dogmek muvafik degildir." 

1132. x J2akin ona, "Sen ni$in serhe§lih lafim tuiarsin?" diye lutuf yolundan 
soyleyim!" 

Fakat bu zayif §ahsa lutuf ve mulayemet tarikiyla "Sen nigin boyle kavi- 
ler gibi serkeslik lafini ve iddiasini ediyorsun?" diyeyim. 

jL> jU- jl JsS' j^ ^y »_» j\5~ «l_a Uol juU ,_j^iji *£" 

1 133. xXra hurada sertlik hvc ise gelmez. ^umusakhk. ile yilan hile gardan has 
eder." 

Ya'ni, fikri anla§ilarak dogru yola getirilmek istenilen bir kimseye kar§i 
yapilacak sertlik ve ters muamele asla faide vermez. Nitekim Kur'an-i Ke- 
rim'de sure-i Al-i tmran'da Resul-i Ekrem Efendimiz hakkinda Cenab-i Hak 
buyurur: '^°y- [y i^-iv Jill IkJi to 'cJs' 'Jj ^ cJ «JJi ^ C^j ui (Al-i Imran 
3/159). Ya'ni "Ey habibim, Allah tarafindan rahrhettir ki, sen'onlara mula- 
yemet ettin ve eger sen kotii huylu olarak kati kalbli olaydin, elbette senin 
etrafindan dagilirlar idi." Hatta tatli soz yilani deliginden gikanr" darb-i me- 
seli me§hurdur. 

1 134. iSn-damlan onun etrafindan uzaklashrdu Sah hir latif ve onun adeti yu- 
musaklik idi. 



°$P? > 



MESNEVl-t §ERfF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

§ah, adamlan da'va-yi niibiivvet eden sahsin etrafindan uzaklastirdi. 23- 
ra sah bir latif ve kerim zat olup onun adeti miilayemet etmek idi. 

UxiUj ij^^* <_£jb \><£ & ^rj ij'^vji, j^ ij^-^L^j <_?*>, 

1135. CAiiiteaktben onu oturttu, "iIMulteca ve maa§in nerededir?" diye iekrar 
ona sordu. 

"Miilteca", siginacak mahal demektir. Ya'ni, padisah onu oturttu, "Sen 
nerede yatip kalkarsin ve ne cihetten taayyiis. edersin?" diye sordu. 

1136. 'Dedi: "Gy padi§ah, darn s-selamdanim, yoldan hu darixl-me\ama geldim. 

"Selam", liigatte, nekayistan ve uyubdan emin ma'nasinadir. "Melam", 
riisvaylik ma'nasinadir. "Daru's-selam"dan murad, nekayisdan ve uyubdan 
miiberra olan alem-i gayb ve "darii'l-melam"dan murad, esfel-i safilin olan 
alem-i kesafettir. Bu cevab her ne kadar sahte peygamber tarafindan varid ol- 
mu§sa da, sadik olan peygamberan-i izam hazaratimn lisamndandir. Ya'ni: 
"Ey sah, ben nekayistan ve uyubdan pak olan alem-i letafetten birtakim yol- 
lardan ve menzillerden gegerek daru'l-melam olan bu alem-i kesafet ve vu- 
cud-i izafi alemine geldim." 

1137. lienim ne evim ne de refikim vardir. IZir ay ne vakit yeryiiziinde ev 
yapmi$tir?" 

Bu beyt-i serif dahi kezalik nebiyy-i sadik lisamndandir. Ya'ni, "Benim, 
benimseyecek ne evim vardir ve ne de sirda§ olan bir refikim vardir. Zira ben 
ay gibi alem-i ulviye mensubum. Bir ayin yeryiiziinde ikametgahi olur mu?" 

jL- C^J^ t£j\i A^-j iJ^JJ^ *^ *f ■ jW oiT J~*^ <Jjj j' ^^ 

1138. ^Padi$ah ona latif e ciheiinden iekrar dedi ki: "9Ve yedin ve ku$luk te- 
dariki nen vardir?" 

"Cast", kusluk vakti; "saz", tertib ve tedarik; "cast-saz", "saz-i gast" de- 
mek olup "kusjuk igin tertib olunan taam" ma'nasinadir. "Lag", latife ve hezl 
ve zarafet demektir. Ya'ni, sah latife cihetinden ona dedi ki: "Ne yedin ve 
kusluk taami olarak ne tertib ettin?" 



*$$& 



AHMED AVNl KONUK 

1139. "Ostihan var mx, sabahleyin ne yedin ki, boyle sermestsin ve piir-laf ve 
piir-hevasm?" 

"Laf", ma'nasiz soz ve ogiinmek ve hayasizhk (Burhan). "Bad", hava ve 
riizgar ve nahvet ve gurur ve hodbinlik ma'nalanna. Bu sualde niikte budur 
ki, ehl-i dunya, ancak cismin hayvaniyetten ibaret olan ahvalini bilirler ve 
bunun haricinde olan alem-i letafetin viicudunu akillanna muhalif goriirler. 
Enbiya ve evliya ise alem-i letafete da'vet ettiklerinden onlan, yemeden ve 
igmeden sarhos. olmus, ve saika-i nefsaniyyet ile bos. da'vaya ve hodbinlik ve 
gurur izhanna kiyam etmi§ zannederler. 

1140. ^Dedi: "Gijer bayat ve iaze ekmegim olayli, ne vakit peygamberlik da va- 
st ederiim?" 

"Hu§k", kuru demek olup, ekmek karinesiyle burada "bayat" ma'nasina- 
dir. "Tari", taze demektir. Ya'ni, "Benim bu alem-i kesafetin bayatmdan ve 
tazesinden ve kurusundan ve yasmdan nasibim olaydi ve sizin gibi cismani- 
yet ahkami altinda zebun ve maglub olaydim, peygamberlik da'vasi edip si- 
zi bu alem-i kesafet ve cismaniyetin fevki olan alem-i letafete da'vet eder mi 
idim?" 

1141. Tin taifeye peygamberlik da vast dagdan goniil isiemek gibi olur. 

Cismaniyet ve kesafet aleminde miistagrak olup cemadat hukmiinde ka- 
lan bu taifeye kar§i, peygamberlik da'vasi edip onlan ma'na alemine da'vet 
etmek, bir cemad olan dagdan idrak-i maani mahalli olan kalb istemek gibi 
olur. Dagda bir kalb-i miidrik aramak ise abestir. 

C^Jr J^. '<«&j -kjjj ^ C~~4 Ji j Ji* JIl tjfj ^S 

1142. Oiimse dagdan ve tastan akil ve kalb istemeii. JTlnlayis ve zabt ve miis- 
kil niikte istemedi. 

Cemaddan ibaret olan dagdan ve tastan hicbir kimse akil ve kalb isteme- 
di ve: "Ey dag, benim soyledigim soziin ma'nasini anla ve zabt et ve soziim- 



<^p^ 



MESNEVl-i §ERiF §ERHI / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

deki miisM olan nukteleri i'mal-i fikr ile hallet demedi!" Zira dagin bunlara 
isti'dadi yoktur. Cismaniler dahi birer dag gibi olup idrak-i maaniden bi-beh- 
redirler. 

1143. Dier ne soylersek tekrar ancak onu soyler. uWustehzder gibi efsus eder. 

"Efsus" kelimesinin muteaddid ma'nasi vardir. Burada "istihza etmek" ve 
"eglenmek" demektir. Mesela dagdan sada ve kelam gelir. Fakat bu sada ve 
kelam, senin sadamn ve kelaminin aksi ve aynidir. Sen soylersen miistehzi- 
ler gibi soziinu tekrar edip seninle eglenir ve alay eder. Cismaniler de tipki bu 
daga benzerler. 

L>-j _LiL \yf JU- t^iUj>- jl \^S j\ fU^j {ji ,jjI U*^ jl 

1 144. liu taife nereden ve yeygam nereden! TSir cemaddan kime can iimidi olur? 

"Peygam", haber demektir. Buradaki "peygam"dan murad, haber-i ilahi ve 
vahy-i rabbani olur. Ya'ni, ahkam-i cismaniyetle rmistagrak olan taife hay van 
hukmundedir. Hak Teala onlan suret-i insaniyyede yaratmis. ve onlara insan- 
lara mahsus olan kalb-i mudriki ihsan etmis, oldugu halde, onlar bu isti'dadla- 
nm ahkam-i hayvaniyyeleri altinda muattal birakmis. olduklanndan, idraksiz 
olan cemad mesabesinde kalmi§lardir. Binaenaleyh bu taife nerede ve vahy-i 
ilahi nerede! Bir cemadda ruh-i insani aramak ne kadar abes ise, bunlarda da- 
hi bu ruhun ahkamini ve asanni istemek ve aramak dahi o derece abestir. 

j^j ^ *W M& y J~, jj j <Jj\,Jj f li-{ y f 

1145. Byer sen bunlara bir kadinin ve alhnm haberini getirsen senin online bii- 
tun gumus ve has koyarlar. 

OJJb ^> jl y y_ JUl JplP >JL>Jj\y>- ^> (^JLaLJ/ U- O^i *£ 

1146. ^Desen hi, filan yerde bir mahhub seni da vet ediyor. Sana asik geldi ve 
seni biliyor. 

"§ahid", Farisi'de mahbub demektir. Evvelki beytin ikinci misra'i, birinci 
misra'iyla ikinci beytin cezasi ve haberi olur. Ya'ni, bu taife cismaniyet ve 
nefsaniyet aleminde o kadar mustagraktir ki, eger sen bunlara, "Filan yerde 
bir giizel kadin veyahud altm yigim vardir," diye bir haber getirsen; veyahud 

■^ 



AHMED AVNl KONUK 

"Filan yerde bir mahbub vardir, seni biliyor ve sana asik olmustar, seni 
da' vet ediyor," desen senin bu haberine miikafat olarak online paralar koyar- 
lar ve sana baslanni feda edercesine hizmet ederler. 

x$* tiL 1 \js- ijj** L *£ -H^y? <-?j' '-^ f.^4 y jj 

1 147. Ue eger sen Uiuda'ntn bal gtbi haberini getirsen, desen hi: "6y iyi ahid- 
li, Diak iarafina yell" 

1148. "OZuin cihanin&an kudret iarafina flit, malemki beka miimkin olur, fa- 
ni olma!" 

Ya'ni , "Ey neb! ve veil, sen bu gibi cismani insanlara Hak Teala'nin bal 
gibi tath ve latif olan haberlerini ve maarifini soylesen ve desen ki: "Ey bir 
§eyle layikiyla tahafruz eden insan! Cismaniyet ve kesafet alemi dliim alemi- 
dir; ruhaniyet ve ma'neviyet alemi ise kudret alemidir. Binaenaleyh oliim ale- 
mini birak da, kudret alemine git! Mademki bu fan! ciham birakmak ile beka 
miimkin oluyor, binaenaleyh fani olma! Baki olan ruhaniyet ve melekiyet ci- 
hanina gel! "Ahd"in muteaddid ma'nasi vardir. Burada "et-tehafruz bi'§- 
sey'" ma'nasinadir. Ya'ni "Bir §ey sebebiyle tehaffuz etmek" demek olur. 

1 149. Senin kamna kasd ve hasina kasd ederler. Divmyet-i din ve hunerlerin- 
ien dolayi degil! 

Bu taife enbiyamn vucudunu kaldirmaga azm ederler ve kanim dokme- 
ge kasd ederler. Onlann bu azimleri ve kasdlan ewelce salik olduklan dini 
ve mezhebi himaye kasdiyla ve huner ve ma'rifet ibrazi sebebiyle degildir. 
Mesela Isa (a.s.) geldi, onlan tarik-i Hakk'a da'vet etti. Musevller o hazre- 
te su'-i kasd ettiler. Fakat onlann bu kasdlan hamiyyet-i diniyyelerinden 
dolayi degildi. Belki saika-i nefsaniyyet ile kurduklan batil dolabin bozul- 
masindan idi. Ve keza Server-i alem Efendimiz geldi, onlan tarik-i Hakk'a 
da'vet etti. Museviyet ve Iseviyet namina Tcad eyledikleri "Batil efkar ve 
i'tikadati terk ediniz, Hak yoluna doniinuz!" buyurdu, diigman oldular. 
Bunlann du§manliklan da keza hamiyyet-i diniyyelerinden degil idi. Zira 
kabul etseler riiesa-yi ruhaniyyelerinin menafl'-i maddiyyeleri here u mere 
olacak idi. Her asirda evliya-yi kiram hazaraUnin nasayihi da bunlara boy- 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

le fena te'strler yapti. Onlann hayatina sft'-i kasd ettiler. "Himyet", zarar 
veren seyden perhiz etmek ma'nasinadir (Akrebu'l-mevarid) . "Himyet-i 
din", kendi dinlerine zarar veren bir §eyden perhiz demek olur. 



Avamin evliya-yi Hakk'a du§manliginin ve onlara yabanci 

ya§amasinm sebebi bayanindadrr ki, onlar Hakk'a ve ebedi 

olan ab-i hayata da'vet ederler 



r\l49l' ^ e ^ h&numan iizerine yap§madandu. ^Hu beyam ifittnek onlara aa 
gelir. 

Enbiya ve evliyaya karsi, cismani olan kimselerin su'-i kasdlan, onlann 
hamiyyet-i diniyyelerinden, ya'ni dinlerine zarar veren bir §eyden tevakki ve 
perhiz ettiklerinden nasi degil, belki hanumanlanna yapismis olmalanndan 
ve onlardan aynlmalanndan nasldir. Onlann muhabbetlerini kalbden gikanp 
Hakk'a teveccuh etmelerine dair olan enbiya ve evliyanin beyanat-i aliyye- 
leri, onlara aci gelir. Zira bu beyanat onlann nefislerinin rahatim bozar. 



1151. 6§egin yarasi iizerine siki yapismis olan bezi ondan par$a par$a kopar- 
mak isiedigin xSakit... 

Enbiya ve evliyanin cismanileri da'veti ve onlan timan ona benzer ki, ese- 
gin yarasi iizerine pek yapismis olan bir bezi parga parga gikarmak istedigin 
vakit... 

S_£ j*j, JjT ^^1 li~>- iji j j>- d\ {j£i Sj\£>\ "Ci>- 

1152. esek muhakkakhr ki acidan dolayi $ifie aiar. 9Ve aiizeldir o kimse ki, 
ondan perhiz etti. 



AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, gifte yememek icm, e§egin sirtindaki yaradan bezleri koparmaktan 
perhtz eden kimse ne guzeldir! Ve cismanileri nasihatle yola getirmek bo§ ol- 
dugundan onlarla beyhude ugragrp du§manliklanm kazanmayan kimse ne 
guzeldir! 

1 153. Utususiyle elli yara ve her yerde hir fcez. Dslakhga garh olarak onun ha- 
st uzerine yavtsmts. 

Hususiyle cisim merkebinin ixzerinde elli yara ve her yerde yara iizerinde 
de bir bez var ve o yaralar daima taze ve sizan cerahadardan bezler lslanip o 
yaralann ba§i uzerine yapismis. bir haldedir. 

J^. J^.J -^ J~> tgj* ^f- Jijj ^f-j c— I aSj*- by? jj j p~* 

1 154. iSnlhn ve gumiis hir hex parfasi ve hirs yara gibidir. Uier himin hirst zi- 
yade olursa, yarasi da ziyadedir. 

Diinyamn altini ve giimusu bir bez parcasi ve nefsin hirsi dahi yara gibi- 
dir. Nefsinin hirsi gok olan kimsenin cisim merkebinin yarasi da coktur. Bi- 
naenaleyh cismani ve nefsani olan kimselerin, bu hirs yaralan iizerinden al- 
tin ve gumiis. bezleri koparilmak istendigi zaman, pek ziyade muztarip olup 
cjfte atarlar. 

{ j-^s j jIJju cjL^jl ijiiJ lj-^3 *~-~~j\jij •***" OUj d^- 

1155. Ilayhusun hanumam ancak viranedir. liagddd'in ve Tabes' in evsa- 
ftm isitmez. 

"Tabes", Horasan tarafinda ma'ruf bir §ehrin adidir. Ya'ni cismani olan 
kimseler baykus. mesabesindedir. Bayku§un hanumam virane ve harab ma- 
haller oldugu gibi, cismanilerin hanumam dahi viran ve harab olan bu dar-i 
dunyadir. Onlar Bagdad ve Tabes §ehirleri gibi ma'mur olan alem-i ervahin 
ve cihan-i ma'nanin evsafini isjtmekten haz ve zevk almazlar. Onlara bu fa- 
ni ve harab dunyadan bahsetmek lazimdir. 

1156. Sger sultantn- defiant yoldan gelse hu haykuslara sahtan yiiz haher ge- 
tirse; 



PP^ MESNEVl-I §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

1157. cLaru'l-mulk-un ve haflliflin ve irmaijm §erhini getirse, her au$man onun 
iizerine efsus tutor. 

"SultarTdan murad, Hak Teala hazretleridir; ve "dogan"dan murad, dahi 
enbiya ve onlann varisleri olan evliya hazaratidir. "Baykuslar"dan murad, 
cismani ve ehl-i diinya olan kimselerdir. Ya'ni, sultan-i hakiki olan Hakk'in 
doganlan mesabesinde olan enbiya ve evliya hazarati alem-i ervahtan gelse 
ve bu harabede sakin olan ehl-i diinyaya ve cismanilere bircok haberler ge- 
tirse ve alem-i ervahm ma'murelerinin ve bag ve bostanlannin ve lrmaklan- 
mn hal ve §amni serh ve tavsif etse, onlann du§manlan bu haberler ile egle- 
nirler ve istihza ederler de derler ki: 

1158. ^Iboqan yine eski ejsaneyi getirii hi, heyhude ve laf cihetinden soz soy- 

W." 

Bu beyt-i serifte 'J$\ >u ui \±* oi (Mu'minun, 23/83) ya'ni "Bu ancak 
ewelkilerin masallandir" ayet-i kerimesine isaret buyruluyor. Ya'ni, cismani- 
ler enbiya ve evliyanin tavsiflerini ve ihbarlanni dinledikleri vakit, "Bu ewel- 
den beri soylenen efsaneler ve masallardir ve bos. sozlerdir!" diye istihza 
ederler. 

1159. Gski ordardu ve ebeiin $iirumusuAurler; ve yoksa o dem eskiyi yeni eder. 

Ya'ni, cismanilerin kendileri eskidir. CJtinki cisimler karbon, azot, miivelli- 
du'l-ma ve muvellidu'l-hamuza, klor, sodyum ve kils ilh. gibi birtakim ana- 
sir-i basitanin yekdigeriyle terekkiibimden hasil olur. Ondan sonra, o anasir 
dagilir; bu kesafet aleminde devr-i daim yaparlar ve dolasa dolasa gelip ruh-i 
hayvanileri devam ettigi miiddetge yine onlann cisimlerini tertib ve tezyid 
ederler; ve ruh-i hayvanileri munkati' olup cisimleri curiidukten sonra yine 
devre bastarlar. Binaenaleyh o cismaniler eski ve ebedin gurumusteridir. 
"dem"e ya'ni nefes-i rahmaniye gelince, eskileri yeni yapar. Eskiyi yeni yap- 
makta iki vecih vardir. Birisi maddl, digeri ma'nevidir. Maddisi budur ki, zer- 
rat-i maddiyyat ve suver-i ecsam nefes-i rahmani ile her an-i gayr-i miinka- 
simde hayat bulur. Ya'ni bir tecelli ile ma'dum ve bir tecelli ile mevcud olur. 



AHMED AVNl KONUK 

Buna lisan-i tasawufta "teceddiid-i emsal" derler. Bu husutaki izahat I. cildin 
2066 [ve 1170] numarah beyit[ler]inde gecti. ikincisi budur ki, hakayik ve 
maarif-i ilahiyyenin nihayeti yoktur; ve bu ulum ve maarif her peygambere 
ummetinin isti'dadi nisbetinde verilir. isti'dadlanndan ne fazla ve ne de nok- 
sandir. Binaenaleyh §erayi' ve ulum-i enbiya eskiyi tezyid ve tafsil suretiyle 
yeni yapar. 

Jjo ^ OLcl jjj Jip ^L' Jjki ^ 0U- \j ^ d\fiy 

1160. €ski oliilere can verir: akd ve iman nurunun iacini verir. 

[1159] 

nefes-i rahmani gayr-i munkati' olan tecelliyat-i cedidesi ile, eski olu 
olan cismanilere ruh-i hayvani verir; ve yine o nefes-i rahmani, ruh-i hayva- 
nisi cihetinden diri ve fakat ruh-i insanisi cihetinden olii olan o cismanilere, 
enbiya ve evliya lisamyle hayat-i ma'neviyye ihsan edip akil ve iman nuru- 
nun taci olan maarif ve hakayik-i rabbaniyyeyi verir. 

J^-j ^-^ y. ^ or 4 '-o'j-* **" (_r^ C-> J ^-^ J 1 J J^ ^ 

1161. CRuTi hafliflayici olan aoniil kapiculan fl'onul $alma! X-ira seni rah$in 
hayretine biniirir. 

Ya'ni, bir insan-i kamil, senin kalbini kapmis. ve seni kendi tarafina celb 
etmi§, artik ondan kalbini galma! Ya'ni onun gonliinden dii§ecek ef'ale ta- 
saddi etme ve onun gdnluniin nzasi dairesinde gah§! Zira seni, ilahi bir at 
mesabesinde olan ruh-i insariiye bindirir. "Rahs", beyaz ile kizil rerigin bir- 
birine kangmis. olmasindan husule gelen renktir. Iran pehlivanlanndan me§- 
hur Riistem'in ati bu renkte oldugundan onun atina bu isim verilmistir. 
Sonra mecazen her ata "rahs/' denilmistir (Re§idive Burhan ve Giyasii'l- 
Liigat). 

1162. Tdc verici ser-efrdzdan ha§ calma! 3~ird o halhin ayaamian yiiz Aufliim 
acar. 

"Ser-efraz", ba§i yiiksekte olan demek olup, §erif ve all ve sahib-i ikbal 
olandan kinayedir. "Ser-meduzd"de "ser", meyil ma'nasina olup, "meylini 
geri almak" demek olur. "Pay-i dil"den murad, ruh-i hayvanidir. Ya'ni, ma'ri- 
fet-i rabbaniyye tacim verici ve ikbal-i ma'nevi sahibi olan insan-i kamilden 



MESNEVf-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

meyl-i kalbini geri alma ve ondan yiiz gevirme! Zira o senin kalbinin ayagi 
olan ruh-i hayvanindeki havass-i hamsen vasitasiyla baglanmi§ olan birgok 
diigiimleri agar ve perdeleri yirtar. 

1 163. Oiime soyhyim, hiitiin lioyde iiri hani? <S%b-i hayat tarafina kosucu hani? 

"Ab-i zindegi", ya'ni "ab-i hayat"tan murad, a§k-i ilahidir. Bu beyt-i se- 
rif, vaktinin insan-i kamili olan Hz. Pir efendimizin teessiif-i alileridir. Buyu- 
rurlar ki: "Ben bu diinyamn faniligini ve cihan-i ma'namn bakiligini muhi- 
timde bulunan efrad-i be§erden kime soyleyeyim ki, butun kdy ve mahalle 
ahalisi arasmda ruh-i insani ile diri olan bir kimse nerededir ve a§k-i ilahi ta- 
rafina meyl edip kosan bir ferd nerededir? Hepsi cisimlerinin ve nefislerinin 
umuruyla me§gul ve alem-i bekadan bi-haberdir." 

1164. Sen hir zillet ile ashian ha$icisin. Sen ashian hir nanun yayrini ne hi- 
lirsin? 

Ey bana miirid olup kendisini tarikate salik olmus, addeden kimse! Sen sii- 
lukiin esnasinda dugar oldugun bir zillet-i sun sebebiyle, ask-i ilahiden kagi- 
ci ve yiiz geviricisin. Eger sen hakikaten kalbinde a§k-i ilahi duygusunu bul- 
mu§ olsa idin, bu zillet-i suriye asla ehemmiyet vermez ve tarik-i askta de- 
vam ederdin. Binaenaleyh sen ancak a§k-i ilahinin adim duymu§sun. a§- 
km kendisinden asla haberin yoktur. Zira a§k-i ilahi gok zillet ve zorluga ta- 
hammiil etmek ister. 

1165. Jftskm yiiz naz ve istikban varlir; ask yiiz naz ile ele gelir. 

Ya'ni, a§k-i ilahi gok nazh ve kibirlidir. Oyle kolay kolay ele gelmez. Ona 
gok hizmet etmek ve niyaz etmek lazimdir ki, birgok nazlandiktan sonra ele 
gelebilsin! 

1166. (5%§k vefa eiici olduijundan vefa eiiciyi satin ahr. ^efasiz olan hem-ni- 
sine hakmaz. 



^cSP? 



AHMED AVNt KONUK 

"Harif *, i§ ve san'at reflki olan kimse, dost ve hemnism olan adam ma'na- 
sinadir. Ya'ni, a§k-i ilahi, vefakar olan bir arkadagtir. Binaenaleyh kendisi de 
vefakar olani kabul eder, vefasiz olanlara hemnisjn olmaz. 

M*". -^ u* jW b £* M* &■) ^^ c~~&-j* j^- 

1167. SAdemi, agog; ve ahid kok gibidir, kfike cehd ile hmar lazimdir. 

"Ahid"ten murad, ezelde vaki' olan ahd-i ubudiyyet oldugu gibi, insan-i 
kamile intisab esnasinda pir ile miirid arasinda vaki* olan ahid olmak dahi 
muhtemeldir. Ya'ni, suret-i insaniyye bir agag gibi olup, onun kokii de onun 
ahdidir. Binaenaleyh onun suret-i insaniyyesine taalluk eden soz ne kadar 
parlak olursa olsun itibar yoktur. Onun kokii ve ma' nasi olan ahde riayet et- 
mek ve ona hizmet lazimdir. 

1168. iJAhid fasid, kok ciirumiis olur; ve latif olan meyveden munkati olmus 
olur. 

Bir kimsenin Hakk'a veyahud insan-i kamile kar§i olan ahdi bozuk olur- 
sa, suret-i insaniyyesi agacimn kokii gurumu§ olur. Artik onun meyvesi olan 
ahval-i latife ve. a'mal-i hasene ondan munkati' olur. 

j_^ c-~i'tj>- £j jLi L. . >y. >- ^y J^ ^y.j ^ 

1169. Uiurma agacimn dali ve yapragi her ne kadar yesid oldu ise de, kokiin 
fesadiyla heraber yesillxk faide dejjildir. 

Ahdi bozuk olan bir kimsenin, kokii bozuk olan hurma agacimn ye§il 
yapragi mesabesindeki ulum-i zahiriyyesi ve sozleri ne kadar parlak olsa as- 
la fayda vermez ve kalblere te'siri olmaz. 

1 1 70. ve eger yesu yapragi olmaz ve kokii olursa, aktbei yuz yanrak disari el 
yapar. 

Ve eger ahdine vefakar olan kimsenin her ne kadar zahiren bir ilmi ve 
kuwe-i nutkiyyesi olmasa dahi, akibet ulum-i ledunniyye ve talakat-i lisa- 
niyye yapraklan zahir olur. 



™^ 



MESNEVl-I §ER?F §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

jl yu> ^J^p C—^-ii by? ,Jp- yr M* J^*i "> y^ j 

1171. iSen otiuti ilmine alianma, ahd. isiei Dlim kabuk, onun ahdi onun i$i ai- 
hiiir. 

Ey salik, sen bir kimsenin ilmine aldanma, ahid iste! Ya'ni ahdine vefakar 
olan kimsenin ilmine bakma ve ilmi yoktur diye aldanma! Onun Hak'la ve- 
ya piriyle olan ahdinde sadik olup olmadigina bak! Zira ilm-i zahiri kabuk gi- 
bi ve o kimsenin ahdi dahi o aradigin ilmin igi gibidir. Zira ilimden maksud 
olan ameldir ve amel ise ahde vefa etmektir. 



( _ ff Ua lij \J~P {J fj (jS}\ C-jIjI . JJ*\y>- Vsi-y J*j>- \j **■* ■ *&-y* 

Onun beyanindadir ki, kotu fiilli adam vaktaki kotii fiillilikte 
nuitemekkin olur ve iyi fiillilerin devletinin eserini goriir, 
seytan olur. Harmani yanmis seytan gibi hasedden dolayi 

hayrin mani'i olur ve riimleyi harmani yanmi§ ister. Nitekim 

ayet-i kerimede, "Gordiin mii su kimseyi ki, namaz kildigi 

vakit abdi nehyeder!" buyrulur 



"Hirmen-suhte", sermayesi havaya gitmis ve miiflis olmus kimseden ki- 
nayedir. Bu surh-i serifte beyan buyrulan ayet-i kerime sure-i Alak'tadir. Se- 
beb-i niizulii budur ki: Ebu Cehil habisi demistir ki: "Eger ben Muhammed'i 
(a.s.) secde ederken gorursem boynunu cignerim!" habis bu kasd ile Re- 
sul-i Ekrem hazretleri tarafina gitti ve o hazreti namaz kilarken gordii ve ge- 
ri geri cekilmege basladi. "Nicin boyle yapiyorsun?" dediler. Cevaben dedi ki: 
"Muhammed ile benim aramda atesten bir hendek goriiyorum!" Bu ayet-i ke- 
rimenin ma' nasi her asirda mevcud olan munafiklar ile miinkirlerin ciimlesi- 
ne samildir. 



Csf^B 



AHMED AVNt KONUK 

iy~p- l^T ijyi> ^Ua-i y>r y . iy eljS' L ?~i dy*- l_pL»l j 

1172. Uefa edicileri faide etmis aordiigiin vakil, sen orada hasud hir seytan gi- 
hi olursun. 

Ey nefsani olan kimse, sen Hakk'a veya pirine karsi olan ahdine vefa 
edenleri, faide hasil etmi§ bir halde gordiigun vakit, sen onlann miivacehesin- 
de, Adem'e hased eden bir seytan gibi olursun. Nitekim Hz. Pir'in zaman-i ali- 
lerinde kendilerine intisab eden muridanindan bir giiruh, hazretin Salahad- 
din Zerkub hazretlerine olan tevecciih ve iltifatim gekemeyip hased ederek 
aleyhinde bulunmuslardir. Sipehsalar hazretleri yazdigi Menikib'da bu hali su 
tazda beyan buyurur: 

"Cemaat-i hasudan §eyh Salahaddin'in hadden ziyade Hz. Pir'e yakinhgi- 
ni miisahede eylediklerinde yine hikd u hased ile me§gul olup adavete basla- 
dilar ve gayet-i kasavet ve nihayet-i §ekavetlerinden zat-i alilerini cehle men- 
sub kildilar. Halbuki onun hakaik-i lediinniyyesinden bihaber idiler." Fakir 
tarafindan tercume olunmus. olan bu menakibta Sultan Veled (k.s.) hazretle- 
rinin bu mes'ele-i hased hakkinda manzum beyanat-i aliyyeleri de vardir. 

1173. Dier kimin mizaci ve tab\ gevsek olsa, hie kimseyi saglam istemez. 

Bu beyt-i serifte iki vecih vardir: Birisi maddi ve digeri ma'nevidir. Mad- 
disi budur ki, nefsani olan bir kimsenin mizaci ve tab'i gevsek ve zayif ve 
hastalikli olsa, kimse herkesi de kendisi gibi hastalikh ve zayif gormek is- 
ter; ve onun nefsi bu goriis. ile muteselli olur; ve kendisi kimselerin musa- 
hibi ve refiki olur. Vucudu saglam olanlara hased eder. Ve ma'nevisi budur 
ki, her kimin mizaci ve tab'-i ma'nevisi, ahlak-i mezmume ile ma'lul olsa, 
kimse herkesi kendi gibi hilekar ve miizevvir ve fasik ve facir gormek ister,- 
ve kendisi gibi adamlann musahibi ve refiki olur; ve ahlak-i hamide sahib- 
lerine hased eder. Nitekim meshur bir darb-i meseldir: Kuyruksuz olan tilki- 
ye: "Hep tilkiler senin gibi kuyruksuz mu olsun, yoksa sen de onlar gibi kuy- 
ruklu mu olasin?" diye sormuslar. Tilki cevabem "Butun tilkilerin benim gibi 
kuyruksuz olmalanm isterim!" demis. 

1174. Sger Dhlis'in hasedini istemez isen, dava derdinden Dinda 'mn derga- 
hxna gel! 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

"tblisi"deki "ya", masdariyet, vahdet ve nisbet igin olmasi caizdir. Masda- 
riyet igin olursa "iblislik", vahdet igin olursa "bir iblisin hasedi" ve nisbet igin 
olursa "iblise mensub clan hasedin" demek olur; ve her tig surette ma'na dog- 
ru olur. Ya'ni, ey nefsani olan kimse, eger sen "seytanligm hasedini" veya "bir 
§eytanin hasedini" veya "§eytana mensub olan hasedi" istemez isen; "Ben 
ondan daha hayirhyim!" da'vasimn derdinden vazgeg de Hak Teala hazretle- 
rinin dergah-i izzetine tevecciih et ve kendi nefsinin kotu sifatlanm gor de, 
baskalannin nefsindeki fenahklan soylemekten sarf-i nazar et! Sifat-i nefsa- 
niyyeden halasini Cenab-i Hak'tan niyaz et! Zira seytanligm hulasasi *1» ^ u 
(A'raf, 7/12) ya'ni, "Ben ondan daha hayirhyim ve efdalim!" da'vasindan 
ibarettir; ve kendini begenip baskalanm takbih etmektir. Ve Cenab-i Hak su- 
re-i Bakara'da sifat-i nefsaniyye ile muttasif iken ba§kalanni lslaha kiyam 
edenleri takbihen-. jJCli o'^Uj "Ji '^-uii o )'Ji\ (Bakara, 2/44) ya'ni "Nefsinizi 
unuttugunuz halde nasa birr ve takva ile mi emrediyorsunuz?" buyurur. 

1175. (jHademki vefan yoktur, had dem vurmai J&ra soz agleb olarak hizlik 
ve benlih da vastdir. 

Ya'ni, ey kimse mademki senin Hakk'a veya pirine karsi ettigin ahidde 
vefan yoktur ve onlann emrine muhalefetin vardir, bari salahtan dem vurup 
ehl-i kemale mahsus olan tavn takinarak soyleme! Zira, sifat-i nefsaniyye- 
sinden kurtulmamis. olan kimselerin sozleri ekseriya bizlik ve benlik da'vasi- 
dir. Ancak kendilerinde vucud ve varhk goremeyen enbiya ve evliya hazara- 
timn sozleri bu da'vadan harigtir. 

1 1 76. Hiu soz svne.de magzlann iradtdir. Svkulia can magzina ynz nema vardir. 

Ya'ni, bu soz, harf ve savt ile disanya gikmazdan evvel sinede ve kalbde 
iglerin ve batinlann iradidir; ve o sozii disanya gikarmayip siikut etmekte ise 
canin igine ve batinina birgok ne§v u nema vardir. Mesela bir kimse birinin 
yalan soz soyledigine muttali' olsa ve onun bu yalamni yiizune vurup mey- 
dana gikarmak kabil iken kendisinin dahi yalan soyledigini dusunup, bu hu- 
susta soz soylemekten vazgegerek sabretse, o kimsenin, bu hali nefsine kar- 
si bir miicahede olur; ve bu miicahededen ruhunun kuvvetinde nesv ii nema 
hasil olur. 



AHMED AVNl KONUK 

jAJ J*- 4 -*jlj> t (jS' ^ £->>■ j** r>^ -*-* 1 <^j j- 5 -*"*^ ^J^ 

1177. ^UabMki dile gelir magzin masrafi olur. uMasrafi az yap, id ki magz, 
nayz olarak kalsin! 

Ya'ni, vaktaki soz dile gelir ve harf ve savt ile disanya cikanlir, magzin ve 
batimn iradi hare ve sarf edilmis olur. Binaenaleyh, masrafi az yap ve sdzti 
ihtiyac ve zaruret mikdan soyle ki, batimn giizel ve latif olarak kalsin! Zira 
salikin lisamm zabt etmesi dusiinmesine sebeb olur; ve diisiinmekde miica- 
hede-i nefsiyye vardir; ve mucahede ile batinda giizellik ve letafet hasil olur. 

cJj yw J-i jji dy? C/jf j£i C-ij c~~oj£i \j t-ijjyf ^ >y> 

1178. cMz soyleyici adanun azim bir fikri vardir. Soylemek ki§n ziyade oldu- 
gu vakit if gitti. 

Ya'ni, az soyleyen adamin elbet biiyiik biiyuk diisunceleri vardir. Nitekim 
cok soyleyen adamlann sozlerinde ekseriya revabit-i flkriyye olmadigi her 
zaman goriilmektedir. Zira elfaz ile disanya cikanlan soz meyvenin kabugu 
gibidir. Kabuk ne kadar kahn ve 50k olursa ig kadar az olur. 

J»j C^iS J^IS" y? wLi ^M C— jj j** iy jf-^ iy Ojjil ^-~*y 

1 1 79. ZKabuk ziyade oldu, if zayij oldu. Jleidjei kamil oldugu vakit kabuk za- 
yif oldu. 

"Nagz", lugatte guzel ve iyi ve latif ve §ey'-i acib ve bed!' ma'nasinadir. 
"Nagzin kamil olmasi"ndan murad, meyvenin latif ve guzel olan igidir. Ya'ni, 
ceviz ve badem gibi meyvelerin kabugu kahn oldugu vakit ici az ve zayif olur 
ve latif olan ici kamil ve ziyade oldugu vakit dahi kabuk zayif ve ince olur. 
Bunun gibi kabuk mesabesinde olan elfaz 50k ve kahn olursa, ig olan fikir az 
olur ve ig olan fikir iyi ve latif ve kamil oldugu vakit elfaz dahi az olur. 

\j Ai^j \j jyj \j jy \j <^j ^U-j <-*j* jA p^, 

1180. IBu iif hamliktan kurtulmu$, cevize ve bademe ve fistiga baki 

"Levz", badem ve "pisteh" fistik. Ya'ni, kabuk ve ic misalinde hamliktan 
kurtulmus ve kemale gelmis olan ceviz ve badem ve fistiktan ibaret olan tig 
meyvenin haline nazar et! Bunlardan her birinin kemali, kabuklannm inceli- 
gi ve iglerinin goklugundadir. iste flkr-i insani bunlann igine ve kelam-i zahi- 
ri dahi bunlann kabuklanna benzer. 



egXggz 



MESNEVf-1 §ERtF §ERHi / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

iyi> Ol£-J cJji i_j*~>- *£ iyi* OlkJi A& OLs*p jl ^ J* 

1181. !7ier o kimse ki isyan. etie, sei/fan okr. ,Ztra iyilerin ctevleiine hased edi- 
ci olur. 

"isyan", serke§lik etmek ma'nasinadir. Her kim ki serke§lik ederse, o kim- 
se seytan olur. Nitekim bu cildin 524 numarasinda j3k-z> v/ b jS ^ v- 1 
■rtyt- ["Serkes. at igin Arap pna "§eytan" ta'bir etti"] ; ve 525 numarasinda da- 
hi ci) jj jj <J ^i >/ cJ^. ["§eytanet liigatte gerdenkeslik oldu"] buyrulmus 
idi. Binaenaleyh seytanhgin esasi serkeslik ve isyandan ibaret olur; ve ser- 
keslik dahi sifat-i hasedden nes'et eder ve boyle serkes. olan kimse iyilerin 
nail oldugu devlete ve saadete hased edici olur. 

\±&- Ojb «& 0J4* ^f jl \ij <jif \s^- J^f> ji *&y>r 

1182. Uaktaki Jtuda'mn ahdine vefa ettin, Dtuda kerem cihetinden senin 
akdini hifz eder. 

Ya'ni, ey kimse, sen Hak Teala hazretlerinin emrine itaat ve nehyinden ic- 
tinab etmek suretiyle onun ahdine vefa ettigin vakit, Hak Teala hazretleri da- 
hi va'd buyurdugu ecir ve mukafati icra buyurmak suretiyle kerem cihetin- 
den sana kar§i olan ahdi hifz eder ve seni ecirsiz birakmaz. 

*a-U*iJ ^ f ji\ \jj^"i\ 'oJLO «u~j y j>- (j\ij jl 

1183. Sen Uiakkin vefasindan flozii haglamissin, nr Hzkilru ezkurkum 1 ." u 
isitmemissin. 

Bu beyt-i serifte, sure-i Bakara'da olan />& % J h&b °<^°f^ ^Jf'^ 
(Bakara, 2/152) Ya'ni, "Beni zikrediniz, ben de sizi zikredeyim ve bana §iik- 
rediniz ve kufran etmeyiniz!" ayet-i kerlmesine isaret buyrulur. Ya'ni, ey 
kimse, senin kalb ve idrak gozun Hak Teala hazretlerinin kullanna kar§i olan 
vefasim gormekten baglanmistir; ve sen bu zikrolunan ayet-i kerimeyi isit- 
memissin. Binaenaleyh sen Hakk'in emrine itaat ve nehyinden ictinab etmek 
suretiyle onu zikret ki, Hak dahi seni magfiret etmek ve ecir ve mukafat ver- 
mek suretiyle seni zikretsin! 

jbj^T^rj^ ljj\ aTi; j\i j,y> (jj^u ijiji ^r j,yf 

1 184. *6vfu hi-ahdi'ye kulak ver, akil tut, ta ki yardan "ll/i ahdekiim" gel- 
sin! 



esypp 



gfftr 3 " AHMED AVNl KONUK 

Bu beyt-i serifte de keza sure-i Bakara'da olan '^-h*> <J y ^m*>. iy/j ( Ba_ 
kara, 2/40) Ya'ni "Size beyan ettigim ahde vefa edi'n! Ben de sizin vefani- 
za miikafat edeyim!" ayet-i kerimesine isaret buyrulur. Ba'zi niishalarda 
(cf J-/) yerine ('*; j./) vaki' olmu§tur. "Kulak koy!" demek olur. Ya'ni, 
bu zikrolunan ayet-i kerimeye kulak ver ve ma'na-yi munifini idrak ifin ak- 
km tevcih et ve bu i§itme ve idrak etrae neticesinde imamm takviye edip 
amel et ki, yar-i hakiki olan Hak'tan dahi mev'ud ve ma'hud olan ecir ve 
miikafat gelsin! 

1185. By hazin, bizim ahiimiz ve karzmuz ne olur? ^ere kuru dane ekmek 
gibidir. 

"Hazin", gamli ve mahzun ma'nasinadir. Efrad-i be§er hakikatte higbir 
§eye malik olmayip her ihtiyacim miilkiin maliki olan Hak Teala hazretlerin- 
den bekledigi cihetle, hakikatte boynu biikiik mahzun bir bende vaziyetin- 
dedir. Bu miinasebetle cenab-i Pir efrad-i besere hitaben: "Ey hazin!" buyu- 
ruyor. Ve "karz"dan murad, iL^. uj an i^Jf, (Miizzemmil, 73/20) ya'ni, 
"Allah Teala'ya karz-i hasen ile ikraz edin!"' ayet-i kerimesinde beyan buy- 
rulan karzdir ki, bu da Hak yolunda infak ve sarf-i maldir. Her bir iyiligin 
mukabilinde Hak Teala on mislini vermeyi ahd buyurmus oldugundan, bu 
infaki ve sarf-i mali zat-i uluhiyyete odiing verilmi§ mesabesinde tutmu§tur. 
Ya'ni, "Ey mahzun bir vaziyette bulunan kul, bizim Hakk'a kar§i olan ahdi- 
miz ve odiinc vermemiz ne demektir bilir misin? Bir tarla sahibinin topragi- 
na dane ekmek gibidir." 

1186. 9Ve ondan zemine revnak ve semizlik vardir ne de zeminin sahibine 
zenginlik vardu I 

"Lemtur", semiz ve kavi demektir, "ya" masdariyet igindir. Ya'ni, bu bi- 
zim ektigimiz dane-i a'malden miilk-i ilahi ne revnak ve ne de semizlik ve 
kuwet kesb eder; ve ne de miilkiin sahibi zengin olur! 

1187. £%ncak isareten demektir ki, nr Bana bundan lazimdu. 2,ua bunun as- 
hni ademden sen ver din." 



@p^ MESNEVl-t §ERlF SERHt / IX. ClLT • MESNEVt-5 • "^^l 

1188. ""^eiim ue daneyi hizim tarafimiza hu ni'metien $ek diye ni§an olarak 
fletirdim." 

Ya'ni, bizim amel danemizi mulk-i Huda'ya ekmekte ancak bir i§aret 
vardir. da bu demektir ki: "Ey mulkiin sahibi, bana bu tohumun mahsu- 
lu lazimdir. Zira bunun ash olan viicudu, adem-i izaftden sen gikanp verdin. 
Ben o vucuddan istifade ettim. Bizim tarafimiza bu ni'metin emsalini ihsan 
et, diye sjmdi bu dane-i ameli ni§an olarak getirdim ve yine senin mulkiine 
sagtim." 

1189. Tiinaenaleyh ey talihli, kuru duayi huak! jLvra agap, sag.ilmi$ done, isier. 

"Ey talihli"den murad, insan-i kamilin huzuru kendisine nasib olup tarik-i 
Hakk'a siiluk eden kimsedir. "Kuru dua"dan murad, amel etmeyip lisanen ta- 
leb etmektir. Ya'ni, ey taiik-i Hakk'in saliki ahde vefa, amel-i salih islemekle 
olur. Ameli terk edip: "Ya Rab, bana sunu bunu ihsan et!" demek dogru bir 
hareket degildir. Zira diinya, ism-i Zahir'in mazhan oldugundan amel-i zahi- 
ri lazimdir. Nitekim bir agacin zuhurunu murad eden kimse, mutlaka onun ge- 
kirdegini ve tohumunu topraga ekmis. olmahdir. Tohumu ekmeden agag iste- 
. mek taleb-i kamil degildir, bir taleb-i nakistir. 



L5 *~o U j»*j 4i" LS liJ CjXXj^j Ipi Olj jjjI <>b <jj\&> jS 

1190. 6ger damn yok ise Dialik o duadan sana, "CA/e fliizel saydir!" diye hir 
nahl hafliflar. 

Fakat birtakim zahiri sebebler ve aczler hayluletiyle daneye malik ve ame- 
le muvaffak olamamis. isen '^L^Lt^Ji (Sebe', 40/60) ya'ni "Dua edin, 
size icabet edeyim!" ayet-i kerlmesi mu'cibince, igin yanarak dua ettigin tak- 
dirde, Hahk Teala senin o duani sa'y makaminda tutup, "Ne giizel sa'ydir!" 
diye sana meyveleriyle dolu bir hurma agaci halk ederek bagister. 

1191. tMeryem aibi ki, onun derdi var idi, danesi yok idi. O nahli hir sahib-i 
fen ye§il ya-pti. 



*$$& 



AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, sa'yden aciz kalamn duasimn sa'y makaminda kabul buyruldugu- 
nun delili budur ki, Hz. Meryem'in doguracagi bir yerde hicbir yardimci ol- 
madigi gibi yiyecegi dahi yok idi. Taleb ve dua-yi fiiliden aciz bir halde oldu- 
gundan, dua-yi lisani ile Hakk'a niyaz etti. Onun dane-i fiili ve ameli olma- 
digi halde, huner sahibi olan Hak Teala kuru bir hurma agacim ye§il yapti ve 
meyveli bir hale girdi. Nitekim sure-i Meryem'de buyrulur: J\ 'j>^J\ u*Mi 

Ck>* dij J**- •& ,Jy^ Ul lf>j ja Ubb L~±a lJ cJf /IJL» JJ c-> J^ k cJli ii»«JI £J*- 

Ci- (L'j JL jjCJyiJi^L^ jlii ^j*'/^ (Meryem 19/23-25) ya'ni "Dogum 
agnsi ohu bir kuru hurma' agacina dayanmaga mecbur etti. Dedi ki: "Keske 
ben bundan ewel Qliip kiilliyyen unutulmus. olaydim!" Altindan cenab-i Isa 
nida edip dedi ki: "Mahzun olma, rabbin senin altindan irmak akitti ve kuru 
hurma agacim salla ki tizerine hurma du§siin!" 

ily JUo'dbjJ ib ^^y ,j ilj dj^f- OTjjj ^Ij 4&lj 

1192. 3m a hi, o himmet sahibi olan hatun vefa edici idi. Uidlih onun murd- 
di olmaksiztn uiiz murad verdi. 

"Rad", kerim ve civanmerd ve sahib-i himmet ve sehavet ma'nasinadir. 
Ve diger ma'nalan da vardir. Burada "sahib-i himmet" ma'nasi miinasibdir. 
"Hatun", kadin demektir; ve "kadin" bu "hatun" kelimesinden muharreftir. 
Ya'ni, o Meryem ve o himmet-i all sahibi olan kadin, Hakk'a kar§i olan ah- 
dine vefa edici idi. Hahk Teala hazretleri dahi onun sa'yden aczi zamamnda, 
onun muradi olmaksizin birgok muradlanni verdi; Ve onun taleb-i lisaniden 
aii olan taleb-i halisini derhal is'af buyurdu. 

1193. cemaat hi, vefa edici olmus idder/hutiin sinijlar iizerine onlan ziyd- 
delesiirmistir. 

Hakk'in emrine itaat ve nehyinden ictinab etmek suretiyle ahidlerine ve- 
fa eden cemaati diger asnaf-i be§er tizerine efdal etmistir. Nitekim Hak Teala 
hazretleri Kur'an-i Kerim'de Ji'iS Jbilt^jiC'^ri o) (Hucurat, 49/13) ya'ni "Al- 
lah indinde en mukerrem olaniniz' en muttaki olanimzdir" buyrulur. 

oj^p Ol '»Jjj jj j^M^f- jl^- °Jr 3 ^*" j*"**-*" ^*Liji C-~Z£ 

1194. ^Denizler ve day onlara musahhar oldu. ^Dorf unsur dahi o idifenin hen- 
desidir. 



^ 



MESNEVl-I §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Ya'ni, ahidlerine vefa eden enbiya ve evliyaya deryalar ve daglar miisah- 
har olup denizlerden yuriiyiip gecmek ve daglarda tasarruf etmek gibi ahval 
vaki' oldu. Mesela Musa (a.s.) denizi asasiyla yanp gecti; ve Resul-i Ekrem 
Efendimiz Hz. Siddlk ve Hz. Omer ve Hz. Osman ve Hz. Ali ile Uhud dagi 
iizerinde otxirduklan sirada hareket vaki' oldu. Buyurdular ki: "Ey Uhud sa- 
kin ol, senin iizerinde Nebi ve Siddik ve §ehid vardir!" Derhal hareket sakin 
oldu. Ve keza bu zevat-i kirama dort unsur ya'ni toprak, su, hava, ates. ben- 
de oldular. Nitekim Musa (a.s.)in i§aretiyle arz Karun'u batirdi ve denizi yar- 
di; ve Siileyman (a.s.) havada tasarruf etti; ve ates. Ibrahim (a.s.) a gulzar ol- 
du. Evliya-yi kiram hazaratinin dahi mucizattan miraslan vardir ki, ona li- 
san-i ser'de "keramet" derler. 

1195., Hill ise- nisan i$in hir ikramdu, id ki ehl-i inkar onu asikar goreler! 

Ya'ni, enbiya ve evliyanin bu alem-i kesafette ve zahirde gosterdikleri ha- 
vank, onlann ind-i ilahideki kiymetlerine nisan ve alamet [olmak] iizere bir 
ikramdir; ve onlann ind-i ilahideki kiymetlerini inkar edenler onu a§ikar bir 
surette gormek igindir. 

1 196. Onlann o gizli kerametleri ki, o havasse ve heyana gelmez. 

ahidlerine vefakar olan enbiya ve evliyanin bu zahir olan kerametlerin- 
den ba§ka birtakim gizli kerametleri daha vardir ki, o kerametleri havass-i za- 
hire ve batine ile idrak etmek miimkin degildir ve ta'rif ve beyan kabil degil- 
dir. Qunki onlan beyan igin bu alem-i zahirde musta'mel elfaz kifayet etmez. 

1197. Diari o iuiar hi, muhakkak o ehei ola, daima ne munkati* du ne de red- 
di ialeb olunmustur. 

Ya'ni, ise yarayan §ey ebedi olandir ki, o da gizli keramet olan keramat-i 
ma'neviyyedir; ve bu keramat gesme aid degil ruha aid oldugundan. kera- 
mat-i suri gibi munkati' degildir ve reddi dahi matlub degildir. Keramat-i su- 
ri ise mevt-i suri ile munkati' olur; ve fan! olan alem-i surete aid bulunan ke- 
ramat evliya tarafindan makbul olmadigindan ekseriya reddolunmustar; ve 
onlar keramat-i suriyye ve kevniyyeden kacarlar. Fakat keramat-i ma'neviy- 



AHMED AVNl KONUK 

ye Hak ile kendi aralannda ve daimi oldugundan onlann makbuludiir; ve 
muhakkiklannm cogunun indinde keramat-i ma'neviyye ilim ve hikmettir. 
Nitekim ayet-i kerimede \Jz \^- 'jj\ °j£ LkJi o>' ^ (Bakara, 2/269) ya'ni 
"Hikmet verilmis kimseye.'muhakkak hayr'-i kesir verildi" buyrulur. Nitekim 
mecazib-i ilahiyyeden birisine: "Keramat-i kevniyye mi efdaldir, yoksa ilim 
ve hikmet mi efdaldir?" diye sormuskr. "Elbette ilim ve hikmet efdaldir. Zira 
keramat-i kevniyye igin daima abdestli bulunmak lazimdir. Fakat ilim ve hik- 
met ciinub olsa bile sahibinden mimfekk olmaz" diye cevab vermi§tir. 



Miinacat 

1198. By kut ve iemkln ve sehat verici, halka hu sehatsizlihian necat ver! 

"Kat", gida demektir. Burada murad, gida-yi ruhani olan maarif-i ilahi- 
dir. "Temkin", istikamet iizerinde rusuh ve istikrar makami demektir. Zira 
salik-i tarik-i Hak bu makam-i riisuha vasil oluncaya kadar sahib-i* telvindir 
ve bir halden bir hale terakki ve bir vasiftan bir vasfa intikal eder. Vaktaki 
makam-i rusuha vasil ve muttasil olur, temkin husule gelir (Ta'nfat-i Sey- 
yid'den tercume). Ya'ni, ey gida-yi ma'neviyi ve temkin makamini ve ahde 
vefada sebati verici olan Hak Teala hazretleri, halki telvinden ve sebatsizlik- 
tan kurtar ve onlan ahde vefada sabit kil! 

1 199. hir iste hi, sabit olmak layth.hr, miinseni olan nefse kaimlik ver! 

"Miinseni", iki kat olan ve bukiilmus ve bas asagi olan demektir. "Bude- 
ni"deki "ya", ya-yi liyakattir. Ya'ni, Ya Rab sabit olmak layik ve lazim olan 
riyazat ve miicahedat emrinde aciz kalip iki kat olmus ve bukiilmus olan nefr 
se kaimlik ve dogru duruculuk ver! 



MESNEVl-1 §ERtF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Menkibe: Hz. Pir'in miiridlerinden Mevlana Mecduddin Atabek, daima gi- 
leye girmek isterdi. Bir giin Hz. Hudavendigeir'dan rica ve iltimas etti. Ba'del- 
kabul onu kendi reflki ile medresede yekdigerine muttasil iki hucrede gileye 
oturttular. Birkag giin sonra ona aglik te'sir edip takati tak oldu. Refiki ile ag- 
hk zaruretinden bahisle gece miittefikan hiicrelerinden gikip ahbablanndan 
birinin evine gittiler ve agliklanmn derecesini soylediler. aziz onlar igin bir 
kaz dolmasi tertib etti. Onu yedikten sonra gelip hucrelerinde oturdular. Sa- 
bah oldukta Hz. Hiidavendigar, adet-i seniyyeleri vech ile hucrenin kapisma 
geldiler ve miibarek parmaklanm hucrenin kapisma suriip kokladilar ve on- 
dan sonra buyurdular ki: "Ey ashabimiz bu hiicreden riyazat kokusu degil, 
kaz dolmasi kokusu geliyor!" Her ikisi de miibarek ayaklanna kapandilar ve 
tovbe istigfar edip, "Boyle bir rahmet dururken, insanin kendisini halvet ko- 
§elerinde habsetmesi sadakatsizliktir dediler!" {Menakib-i Sipehsalaf dan 
menktjldiir) 

1200. Onlar a sahir hah$ et, mvzamn kefesini aflir et! Onlan surd-yerlerin hi- 
lesinden kurtar. 

Birinci misra'da C>>j ^ ,/ si* '^Jy '^ j* i*& (Kana, 101/6) ya'ni, "Me- 
vazin-i hasenati agir'gelen'kimseye'gelince, imdi o kimse razi oldugu bir ya- 
§ayi§ igindedir." ayet-i kerimesine isaret buyrulur. "Suret-geran"dan murad, 
suret ile mukayyed olanlardir ki, onlar nefislerinin huzuzat ve lezzetlerini 
tahsil igin cah§irlar. Ya'ni, "Ya Rab, senin tarikina siiluk edenlere riyazat ve 
miicahedata sabir bagista ve onlann a'mali tartildigi vakit mizanin hasenat 
kefesini agir yap ve onlan suretle mukayyed olan kimselerin hilelerinden ve 
igvalanndan kurtar!" 

1201. Gy *3ierim onlan hasuMuktan kurtar, id ki hasedden seytan-i racim ol- 
mayalar! 

"Baz hariden", halas etmek ve kurtarmaktan kinayedir (Bahar-i Acem). 
Ey kerirn olan Allah'im, ehl-i tariki hasudluktan kurtar. Siilukunde birinin te- 
rakkisini goriip ona hased ederek incitmesinler ve akibet bu hased sifatimn 
kendisinde galebesi yiiziinden bir §eytan-i racim ve matriid olmasinlar ve se- 
nin yolundan kogulmasinlar! 



AHMED AVNl KONUK 

-L~>- jl ijt\t- •Xjy ^y** dy*- -U-j*-j jJJU £yl» »-*J ji 

1202. Jani olan mulk ve cesedin naminde avam, hasedden nasil yaniyorlarl 

Fani olan bu diinyanin mulkuniin ni'metleri ve cesede aid bulunan hu- 
zuzat ve telezzuzat hakkinda, cismani olan avam-i halk, birbirlerine kar§i 
hasedlerinden na§i nasil yanip tutu§uyorlar ve birbirlerini cekemiyorlar. 
Fani oldugu kendilerince de a§ikar olan bu ni'metlere kar§i bir turlti hased- 
den vazgegemiyorlar. Ya nefsinde bu sifat-i hased baki olan bir kimsenin, 
miilk-i baki ni'metine nail olanlara kar§i ne derece §edid muamele edecegi 
kiyas olunsun! 

1203. ^adisahlan gor ki ordu $ekerler, hasedden kendi akrabalarim olduriirler. 

Padisahlara bak ki, satvet ve sevketini gekemedikleri bir padisah uzerine 
ordu cekip harb ederler; ve akil ve dirayette kendilerinden daha yiiksek gor- 
dukleri akrabalarim hasedden na§i olduriirler. Nitekim zamanimizda vaki' 
olan harb-i umumi, Alman milletinin inkisaf-i ticaretine hased etmeleri yu- 
ziinden vaki' oldu ve bu yiizden dokuz milyon kadar tahmin olunan efrad-i 
be§er hak-i helake serildi. 

^S JUa OU- j dj^- -U*i n£ jii jj Ol~d tiXkiXs- 

1204. OVecis dolu olan kuklalann asiklan, kana ve hirhirlerinin canina kasd 
etmislerdir. 

"Lu'bet", kukla ve cocuklann oynadiklan yapma bebek ma'nasinadir. 
Ya'ni, bagirsaklan necaset dolu olan, o topraktan ma'mul bir kukla mesabe- 
sinde bulunan mahbub ve mahbubelerin a§iklan, hasedden dolayi kana ve 
cinayete ve birbirlerininin canina kasd etmi§lerdir; ve hatta ba'zilan kendi 
canlanna kiyip intihar bile ederler. 

OI4LI 01 J~o- jl &*£ *^ *£" Oly*j jijt^j jj-^- uy\jj u^-J 

1205. ^Vis'i ve Domini ve Diusrev ve <$irin'i oka ki, hasedden nasi ahmak- 
lar ne yavtilar! 

"Vis", bir kadinin ismi ve "Ramin" dahi onun a§igmin adidir. "Husrev", 
§irin ismindeki kadinin a§iki olup, rakibi olan Ferhad'i hased yiiziinden 61- 



SfjK^ , MESNEVf-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

durmiis. ve §irin'i almi§tir. Bunlann mua§akalan hakkinda aynca kitablar ya- 
zilmisdr. Nitekim Ferhad ile §irm'in hikayesi dillerde destandir; ve Husrev'in 
Ferhad'i olduriip §irin'i aldigi hakkinda §airler turlii turlii §iirler soylemister- 
dir ki, birinin bir beyti §6yledir: 

Haclegah-i Husrev'i ol dem ki tezyin ettiler 
Hun-i Ferhad'i hma-yi pay-i §irin ettiler 

Ya'ni, bu murdar kuklalann a§iklan birbirlerine kar§i hased yiiziinden ne 
yaptiklanni anlamak istersen Vis ile Ramin'in ve Hiisrev ile §irin'in macera- 
lanni havi olan hikaye kitabim oku! 

1206. O^ihayet a$ik ve ma$uk dahi fani oldu. Diem nagdrdular ve hem de 
muhabhetleri nagizdir. 

ahmak a§iklann kitabim okudugun vakit goriirsun ki, nihayet hem a§ik 
ve hem ma'§uk fani oldu; ve ikisi de buz gibi eriyip yok oldular. Onlann ken- 
dileri hig idiler. Muhabbetleri de kendileri gibi hie ve nagiz oldu. 

-US' J^-U f J* j, \j f OP jA JJj pA J {Js. *? ^1 Jb 

1207. ^ir pafc ilah hi, ademi hirhirine vurur, ademi adem iizerine a$ik eder. 

Ya'ni, her turlii nakayistan pak ve mukaddes olan bir ilah ki, esma ve si- 
fat-i ilahiyyesinin mezahiri olmak iizere adem-i izafi alemini izhar edip, onun 
efradini birbirine garpisnnr; ve hadd-i zatinda ademden ibaret olan o efrad- 
dan her birini digerine a§ik yapar. Bu hal, buzdan yapilmis. bir erkekle bir ka- 
dinin yekdigerine a§ik olmasina benzer. Buzlar eridigi vakit, he kendileri ve 
ne de a§klan kalmaz, mahvolup giderler. 

■k£ jks^< i&s?i*\ C-~*lj C~~J J^~ j*> UJ~~»- Ji ^ Ji ji 

1208. J^ifcm kalbinde hasedler zfihir olur; yoku, var hoyle muziar eder. 

"Bi-dil", a§ik ma'nasinadir. Ya'ni, ademden ibaret olan a§ikin kalbinde 
hased zahir olur ve o a§ik bu hased sebebiyle muztar ve nagar bir hale gelir. 
lste vucud-i hakiki sahibi olan Allahu ziilcelal hazretleri, hakikatte yok olan 
a§iki boyle muztar ve nagar kilar. 



AHMED AVNl KONUK 

1209. liu kadmlar ki, dimleden daha musfiktirler, hasedden dolayi iki oriak 
kendilerini yerler. 

"Dane", bir erkegin taht-i nikahinda bulunan iki kadm demek olup Tiirk- 
ge'de "ortak" derler. Ya'ni, bu kadin taifesi ki, Hak Teala hazretleri onlann 
kalbine §iddetli bir §efkat duygusu koymu§tur, ve bu hiss-i §efkatle, erkekler- 
den mumtaz bir haldedirler, kendilerinde bu kadar §efkat varken, her birisi 
kendi ortagim zevcinden kiskamp hased eder; Ve bu hased duygusu onun 
kalbinde §efkat duygusunu izale edip kendi kendini yer. 

1210. Dtatia erkekler ki, muhakkak ias kalhlidirler, nihayet hasedden hangi 
menzildedirler! 

Hatta kati yiirekli ve kadinlardan daha az §efik olan erkeklerin nihayet, 
sifat-i hasedin hangi mertebesinde ve menzilinde bulundugunu var kryas 
et! 

1211. cjjer seridt efsun-i latif yanmasa idi, her bir kimse refikinin cisrnini yir- 
tar idi. 

"Efsun", azaim ve hile ve sihir ma'nalanna gelir. Ya'ni, eger §eriat ve 
kanun-i ilahi sihr-i latifi ile efrad-i beser uzerinde miiessir olmasa idi, her bir 
kimse hased sebebiyle kendi refikinin cismini yirtar ve olduriir idi. Bereket 
versin ki, §eriatin hiikm-i kisasi, hasudlann ellerini baglami§tir. 



-US' £***- 'yS~S. ji l JJ: o Mj J\j jZ, £« j$, £j£, 

1212. Qeriai serrin deji igin bir rey vurur. <§eyiam hiiccet sisesi i$ine koyar. 

"Der §i§e kerden", §i§eye koymak, kaviyi zayif vasitasiyla maglub etmek- 
ten kinayedir. Ya'ni, seriat ve kanun-i ilahi, camia-i beseriyyetteki §errin def'i 
i?in bir hukiim verir ve ayn-i §eytan mesabesinde olup kaviyyen be§ere mu- 
sallat olan hased duygusunu birkag satirhk yaziyi havi bir kagit pargasryla 
maglub ve makhur eder. 



*#%&> 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

1213. <$ahidden ve yeminden ve niikuUen akHbei, fnzvX olan $eytan $i§eye aider. 

Ya'ni, saika-i hased ile cinayet isteyen ve §eytamn sifat-i hasedini temsil 
eden bir kimse, huzur-i §enatte ve kanunda aleyhine agilan bir da'vada din- 
lenen §ahidden ve vaki' olan yeminden veyahud teklif olunan yeminden nu- 
kulden ve istinkaftan dolayi huccet-i §er'iyye §i§esinin igine girip makhur ve 
maglub olur. 

1214. Dki ziddm hofnutsuzlugu olan ierazi aihi muhakkak hezlde ve cidde 
cern gelir. 

Ya'ni, §eriat birbirine zid ve muhalif olan iki kimseyi ho§nud ve razi eden 
bir teraziye benzer. Mesela latife ve hezl tarikiyla iki kiloluk bir maddeye tig 
kilo desek veyahud ciddi olarak iki kilo oldugunu soylesek, terazi ne hezle 
ne de cidde nazar edip vazifesini yapar; ve hezl ile ciddi birlestirip kac kilo 
ise tamamen onu gosterir; ve satan ile alan, terazinin gosterdigi mikdara ra- 
zi olur. 

1215. $eriati muhakkak k&e ve ierazi hil; zira onun sehebiyle hasunlar ni- 
za'dan ve kinden kurtulurlar. 

Mesela bir maddenin sikletinde ihtilafa du§iip kavga eden kimseleri, tera- 
zi o seyin sikletini gostererek onlan kavgadan ve kinden kurtardigi gibi, §e- 
riatin hiikmii dahi bir hak da'vasinda birbirine muhasim olan iki kimseyi hu- 
sumetten kurtanr. 

JUs>-t j Jf^- pJ»j jl AAj ^ .JU>- jl f~ju>- dTijJ jjly ^T 

1216. Cijer terazi olmasa o hasim cidalien ve hayf ve ihtiyal vehminden ne va- 
kil kurtulur? 

"Hayf", cevr ve zulmetmek ve zuliim ma'nasinadir. "ihtiyal", hile etmek 
demektir. Ya'ni, terazi olmasa bir mail satin alan ve saticiya kar§i hasim mev- 
ki'inde bulunan kimse, cidalden ve kendisine zuliim ve hile edilmis. olmak 
vehminden asla kurtulamaz. 



< ^^° 



AHMED AVNl KONUK 

\i*r j £ w^>- j C—Xij <UJ» y\ lij ,j C~ij j\iy jiji ^ 

1217. Dvadi hu vefasiz olan cirhin cifede oviun hu hasecl ve hasun ve cefa 
vardir. 

tmdi bir cife [ve] vefasiz olan bu girkin dunyada hep bu hased ve hasim 
ve zuliim vardir. Diinya bu kotii sifatlann tecelligahi olan bir yerdir. Nitekim 
hadis-i §erifte «_>Mf W^ j '**#■ ^ ya'ni, "Dunya cifedir ve onun talibleri kelb- 
lerdir" buyrulmusmr. Binaenaleyh diinyamn talibleri arasinda hased ve hu- 
sumet ve zuliim olmak tabiidir. 

J~~>- jj ^y-jl J (_s^- *y* 0_j^- i_jj dy*- cJji j JUit Ol ji ij-^ 

1218. r Binclenaleyh onda ihbal ve devlet nasil olur; cinni ve insi nasil hasecl 
icinde olur? 

Ya'ni, diinya cifesi hased ve husumetin ve zulmiin bir tecelligahi olunca, 
o dunyadaki ikbal ve devletin hali nasil olur? Bu diinya ehlinden olan cin ta- 
ifesinin ve insanlann, bu devlet ve ikbal-i diinyeviyye icjn birbirlerine kar§i 
hasedleri nasil ve ne derecede olur, var kiyas et! 

JUl 4j ^[^ ,Jj»j j\ OUj ,JJU Jul <U$S' *y~3~ iy>- o^aLi CA 

1219. O seyianlar muhakkak eski hasuddurlar, yol vuruculukian hir zaman ha- 
lt deflildirler. 

"§eytanlar"dan murad, ervah-i habisedir. Ya'ni, hele ervah-i habise Hak 
yolundan gidenlerin eski hasudu olup onlann kalblerine tiirlii turiu vesvese- 
ler ittisaliyle yollanni vurmaktan bir an hali kalmazlar. Zira onlar, ism-i Mu- 
dill'in mazhan olup ism-i Hadi hazretinin yolunda yuriiyenleri gekemezler. 

1220. DCur' an dan oku hi insan seyianlari, Diahk'm meshinden seylan tie 
cins olmuslardir . 

Bu beyt-i serifte sure-i isra'da olan oii^i oir _, uM~^ s ^r-\ Ir 1 ^" oiA*" °l 
\/yk Z) (Isra, 17/27) ya'ni "Miibezzirler muhakkak §eytanlann karde'sjeridif 
ve §eytan Rabbine kefurdur" ayet-i kerimesine i§aret buyrulur. Ve "tebzir" he- 
va-yi nefsaniye ve igvaat-i seytaniyyeye tebean hadd-i §er'i haricinde vaki' 
olan mal ve kuvvet sarfidir; ve §eytanin kardesi bittabi' §eytanin cinsi olur. ye 
sure-i En'amda olan b yrJiJ Jj^i JJ^laii bf, '^)^ ^) J\ Oy-y) a^uJi fy 



MESNEVl-I SERtF SERHi / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

(En'am, 6/121) ya'ni "Muhakkak seytanlar, insanlardan olan dostlanna, si- 
zin ile miicadele etmek igin vesvese verirler. Eger onlara itaat ederseniz, mu- 
hakkak siz miisriklersiniz!" ayet-i kerimesine de isaret buyrulur. 

1221. Seytan ifiiian&a adz olursa o, bu enxs\erden istidne isfer. 

"tftitan", fitneye dusiirmek. Ya'ni, seytan igvaatryla ve vesvesesiyle in- 
sanlan fitneye dusiirmekte aciz kalirsa kendi dostlan olan azdirdigi insanlan 
ldlal hususunda tavsit edip bu insan seytanlanndan yardim ister. 

1222. ^Der ki: "Siz hize dostsunuz, bize yar ve muhMik edin! Hiizim tarafi- 
mizsiniz, tarafdarlik edin!" 

1223. Byer tihanda bir kimsenin yolunu vursalar, her iki nevi' seytan mesrur 
gelirler. 

Ya'ni, eger goriinen ve goriinmeyen insan ve cin §eytanlan Hak yoluna 
giden bir kimsenin yolunu vurup ldlal etseler, bu iki nevi' seytan onu dalale- 
te dusurdiiklerinden dolayi sevinirler. 

1224. Ue eger bir kimse can goturdu ve dinde all oldu ise, o iki hasud nevha 
tuiarlar. 

Ve eger bir kimse insan ve cin §eytanlanmn vesvesesine kulak asmayip, 
camm dogru yola goturdu ve dinde mertebesi yukseldi ise, o iki nevi' hased- 
ci feryad ederler. 

Sj>- Ijjl i_~ol i\i *S~ ^S j. X~s- OlJJj> JljU- ^ ji j* 

1225. Uier ikisi based di§i cignerler, bir kimse uzerine ki eMo ona akd verdi. 

"Edib", burada miirsid ve muallim ma'nasinadir. Ya'ni, o iki nevi' seytan, 
dinde mertebesi yiikselen kimseyi gordiikleri ve miirsid-i kamilin o kimseye 
akl-i maad zevkini verdigini mii§ahede ettikleri vakit, hased di§ini gicirdatir- 
lar ve ofkelenirler. 



<^? 



AHMED AVNt KONUK 



^ 



Padisahin o peygamberlik da'vasi eden kimseye 

sormasidir: "0 kimse ki, sadik peygamber ola ve sabit 

de ola, onunla ne olur ki bir kimseye bagiskya? Yahud 

onun sohbeti ve hizmeti sebebiyle dil ile soyledigi 

nasihatten baska ne ihsan bulurlar?" 



Ya'ni padisah da'va-yi nubuwet eden kimseye su sualleri sorup diyor ki: 
"Bir kimse sadik peygamber olsa ve da'vasimn dogrulugu da sabit olsa, boy- 
le bir kimsenin nasa bagislayacak nesi olur? Yahud onun sohbetinde ve hiz- 
metinde bulunan kimseler, onun dili ile soyledigi nasihatlerden ba§ka ne gi- 
bi bir faide ve ihsana nail olabilirler?" Zira dil ile nasihat soylemek herkesin 
kandir. Fakat onlann kalblerinde ve batinlannda muessir olmak herkesin ka- 
n degildir. 

1226. <$ah ona sordu ki: n<r Bir kerre vahiy nedir, yahud ne hasil iuiar o ki ne- 
hidir?" 

Padi§ah o muddeiye sordu ki: "Ewela soyle bakahm vahiy nedir? Ya- 
hud peygamber olan kimsenin hasih ve sair nastan fazl ve mertebesi ne gi- 
bi §eydir?" 

1227. ^Dedi: *0 nedir ki muhakkak ona hasd olmadt; yahud ne devlet kaldi ki 
o vasd olmaii?" 



MESNEVt-t §ERlF §ERHt / IX. CiLT • MESNEVl-5 • 

Miiddei padisaha cevaben dedi ki: "Sadik olan peygamberin tahsil etme- 
digi ne vardir! Yahud onun sun ve ma'nevi devletten vasil olmadigi §ey mi 
kalmi§tir. Ona her §ey hasil ve o her tiirlii devlete naildir." 

1228. "Tutayim ki hu nebinin vahyi hazine sdhtbi degildir. lial ansimn kal- 
hinin vahyinden dahi nakis degil&ir." 

"Gencur", hazinedar, hazine sahibi {Burhan). "Vahy", kelam-i hafi ve 
. i§aret-i hafi demektir. Cenab-i Hak'tan her mahlukun batinina vaki' olan 
isaret ve kelam-i hafiye, bu ma'na-yi hususi i'tibariyle vahiy denir. Nitekim 
ayet-i kerimede sure-i Nahl'de: ^j ^ jC=r-J* o* <£ li,J " 1 °* J^ 11 Jl '^-j ls^/j 
oyi^ Lwj j^Iji (Nahl, 16/68). Ya'ni "Senin Rabbin bal ansma, daglarda ve 
agaclarda ve nasin sizin igin yaptigi mekanlarda evler ittihaz edin, diye 
vahyetti" buyrulur; ve diger bir ayet-i kerimede dahi u^-i *C« JT ^ j>-^ 
(Fussilet, 41/12) Ya'ni "Hak Teala her bir semaya emirlerini vahyetti" 
buyrulur. Ma'na-yi hususisine gore enbiyaya melek vasitasiyla vaki' olan 
ta'lim-i ilahi ve tefhim-i rabbanidir. Istilah-i §er'ide bu i§aret ve kelam-i ha- 
fi enbiyaya olursa "vahiy" ve evliyaya olursa "ilham" denir; ve. eger ke- 
lam-i hafi §eyat!n tarafindan kalb-i be§ere ilka olunursa "vesvese" denir. 
Ya'ni, "Farz edelim ki, bu sadik olan peygamberin vahyi, ulum-i ilahiyye- 
nin hazinedan degildir; acaba bal ansimn batinina varid olan i§arat ve ke- 
lam-i hafiden de a§agi ve nakis midir? Ve o bal ansi ki siislii petekler igin- 
deballaryapar!" 

C— JLi \J&- j\ j, (jV-J **J^- C—X4T J»»ill ^1 t-j^JI ^ja-jl *^Jj^- 

1229. Uaktaki hal ansina "Zkab vahy etti" gelmi$tir, onun vakyinin evi tatli- 
dan iolu olmu§tur. 

Yukanki beytin Tzahinda zikr olunan ayet-i kenmeye isaret buyrulmu§tur. 
Ya'ni, vaktaki Rab Teala hazretlerinin bal ansina vahy etmesi vukua gelmi§- 
tir, annin vahyinin evi olan kovan tatli bal ile dolmustar. 

1230. O, Uiak. (azze ve cellejnin vahyinin nuru sehehiyle alemi hal mumun- 
dan ve haldan dolu etmi$tir. 



AHMED AVNt KONUK 

"0" zamiri bal ansma raci'dir. Ya'ni, o bal ansi, aziz ve celil olan Hak Te- 
ala hazretlerinin onun batinma vaki' olan kelam-i hafisi sebebiyle, dunyayi 
yaptigi bal mumu ve bal He doldurmustur ki, o bal sifa-yi mahzdir. Zira Hak 
Teala bal hakkinda ^UJ *Ui v (Nahl, 16/69) ya'ni "Balda nas igin sifa var- 
dir" buyurur. 

>y.Jr^ j^J J 1 J^j >JJ ^ ^ J ^^J" ** J> 

1231. 13u ki, "Oierremna" ' hr ve, yukanya giier, onun vahyi, ne vakit hal arv 
smdan daha a§aiji olur! 

Bu beni-adem ki Hak Teala onun hakkinda \'jj>. £*/ J2j (lsra, 17/70) 
ya'ni "Biz beni-ademi mukerrem kildik" buyurur ve bu mukerrimeyeti hase- 
biyle alem-i kesafetten ve esfel-i safilinden alem-i balaya ve a'la-yi illiyme gi- 
der. Ona olan vahy-i ilahi hig bal aristna olan vahiyden daha asagi olur mu? 

1232. "Sana Jtevseri verdtk"i okumadxn mi? Oyle ise nigin kurusun ve susa- 
mi§ kalmi§sin? 

Ya'ni, Hak Teala hazretleri Kur'an-i Kerim'de "j£\ A&A uj (Kevser, 
108/1) Ya'ni "Biz sana muhakkak Kevser'i verdik" buyuruyor. Buriu okuma- 
din mi ve ma'na-yi serifine niifuz etmedin mi? Eger okudun ve ma'nasim an- 
ladin ise, nicin kupkuru bir zuhd iginde ve hakikati idrake te§ne ve susamis 
bir halde kaldm? Ma'lum olsun ki, Ruzbihan Bakli (k.s.) hazretleri Tefsiru 
Ariisu'l-Beyin'mda buyurur ki: "Kevser'den murad, kevser-i hakikidir. Re- 
sul-i Ekrem hazretlerinin Hakk'm cemalinin deryasmda istigrakidir ve onun 
igin kevser-i kalb vardir ki, o kalbe ezel ve ebed deryalanndan Hakk'm mii- 
sahedesinin nurlanmn nehri akar." 

Ibn Ata hazretleri, "Risalet ve niibiiwete ve Hakk'in rububiyetine ve vah- 
daniyeti ile inflradma ma'rifettir" buyurur; ve Ciineyd-i Bagdad! hazretleri 
nur-i ma'rifet ve Hakk'in vahdaniyeti ile infiradidir", buyurur; ve Ni'metullah 
Nahcivani hazretleri dahi, tefsirinde "Vahdet-i zat ve onunla inkisaf ve onun 
iizerinde vukaf ile tahakkuktan ibarettir", buyurur. Bunlann hepsi vucud-i 
Hakk'in vahdetini ve keserat-i esyanin nefsu'l-emrde vaki' olmayip mevhum 
bir varhktan ibaret oldugunu idrak etmek ma'nasmdan ibarettir. 
^ Ve kevser, lugatte "kesreften me'huz olup ilimden ve amelden hayr-i ke- 
sir-i mufrit ma'nasina almislardir. imdi abidler ve zahidler, amel cihetinden 

c £p B 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

zengin iseler de vucudun vahdetini ve infiradmi zevk-i mu§ahede ile idrak ci- 
hetinden fakirdirler ve bu cihetten fakir olduklanm da mudrik olmayip, ehl-i 
hakikatin beyan ettikleri maarif ve hakayik ile istihfaf ederler; ve ehl-i haki- 
kati ehl-i sunnet ve'1-cemaat simfindan haric. addederler ve keserat-i esyaya 
viicud verdikleri gibi, kendilerine de viicud verirler. Makamat-i aliye sahibi 
olmaga ve cennette nefislerinin istiha eyledigi niam-i ilahiyyenin tahsiline 
a§iktirlar. Binaenaleyh bunlar fer'den ibaret olan zavahire a§ik olup ashn as- 
h olan Hakk'a a§ik olmamis. olurlar. Nitekim cenab-i Pir efendimiz atideki be- 
yitlerde ve bundan sonra gelecek olan surh-i serifte bunlann hallerine isaret 
buyururlar: 

J^ ^ J 1 ^ 3 ^~-^° ^r- y y. J* yr y/ tjj*? £* L - 

1233. ^ahui galiba {Jir avri sun, kevser senin uzerine kan ve nahos olmus- 
' tur. 

Ey zahir-bin olan kimse, galiba sen Fir'avn gibi mevhum olan enaniye- 
tinde mustagraksin, Nil nehri Fir'avn'a kan ve igrenc oldugu gibi, ehl-i ha- 
kikatin kevser maarifi de sana Nil gibi igreng ve mustekreh olmu§tur. Sana 
vucudun vahdetinden ve varhgin birliginden bahs olunsa; "Hayir ikidir, bi- 
risi Hakk'in varligi, biri de esyanin ve benim varhgim!" dersin. Binaenaleyh 
sirk-i aleni ile ma'lulsiin. 

y^ \jyy? v^j 1 -^ y< y^ y j' y^ Jyj ^ *.y 

1234. Toute et, abt kevsere hogaz tutmuyan her diismandan hizar ol! 

"Bogaz"dan murad, isti'daddir. Ya'ni, ey kimse senin birtakim diigman- 
lann vardir. Bunlann en buyugii senin nefsindir ki, daima Hakk'in varligi 
muvacehesinde, kendi varhgim isbat eder ve seni daima tarik-i Hak'tan ali- 
koyup ve huzuzat ve lezzat-i mevhume tarafina cevirir. Ve diger dii§man- 
lardan birisi de §eyatin-i cindir; ve diger diismanlar dahi insan §eytanlandir 
ki, bunlann hicbirisinde ab-i kevser olan maarif-i ilahiyye ve hakayik-i rab- 
baniyyeyi icebilecek isti'dad yoktur. Bunlar seni Hak yoluna tevecciih etmi§ 
bir halde gordiikleri vakit, hasedlerinden ve isti'dadsizhklanndan na§i senin 
himmetini ve gayretini kirmaga gabalarlar. Sen bunlardan tovbe ve riicu' et 
ve insan-i kamil tarafina gel! Eger ben insan-i kamili ne bileyim? dersen 
dikkat et! 



AHMED AVNl KONUK 

j>- jS j\\i C^*f- X*s~ j\ jj j^j* JjS'j eS-Xo \/j* 

1235. Uier kimi hi, hevserden hirmizi yuzlii gorsen, o CMuhammea huyludur, 
onunla hay tut! 

Maarif ve hakayik-i ilahiyye kevser sarabim icip yiizii besus, ve latif olan 
her kimi goriirsen, o kimse, Muhammed (s.a.v.) hazretlerinin ahlak-i seniy- 
yelerinin varisi olup, o ahlak ile miitehallik olmu§tur. Binaenaleyh o zat-i 
§erifin ahlak-i mubarekesini kendine ornek ittihaz et! Ve boyle bir kimse in- 
san-i kamildir ve hakkiyla miirsiddir. 

Ma'lum olsun ki, tarik-i Hakk'a suluk etmek isteyen kimselerden pek 50k- 
lan miirsid ittihazinda aldanmistir. Imam-i Gazali hazretleri Eyyuhe'l-Veled 
risalesinde mursidin su alametlerini beyan buyururlar: "Miir§id olan kimsede 
hubb-i cah ve hubb-i mal olmamah. Miitabaati muteselsilen ta Resiilullah 
(s.a.v.) hazretlerine kadar vasil olan bir sahs-i binaya miitabaati bulunmah; 
ve az yemek ve az uyumak ve az soylemek ve cok namaz kilmak ve 50k sa- 
daka vermek ve cok orug tutmak gibi her bir riyazeti gekmis olmah; ve sabir 
ve siikiir, tevekkiil, yakin, tuma'ninet, sehavet, kanaat, emanet, bezl-i mal, 
hilm, tevazu' ve irfan, sidk u vakar, haya, siikun ve teenni ve bunlann em- 
sali husn-i ahlak onun sireti olmus. olmah; ve Muhammed (s.a.v.) Efendi- 
miz'in nurlanndan bir nur iktibas etmis bulunmah; ve kibir ve buhl, hased, 
hikd, hirs, tul-i emel, hiffet ve aculluk gibi ahlak-i zemimeden pak olmus bu- 
lunmah; ve mutekelliflerin ve mutaassiblann ilminden miistagni olmah. I§te 
plran-i tarikatin alametlerinden ba'zisi zikrolundu. Boyle bir kimseye iktida 
etmek tarik-i savabdir." 

1236. la hi hesabia ^€habha'llah" yelesin, zira tJAhmed'in afloandansm, el- 
ma onunla he.rabe.riir 1 . 

"Hisib", "hesab" kelimesinin imale olunmu§udur. Bu beyt-i serifte Uma- 
me (r.a.) hazretlerinden mervi olan xa *JJ ^ j *D J^-\ _> *ii ju»\ j *u v*- 1 cs 
*jui j*£~,i Ya'ni. "Kim Allah icin sever ve Allah icin bugz eder ve Allah igin 
verir ve Allah igin men' ederse muhakkak onun imam kamil oldu" hadis-i 
sertfine isaret buyrulur. Ya'ni, ahlak-i Muhammediyye ile miitehallik olan 
insan-i kamilin huyunu tut ve onunla sohbet et ki, Allah igin muhabbet eden 
taife arasinda sayilasm! Zira sen Ahmed (a.s.v.)a mensub olan niibiivvet 



MESNEVf-t §ERtF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

agacindan bitmis. bir dalsin ve ulum-i lediinniyye ve maarif-i ilahiyye elma- 
si o agag ile beraberdir. Binaenaleyh sen onun bir dah olmak i'tibariyle o 
ulum-i lediinniyye meyvesi sende dahi peyda olur. 

IwJ J ^JjA Oj^- *A jl-V* J^*-*} <-J jXi*Si- J>fij iS^ I J *5 j» 

1237. Diet kimi hevserden dudafli kuru gordun ise, onu da olum ve sitma gibi 
clubman tut! 

Her kimi ki, ulum-i enbiya ve evliya olan ulum-i lediinniyye kevserinden 
dudagmi kuru goriir ve onu miinkir bulur isen, o kimse senin ruhunun olii- 
mii ve sitmasidir. Onu oliim ve sitma gibi kendine dusman addet! 

y fLil dy*- C~~» CJii* £ y { U J il-~>y (jLilj **ry 

1238. Uier ne kadar senin hahan ve anan ise de; zua o KakHiaiie senin kant- 
ni ificidir. 

Birinci misra' yukanki beyte merbut olan bir cumledir; ve ikinci misra' o 
cumlenin sebeb ve illetidir. Ya'ni, maarif-i ilahiyyeden ve ulum-i ledunniye- 
den bi-behre ve onu miinkir olan her ne kadar senin baban ve anan olsa bi- 
le, onu oliim ve sitma gibi du§man addet! Zira o hakikatte seni ma'nen oldii- 
riicudiir. 

1239. Ilu sireileri Uiakk'in UiaM'inden ogren ki, o evvela babasindan bizar 
oldu. 

Bu beyt-i serifte sure-i Tevbe'de olan su ayet-i kerimeye i§aret buyrulur: 

(fevbe, 9/1 14) Ya'ni ''Ibrahim (a.s.)in'babasi ign magfiret taleb etmesi an- 
cak mukaddema ona senin igin ben magfiret taleb ederim diye va'detmesin- 
den na§i idi. Vaktaki Ibrahim (a.s.)a babasimn Allah Teala'mn du§mam ol- 
dugu zahir oldu ondan vazgecti. Muhakkak Ibrahim (a.s.) cok ah edici raki- 
ku'1-kalb ve kendine eza edeni affedici idi." Ya'ni, Allah'm diismamndan, ba- 
ban ve anan dahi olsa yiiz gevirmek hasletini Ibrahim (a.s.) dan ogren ki, o 
nebiyy-i zisan, babasi Azer'in, hak ve hakikate dusman oldugunu gordiigii 
vakit ondan bizar olup yiiz cevirdi. 



@^ AHMED AVNt KONUK 

1240. Ta ki Diak indinde "Sbjjaza lillah" gelesinl Ta ki senin uzerine a§km 
re§ki ia n tutmasml 

Yukandaki 1236 numarah beytin izahinda mezkur olan hadis-i §erife i§a- 
ret buyrulur. "Dakk", dogmek ve ta'netmek demektir. Ya'ni, Hakk'm mura- 
di, dostlannin kullan tarafindan sevilmesi ve dii§manlanmn sevilmemesidir. 
Binaenaleyh Allah'i sevenler, O'nun sevdigini sevmek ve sevmediginden yiiz 
gevirmek ve ona Allah igin bugz etmek lazimdir. Zira a§k ve muhabbet deni- 
len ma'nada kiskanchk ve gayret vardir; ve o ma'na nereye miiteveccih ise 
herkesin de o tarafa ictima'im ister. Miiteveccih olmadigi tarafa gidenlere 
onun re§ki ve kiskanchgi darbeler vurmaga basjar; ve a§k-i ilahi gayretinin 
vuracagi darbelerin dehgeti muhtac-i izah degildir. 

1241. Sen "la" ve'" illallah" i okumaAik$a hu yolun aftjjwi hulamazsm. 

Malum olsun ki, "La ilahe illallah" kelimesinin ma'nasi "Hah yoktur, an- 
cak Allah vardir" demektir. §arih-i Mesnevi Ismail Ankaravi (kuddise sirru- 
hu) hazretleri FMha Tefsitf nde buyurur ki: "ilah, esma-i ecnasdandir, hak 
olsun batil olsun her ma'buda ltlak olunur. Fakat "Allah" , ancak ma'bud-i 
hakikiye mahsus olan bir isimdir, O'ndan ba§kasina ltlak olunmaz." "ilah" 
kelimesinin istikaki hakkinda muhtelif miitalaalar vardir. Bir i§tikaki da sii- 
kunet-i kalb ma'nasina olan "eleh" kelimesindendir. Bu surette "ilah", "zik- 
riyle kalbin mutmain olup siikunet buldugu §ey" demek olur. Imdi bu 
ma'naya gore, Allah'in gaynndan her ne §ey ile bir insamn kalbi siikunet. 
bulur ve mutmain olursa, o gey onun ilahi olmus olur ki, bunlann her birisi 
birer ilah-i batildir. Binaenaleyh bir kimsenin kalbi, Hakk'm gayn olan e§ya 
ile siikunet bulmus. iken "La ilahe illallah" dese, bu kimsenin tevhidi ancak 
lisani olur, kalbi olmaz ve onun kalbi lisamni tekzib eder. Boyle olunca tev- 
hid; "lisani", "fikri" ve "kalbi" olmak iizere iig derece uzerine olur. Fikr ile li- 
san ictima eder ve fakat kalb masiva-i Hak ile mutmain olursa, o kimse tev- 
hid-i resmi sahibi olan bir mii'mindir ve onun imam taklididir. Eger kalbi 
masiva-yi Hak ile mutmain ve sakin ve fikrcn tevhidi miinkir olup lisanen 
kelime-i tevhidi zikr ederse miinafiktir; ve lisanen dahi inkar ederse kafirdir. 
Fakat kalben masiva-yi Hakk'i nefy edip onlara i'timadi ve istinadi olmaz ve 



MESNEVl-t §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

fikren kabul ve lisanen kelime-i tevhidi zikr ederse bu kimse iman-i kamil 
sahibidir; ve ancak Hak yolunu acik ve vazih bir surette bulmus olan bu 
kimsedir. Binaenaleyh beyt-i serifte "La ilahe illallah"i okumak bu son 
ma'naya goredir; ve boyle bir kimse salik-i sadiktir. 



*f ^~& <y 1 jLp LS^jJj if*^ £*■ j J\y,j j ^f UiJI {/■ ^.y"r j^ yji 

ji f\ fiUi. J^) ^ y> *T jT ilijl l r c— * j^i ,/*&■ f\ fb J a* ?r ,y 

by*- \iji ji c~~JjI»1 dk$J OUi ji jTl j f^LJI aJp JjU- Oj^- C~^ij ,_ytdl 

jl J*\ j ^ MJI <dp l _ r ?rfr dy- C_~J-Li AziS j^ ibi* ^f I j f!>LJ! <dp ^jj 

^^LJI ji^-Ip IjLjI cSj^W- j l*j_j * }LJI aJp i_~Jti 0_>sf c— JJLi LjIj 4jjT 

O asikin hikayesidir ki, kendi ma'sukuna kendisinin hizmetlerini ve 

vefalanni ve uzun gecelerde yattigi yerlerden yanlannin tebaudunu ve 

bi-nevahgini ve uzun gunlerde cigeri susami§hgini sayardi ve derdi ki: 

"Ben bundan ba§kasim bilmiyorum. Eger baska hizmet varsa beni irsad 

et ki her ne buyurur isen munkadim. Eger Halil (a.s.) gibi ate§e gitmek 

ve eger Yunus (a.s.) gibi denizde timsahm agzma dusmek ve eger Circis 

(a.s.) gibi yetmi§ kere olmek ve eger §uayb (a.s.) gibi aglamaktan a'ma 

olmak olsa bile. Ve enbiya (aleyhimu's-selam)in vefSsina ve can 

oyunculuguna ise sayi yoktur; ve ma'sukun ona cevabi 



Bu siirh-i serifte "ma'suk"tan murad, Hak'tir ve "a§ik"tan murad, abid ve 
zahid olan tarik-i Hak salikidir. Siirh-i serifin metninde mezkur olan J\*z 
^j by*- p*j ^-*i£s-UJip* 'fv.y*- (Secde, 32/16) ibaresi sure-i Secde'de va- 
ki' olan ayet-i kerimedir ki ma'na-yi serifl: "Viicudlanni yataklanndan ayinp 
Rablerinin azabmdan korkarak ve rahmetini tama' ederek dua ederler" de- 
mek olur ki, abid ve zahid olan ehl-i siilukiin hali budur. Onlar gece sicak ya- 



AHMED AVNl KONUK 

taklanndan kalkip ki§ giinleri soguk sular ile abdestlerini alip ve tehecciid na- 
mazlanni kihp azab-i ilahiden halaslanni ve rahmete ve rahata nailiyetlerini 
Hak'tan niyaz ederler. Halbuki azab korkusu ve rahata nailiyet tama'i, nefse 
olan muhabbetten ne§'et eder ve Ibrahim Halil ve Yunus ve Circis ve §uayb 
(aleyhimu's-selam)in kissalan tefsirlerde miinderic oldugundan burada zikri 
uzun olur. 

1242. bir a$tk kendi yarinin huzurunda, kendinin hizmetinden ve i$inden 
saydu 

^ J f Jj oo 3 pjj*- u ^" <^ p/ O&r y rfj £ 

1243. ^Dedi ki: "Senin i$in boyle ve oyle yaptim. *"Bu cenkie oklar ve mizrak- 
lar yedim." 

Bu beyt-i §erifte salik-i abidin miicahedat ve riyazatim dergah-i izzete sa- 
yip doktugiine i§aret buyrulur. 

^j f ^ is^. £**■*■* J 1 a" J- ^J f u -> ^-> ■>}'■> -> c * i - ) ^ 

1244. "J/Vtal gitti ve knvvet gitti ve nam gitti; senin a§kmdan benim iizerime 
bir$ok muradsizliMar vaki' oldu." 

Ya'ni, "Ey ma'sukum Jji J*l j> \j&\j (Bakara, 2/195) ya'ni "Allah yolun- 
da mahnizi infak ediniz" buyurdun; malimi dagittim, elimde bir §ey kalmadi. 
Terbiye-i nefsim igin riyazet yapip az yedim, az uyudum, kuwetim gitti. Ki- 
bir ve azameti nefsimden def i<;in enzar-i halkta kendimi zelil ettim ve nam 
ve §erefim gitti. Velhasil senin a§kindan dolayi bana birgok dunyevi murad- 
sizhklar vaki' oldu." 

1245. Uiigbir sabah herd uyumu§ veyahud guliicii btdmadi. Uiufair ak§am pe- 
nt ser u samanli bulmaii." 

"Ser", burada "kuwet" ve "saman", sukun ve aram ve "ba-ser ii saman", 
kuwetli ve rahath demek olur. 

1246. §ey ki o, aadan ve derdden i$mi§ idi, o onu iafsA ile bir bir saydu 





MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEV!-5 • 

Ya'ni, a§ik hayatinda cektigi acilan ve me§akkatleri, tafsilatiyle beraber 
. ma'sukuna bir bir saydi doktii. "Diird", tortu demektir ki, burada zahmet ve 
mesakkatten kinayedir. 

1247. ISir minuet ifin defiH, helki mukabhetin stdki iizerine yuz suhud aosterii. 

Ya'ni, a§ikin bunlan sayip dokmesi, ma'sukunun kendisine minnetdar 
kalmasi igin degil idi; belki ma'sukuna kar§i olan muhabbetinin dogrulugunu 
isbat etmek iizere birgok sahidler gostermis. olmak igin idi. 

ijj ^ Olj \f<*X lyliil* Sj> j- CjJC>\ Si ly*^SU- 

1248. tStfkdlere hir isdret kafi olur; dstklann ondan dolayi susamislifli ne vakit 
aider? 

Ya'ni, ben soyledigim bu sozleri akil mertebesinden soyliiyorum; ve akil 
mertebesinde akillere isbat-i muddea igin bir soz ve bir delil kifayet eder. A§k 
mertebesinde ise, soz ile susuzluk gitmez ve soz a§iklan kandirmaz. Bu beyt 
a§ikin lisanindan olduguna gore boyledir. Hazret-i Pirin lisamndan olduguna 
gore asikin ve akilin halini tasvirdir. Ya'ni, akiller sozlerini uzatmazlar a§ik- 
lar ise cok soylerler. Binaenaleyh bizim a§ik dahi ma'suka hitaben soziinii 
uzatti durdu demek olur. 

1249. iJLsanmaksizin soylemeyi iekrar eder; halik sdf su i$in ne vakit hir isd- 
retten kanaat eder? 

(J^j ji) deki (ji) ta'lil ma'nasmadir. Ya'ni, a§ik bikmaksizin soziinii uza- 
tir ve tekrar eder durur, asktan bir isarete kanaat etmez. Nitekim balik saf su 
igin bir i§arete ya'ni az bir mikdara kanaat etmez. 

1250. Hr Bir soz soylemediml" diye §ikdyet i$inde. eski derdden yuz soz soy- 



[1250] 



ledi. 



Bu bizim a§ik dahi ma'sukuna kar§i bircok sozler soyledigi halde, "Halim- 
den bir soz soylemis, olmadim!" diyerek kendinin eskiden beri devam eden fi- 
rakmdan ve ayriligindan birgok sozler soyledi. 



AHMED AVNl KONUK 

1251. Onun fcir afe?i rar uli, tilmez fci nedir; fakat sem aibi onun hararetin- 
ien aglaii. 

A§ikin batininda bir ates. var idi, fakat bu atesm mensdni ve mahiyetini 
bilmezdi ki nedir. Bu bilgisizligi ile beraber, bir mumun hararetten eriyerek 
damlalar doktugii gibi gozlerinden yas dokerek aglardi. 

tlLj vr»W j^ 1 j c& Sj ^ J - Jf£ ^ 1 *£*£ *** O^ <5y^ •^ 

1252. [Masvk deii, H< ~Bunun hepini yaphn; ve fakat kulagmi genis af ve iyi 
aula!" 

1253. ",Zira o sey ki askin ve vilamn ashnin aslidu, onu yafmaim ve bunu 
ki yaphn, fer'leriir." 

"Vila", muhabbet ma'nasinadir. Ya'ni, salik-i sadikin ma'suk-i hakikiye 
karsi ibadetinden ve amellerinden ve mucahede ve riyazetlerinden sayip dok- 
mesine ve daha ne emredersen yapayim demesine ma'suk-i hakiki tarafindan 
cevaben buyrulur ki: "Evet bu sayip doktiigiin §eylerin hepsini yaptin. Gece 
uyumadin birgok namazlar kildm, oruclar tuttun, nefsinin hazzina muhalefet 
ettin. Fakat iyi dinle ki, bu yaptigin seylerin hepsi asil degil, birtakim fer'ler- 
den ibaret idi. Asil yapilacak sey ashn ash olan §ey idi ki onu yapmadin." 

1254. O asik ona dedi hi: "0 asd nedir?" *XWi: Onun ash olmektir ve yok- 
luktur." 

'oJJj Olaf jb j\ jS, (j&* *»JJj ijij lS^jS~ <UJk y 

1255. oen hepsini yaptin, olmedin, iirisin. iSngah ol, eger can oynaytci yat 
isen oil" 

Ya'ni, "Ey a§ik, benim karsimda yapilacak §ey camna olan muhabbetten 
vazgecmek idi, sen ise hemiz camnin kaydindasin. Eger can oynayici ve be- 
nim a§kim icm can feda edici isen 61!" Ma'lum olsun ki, beyt-i §erifteki "61" 
emri mevt-i lztirari ve tabu ile 61, demek degildir. Belki benim askimin ugrun- 
da kendi camna kar§i lakayd ol, demektir. Zira ask ve muhabbet inkisam ka- 



MESNEVl-1 SERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

bul etmeyen bir ma'nadir. *^r j&fc & &?) '«JW J^ u (Ahzab, 33/4) Ya'ni 
"Allah Teala bir adamin igihde iki'kalb yapmadi" ayet-i keiimesi mucibince 
insamn ancak bir kalbi vardir. Eger o bir kalbi a§k-i ilahi istila etmis. ise, ar- 
tik o kalbe baska bir §eyin muhabbet ve a§ki sigmamak tcab eder. Eger sig- 
mis ise, o ask ve muhabbet hakiki bir a§k ve muhabbet degildir, belki bir me- 
yildir. Binaenaleyh Hakk'a vasil olanlar yalniz ibadat ve taat ile degil, belki 
bu ibadat ve taata candan gecmeyi de ilave ettikten sonra vasil olmu§lardir. 
Yalniz ibadat ve taat ve mucahedat ve riyazat insanlan, nefsin telezziizatini 
muhtevi olan cennete vasil eder, Hakk'a vasil etmez. Ask yolu candan geg- 
mek yoludur. Allahumme yessir lena! [=Allah'im onu bize kolayla§tir!] . 
Beyt-i Misri Niyazi (kuddise sirruhu) 

A§k yolu belahdir her kin cefalidir 
Camndan timidin kes canana erem dersen 

Nitekim siirh-i §erifte, can kaydindan gecmis olan enbiya (aleyhirmisse- 
lam) in ism-i serifleri mezkur idi; ve boyle camndan gecmis olan zevatin in- 
dinde mevt-i tabiinin hie. ehemmiyeti yoktur ve belki onlar tabu olan oliime 
asiktirlar. Nitekim iistad-i muhteremim Mesnevihan Selanikli Mehmed Es'ad 
Dede Efendi (kuddise sirruhu) hazretlerine Mesnevi-i §erifi §erh buyurmala- 
nm niyaz etmistim. Cevaben buyurdular ki: "Bu §erh igin yirmi sene lazim- 
dir, bakahm bizim yirmi sene omrumiiz var mi? Bu kadar omriimuz olsa bi- 
le, canimiz sikilmadan bu dunyada nasil dururuz." t§te goriiluyor ki, bu gibi 
zevat, dunyada durunca canlan sikilan taifesindendir. Biz ise ya§amadan 
zevk alan giiruhdaniz. 

1256. ania da uzanii ve can verii. Qui gibi giiliicu ve $ai olarak iahi ia§ 
aynath. 

Ya'ni o salik-i sadik ma'sukundan bu tavsiyeyi i§ittigi vakit, derhal uzan- 
di, ya'ni camnin kaydindan gegti ve canini ma'sjukun emrine teslim etti ve ne 
istersen yap dedi. Bu beyt-i §erifte salik-i sadikih tecelli-i zatiye nailiyetine isa- 
ret buyrulur; ve tecelli-i zatinin hiikmii budur ki abdin vucud-i mevhum-i ab- 
danisi kalkar, yerine Hakk'in vucud-i Hakkanisi kaim olur ve bu zat insan-i 
kamildir; ve siilukii nihayet buldugundan, ir§ad-i ibada ehliyet kesbeder. Her 
an sadir olan irade-i ilahiyyeye karsi giiliicu ve mesrur olarak bas oynatir, 
ya'ni razi ve miinkad olur. 



AHMED AVNI KONUK 

1257. O nande onun iizerinde arifin me§akkatsiz olan cam ve akli gvoi ebedin 
vakfi kaldi. 

"Vakf", habsetmek demektir, burada "mahbus" demektir. "Kebed", sikin- 
ti ve me§akkat ma'nasinadir. Ya'ni, kamil o tecelli-i zati ile fan! olduktan son- 
ra o gulii§ onun iizerinde, arifin me§akkatsiz olan cam ve akli gibi ebede ka- 
dar mahbus ve baki kaldi. Bu beyt-i serifte arif, kamilden tefrik buyrulmu§- 
tur. Zira her arif kamil degildir. Kamil ancak tecelli-i zatiye nail olan kimse- 
dir. Zira bircok arifler bu tecelliye nail olamadiklan cihetle mevhum olan var- 
hklanndan kurtulmamisjardir. Onlann canlan ve akillan, ancak bu ma'rifet 
sayesinde hayat-i dunya mesakkatlerinden kurtulmustur. Arif olmayanlann 
cam ve akli ise daima sikinti igindedir. 

■*< j iliJ j* y. jy <1)T-UJ jf JjI lljf J> O^To jy 

1258. i5%yin nuru ne vakit ebedi dlude olur, efier o nur iyi ve kotu uzerine carp- 
sa hile? 

"Ayin nuru"ndan murad tecelli-i zati nurudur. Ya'ni, tecelli-i zati nuru si- 
fat-i beseriyetle muttasif olan bir kimse uzerine carpsa o sifata bulasmaz. Ni- 
tekim cismani olan aym nuru iyi ve kotXi esya uzerine carpsa bile, hicbir va- 
kit birinin sifatma bulasmaz ve rengine boyanmaz. 

•dl ijj^, OU- j J**- jy y?-** «^. -"^j -^ d^rj y 

1259. Dlah tarafina olan akil ve camn nuru gibi, o ciimleden yak olarak aya 
rucu eder. 

tecelli-i zati nuru, Hak tarafina muteveccih olan aklin ve camn nuru gi- 
bi, kesafetten ve sifat-i kevniyyeden pak ve tahir olarak sahib-i tecelli olan 
Hakk'a rucu' eder. 

1260 ZPahliik vasfi aym nuru iizerinde mahhustur, her ne kadar onun pertevi 
yolun necasetleri uzerine olsa da! 

Ya'ni, ayin nuru iizerinde paklik ve temizlik vasfi aslidir, her ne kadar 
ayin nuru yolun necasetleri uzerine de diisse, o nur kirlenmez ve miinecces 



MESNEVl-1 §ERtF SERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

olmaz. Bunun gibi tecelli-i zati nuru da sifat-i be§eriyye kirleri iizerine vaki' 
olsa bile kudsiyyet ve taharet onun vasf-i aslisidir. 

J'jX,, ii£ J^U Jj jj J'^J'J »J ^^ Mj 

1261. y>olun necasetlerinien ve hulastklannian nura kotu damarldik hasd 
olmaz. 

Yukanki ma'nanin te'kid ve ve tavzihidir. 

1262. Qiinesin nuru "Drciifyi isitti. Otenai ash iarafina acele gitti. 

"Giines"ten murad, zat-i Hak ve "nur"dan murad, ruh-i insani ve nefs-i 
natikadir. ircii!" ile C>r 'C>G ^u Jl </*■ J 1 ''^Xa 'Jl& (&\ £ (Fecr, 89/27-28) 
ya'ni* "Ey nefs-i mutmainne, Rabbine'raziye ve marziyye olarak riicu' et!" 
ayet-i keiimesine isaret buyrulur. Ya'ni, nitekim zat-i Hakk'in sifat-i Ha- 
yat'imn mazhan olan ruh-i insani "Rabbine riicu' et!" hitabim isttince, kendi 
ash olan zat-i Hak tarafina acele gitti. 

1263. Onun uzerinie ne hulhanlardan hir ayip kald-i, ne de onun uzerinie gul- 
senlerden hir renk kaldi. 

Ya'ni, tecelli-i zatinin kudsiyeti ve tahareti, sifat-i Hayat-i ilahiyyenin 
mazhan olan ruh-i insaniye benzer. Ruh-i insani ashnda taharetle muttasif 
iken, bu alem-i kesafette iyiye ve kotiiye pertevini saldi, "Ircii!" emrini duy- 
dugu vakit, yine kendi aslina kemal-i taharetle dondii. Onun iizerinde ne kiil- 
handan ve ne de giil§enden bir kusur ve renk kalmadi. 

1264. faozun nuru ve nur gormiis olan riicu eiii, sahra ve <$. onun verdsinda 
haUu 

"Goziin nuru"ndan murad, insan-i kamilin ruhudur. Zira insan-i kamil 
Hak igin gozbebegi mesabesindedir; ve Hak, esma ve sifatinm suretlerini in- 
san-i kamilin mazhanndan miisahede buyurur. Nitekim §eyh-i Ekber (kud- 
dise sirruhu) hazretleri Fass-i Ademi'de ,>Ji olji a_yx. j»JJ y>j ya'ni "Insan-i 
kamil Hak icm gozbebegi mesabesindedir ." ,^»-> *n* J\ jl-\ > <u *m Ya'ni 



*$%&> 



AHMED AVNl KONUK 

"Zira Hak onunla halkina nazar eyledi ve onlara rahmet etti" buyurur. Ve 
"nur gormus olanlar"dan murad, insan-i kamilin zatidir. Zira insan-i kamil 
kendi hakikatine nazirdir. Vaktaki insan-i kamil "Ircii!" emrine imtisalen bu 
alem-i kesafetten alem-i letafete intikal eder; sahra ve gol, ya'ni tabiat sahra- 
si ve keserat golii onun firaki sevdasinda kalir. 

?C— \ a-Aji a^- »Ai>^5 £>\\j C~^i sJyi (_->T <. CA r\j *&" £*J& <->\y>r .ajIjj SjJl> JtU 

(JL^T a^L iijA; Jl»l J.jM i obf ^iU-ij \j i Jo^ ^ j C-*\ eJui \J^ Jj-5. jfl 

. Owl 9-bJ JJj^ Jl^i U Ji tSjJ*rj _)* j^l J *J^ J_>->^ ^ » l jJ^» Si aT i^ 

^ b\jj \j-tijj *S~ jlj p*\ji\ . M jji Jy j u— a; Jy" jU J*»l aT jy. «LJ ^ jU 

u*^ r* 'j f^ 1 *^ iA** -^ J* 1 J j jt- >3/ J& b O 1 J J 1 * J**^" ^ J 1 ■='/' 
* — *. ,f* ,* t, 

--aIjjI ^ ii^s- lyj\ S^l CJlS" Jii *j*ljjl aJL» *^li iS' JL**- 

Birisi bir alim, bir ariften sordu ki: "Eger bir kimse namazda ses ile 

aglarsa ve ah ve nevha ederse, onun namazi batd olur mu veya olmaz 

mi?" Cevab verdi ki: "Onun adi goz yasidir. Acaba aglayan ne 

gdrrmistiir? Eger Huda'nin sevkim gormustiir de aglarsa, yahud 

gunah pismanligmdan aglarsa, onun namazi batd olmaz. Belki kemal 

tutar. Zira namaz ancak kalbin huzuruyladir; ve eger cismin 

hastahgmi veya evlSd firakim gdrmiisse onun namazi batd olur. Zira 

namazm ash cismin terki ve evladin terkidir. Ibrahim gibi ki, namazm 

tekmili icin oglunu kurban etti ve cismini Nemrud'un ate§ine tevdi' 

etti. Mustafa (a.s.)a da ^jS a. ^\i (Nahl, 16/123) ya'ni "Ibrahim'in 

milletine tabi' ol!", "Ve sizin icm Ibrahim' de usve-i hasene vardir" 

(Miimtahine, 60/4) diye bu hisal ile emir geldi 



Bu siirh-i serif bundan ewelki surh-i serifte vaki' "Enbiya (aleyhimii's- 
selam)m vefasina ve can oyunculuguna sayi yoktur" ibaresinin ma'nasina 



gf^ MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

ve 1255 numarah beyitte vakT "Agah ol eger can oynayici yar isen 61!" mis- 
ra'imn ruh-i ma'nasina merbuttur. Zira namaz insanin bilcumle kuvasiyle 
Hakk'a tevecciihudur. Eger teveccuhii kamilen Hakk'a olur da aglarsa, 
Hakk'in masivasini Hakk'a feda etmis, olur ve namazi kamil olur; ve eger 
Hakk'in gaynna muteveccih oldugu icin aglarsa, onun namazi suretten iba- 
ret olup batil olur. Zira hadis-i §erifte Ud\ jy ±>*. ^ iJSi ["Namaz ancak kalb 
huzuruyla namaz olur"] buyrulmustar; ve bu surette Hakk'i Hakk'in gayn- 
na tercih etmis. olur; ve Hakk'a teveccuhiin kemali Hakk'i, halka tercih iledir. 
Nitekim Ibrahim (a.s.) boyle yapti ve Hak Teala Resul-i Ekrem Efendimiz'e 
bu hisal ile emir buyurdu ve ayet-i kerimede: "Ve Ibrahim (a.s.)da sizin igin 
guzel iisve ve muktedahk vardir" buyurdu (Mumtahine, 60/4). Hz. Pir efen- 
dimiz Fihi Ma Fih'in 38. fashnda da birinin: "Birisi namazda na'ra vurup ag- 
lasa namazi batil olur mu, yoksa olmaz mi?" sualine cevaben sdyle buyurur- 
lar: "Bunun tafsili vardir, eger o girye ona mahsiisat haricinde ba§ka bir alem 
gorunmesinden miinbais ise, gercj ona goz ya§i derler, acaba gozii ne gordii? 
Eger namaz cinsinden ve namazi mukemmel kilan boyle bir §ey gormus, ise, 
namazdan maksud o oldugundan, onun namazi sahih ve kamil-ter olur. Eger 
bunun aksine olarak dunya igin aglami§ ise veya ona bir dii§man galib gelip 
kini sebebiyle girye gelmi§ ise veyahud "Onun bu kadar serveti vardir; benim 
yoktur", diye bir kimse hakkinda hased eylemis, ise namazi ebter ye nakis ve 
batil olur." O ^i^i *Jl. ^-u Al-i imran suresinde olan '^Q'i^ W^ (Al-i tm- 
ran, 3/95) ayet-i kerimesinden muktebestir. 

jU ji *>.# *tf t5 -i' / ■ Js-J** J 1 -V-j* Js. oT 

1265. Ohir kimse muftiden hajiyuen sordu: Gfler hir kimse namazda na ra ile 
ajjlasa," 

1266. "Onun. namazi acaha hdtil olur mu? ^fiahud onun namazi caiz ve kamil 
olur mu?" 

C—OjS j j\ JLp As*- iZ' \j (J^Sj C^j*- j$j iJ~»\J a-^P ^ CJo 

1267. Ona dedi: "{joz yasinin adi ne icindir, hakasm; la ki acaha o ne gordii 
ve aqladi?" 



(*) Bk. FihiMiFih, (hazirlayan: SelgukEraydin), s.134, tz yayincilik, 2001. 



AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, "Gozden akan ya§a bir isim vermek lazimdir. isim de onun sebe- 
bine gore verilir. Binaenaleyh bakahm o goz ya§i ne icin akti ve aglayan kim- 
se acaba ne gordii de agladi?" 

1268. "O 302 1/051 acoia gizliden ne gormustiir; huttd sebeble kendi ge§me- 
sinden akia oldu?" 

1269. "Sfier yur-niyaz cihani Qormus ise, namazm narasindan hir rev- 
nak bulur." 

Ya'ni, "0 miinacat ile me§gul kimse namazmda cihan-i ma'nayi gormus, 
ise, bu miisahedesinden dolayi namazda attigi na'radan ve aglamadan bir 
revnak bulur ve onun kalbi ve ruhu bir letafet kesbeder." 

1270. "Gfler girye cisim zahmetinden ve matemden 0IA11 ise, iplik koptu ve ig 
iahi h,mlii." 

"Sug", matem ve "dug" iplik buktukleri alet ki, Tiirkce "ig" ta'bir ederler. 
Ya'ni, namazda aglamak cismaniyete miiteallik bir sebebden oldugu takdirde 
Hakk'a olan teveccuh rabitasinin ipligi koptu ve ihlas igi dahi kinldi've na- 
maz batil oldu. 



(^ 






MESNEVf-t §ERlF SERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

jW~! ^.f u>jUI '^ ^-ijj f^ ^j £\ ' (jrv ^. ^-j ^ 'm/* ^ L " u^-^* 

Bir miirid kendi seyhinin huzuruna geldi. Bu seyhden ya§ ihtiyanm 

murad etmiyorum, belki be§ikte Isa ve cocuklann mektebinde Yahya 

olsa bile, akil ve ma'rifet pirini murad ediyorum. Miirid seyhi aglayici 

gordii, o da muvafakat etti ve agladi; vaktaki farig oldu o disanya cikti. 

Diger miirid ki, seyhin haline daha ziyade vakif idi; gayret cihetinden 

onun arkasmdan derhal disanya gikti ve ona dedi: "Ey kardesim, ben 

sana soylemis olayint; sakin, sakm ha! Diisixnmeyesin ve demeyesin ki 

seyh agladi, ben de agladirti; zira bircok sene riyasiz riyazet yapmak 

lazimdir ve akabelerden ve timsah dolu deryalardan ve arslan ve kaplan 

dolu yiiksek daglardan gegnek lazimdir, ta ki seyhin aglamasina 

eri§esin! yahud eri§meyesin! Eger erisfr isen, "Arz benim icin 

duruldii"nun siikriinu ?ok soyleyesin!" 



Bu surh-i serif aglamadan aglamaya 50k farklar oldugunu beyan igin irad 
buyrulmus ve bu ma'na ile yukanki siirh-i serife merbut bulunmustur. Ce- 
nab-i Pir buyururlar ki: "Benim seyh dedigim kimse sagi ve sakali agarmis ve 
yaslanmis olan kimse degildir; belki akil ve ma'rifet sahibi olan kimsedir. Bu 
kimse velev ki Isa (a.s.) gibi besikte bir cocuk olsun; zirajsa (a.s.) hakkmda 
sure-i Meryem'de besikte iken y J^) 'J&\ 'J$&\ 'Z> J\ (Meryem, 19/30) 
ya'ni "Ben Allah'in kuluyum ve' bana kitab ve'rdi've beni peygamber yapti" 
ayet-i kerimesi mezkurdur. Veyahud Yahya (a.s.) gibi cocuklann mektebine 
devam etmekte bulunsun. Nitekim onun hakkinda Hak Teala keza sure-i Mer- 
yem'de uU 'f&Ji '»Q\j (Meryem, 19/1 2) ya'ni "Biz ona cocuklugunda hikmet 
verdik" b'uyurur. Ve siirh-i serifin son cumlesinde mezkur olan J jejh c^>j 
ibaresiyle J i*jU* _, \&p* o^ii 'jJp liJ/j ya'ni "Yeryuzu benim igin diirulup 
bukiildu, bana arzin sarklan ve garblan'gosterildi" hadis-i serifine isaret buy- 
ruluyor. Hazret-i Pir hakiki olan bir seyhin haline bu suretle isaret buyururlar. 
Bu halin haricinde kahp seyhlik da'vasinda bulunanlann hepsi mukalliddirler. 

1271. I&r murid §eyhin huzuruna upriye geldi, §eyh aglamada ve nevkada idi. 



AHMED AVNt KONUK 

1272. ^Uaklaki o miirid seyhi aglayici gordu, onun gozunden su kostu. 

Ya'ni, murid seyhi aglar bir halde gorunce ona da rikkat gelip aglamaga 
ba§ladi ve gozunden yaster akti; onun aglamasi taklid idi. Zira §eyhi aglatan 
sebebi bilmis gdrmiis degil idi. yalniz his goziiyle §eyhin agladigini gordii. 

1273. 'Bir iosf, dosta latife imla ellvgi vakil; kulakh bir kere, sagir iki kere guler. 

"Gu§-ver", i§iten ve kulakh; ve "imli", "imla" kelimesinin imale olunmu- 
sudur, "doldurmak" demektir. Ya'ni, bir mecliste bir dost dostun kulagina bir 
hezl ve latife doldursa ve o mecliste de bir sagir bulunsa o latifeyi igitenler gii- 
ler, sagir da guler. 

1274. 'Hirinci defa taklid ve tekelluf yolundandir, zira gorur ki kavim gulii- 
yorlar. 

"Sevm", tekelluf gostermek ma'nasinadir. Saginn birinci def'a giilmesi, 
mecliste olanlann giilduklerini gormesi sebebiyle taklid ve tekelluf cihetin- 
dendir. 

1275. Sagir da o zaman onlar gibi guler, gulenlerin halinden bi-haberdir . 

2y$i C)y*- jJL>»j Cj J> * o i j~j iy <>• jl >J^- O -U"jJ I j J4 

1276. Tefcrar "fiulme nedendir?" diye sorar, soma isittigi vakil ikinci def'a guler. 

1277. Hinaenaleyh mukallid dahi sagir gibidir, o sadide ki onun basindadir. 

"Mukallid", sozde ve fiilde bir kimseye tabi' olan kimseye derler ki, bu 
kimse o sozun ve fiilin hakikatini bilmez, korii korune tabi' olur. Boyle bir 
kimse bir mecliste herkesin guldugunu gordiigu igin giilen bir sagira benzer. 
Binaenaleyh bir murid-i mukallidin taklid ettigi sozde ve fiilde kendisine anz 
olan surur ve sadiligi, muhakkikin surur ve §adiliginden aks eder. Bu onun 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

birinci defadaki siirurudur. Vaktaki o soziin ve fiilin hakikati kendisine inki- 
saf eder; ikinci defa mesrur ve sad olur. 

1278. U^ertev seyhten gelii ve mennel dahi seyhten. <$aMik feyzi miiridlerden 
degil, belki §eyhiendir. 

"Menhel", mer'alarda hayvan suladiklan kuyu veya pinar ma'nasina ge- 
lir. Miiridin hali, seyhin halinin pertevi ve aksidir; ve onun feyzinin pinan da- 
hi kezalik seyhtendir. Eger miiridlerin kalblerinde bast ve sadi olursa, o hal 
kendilerinden degil, belki seyhlerindendir. Binaenaleyh miiridlerin gogu 
seyhlerinden kendilerine miin'akis olan hali kendilerinin zannedip, kemal 
da'vasinda bulunurlar, bu da'va onlan terakkiden mahrum eder. 

^•lJL>- -Lib d\ -Lib Sy>- j ji t-U- j J (Jjy J S-^ J J *V" ^J*? 

1279. Suda sepet ve sise uzerinde bir nur gihidir. Gyer kendilerinden bilirler ise, 
o noksan olur. 

"Hidac", nakis ve noksan demektir. Miirid, su iginde sepet gibidir. Sepetin 
hal-i aslisi iginde su bulunmamaktir; fakat su iginde oldugu vakit igine su do- 
lar ve miiridin kalbine miin'akis olan feyz-i §adi, sirga ve §i§e gibi mevadd-i 
ziicaciyye uzerine aks eden gunesin veya ayin parlakligi gibidir. Eger sepet, 
igindeki suyu ve sirga; igindeki lem'ayi kendinden bilirse nakis bir hiikiim 
olur. 

*J>. ijfr jl erf* <— '^Ol"_)l jJJlS' JjiP JJb yrj JJ> £ IJl^- Oj^- 

1280. Dnadci olan. irmaktan ciida olduqu vakit, bilir hi onda o latif su irmak- 
[1280] .7 * . J 

tan idi. 

Ya'ni, da'vasinda inad eden sepet irmaktan ve su iginden aynldigi vakit, 
bilir ve anlar ki, kendi igindeki o latif su, kendinden degil irmaktan idi. Da'va- 
yi kemal eden miirid dahi, §eyhinden ayrildigi vakit sepet gibi olur. 

(_. >y>- o\j\j 4* jl iy *^J tils' '-r'Jj* j' -^^ <•■* **&} 

1281. 3,ucac dahi bilir ki, o parlama, fl&zel parlayici olan aydan idi. 

"Lema"', ikinci babdan masdar olup "parlamak ve aydinhk olmak" 
ma'nasinadir. Ya'ni, parlakligi kendinden bilen ziicac dahi ay gurub ettigi va- 



AHMED AVNI KONUK 

kit, kendinde parlakhk kalmadigini gdriince, o parlakligin aydan oldugunu bi- 
lir. Da'va-yt. kemal eden murid dahi, seyhinden aynhnca, anzi olan fiiyuza- 
tini kaybeder. 

^jj j\j j>i*ai dj%- id^rj ^j^j *i y\ -bL 

1282. Uakiaki onun cjoziinii "DCwnl" emri a$ar, miiteakiben seher Qibi ikinci 
clef a cjiiler. 

Bu beyt-i §erifte sure-i Muzzemmil'de vaki* olan iii ui jiii ^ 'y'^\ Q, C 
(Miizzemmil, 73/1-2) ya'ni "Ey ortiinen, gece kalk namaz'kil, uyku igin ge- 
cenin azi mustesnadir" ayet-i kerimesine isaret buyrulur. Miiridin zulmet-i ta- 
biat igindeki hali geceye ve hal-i takliddeki siiruru ve §adisi subh-i kazibe ve 
"Kum!" emriyle zulmet-i tabiattan uyamp kalkmasi sebebiyle vaki* olan in- 
ki§af-i esrardan dolayi siirur-i hakikisi subh-i sadika te§bih buyrulmustar. 

1283. Onun henii gulmesi iizerine ie gulme gelir hi, o iaklul i$inde ona gelii. 

Mukallidin gulmesi ve siiruru iki def a olup birincisi taklid cihetindendir. 
Vaktaki giildiigu ve sevindigi §eyin hakikatine muttali' olur, ikinci def'a gii- 
ler ve mesrur olur; ve ewelki taklid iizerine vaki' olan giilusterine de guler 
ve "Benim anlamadan gulusiim ve mesrur olu§um ne garib bir hal imisj" der. 

1284. 1)er: nc Bu ha&ar uzak ve uzun yoldan hi, hu haktkat ve simn sirlan iii." 

1285. n( ~Ben ise o vatlule nasil uzaktan korluk ve sur cihetinden saMik eder- 
clim'." 

"§ur" kelimesinin miiteaddid ma'nalan vardir, burada "fitne" demektir. 
"Umya", kor gozluliik demektir. Ya'ni, mukallid olan kimse, ikinci def aki gii- 
lii§iinde der ki: "§imdi idrak ettigim bu hakikat ve sirlann sinna kar§i ben ev- 
velce pek uzak ve uzun yol olan taklid vadisinde imisim. Bu taklid vadisin- 
de, ben bigare nasil olmus da uzaktan basar-i basiret korliigii ve hayalin fit- 
nesi cihetinden, i§in aslini ve hakikatini anladim diye giiler ve sevinir durur 
idim!" 



MESNEVl-t §ERlF §ERHi / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

j y ls* lT^ c ~""* r~~" ^ *ji*T &\ j JL^ p-i~o ^ 4Jf l y 

1286. Wf Ben. ne Ziai/ol haglaim ve o ne idi! Ilenim zayif olan derkim algak hir 
naki§ flosieril" 

Ya'ni, o mukallid soziine devam edip der ki: "Ben varlik ve vucud hakkin- 
da ne hayallere saplanmi§ kalmi§tim; halbuki o varlik ve vucud ne imisj Vak- 
taki bu mevhum olan varhgim o hakiki varlik iginde eridi ve mahv oldu, vu- 
cud zannettigim §eylerin yokluk oldugunu anladim. viicud-i hakikiyi isbat 
igin getirdigim delillerin hepsi giirudu ve soyledigim sozlerin hepsi ma'nasiz 
kaldi. Beni evvelce bu taklid haline sevkeden §ey, benim zayif olan idrakimin 
bana aleak bir naks gostermesi ya'ni bu esfel-i safilin-i tabiatta miitekewin 
olan suver-i mevhumeyi gostermesi idi ki, benim varhgim dahi o suver-i 
mevhumeden birisi idi ki, o zayif idrakim, o viicud-i hakiki muvacehesinde, 
beni bana var diye gosterdi. Bu sebeble ben varhgim ile mesrur oldum. §im- 
di anladim ki ben yok imi§im. Benim benligim ise bende zahir olan viicud-i 
hakiki imis. Binaenaleyh benim §imdiki siirurum, bu hakikati zevkan ve ha- 
len idrak sebebiyledir; ve §imdi ewelki taklidime ve hayalime gulmekteyim." 
Beyt-i Niyazi-i Misri (kuddise sirruhu): 

Q u bildim ciimle Hak imi§ arada gayn yok imi§ 
Bi-kulli anda gaik imi§ ne ben vanm ne irfamm 

1287. ~^)ol pocujjii olana merdanin fikri nerededir! 2,ira onun hayali nerede ve 
dojjru olan iahkik nerede! 

Tarikat gocugu olan bir miiride, merdan-i ilahi olan insan-i kamillerin fik- 
ri pek uzaktir; zM o tarikat gocugunun hayali ve idraki nerede, insan-i ka- 
milin zevkan ve halen idrak buyurdugu o dogru ma'nalar nerede! 

jju j <i£ L jyrj y.y \j j^» *£ L> JLib <tjb OtAab £* 

1288. Qocaklarin fikri ya ddye, ya siit, ya kuru uziim ve ceviz, yahud a^lama 
ve feryaddir . 

Qocuklar, kendi dayeleri ve siit ve kuru iiziim ve ceviz gibi §eyler ile egle- 
nip miiteselli olduklan gibi, tarikat gocuklan da birtakim rii'yalar ve zikrullah 
esnasinda kendilerine goriinen nurlar ve renkler ile veyahud "cezbe" ta'bir et- 
tikleri feryadlar ve na'ralar ile miiteselli olup terakki ettik diye sevinirler. 



AHMED AVNl KONUK 

JJj j tiJb jb d^<J ijta •^-^* Js^ J^ 0_^ C~~A Jdi* l)I 

1289. mukallid, aid olan gocuk gibidir. Uier ne kadar ince hahis ve deld hi- 
lar ise de. 

"Mukallid"den murad, ulum-i zahiriyye erbabidir ki, onlar kendi nazarla- 
nni ve fikirlerini, kendi emsallerine taklid ile elde ederler. Bu hususta delaU-i 
mantikiyyeye istinad ederler ve muddealanna delil ikamesi icin ince bahisle- 
re girisjrler ve bahisleri inceledikge kuwe-i vahimeleri faaliyete gelip, 
mes'eleleri icmden gikilmaz vadiye siiriiklerler, ne kendileri ve ne de dinle- 
yenler subheden kurtulamazlar; binaenaleyh onlar hak ve hakikat yolunda 
alii olan bir gocuk gibi sendeleyerek yiiriirler. 

1290. ^DeMde ve sikalde o taammuk, onu hasiretten uzak eder. 

[1290] * 

"§ikal", burada mekr ve rule demektir; ve "i§kal" kelimesinin muhaffefi ol- 
masi da caizdir, "mii§kil kilmak ve ortmek" demek olur. "Giisal", ayirmak ve 
uzaga atmak demektir. Ya'ni, o mukallidin delilde ve isbat-i miiddea igin teseb- 
btis ettigi hilede taammuku ve bahsi kiilfet ile derinlestirmesi kendisini haki- 
kat-i mes'eleyi basar-i basiret ile gormekten aymr ve uzaga atar. Ba'zi niisha- 
larda "§ikal" yerine "§ekil" vaki' olmustar ki, "§ikal" kelimesinin imale olun- 
musudur; ve yukandaki ma'nayi mutazammindir; "giisal" yerine de mutaba- 
kat-i kafiye igin "gusil" vaki' olmu§tur. Bu da "uzak ve ayn" ma'nasmadir. 

1291. liir maye ki o, onun sirnntn siirmesidir; goturdii ve iskal soylemekie isi 
hagladi. 

"Maye"den murad, akil ve idraktir. Ya'ni, o mukallidin bdyle ince ve mu§- 
kil bahse ve dellller iradina me§gul olmasi, kendi basiret goziiniin siirmesi olan 
akil ve idraki izale etti ve yerine bu goziin perdesi olan kuvve-i vahimesini fa- 
aliyete getirdi ve maksud olan i§in ve dogru neticesinin online sed gekti. 

1292. By mukallul, Sahara dan yen don! 3*illete ait, la ki sen arslan adorn, 
olasin! 



MESNEVl-t §ERtF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

Buhara, Asya'da Turkistan'da vaki' me§hur bir §ehrin ismidir. Hz. Pir za- 
mamnda Buhara medreseleri, ulum-i zahiriyyenin makarr-i tahsili idi; ve bu 
ulumun tahsili isin birgok §ehirlerden oraya talebe giderdi. Bu ulum-i zahiriy- 
ye erbabi mukallidin ziimresinden oldugundan cenab-i Pir efendimiz, ey mu- 
kallid Buhara'dan geri don ve ulum-i zahiriyye ile omrunu ifna etmekten 
vazgeg ki, bu ulum-i zahiriyye senin nefsinin sermaye-i kibir ve gururudur. 
Oradan don, zillet ve horluk tarafina git ve fakr-i ma'neviyi ihtiyar et ki, nef- 
sin kibir ve gururu kinlmak suretiyle, alem-i ma'nada bir arslan adam olasin! 

1293. U^ihayet hahnda haska buhara goresin! Saf yutialar onun medisinde. 
Id-yefkahundur . 

Ya'ni, horluk ve zillet tarafina gitmekle akibet, kendi batininda ve kalbin- 
de fraska Buhara, ya'ni ilm-i lediin sehrini goriirsun ki, bahs-i cidalde ve mu- 
nazarada saf yirtici olan ulema-yi zahir, bu ilm-i lediin meclisinde la-yefka- 
hundurlar, ya'ni o mecliste soylenen sozlere karsi bahis ve munazara etmek 
soyle dursun, anlamazlar bile! 

C— -~>j A."^.^..5sj C~»j Lij-^J ^JT C~~So dJjl^- CXr*j J? ^jJ ' ijJ~l 

1294. Uakia -peyk yeryuziinde pek gabuk kosucudur; deryaya aittigi vakit, da- 
man ko-pmu§ kimsedir. 

"Peyk", mektub getirip gotiiren piyade, muvezzi', hizmetkar demektir. 
Burada Kur'an-i Kerim'in ve ahadis-i §er!fenin zahiri ma'nalanni halka teblig 
eden ulema-yi zahiredir. "Derya"dan murad, ilm-i hakikattir. Ya'ni, ulema-yi 
zahir Kur'an'in ve hadisin ma'na-yi zahirini beyan hususunda geviktirler ve 
bu hususta ince ince ma'nalar beyan ederler. Fakat ulum-i batiniyyeye ve le- 
dunniyyeye gelince, orada daman kopmus bir kimse gibi bir adim atamazlar 
ve bir soz soyleyemezler. 

cr 5 ' c ~* J 1 J^- J* c — l >~*** ^ a* J J\ tj i j>. r*U-»- J 1 

1295. karada " Diamelnahum" olur; ve ancak o kimse ki denizde mahmul- 
dur, kimse odur. 

Bu beyt-i §erifte Beni-lsrail suresinde olan ^Jij J\ ^ '^bLi- j '^J>. &>/ °-^j 
(isra, 1 7/70) ya'ni, "Biz muhakkak beni-ademi mukerrem kildik ve onlan ka- 



AHMED AVNl KONUK 

rada ve denizde bindirdik" ayet-i kerimesine isaret buyrulur. "Kes", kimse ve 
adam ma'nasina olup burada "makbul ve mu'teber olan insan" demektir. 
Mukabili "na-kes"dir ki, "deni olan adam" ma'nasinadir. Bu ayet-i kerime II. 
cildin 3762 ve 3763 numarah beyitlerinde gegti. Cenab-i Pir efendimiz bu 
beyt-i §erifte "kara" ile alim-i zahire, ve "deniz" ile alim-i batina i§aret buyu- 
rurlar. Ya'ni, o peyk olan alim-i zahiri, bu mertebe-i §ehadetin ve alem-i za- 
hirin mahmulii olur; halbuki makbul ve mu'teber olan adam, ancak alem-i ba- 
tinin mahmulii olup onu ba§inda ta§idigi kimsedir. Zira alim-i zahiri suretle 
mukayyeddir ve alim-i Mtini ise suret kaydindan kurtulmustur. 

1296. <$ahin $ok atasi vardir; ey vehme ve bir tasvire merhun olmu$ olan ko§! 

Ey mevhum olan viicuduna ve bir suret-i faniye merhun ve mahbus ol- 
mus olan alim-i zahiri ve murid-i mukallid, sah-i haklkl olan Hakk'm ism-i 
Zahir'inin mazhan olan bu alem-i suretteki ata ve ihsanindan ba§ka, alem-i 
ma'nada gok ihsanlan vardir; binaenaleyh alem-i suretten alem-i ma'naya 
kos! 

1297. sade olan miirid dahi iaklid cihetinden, o azize muvafik bir flirye etti. 

Kissada beyan olunan o sade-dil ve surette mahbus olan miirid dahi, sey- 
hinin aglamasina taklid etmis. olmak igin o azize ve seyhine muvafakat ile 
agladi. 

1298. sacjir adam atbi mukallidce agladi ve muctbden bikaber idi. 

sade-dil murid, sagir bir adam nasil aglayanlara takliden aglarsa, sey- 
hine takliden agladi, halbuki §eyhinin nigin agladigina vakif degil idi. 

1299. xtaktaki bir^ok agladi, hizmet etti ve gitti; onun arkasmdan lids olan mii- 
rid acele geldi. 

"Teft", burada "acele" ma'nasinadir. Ya'ni, o sade-dil miirid vaktaki bir- 
cok agladi ve §eyhin hizmetinde bulundu ve sonra da huziirundan gikti. 



MESNEVl-t §ERlF SERHi / IX. CtLT • MESNEVt-5 • 

Onun arkasindan, §eyhin ahvaline daha ziyade vakif olan bir murid-i hass 
dahi acele di§an cikti. 

JaJ jl jc~i 'tjjs Jlij y. j?- ^ j>\ y~ dkj> tj\ £*& 

1300. 'Deli: *6y nazar cihetinden seyhin airyesinin vifaki uzerine, habersiz 
olan hulut aibi afllayan!" 

miirid-i has dedi: "Ey gdriiniiste §eyhinin aglamasma muvafakat ede- 
rek bulutlann kendilerinden habersiz olarak yagmur yagdirdiklan gibi agla- 
yan arkadas!" 

JUa~« ju~* jJjS ji <^J' Jjy ,J\j <j\ <dll 4JI ill! 

1301. x Sahvn ha, sakin ha, sakin ha, ey vefa edici murld, her ne kadar taklid- 
de m&stejid isen del" 

"Allah" ta'birleri, and vermek ma'nasina oldugu gibi, tahzir ma'nasina da 
musta'meldir. Tekerriiru te'kid icmdir. Burada her ikisi de caizdir. Ya'ni, "Ey 
pirine kar§i olan ahdine vefakar olan miirid, Allah hakkiciin veyahud sakin 
ha, her ne kadar §eyhe olan taklidinde ma'nen faide gorur isen de;" 

1302. "O^ihayet demeyesin ki, goriiim o sah agladi; hen de onun atbi agladim, 
zira o munkirliktir." 

Ya'ni, "Senin zahiren seyhe olan taklidine bir sey demem. Fakat batmen 
ve fikren gordum ki, sah-i hakikat olan §eyhim agladi; benim aglamam da 
onun aglamasi gibi oldu, eger bu fikirde bulunursan, §eyhin hal-i alisini in- 
kar etmis. olursun ve onu kendi halinin mertebesine tenzil etmis. bulunursun. 
"Miinkir", "inkar"dan ism-i fail oldugu gibi ism-i meful olmak dahi caizdir. 
halde ma'na: "Zira o senin fikrin mezmum olan bir ma'nayi irtikab etmek- 
tir." demek olur. Ba'zi niishalarda "munkirist" yerine "mi-girist" vaki'dir. Bu 
surette ma'na "Ben onun agladigi gibi agladim" demek olur. 

c/r $ \f ^ss~* ^-^ u^ 3 ±& y. M* a '*/ 

1303. Taklid ve zan iizerine -pm-cehl olan afllama, o emin kdinmisin aglama- 
si gibi degildir. 



AHMED AVNl KONUK 

Muridin taklid ve zan uzerine mechul bir sebeb tahtinda vaki' olan agla- 
masi, Hak Teala hazretlerinin gam u §adiden emin kildigi insan-i kamilin ag- 
lamasi gibi degildir. 

1304. Sen aglamayi aglama uzerine kiyas yaymal ^u aglamadan ona uzun 
yol vardir. 

Sen insan-i kamilin aglamasini, nefis sahiblerinin aglamasina kiyas etme! 
Zahirde her ikisi de birbirine benzer ise de, bu nakisin aglamasmdan kamilin 
aglamasina, uzun yol ve mesafe vardir. 

1305. O otu-Z senelik. cihaddan sonradir; akil asld oraya diijemez. 

insan-i kamilin aglamasi otuz sene nefsiyle vaki' olan mucahedesin- 
den sonraki aglamadir. Akil, o aglamamn nasil bir aglama oldugunu idrak 
edemez. Zira o zevk meselesidir; aklin zevk ve hal bahsinde higbir yeri 
yoktur. 

<U*l» Olj Ol-l* ijtflj Ij JiP <la-yi Jtstf ij>- <Jy* Olj C~J> 

1306. Ondan akil tarafina yiiz merhale variir; akli o kafileden vakifhilme! 

Ya'ni, insan-i kamilin aglamasimn sebebinden akil tarafina birgok merha- 
le vardir. Bu merhaleleri kat'etmemi§ olan aklin o insan-i kamil kaftlesinden 
asla haberi yoktur. Akil ancak onlann suret-i zahirelerini goriir, ahval-i bati- 
nelerine hie vukufu yoktur. 

C^ 1 o^ '^-J 1 -^ C-> J O* J 1 ^ -> c — ** J 1 ^ ->' '^ 

1307. Onun giryesi ne gamdan ne de ferahiandir. JTlynul-miilahm giryesini 
ruh hilir. 

"Miilah", guzel, latif kelam ma'nasina olan "mulha"mn cem'idir. "Ayn" 
goz ve gesme demektir. "Girye-i aynu'l-mulah" terkib-i izafidir. "Latif ve gu- 
zel kelam gesmesinin aglamasi" demek olur. Ya'ni, insan-i kamilin aglamasi 
ne gamdandir, ne de ferahtandir. Latif ve guzel kelam ge§mesi ve menba'i 
olan insan-i kamilin aglamasini akil degil, ancak ruh bilir. NefaMtii'l-Vns'te 
munderictir ki: "Ebii'l-Hasen Harakani ile Ebu Abdullah Dasitam, §eyh Ebii'l- 



MESNEVl-i §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

Abbas Kassab Amili (kaddesellahii esrarahum) hazretlerinin huzuruna geldi- 
ler ve dediler ki: "Ey §eyh bizim aramizda bir soz gecti, birimiz dedi ki: "Ki- 
§iye ezel ve ebed garni kafidir." Ve birimiz de der ki: "Ki§iye ezel ve ebed me- 
serreti ve ferahi kafidir." Siz ne buyurursunuz? Ebu'l- Abbas hazretleri elini 
yuzune siirup dedi ki: "Elhamdu lillah kasab oglunun menzili ne gamdir ne 
de sMdir. *u* V _, ^> ^ m ^ Ya'ni, "Rabbinizin indinde ne sabah, ne 
de ak§am vardir." Gam ve sadi senin sifatindir ve senin sifatin olan her §ey 
hadistir ve hadisin kadime yolu yoktur." Bu menkibeden dahi sabit olur ki, 
fena-fillah makamina gelmemis. ve zevk-i isneyniyyet iginde bulunmus, olan 
kimsenin insan-i kamilin halini ve zevkini idrak etmesi miimkin degildir. 

1308. Onun aglamasi ve giilmesi o iarafianiir; o sey hi ahlin vekmi olur ondan 
* beridir. 

insan-i kamilin aglamasi ve giilmesi viicud-i hakiki-yi Hak tarafindandir. 
Zira onun viicud-i abdanisi viicud-i hakikide mahv olmu§tur. Onun hali ak- 
lin vehmi olan §eyden beridir, ya'ni onu akil kendi vehmi ile idrak edemez. 
Ba'zi nushalarda "vehm" ile "akl" arasinda vav-i atifa vardir. Bu surette 
ma'na: tnsan-i kamilin hali akil ve vehm ile idrak olunmaktan beridir demek 
olur. 

Hazret-i §eyh-i Ekber Fass-i Eyyiibi'de buyurur ki: 
ui j>j[*}\ jui aJ li~ jii\ \1a j *j jji v ^ jiii j *j juj Jj> coijUJi J**, ^r ur 
i^U jjS~ j c juL ^ dJi j j* **ij J *jLV j*i\, jy*\ lii Jji ^y j*yr Ya'ni "Ni- 
tekim ariflerden ba'zisi acikti, agladi. Bu fenden zevki olmayan bir kimse 
ona muatib olarak bunun hakkinda soyledi. Onu miiteakiben arif dedi ki: 
"Ancak beni aglamam igin aciktirdi; giiya der ki, benden onun ref'i hakkin- 
da, ondan sual etmem igin beni zarara miibtela eyledi ve bu benim sabir ol- 
mama kadh vermez." Goriiluyor ki, arif-i kamilin aglamasi ve giilmesi Hak 
tarafindandir. Ortada kendinin kendiligi yoktur. HakTeala onlardan esma ve 
sifat-i ilahiyyesinin ahkaminin zuhiirunu onlann iradesi kan§maksizin, mu- 
rad eder. 

1309. Onun aozunun suyu, onun aozu gtbi olur; gormemis olan goz ne vakit goz 
olur! 



*#%&> 



AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, vucud-i abdanisi, vucud-i Hakkani olan insan-i kamilin goziiniin 
suyu, onun gozii hukmiindedir. Qunki bu mertebe makam-i ittihaddir ve 
makam-i ittihadda ikilik fan! olur, artik onun gdrii§ii Hak'ladir. Binaenaleyh 
bu makamda goz ile goz suyu miittehiddir. Fakat ikilik hicabi icmde olup, ce- 
mal-i Hakk'i gormiis. olan goz, bakar koriin gozii mesabesindedir; ve o goz 
her ne kadar zahiren goz ise de hakikatte goz degildir. 

1310. seyi ki o goriir, ne akhn kiydsi cihetinden ve ne havdssin yolundan te- 
[1310] ^ J. 

mas edilemez. 

lnsan-i kamilin gordiigii nur-i cemale ne aklin kiyasi yeti§ebilir ne de ha- 
vass-i zahire yolundan temas olunabilir. 



jy 



Ju~ i__i c-JJi jJb <»^- ^,-j jj j j -^ jy *^y? -^ji-r v** 1 



1311. CA/iir uzaktan geldigi vakit, gece ka$ar; hinaenaleyh gecenin karanhgi nu- 
run cemalini ne hilir! 

Nur ile zulmet birbirinin ziddidir. Iki zid bir yerde cem'olmaz kaidesince, 
nur uzaktan gelince, gecenin karanhgi zail olur. Binaenaleyh karanhk nurun 
halini ta'rif edemez. Bunun gibi vucud-i haklki-i Hakk'in nttru geldigi vakit, 
viicud-i izafinin zulmeti kagar. Binaenaleyh viicud-i izafi viicud-i hakiklnin 
nurunu idrak edemez. 

U^L Jji ^ xb 4^- ^ Uj L jlj *y.^>. *^i 

1312. Sivrisinek kuvvetli riizgardan ka^ar; hinaenaleyh sivrisinek riizgarlann 
zevkini ne hilir! 

"Deha", zeyreklik, cevdet-i fikr (Muntehabii'l-Lugat) . "Dal'ln zammiyla 
["duha"] seci' ve kavi ma'nasina da gelir. Burada §eci' ve kavi ma'nasi mii- 
nasibdir. Ya'ni, §ecaatli ve kuwetli riizgardan sivrisinek kagar. Binaenaleyh 
riizgar ile bir yerde cem'olmak kudretini haiz olmayan sivrisinek riizgann 
zevkini ne bilir! "Sivri-sinek"ten murad, vucud-i izafi-i abddir; ve "sjddetli 
riizgardan murad, tecelli-i zatidir. Bu sivrisinek ve riizgar misali, III. cildin 
4632 numarah beyt-i §erifinden i'tibaren mezkurdur; ve bu husustaki izahat 
o cildin 4644 numarasma mtisadif olan: 



™^, 



MESNEVf-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 
M iJ^Jyr- i_j-i OjTU>- dy? lA>- oITjJ ij^iyr OS^*-* 

["Dergah-i Huda'yi isteyici de boyledir; vaktaki Huda gelir, arayici "la" 
olur."] beytinde de gegti.' 

JjJb- \j ^j^jJi* JJta \^S ^ d~p ■ 5i J P ^L>Jo- Jul (<;Ji 0_^- 

1313. OCadtm aeldiyi vakit hades abes olur; hinaenaleyh hir hadirni hades ne- 
rede hilirl 

Ya'ni, kadim olan vucud-i hakiki-i Hak istila ettigi vakit, abdin hadis olan 
viicud-i izafisi abes olur. Nitekim ayet-i kerimede JUJi j-jj j^Ji *W- (Isra, 
17/81) ya'ni "Hak geldi batil gitti." buyrulur. Binaenaleyh kadimin ziddi olan 
hadis [kadim ile] bir yerde ictima' edemeyince, hadis olan vucud-i abd, ka- 
dimi nasil bilir! "Hades", burada, "yeniden peyda olmus olan §ey" ma'nasi- 
nadir[ Nitekim Ciineyd-i Bagdad! (kuddise sirruhu) »J\ J*~->i iioUU ^ isi f.aiJi 
ya'ni "Kadim hadise zahir oldugu vakit, onun eseri muzmahil olur" buyur- 
mustur ki, viicud-i izafi-i abdin asan ve sifati mahv olup yerine sifat-i Hak 
kaim olur demektir. 

&£ J&j (»-* c~~J (ji-JjS' &y~ -US' JuSoj ^JJ i j 0^?- iL> a?- ^ 

1314. Uiades iizerine kadem vurdugu vakit onu hayran eder, vaktaki onu yok 
etti, onu hem-renk eder. 

Vucud-i kadim, viicud-i hadis iizerine kadem vurdugu ve onu istila ettigi 
vakit, o hadisi hayran eder ve onun viicud-i mevhum-i izafisini yok eder; ve 
onu yok ettigi vakit dahi kendi rengine ve sifatina boyar. Atesjn demiri istila 
edip ondan demirlik sifatini nez' etmesi gibi; ve bu istila icinde demirin, "Ben 
atesim!" demesi caiz oldugu gibi, abdin dahi "Ben Hakkim!" demesi caiz olur. 
Nitekim Hz. Hallac-i Mansiir "Ene'1-Hak" buyurdu. 

jj» (j\ f jlJJ \jj,, l y> dU Joi X*e JL, j ls* 1 ^ f 

1315. Eger sen ister isen yiiz nazu hulursun, lakin ey fakir hen ihtiyag, tut- 
mam. 

Ya'ni, ey dervis, iki ziddin bir yerde ictima' edemeyecegine dair eger sen 
istersen birgok nazir ve misal bulursun. Fakat misalleri uzatmaga hacet gor- 
mem, soyledigim misaller kafidir. 



AHMED AVNt KONUK 

1316. ISu "Blif Jlam J\Xlm ve. " Uia CAiim" ', hu harfler vuhuftu CMusanm 
asasi g&i gelli. 

"Vukuf", bilmek ve lttila' hasil etmek ve durmak ma'nalannadir. Burada 
"bilmek" ma'nasi munasib olur. Ya'ni, bu ve atideki beyitler sual-i mukadde- 
rin cevabidir. Ya'ni, insan-i kamil, surette sair insanlar gibidir; onlar da ver- 
ier ve'icerler. Binaenaleyh sair insanlardan farki nedir? Cenab-i Pir efendimiz 
bu farki beyanen buyururlar ki: Kur'an-i Kerim'deki (,Ji) {^-) harfleriyle her 
katibin yazi yazarken kullandigi harfler, zahirde seklen birbirlerine benzerler, 
fakat bunlann farkini bilmek istersen Hazret-i Musa'nin elindeki asa ile ba§- 
kalannm elindeki asa arasmdaki farka bak! Hatta Kur'an-i Kerim'de sure ba§- 
lanndaki huruf-i mukattaat §eklen birbirine musabih oldugu halde her birin- 
de mundemic, olan esrar ba§ka baskadir. Bunun gibi her bir insan-i kamilin 
bir ism-i galibi olup onlann ahkami ve asan ve esran baska baska oldugun- 
dan, bunlar arasinda bile farklar vardir. Huruf-i mukattaat-i kur'aniyyeye 
ulema-i kiramin her birisi kendi zevki ve ilmi dairesinde birtakim ma'nalar 
vermisterdir. Fakat onlann hakikatini elfaz ve ibarat ile beyan etmek miim- 
kin degildir. Ke§f-i ilahi ile zevkan ve vicdanen ma'lum olur. 

1317. Diaricten harfler hu harfe henzer, fakat hunun sifatlannda zebun 
olurlar. 

Ya'ni, haricten ve zahir cihetinden bakihrsa, onlann haricinde kalan diger 
harfler dahi bu huruf-i mukattaat-i kur'aniyyeye benzerler. Fakat o harigteki 
harfler bu mukattaat-i kur'aniyyenin sifatlannda ve sirlannda zebun ve mag- 
lubdurlar. Zira ilm-i huruf erbabinca ma'lum olan bunlann birtakim hassala- 
n ve esran vardir ki, o hassa sair harflerde bulunmaz. 

1318. Die-r him hi, o kcriihe cihetinden hir asa tutar, vaht-i beyanda ne vakit 
o asa gtbi olur? 

Ya'ni, Musa (a.s.)in elindeki degnek, ba§kalanmn elindeki degnege suret- 
te musavidir, fakat sirette ve sirda musavi degildir. Qnun sirnnda ejderha ol- 
mak ma'nasi miindemictir. Binaenaleyh her kimin elinde bir degnek varsa 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

tecriibe etsin, oyle bir harikayi beyan ve izhar vaktinde bakahm Musa 
(a.s.)in asasina benzer mi? 

&* J 1 1 - zj J 1 ^ ^ if* J ^ ->* * f * Oi ] ^^.y^- 

1319. Tin nefes Dsaya mensubiur, ferahian yahui hir gamdan gelen her he- 
va ve nefes Aegildir. 

§eyhin bu nefesi Isa (a.s.)in nefesi cinsindendir, olmus rimlari diriltir. Me- 
serret veyahud gam sebebiyle cigerden disanya saliverilmis. her hava ve ne- 
fes cinsinden degildir. Boyle havalar ve nefesleri ashab-i nefs olan ehl-i gaf- 
lette ara! 

j^JI J r O^ j\ C~*jJ jO, ,j\ ^ j fi\ ji\ 

1320. By haba, bu "Blif J2am uMun" ve " Dia dMim" beserin ZHazret-i Jnev- 
la'stndan gelmistir. 

Ey saha-i tabiatta 50k ya§ayip ihtiyarlamis. ve baba olmus olan kimse, bu 
huruf-i mukattaat-i kur'aniyye saha-i tabiatta tekewiin edip derya-yi haki- 
katin kopukleri mesabesinde olan bizim kullandigimiz harfler gibi degildir. 
Onlar derya-yi hakikatin ka'nndan ve beserin Hz. Mevla'sindan gelmis. 
olan cevherlerdir ki, her birinde tiirlii turlii hassa-i acibe vardir. 

0** J~^*r u^ <Jjk <^ y / u 1 -^. xU ^ **? ^ ^ j* 

1321. Uier hir elif lam huna ne henzer, eger sen can tuiarsan, onu bu goz ile 
gorme! 

Bizim telaffuz ettigimiz her bir elif lam, bu huruf-i mukattaat-i kur'aniy- 
yeye benzer mi? Eger senin uzerinde ruh-i insaninin hukum ve te'siri mev- 
cud ise, hurufu, bu ruh-i hayvani gozii ile gorme! Onlara bu zahiri goz ile 
bakarsan, bu "Elif Lam" ile sair elif lamlar arasinda bir fark goremezsin. 

1322. By humam, gerci onuh terktbi harfler Air, avamin terkibine de henzer. 

"Humam", himmeti azim olan kimse ma'nasinadir. Ey idrak-i hakayik ve 
esrar emrinde himmeti azim olan kimse! Gerci huruf-i mukattaat-i kur'aniy- 
yenin terktbi, bizim kullandigimiz harflerdir ve bu i'tibar ile avam-i beserin bu 
harfler ile yaptiklan terkibe de benzer. Fakat onlann hamil olduklan esrar 
Musa (a.s.)in asasinin hamil oldugu sir gibidir. 



AHMED AVNl KONUK 

c — j 1 cr^- <y y s-*Oj j ^/* ^ jt j r^ -^-^ vaO" ^~~ A 

1323. <7\iuhammei'in terhlbi et ve deriiir; gerg.i terhtbde her bir cisim onun tin- 
sidir. 

Hatem-i enbiya Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz haz- 
retlerinin cism-i §erifinin terkibi dahi et ve deridir. Bu terkib-i zahiriye gore, 
efrad-i be§erden her birinin cismi dahi, Server.-i alem Efendimizin cisminin 
cinsindendir. 

1324. Gf iuiar, deri ve kemik tutar; hi$ bu terhUbe nazir olur mu? 

"Heman", burada "§ebih ve nazir" ma'nasinadir. Ya'ni, sair insanlann cis- 
mi dahi eti ve derisi ve kemigi vardir. Bunlar hie, Server-i alem Efendimizin 
cism-i §erifinin terkibine nazir ve §ebih olur mu? Beyt: 

"Muhammed (s.a.v.) beserdir, fakat sair beserler gibi degildk; belki o hazret, 
taslar arasmda yakutun farki gibi farklidir. " 

1325. 2~vca o terkibde mucizat geldi hi, biitun terkMer mat oldular. 

Zira Resul-i Ekrem hazretlerinin cism-i §erifinin terkibinde, sair cisimleri 
aciz birakan harikalar zahir oldu ki, bu mu'cizat ve havank kar§isinda o ci- 
simler mat ve maglub oldular. Diger enbiya (aleyhimu's-selam)in ve onlann 
varisleri olan kiimmelin-i evliyanin ecsam-i §erifeleri de boyledir. 

1326. Oiitabm *Dia uMvm" inin terkibi de boyle $ok yukari ve ba$kalari a§a- 
jgiivr. 

Kitabullah'taki huruf-i mukattaatin ve "Ha Mim" ve "Elif Lam Mini" gibi 
terkiblerin sifat-i mahfiyyeleri ve onlarda mixndemig olan esrar ve maani 
boyle gok yukan ve alidir; ve bizim terkib ettigimiz kelimelerin harfleri ise 
alem-i tabiatta miitekevvin oldugundan, onlar da a§agidadir ve esfel-i safilin 
mertebesindedir. 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

Malum olsun ki, kelamullahin ve huruf-i mukattaat-i kur'aniyyenin ha- 
vassi ve te'sirati vardir; ve bu te'sirat suver-i e§ya iizerinde mahsus olarak 
zahir olur. Mesela hastalara okunup iiflenirse §ifa bulur. Fakat bu te'sir her- 
kesin nefesinden zahir olmaz. havass ve te'slrat, salih nefese mukarin olur- 
sa zahir olur, aksi halde mahfi kalir. Nitekim cenab-i Pir efendimiz bu ma'na- 
yi Fihi Ma Fih'mm 34. fashnda §6yle beyan buyururlar: "Bu rekayik lisani- 
na ve idrakine geldigi vakit, rekayik olarak kalmaz, belki sana ittisali ile fa- 
sid olur. Nasil ki, arifin femine ve idrakine vaki' olan her fasid ve salih ala- 
halihi kalmaz; belki ba§ka bir §ey olur. inayat ve keramata buriinur ve ortu- 
nixr. Asayi gormuyor musun? Mtisa (a.s.)in elinde nasil ortiindu! Asa 
hey'etinde oldugu iizere kalmadi. Resul (aleyhisselam)in yedinde siitun-i 
hannane ve kami§; ve Isa (a.s.)in feminde dua ve Davud (a.s.)in elinde de- 
mir ve dagin onun ile hali, hey'etleri iizere kalmadi; belki oldugu halden ba§- 
ka bir §ey oldu. I§te bunun gibi rekayik ve daavat bir zulmani ve cismanide 
vaki' oldugu vakit, bulundugu hal iizere kalmazlar." 

1327. JZ,ird ki, bu terMjden dcizlik i^inde surun nefhi gtbi, iirilik gelir. 

Ya'ni, Kur'an'daki harflerin terkibinden, ahkam-i tabiat icinde aciz kalip 
girpinan ve ruh-i insanileri olii hiikmiinde kalan kimselere, israfil (a.s.)in su- 
rurunun nefhi gibi dirilik gelir ve ruh-i insanileri zevk duyar. 

|JL>- ili jl **- U«P dy? L>>*^ ^il^i **£ Uijl 

1328. Uia CMun" asa gibi ejderha olur, Diuda'nin atiisindan denizi yarar. 

Huruf-i mukattaat-i kur'aniyyeden olan "Ha Mim" (,**■) batininda miin- 
demic. olan ma'nayi ve sirn izhar edip Musa (a.s.)in asasi gibi ejderha olur. 
Cenab-i Hakk'in atasindan denizi yarar. Velhasil alem-i tabiatta tiirlii tiirlii 
harikalar izhar eder. 

1329. Onun zahiri zdhirlere benzer; ve fakat ekmegin kursu, aum kursundan 
$ok uzaktir. 

huruf-i kur'aniyyenin §ekl-i zahirisi elifba kitablannda miinakkas, olan 
harflerin e§kal-i zahiriyyelerine benzer; ve fakat bundan ma'nalannin bir 



AHMED AVNl KONUK 

olmasi lazim gelmez. Nitekim ekmegin cismi de yuvarlaktir, ayin cismi de 
yuvarlaktir. Fakat bu iki yuvarlak cisimlerin ma'nalan birbirinden gok 
uzaktir. 

1330. Onun aglamasi, onun giilmesi, onun nutku ondan degiliir, Diunun 
[1330] 1*1 

manz-i sun udur. 

Bunun gibi enbiya ve evliya hazaratimn ecsam-i zahiriyyeleri, sair efrad-i 
be§erin ecsam-i zahiriyyelerine benzer. Fakat peygamberin ve bir vermin ag- 
lamasi ve giilmesi ve soylemesi, kendinin bu cism-i zahirisinden ve nefesin- 
den munbais degildir; belki hiiviyet-i ilahiyyenin, asla be§eriyet bula§igi ka- 
nsmamis olan bir sun'-i halisidir. Ya'ni onlardan zahir olan hal, dogrudan 
dogruya ve alem-i kesafetin tavassutu olmaksizin Hak'tan sudur eder. Nite- 
kim ayet-i kerimede J*J> "J>-'j UJ J* bi is^ cf J^ k> (Necm, 53/3-4) ya'ni 
"Peygamber heva-yi nefsanisinden sdylemez, onun soyledigi ancak kendisi- 
ne Hak tarafindan vahy olunan bir vahiydir" buyrulur. 

OLfi (j-o OLiojl J-5> jjUi d\j OLL^-I JUsi^i UykUi *£jy~ 

1331. Uaktaki ahmaklar zahirleri tuttular ve o aekaik onlarian fofe. gizli 

Mil. 

Vaktaki alem-i tabiat ve kesafetin ahkaminda miistagrak olup onun fev- 
kinde ba§ka alem olmadigina hiikm eden ahmaklar, Kur'an'm huruf-i zahi- 
riyyesine ve enbiya ve evliyamn ecsam-i zahiriyyelerine nazar edip ona sa- 
nldilar, onlann bu zevahirde istigraklan sebebiyle, bu zikr olunan dekayik ve 
incelikler onlann nazarlannda pek gizli kaldi; ve bu sebeble inkar vadisine 
saptilar ve dalalete diistiiler. 

1332. $ubhesiz garazian mahcub oliular. 2mo, dakika muierazda fevt oldu. 

"Mu'teraz", masdar mimi olup "i'raz ve inkar" ma'nasmadir. Ya'ni, 
§iibhesiz ahmaklar huruf-i kur'aniyyedeki ve ecsam-i enbiya ve evliyada- 
ki arazdan hicaba du§tiiler. Zira inkar ve i'raz iginde inceligin idraki fevt ol- 
du. 



«^f^ 



MESNEVf-t §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 ' 



Oj-U IjjOS' '<uJb O^Jj ^k <-*j»j d\y, by\*- JjiSj sjljjl jl Ij l^ij* j>- '~ r ~?** 

(JJadJ jj£~ (JJ^jS jS~ jviijj (%-^- (_£' J ^U- c£l <f ^^ *»-jJ J ■*■*! jlj six-) Jj^ 
"O^ j jj*L> ^U ^ j jJaJ Jf ^ 0j«Li ^U JT ^-IOj /"j OTj (jAji J"i 

• S-*^ J V^ J* J ^ ^ J */ Z_J~ 

O cariyecigin hikayesidir ki, kendi hanimimn e§egi ile §ehvet 
siirerdi ve ona ademtye §ehvet siirmekligi 6gretmi§ idi. Nitekim 
keciye ceragin masasi uzerinde oyun ogretirler ve nitekim ayiya 

raks ogretirler ve olcuden gecmemek icin bir kabagi e§egin 
zekerine gecirir idi. Hanim ona vakif oldu velakin kabak inceligini 
gormedi. Cariyecigi bir bahane ile uzak bir yere yola gonderdi ve 

e§ek ile kabaksiz cem'oldu ve rezalet ile helak oldu. Cariye 
vakitsiz geri geldi ve "Ey canim ve ey nurlu goziim zekeri gordiin, 

kabagi gormedin. Zekeri gordiin ve o digeri gormedin!" diye 
feryad etti. Her bir nakis mel'undur. Ya'ni her bir nakis olan nazar 

ve fehm mel'undur ve yoksa zahir goziinun nakislan 

merhumdurlar, mel'un degildirler. ^ J^Gi Jk '^-J (Fetih, 48/17) 

ya'ni, "Kor iizerine giinah yoktur!" ayet-i kerimesini oku! Gunahi 

nefyetti ve la'neti nefy etti ve itab ve gazabi nefy etti 



Bu kissa ahmaklann eksik goriislerini ve eksik anlayislanm izah igin irad 
buyrulan bir bahistir. Mesnevi-i §enf, idraki en asagi mertebede bulunanlar 
ile en yiiksek mertebede bulunan ehl-i gafleti ikaz ve irsad icin viicuda geti- 
rilmi§ bir eser-i krymetdardir. Binaenaleyh Hz. Pir §ehevat-i nefsaniyyenin 



AHMED AVNl KONUK 

insanlan ne tiirlii rezaile sevk ettigini tasvir buyurup, biraz akillan ba§inda 
olanlan igrendirir ve tedhis buyururlar. Bu miinasebetle o^Jo. ^i JT hadis-i 
§erifinin ma'na-yi mumfini de tefsir buyururlar. Binaenaleyh bu gibi hezli 
kissalarda matlub olan §ey, hisse ve ciddir. Nitekim cenab-i Pir IV. cildin 
3543 ve 3544 numarah beyitlerinde soyle buyururlar: 

"Hezl ta'limdir, onu cidd olarak dinle; sen hezlin zahirine merhun ve mu- 
kayyed olma! Hazillerin indinde her bir cidd hezldir; akillerin onunde hezller 
ciddir." 

•*£ i a^y*- i °>f^ jj*j J 1 ■*&* ^ y <^y*- ^i ^y& ^ h - 

1333. niir cariyerik §ehvetinin ve hirsinin ve zararinin Qohlugundan hir e$egi 
kendi uzerine buakh. 

Cariyenin birisi §ehvetinin ve cima'a olan hirsinin ve viicudunda §ehvet 
ve hirsin ika' ettigi zarann goklugundan ve giddetinden na§i bir e§egi kendi 
uzerine gekmek mecburiyetinde kaldi. Bu beyt-i §erifte bela-yi §ehvetin geng- 
lerin viicudunda §iddetle hiikiim surdiigiine ve §iddet-i §ehvet ve hirsin vii- 
cuda zarar ika' ettigine isaret buyrulur; ve bu zarar ehl-i tib tarafindan dahi 
musaddaktir. tste bu zarann me§ru' bir surette def'i igin Hak Teala sure-i 
Nur'da soyle buyurur.- tSjL \)£> oi 'fouj J^u 'j* '^UJij ^ ^-CCf i_^Sof, 
'^j* "^ij ilii'j *Ui ja an '^L (Nur, 24/32).' Ya'ni'"Sizden'bekar ve dul erkekle- 
riniz ve kadmlanniz, zevci olmayanlan nikah edin ve kole ve cariyenizden 
nikaha salih olanlan dahi tezvic edin; eger onlar fakir iseler, Allah Teala on- 
lari fazhyla zengin eder. Allah Teala maasa geni§lik verici ve mustehakkim 
bilicidir." Bu emr-i ilahi haricinde hareket, nefislerin bu gibi rezaletlerine se- 
bebiyet verir. 

1334. erkeh e§eyi cimaa ah$hrmi§ iii; e$ek ademinin cimaina iz goturmii§ 
iii. 

"Gan", gayr-i mesru' olan cima' ma'nasinadir. Ya'ni, cariye o erkek esegi 
zinaya ah§tirmi§ idi. E§ek insanlann yaptigi usul-i cima'i ta'kib ederdL 



g|p>~ MESNEVl-t §ERlF SERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

1335. !7£i2e duzuainiin bir kabagi var idi; olgu icin onun zekerine koyar idi. 

"Ner", "erkek" ve alet-i reciiliyyet olan "zeker" ma'nasinadir {Burhan). 
Ya'ni, hile ve tedbir yapici olan cariyenin bir kabagi var idi, onu delip esegin 
zekerine gecjrir ve fercinin derinligine kafl olan zekerin mikdanni disanda bi- 
rakir idi. 

jjr- ^J /"* tW a Jj u " JJ^ ofljjof &/ fs ji 

1336. acuz, vokt-i duhulde zekerin yansi gitmek icin kabagi zekere koyar di. 

"Acuz", vasf-i has olarak "kocakan" ma'nasinadir. Fakat kadinlann gen- 
cine ve yashsina da ltlak olunur (Kamus) . Burada geng oldugu zahir olan ca- 
riye murad buyrulmu§tur. "Sipuz", "sipuhten" masdanndan mu§takk olup, 
"bir |eyi bir seye cebr ile sokmak" demektir. Ya'ni, o cariye vakt-i duhulde 
zekerin yansi fercine girmek igin deldigi kabagi esegin zekerine takar idi. 

ij-i. OljijUjjj d\ j ^-j d\ ijj ijj jM\ jf- j£ *w £ 

1337. Bger esegin zekerinin hepsi ona giderse, o rahitn ve o bagirsaklar harab 
olur. 

Eger cariye kabagi takmamis olsa, e§egin zekerinin uzunlugu cariyenin 
fercinin derinliginden fazla gelir ve rahmi ve bagirsaklan, bir kazik gibi kas 
kati olan esegin zekerinden cariyenin rahmi ve bagirsaklan parcalanip harab 
olur. 

y JT _/*" o>) -*■*• **?£ j>r\* eJJ ^* j' by\>- j ji-^i J-i ^^a j>- 

1338. E$ek zaytflar idi ve onun hammi, xr Bu e§ek neden hil gibi oldu!" diye 
aciz kaldi. 

Esek cima'in tevalisinden dolayi zayif diistii ve esegin sahibi olan hamm 
"Bu esek yemi ve suyu vaktinde verildigi halde nigin boyle kil gibi inceldi ve 
zayifladi?" diye sebebini bilmekten aciz kaldi. 

1339. Onun illeti nedir ki, onun neticesi zayijliktu?" diye o e§egi nalhantla- 
ra gosierdi. 

^^ 



AHMED AVNl KONUK 

xxj jj** jl j^ jl ( _ r 5' gj> xxj jt&> jj-xji cJ& gp» 

1340. Onda hichir illet zahir olmadi, hichir kimse onun sunndan haber vcrici 
[1340] , j 

1341. cukl ile tefahhusa dustii, demaiem tefahhusa miistaidd oldu. 
"Tefahhus", bir seyin ig yiizunii arastirmak; "cidd", gahsip gabalamak; 

"miistaid", burada "hazirlanan" demektir. Ya'ni, kadin esegin za'finin ig yii- 
zttnii arasttrmak igin gahsmaga basladi ve daima bu tefahhusa hazirlandi. 

iji aJjj \j tXj.fr X>r -t&lj Zj> tJjj OU- & X\j IjJj>- 

1342. Camn aide hende olmasi lazvmiir; zira ki cidd ile arayvcx, hulucu olur. 

Her ne sey hakinda olursa olsun, insanin cam ve ma'nasi ciddin bendesi 
olmak ve sa'y ve gayretinin hukmu altinda bulunmak lazimdir. Zira sa'y ve 
gayretle aramak ve istemek, akibet o seyin bulunmasina ve ele gegmesine se- 
beb olur. 

1343. Uakioki esegin halinden tefahhus etti, o nergistigi esegin altinda yatmis 
gordii. 

"Nergis", malum olan bir cjcegin ismi olup cariyeden kinayedir; veyahud 
cariyenin ismi olmak muhtemeldir. Nitekim bu gibi cariyelere Menekse, Ner- 
gis gibi gigeklerin adim koymak Tiirkler arasinda da adettir. "Nergisek", Ner- 
gis'in ism-i tasgiridir. Ya'ni, hamm esegin halinin ig yiizunii arastirdi ve ni- 
hayet o cariyeyi bir giin esegin altma yatmis bir halde gordii. 

1344. Oiap. araligmdan onun halini gordii; o kocakanya ondan cok aceb geldi. 

"Zal", kocakan ma'nasmadir, Ya'ni, ihtiyar hamm kapi araligmdan cari- 
yesinin boyle esek ile cima' etmek halini gordii, bu halden ona pek ziyade te- 
accub geldi. 

OU jL Oby Jap j ^,j> *£" Obr«j JulS* OL^- \j &j£ j>- 

1345. Gsek cdriyeye, erkeklerin kadmlara resm ve akl ileyaptigi gibi can ile- ci- 
rha eder. 



m^ MESNEVt-1 §ERfF §ERHl / IX. CiLT • MESNEVl-5 • 

"Gayed", "gaiden" masdanndan muzari'dir, "cima' etmek" demektir. 
Ya'ni, e§ek o kadar usul-i cima'i ogrenmis, ki, erkeklerin kadmlara usul ve 
akil dairesinde yaptigi cima' gibi, e§ek cariyeye can ve goniilden cima' eder 
idi. Hamm cariyeyi ve e§egi bu halde gordii. 

1346. Diasedde oldu, dedi: "CMademki bu mumkindir; binaenaleyh ben daha 
evlayim, zira esek benim mulkurndur!" 

ihtiyar hamm boyle e§ekle cima' etmeyi muddet-i omriinde aklindan bile 
gegirmemis. oldugu igin hem taacciib etti ve hem de cariyeye hased etti de 
kendi kendine dedi ki: "Mademki bu erkek e§egin bir kadina cima' etmesi 
mumkindir; binaenaleyh ben e§ege kendimi duzdurmege cariyeden daha ev- 
layim ve layigim, cunki e§ek benim mahmdir!" 

1347. Ssek miihezzeb olmus ve ogrenmis; sofra kurulmus ve cerag yanmishr. 

"Miihezzeb", tathir edilmis, ma'nasinadir. Ya'ni, e§ek cima' hususunda 
hayvanlik tavnndan insanlik tavnna nakl edilmek suretiyle tathir edilmis. ve 
cima'da insanlik usulunii 6grenmi§ idi. Binaenaleyh hazz-i nefsani sofrasi 
kurulmu§ ve esbabi hazirlanmi§tir. 

1348. Qorulmemis yavh; ve "61/ cariye odayi ne kadar suviireceksin?" diye 
odasinin kapisim vuriu. 

Hamm kapi arahgmdan cariyenin halini gordiigu halde, gdrulmemi§ hiik 
miinde tuttu ve gordugimu sezdirmemek igin: "Ey cariye, bu ahir odasini da 
ha ne kadar siipuriip duracaksin?" diye, odasinin kapisini vurdu. 

1349. "By cariye geldim; kapiyi act" diye bu sozii setr icin soyledi. 

cJl& >r- g^> je J 1 b jb ^-& b dj^" j J^y^- */ 

1350. Siikut etti ve cariyeye soylemedi; sun kendi tamaindan nasi aizledi. 

Ya'ni, hamm cariyenin yaptigi rezaleti yuziine vurmadi ve siikut etti; v( 
bu sirri da e§ek ile kendisi de cima' etmege tama' ettigi igin sakladi. 



gp^ 3 " AHMED AVNt KONUK 

iLti* \jji Jii J^ dlfj *£ iU-i oVTaLj*- JjjiT (j-J 

1351. <7\biiteuktben cariye alaH fesadi sakladi, ileriye fliii, ka-piyi acti. 

Cariye hammin ihtanm miiteakib alat-i fesad olan esegin altina koyup iis- 
tiine yattigi masayi ve zekerine gegirdigi kabagi sakladi; ileriye gidip hanima 
ahmn kapismi acft. 

1352. ^iizunu ek$i ve iki floziinii i/a? dolu etti, dudaklanm birbirine siiruftiir- 
dii, Oruduyuml" demek. idi. 

Ya'ni, cariyenin esekle olan muamelesi y'an yolda kaldigi icm somurttu 
ve galebe-i §ehvetten gozii sulanmis. ve agzinin tukrugii de kurumu§ oldu- 
gundan gdziinii ya§ dolu etti; ve agzinin kurulugu gitmek icm dudaklanm 
da birbirine surugturdu. Bu halinin ic yiizu, §ehvet rezaletinden milnbais ol- 
dugu halde riyakarlik edip orug te'sirinden miinbais oldugunu ima etti. Zira 
bu haller oruclu olan bir kimsede zahir olur. Mesela aghktan ba§i agnr, bit- 
tabi' ek§i yuzlii olur ve rikkat-i kalbden goziinden ya§ gelir ve sussuzluk- 
tan agzi kurur. 

J=* jv. r*jj Lf* b ^^ o*^ lsuA ^yj 1 <-•*' j* 

1353. Onun elinde, n< ~Ben odayi hayvamn postunu ha$ayilamak i$in su-puriiyo- 
rwn!" diye nerme bir supurye! 

"Nerme", kelimesini; fakir Burhan, gemsu'l-Luga't, Giyasu'l-Liigat, Qerag-i 
Hidayet, Heft Kulztim, Bahar-i Acem gibi mu'teber lugat kitaplannda aradim, 
bulamadim. Hind §arihleri "nerme"nin yumusak ma'nasina olan "nerm" de- 
mek oldugunu beyan ediyorlar. Bu surette ma'na "dagimk bir siipurge" de- 
mek olur ki, cariye hammi aldatmak icm boyle bir kosede call pargalanndan 
miitesekkil bir siipiirgeyi eline almis, idi, demektir. Ankaravi hazretleri ise, 
"nerme", o siipiirgeye derler ki, yukansi a§imp gitmi§ ancak zeker mikdan 
destesi kalmis ola, diye ta'rif buyurmustur. Hazretin bu ma'nayi nereden al- 
digi fakirce mechul odugundan bir miitalaa beyani miimkin degildir. Maaha- 
za §urrah-i kiramin bu beyanlanndan ehemmiyetsiz bir siipurge demek oldu- 
gu anla§ihyor. "Atan", liigatte devenin yatacak yeri ve hayvamn postunu ka- 
sagilamak ma'nasinadir. Burada ikinci ma'na miinasib olur. Ya'ni, cariye 
elinde ehemmiyetsiz bir siipiirge parcasi oldugu halde ahmn kapismi agti ki, 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVt-5 • 

bu vaz'iyyeti ile, "Ben esegin postunu ka§agilamak igin ahin supiirmek ile 
me§gulum!" demek istiyor idi. 

1354. Uaktaki siipiirge ile hayvyx a$h, hanim dudah alhndan dedi hi: "6t/ 
ustad!" 

"Dudak altindan" ta'biri, hanimin bu sozleri iginden kendi kendine soyle- 
mesinden kinayedir. 

1355. n ^$uziinu eh§i ettin, elinde de hir siipiirge! ^emden hesilmi$ olan o e§eh 
nedir?" 

1356. "3§i yanm ve ofkeli, zekeri miiteharrik; senin intizdnndan onun iki go- 
zu feopi tarafmda." 

Hanim kendi kendine dedi ki: "Ey cariye, beni aldatmak igin zahiren so- 
murttun ve eline de guya is. gordiigiinu anlatmak igin bir de siipiirge aldin; 
fakat oniinde yemi durdugu halde, yemekten kesilmis ve cima' muamelesi 
yanda kaldigi igin hirsh ve ofkeli ve zekeri kivama gelip harekette ve isini ta- 
mam etmek iizere seni bekledigi igin iki gozu senin bulundugun kapi tarafin- 
da olan bu esegin hali ve vaz'iyyeti nedir? Bunlann hepsi senin rezaletinin 
sahidi degil midir?" 

1357. Tiunu dudah alhndan soyledi, cariyeden gizledi; o demde onu habahatsiz- 
ler gtbi azlz tuttu. 

j> fU-j ^j aji>- dy& jj j~*j <u jji^- *s~ j^zif oijijju 

1358. Ondan sonra ona dedi hi: ^Qar§afini ha$ina hoy. {Jilan eve git henden 
haher goturl" 

Hanim iginden bu sozleri kendi kendine soyledikten sonra cariyeye dedi 
ki: "Haydi garsafini basina koy ve ortiin, sokaga gik ve filan eve git, benden 
haber gotur!" Bundan maksadi cariyeyi evden savup yalniz kalmak ve e§ek 
ile cariyenin yaptigi isi yapmak idi. 



AHMED AVNl KONUK 

1359. Oral fcoi/Ie soyle ve onu boyle yap ve onu da soyle! lien kadmlarin efsa- 
nesini muhiasar yaphm. 

Ya'ni, hanim cariyeye o i§i boyle soyle ve o i§i de §6yle yap diye birtakim 
talimat verdi ki, bu ta'limatin nevi'lerini izah edersek bahis uzar. Ben kadm- 
larin birtakim hileye mustenid olan efsanelerini ve masallanni ihtisar ettim. 

1360. isi hi maksuddur, onun icini al: vaklaki o artucu kocakan onu uollaai. 
[1360] t i -v i y 

Ya'ni Hz. Pir buyurur ki: Vaktaki maksadmi setr eden kocakan cariyeyi 
evden sokaga yolladi, 

1361. $ehvetin sarhoslugundan sadiman idi, hapiyi bagladi ve o zaman der idi: 

Hanim evde yalniz kahnca, e§ek ile yapacagi cima'in zevkini tahayyiil et- 
ti, §ehveti galeyana geldi ve bu galeyan-i §ehvet dimagma sarho§luk ika' et- 
ti ve bu sarhosjuktan da nefsi bir siirur tuttu ve bu zevke bir an evvel du§- 
mek igin derhal kapiyi bagladi; ve bu sarho§luk am icjnde kendi kendine der 
idi: 

1362. Tenhahqi buldum, sukiirden nara vurdum; dort danaien ve iki dangten 
kurtulmusum. 

IV. cildin 1032 numarasma miisadif olan y j~* J;\> j^ j3 ^S \> [Ta ki 
senin aysmin danginin ducan olan..."] beytinde izah olundugu vech ile 
"dang", bir dinann altida biri ma'nasina geldigi gibi, "gar dang", Giyasu'l- 
Liigatm beyamna gore dort kisim ve dort ko§e ve dort taraf ma'nasinadir. Ni- 
tekim oi^j^ JJb j^ derler. Bu surette ma'na: "§ukiir ki evi tenha buldum 
ve dort tarafin ve iki tarafin tarassudundan kurtuldum. Ya'ni beni cihat-i er- 
baadaki halk gormedigi gibi bir sahsin iki gozii de gdrmiiyor; binaenaleyh 
keyfimi gekinmeksizin icra edebilirim" demek olur. 

Hind sarihlerinden tmdadullah (k.s.) hazretleri, "gar dang" ve "du dang"ten 
murad, "gok ve az"dir. Ya'ni, fikr-i kalil ve kesirden halas oldum, ma'nasina- 



c^pa 



MESNEVl-t §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

dir buyurmustur. Veli Muhammed Ekberabadl hazretleri dahi, bunlardan mu- 
rad, "buyiik ve kiicuk alet-i reculiyyettir" buyurur. Ve Ismail Ankaravi hazret- 
leri dahi "E§egin cima'i beni erkeklerin az ve gok olan cima'lanndan mtistagni 
kildi" ma'nasini vermistir. Bunlann hepsi de birer munasib vecihlerdir. 

}} (ji j^ o ^ j 1 ^ j* j ] y °j ^j- *^ ^)° 3 1 

1363. Tarab&un o kaimin ke$isi biilbul olmu§, e$eflin $ehuetinin $eran i$in<le 
kararsiz olmu$iur. 

Bu beyt-i §erifte surrah-i kiramin ihtilafati vardir. Ba'zilan "hezar" kelime- 
sini "bin" ma'nasina almisftr ki, bu surette ma'nada tekelliif lazim gelir. Fa- 
kat bu kelime "biilbul" ma'nasina alindigi takdirde tekelluf kalkar. Bu suret- 
te ma'na: "ihtiyar kadinin keci gibi §ehvete mutemayil olan nefsi, fart-i ta- 
rabdan ve meserretten biilbul gibi havalamp otmege ve yukanki beyitte olan 
sozlerin emsalini soylemege basjamis. ve e§egin §ehveti atesjnin kivilcimi 
iginde kararsiz kalmisUr." "§erar" ate§ kivilcimi ma'nasmadir (Muntehabu'l- 
Liigat). 

1364. tie be-zm-i iy$tir, zird ona §ehvd mekr etti; ahmaga mekr etmek acio 
olmaz. 

§urrah-i kiramin bu beyt-i §erifte ihtilafat ve tekelliifleri vardir. Tafsili 
uzun olur. Fakir tekelliifsuz olmak iizere bu ma'nayi buldum: "Bez", "bezm" 
kelimesinin muhafFefidir, "meclis-i iy§" demektir (Burhan). "Buz giriften", 
mekr etmek ve galmak ma'nalanndan kinayedir. Nitekim sair su beytinde bu 
ma'nada kullanmistir: 

•^ <^kj js-i '^y \J iSJij ^-i jk 'kjj j y" J*_? j>. t>\ 

"Senin mekr etmen ve tilki oyunculugun birgiin seni kiikremi§ aislanm gida- 
si eder. " (Bahir-i Acem). 

Ve Feriduddin Attar (k.s.) hazretleri dahi atideki beyt-i smfinde bu 
ma'nada kullanmigtir.- 



"O bin digerlerine §iddetle dedi ki: Sen bana mekr ettin, ey ugursuz tabiath 
kimse!" 



<^p^ 



AHMED AVNl KONUK 

Hulasa-i ma'na-. kocakanmn meclisi, nasil bezm-i ry§dir; oyle miilewes 
bir meclis, lyg u tarab meclis mi olur? Zira ona sehvet-i nefs mekretti; ahma- 
ga mekr ve hile etmek taacciibe sayan bir muamele degildir. 

1 365. <$ehvet meyli kalbi sagir ve kor eder; hatia e$ek ^usuf, nar nur goriinur. 

kocakanmn o meclis-i miilewesi, meclis-i rys. ve tarab addettigine tac- 
ciib etme! §ehvet meyli insanin kulagim sagir eder. Higbir nasihati dinlemez 
ve goziinu kor eder; giizeli ve cirkini fark edemez. Hatta iste boyle bir e§ek 
ona Yusuf (a.s.) hazretleri gibi guzel ve yakici ates dahi nur gibi latif gorunur. 

jl -lib jUt* jy \j iJJ^jyi- yr jk J jLi C...-*^ L-J <_?! 

1366. Gy ne $ok alexin sarho§u ve ate§ isieyici vardir hi, o hendini nur-i mut- 
lak hilir. 

Ey ne cok §ehvet ateginin sarhosu ve §ehvet atesjnin arkasmdan kosucu 
kimseler vardir ki, o bigareler kendilerini nur-i mutlak ve insan-i kamil olmus 
bilirler ve evliya-yi Hakk'm kitablanndan ezberledikleri veyahud isittikleri 
hakayik ve maarifi halka soyleyerek ir§ad da'vasinda bulunurlar. 

ijjj Jubj>vj jjl J^*j[> J>- v'-W ^ '***• * 8 -^ y^* J* - 

1367. CMeyer hi Diudd'nin hendesi yahud Diahh'm ceibi onu yola yetire, va- 
rolii dondurel 

Ya'ni, bu cismaniyet iginde nefsin sehvetinden kurtulmak miigkildir; me- 
ger ki, Huda'mn bendesi ve Hakk'in naibi olan bir has kulunun onu kendi ta- 
rafina cekmesi veyahud dogrudan dogruya Hakk'in onu cekmesi tartk-i miis- 
takime getire ve onun kitab-i vucudundaki beseriyet yapragim ruhaniyet ta- 
rafina gevire! 

<bjU Ml C~~J C^lijh j J AjjU JL>- OlT AilJu I" 

1368. <r 34\hayel hilir ki, o nara mensub olan hayal, iarikatte ancak ariyet ola- 
rak vardir. 

Ma'lum olsun ki, bilciimle e§ya-yi kesifede ve bilhassa cism-i be§erde ha- 
sil olan cemal ve hiisn, birtakim huceyrat-i unsuriyyenin evza'-i miitenasibe 
dairesinde ictima'indan hasil olma bir hayaldir ve bu hayalat-i maddiyyenin 



c ^^» 



MESNEVt-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

men§ei ategtir. Zira fezada maddi kiirelerin te§ekkiilat-i ibtidaiyyesi buhar-i 
nari ve sonra mayi'-i nari halinde olup ondan soguyarak tasalliib etmistir. Ce- 
nab-i Pir efendimiz "hayal-i nariyye" ta'biriyle bu ma'naya isaret buyururlar. 
Ve kiire-i arzin bozulmasi dahi yine ate§e inkilab suretiyle vaki' olacagina 
i§arat-i kur'aniyye goktur ve bunu fen dahi istib'ad edemez. Bu maddi cemal- 
ler evza'-i huceyratin bozulmasiyla zail olur. Imdi salik-i tarikatin nazannda, 
bidayette bu mevhum e§yamn viicudu sabit oldugundan, onun nazan bu 
maddi cemallere vaki' oldugu vakit, o cemali onlara izafe ederek taa§§uk eder 
ve bu a§k nefsin §ehvetini de tahrik eder; ve salikin bu mertebede cemal-i be- 
§eriye §ehvetsiz olarak nazan miimkin degildir. Binaenaleyh bu cemale na- 
zardan gozlerini muhafaza etmesi lazimdir. 

Salik vaktaki ma'rifette terakki eder, bu suver-i maddiyyenin boyle te§ek- 
kiilii, cemal-i Hak'tan bir pertev olup cemal-i Hakk'in mukayyedati oldugu- 
nu bilir. Fakat o cemal-i mukayyedin a§kinda kahp hiisn-i mutlaki mu§ahe- 
de edemez ve o hiisn-i mukayyedde baglamp kalmasi kendisinin hicabi olur. 
Ve gergi mertebede §ehvet-i nefs ile nazar etmekten pak olur ise de, hiisn-i 
mutlaktan hicab altinda bulunmasi mertebe noksamdir. Ve bu hal ve zevk, 
tarikatte ariyet olan bir hal ve zevktir. Nihayet bundan da gecmek lazimdir. 
Nitekim Mevlana Cam! hazretleri Nefahatu'l-Uns'te nakl eder ki: "§emseddin 
Tebrizi (kuddise sirruhu) hazretleri, §eyh Evhaduddin Kirmani hazretlerini 
gordii ve ona ne i§desin? diye sordu. Hazret-i Evhaduddin dahi: "Ayi su le- 
geninde goriiyorum." Ya'ni mah-i hakikati su legeni mesabesinde olan mah- 
bublarda goruyorum, diye cevab verdi. Hazret-i §ems ona cevabem "Eger 
boynunda gibamn yoksa nigin gokyiiziinde gormiiyorsun?" Ya'ni ruhunda il- 
let-i kayd yoksa nigin onu alem-i ltlakta gormiiyorsun? buyurdu." Ve yine 
nakl eder ki: "Bir gun Hz. Mevlana efendimizin huzurunda Evhaduddin Kir- 
mani hazretlerinin hali hikaye olundu. Dediler ki: "Mahbiiblan sever bir zat 
idi ve lakin §ehvetten ari idi, fena fiil yapmazdi." Hz. Rr buyurdular ki: "Ke§- 
ke yapsa idi ve gegse idi." 

1369. t$ere/i g.irkinleri fliizel gosterir, yolun afethrinden $ehvet flfbi dahu fenasi 
yoktur. 

"§ereh", haramda harts olmak ve hirs ma'nasinda gosterilmi§tir. Hall-i 
LiigaCtt, §inin kesriyle [§ireh] , ne§at ve gengligin §iddeti ve hirs ma'nalan 
miindericdir. Burada "genglik §ehvetinin §iddeti" ma' nasi miinasibdir. 



AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, bu §ereh sifati insanin gozune cjrkinleri giizel gosterir; ye salik igin 
Hak yolunun afetlerinden sehvetten daha fenasi yoktur. Zira saliki yolun- 
dan ahkoyar. 

dXi *J~ \j\£ yj Oljl^A JU-9 jjC ijS" lj J, ft- fU Oljlj* X* 

1370. ^uz binlerce iyi nami lekeledi, yiiz binlerce zek&eri hayran eiti. 

§ehvet yiiz binleri, iyi namli kimseleri rezil etti, yiiz binlerce akil ve ze- 
ki insanlan hayran etti. 

zj&r 01 x\i by? lj u^ji *j* (J_r** <~i^jt \y.j*- ^yt 

1371. Uaktaki bir esegi ^usuf-i CMisn gosterdi, o cuhud bir ^usufu nasil 
gosterir. 

Ya'ni, vaktaki §ehvet insanin gozune bir e§egi Yusuf-i Misri kadar giizel 
gosterirse, ya o §ehvet gifiti, sahib-i cemal olan bir Yusuf u nasil gosterir var 
kiyas et! 

ijJ cJj x£ dy~ ift- \jX^S> z£ x^ ,jJJ^«i lj {jf_r* y j 

1372. Onun efsunu sana gubreyi bal yafti, bah ise vakt-i hOcumda nasil yapar? 

§ehvetin efsunu ve sihri, sana murdar olan gubreyi ve giibre yigim olan 
cismi bal gibi tath yapti. Ya bal gibi olan giizel bir cismi o §ehvet cenk ve hu- 
cum vaktinde ne yapar ve onu sana nasil gosterir, kiyas et! 

j^ j jy* J 1 j 1 -/ cf t/" 1 ^ ^ jj* Jc? ^ *y- t^jy- y ^^ 

1373. $ehvei yemekien olur, yemekien eksilt; yahud bir nikdh et, fitneden ve 
serden bacl 

§ehvet, tibben sabit oldugu iizere cok yemekten hasil olur; binaenaleyh 
§ehvetini galeyan ettirecek derecede tiirlii tiirlii mukawi yemeklerden vaz- 
gec, cismini zayif ve hasta etmeyecek derecede taam ye! Eger agzinin lez- 
zetinden gegemiyor isen, galeyan eden sehvetini me§ru bir surette sondiir- 
mek igin nikah ile bir kadin al; bu suretle fuh§iyat fitnesinden ve §errinden 
kacj 

(j>r ^ -^ ^frjt- lj J*^ f y iJy* ^ ts* <S*jjh>. ^yt 

1374. Uakidki yedin, bar am. tarafina ceker; svbhesiz irada masraf lazim olur. 



MESNEVl-1 SERfF SERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

"Hirem", haram ma'nasmda masdardir (Akrebu'l-Mevarid) . Ya'ni, 50k 
yedigin vakit, vucudunda §ehvet-i sedide peyda olur. Eger muteehhil degil 
isen, seni haram tarafina $eker. Bu hal cismin tabiati iktizasindandir ve tabi- 
atta trad mukabilinde masraf zarundir. 

1375. Hindenaleyh nikah la havle ve la... a&i aelAi, ia ki seyian seni belay a 
birakmaya! 

Beyt-i serifte "La havle ve la..." ile "la havle ve la kuwete ilia billahi'l- 
aliyyi'1-azim" kelamina isaret buyrulur. "La havle ve la., ilh." tarzmda ihti- 
sar suretiyle vaki' olmustur. Bir kimse bu kelami hiddet ve gazab vaktinde 
okusa hiddeti sakin olur. Zira hadis-i serifte bu kelamm kalbe musallat olan 
seytani def edecegi beyan buyrulmustur. Ve nikah dahi seytani dan' oldu- 
gundan, la havle ve la kuwete... ilh. kelami makamindadir. 

iy.j AJJ j *>f .^Ujj ijj »\yt- Oj J>jy- <j*ij>- dy? 

1376. oMaiemki yemege harissin, gabuk kaiin iste! HJe yoksa keii aelii ve 
huymiju kapti. 

Mademki yemege hirsin vardir, cisminde sehvet-i sedide husulii tabudir. 
Fitneden emin olmak igin derhal bir kadin ahp teehhiil et! Yoksa ne kadar 
perhizkar olur isen ol, kedi mesabesinde olan seytan senin bu sehvetinden 
firsat bulur, senin yagli kuyruk mesabesinde olan takvam ve ziihdunu kapar 
gotiiriir. 



,1377. St$rayan bir esek iizerine bir aftr yuk koy, onun koymasindan evvel! 

§ehvetin galebesiyle si?rayan ve §ifte atan bir esek mesabesindeki nefsi- 
nin iizerine teehhiil edip kadinin nafakasim ve masarifini yiiklenmek gibi bir 
agir yiik koy! esek senin iizerine flil-i haram ve fuhsiyat yukiinii koyma- 
dan evvel goziinii ag da bu yiikii sen ona yiiklet! 

>P^a j^\i ,j&? Ij JJ>s/ *j>. y J\* U" I j J^ ' J*» 

1378. Sen atesin fiilini bilmezsin, uzak ol; atesin etrafinda boyle 'dim ile io- 
lasmai 



<^^ 



AHMED AVNt KONUK 

"Berd" kelimesi, Farisi olup "yoldan uzak ol!" ma'nasina siga-i emirdir. 
Arabi'de "soguk" ma'nasinadir. Ankaravi hazretleri bu iki ma'nayi da ahp 
soyle §erh buyururlar: "Sen, ate§ mesabesinde olan §ehvet-i nefsaniyyenin 
fiilini ve te'siratim bilmezsin. Binaenaleyh o nefsin miisteheyatindan savul 
ve uzak ol! Boyle nakis bir ilim ile atesjn etrafmda dola§ma! Veyahud sen ate- 
sm fiilini bilmezsin, sen soguksun, ate§ degilsin ki atesm te'siratim bilesin!" 
Hind sarihleri "soguk" ma'nasina almi§lardir. Ve ba'zi niishada "tii berd" ye- 
rine "tii serd" vaki' olmustar ve "serd", soguk demektir. 

LI aj jj\a \jjji aj jj£ j\ \j ijj j\ j^s\ j jjji Jlp 

1379. Bger sana tencerenin ve atesin ilmi olmazsa, sererden ne tencere ve ne ile 
corba kahr. 

"Dig", topraktan ma'mul tencere; "eba", gorba ma'nalannadir. "§erer", 
ates pargasi ve kivilcim (Sarrah ve Mueyyedve Akrabu'I-Mevarid) . "ilm-i 
dig u ate§"den murad, ateste tencere kaynatmak ilmidir. Ya'ni, "Ey kimse 
eger sende ate§te tencere kaynatmak ilmi yok ise, ates, kivilcimlanmn §idde- 
tinden hem tencere ve hem de igindeki gorba ta§ar, berbad olur." Bu beyt-i 
§erifte, "cisim" toprak tencereye ve "nutfe" gorbaya ve "sehvet" onun kivil- 
cimlanna tesjbih buyrulmu§tur. Ya'ni, eger sende nefsini idare etmek ilmi 
yok ise, §ehvet atesinin hiicumundan ne cisminin tenceresi, ne de idame-i 
nesline hadim olan nutfe kalmaz harab olur. 

Jjjlji JL> dJji d\ JJJ \j jj uWy j Jbl j-^jU- i_jI 

1380. Su ve ilim dahi hazu aerek, ta ki haynamakta o tencere salim visirsin! 

Qorbayi pismrken, yaninda su hazir bulunmah ve pi§irmek ilmi dahi sen- 
de olmalidir, ta ki tencere kaynamak halinde salim olarak gorbayi pi§irsin. 
"Eziz", tencerenin fikirdamasi ve kaynamasindan hasil olan sestir. 

l£j&. \& y? *jf y j J^.j ^JivX j^\> j,\m dj?r 

1381. cMademki demircilik ilmini bilmezsin, oradan yecticjin vakil sacin ve sa- 
kalm yanar. 

Nefis ile miicahede' demir dogmek gibidir. Mademki demircilik ilmini ve 
mucahede usulunii bilmezsin o ate§-i §ehvet iginde kizan nefis, senin ruhu- 
nun muzeyyenatmdan olan zuhdiinu ve salahim yakar, kavurur. 

® 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX..CILT • MESNEVt-5 • 

1382. kadin ka-piyi kayadi ve esegi gekti, sadiman olarak svibhesiz cezayi iath. 

"Keyfer", mukafat ve ceza demektir. Nitekim miicahede usulunii bilmeyen 
o kadm §ehvet-i nefsaniyyesinin atesmde yandi. §oyle ki, ahinm tenha bu- 
lunca kapiyi kapadi ve e§egi bulundugu mahalden kendi uzerine cekti ve se- 
vine sevine bu fiil-i sakimin cezasim tatti. 

1383. Onu odanm oriastna $ekereh, o erkek esegin alhna sabirsiz yath 

"Sitan" kelimesinin miiteaddid ma'nasi vardir. Bi-sabir ve bi-takat ma'na- 
sina da gelir. Burada bu ma'nayadir. Ya'ni, o kadin sabirsizca o erkek e§egin 
altma yatti. 

1384. mehkare dahi murada erismeh, vXn. cariyeden gordiiflii kurst uzerine de 
yath. 

Ba'zi niishalarda ikinci misra' # v* &>?- ^ ^ -t-j & vaki'dir ki ma'na- 
si "0 kahbe dahi kendi muradma erismek igin" demek olur. Ya'ni, cariye gi- 
bi o mekkare dahi kendi muradi olan lezzet-i cima'a erismek icm cariyeden 
gordugii kiirsi ya'ni masa uzerine de yatti. 

1385. iSTlyaflini kaldirdi ve esek ona soktu. 6segin zekerinden bir ates yarladi. 

Kadin zevk-i cima' hayalinin verdigi heyecan ile ayagim kaldirdi ve cari- 
yenin bu vaziyetine ahsmi§ olan esek, zekerini kadinin fercine soktu ve ze- 
kerin duhuliinden kadinin cisminde bir ate§-i hirs ve §ehvet parladi ve bu ates, 
onun inzali ile sonecekti. 

1386. G§ek m&eddeb olmus idi. Uianima husyesine kadar bash, hanim derhal 
oldil. 

"Fusiirden", bir §eyi yumrugu ile zorla tutmak yahud bir §eyi uzerine 
ayak basip zorlamak ma'nasinadir (Simcu'l-Liigatve Miieyyedve Medarve 



_ AHMED AVNl KONUK 

Kegfu'l-Lugat) . Burada "zorla basmak" ma'nasinadir. Ya'ni, e§ek cima'da 
miieddeb ve muallem oImu§ idi. Zekerini haruma husyesine kadar kuwetle 
basti; hanim derhal oldix. 

1387. G§egin zekerinin darbesinden karaciaeri yirtddi, haairsahlan birbirinden 
koptu. 

ilsi y~£j dj y~&ij\ ^£ iU; 0U- Oj OT JU-ji iy fi 

1388. CA/e/es alarnadi o kadin derhal can verdi, kiirsi bir taraftan kadin bir ia- 
raftan dii§tu. 

dyX\ v_~>j 0U- ij j j\ iy 0_j>J j Xi ^y>-j y, *Jl>- {/+**& 

1389. Odanin oriasi kandan doldu, kadin ba§ a§agi oldti. oldii ve reybul-me- 
nun camni aoturdii.. 

"Reybii'l-menun", havadis-i riizigar ya'ni "vaktin hadiseleri" demektir 
{Muntehabu'I-Lugat). Ya'ni vaktin hadisesi kadimn canini goturdii. 

1390. 61/ bata, Slum yuz rezfilet ile oldu. Sen e$egin zekerinden bir $ehid gor- 
[1390] ■,..„-) 

dun mu: 

Kadin zevk-i cima' lezzetine kavu§mak arzusuyla bu fiile ba§ladi, yiiz re- 
zalet ile can verdi. Sen e§egin zekerinden bir §ehid olam gordun i§ittin mi? Bu 
ma'nada Cenab-i Fir Efendimiz Dtvan-i KeMrlerinde de §6yle buyururlar: 

"§ehvetin 6lmu§ii murdardir, a§km 61mii§u pakdir. A§k o temiz ve murdar ta- 
rafindan bir gadir kurmu§tur." 

i£^i lyL>- ^j> jjbj Q^ ji ^j jl y£j (Jj£-\ (_;l-ip y 

1391. Sen 'Jiur'dn'dan "S^zabe'l-htzyi" i§it, boyle bir ayip icinde cam feda 
etme! 

Bu beyt-i §erifte "Ha Mim", Secde sure-i §erifesinde vaki' u*j U> uLjS 

Jjr Ai. U p*j tfytA iy-[i\ c^liljj UjJl 5UJI ,J (/>JI kjli* i^JajJU C»Lo«J fll ,J 1^^ 



MESNEVf-t §ERlF SERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

(Fussilet, 41/16 Ya'ni "Biz Ad kavmine hayat-i dunyada riisvayhk azabmi 
tattirmak igin, niihusetli giinlerde §edid firtinayi gonderdik ve azab-i ahiret 
ise riisvayhk cihetinden daha §ediddir ve onlar yardim olunmazlar." ayet-i 
kerimesine i§aret buyrulur. Ya'ni miisteheyat-i nefsaniyyelerinden dolayi 
canlanni feda edenlerin halini bu zikr olunan ayet-i kerimeden dinle de boy- 
le bir ayip ve rezalet iginde canini feda etme! "Fed!", "feda" kelimesinin ima- 
le olunmusudur. 

1392. 'Hil ki, hu hehuni olan nefis, erkek esektir; onun alhnda olmak ondan 
daha ayiplidir. 

Cenab-i Pir efendimiz bu kissadan irsada tevecciih edip buyururiar ki: Ey 
salik-i tarikat bil ki, hayvanhk sifatini haiz olan nefs-i be§er, erkek e§ektir; ve 
kendisi ma'yub ve mezmumdur. Fakat o nefsin hiikmii altmda maglub ve ze- 
bun olmak, o nefisten daha ma'yub ve mezmum olmak olur. 

yij OTjS> aT Ob CJL«~ y ^ji^jS.J^Ojjl 

1393. O^efis yolunda ecjer henlikte olur isen, sen hakihat hil hi, o kadin gtbisin. 

Nefsin sana gosterdigi ve seni sevkettigi yolda, eger "benlikte ve kibir ve 
enaniyette olur isen, sen hakikat bil ki, o kadm gibi erkek esegin altmda mak- 
hursun. 

1394. O hizim nefsimize esek suretini verir, zxra suretleri huyun vefki uzerine 
yapar. 

Ya'ni, Hak Teala hazretleri bizim nefsimize alem-i berzahta ve ahirette 
esek suretini verir. Zira Hak Teala alem-i ma'nadaki suretleri herkesin huyu- 
na ve ahlakma muvafik olarak yapar ve mesh eder. Nitekim bu ma'na II. cil- 
din 1406 numarasina musadif olan: 

["Bir siret ki, o senin vticudunda galibdir, o tasvir uzerine de hasrin va- 
cibdir."] beyt-i serifinde gecti. Ve Hakim Senai hazretleri de bu ma'nayi Zi- 
du's-SMkin ismindeki risalelerinde §6yle buyururiar: 



AHMED AVNl KONUK 

jyf »4jL, jl ,sy?- J>^ f* jy^> cJy Jjr* Ju. y j j 

by y ji^s- C~~4 4iiy \i L>wjl lS^ CjU<!> Aiiy yi 

"EJfer sen /cqpe/c teWaf/; isen vakt-i ntisurda da kabirden bir kopek olarak 
kalkarsm. Eger bu dunyada melek-sifat isen yann senin hasrin melek He be- 
raberdir. " 

1395. ZKiyamet fluniinde sunn izhan bu olur; sakin, sakin e$ek Qibi olan ie- 
ninden ka$! 

"Allah Allah" ta'birinde iki vecih vardir. "Birisi, Allah igin, Allah icin!" de- 
mektir. Digeri de tahzir ma'nasinda "sakin, sakin!" demektir. Burada ikisi de 
muvafiktir. Ya'ni yi^Ji Jlj }'# (Tank, 86/9) ya'ni "0 giinde sirlar zahir olur" 
ayet-i kerimesinin ma'na-yi miinifl bu olur; ve herkesin nefsinde hangi hay- 
vamn sifati galib olmu§ ise, yevm-i kryamette o hayvamn suretinde ha§r 
olur. Mesela §ehvet galib ise e§ek ve pustluk ve pezevenklik galib ise domuz, 
ve halka zulum ile me'luf ise yilan ve akrep suretlerinde ha§r olur. 

jUj Jj\ jU Xaif tails' jUj >y\ */ ^ \y\j\f 

1396. Dtahk kafirleri ate$ien korkuttu. OCafirler, "<S%te§ ardan evladir!" de- 
diler. 

Hak Teala kafirleri Kur'an-i Kerim'de cehennem ate§i ile korkuttu. Kafir- 
ler ise kendi cinslerinden gelen "Bir peygambere tabi' olmaktan ise miieccel 
olan ate§e tahammiil etmek ve yok olmak evladir!" dediler. Zira bu tabiiyet 
kibir ve enaniyetlerine dokundu ve arlandilar. Nitekim sure-i Zuhruf ta beyan 
buyruldugu iizere ^ c&'j&'tf y'j J* of^Ji U* Jjj u"j5 lyiTj (Zuhruf, 43/31) 
ya'ni "Kafirler, ne olaydi; bu Kur'an Mekke ve Taif §ehirlerinden olan mal ve 
cah sahibi biiyiik kimselere nuzul ede idi! dediler." 

1397. 'Dedi: "Dtayir, o ate$ arlann aslidir; bu bir ate§ gibi ki, bu kadim ek- 
siltti." 

Hak Teala hazretleri ise: "Hayir, bu azab, ate§in yakip varhgi mahvettigi 
azab degildir; belki azab-i hizydir ve rezalet ve fezahat azabidir ve o ates. ar- 



^pa 



(Pp 5 " MESNEVf-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

lann ve utanmalann ashdir," buyurdu. Ve Hak Teala'mn buyurdugu bu ate§ 
e§egin ate§-i §ehveti altinda, kadinin insanhgini eksilten ve rezaletini te§h!r 
eden bir ates gibidir. Zira dunyaya insan suretinde gelip miisteheyat-i nefsa- 
niyyesine maglub olarak insanhgi gaib ettikten sonra alem-i berzaha intikal 
etmek ve oraya insan suretinde intikal eden enbiya ve evliya ve mii'minlerin 
muvacehesinde rezil ve hakir olmak, yakip yok edici ate§ten daha §edid bir 
atestir. 

1398. Oiirsmdan dolayi lokmayi olgi ile yemedi; kotu olwrnun lokmasi hogaztn- 
da tuiuldu. 

Gdrmuyor musun? kadin nefsinin hirsindan dolayi lokma-i sehveti 61- 
giiyle yemedi. Bu kotii ve rezilane olan olumiin lokmasi olan o zevk-i sehvet 
bogazinda kaldi. Olciisiiz olan sehevat-i nefsaniyye lokmalannin hepsi de 
boyle bir kotii akibet hazirlar. 

1399. 6y hurls olan adam, her ne kadar helva ve pSZuzc lokmasi ise de, lokma- 
yi oifii ile ye! 

Mademki dlciisiiz olan §ehevat-i nefsaniyye lokmalan boyle fena bir aki- 
bet hazirlar; binaenaleyh ey §ehvetine haris olan adam, tama' ettigin lok- 
ma-i sehvet ne kadar tatli ve leziz olursa olsun, onu olgii ile ye ki, bogazin- 
da kalmasin! 

j\y~ j^-j %jj~, d\J j Js* dlj \j d\js* i\i JUJ J>- 

1400. Uiak Teala mizdna delil verdi; aqdh ol, Oiur'an'dan sure-i Vlahman'i 

ri4ooi . . ' v ' 



[1400] 



oku! 



Bu beyt-i serifte sure-i Rahman'da olan ^ i>U Ui oi'jJi '^^ i^'j lu-Jij 
oi^Ji \Jj~jJ if, i=UL o j^Ji ijl^f, oi^Ji (Rahman,' 55/7-9) ya'ni "Hak Teala go- 
gu yukseltti ve olgiide tecavuz' etmesinler diye mizam vaz'etti; ve vezni adl 
ile ikame edin, mizanda eksik yapmaym!" ayet-i kerimesine i§aret buyrulur. 
"Mizamn dili"nden murad, hadd-i vasat ve i'tidaldir. Nitekim terazinin dili 
ortada bulununca esya ile dirhem tevazun eder ve iki tarafin hakki birbirine 
gecmez. insanda da bir cisim, bir de ruh vardir. Cisim tarafi galib olursa ru- 

^^ 



AHMED AVNl KONUK 

hun hakki, ve ruh tarafi galib olursa cismin hakki zayi' olur. Bu alem-i §e- 
hadette mizan, hiikm-i seriattir. Bir kimse hiikm-i seriat dairesinde muame- 
le ederse, hem ruhun ve hem de nefsin hakki verilmis. olur; ve ifrat ile tefrit- 
ten kurtulup adl dairesinde muamele etmis. olur. Cenab-i §eyh-i Ekber (r.a.) 
et-Tedbiratii'1-tlahiyye nammdaki eser-i §ertfinin altinci babinda soyle buyu- 
rurlar: "Adl, cemi'-i e§yaya saridir. Binaenaleyh adli nefsine ve ehline ve 
adamina ve hadimlerine ve kolelerine ve ashabiha ve sana teveccuh eden- 
lerin kaffesine ve zahiren ve batmen fiiline hakim kil!"0 Ve yine buyurur- 
lar ki: "Sallallahii aleyhi ve sellem o cinsten adl istedi ve nahnlanndan biri- 
si koptugu vakit, digerini de cikanp giplak yiiriirler idi, ta ki ayaklan hakkin- 
da adalet buyura!" 

1401. JAflfih ol, kenii husindan dolayi mizani hirakma; tama ve hirs sana 
hasm-i mudill geldi. 

Ey haris adam, miiteyakkiz ol tab'indaki hirstan dolayi mizani birakip if- 
rat ve tefrite dii§me! Zira tab'indaki tama' ve hirs-i nefsani sana diisman ve 
senin yolunu §asjrtici geldi. 

1402. Diirs kullu ister, o kiilden zahir olur. 6y furp oglu hirp, hirs emir Air. 

"Fiicul", turp ma'nasinadir. Burada "insanliktan uzak olan kimse" riia'na- 
si murad buyrulur. Nitekim zamanimizda dahi bir adami tahkir icin "hay turp 
oglu turp" derler. Ya'ni hirs-i nefsani kulle ve her seye malik olmak ister. Zi- 
ra o nefs-i kiilden ve alem-i kesafetten zahir olur. Binaenaleyh nefs-i kiillun 
ve alem-i kesafetin bilciimle sifatim ve icabatim haizdir. Ey turp oglu turp, bil 
ki hirs, nefis (izerinde hakim olan bir beydir. Hz. §eyh-i Ekber Tedbirat-i M- 
hiyye' sinin on ikinci babinda buyurur ki: "Hirs hevanin resullerinden birisi- 
dir; o ancak kendi hakikatinden soyler ve kendi hakikatine miinasib olan 
ma'nayi izhar eder de sana der ki: "Mulk-i vucudda heva denilen melik-i mu- 
ta' kendi kuvveti ve saltanati tahtina dahil olman icin beni sana elci olarak 
gonderdi ve cem'-i emvale ve emvali iddihara haris olmani ve zekat ve sada- 



(*) Bk. ibn Arabi-Ahmed Avni Konuk, Tedblrat-i Mhiyye Terctime ve §erhi, (Yayina hazirla- 
yan: Mustafa Tahrali), iz yayincihk, 1. baski, Istanbul, 1992, s. 194. 



G ^%= 



MESNEVi-t §ERfF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVf-5 • 

ka ve infak-i 'iyal gibi §enatin getirdigi §eye muhalefet etmeni sana emretti. 
Ve sen dersin ki, farzet ki milyonlarca altin cem' ettin; sonun olum ve ya§a- 
digin zamanlardaki nafakan dahi birkac. lokmadan ibaret degil mi? Bunlan 
cem' icjn gektigin mesakkat neye yarar? Ve dar-i ahiret hayirh ve ekberdir, 
cunki dar-i bekadir; ve ondaki tecelliyat-i cemaliyye dar-i dunyadaki gibi 
mahdud olmayip namiitenahidir; ve sen burada da hirssin orada da hirssin. 
Ya'ni sen dunyanin muzahrafatini toplamaga sa'yettigin vakit dahi sana hirs 
derler,- ve sevab-i uhreviye sai oldugun vakit dahi sana yine hirs derler. 1s- 
min ve hakikatin asla tebeddiil etmez. Binaenaleyh senin kadrine noksan 
gelmez." Hirs senden bu hitabi isitince inkiyad ederek tank-i ilme ve dine te- 
veccuh eder. Bu surette sende ulum-i nafia ve ahlak-i hasene hasil olur." [Bk. 
Tedbfrat, s. 303] 

1403. cariye aitmis idi; dedi: *£ah ey hamm, sen ustayi yolladin." 

Ya'ni, hamm cariyeyi sokaga yolladigi ve cariye de gikip gittigi vakit de- 
mise ki: "Ah!., ey hamm sen ustayi yaninda tutmadin da yolladin ve yanin- 
dan savdin!" 

jy-lj ^ly^ OW- aj^UU- j&-\~* ^\y- ^^1 ^ J& 

1404. * Dsi usiasiz yapmak isiersin, cahilane can oynaimak istersin." 
"Can bahten", can oynatmak, ya'ni can feda etmek demektir. 

1405. *6y benden bir ilmi nd-iamdm olarak galmis olan, sana ar ae\di ki tuza- 
yin haiini benden sorasm." 

1406. "!Xu| hem onun harmanindan dane ioplasa idi, hem de iv onun boynu- 
na diismese idi." 

Bu beyitler cariye lisamndan irsada intikaldir. Ya'ni, bu diinyada ruhun ve 
nefsin hisselerini ve haklanm kendilerine layikiyla vermek ilme mutevakkif- 
tir. Sen ise §undan bundan ogrendigin yanm iim ile iistad olup is gormege 
kalkiyorsun. KasM bu hususta bir alim-i kamili rehber ittihaz edeydin de se- 
nin haris bir kus mesabesinde olan nefsin hem bu dunyanin harmaninda ih- 



AHMED AVNl KONUK 

tiyaci mikdan dane toplami§ olurdu; hem de tuzagin ipi boynuna gegip tutul- 
maz ve helak olmaz idi. 

1407. nr Daneyi pek az ye, hu kadar yama yapma! n DCulS.!"yu. okuduyun vakit 
"J2a tusrifu!"yu da oku! 

Bu dunyanin ni'metlerinden ve lezzetlerinden pek az miintefi' ol! Cisim li- 
basina bu kadar yama yapma! Kur'an-i Kerim'de "Kiilu!" ya'ni "Yiyiniz!" 
emir ve miisaadesini okudugun vakit, "ve la-tusrifu" "ve israf etmeyiniz!" 
(A'raf, 7/31) emrini de beraberce oku! Bu ayet-i kerime bu cildin 582 numa- 
rasina miisadif olan: 

["tmdi "Kiilu!" §ehvet tuzagmdan dolayidir. Ondan sonra "La tusrifu!" o, 
ifFettir."] beyt-i §erifinde de gegti. 

1408. Diatia daneyi yiyesin, tuzaga dii§meyesin! Dlim ve kanaat bunu yapar 
vesselam! 

"llim"den murad, ilm-i §eriattir ve bu ilmin neticesi her §eyde hadd-i va- 
sat ve i'tidali bulup ona kanaat etmektir. Ya'ni, eger sende ilm-i §enat bulu- 
nur ve bu ilim ile amil olup kanaat sahibi olur isen, dunyanin mubah olan 
ni'met ve lezzetinden mustefid olsan bile, tuzaga du§mezsin ve helak dahi ol- 
mazsin. 

1409. iSnkd diinyadan mmet yer, gam yemez! Cahiller nedamet i$inde mah- 
rum kalmi$hr. 

Akiller, ilimleri hasebiyle harami ve helali bildikleri icin dunyanin mubah 
olan ni'metini yerler ve hadd-i i'tidal dairesinde olan mubah ise kalbe her 
vech ile gam vermez; fakat cahiller harami ve helali fark edemediklerinden 
hesabsiz yiyip icerler ve nedamet icmde de o ni'metin devamindan mahriim 
kalirlar. Mesela mubah olan gida hadd-i i'tidali gecerse, §er'an haram olur. 
Zira israftir, alem-i ahirette mucib-i nedamet olur ve niam-i uhreviyyeden 
mahiumiyete sebeb olur. Nitekim ayet-i kerimede £jJi '^V J jiC-uL J^si 



MESNEVl-I §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

(Ahkaf, 46/20) ya'ni "Siz dunya hayatimzda tayyibattmzi giderdiniz" buy- 
rulur. Saniyen fazla taam tibben viicuda zarardir; ve mi'de ve em'a hastalik- 
lan viicuda getirir. Bu suretle de mucib-i nedamet ve devam-i telezzuzden 
mahrum olur. Birtakim ilaglara ve tedavilere muhtac olur. 

f\j>- iLr j> c-^T dijj* -Ob f b J^- OU^lT ji Jalji dy~ 

1410. Tuzagw ipi onlann bogazina du^iwp. vakit, daneyi yemek cumlesi iize- 
rine haram oldu. 

Hadd-i i'tidali tecavuz etmenin birtakim tuzaklan vardir; bu tuzaklardan 
birinin ipi cahillerin bogazina takildigi vakit, ni'met-i diinyadan mustefid ol- 
mak hepsine haram olur. 

ij* j 1 r lj> J* ^-"SJ d J*r ^ ^Jf- 1/ ^ b & J^ 1 U" 

1411. ZKu§ tazakta ne vakit daneyi yer 1 . Gger tuzakta otlasa da dam zehir ai- 
hidir. 

Cahiller, tuzakta olan ku§a benzerler, ku§ tuzakta daneyi yiyemez. Eger 
tuzakta yem yese bile o yedigi yem kendisine zehir gibi gelir. Bu hal tuzaga 
tutuldugunu bilen kusun halidir. 

f Ijp j,\ Li r b jXi\ y>^j» f b j *Jb i jy >- ^ Jilp jj* 

1412. Qafil olan ku§, dunya tuzagmda olan bu avam gibi tuzakian daneyi yer. 

Tuzaga tutuldugu halde tutuldugundan gafil olan ku§, helak olacagindan 
bi-haber olarak o tuzakta, safa-yi hatir ileyemi yer. l§te bu diinya tuzagi icm- 
de bulunan avam dahi, kendi akibetlerinden bi-haber olarak, kemal-i huztir 
ile ve safa-yi hatir ile yiyip igip gezerler. 

1413. Dtaberdar olan akilli ku$lar ise kendilerini ddneden siki bagli yapmi§- 
lardir. 

"Hu§k-bend", siki bagh ve ihtiraz ma'nasmadir. "Hu§k-bend", Turan 
muhaveresinde ahirda baglamayip sahraya saliverdikleri at ma'nasmadir 
($erh-i imdadullah k.s.). Ya'ni, tuzaga tutulduklanndan haberdar olan akil- 
li kuslar ise kendilerini yemden siki baglamislar ve daneden ihtiraz etmis- 
lerdir. 



AHMED AVNl KONUK 

c~*\y>- Ajb 7J ji *£ 9ja d\ jj? c— -Uy>j <ob j ^ b OjjAJlT 

1414. ,Zira tuzakia ve danede zehirler vardir; kor olan o hir feu? kt fuzakfa aa- 
ne idedi. 

1415. Tuzagm sahibi ahmaklann hasini kesti ve o tuzaklan medise (ekti. 

Mesela tuzaga tutulup hie gabalamaksizin ve ses cikarmaksizm yem bek- 
lemekle mesgul olan kusu tuzak sahibi goriince, onun basini keser ve etini 
de gida yapar. Fakat tuzaga tutulduktan sonra cabalayip kacmak ve kurtul- 
mak kaydmda olan ve yem yemeyip latif ve turlii turlu seslerle oten kusu, tu- 
zak sahibi giizel kafeslere koyup misafir salonlanna asar. Bunun gibi diinya 
tuzaginda yemek ve igmek ile me§gul olup cismini besleyen ve bu tuzaktan 
kurtulmak igin Hakk'a yalvanp miinacat etmeyen kimseyi, bu tuzagin sahi- 
bi olan Hak Teala hazretleri, helak-i ma'neviye ma'riiz kilar. Fakat zarif ve 
akilh kuslar mesabesinde olan enbiya ve evliya-yi kiram hazarati, bu tuzagin 
zehr-i ma'neviyi haiz bulunan ni'metlerine kulak asmayip, turlu turlii miina- 
cat ve tehlilat ve tesbihat yaparlar; ve Hak Teala dahi onlan tecelliyat-i ali- 
yesi vaki' olan meclislere ve mevtinlara geker. 

jI) J S-J **^ J *~^- &kjb jj j^y -^J is" ^-~^y V"0' *^ 

1416. JZ.ua onlardan et ise yarar; ve zariflerden nara ve note ve hazin sadd 
gelir. 

"Zir ii zar", avaz-i hazin ma'nasmadir (Giyasii'l-Lugat, Bahar-i Acem ve 
Burhari). Yemek ve icmekle mesgul olup cisimlerini besleyen kuslann ancak 
ise yarayan etleri vardir. Onlarda baska bir sey ve meziyet yoktur; ve bu kus- 
lara miimasil olan insanlardan da tenasiil ve i'mar-i maddiyat gibi isler bek- 
lenir; onlann mecalis-i hass-i ilahide yerleri yoktur. Fakat zarif olan evliya- 
mn na'ralan ve aglamalan ve hazin sada ile miinacatlan vardir. Binaenaleyh 
meclis-i hass-i ilahide onlann Hak'la muhatabalan vardir. 

1417. Sonra cdriye aeldi hapinm araliflindan, hanuni esegin aliinda olmiis 



C^^gS 



MESNEVt-i §ERtF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

lyi ^iJu iy>- ib^\ \y yf iy is*- jA Jaj-I dy\>- (j\ C-iT 

1418. ^Deii: "6y ahmak hanim, bu ne icti? Qer$i sana ustdiin bir naks goster&i." 

OlS'j (JiliSu AXjif \j L*jl OI4; y jl J-j^ (JJui J^jbU* 

1419. Onun zahirini goriiin, onun sun senden gizli idi. H^sia olmamis ihen 
Aukkan achn." 

<j*iy- c£l ijjjjj dy*- IjjJj 01 ^y L ^F tm ^yz 3 -H** y^-** <-?-W J jS 

1420. x<r Bai gibi ve paliize gibi zekeri gordun, ey nans kabagi nicin gormeain? 

J& jl OJuU Jlfj jjf 0T j>- l yt^- ji tjXZ> t5je~^ y*- \j 

1421. n ~$ahud, vakiaki esegin askmda musiajjrak oldun, kabak senin naza- 
. nndan gizli oldu." 

iLi :>Li iJ*y> y. <Js\z*mj\ $\z*mj\ j <^JjJj Cjcutf yUi 

1422. Kr LLsidddan sununun zahirini goriiin. $aAm sadi olarak ustadlik tuttun. 

Ya'ni, (istadin sun'unun zahirini gordiin ve inceliklerine niiruz etmedin. 
Boyle bir sathi goriis. ile son derece mesrur olarak ustad oldum diye meyda- 
na gktin. i§te bu misale mutabik olarak tankatte bir §eyhe intisab edip, gor- 
dugii bir iki rii'ya ve halat iizerine kendini miir§id olmus. zanmyla, irsad-i 
halka kiyam edenler vardir ki, bunlar tarikatin ve Hak yolunun inceliklerini 
asla gormemisterdir. Bu gibilerin neticeleri maazallah helak-i ma'nevidir. Ni- 
tekim cenab-i Pir atideki beyitlerde izah buyururlar: 

1— > yfi j£- »JbJlJ ii)\ly> 0j jl i— *_J*J ie! UJ%> <3'jj l**>f L?' 

1423. By nice, vukufsuz riyakar ahmak vardir ki, miiridlerin yolundan s&jun 
gaynm gormemistir. 

"Suf, koyun yiinunden kaba bir surette nesc edilmis, aba ki, dervisjer ve 
fakirler giyerler. Ya'ni, ne gok tarik-i Hakk'in ahvaline vakif olmayan ve hal- 
ka gdsteris. yapan ahmaklar vardir ki, onlar, hal adamlannm ve evliyaullahin 
mesleklerinden zahirde bir abadan ve kisveden ba§ka bir §ey gormemi§lerdir. 
Onlar bu zevatin giydikleri libasi ve basjanna vaz' ettikleri kulahi giyerek 
"Biz de ehl-i Hak yolundayiz!" diyerek halki aldatirlar ve ba§lanna birtakim 
safdilleri toplarlar. "Zerrak", nifak ve riya sahibi demektir. 



AHMED AVNl KONUK 

1424. €y nice kiistahlar, azieik ihtiraftan dolayi, $ahlardan sozun ve ogiinme- 
nin gaynni ogrentnemi§tir. 

"Ihtiraf" , san'at sahibi olmak demektir. "Giift", burada "soz"; ve "laf, te- 
meddiih etmek ve ogunmek, "suh", (^) kustah ve bi-edeb ma'nasinadir. 
Ya'ni, evliyaullaha vaki' olan ba'zi tecelliyat-i ilahiyyenin te'siri olmak uzere 
onlann lisanlanndan ba'zi acib sozler ve temeddiihler sadir olur. Mesela Hz. 
Mansur Hallac "ene'1-Hak" ya'ni "Ben Hakk'im!" buyurdu; ve sultanu'l-arifin 
Bayezid-i Bistami hazrederi ^u <&*\ u ^u-- ya'ni, "Tenzih ederim zatimi ki 
benim §amm a'zam oldu!" ve Ciineyd-i Bagdad! hazretleri &\ isy j^- J a^ 
ya'ni "Benim ciibbemin icinde Allah'tan gayn yoktur." Ve Ebu'l-Hasen Ha- 
rakani hazrederi ^y-^J jj**/- J ya'ni "Eger beni bilseniz, bana secde eder- 
diniz!" ve Hz. Pir efendimiz ^Uo^. *u vy u j. x 3J o-vjTjsLa ^i ya'ni "Bu 
ademin heykeli ve sureti yiiz 6'rtusudur, biz biitun kiblelerin secdesiyiz" bu- 
yurdular. Iste birtakim bi-edebler ve ciir'etkarlar bir taitka intisab edip o tari- 
kin zahirine taalluk eden ba'zi usuller goriirler ve onlann kisvelerini giyerler; 
sonra bu tarikat §ahlan olan evliyaullahin bu gibi sdzlerini taklld edip temed- 
diihe basjarlar. Onlann tankindan ogrendikleri ancak bu gibi kiistahane tak- 
lidlerdir. 

1425. Dier Urinin elinde, nr Ben uMusayun!" diye asa variir; nr Ben Dsa'yim!" 
diye ahmaklar iizerine ti/Ier. 

riyakarlardan her birinin elinde bir asa vardir, der ki: "Ben Musa (aley- 
hi's-selam)in sirrini hamilim; elimdeki asa ile harikalar izhanna kadirim; ve 
ben Isa (aleyhi's-selam)in sirrini hamilim, Hak tarafindan nefesim ile hasta- 
lar sifa bulur", diyerek basma toplanan birtakim ahmaklar iizerine ufler; ve o 
ahmaklar da onun sozlerine i'timad edip, hayallerinde onu me'mur-i ilahi 
olarak kabul ederler; ve hayal ve vehim, insanin viicudunda mutasarnf oldu- 
gu icin, onu rii'yalannda hayallerine mutabik bir halde goriirler ve i'timadla- 
n daha ziyade olur. Maahaza tarik-i Hakk'in hulasa-i mahsulii, olmezden ev- 
vel blmek ve kendi varhgindan ve ciimle masiva muhabbetinden gegmek ol- 
dugu halde, kendilerinde boyle bir halin zerresi bile inki§af etmediginin farki- 
na varmazlar. tste'hamakat boyle olur. 



MESNEVl-1 §ER!F §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

1426. cS^/i o bir gunden hi, imtihan faji senien saAiklann sidkini apife tsfer? 

Ya'ni, ey riyakar olan miiddei, tezvire musaid olan bu dunyada sen halki 
aldatabilirsin, ya batinlann zahir oldugu yevm-i kiyamette ne yapacaksin? 
mevtin-i ahiret asla halkin aldanmasina musaid bir mevtin degildir. Ah bir 
giinden ki, imtihan ta§i olan olum senden sadiklann sidkini apacrit bir syret- 
te ister. Bu beyitte bir vech-i ma'na daha vardir: Ya'ni, ey riyakar sen bir 
muddet bu dunyada halki aldatip kamillik da'vasinda bulunabilirsin; fakat yi- 
ne bu hayat-i diinyeviyyende bir giin gelir ki, senin batimni zahire gikaracak 
bir hadise vaki' olur; ve Hak Teala bu hadiseyi bir imtihan ta§i ve bir mihekk 
[=mihenk] ta§i olmak iizere izhar eder. zaman kotii olan halin zahir oldu- 
gu vakit, aldattigin kimselerin muvacehesinde zelil olursun. 

1427. O^ihayet bakiyi iistaddan sor, bu harisler hep hor ve sayirdirlar. 

"Hurs", "ahres"in cem'idir, "sagirlar" demektir. Ya'ni, ey sulukunii yanda 
birakip mur§idlik da'vasina kiyam etmis. ve hirs-i nefsanisinden dolayi halki 
aldatmis. olan kimse, ilm-i tarikatte sence mechul kalan bakiyi ustad-i kamil- 
den sor, utanma! Fakat ne care ki nefislerinin enaniyetlerine kapilmis. olan bu 
harisler hep kor ve sagirdirlar ve bunlann kulaklanna bin delil ile ta'klb ettik- 
leri yolun sekameti gosterilip isbat olunsa isitmezler ve gormezler. 

<Uj aL\ jiJ JLJlS' j> S~0 <UJk jl <^Jj'U jl i J^-^r tJLj«- 

1 428. Diepsini isiedin, hepsinden fieri kaldm. liu ahmak suriisii kur&arm avidir. 

Ey miiddei miizewir, sen halki irsada kiyam etmekle, evliyaullahin bilciim- 
le meratib ve makamatini istedin; maahaza bu halin ile higbirisine nail olama- 
dm ve hepsinden geri kaldin. Ancak basma birtakim ahmaklan toplayabildin. 
Akiller senin halini teferriis edip sana avlanmadilar; zaten bu ahmak suriisii si- 
zin gibi kurtlann avidir. bicareler sizin elinizde helak-i ma'nevi icmdedirler. 

OUlsya dy? iy>- C-«i jl j~t- ^ dV^ry ^Jr"^ »-*~-~; t^JJ"* 

1429. liir sureti isitip, kendi soziinden habersiz olan tuttier gibi, terciimdn oldu. 

Ya'ni, ey miiddei, evliya-yi Hakk'm sozlerini isitip, tuti ku§u gibi ma'na- 
sindan bi-haber olarak, ahmaklar suriisune nakl edersin. ahmaklar dahi, 



AHMED AVNt KONUK 

"Aman efendim, ne ince sozler soyliiyor!" diye hayran olurlar. Nitekim I. cil- 
din 324 numarasina miisadif olan beyt-i §erifte: 

0_)~nS Olj ,y«JL^> j> JljljSnJ Ij Oji ij* iij-lj d\^>jji <— >y 

[" Aleak olan adam, bir selim uzerine o efsundan okumak igin, dervi§lerin 
kelamini calar."] buyurmu? idi. 

jj>- L j Jjjljj <_j>- ijjiiJ cJll» OLiul *£" lj c~*l Ol^rt^Xs) j I j jlJjy* ry** Cfr*^ Js*' 

. C-i_^ -AJljj ^frilj jjl aS' ijLU tl~i)l ^.il Cjjyja l> ^jk *^ 0t^>- JJjLU C~«JI 

jU> <^ jl^>- L^ii. ^ 'ik-^ s.Ijj^1 c~~i[l . iyy. <j*-j "^ j* 01 jJiJUJ *j Aj>*j V 
^^ <T c-^jl d*^ j jL^l ^ ^ty. ^ jJL>- aT .uJOjj-Ul J*^ O-XJL*- 

.■Ji. *J x.1 Jli* ji\ ^ c~~J~. 01 t-ij-^j" ^Jjjii [J>jb O-Uly- 

§eyhin muridlerine ve peygamberlerin iimmete telkinlerinin temsilidir ki, 

Hakk'in telkinine onlarda takat yoktur ve Hak ile iilfetleri yoktur. 

Nitekim tutinin ademinin sureti ile ulfeti yoktur ki, ondan telkin 

alabilsinf Hak Teala tuti gibi olan mxiridin onunde §eyhi ayine gibi tutar 

ve ayinenin arkasindan telkin eder. Lisamni muallimden ewel tahrik 

etme! ancak vahy olunan bir vahydir. Muntehasiz mes'elenin ibtidasi 

budur. Nitekim ayinenin icinde tutinin gagasini kimildatmasi ki, ona 

hayal ta'bir edersin, onun ihtiyan ve tasarrufu olmaksizmdir. Zira harici 

olan tutinin cagirmasinm aksidir ki muteallimdir. Ayinenin arkasmda 

olan o muallimin aksi degildir. Velakin harici olan tutinin okumasi o 

muallimin ta'rifidir. imdi bu misil degil misal olarak geldi. 



Siirh-i gerifte sure-i Kiyamet'te vaki* oi *. jiJj 'Jsd *> d^j J 3) ^Ju ,\j\) ijii 
*jfj j '^. £k (Kiyame, 75/1 6- 1 7) ya'ni "Ey resulum sana Kur'an vahyi ta- 



MESNEVf-t §ERfF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

mam olmazdan ewel onun ahzi ve hifzi igin acele edip lisanini tahrik et- 
me ki, o Kur'an'i kalbinde cem' ve kiraatini lisamnda isbat etmekligin bi- 
zim uhdemizdedir. Biz sana Kur'an'i Cibril lisaniyla kiraat ettigimizde sen 
ona ittiba' edip tekrar evle, ta ki zihninde karar bulsun." ayet-i kerimesine 
isaret buyrulur. Ve j>-y.'^-'j Uiy> oi (Necm, 53/4) ya'ni "Peygamberin ke- 
lami Allah Teala'dan vahy olu'nan Sir vahiydir." ayet-i kerimesi dahi Ve'n- 
Necm suresinde vaki'dir. Ya'ni seyhin muridlerine olan telkin-i hakayiki, 
peygamberlerin ummetlerine vaki' olan telkinlerine benzer. Zira ehl-i hicab 
hakayiki dogrudan dogruya Hak Teala hazretlerinden alamazlar. gunki on- 
lann adetleri ve ahstiklan hal, Hakk'a teveccuh degil, halka tevecciihtur; 
ve onlar alem-i kesafetin ahkaminda rmistagraktirlar. Bu hal, tuti kusuna 
vaki' olan ta'lime benzer. Zira tuti kusuna ta'lim-i kelime igin, onun karsi- 
sina bir ayna koyarlar. Ku§ aynada kendisini goriir ve aynanin arkasina da 
muallim olan adam gecer, oradan soylemege ba§lar. Ku§ aynadaki hayalin 
soyledigini zannedip ona takliden o sozleri ogrenir ve soylemege basjar. 
Fakat soyledigi sozlerin ma'nasim bilmez. Gergi ku§, o sozleri hayalden og- 
renir ve hayalin ise asla irade ve tasarruru yoktur. Tasarruf ve irade, ayna 
arkasindaki muallimindir. Bundan anla§ihr ki gerek peygamberlerin ve ge- 
rek onlann varisleri olan insan-i kamillerin vucud-i izafileri, ayna mesabe- 
sinde olan bu alem-i §ehadet iginde hayal hiikmundedir. Tuti kusu mesa- 
besinde ve ehl-i hicab olan insanlar, suret i'tibariyle kendi cinslerinden bu- 
lunan bu zevattan bu mertebe-i §ehadet aynasinm arkasinda bulunan 
Hak'tan taalliim ederler. Binaenaleyh ey murid, bu zevattan vaki* olan tel- 
kinati ahrken zabt igin acele etme! Zira o telkinat onlara vahy olunan 
Hakk'in bir vahyidir. Cenab-i Fir efendimiz zayif idrakli kimselerin i'tiraz- 
lanna mahal kalmamak iizere bu beyanatin misil degil, misal oldugunu be- 
yan buyururlar. Zira misalde ayniyet yoktur, belki bir vech ile miimaselet 
vardir. 

1430. ISir tuti aynada o kendinin aksini onun onune yva. geiirmis goriir. 

1431. <ZAynanvn arkasinda gizli olan o usidd, latif dilli muallim kelam soyler. 



AHMED AVNt KONUK 
C~-l ol jJJ\S~ C~~Ja^l» j\iS *^~~l, C~«S ( j 5 T *Z$\Mj l1XJ»j}» 

1432. Tutidk zannetmesin ki, bu yava§ keldm aynada olan tutinin soylemesiy- 
leiir. 

<j£ &£ OT^ jl jt± j> J»«* ijy\ J^yt- cr ^ r j ^ 

1433. r Binaenaleyh sozu kendi cinsinden ogrenir. eski kurdun hilesinden bi- 
haberdir. 

"Eski kurt"tan murad, ku§a soz ta'limi igin aynamn arkasinda bulunan 
kus. taciri olan iistad ve muallimdir. 

J^y* o~^r J 1 y>r *jyk *o j ^jy^ ^ *^ u-i J 1 

1434. Ona aynamn arkasindan ogretir; ve yoksa kendi cinsinin gaynndan og- 
retmez. 

muallim, tutiye insan soziinu aynamn arkasmdan ogretir; ve eger boy- 
le olmasa ku§ aynada kendi cinsinden olan hayali gormez ve binaenaleyh 
kendi cinsinin gayn olan insandan da dogrudan dogruya, insanlann sozleri- 
ni ogrenemez idi. 

1435. Sozii o huner adanundan ogrendi, fakat onun manasindan ve sirnnaan 
hihaberiir. 

jXJajij JJb 4^- jA jsr j^j j\ iiXj Si ji»> C-JjXj j-ij jl 

1436. OCelami bir beserden alii, iuitcik beserden hunun gayrini ne bilir! 

Ku§un insandan alabildigi §ey ancakbu harf ve savttir ve kelamin zahiri- 
dir. Zavalli ku§ insandan aldigi bu suretten ba§ka, insanhga aid olan ahvali 
ne bilir! 

1437. LMiimteli olan miirid, veli cisminin aynasinda boyle kendisini goriir. 

"Mumteli", dolu demektir. Viicud-i izafi ahkami ve kendinin enaniyeti ile 
dolu olan murid, veliyy-i arif ve mur§id-i kamil cisminin aynasinda boyle tu- 
ti kusu gibi kendisini goriir, ya'ni kendi cinsi olan be§eriyet suretini goriir. 



C $P? 



MESNEVt-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

1438. JTlynanin arkasindan, akl-i kiillii, kelam ve macera vaktinde ne vakil 
g'drur. 

"Akl-i kiil"den murad, mertebe-i vahdet ve taayyun-i ewel mertebesidir 
ki, ona hakikat-i muhammediyye dahi derler. Ya'ni, cismaniyet hicabi altin- 
da bulunan rrnirid hakayik ve maarif-i ilahiyyeyi alamayacagmdan, cismani- 
yetin iktizasi olan kelam-i lafzi ve suri ahkamimn cereyam vaktinde, akl-i 
kiillu basar-i basireti ile goremez. 

1439. O zanneder ki, heser soyliiyor; ve o baska sir Air ve o, ondan habersizdir 

insan-i kamil niyabeti ve veraseti hasebiyle miiride birtakim hakayik ve 
maarif-i ilahiyyeyi soyledigi vakit, o miirid zanneder ki, kendisi gibi suret-i 
beseriyyeyi haiz olan, o kamil diisiiniip i'mal-i fikr ederek soyliiyor. Halbuki 
o kamilin hali baska bir sirdir ki, onu ancak zevk ve vicdan idrak eder; ve o 
miirid ise bu zevk! ve vicdani olan halden bi-haberdir. 

1440. ZKelami ocjrenir, fakat sirr-i kadimi o bilmez; tutidir, nedim deijildir. 

Ummet-i peygamberi veyahud varis-i kamilin mutidi, o zevat-i §erifeden 
harf ii savt ile sadir olan kelami ogrenir. Fakat sirr-i kadimi ya'ni esrar-i ila- 
hiyyeyi ahz ii telakkl eyledigini bilmez ve o sozlerde miindemic olan ma- 
arti-i azimeyi ve makasid-i miihimmeyi anlamaz. Qiinki tutidir, insan-i ka- 
milin batimmn cinsinden degildir ve onun batimnin nedimi ve musahibi de- 
gildir. 

jU j jbil OUi jlT jiw. jjf jL* XjjA'fj* jJufi ^ 

1441. UiaWi, kus sadasini da oyrenirler; zira bu soz, agzm ve bogazm isi vaki 
oldu. 

"Safir", kus sadasi demektir; ve "halk" (jU), bogaz ma'nasmadir. Bu halk 
kus sadasini da ogrenip kuslan avlamak igin taklid yaparlar. Zira bu soz ve 
sada cisimde mevcud olan agzin ve bogazin yapacagi bir ma'rifettir. Binaena- 
leyh bunu her bir cismani yapabilir. 



s ^s?s B 



AHMED AVNl KONUK 

1442. jfakat kirana rnensub, ho$~nazar olan hir Suleymdn'in flayn, ku$lann 
ma nasinclan hihaberAir. 

"Ku§lar"dan murad, evliya-yi Hak; "Suleyman"dan murad, kutb-i zaman- 
dir; "kiran", ilm-i niicum istilahinda "Sa'deyn" tesmiye olunan Ziihre ile 
Miisteii seyyarelerinin iktiramdir. "Kiran"daki "ye" nisbet igin olup, "kirana 
mensub" ya'ni "sahib-kiran" demek olur ki, vakt-i tevelludu veya validesi- 
nin rahmine diismesi am, bunlann iktiram zamamna musadif olan kimsedir, 
"sahib-i saadet" ma'nasinadir. Ya'ni, avam-i halk, evliya-yi Hakk'in soyledi- 
gi sozlerin suret-i lafziyyelerini isitip ezberlerler, onlann ma'nalanndan ha- 
berleri yoktur. Kusjann, ya'ni evliya-yi Hakk'in batimndan ve onlann sozle- 
rinin ma'nalanndan ancak kutb-i zaman haberdar olur. Zlra onun latif olan 
nazar-i kalbisi batmadir. Hind niishalannda "kirani" yerine "nebiyyi" vaki' 
olmustur. Bu surette "nebi" Suleyman (a.s.)in sifati olur. 

1443. ^ervi^lerin hir$ok kelamini ogreniiler, minheri ve medisi onunla parlat- 
tdar. 

Birtakim miiddeiler dervisjerin sozlerini ve istilahatindan bircoklanni 6g- 
rendiler; cami' kiirsilerini ve va'z meclislerini o sozler ile ve o istilahat ile par- 
lattilar ve revnaklar verdiler. 

1444. ^a onlara helamdan ha§ka hir nasfa olmaai, yahui sonunia onlara rah- 
met yol gosterdi. 

Cami'lerin kiirsileri iizerinde ve meclislerde evliya-yi Hakk'in kelamlanni 
soyleyip ma'nalanndan bihaber olanlann hali, ikiden hall degildir: Ya onla- 
nn nasibi, evliya-yi Hakk'in kelamlarmin zahirine kahr ve bu alemden on- 
lann ma'nasi kendilerine inki§af etmeden bu alemden gegip giderler; veya- 
hud ahir dmlirlerinde onlar hakkmda rahmet-i ilahiyye ve inayet-i rabbaniy- 
ye vaki' olup, o sozlerin ma'nalan onlara inkisaf eder ve zevk-i vicdani ve 
hal-i ali hasil olur. Bu §arih-i fakir dahi cenab-i Mennan'dan bu ikinci halin 
niyazindadir. 



c ap>° 



MESNEVt-I §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 < 



C~~J U «OjI» jij\ gyk Isil j U^-P j J-il Ji^\j>- j~5> j Ji^\j>- ij jIj C~£*- tiOlj J»i _) 
oTaT juTcjI^ . ill VI -Oj/C- jJCJ Uj *£ >/ oU-Lo. o^**>- U JuT^ioy^ Oj^- 

<_£JLij j ^IjL* lyU*J^~« <0 j -L*.j <_$ jL j ^yji lyLijI <0 A&ljl -^jT oVU« j J^T 

Onun beyamndadir ki, bir goniil sahibi gebe bir kopek gordii ki, 

onun karnmda kopek yavrulan bagmrlar idi. "Kopek sadasmin 

hikmeti beksiliktir. Ana karnmda sada bekcilik degildir; ve keza 

muavenet istemek ve sxit istemek ve saire ifin olur ve orada bu 

faidelerden higbiri yoktur!" diye taacciibde kaldi. Vaktaki kendine 

geldi ve "Onun te'vtlini ancak Hak Teala bilir!" diye Hazret-i 

Hakk'a yalvardi. Cevab geldi ki o suret, bir kulun halidir ki, 

hicabdan di§arrya gelmemi§ ve kalb gozu a£ilmami§ olarak basiret 

da'vasi ederler ve o cihetten soz soylerler. Ne onlara bir kuwet ve 

muavenet ve ne de dinleyenlere bir hidayet ve rii§d eri§ir 

1445. hirisi $ile<le rii'ya goriii: ^fiol&a bir &i§i kopek gebe idi. 

"Qile", dervi§lerin bir tenha mahalde riyazet dairesinde zikr-i ilahi ile 
me§gul olduklan kirk gunluk bir ibadettir. Ya'ni, sahib-i dil bir dervi§ gilede 
zikr-i ilahi ile me§gul oldugu bir sirada ru'ya gordii. Rii'yasimn sureti bu idi 
ki: Yolda bir di§i kopek gebe olmu§ idi. 

JjJjLj Jj »SJ» j-Ul 4>«j iSX*' JLii il)l>c>t; jjuji jl jl OLj-i Ij 

1446. J^nstztn kopegin yavmlannin sesini ijifti. CXopck yavrusu hannda na- 
beiid idi. 



AHMED AVNl KONUK 

\jj ij <)yz t&^* j-Ul <*^t; ijJ~" L$-*j^ Ol Ijj -L»l i_^>«* ,1*0 

1447. O sesler ona fo/t ac& ^eWi. Oiopek yavrusu kannda nasil nida etti! 

dlffr jJOl jjI C~~--Lp ^^T gj» OUT *JU »^i jJUl <^j *_JL- 

1448. 'JCannda nale edici kopek yavrusu! Cihania hunu kimse gormemistir. 

1449. Uakiaki vakiadan si$radi, kendine geldi; onun hayreii dembedem ziyade 
oldu. 

1450. Qilede, Diuda (azze ve celle)nin clergahindan baska kimse yok ki, du- 
[1450] i .. i 

|am gbzulsunl. 

rii'ya sahibi bunu ta'bir ettirmek istedi ise de halvet ve gile ittihaz etti- 
gi mahalde kimse yok idi ki, miiracaat etsin ve fikrindeki bu dugiimii cozdiir- 
sun. Orada miiracaat edilecek mahal ancak, Huda (azze ve celle) hazretleri- 
nin dergahi idi. 

1451. 1)edi: fia '^Rab, hu muskilden ve giift u gudan qilede senin zikrinden 
geri kalmistm!" 

"Sjkal", "i§kal" (JisCii)'in muhafFefidir, "miiskil ve giicluk" ma'nasinadir. 
"Giift ii gu"dan murad, kalbi isgal eden havatir-i muhtelifedir. Ya'ni, "Ya Rab, 
bu ru'yadaki i§aretin gugliigiinden ve kalbime bu yiizden hiicum eden muh- 
telif havatirdan dolayi bu gile iginde seni zikirden geri kaldim. Buriun ma'na- 
sini halledemiyorum!" 

1452. "Denim kanadimi a$, ta ki ugxai olayim; zikir bahgesinie ve elma bah- 
$esinde olayim!" 

"Per"den murad, tefekkiir kanadidir. "Sib", elma ve "sitan", kesret veya 
mekan edatidir. "Sibistan", 50k elma bulunan mahal ve elmahk demek olur. 
"Hadika", bahge demek olduguna gore elmahk ile bahge arasmda miinase- 
bet oldugu igin, §urrah-i kiram "elmahk" diye terciime buyurmu§lardir; ve 



MESNEVt-I §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

bundan murad, maarif-i ilahiyye yemisteri demek olur. Fakat "seyb", Bur- 
han'm beyanina gore, "hayran ve medhus. ve bir i§te ve me§galede hayran- 
hk" ma'nasina oldugundan "seybistan", medhusktk ve hayranhk alemi de- 
mek de caiz olur ve bu da bahse pek miinasib bulunur. Ya'ni, "Ya Rab, be- 
nim bu gdrdugiim ru'yanm ma'nasinda tefekkiir kanadimi ac, serbest du§ii- 
neyim ve ma'na aleminde ugayim ve senin zikrinin bahcesinde ve medhu§- 
luk ve hayranhk aleminde olayim!" 

1453. 1)erhal ona hatifin saiasi geldi dedi ki: "Onu cahiller lafvndan oir mi- 
sal Ml" 

"Hatif", liigatte "cagiran ve sayha eden" demektir. "Laf ', okjusiiz soz ve 
ma'nasiz da'va ve tefahur ve ogiinme. Ya'ni, o sahib-i dile, canib-i gaybdan 
bir nida gelip dedi ki: "0 gebe kopegin karmndaki yavrulann bagirmalanni 
cahillerin kuru da'va edip ogunmelerinin misali bil!" Bundan anlasdir ki, go- 
nul sahibi olan dervi§in halvette gordiigu rii'ya "ke§f-i muhayyel" nev'inden 
imi§, zira ke§f-i muhayyel ta'bire muhtagtir; ve bu ta'blr ise gayet gugtiir, an- 
cak ilham ve vehb-i ilahi ile ta'bir olunabilir. 

1454. "IXi hicahian ve -perdeden disanya Qelmemis, qozu kapali olarak hos soz 
soyleyici olmustur." 

Ya'ni, "Onlar oyle cahillerdir ki, 'enaniyet hicabindan ve cismaniyet perde- 
sinden di§an Qikmamis. olduklan ve kalb gozleri kapah bulundugu halde, ev- 
liya-yi Hakk'in sdzlerini ezberleyip, kendilerini kamil adderek halka hitaben 
bos. soz soyleyici olmustardir." 

il)L~*u t_~i ,j j jp^' jOvi ^ Oyj -Lib «iw jJjl i^L* uLJJu 

1455. kopegin sesi kannda ziyan olur. CA/c av koparia ve ne de yece hekcid-ir! 

Zira kopegin sesi ana karmnda bo§tur ve faidesizdir; bu kopekler ne ava 
yarar ne de gece bekcttigine yarar. Bunun gibi evliyamn kelamim ve lstilaha- 
tim galip halka soyleyenlerin ne kendilerinde bir kuwet peyda olur ve ne de 
halka te'sir edip hidayetlerine sebeb olur. Binaenaleyh onlann bu sozleri bo§ 
ve faidesiz olur. 



AHMED AVNi KONUK 

1456. ZKurt gormemistir hi, ona men edici olsunl Uitrsiz gormemistir hi, onu 
dej edici olsun! 

Ya'ni, ana karmnda olan kopek kurt gormemistir ki, onu men' etsin ve 
hirsiz gormemistir ki, onu def etsin! "Kurt"tan murad, nefs-i emmare; ve 
"hirsiz"dan murad, §eytandir. Ya'ni, ehl-i hicab olan muddei, kurt mesabe- 
sinde olan nefsi gormemi§tir ki, onun ruha olan tasallatunu men' etsin ve 
iman ve ihlas hirsizi olan §eytam gormemistir ki, onu def edebilsin! 

1457. Uiarislihten ve serverlik hevasindan nazarda hor ve ogunmehte cesurdur. 

Kendi varhgina ve enaniyetine olan harisliginden ve riyaset hevasindan 
onun nazar-i idraki kordiir; ve fakat ogiinmekte ve kuru da'vada cesurdur. 
"Kiind", kor olan ve keskin olmayan §eydir. 

1458. CMusterinin ve hararet tutuainun hevasindan hasiretsiz olarah hezeyana 
ayah hoymustur. 

"Mu§teri"den murad, murid; ve "hararet tutucu"dan murad, taiik-i Hak 
a§igi olan kimsedir. Ya'ni, irsad ve kemal da'vasinda bulunan yalanci §eyh, 
kendisine miiridler ve taiik-i Hak a§iklanni celb etmek heva ve hevesinden 
dolayi, zevkme ve hakikatine muttali' olmadigi evliyaullahin kelamlanna 
adim atmistir; ve kendisinin basiret gozii agik olmadigi icin bu kelamlar her 
ne kadar hakikat ise de, ona nazaran hezeyan ve sayiklama nev'inden olur. 
"Fiisar", burada hezeyan ma'nasinadir. 

1459. Siyi gormemis, nisanlar verve; o sebehle hoyluye hararet hoyar. 

"Ay"dan murad, cemal-i Hak'tir. "Rustai" den murad, safdil olan kimse- 
dir. Ya'ni, o yalanci §eyh cemal-i Hakk'i mii§ahede etmemis. oldugu halde, o 
aydan bahs etmek ve ni§anlar vermek sebebiyle safdil olan kimselerin kalbi- 
ne hararet ve muhabbet ilka eder. Hind niishalannda bu beytin ikinci misra'i 
•*+• ls* j^ ^ b J^-ij suretinde olup beytin ma'nasi "Cemal-i Hakk'i mu§a- 



MESNEVl-1 §ERfF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 

hede etmemis oldugu halde nisanlar ve ta'iif ve tavsifler vaz' eder ve ru§e- 
nahgi o sebeble egri koyar." 

1460. CM>u$ieri&en dolayi aytn vasfinda, cah i$in, gormemis oldugu yuz nisam 
soyler. 
Musteri ve murid celb ederek onlara rets olmak icjn bu yalanci mur§id, 
miisahede etmemis oldugu cemal-i Hakk'in vasfinda onlara birgok nisanlar 
ve vasiflar soyler. bigare miiridler ve a§iklar dahi, bu sozleri dogru zanne- 
dip o yalancinm kar§isinda, seyhimizdir diye tezelliil ederler ve her emrine 
miinkad olurlar. §eyh efendi dahi kabardikca kabanr. 

c«-xi j i__jj jji lyLiol tiJLJ c~*~£j ij>- ^jb iy* £ ts_f-Z~* 

1461. . dMiisteri ki, o faide iutar, muhahkak hirdir; lakin onlann onda reyhi ve 
sekki vardir. 
"Faideli olan mu§teri"den murad, Hak Teala hazretleridir. Nitekirri sure-i 
Tevbe'de U-i '^ ot ^\'y\j j^-ii o^pi 'j* Jj^\ '<ii oi (Tevbe 9/111) ya'ni "Al- 
lah Teala mii'minlerden cennet m'ukabil'inde nefislerini ve mallanm istira ey- 
ledi." buyrulur. Ya'ni, faideli olan musteri, Kur'an-i Keiim'de beyan buyrul- 
dugu iizere Hak Teala hazretleridir ve o da muhakkak birdir; lakin bu miid- 
dei seyhlerin o faideli olan mu§teri hakkinda §ek ve siibheleri vardir. 

1462. Uakarsiz musterinin hevasindan hu iaife mu§ieriyi yele verdiler. 

"§ukuh", heybet ve azamet ve vakar ma'nasinadir. "Bad daden", yele ve 
havaya vermek, hice vermekten ve zayi' etmekten kinayedir. Ya'ni, vakarsiz 
ve azametsiz olan musteri-i mahlukun celbi ve cem'i hevasindan dolayi bu 
yalanci §eyh taifesi hakiki miisteri olan Hakk'i, hige verdiler ve onun mu§te- 
riligine ehemmiyet vermediler. 

1463. r Bizim miisierimiz S^Xlatihr, istira eyledi. tSftgah ol, her musterinin ga- 
mindan pek yukan gel! 

Bu beyt-i serifte yukanda mezkur olan jJi . . . <jjis.\ '<Li oi ayet-i kerimesine 
isaret buyrulur. Bu ayet-i kerime I., cildin 2749 numarah beyt-i §erifinde de: 



=3^ 



AHMED AVNt KONUK 

["Ey efendim, bu benim kiipumu ve testimi ["Allah satin aldi"] fazhndan 
kabul et!"] suretinde gecti. Ya'ni, biz mii'min-i kamillerin mu§terisi Allah Te- 
ala hazretleridir. Cennet mukabilinde bizim nefislerimizi ve mallanmizi i§tira 
etti. Binaenaleyh ey kimse, eger sen Kur'an-i Kerim'e iman ettin ise ve kal- 
binde asla §eyn ve §ek yok ise, Allah'in fan! olan kullanni mu§teri ve miirid 
olarak ba§ma toplamak gamindan kurtul ve pek yukanya gik ve sifat-i nef- 
saniyye derekesinden yiiksel! 

1464. 13ir miisteriyi iste ki, seni isteyicidir; senin haslanfltcinian ve sonunian 
alimdir. 

Bir miisteriyi ya'ni senin nefsini istira etmek isteyen Allah Teala hazretle- 
rini iste ki, o Zat-i ecell ii a'la senin varhgimn ibtidasindan ve sonundan ha- 
berdardir ve bilcumle ahvalini bilicidir. 

1465. Sigah ol, sen her miisteriyi elin ile gekme! Dki ma suka ile askhdzilk 
kotiidur. 

Ey Hak yolunun saliki olan kimse, eger sen Hakk'in a§iki isen sakin mu§- 
teri ve miirid toplamak kasdina diisup onlan kendi arzun ve idrakin ile ken- 
di tarafina gekme! Zira iki ma'suk ile a§iklik ve a§kbazhk kotudiir. Zira Allah 
Teala insana kendisinin muhabbetine tahsis olunmak iizere bir kalb vermi§- 
tir. Nitekim ayet-i kerimede *i'y\- J ^ & ^) '<iJi J^- u (Ahzab, 33/4) ya'ni 
"Allah Teala insamn iginde, insan'i'gin iki kalb yaratmadi." buyrulur. Eger o 
bir kalbin icine hem baki olan Allah'in ve hem de fani olan halkin a§k ve mu- 
habbetini sigdirmaga gah§irsan imkan yoktur. Zira muhabbet-i Hak galib 
olursa, a§k-i faniyi tard eder ve eger muhabbet-i halk galib olursa, a§k-i Ba- 
ki'yi nefy eder. Binaenaleyh ey salik, kendi halini bu diistura gore teemmul 
et! 

1466. 6ger satin alusan, ondanfaide ve maye bulmazsin; muhakkak onun akd 
ve idrakinin kiymeti yoktur. 



c^P^, 



MESNEVf-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Eger mahluku satin alir ve kalbine onun muhabbetini koyarsan, o fan! 
mahluktan faide ve maye bulamazsm. Muhakkak o fan! olan musterinin akil 
ve idrakinin higbir kiymeti yoktur. 

J*J j oyb jf </>/■ jjj y> ^J tit* >?- Ijjl c~~J 

1467. uMuhakkak onun yarvm nal hahasi yoktur; sen ona yakut ve lal arz 
edersin. 

mahluk olan musterinin yanm nal bahasi kadar bir kiymeti yoktur. Sen 
ise ona yakut ve la'l gibi pek kiymetli olan hakayik ve maarif-i ilahiyyeyi ib- 
zal edersin. 

1468. Diirs seni kor etti ve mahrum eder; seytan kendi gibi seni mercum eder. 

Hirs-i riyaset ve enaniyet seni kor etti ve seni Hakk'a vusulden mahrum 
da eder. §eytan senin nefsinin duygulanm tahrik ederek enaniyet ve kibir cu- 
kuruna diisuriip kendi gibi seni de huzur-i ilahiden mercum ve matrud eder. 

1469. J>lshab-i fil ve kavm-i J2ut gibi ki o suhut onlan da kenii gibi mercum 
etti. 

"Suhut", masdar olup burada mef'ul ma'nasinadir, "gazab olunmus/' de- 
mektir. Ya'ni, nitekim o §eytan Ka'be-i Muazzama'mn mevkiini nakl etmek 
maksadiyla Ka'be'yi tahrib igin filler ile gelen Ebrehe'nin sifat-i nefsaniyye- 
sini tahrik ederek kendisi ve ordusunun helakine sebeb oldu. Ve keza Lut 
(a.s.)in kavmini azdirdi ve peygamberlerine muhalefet ettirdi; gazab-i ilahiye 
ma'ruz kalmis, olan o Ms onlan da kendi gibi ind-i ilahiden matrud ve mer- 
cum etti. 

1470. Uaktaki miisteram sabredic&er anladilar, her miisieri iarafina acele et- 
[1470] j.l ^ J 

mediler. 

"Mu§tera", ism-i mef'ul sigasiyla "i§tira olunmu§" demektir. Bundan mu- 
rad, nefislerini ve mallanni Hak yolunda bezl eden mii'minlerdir ki, onlann 
mu§terisi yukanda gegen ayet-i kerime mucibince Hak Teala hazretleridir. 



*&!&> 



P^ AHMED AVNl KONUK 

Ya'ni, o kimseler ki, miisterayi ya'ni Hakk'in i§tira ettigi kullann emr-i ilahi- 
ye itaatta ve nehy-i ilahiden ictinabda sabr ediciler oldugunu anladilar, mu§- 
teri olan Hak'tan ba§ka kendilerine higbir musteri aramadilar ve mahluktan 
kendilerine musteri tedariki tarafina ko§madilar. 

(jj jj JLi UL j JLSI j C~?*j <S_r~-* *^j Jj •Vb^S *^^j 

1471. 1/e o kimse ki muferiden yuz $evirdi, hakt ve ifcbal ve heka ondan heri 
oldu. 

Ve o kimse ki, baki ve hakiki mu§teri olan Allah Teala hazretlerinden yiiz 
gevirdi ve fan! olan musterilere tevecciih etti, boyle bir kimseden tali'-i 
ma'nevi ve ikbal-i uhrevi ve beka beri ve hang oldu ve saadetten mahrum 
kaldi. 

1472. Ebede kadar hasret, ^Darvan ehlinin kased i$inde olan kali gibi, karisler 
iizerine kaldu 

"Darvan", Yemen'de San'a sehrine iki fersah mesafede vaki' bir koyiin 
adidir. Bu koy ahalisinin kissasi III. cildin 477 numarah beyt-i §enfinin yu- 
kansinda yazih olan siirh-i §erifte de gegti. Oradaki izahata muracaat olun- 
sun. Ya'ni, ebedi olan alem-i ahirete mahsus hasret duygusu nefsani sifatla- 
nn ahkamini icraya haris olan kimselerin uzerinde kaldi; nitekim Darvan 
ahalisinin hased iginde olan hali boyle idi. 



dy»- j <_J.ib jt~P (_jXl ^_)Liji j y_y dy~ j i_J.ib j£~s- tS^y. jfi^ tiy? ^b ^j> 

J>£ 3 <S a*f- j 3 ^J=? j <J>b ji* Srf J 1 J • <^ b r^ w=S •*& J '>" 

iJSjZ' Jjl dy$ j (jz\z y^s- ijXi, \j&r ob" jl *x£ 0_j»- j <_j.ib j^s- as>*~»\ %i£' jl 

&- ffr ^ ■ <J*\* _r-& (JljZ' il)lj dj*r (J-ib jt~f- (JSj? j~**- dj*? J c?ib jt*f- 



MESNEVt-t §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVf-5 • 
JLO ^^J IjjJ^* j -LO f-j£ & C^j-Xi dj Ol j>"-» -XJ-lp (^ lj <i£ ' J Ol j 

Darvan ehlinin ve onlarin fukaraya olan hasedlerinin kissasidir. Dediler 

ki: "Babamiz abdalligindan dolayi bagin varidatinin gogunu fakirlere 

verir idi. Vaktaki kuru iiziim ve pekmez olur idi, 6§xir verir idi; ve helva 

ve paluze pigirdigi vakit, 6§ur verirdi; ve ekinin kesmiklerinden 6§ur 

verir idi; ve harman dogdugii vakit, yarim ddgulmu§ ba§aktan ve 

dogulmu? ba§aktan 6§iir verir idi; ve bugdayi samandan ayirdigi vakit 

6§ur verirdi; ve un yaptigi vakit, 6§ur verirdi; ve hamur yaptigi vakit 6§ur 

verirdi; ve ekmek yaptigi vakit 6§iir verirdi." §iibhesiz Hak Teala o baga 

ve ekine bir bereket koymu§ idi ki biittin baglann sahibleri hem meyvede 

hem de gumii§te ona muhtag idiler ve o, onlardan hifbir kimseye muhtag 

degildi. Evladi 6§urleri miikerrer gorduler ve o bereketi gdrmediler. 

bedbaht kadm gibi ki, e§egin zekerini gordu ve kabagi gormedi 



"Kasil", kesilmi§ §ey ve hasal dedikleri gok arpa ki bigip satarlar (Ahteri 
Kebit). "Kefe-i amihte", yarim ddgiilmu§ ba§ak ma'nasmadir. 

1473. liir salih, hir rabhani adam vardi. IZir ahbet goriku akl-i kamil iuiar idi. 

1474. ^emen yakinmda darvan koyiinde sadakada ve guzel huydameshiir idi. 

jl (Jf d\-X^*s~~> (JJJX.I jl (J jS' <J2y. J^tjji '***£ 

1475. Oram hoyii fakir DCabe'si idi. CNlvdiiasdar onun tarafina gelir idiler. 

"Miistemendan", ihtiyag sahibi ve gamh ma'nasmadir. Ya'ni, ihtiyag sa- 
hibi olan fakirler bu Darvan koyiinun etrafinda dola§ip tavaf ettikleri igin "fu- 
kara Kabe'si" demek seza idi. 

I-Xsc *£ jl <jxi. ye f;Ju5*j »* Lj j, <_g.il:> y^ *^y-j p* 

1476. Diem hasaktanhem de samandan aynldigi vakit hugdaydan riyasiz osur 
verirdi. 

^^ 



Slpr 3 " AHMED AVNl KONUK 

1477. Tin. olai^i, ondan da osiir verirdi, ekmek oluydi ondan dahi haskaca osiir 
verirdi. 

1478. 1/ier mahsulun osriinii ierk etmezdi, ekiigi seyden dort kere osiir verirdi. 

Ektigi ekinin ekmek oluncaya kadar gecjrdigi istihalatin her bir devresin- 
de 6§ur verirdi ki, onlar ba§ak, bugday, un ve ekmek devreleridir. Binaena- 
leyh dort kere rukaraya hasilatm onda birini verir idi. 

1479. O ddikanli kendi evladlannin hepsine her zaman fok vasiye&er ederdi. 

1480. CDerdi ki:) "Sakin ha, sakin ha. henden soma kendi hirsimzdan dola- 
[1480] , . . '. ' „ 

yi jukaramn hissesini esirgemeyiniz: 

Ya'ni, "Hirs-i nefsaninizden dolayi buhul ve imsak ederek fukaramn his- 
sesini ve hakkim esirgemeyiniz!" derdi. Bu beyt-i §erifte sure-i Mearic'de 
olan cj'J^b $}~X f>> j»- °r*yi J> 'jt&j Oj~'b '^uk J* '^ '&& 'JuJi ui (Me- 
aric 70/22-25) ya'ni "Cehennem'ate§inden mtistesna olan b kimselerdir ki, 
onlar namazlannda daimi olan musallilerdir; ve onlann mallannda sailler ve 
esbab-i mai§etten mahrum olan fakirlerin hakk-i ma'Iumu vardir." ayet-i ke- 
rimesine i§aret buyruluyor. 

1481. "Ta ki ekin ve meyveler size kalsm, Uiakk'm iaahnin penahinda sabit 
olsunl" 

Ya'ni, "Eger siz benim vasiyetlerimi tutup fukaramn hakk-i ma'lumunu 
verir iseniz Hakk'in emrine itaat etmis, olursunuz ve bu itaatimz sayesinde 
mahsulatimz bereket bulup faidesini gorursuniiz." 

1482. " CMahsulleri ve meyveleri, iahminsiz ve seksiz olarak, Uiak Teala hep 
gaybdan aondermistir ." 



MESNEVl-I §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

Ya'ni, "Bizlerce zuhur edecek mikdan mechul olan mahsulleri Hak Teala 
hazretleri, bize alem-i gaybdan ve mechulat aleminden gondermistir ki, bun- 
lann gayb aleminden geldigi siibhesizdir." 

1483. Byer irad mahallinde hir masraf eder sen, faide dergahulu, hir faide uze- 
rine ^ar-parsin. 

Ya'ni, alem-i tabiatta, her irad olan yerde bir de masraf olmak kaide-i umu- 
miyyedir. Mesela insan yer icer, fakat onun viicudunun sarfiyati olmazsa, 
hasta olup helak olur. Binaenaleyh irada mukabil masraf etmek faide edilecek 
olan bir buyiik kapidir. Irad mukabilinde masraf et ki, faide istihsal edesin! 

1484. Turk mahsuLiin ^unu iekrar iarlaya eker; zira meyvelerin ash odur. 

Burada "Tiirk'ten murad, Hz. Fir efendimiz zamaninda olan Selcuk Tiirk- 
leri'nin koyluleri ve rengberleridir, bu ma'na-yi husustye gore; ma'na-yi 
umumisi i'tibariyle her milletin ciftgilerine raci'dir. Ya'ni, giftgiler tarlalanndan 
aldiklan iradin ve mahsuliin bircogunu tohumluk olarak ayinp, tekrar tarla- 
ya ekerek sarf eder. Zira gelecek meyvelerin ve mahsuliin ash bu masraflar- 
dir. Bu beyt-i serif yukandaki kaidenin misalidir. 

L5 Sw l)jLj jji jj jjlju aS' ^^ ^j ^jy*- J j^" s-2~i, 

1485. CPek foflunu eker, ondan birazini yer. JLira onun nesv u nemasinda hir 
subnesi yoktur. 

Qiftgi elindeki mahsuliin gogunu tarlaya eker, ondan bir mikdanm yer ve 
mai§etine tahsis eder. Zira ektigi hububatm nesv ii nemasinda subhesi yok- 
tur, ondan hasilat alacagina emindir. 

1486. lurk ondan dolayi ziraat esnasinda elini silker; zira onun mahsulu de o 
yerien hasil olmustur. 

Turk giftgisi mahsul alacagina emin oldugu igin, ziraat esnasinda elindeki 
tohumluk hububati topraga silker; zira o silkeledigi mahsulu ve hububati da 
o topraktan hasil etmistir. 



AHMED AVNt KONUK 

OL>«~» j /olj {j? ij>- <j> OU j Ojljil a^jT ^ £jjf 

1487. Oiunduraci dahi ehmehten arhrdifli sey ile, hosele ve deri ve sahtiyan sa- 
tin ahr. 

1488. ^Der fei: H( 13eram uaiimin asdlan hunlar olmuslardir, nzik dahi hagi 
bunlardan afar." 

Kunduraci ekmeginden artirdigi parayi koseleye ve derive ve sahtiyana 
verip der ki: "Benim Iradimin asillan bunlardir. Binaenaleyh parami bunlara 
nasil sarf etmem ki, rizkimin kabugunun bagini ve kilidini bunlar agar." 

1489. $ubhesiz trad ona oradan gelmistir. JAiayi ve heremi dahi orada yapar. 

Ya'ni, kunduraciya irad subhesiz deriden ve sahtiyandan gelmistir; bina- 
enaleyh atayi ve keremi dahi o irada sebeb olan mahalde yapar, ya'ni mas- 
rafi da deri ve sahtiyan hakkinda yapar. 

^jJo j* Ob L^ jl (Jjjj J^»l ^ C— OjJ dl~>«— Jyj j>\ 

1490. ISu yer ve sahtiyan ancak perdedir. 'J^izhin aslini her nefeste Diu- 
da'dan hil! 

Qiftginin tarlasi ve kunduracinin sahtiyani, Hak Teala'mn atasimri perde- 
sidir ve hicabidir. Ey kiyaset sahibi, sen nzkin aslini her nefeste Hak'tan bil 
ki, o nzki Hak Teala sana her vakit bu perdeler arkasindan verir. 

J\y> x^> \j Jv j* Jojj, \s jlT Jm»I uyj o>) <sj&>. ^>yr 

1491. Uaktaki ekersin, asd olan hu zeminde eh, ta hi her hiri icin yiiz bin 
bitsin! 

"Asil olan zemin"den murad, tarik-i Hak'tir. Nitekim sure-i Bakara'da 
buyrulur: C- 'H &L jr j j,C '^ °c2S\ C- jLr Jji j~l/ j> J^ii^i 0^ '^.ui $* 
"tJs. "^.f, 'iff, *GJ Vj lipuJ iiTj (Bakara 2/261) Ya'ni '"Allah yolunda mallan- 
ni infak edenlerin misali bir habbe misali gibidir ki, yedi basak bitirir; her bir 
ba§akta yiiz habbe olur ve Allah Teala murad ettigi kimse igin bunu kat kat 
ziyade eder; ve Allah Tala vasi' ve alimdir." Ya'ni, ey kimse eger ekersen Hak 



MESNEVf-I SERfF SERHl / IX. CtVT * MESNEVf-5 • 

yolunda ek ve infak et ki, senin infak ettigin mal habbesinin mukabili olarak 
onun yiiz bin misli hasil olsun. 

1492. Huiayvm ki, tohumu, sebeb zannettijjin zemine ger$i ektin. 

Ya'ni tutalim ki, farz edelim ki, her ne kadar elindeki tohumu, nzkimn se- 
bebi zannettigin topraga ekdin ve bu hususta zahmet ve me§akkat gektin. 

^Jj j- 5 <-*£' ^ j *i^ j- 5 *^ Jf ij^ ^yz -^jy <1>I Jl** «-- j* 'Oy~ 

1493. iki u\ sew bitmezse, yalvarmaya ve Auaya el vurmaktan baska ne ya- 
varsin? 

ektigin tohum topraktan iki uc. sene bitmezse ve gikmazsa, Allah Teala 
hazretlerine yalvarmaga ve duaya baslamaktan baska ne yaparsin ve elinden 
baska ne gelir? 

1494. Uiuzur-i ilakide eli basa vuriun; el ve has onun nzik vermesine sakiMir. 

Ektigin tohum zamamnda cikmayinca, "Aman ya Rab, eger mahsuliim 
berbad olursa ag kalacagim, pertsan olacagim, sen inayet et!" diye huzur-i 
ilahtde elini basina vurup yalvanrsin. Iste o el, o bas Hak Teala hazretlerinin 
nzik verdigine sahid-i tabiidir. Zira senin bu vaziyetin sevk-i tabu ile vaki' 
olur. Fakir, tstanbul'da 311 senesinde vaki' olan btiyuk zelzelede bir mlin- 
kir-i uluhiyyetin: "Elhamdulillah, bir bina icmde idim, kazaya ugramaktan 
kurtuldum" dedigini isittim. Yaninda bulunan arkadasi, "A birader kime 
hamdediyorsun, Allah yoktur, dedigin halde §imdi ona hamdediyorsun" de- 
di. ahmak efendi'de, "Canim, ahsrimis. bir sozdiir" diye mukabele etti. He- 
pimiz de gulustuk: Bu, ah§maktan ziyade bir sevk-i tabiidir ki, o bigare o si- 
rada Hafiz-i hakiki Cenab-i Hak oldugunu i'tirafa mecbur kalmis idi. 

^-^y <ijj &\-kj*- Ijjl (%-» ^ il—jl (ijj Jstfl Jvol J>\-k. \j 

1495. U^ihayet bilirsin ki, rizkin aslimn asli variir. Uiaiia nzik isteyici daki 
onu isier. 

Boyle aciz kaldigin vakit akibet, nzkin ash, senin elindeki tohum ve top- 
rak degil bunlann varhklannin ash olan Hak Teala hazretleri oldugunu bilir- 



AHMED AVNl KONUK 

sin; hatta nzik isteyicinin dahi bu esbab perdelerinin arkasindan onu istedi- 
gini dahi anlarsm. 

f* j ^ J 1 yv y cijjl ,jr~- )y* j -*0 J 1 y*» y <y- J 1 <3jj 

1496. ^Rizki Diak'ian isle, £eul ve <S%mr'dan isteme! Sarkoslugu O'ndan is- 
te, esrardan ve sarahdan isieme! 

"Beng", ketenden ve kendir yapragindan yapilan esrardir. Mukeyyifattan 
olup insani sarho§ yapar. "Amr" ( Jr ^) kelimesindeki vav harfi "Omer" {^) 
den tefrik olunmak igin zaid olarak yazilmak kaidedendir. 

1497. tMiinimligi O'ndan iste, hazineden ve median degil! ^ariimi onian is- 
le, amcadan ve dayiian degilf 

"Ni'met vericilik" Hakk'in sifatidir. Binaenaleyh ni'meti ondan iste, hazi- 
neden ve maldan bekleme! Kezalik "yardim"i dahi Hak'tan iste, amca ve da- 
yidan ve sair taallukattan ve ahbab ve yarandan bekleme! Onlann cumlesi de 
senin gibi Hakk'in yardimma muhtactirlar. 

1498. iSnktbet hunlarian kalacaksin; agah ol, hu demde kimi ^agiracaksm? 

Ya'ni, olum geldigi vakit kimi gagiracak ve kimden istimdad edeceksin. 
Hak Teala'dan ba§ka senin imdadina yeti§en kim olur? 

1499. Ilu demde onu pajjir ve bakiyi birak, id ki sen miilk-i cihdmn varisi 
olasm! 

Mademki olum deminde, Hak'tan ba§ka istimdad edecek bir kimse yok- 
tur; binaenaleyh §imdi bu hayat-i diinyeviyye deminde de her bir ihtiyacm- 
da Hakk'i cagir ve ondan ba§kalanm ve baki kalan agyan birak! Eger boyle 
yaparsan, Hakk'in naibi olan bir insan-i kamil olup miilk-i cihanda miilk-i ci- 
hanin da varisi olursun. 

4* 1 CS ^y. >yy-\ 'SAi V^ 1 cy -^t-r^ jk ^yr 

1500. HJakiaki kisinin kardesinden kagnasi gele, $ocuk o gun babasindan kacar. 



MESNEVM §ERfF SERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Bu beyt-i serifte Abese sure-i serifesinde vaki' *Jj **ij v-i ^ t-A >- f > 
Jk,. ou iu y . '^L \ss s jkj aJ'j «^lVj (Abese 80/34-37) ya'ni "0 kiyamet gu- 
niinde ki§i karde'sj'nden've anasindan ve babasindan ve dostundan kacar. 
giinde onlardan her bir kimse kendisini igna eden bir §e'nde ve me§galededir." 
ayet-i kerfmesine i§aret buyrulur. Ya'ni, kiyamet giiniinde herkes kendi bas> 
mn derdiyle me§gQl olur ve higbir kimsenin birbirine bakacak mecali olmaz. 

1501. Ondan dolayi her dost o saaite diisman olur, zua o senin -putun ve yol- 



an mam in 



Mi. 



Ya'ni, hsykt-i diinyeviyyede, bir put gibi kendisine taptigin bir dostun, se- 
ni Hak yolundan men' ettigi igin, yevm-i kiyamette sen o dostunun diisma- 
m olursun ve ilu uiii U' JJ J4 Jkj C (Furkan 25/28) ya'ni "Kaski hayat-i 
diinyeviyyede falan kimseyi dost ittihaz etmese idim!" dersin. Nitekim diger 
bir ayet-i kerlmede 'o£}\ UJ "/ji <>J '^l£> £?. *uUOi (Zuhruf 43/67) ya'ni 
"Dostlar oradaki o giinde ba'zisi'ba'zisina d'iismandir, muttakller miistesna- 
dir!" buyrulur. 

1502. ~^iiz nakkasindan yux $evirdin, gxnki hir nakistan goniil iinsii buldun. 

Ey kimse, sen, senin yuziinii nak§ ve tasvir eden ve seni halkeden Hak 
Teala hazretlerinden gevirip, o yiizti ba§ka tarafta kullandin. Qiinki Hakk'in 
mahluku olan bir nakis. ve sureti sevip gonliin o suretle (insiyet hasil etti ve 
o suretin muhabbeti, Hak muhabbetine perde ve hicab oldu. 

1503. Scjer bu demde senin dostlann sana ziM olurlar ise ve senden donerler ve 
dusmanluja yiderlerse; 

-Li jjj*\ Xi C—ljs 1 - by *>J| -Li jjjjj ^» jjj d^J _jSo JjA 

1504. iSdflah ol, de hi: "Dsie benim guniim mubarek oldu. ^arin olacak sey, 
bufliin oldu 1 ." 

Yukanki beyit ile bu beyit bir ciimle tesMl ederler. Ya'ni, eger bu hayat-i 
diinyeviyyede senin ehl-i gafletten olup Hak'la miinasebeti bulunmayan 



AHMED AVNt KONUK 

dostlann sana ziddolur ve senden yiiz gevirip, diismanhk tarafina giderlerse 
sakin miiteessir olrna da de ki: "Oh ne iyi oldu. benim guniim, bugiin miiba- 
rek oldu! Yann kiyamet gununde olacak hal ve diismanhk bugiin oldu." 

1505. X( ~Bu saraym ehli, benim zidAim oliular; hatia kiyamet benim i$in pe$in 
olarak ayn oldu." 

"Bu fan! dunyamn hayatina aldamp ahval-i ahiretten gafil olan kimseler, 
ne iyi oldu da daha bu diinyada iken bana zid ve muhalif oldular ve benden 
alakalanni kestiler. Hatta gelecek zamanda olan kiyamet ahvali, simdi bana 
zahir oldu ve aynen vaki' oldu." 

1506. x Ondan ewel hi kenli vaktimi goturiirum, omrumii onlar ile nihayete ge- 
tiririm. 

Ya'ni, "Ne iyi oldu, bu hayat-i diinyeviyyedeki vaktimi, ehl-i diinya yii- 
ziinden zayi' etmezden ve omrumu onlann ihtilati ve muhabbeti ile gecirmez- 
den ewel, onlar benden alakalanni kestiler ve benim tarfk-i Hakk'a teveccii- 
hurnu gordiiklerinden dolayi benden sogudular." 

1507. n <IMayub olan meta'i satin almis id-im. <§ukur ki onun aybina erkenaen 



akif ol&\ 



urn'. 



I" 



Ya'ni, "Nakd-i halis olan muhabbetimi verip o ehl-i diinyamn ayipli ve 
kusurlu bir meta' olan musahabetlerini ve ihtilatlanm satin almis. idim. Ham- 
dolsun ki, onlann sohbetlerinin ve ihtilatlannin ayibma ve kusuruna erken- 
den ve hayat-i dunyeviyyede iken vakif oldum." 

1508. "Ondan ewel ki sermaye gitti, akibet mayub iisanya gelii." 

"§ukiirler olsun ki, o ayba, omrumiin sermayesi gitmezden ve sonunda 
ya'ni hayat-i uhreviyyede o aybimin meydana gikmasindan ewel muttali' 
oldum." 



MESNEVf-l §ERfF SERHi / IX. CtLT • MESNEVt-5 • 

k T -*< 'aJIT ^ »ita d\*- j JU S-!^ ^ *^j j** ^J J^ 4 

1509. "6y neseb sahibi, mal flitmi$, omnr gitmi$; ayiplanmi§ meta i$in mal ve 
can verdmi$ olurdu." 

{X$ ^ *j\y- <jy* ObLi iLi fOs^o ^ jj fib JU 

1510. £$yayi verir idim, hir kalv alhni alirdim; sevine sevine hane tarafina fli- 
derdim." 

Ya'ni, "Eger bu alis veri§in fesadina vakif olmasa idim, mal ve omriim bo- 
sa gitmis. ve ayipli ve kusurlu meta' icjn mal ve can vermis olurdum, alem-i 
ahirette refah ve saadet iktisabma sebeb olan niam-i ilahiyyeyi, hayat-i fani- 
ye ve ezvak-i vehmiyye ugruna feda etmi§ olurdum ve sonra da bir hayirh is 
gdrmiis gibi sevine sevine evime giderdim." 

1511. <§ukur hi, $vmdi hu halv olan alhn zahir oldu. Ondan evvel hi, omur zi- 
yade yecerdi." 

"Hakk'a siikiir olsun ki, bu alis veriste aldigim kalp altin nazanmda zahir 
oldu ve bu zuMr, bereket versin ki, omriim cok gecmeden evvel vaki' oldu!" 

1512. Sbede hadar hoynumda half kahr idi; hana amr'u zayi' etmek yazik 
olurdu." 

"Eger boyle vaktinde muteyakkiz olmasa idim, kalp altin mesabesinde 
olan ezvak ve huzuzat-i dunyeviyyenin ugursuzlugu ve asan, hayat-i ebe- 
diyye-i uhreviyyede boynumda kahr idi ve hayat-i diinyeviyyedeki firsati 
fevt edip omriimu zayi etmek dahi bana pek sayan-i teessiif bir hal olurdu!" 

1513. CMaiemhi onun halpligi pek erhen yuz goster&i; hinaenaleyh hen cabuh 
ondan ayacji fieri cekerim." 

. "Mademki inayet-i Hak ile bana bu ehl-i diinya muhabbetinin dostlugu- 
nun kalpligi daha diinyada iken pek erken zahir oldu, artik ben onlann ihti- 
latindan ve huzuzat-i diinyeviyyeden cabuk cabuk ayagimi gekerim." 



AHMED AVNl KONUK 

-Xjj il)jjri jl i^J-ij j Jiib>- / -Ui I.Lj ^i«-i.s 0_j^- jj ju 

1514. Uaktaki senin iostun iusmanlik peyda eder. Onun hikd ve haseiinin 
uyuzu iisanya vurur. 

Ya'ni, bu alemde bir kaide-i umumiyyedir ki, ehl-i nefs olan bir dostun Sa- 
na kar§i bir diismanlik peyda ettigi vakit, onun batininda gizli olan sifat-i nef- 
saniyyesinden kin ve hased duygulan sana kar§i zahir olmaga ba§lar ve bu 
sifatlar dahi onu ta'zlb etmege ba§lar. 

i /j> ObU j *b\ lj jU^jy>- jSO Oliil jl Js\jS>\ Oljl y 

1515. Sen onun o irazindan efgan etme, kendini ahmak ve cahil yapma! 

Ya'ni, ey kimse, eger boyle nefsani ve cismani adam senden yiiz gevirir- 
se, bu uyuzun senden kagmasindan dolayi muteessir olup figan etme! Eger 
muteessir olursan ahmak ve cahil olmus olursun. Zira uyuzdan senin ka?- 
man lazim gelirken, o senden kacarsa, bundan dolayi muteessir olmak ha- 
makat ve cehalet olur. 

o£ jl Jlj*- j> J^& *f . {/ J^~. OU j ^ j*. /s. *& 

1516. IZelki Diakk'a sukret ve ekmek hahset ki, onun cuvahnda eski olmaam. 

"Der cuval siiden", ya'ni "cuvalda olmak," hileden ve aldatmaktan kina- 
yedir (Bahar-i Acem). Ya'ni, ehl-i diinyamn i'razindan muteessir olma! Bel- 
ki Hakk'a sukret ve fukaraya ekmek tasadduk et ki, onlann hilesi ve mekri 
iginde cok vakit kahp eskimedin, gabuk uyandin. 

i_$x»j^ <5x*0 Jo ^y^j Ij (j-x*\ djj*> ijj J^yr jl 

1517. Sermedi olan saiik Aost or amah i$in, onun cuvalm&an gabuk iisanya 
fleliin. 

y <U* ^J^i j\ tSj\i ^lij y &j* jl Jjy iS <Sji (jyj ^ 

1518. 13 tr nazenin Host ki, senin biiimunden sonra onun iostlugunun iyilicji iic 
kat olur. 

"Nazenin dosf'tan murad, Hakk'a vasil olan insan-i kamildir. Ya'ni, sen 
ehl-i diinya olan ve zahirde miirsidlik da'vasi eden kimselerin hilesinde mah- 
bus idin. Onun ahval-i batine-i fasidesi nazannda zahir oldu. Bundan sonra 



MESNEVl-1 §ERfF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

miizevvir ve muddei kimselerin hileleri guvahna girme de, bir nazenin dost 
olan insan-i kamili bul ki, senin oliimtinden sonra da, alem-i berzahta ve 
yevm-i ba'sde ve bilcumle gegecegin mevtinlarda sana iyiligi dokunsun ve 
onun dostlugu iki iic. kat olsun! 

1519. ancak sah-i reft olan sultan ola, uahui seft olan sultamn makbulu 
ola! 

"§ah-i refi' olan sultan"dan murad, vahidii'z-zaman olan kutbii'l-aktab 
hazretleridir. Her bir asirda ahkam-i uluhiyyete mazhar olan ancak bu zat-i 
§eriftir ve o zat kalb-i Muhammedi iizeredir. Nitekim Hz. §eyh-i Ekber Fiitu- 
hat-i Mekkiyye'nin 330. babinda §6yle buyururlar: Vi o^s V n.i*Ji ^.Ui oi ^i 
oijVi j ^JVi ijj^ii j&u <_?Jui y. oUjJi o>.ij oi _, i^.u. oUjJi a^IjJ Ya'ni "Ma'lum ol- 
sun ki muhakkak miibayaa-i amme, hassaten ancak vahidii'z-zaman icin- 
dir ve muhakkak vahidii'z-zaman odur ki, ekvanda suret-i ilahiyye ile zahir 
olur." Abdullah Bosnevi hazretleri Fususu'l-Hikem §erhi'nm mukaddimesin- 
de buyurur ki: "0 makam-i ir§ad o kutbii'l-aktabm yediyle, veyahud onun 
emriyle o makama vasil hulefanin yedi ile miiyesserdir. Velakin onun terbi- 
yesinde nesv ii nema bulan, sair hulefanin terbiyesinde ne§v ii nema bulan 
gibi degildir. Zira ona isabet eden "ayn"a isabet eder ve saireye isabet eden 
"sifaf'a isabet eder. Ashab-i makamat olan arifin bu sirdan gafil olup bu 
mertebeye isabet etmeden halki da'vet ederler. Miir§id-i kamil olan kutb ta- 
rafindan me'mur olanlar mustesnadir." Bu izahata nazaran birinci beyitte ce- 
nab-i Pir efendimiz kutbii'l-aktaba ve ikinci beyitte de kutb tarafindan 
me'mur olan zat-i §erife i§aret buyrulur; ve bunun zimninda da ibadullahi 
kendi canib-i alilerine da'vete i§aret buyururlar. Zira zat-i §eriflerinin varis-i 
ekmel olduklan buraya kadar gecen izahatta muhtelif mahallerde beyan 
olunmus, idi. 

1520. Qenflelclen ve riydkarian ve hileien knriulAun; ecelien ewel aldaimasim 
[1520] , . i .. j.. 

atik. olarak gordun. 

"Kullab", kanca ve gengel; "degal", mekr ve title ve egrilik ma'nasma olup 
hilekar olan adama da ltlak olunur. "Garr", masdardir; aldatmak ma'nasina- 
dir {Akrebii'l-Mevarid). Ya'ni, ey kimse sukret ki, hayat-i dunyeviyyede iken 



AHMED AVNt K.ONUK 

dalalet gengelinden ve riyakar olan miiddei-i kazibden ve hileden kurtuldun. 
Olmezden evvel, yalanci mur§idin seni aldatmasmi agik olarak gordun ve ya- 
kayi siyirdin. 

1 52 1 . Scjer hilsen, cihanda hu halkm sana cefasi aizli alhn hazinesi geldi. 

1522. Dialki sana hoyle kotii huylu ederler. O^inayet nacar senin yuziinii o ta- 
rafa cevirirler. 

Bu fan! diinyada, ehl-i nefsin sana olan cefasi ve fena muameleleri, senin 
hakkinda gizli bir altin definesi mesabesindedir. Allah'in masivasi olan halka 
goniil vermemek igin halki sana kar§i kotii huylu ederler ve onlann bu fena 
huylanndan dolayi sen onlardan kacarsin. Binaenaleyh onlar, nihayet senin 
yuziinii garesiz Hak tarafina cevirmi§ olurlar. 

1523. Ilunu yakinen oil ki, sonunda onlann hepsi hasim ve diisman ve serkes- 
ler olurlar. 

Jb-I jl 0Ulj>- ij ^jjj ^ jj- jX>\ 0U» \j J:\S_ y 

1524. Sen kabirde JTlhad'dan v<r Beni ferd hirakma!" niyazim edict olarak fi- 
gan ile kahrsin. 

Beyt-i §enfte sure-i Enbiyada vaki' 'u$j°j>\ ^ cjf, \7j JjSz U Jj (Enbiya 
21/89) ya'ni "Ey Rabbim beni yalniz birakma ve sen varislerin hayirhsisin!" 
ayet-i kerimesine i§aret buyrulur. Bu ayet-i kerime Zekeriya (a.s.)in duasi 
olup Cenab-i Hak'tan evlad talebi uzerine vaki'dir; ve cenab-i Pir efendimiz 
burada, kabirde oliiniin lisamndan sudiiruna i§aret buyururlar. Vech-i miina- 
sebeti budur ki, evlad, babamn viicudundan peyda olur; ve oliiniin ameli da- 
hi, keza onun viicudundan sadir olur. Zekeriya (a.s.), "Ya Rab beni evlad ci- 
hetinden akim edip yalniz birakma!" demis oldugu gibi kabirdeki olii dahi "Ya 
Rab, beni amel cihetinden akim edip berzahta yalniz birakma, hayirh amel- 
lerimin suretlerini bana refik eyle!" demis. olur. 



<^p^ 



MESNEVf-t §ERfF SERHt / IX. CtLT • MESNEVf-5 • 

1525. By senin cefan, vefakarlann ahdinden iyi olan! ISaktUrin ahii dahi se- 
nin ihsdmndandir. 

Ey Rabb-i Celil, senin cefan, senin gaynn olan vefa edicilerin ahdinden ve 
onlan ahidleriyle kalblere bah§edecekleri safadan daha iyidir. Zira senin gay- 
nn olanlann yaptiklan ahid dahi senin lutuf ve ihsanindan zuhura gelir. Bu 
beyt-i serifte ^ °j? cl-j J^j 3 *Cit 'J* <* L-J ^ (A'raf 7/156) ya'ni "Be- 
nim azabim d'iledigim kimseye isabet eder; ve benim rahmetim her §eyi kap- 
lamistir." ayet-i kerimesine isaret buyrulur. Zira Hakk'in rahmeti her seyi 
kaplamis. olunca, o rahmet Hakk'in azabi isabet etmemis olan seyleri de kap- 
lamis. olur. Binaenaleyh bu nokta-i nazardan Hakk'in cefasi, ba§kalannm ve- 
fasindan daha iyi olur. Zira halkin vefasi izafi ve fanidir ve Hakk'in zimnin- 
da rahmet olan cefasi ise, rahmet-i bakiyeye mukarindir. 

1526. By anbar tutucu, ken&i akhndan isit, kendi hugdayim J/Ulah'm arzina 
ievii et! 

"Bugday"dan murad, her nevi' esbab-i maisettir. "Allah'in arzi"ndan mu- 
rad, Hakk'in muhtac olan kullandir. Ya'ni, ey kimse, akl-i maadimn nasihatini 
dinle, anbanna yigdigin esbab-i maiseti tavsiye-i ilahi mucibince muhtac olan- 
lara tevzi" etmek suretiyle, Allah'in arzina teslim et ki, (*j£i ^* & (L>x *£- j* 
(En'am, 6/160) ya'ni "Kim ki bir iyilik ile geldi ise, onun icin o iyiligin on mis- 
li vardir" ayet-i kerimesi mucibince semere-i nafia versin. 

1527. Ta ki hirsizdan ve hitten emin ola! $eytani kug.uk seyian ile $abuk ol- 
iur. 

"§upus", bugdayda hasil olan bit ve bocek. "Kiigiik §eytan"dan murad, 
atideki beyt-i §erif karinesiyle "fakr"dir. Ya'ni, elindeki esbab-i mai§eti 
muhtacine tevzi et ve fakir kalacagim diye korkma! §eytan seni fakr ile 
korkutup buhl ve imsake sevk eder. Sen dahi, "Ben Hak yolunda mahmi 
infak edip fakn ihtiyar edecegim!" de de, §eytani oldiir ve onun ilkaatini ib- 
talet! 



AHMED AVNl KONUK 

1528. Zua o seni her dem fakr clan korkutur; onu keklik qjbi aula, ey erkek fa- 
kir ku§u! 

Zira o §eytan *ii^i3i< ^'Xi "?& p^w 'dhls& (Bakara 2/268) ya'ni "§eytan 
size fakn va'd eder ve size fah§a ile emreder" ayet-i kerimesi mucibince sizi 
fakr ile korkutup Hak yolunda infaktan men' eder; ve bu fakr korkusu, §ey- 
tamn elinde bir vasita olup kiicuk §eytan mesabesinde bulunur. "Sakr", do- 
gan cinsinden gakir dedikleri bir kustur {Ahteri-i Kebif). Ya'ni, erkek cakir 
kusu mesabesinde bulunan salik, sen fakrdan korkma! Sen o fakn keklik gi- 
bi avla da bu kiiciik §eytan ile biiyuk §eytani oldur. §eytamn senin igin kul- 
landigi vasitayi, onun kafasina vur! 

1529. ^Kam-yar olan sultan-i azizin doganina ayib olur ki keklik onu $ikar ede! 

"Kam-yar", muradina maksuduna nail olan demektir ki, bundan murad, 
fenaflllah ve bekabillah mertebelerini ihraz ile Hakk'a vasil ve muradina na- 
il olan insan-i kamildir ki, bu zat sair efrad-i be§er iizerinde sultan-i azizdir. 
"Dogan"dan murad, boyle bir insan-i kamilin miiridi ve salikidir. Ya'ni, in- 
san-i kamilin dogam mesabesinde olan bir salik-i miicahide ayiptir ki, keklik 
mesabesinde olan §eytan onu vesvese-i fakr ile avlaya ve yolundan ahkoya! 

1530. \.ok vasiyet etti ve nasikat tohumu ekti. Qnlann zemini $orak olduyun- 
dan bir faide tutmadi. 

Bu beyt-i §erifte kissaya riicu' buyrulur. Ya'ni, bag sahibi, evladlanna fu- 
karanin hakki verilmek igin gok vasiyet etti ve onlann dimaglanna nasihat 
tohumunu ekti. Fakat onlann dimaglannin zemini gorak oldugundan bu to-' 
humlar ciiriidu ve asla mahsul vermedi. 

A^lj JjL ^yil \jS^ <upb \~p Syi \j j^vsU **?£ 

1531. Qer$i nasik i$in yiiz daiye olur. O^asihat hifz edict bir kulak lazimdu. 

"Daiye", kasd; "vaiye", hifz edici demektir. Nitekim el-Hakka sure-i §e- 
rifesinde Hak Teala buyurur: X+\ 3 oil (^c_, 'i/& ]j3 i^W (Hakka 69/12) 



MESNEVt-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

Ya'ni "Nuh (a.s.) kavminin helaki kissasim sizin igin nasihat ve ibret kil- 
dik ki, sizin hifz edici kulagimzda mahfuz olsun." Ya'ni nasihat edici kina- 
se igin, nasihatte bircok maksadlar olur. Fakat bu nasihatleri hifz edici ku- 
lak lazimdir. 

^ jki, ^ (jr 4 ^-^, j j 1 ^V J'-H ^M ■***. y 

1532. Sen ona yuz taltif ile nasihal verirsin. senin nasihatinden yan dzer. 

"Pehlu tehi kerden", uzaklik ihtiyar etmek ve bir §eyden perhiz ve ictinab 
eylemekden kinayedir (BurMn). Turkce'de, "yan cjzmek" bu ma'nalardan 
kinayedir. 

1533. 'Dinlemeyen hir kimse, inaddan ve-redden, yuz soyleyici kimseyi adz eder. 

j*=- j> &S~>* ^j *? >y. f J *^ t>y- J j**«A> Ul j 

1534. ^eygamberlerden daha nasihat edici ve daha kelami latif olan ne vahit 
olur ki, onlann nefesi ta§a te'sir etti? 

1535. seyden ki, day ve fa? ise geldiler, hedhahtlik hagi acilmif olmadi. 

"Bedbahf'tan murad, saki-i ezeli olan kimsedir. Ya'ni, daglara ve tasjara 
te'sir eden vahy-i ilahi ve peygamberlerin nasihatleri saki-i ezelinin kalbine 
te'sir etmedi ve onlann inkar dugumleri agilmadi. 



1536. Oyle goniiller ki, onlara hizlik ve benlik oldu; onlann sifah nr Bel eseddii 
kasveien!" oldu. 

"Ma ve men"den murad, enartiyet ve hodbinliktir. tkinci misra'da, sure-i 
Bakara'da olan u s'jt^Ji '^ of, V^U xii jt s^Jir 'Jj ddl jJJ Jl ,j^JS 'di '^ 
Jji C^ o* J^i U Q^ ob *uf^l, £>j 'jiiJ u'l^l. ofj ji^Sfi '«L '^ (Bakara 2/74) 
ya'ni "Ey yahudiler, maktulun ihyasindan sonra sizin kalbiniz tas gibi belki 
ta§tan daha galiz ve kati oldu. Muhakkak ta§m ba'zisindan irmaklar akar ve 
ba'zisindan yarihp gesme gibi su akar ve ba'zisi Allah korkusundan dagdan 
asagi iner" ayet-i kerimesine i§aret buyrulur. Ya'ni, o §akllerin goniilleri, 6y- 



AHMED AVNl KONUK 

le goniillerdir ki onlarda kendilerini begenip, baskalanm kugiik gormek duy- 
gusu koklesti. Binaenaleyh o sakilerin kalblerinin sifati, "Belki siddette tastan 
daha katidir!" hukmiine mazhar oldu. 



\J\^~ OULrf- ib dy^Jf C~~J C-jLli >-Jj»y jl djSk j j»- ciUaP *&l OL _p 

Onun beyamndadir ki Hakk'in atasi ve onun kudreti, kabiliyete 

mevkuf degildir. Halaikin atasi gibi ona kabiliyet lazimdir. Zira ata 

kadimdir ve kabiliyet hadistir. Ata Hakk'in sifatidir ve kabiliyet 

mahlukun sifatidir ve kadiiri hadise mevkuf olmaz ve yoksa 

hudus muhal olur 



Ma'lum olsun, ki ata-yi Hak; biri zati, digeri esmai olmak iizere iki ki- 
simdir. "Ata-yi zatiyye", zat-i ahadiyyette mahfi ve mustehlek olup zuhur 
talebinde bulunan sifat ve esmaya, Hakk'in kendi zatinda, kendi zati ile, 
kendi zatina tecellisi suretiyle, ilm-i ilahisinde viicud bahs etmesidir ki, bu- 
na "feyz-i akdes" derier; ve bu ata Hakk'in iktiza-yi zatisi oldugundan ilim 
mertebesinde peyda olan ve suver-i esmadan ibaret bulunan a'yan-i sabite 
igin kabiliyet sart degildir. Zira a'yan-i sabite Hakk'in niseb ve suunatimn 
suretieridir ve Hakk'in suunati ise, kendi viicudunun "ayn"idir ve Hakk'in 
viicuduyla beraber kadimdir. Binaenaleyh Hakk'in ata-yi zatisi kadim olur. 
Fakat vucud-i mutlak-i Hakk'in mertebe-i ilimden mertebe-i "ayn"a tenez- 
zulii ve mezahir-i kevniyye suretlerinde takayyudii, a'yan-i sabite hasebiy- 
le oldugundan ve alem-i kevnde her bir mazhara varid olan ataya, kendi 
ism-i hassinin isti'dadma gore bulundugundan, bu ataya-yi esmaiyyede 
kabiliyet §arttir; ve alem-i kevnde vaki' olan bu tecelliyat-i esmaiyyeye 
"feyz-i mukaddes" derier. Bu siirh-i serifte beyan buyrulan ata-yi Hak, ata- 
ya-yi esmaiyye degil, ataya-yi zatiyyedir. Bu ataya bahsi Fususu'1-Hi- 
kem'de Fass-i §isi'de tafsil buyrulmustur. 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 
C_~J i»^ C~1U \j j\ ib C—J-V (jUaP Jj 01 *»j^- 

1537. kaiUn ffiresi fcir iTttubdil' in aiasulir, onun atasmda kabiliyet §art de- 
gildir. 

Bu beyt-i §erifte ataya-yi [zatiyyejye isaret buyrulur. Zira ataya-yi za- 
tiyye, esmaya suver-i ilmiyye bahsmdan ibarettir; ve esmamn hassiyyeti 
kabil-i tebedduldiir. Fakat insanda bilciimle esmaya mazhariyyet isti'dadi 
oldugundan bu alem-i keseratta kendisinde bir ismin ahkami, muhitinin 
te'sirati ile galib gelmis. ve ayn-i sabitesinin tabi' oldugu ism-i hassin zuhur-i 
ahkamina mani' bulunmus. ise, anzi olan ismin galebesi, o ism-i hassin ga- 
lebesiyle tebeddiil edebilir. Mesela ayn-i sabitesi "Had!" isminin mazhan 
iken, bir kimse muhitinin te'sirati ile "Mudill" isminin te'siri altinda kalip, 
bu alem-i surette kendisinden kufur ve inkar ve fisk zuhur etse, bilahare 
onun*ism-i hassi olan "Had!" isminin galebesi vaki' olup kufur ve inkardan 
ve fisktan vazgecer ve mu'min ve salih olur. Ve keza bil'akis bir kimsenin 
ayn-i sabitesi "Mudill" isminin mazhan iken, muhitin te'sirati ile, "Had!" is- 
minin te'sirati altinda kalip kendisinden iman ve ikrar ve ibadat zahir olsa, 
bilahare onun ism-i hassi olan "Mudill" isminin galebesi vaki' olup zulmet-i 
kiifr ve inkara ve enva-i fiska meyleder. Binaenaleyh hidayete kabiliyet bir- 
gok kimselerin zannettigi gibi mutlaka a'mal-i salihaya muvazabet ve ve 
maasiden miicanebet degildir. Nice anadan dogma kafir vardir ki, Hakk'in 
hidayeti imdadlanna erismistir. Zira onlar hakkindaki ata-yi zati bunu icab 
ettirmistir; ve ataya-yi zatiyyede kabiliyet sart degildir. Bu mes'ele sirr-i ka- 
dere taalluk eden gayet ince ve gamiz bir mes'eledir. Ve sirr-i kader mechul 
oldugu igin, her bir ferdin emr-i ilahiye ittiba'i zaruridir. Aksi halde sekavet 
alameti olabilirler, neuzii billah! 

C~v-jj C~~J» C-Jbli j i_J ib C~" jl ib C-XU isj-i 4^L 

1538. 'Belki kabiliyetin ?arfi onun atastdu. <SAta ig, ve kabiliyet kabuktur. 

Ya'ni, onun atasi icin kabiliyet §art degildir. Belki kabiliyetin §arti O'nun 
ata-yi zatisidir. Zira "feyz-i akdes" denilen O'nun ata-yi zatisi isti'dad hase- 
biyle, a'yan-i sabiteye kabiliyet bah§ etmistir ki, "feyz-i mukaddes" denilen 
tecelliyat-i esmaiyye bu kabiliyet iizerine varid olur. Bu surette ata-yi zati ic, 
ve zat-i Hakk'in sirn; ve a'yan-i kevniyyenin kabiliyeti ise kabuk ve bu 
sirr-i zatin di§i olur. 

G $fS 3 



AHMED AVNl KONUK 

1539. llu ki, iIMusa'ya asa ydan olur, bir gunes g'i>i onun eli parlak olur. 

Ya'ni, eger sen ata-yi zatinin ic. ve a'yan-i kevniyyenin kabiliyeti kabuk gi- 
bi oldugunun misalini gormek istersen, i§te bin Musa (a.s.)in asasi ve yed-i 
beyzasidir ki, bir agag parcasryla yilamn ve et ile kemikten ibaret bulunan bir 
el ile ziyamn zahirde miinasebetleri olmadigi halde, asa yilan ve el dahi gu- 
ne§ gibi parlak oldu; zira o asanin ve elin icj ki, onlann ayn-i sabiteleridir, ata- 
yi zati bunlar hakkinda bu suretle varid oldu ve ata-yi zati varid olmak igin, 
bu agagtir ve bu eldir, bunlarda yilan ve ziya-pa§ olmaga kabiliyet yoktur.de- 
mez. Bir harika olmak iizere onlann kabuklan olan vucud-i kevnileri agildigi 
vakit, a'yan-i kevniyye nazannda onlann icj zahir olur. 

1540. U^eygamberlerin yiiz binlerce mu cizeleri variu ki, bizim zamirimize ve 
[1540] .. 

aklimiza sigmaz. 

Ya'ni, her §eyi sebebe bagh goren aklimizin ve zamirimizin almadigi yiiz 
binlerce mu'cizat-i enbiya dahi buna kiyas olunmak lazimdir. §u kadar var 
ki, o kabuklann agilip iglerinin gikmasi dahi, a'yan-i sabitelerinin iktizaatin- 
dandir; ve bu fevkaladelik dahi, Cenab-i Hakim-i mutlak hazretleri tarafin- 
dan, her kabugun igi oldugunu merhameten kullanna anlatmak ve zahirden 
batina da'vet etmek icmdir. 

1541. Gsbabian degild-ir, iarif-i DiudaAir; yoklara kabiliyet neredeiir? 

Ya'ni, peygamberlerden sadir olan mu'cizeler ve evliyadan zuhur eden ke- 
rametler birtakim sun sebeblerden na§i vaki' olmu§ degildir. Belki onlann 
hepsi Hak Teala hazretlerinin tasarrufu ile viicuda gelmistir. Zira "esbab" de- 
digimiz §ey dahi, vucud-i Hakk'in niseb ve izafatidir; ve niseb ise umur-i ade- 
miyyedendir. Vucud-i halk dedigimiz, mezahir-i alemin hey'et-i mecmuasi, 
vucud-i izafiden ibaret olunca, o anzi ve ademi olan §eylere kabiliyet nereden 
gelir; belki onlann kabiliyetlerinin §arti ata-yi zatidendir. 

1542. DCabillik eger Oiakk'in fiilinin sarti olayii; higbir yok, varliga gelmez&i. 



MESNEVl-I §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

Ya'ni, eger Hakk'in fiili zuhura gelmek igin kabiliyet §art olsa idi; zat-i 
ahadiyyette mahfi olan niseb ve §uunat-i ilahiyyenin higbirisi vucuda gel- 
mezdi. Zira Hakk'in §uunat-i esmaiyyesi ile zuhuru, kadim olan zatmm muk- 
tezasidir ve bu zuhur igin kabiliyet §art degildir. Qunki kabiliyet sebebdir ve 
Hakk'in vucud-i mutlaki ve onun iktizasi olarak, onda miindemig olan niseb, 
higbir sebeb tahtinda mevcud olmus, degildir. 

1543. ^Taliblere, bu mavi perdenin altmda, bir adet ve sebebler ve yollar koydu. 

Ya'ni, Hak Teala hazretleri, bu ilm-i his ve §ehadette talib-i Hak olanla- 
ra bir adet ve esbab ve yol vaz'etti. Binaenaleyh ata-yi ilahi taliblere, bu 
alem-i §ehadetin adeti lizere, birtakim sebebler vasitasiyle bir tarik-i mah- 
sustan gelir. Mesela bir kimse elindeki kayisi gekirdeginden kayisi husulu- 
nii mUrad etse, evvela onu topraga gommeli, ba'dehu sulamah, sonra da se- 
nelerin gegmesini beklemelidir. Zira bu mavi renkte olan kubbe-i sema per- 
desi altindaki diinyanin adeti budur; ve bu ata, ata-yi zati degil, ata-yi es- 
maidir; ve ata-yi ilahi, birtakim hizmet-i esmamn hizmeti ile vaki' olur; ve 
suver-i alemden her bir suret bir ismin mazhandir; ve bir isjn goriilmesine, 
bu sifatlardan birinin veya birkagimn hizmeti onlann mazhar olduklan es- 
mamn hizmeti olur. 

j_j-i c~u* JjU- csjJi »li ijj c_^~) j> Jl_^>-I j£~> 

1544. Diallerin en $ojju adet iizere aider; ba'zan kudret adeti yirtici olur. 

Iste diinyanin ekser ahvali boyle adet iizerine caridir. Fakat ba'zan 
Hakk'in kudreti bu adeti yirtiverir. Mesela buzun viicudu igin su, suyun vii- 
cudu igin buhar, buhann viicudu igin hava lazimdir. Bunlar ala-meratibihim 
yekdigerinin viiciiduna sebebdir ve hava bu istihalati gegirdikten sonra buz 
olur. Adet-i tabiiyye budur. Hak buzun viicudu igin bu tariki vaz'etti. Fakat 
bir nebiyy-i zi§an mu'cize ve onun varisi bulunan bir veliyy-i kamil kera- 
met olmak iizere yed-i miibarekini havaya uzatip bir buz parcasim istihsal 
edebilir. Zira onlar sifat-i be§eriyyelerinden fani olup Hak'la baki olmus. ol- 
duklanndan, onlann kudret ve fiilleri Hakk'in kudreti ve fiilidir; ve kudret-i 
Hak ba'zan adeti yirtar ve bozar. Boyle harikulade ahval zuhura gelir. Ce- 
nab-i Mevlana efendimiz FihiMa HMerinin 16. fashnda da §6yle buyurur- 
lar: "insanlann nazan esbabadir ve isjeri o esbabdan bilirler; onun igin mii- 



AHMED AVNl KONUK 

sebbibi gdrmezler ve bilmezler. Amma evliya indinde esbabin hicabdan zi- 
yade bir §ey olmadigi meksuf olmu§tur. Bu ona benzer ki, bir kimse perde 
arkasindan soyler ve perde soz soyliiyor zannederler ve perdede bir i§ ol- 
mayip hicab oldugunu bilmezler. Vaktaki mutekellim olan kimse perdeden 
disanya gikar perdenin bahane oldugu ma'lum olur. Evliya-yi Hak esbab 
haricinde menkusen zahir olan birtakim isteri gordiiler. Nitekim dagdan na- 
ka gikti ve Musa (a.s.)in asasi bir buyiik yilan oldu ve bir mermerden iki pi- 
nar akti; ve keza Mustafa (s.a.v.), ayi aletsiz bir isaret ile yardi; ve Adem 
(a.s.) babasiz ve anasiz, Isa (a.s.) babasiz vucuda geldi; ve Ibrahim (a.s.) 
igin atesten giil ve gulistan peyda oldu; ve ila-ma-la-nihaye boyle §eyler va- 
ki' oldu." 

1545. iKaideyi ve adeti zevk ile koymustur. Sorira adeti yutmayi mucize yaptu 

Ya'ni, Hak Teala kavanin-i tabiiyyeyi ve adeti, latif ve mumtezic bir hal- 
de vaz'etmistir. Ba'dehu bu alem-i tabiatin kavaid-i miiteselsilesi ve adat-i 
cariye haricinde, baska alemler mevcud oldugunu izhar icjn, peygamberlerin 
mu'cizelerini bu adeti yirtici olarak vermistir. 

C~~; J jj~ <^, J^ J 1 ^J^ C— s5 Jj^ r U jp / ^^ j, 

1546. 6|er izzet sebebsiz hize mevsul deijil ise, kudret sebebin azlinden mazul 
degildir. 

'"izz" {y-), izzet; "azl" ayirmak demektir. Ya'ni, bu dunyada izzet ve 
ni'met dahi bize adet tariki uzere birtakim sebebler vasitasiyla gelir. Fakat za- 
hirde izzet ve ni'mete vasita olabilecek sebeblerin viicudu bize vasil olmamis 
olsa bile, sebebin aynlmasi ve zail olmasi hasebiyle, kudret-i ilahinin dahi 
sebebler ile beraber zail oldugunu zannetme! MademkL- musebbib olan 
Hakk'in kudreti ma'zul ve zail degildir; O'nun diger esmasi yediyle sana ata- 
yi ilahi gelir. musebbib olan Hak Teala hazretleri, ezelde her neyi kaza et- 
mi§ ise, meydanda musebbib goriinmese bile, kudret-i Hak, mutlak sebeb- 
leri izhar eder. 

1547. By sebebin giriftan disanya ugna, fakat miisebhibin azline zan tutma! 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

Ya'ni, bu dunyada esbaba. giriftar ve esir olan kimse, bu miimtezic ve 
muteselsil olan esbab haricine gikma, ataya-yi ilahiyyeyi kaideten ve adeten 
esbaba tesebbiis suretiyle taleb et! Zira bu diinya esbab alemidir. Nitekim 
§eyh-i Ekber Muhyiddin Arabi (k.s.) hazretleri Fususu'l Hikem'de Fass-i 
Musevi'de §6yle buyururlar: U^*si oitii ou^/i oV i$LW J\ J~- V vW-^ 1 <^».' 
Ya'ni "Zira muhakkak esbabin ta'tiline yol yoktur, cunki a'yan-i sabite o se- 
bebleri iktiza etti." Fakat esbaba tesebbiis ile beraber o miisebbibu'l-esbab 
olan Hak Teala hazretlerinin bu sebebler ile mukayyed oldugunu da zannet- 
me! Kudret-i ilahiyye ba'zan bu sebebleri de kaldinverir. 

Jji ji l$~~* jljsw OjOJ ljj\ i-~^~> 01 X»\y>- 4^- jA 

1548. O musebbtb her neyi isier ise getirir. OCudrei-i mutlaka, sebebleri yxriar. 

miisebbibu'l-esbab olan Hak Teala hazretleri *uJ u j^X (Al-i Imran 
3/40) ve 1J u '^>i (Maide 5/1) ya'ni "Diledigi seyi isjer" ve "Murad ettigi 
seye de hiikmeder" ayet-i kerime[leri] mucibince her neyi isterse, alem-i zu- 
hura getirir ve onun kudret-i mutlakasi, higbir kayd ile mukayyed olmadigin- 
dan sebebleri yirtar. 

1549. Jakat hir ialxb murad isiemeyi hilrrwk icin, ekseriya nefaai sebeb uzeri- 
ne surer. 

"Nefad", tukenmek ve fani olmak (Ramus). Ya'ni, Hak Teala hazretleri, 
herhangi bir kulunun muradi ve nail olmak istedigi §ey ne ise, onu istemek 
yolunu bilmek icin bitmis ve elinde kalmamis olan §eyi sebebe baglamis. ve 
sebeb uzerine surmu§tur. Mesela parasi biten kimse, para kazanmak esbabi 
olmasa, ne suretle parayi kazanacagini bilmez idi; ve keza doymak icin bir 
sebeb olan gidayi Hak Teala vaz' etmemis. olsa, acikan kimse ne yapacagini 
bilemez idi. Bu alemde her maksadin ve her muradin husuliine sebeb mev- 
cud oldugu igin, sahib-i mUrad olan talib o sebeb-i miinasibe yapisir ve mak- 
sudunu o sebeb kapisindan elde eder. 

1550. Sebeb olmodigi vakit, isieyen ne yolu arasin? Hiinaenaleyh sebeb hulup 
da zahir olmak. lazimdir. 



c $p? 



AHMED AVNI KONUK 

Bir talib muradim tahsil icin yapi§acagi bir sebeb olmasa, hangi yola sii- 
luk edecegini bilemez. Binaenaleyh her matlubun husulune hadim bir sebeb 
lazimdir. 

1551. liu sebebler nazarlar iizerinde perdedirler; zira her didar onun sun una 
layik degildir. 

"Didar", burada "goriicii" ma'nasinadir. Ya'ni, zahir olan sebebler, zahir 
goriicu olanlann nazannda perdedirler. Zira her goriicii Hakk'in sun'unu ve 
fiilini gormege layik degildir. Cenab-i Pir efendimiz Flhi Ma fift'lerinin 62. 
fashnda §6yle buyururlar: 

"Esbabin kaffesi dest-i kudret-i Hak'ta bir kalem gibidir; muharrik ve mu- 
harrir Hak'tir. istemedikge kalem hareket etmez. Sjmdi sen kaleme nazar 
edip "Bu kaleme bir el lazimdir" dersin, kalemi goriip eli tahattur edersin. Fa- 
kat onlar daima eli goriip "Bu ele bir kalem de lazimdir" derler. Belki elin gii- 
zelliginin mutalaasindan dolayi kalemin miitalaasina liizum gormezler ve 
"Boyle bir el kalemsiz olmaz!" derler. Bir mahalde ki, kalemin lezzet-i tema- 
§asi sebebiyle senin igin elin temasasi kaydi yoktur. elin lezzet-i tema§asi 
sebebiyle, onlar icin nasil tema§a-yi kalem kaydi olur? Sen arpa ekmeginde 
lezzet buldugun cihetle bugday ekmegi hatmna bile gelmiyor.Hic, onlar bug- 
day ekmegi varken arpa ekmegini yad ederler mi? Senin icin zemine zevk 
bahseden asumana meylin yoktur. Halbuki mahall-i zevk asumandir ve yer- 
yiizii, hayati asumandan ahz eyler. Ehl-i asuman hie. yeryiiziinii yad ederler 
mi? Sen smdi hosluklan esbabdan gorme ve o ma'nalar esbab icinde miiste- 
ardir; zira Darr ve Nafi' Hak'tir. Mademki darr ve nef Hak'tandir, o halde ni- 
gin esbaba yapi§mi§ kalmi§sin?" 

j>. j £* J 1 -^ j. b s-^>- Ij {/ £}->^ ^~>" ^ "^ 

1552. Sebeb delici bir aoz lazimdir; ia ki hicablari kokunden ve dibinden ko- 
■parsm! 

Ya'ni, esbab perdelerini delip, onun arkasinda gizli olan miisebbibi gorii- 
cu keskin bir goz lazimdir, ta ki hicablan kokiinden ve dibinden koparsin! 

d^i j ^jLS\ j J^>- _ub ejy. l)ISC V jJJl Aio i_~~~* ^ 

1553. Ta ki la-mekanda miisebbibi gorsiin, say ve kazanflari ve diihkani her- 
ze bilsin! 



*#%& 



MESNEVt-t §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVf-5 • 

Ya'ni, vucud-i mutlak-i Hakk'm bi-hasebi'1-esma, takayyudiinden ibaret 
bulunan bu mezahirin ve bu esbabin vucud-i izafllerini delip de, mekan ile 
muttasif bulunan alem-i cismaniyyet haricinde, la-mekanda o miisebbib olan 
o vucud-i vahid-i hakikiyi gorecek ve binaenaleyh mesaiyi ve sebebleri ve 
dukkam, ya'ni iizerinde adet ve kavaid-i tabiiyye can olan cismaniyet alemi- 
ni fan! ve bo§ mii§ahede edecek ve bilecek goz lazimdir. "Eksab", "kesb"in 
cem'idir, "kazanclar" demektir. 

1554. Dier hayu ve §er <J\lusebhib'ten eri$ir. By baba, esbab ve vesdit degiliir. 

1555. Qaflet devri birka$ vakit kalmak vein, yolun iizerinde miinakid bir ha- 
yalden gayri! 

Yukanki beytin ikinci misra'i bu beyte merbuttur. Binaenaleyh bu beyit o 
misra' ile bir ciimle-i tam te§kil eder. Ya'ni, "Her hayir ve §er Miisebbib'den 
eri§ir. Ey baba, esbab ve vesait, gaflet devri birkag vakit kalmak igin yolun 
iizerinde miin'akid bir hayalden ba§ka bir sey degildir!" demek olur. 



jji *£ x>\ OjLil \j ^*>\j>?r & r%-& <is- ^il ~~s~ c~il>- <_$IJ&I ji 

Adem (a.s.)in cisminin hilkati hakkmdadir ki, CebraiPe "Git 

yeryiiziinden bir avug toprak al!" ve diger bir rivayette "Her 

nevahiden bir avug toprak al!" diye isaret kildi 



Bu surh-i serifte Mesabih te olan su hadis-i §erife isaret buyrulur: *u\ oi 
zy^h J^^b j^^ ] r^" o*j^ j^ J* r^i^ '^ J°^ cr* cy U^j *•>?» o* f jl J** 1 
s-JJij <lJ-\j o>ij j*Ji di» ox i >-Vi_, Ya'ni "Muhakkak Allah Teala Adem'i,- 
cemi'-i arzdan aldigi bir avug topraktan yaratti. Binaenaleyh beni-Adem o arz 



AHMED AVNi KONUK 

kaderi iizerine geldi. Onlardan ba'zisi kirmizi ve ba'zisi beyaz, ba'zisi siyah, 
ba'zisi sari ve bu elvan arasindadir; ve ba'zisi yumu§ak ve ba'zisi galiz, ba'zi- 
si habis, ba'zisi temizdir." Bu surh-i §erifin, III. cildln 3887 ve IV. cildin 3622 
numarali beyitlerini ta'kib eden ebyat-i §erife ile irtibati vardir. 

jt> j j^ *>tal (_$\ji jl jJu> jU«jI <z~~>\j>- fJUs &>y? 

1556. Uaktaki Sam, hayn ve §erri imiihan i$in be$erin icadim mural etti. 

1557. Sulk Cebrail' ine buyurdu ki: *£}it yeryuziinden rehin olarak bir avuc 
iovrak all" 

"Girev", "rehn" ta'biriyle cism-i beserin ecza-yi arziyyeden olup oldukten 
sonra o eczanin arza iade olacagma isaret buyrulur. "Cebrail-i sidk", sidk sa- 
hibi olan Cebrail demektir. 

CoiUJ\ ^j y\ jjlif l; jyj ^ -^ j ^ — >. ^W* j 1 

1558. O mabbul-aleminin emrini ifa etmek vein, bel bagladi ve yeryuzune ka- 
dar geldi. 

"Bel baglamak", hizmete miiheyya ve hazir olmakdan kinayedir. 

1559. O mu'iemir olan elini arz iarafina aoiurdu, arz hendini $ekti ve korku- 
cu oldu. 

"Mu'temir", emir alici; ve "hazir", korkucu ma'nalannadir. Ya'ni, Hak'tan 
emir alia olan Hz. Cebrail (a.s.), Adem'in cesedi icin toprak almak iizere ar- 
za elini uzatti; arz, eczasini vermekten imtina' etti ve korkucu oldu. Malum 
olsun ki, sirasi diistukge muhtelif mahallerde de izah olundugu iizere "me- 
lek", "kuwet ve siddet" ma'nasinadir. Ef'al, kuwet ile tezahiir edeceginden, 
ef'al-i ilahiyye dahi melaike-i kiram ile zahir olur. Kuva-yi ilahiyyenin ismi, 
lisan-i enbiya (aleyhimusselam)da "melaike"dir. Uluhiyetin alem-i anasin 
muhit olan dort kuvve-i kiilliyyesi vardir ki, onlara lisan-i §eriatta Cebrail, 
Mikail, israfil ve Azrail (aleyhimii's-selam) tesmiye olunur. Bunlara tabi' 
olan melaikenin haddi ve hesabi yoktur. Melaike, alem-i his ve §ehadette, e§- 
has-i kesife gibi goriinmezler, zira ervahtir. Alem-i hayalde suver-i muhteli- 



(pK^ MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / IX. CtLT • MESNEVl-5 • 

feye mutemessilen me§hud olurlar. Gerek hadis-i §erifte ve gerek Mesnevi-i 
§erif te birtakim maani-i dakika lisan-i zahir ile tefhim buyrulmustur. Avam 
lisan-i zahir ile iktifa eder ve havas bu lisan-i zahirin zimninda mermuz olan 
maani-i dakikayi anlar. 

1560. CAiuteakiben arz Ailini agii ve yalvarii; dedi ki: v Jerd olan Uiallak in 
hahki igin!" 

J^-J ^f ^ Cf J 1 V 1 * JJ J^i f\*r Jji J £ u* ^j 

1561. X( ~Beni ierk ei ve git ve cammi bagifla! Qit heyaz aim dizginini benden 
$evir! 

"Hink", beyaz ma'nasinadir, hususiyle siyahhga mail olan ata derler ki, 
"kir at" demek olur. "Rah§", beyaz ve kizil renk kansik olan ata derler; ve 
Iran pehlivanlanndan Riistem'in ati bu renkte oldugundan ona "Rah§" derler 
idi; ve mecazen her ata da "rah§" derler (Ru§di.ve BurMn). Burada "hink-i 
rah§" "beyaz at" demek olur. Ya'ni, arz eczasini vermemek icjn Hz. Cibril'e 
and verip dedi ki, beni: "Birak ve cammi bagi§la; git beyaz ve saf olan hayat 
atinin dizginini benden gevir!" Ma'lum olsun ki, cism-i Adem, unsuriyyat-i 
arzin mecmu'unu cami' olan bir hulasadir; ve o hulasa cem'iyyet-i esmaiy- 
yeden ibaret olan suret-i ilahiyyeyi ve emanet-i rabbaniyyeyi kabul ve ham- 
le miistaidd oldu. Bu hususu miidrik olmayan tabiiyyun, tefekkiiriin ancak 
dimag-i ademinin azot ve karbon ve fosfor gibi birtakim mevadd zerrelerinin 
tevazzu'-i hassindan mutevellid oldugunu beyan ile ma'nayi inkarlan, vii- 
cud-i hakikinin, azot ve karbon gibi unsuriyat perdesi altindaki taayyiin-i 
mahsustan ibaret olan bu tevazzu'-i hassin ne demek oldugunu bilmemele- 
rinden mutevelliddir. Binaenaleyh cism-i Adem arzm hulasasi ve cam mesa- 
besinde oldugundan beyt-i serifte "Cammi bagisja!" buyrulmustur. 

ji* j^ ^y J*. ^ j& J 3 *- j i-M^ (ji^zSliS ji 

1562. x ^Allak tfin beni birak, teklif ve haiar ke§ake$lerine gotiirme!" 

"Kesakes", iztirab-i derun, keder ve gussa demektir. Ya'ni, "Ey Hz. Cibril, 
benden alacagin benim ziibdem ve hulasam, j^fos of>ulji Ji sJudi uV^ ui 
0C4S1 Q^-'j (^ 'jkiiAj QU^ oi jL'u jCJfj (Ahz'ab,33/72) ya'ni "Biz emaneti 
goklere ve arza ve daglara arz ettik, bnu yuklenmekten iba ettiler ve ondan 

^^ 

c $p 3 



AHMED AVNl KONUK 

korktular; onu insan ytiklendi." ayet-i kerfmesi mucibince teklif-i ilahiyi ve 
emanet-i rabbaniyi kabule mustaidd olacagmdan, "Allah icin beni btrak, be- 
ni cism-i adem sekline koyup teklif-i ilahi ve bu teklif-i ilahiyi icra edememek 
tehlikesi lztirabi ve gamma goturme!" 

Jj.0} £ C J fte y j if Ojjf J c~b~ £ J^ tfjH 

1563. hir lutuf i$in hi, Utah seni ihtiyar etti; senin iizerine levh-i hull il- 
mini zahir kdii." 

"Levh-i kiiH"den murad, levh-i mahfuzdur. Malum olsun ki, "Elvah dort- 
tiir. 1- Mahv ve isbat iizerine olan kaza-i sabiktir ve o akl-i ewel levhidir. 2- 
Kader levhidir; ya'ni nefs-i natika-i kulliyyedir ki, onda birinci levhin kiilli- 
yati tafsil olunur ve zuhuru, sebeblerine ta'lik olunur ve ona "levh-i mahfuz" 
tesmiye olunur. 3- Nefs-i ciiz'iyye-i semaviyye levhidir ki, onda alemde olan 
her bir sey §ekli ve hey'eti ve mikdan ile miintakis olur ve ona "sema-i diin- 
ya" derler ve o hayal-i alem mesabesindedir. Nitekim birinci levh onun ruhu 
ve ikinci levh kalbi mesabesindedir. 4- Levh-i heyuladir ki, alem-i §ehadette- 
ki suretleri kabul edicidir." (Ta'rifat-i Seyyid den Lerciime). Bu dorduncu lev- 
ha lisan-i fende "esir" diye bilinir. Ya'ni, arz Hz. Cibril'e and verip yine dedi 
ki: "Hak Teala hazretlerinin sana olan o lutfu igin bana dokunma! lutuf da- 
hi budur ki, Hak Teala seni sair melaike arasindan secjp levh-i mahfuzda 
miinderic olan ahkam-i ilahiyyesine seni vakif kildi." 

1564. " Dialia melaiheye mnallim geUin, daima Diak ile tekellum eiici olclun." 

Ya'ni, "0 lutf-i ilahi neticesi olarak, sen kuva-yi ilahiyyenin mezahiri olan 
melaikeye muallim oldun ve daima Hak ile tekellum edici oldun." Ma'lumdur 
ki, vucud-i mutlak-i Hak kayyum-i alemdir ve Hz. Cibril akl-i evvelin maz- 
handir. Vticud-i be§erdeki kuvve-i akliyye ruhtan emir telakki edip harfsiz ve 
savtsiz konu§tugu gibi, akl-i evvelin mazhan olan Cibril (a.s.) dahi, Hak'tan 
telakki eyledigi maaniyi a'za mesabesinde olan alem-i surete indirir. Nitekim 
akl-i be§er ruhundan aldigi ma'nayi kendi sureti olan cisimde izhar eder. Bi- 
naenaleyh viicud-i be§erdeki sair kuvanin muallimi, kuwe-i akliyyesidir. Bu 
miinasebetle cenab-i Pir efendimiz bu cildin 317 numarah beytinin ba§inda- 
ki surh-i §erifte akli Cibril'e te§bih buyurmushr idi ve orada lazim gelen iza- 
hat dahi gegti. 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl*5 • 

l)Jj Ji (ji^-j OW £j\?~ y" O-U ^j*- W^ js**" *^ 

1565. Oyle hi peygamberlerin elcisi olacahsm; sen vahye mensub olan canin 
hayatisin, bedenin degil!" 

Ya'ni, arz Hz. Cibril'e hitaben dedi: "Sen oyle muallimsin ki, atide benden 
zuhur edecek olan beni-adem peygamberlerine Hak Teala hazretlerinin elgisi 
olacaksm. Zira sen vahye mensub olan ruh-i insaninin hayatisin ve onlara 
ilm-i lediin getirirsin; ve ruh-i insaninin hayati ise bu ilim iledir. Bedenin ve 
cismin hayati zerrat-i unsuriyyedendir ve bu hayati getiren sen degilsin!" 

OU- &\ y Sy Ji oU>- £ Olj iy cJL>i C-Lil^ y 

1566. Dsrajil uzerine faz&et sana ondan dolayi oliu hi, o cismin hayatidir, 
sen canin hayatisin." 

Ya'ni, "Ey Cebrail (a.s.) , sen israfil (a.s.) uzerine ondan dolayi efdal oldun 
ki, cenab-i Israfil cismin hayatidir, sen ise canin hayatisin. Ma'lumdur ki Is- 
rafil (a.s.), her bir suretin kendi nev'ine has olan hayati "suru ile" nefh eder. 
Ve flkrin mukaddemat-i kaza ile intac-i yakln etmesi dahi begerde cenab-i 1s- 
rafil'in te'siratindan bir vech ile vaki' olur. tmdi nefh-i hayata me'mur o ka-. 
dar melaike (kuwet) vardir ki hesab ve adede sigmaz ve ciimlesi Hz. tsra- 
fil'in idaresi tahtindadir. 

1567. Onun surunun sesi cisimlerin nes'eti olur, senin nefhin yehta olan hal- 
bin nesviiir." 

"Hz. israfil'in surunun sesi cisimlerin nes/eti ve zuhuru olur. Ey Hz. Cib- 
ril, senin nefhin ve ufurmen ise, alemde ferd ve yekta olan insan-i kamil kal- 
binin nesv ii nemasi olur." 

iy Js2>l» y ib ,j5obj (j-o iy Ji ol> J! 0U- 0U- 

1568. Senin caninin cani halbin hayati olur. Ilinaenaleyh senin aian, onun 
atasindan fazd olur." 

"Tenin cam"ndan murad, ruh-i hayvanidir; ve "bu canin cam"ndan mu- 
rad, ruh-i insamdir. Ya'ni, "Ey Hz. Cebrail, ruh-i hayvaninin cam olan ruh-i 
insani kalbin hayati olur ve senin ilm-i lediin ilka etmen ruh-i insani vasita- 
siyla oldugu igin, elbette bu ruh bu ilm-i lediin ile kalbin hayati olur. Israfil 



AHMED AVNl KONUK 

(a.s.) ise, tenin hayati olan ruh-i hayvaniyi bahs. eder. Binaenaleyh senin 
atari elbet onun atasindan fazil ve daha ziyade olur." Malum olsun ki, Ceb- 
rail (a.s.) hazain-i gayb-i ilahide olan maani-yi hafiyyeyi alem-i surete isal ve 
ifaza eder. Binaenaleyh her ferdin kalbine alem-i gaybdan derecelerine gore 
nazil olan ma'nayi kuwe-i natika vasitasiyla harf ve savt ile ve batindan ha- 
ber verip meydana gikarmasi vucuh-i Cibril'den bir vechin te'siri ile vaki' olur. 

1569. uW&uvSl ienin nzkini da verir, senin sa'yin rusen kalbin nzkini verir." 

Ya'ni, "Mikail (a.s.)in diger bir vazifesi dahi, cismin nzkini vermektir. Bi- 
naenaleyh onun sa'yi ve hizmeti surete ve ecsama olur; ve senin sa'y ve hiz- 
metin ise, ru§en bir kalbin zevki olan ilm-i ledunnu verir. Binaenaleyh senin 
sa'yin ervaha olur." 

1570. "O keyl vergisi ile etegini doliurmustur, senin nzkinin vergisi keyle 
sigmaz." 

"Keyl", hububati kile ile olcmek ve "kile" ma'nasinadir. Ya'ni, "Hz. tsra- 
fll'in vergisi kile ile ve olgu iledir. etegini boyle bir vergi ve ata ile doldur- 
mu§tur. Senin vergin nzk-i ma'nevi oldugundan, o vergi ve ata ecsam ve 
maddiyata sigmaz." 



1571. "Sen rahmetin gazabi gepnesi glbi, kahirli, helakli olan JAzrau"den da- 
hi iyisin!" 

"Atab", helak ma'nasinadir. Ba'zi nushalarda "atab" (s-W) yerine "ateb" 
(s-») vaki' olmustar; ofkelenmek ve itab etmek demektir. Ya'ni "Azrail 
(a.s.) dan Hakk'm kahn ve mahlukata helaki eri§ir; ve Hz. Cebrail'den ise 
Hakk'in rahmeti erisir. L5r *p Jb c_^j ci- Ya'ni "Benim rahmetim gazabimi 
gecmi§tir" hadis-i kudsisi mucibince Hz. Cibril'in riitbesi, Hz. Azrail'in rutbe- 
sinden efdaldir." Ma'lum olsun ki, Azrail (a.s.), ma'nadan ibaret olan ruhu, 
suretten ibaret olan ebdandan tefrfk eder; ve alem-i zahirde mevciid olan her 
bir suret-i kesife, bir ma'namn izhan icindir. ma'na o suretin ruhudur. Bi- 
naenaleyh zerreye vanncaya kadar, alem-i zahirde vaki' olan tefessiid, tasar- 



MESNEVt-f §ERtF §ERHt / IX. CfLT • MESNEVf-5 • 

ruf-i Azrail ile husule gelir. imdi Azrail (a.s.) dahi bu hassryeti ile avalimi mu- 
hittir ve onun taht-i emrinde dahi bi-nihaye melaike mevcuddur. Bir kimse 
suver-i mevcudeden birini ifsad ettigi vakit onda Hz. Azrail'in viicuh-i te'si- 
ratmdan bir vechi vaki' olur. 

1572. n <JArsin hamili bu iortturler ve sen saksvn, intibah cihetinden bu her ior- 
de mensubun iaha iyisisin!" 

Ya'ni, "Ar§-i Rahman'i yuklenmi§ olan bu dort melaikedir; ve sen ey Hz. 
Cibril, o dort biiyuk melaike arasinda sahsin! intibah ve basiret cihetinden bu 
dordiin efdalisin!" Ma'lum olsun ki, "ar§" kelimesinin birkac liigavi ma'nala- 
n vardir: "Taht", "hanenin dami" ve "izz u cah" ve "kivam" ve "bir isin sih- 
hati" ve "bir §eyin kavi tarafi" ve "yukseklik" ve "mulk" ma'nalanna gelir. 
Ehl-i tefsir ve hadis, maani-i Kur'an'dan ve ahadisten ar§ hakkinda iki 
ma'naya zahib olmustardir. Bir kavle gore ar§, alemi ihata etmistir ve onun 
hakikatini ancak Allah Teala bilir; ve bu ma'na "sakf-i hane" ma'nasina te- 
vafuk eder. Ve diger kavle gore "ar§", viicud-i mutlakin bilcumle meratibi ile 
beraber alem-i §ehadetin hey'et-i mecmuasidir; ve bu ma'na dahi "taht" 
ma'na-yi liigavisine tevafuk eder. Ve is'jL>\ j.'JJ>\ J* ^L)\ (Tana, 20/5) Ya'ni 
"Rahman ars. iizerine mustevi oldu" remzinin ma'nasini sezdirir. Zira bunda 
ma'na-yi ittihad vardir. Cenab-i §eyh-i Ekber Muhyiddin Arabi (kuddise sir- 
ruhu) hazretleri et-Tedbimtu'1-Mhiyye fi Islih-i Memleketi'l-tnsaniyye is- 
mindeki kitab-i §erifin mukaddimesinde bu ars. hakkinda izahat i'ta buyur- 
musjardir. 

1573. "Omm humilini mohser giinii sekiz floriirsiin; o unman sekizin efiali ie 
sen olur sun." 

Bu beyt-i serifte el-Hakka suresinde vaki' 's>j J/- J^.j i*JU-ji J* dL}\j 
hQ li'J, '^j, (Hakka, 69/1 7) ya'ni "Ve melekler semanin etrafinda emr-i ila- 
hiye'muntazir iken sema miinsakk oldukta, meleklerin fevkinde olan Rabbi- 
nin arsmi o giinde sekiz melaike yiiklenir." ayet-i kerimesine isaret buyrulur. 
Ehl-i tefsir ar§-i rahmani hamillerinin diinyada dort ve yevm-i kiyamette se- 
kiz melek oldugunu beyan etmislerdir. Cenab-i Pir efendimiz dahi bu ma'nayi 
beyan buyurmusjlardir. §eyh-i Ekber (kuddise sirruhu) hazretleri Fiittihit-i 



AHMED AVNl KONUK 

MeM/vye'lerinin on dordiincu babinda bu ma'nayi tavzihan bircok esrar ve 
hakayik ibzal buyurmusterdir. Burada zikri uzun olur. 

1574. lioylece saydi ve agladi. hohu gotiirdii hi, bundan mahsad nedir? 

Ya'ni, arz Cebrail (a.s.)in fezailini boyle saydi ve agladi; zira arz kendin- 
den nigin toprak almdigim ve bundan maksud ne oldugunu anlamis. idi. 

Jsr" iSiJ. \*^ y* JS C-w JJj^r 0/ U- (ji, O-Uw 

1575. Cebrail serm ve haya madeni idi; bu andlar onun iizerine yolu bagladi. 

Ya'ni, Cebrail (a.s.) akl-i kullun mazhan oldugundan, hayat menba'i idi. 
Zira akil utanmayi iktiza eder. Nitekim efrad-i be§erin hayasizlan kemal-i 
akildan bi-nasibdirler. Onun igin (Sallallahii aleyhi ve sellem) Efendimiz 
cti u ^u ( _ 5 >^~j ,J d\i ya'ni "Eger utanmaz isen, istedigini yap!" buyurmug- 
lardir. Hz. Cibril'in bu hayasindan dolayi arzin verdigi bu andlar onun hiz- 
metinin yolunu bagladi. 

1576. hadar fofe. yalvardi ve and verdi hi, geri dondu ve dedi hi: "6i/ hulla- 
nn Ulabbi!" 

ij J lib y cij *>J\j tiXJ <Js*s* ^j^i 0* (*J* *^ 

1577. nr Ben senin isinde serseri olmadim, lahin o vahi' olan seyden sen ziyade 
alimsin. 

"Serseri", ihtimamsizlik, kayitsizhk ve adem-i teemmiil ve adem-i dikkat 
ma'nalannadir. Ya'ni, "Ben senin emrini icra etmek hususunda ihtimamsiz 
ve kayitsiz olmadim. Lakin arz- ile benim aramda vaki' olan §eyi pek ziyade 
bilicisin." 

1578. "0 gorucii bir isim soyledi hi, onun hevlinden yedifeleh mahrehinden ge- 
ri hahr." 

"Ey kullannin ahvalini daima gorucii olan Halikim; arz senin esma-i ila- 
hiyyenden bir isim soyledi ki, onun korkusundan ve azametinden nasj, yedi 
felek mahrekini kaybeder ve devrini ta'til eder." 



MESNEVt-t §ERfF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVt-5 • 

^ Civ J£ C~JUUj_> J>«^- C^li jl ps^f jJ fji. 

1579. ^Senin isminden Vana uianma gdii, hacd oldum ve yoksa hir avu$ $a~ 
murun nakli holayiir." 

"Hacil", hayadan miitehayyir ve medhus. olmak demektir. "Ya Rab, arz 
senin ism-i §eriflni zikr ederek bana and verdi; o isimden utandim ve haya- 
dan hayrete dictum; ve yoksa arzdan bir avuc toprak ahp huzur-i ilahine arz 
etmek benim icin gayet kolay bir §ey idi." 

1580. "jLua sen meleklere hir kuvvet vermi§sin hi, hu felekleri yirtarlar." 



<-~£ ' j c-^t- iiU- *<ui»- Jt^k f^jL-Ml.-Lip \j ^\^> Jhtu jf- O^U-y 
f^LJI aJp fiT.^Jl»w j *^j*^il ij=^~4 jj-l JjLU- j^JI jjl JjL. *^>- 

Hakk'm halifesi, meleklerin mescudu ve onlann muallimi olan be§erin 
babasi Adem (a.s.)m cism-i miibarekinin terkibi icin yeryuzunden iki 
avug dolusu toprak almaga, Hak Teala'mn Mikail (a.s.)i gondermesi 

"Hafne", liigatte iki avuc dolusu demektir. Bu siirh-i §erifte j J*u>- ^ 
slu jJJi\ makara, 2/30) ya'ni "Ben yeryiizimde halife kihciyim!" ve 'o*~ 
d^XV^ a&Sui (Hicr, 15/30) Ya'ni "Meleklerin hepsi muctemian secde et- 
tiler." ve j^C-l ^sJ\\'*\i (Bakara, 2/33) ya'ni "Ey Adem, o meleklere isim- 
lerini haber ver!" ayet-i kerimelerine i§aret buyrulur. 

j^ yr is jj 1 ^j j a <J~\*- ^-^ y.y. jj y L> J^ 1 ^ 4 "^ 

1581. c/HSuni'e huyuriu: "iSen asagiya gii, ondan arslan gibi hir avu$ io-pral 
kapl" 

Hz. Cibril'in eli bos, olarak avdeti uzerine Hak Teala hazretleri Mikai 
(a.s.)a buyurdu ki: "Haydi sen arza in, arslan gibi hiicum edip bir avug top- 
rak kap!" 



AHMED AVNl KONUK 

d\j\ Ju\j j>if tijl s£ c— o OUS"l>- L" Jii ,_L5l£~« <^j^- 

1582. ^Uaktaki CMikM. arza kadar aitti; o, ondan kapmak i$in el ath. 
jij jJLil j OUT A.^ j\ c^f y>.£ ji -uTji j Sjj) JU- 

1583. Toprak iifretii ve kapnaga yeldi; o yalvaria. ve yas dfikucu oUu. 

1584. iSiiriesi yantci olarak yalvardi ve idihad etti, Van dfllu yas ile and verdi. 

"ictihad", sa'y etmek ve $ah§mak demektir. Ya'ni, arz igi yanarak yalvar- 
di ve bu yalvansmda da sa'y etti ve devam etti. 

•^* J^y J - *^" '-■ °j^* *^ -^ ls* , -*^ a ' oiij-i *s" 

1585. ^XWi ki: n $eriksiz latif olan Dtalih hakki i$in hi, sent ars-i mectdin 
hamili etti." 

1 586. ^Cikanin erzakinin olgisune nazirsin, jazlin susamislanna sen avug. ile 
vericisin!" 

"Mu§rif", "i§raf" masdanndan ism-i faildir; ve "i§raf", yukandan asagrya ne- 
zaret etmek ve gdzetlemek ma'nasinadir. "Mugrif", "igraf'tan ism-i faildir; ve 
"igraf", bir kimseye bir avucunu doldurup su vermek ma'nasinadir. Malum ol- 
sun ki, Mikail (a.s.), sunuf-i muhtelife-i mahlukatin her birerlerinin isti'dadina 
mahsus olan erzakm hifzma ve veznen ve keylen ve adeden ve mikdaren her 
bir hakki, hak sahibine i'taya miivekkel oldugu igin bu kuwete "Mikail" tesmi- 
ye olunmu§tur. Bu hususta Hz. Mikail'in dahi her mahluka bir te'sir ile ittisali 
vardir ve bu hassiyeti ile avalim-i kesifeyi muhittir; ve kezalik bu vazifenin te- 
fasilini icraya me'mur onun taht-i idaresinde bi-nihaye melaike vardir. Hatta 
sath-i arza dusen her bir yagmur tanesi bir kuvvet ile nazil olur ve kiyamete ka- 
dar yagan yagmurlann her bir tanesine taalluk eden kuvadan higbirinde teker- 
riir ve ayniyyet yoktur; ve hatta bir kimse bir seyi vezn ettigi veya ta'dad ve 
takdir eyledigi vakit, o kimsede vucuh-i Mikail'den bir vechin te'siri vaki' olur. 

1587. *jlira hi,' cAi^iad "heyl"den istihah tutar; ve nzih vermekte fofe b\ixdi 
oldu." 



MESNEVf-1 §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEV!-5 • 

Ismail Ankaravi (k.s.) hazretleri §erhlerinde buyururlar ki: "Mikail'in i§- 
tikakinda ulemanin ihtilafi vardir. Ba'zilan "keyl"den mu§taktir demi§lerdir. 
Bu ma'nayi miieyyid olarak "Mikail" ve "Mikiyil" dahi okurlar." Hz. Pir 
efendimiz bu beyt-i §enfte bu kavli beyan buyurmusjardir. Ehl-i tefsirden 
ba'zilan "Mikail" kelimesinin Arab! olmayip Acemi ve Ibrani bir kelime ol- 
dugunu zikr etmisjerdir. Fakat muhakkiklann ke§f-i hall ve ilmilerine naza- 
ran cenab-i Mikail'in vazifesi keyl ile alakadardir. Binaenaleyh Hz. Mevlana 
(r.a.) efendimizin kabul buyurduklan kavil miireccahtir. 

1588. "Oii bana eman ver, azad et, gor ki, sozii kana bula§mi$ olarak soyluyo- 
rum." 

Birinci misra'in ewelindeki "ki", ta'lil igindir. "Mikail'in "keyl"den i§tikaki 
oldugu igin bana eman ver ve benim nzk-i muayyenim, kendi halim icinde 
hiirriyet oldugundan, beni azad et, gor ki, sozumii kanh yaslar dokerek soy- 
liiyorum." 

iiX«J jjI J^> d\j> rjij ^>yt ^-^ <^-* -^ d\ **-j -U^» 

1589. uvlelek Sfflah'in rahmetinin madeni geldi. ^edi: "0 yara uzerine na- 
sil tuz dokerim?" 

Ya'ni, melek Hak Teala hazretlerinin rahmetinin menba'i oldugundan ce- 
nab-i Mikail arzin bu niyazim goriince acidi ve kendi kendine dedi ki: "Bu bi- 
carenin yarasi uzerine nasil tuz ekerim ve onun lztirabim tezyid ederim?" 

1 590. Witekim §eytan kahrm madenidir, zira beni-tSademden feryad fikanr. 

Ya'ni melek rahmet-i ilahiyyenin menba'i oldugu gibi, §eytan dahi kahr-i 
ilahinin menba'idir. Zira beni-ademi ldlal edip ondan feryadlar kopanr. 
Malum olsun ki, tblis, ism-i Mudill'in mazhar-i etemm ve ekmeli olan bir 
ruhtur; ve merteb-i ervah aynhk ve gayriyyetten bir nev' uzerine zatin harig- 
te zuhurundan ibarettir; ve Vahid'in ikilik dairesinde rii'yeti bu mertebeden 
ba§lar. Binaenaleyh ism-i Mudill'in zuhur ahkamimn ibtidasi bu mertebedir. 
"Idlal", §a§irtmak demektir. Bir viicudun yekdigerine mugayir olarak iki go- 
riilmesi §irk ve girk ise ayn-i dalaldir; ve bu tarz rii'yet kuvve-i vahimenin §a- 



c ^^> 



Pp»~ AHMED AVNl KONUK 

nidir. imdi bu kuvvet, ism-i Mudill'in mazhan olup hakikat-i iblis'tir. Zira ga- 
in telbistir; ve iblis ismi de bundan mu§taktir; ve tblis bu hassiyyeti ile avali- 
mi muhittir; ve ona tabi' la-yuadd ve la-yuhsa ervah mevcuddur ki, ciimlesi 
ldlal ve igvaya me'murdurlar. 

1591. Gy delikanli rahmetin gazab iizerine sebk-i vardu, Diudd'nin vasjinda 
lutuf galib oldu. 

Bu beyt-i §erif Hz. Pir efendimiz tarafindan irgaddir. "Delikanli" ta'biri ile 
miibtedi olan saliklere hitab buyrulur. Ya'ni ^^ J* j^j c~i~- "Benim 
rahmetim gazabimi gecmi§tir" hadis-i kudsisi mucibince rahmet-i ilahiyye, 
gazab-i ilahiden pek fazladir. Zira evsaf-i ilahiyyede lutf-i ilahi galibdir ve 
coktur. 

1592. Oiullar elhet O'nun huyunu tutarlar; onlarin tulumlan, O'nun umafli- 
nm suyundan doludur. 

Mademki evsaf-i ilahiyyede lutuf galibdir, binaenaleyh O'nun has kullan 
da elbet Hak Teala'mn huyunu tutarlar ve ahlak-i ilahiyye ile muttasif olur- 
lar; ve onlarin tulum mesabesinde olan vucud-i izafileri de elbet O'nun lutuf 
lrmagtmn, rahmet ve merhamet suyundan dolu olur. 

1593. Diakk'in resulii, sulukiin kdavuzu; nas, -padisanlanmn adeti iizere- 
dir, huyurdu. 

Bu. beyt-i §erifte ^J^ ^ J* ^ui ya'ni "Nas, padi§ahlannin dini ve ade- 
ti iizeredir." hadis-i serifine i§aret buyrulur. Ya'ni, o Hakk'in resulii ve Hak 
yolu saliklerinin kilavuzu olan Hatem-i Enbiya (s.a.v.) Efendimiz hadis-i se- 
riflerinde; "Nas, padisahlannin ve hukumdarlarimn adatina ve ahlakma ta- 
bi'dirler, buyurdu. Binaenaleyh Hak Teala'mn has kullan dahi, o padisahlar 
padisahimn ahlakryla mutehallik ve muttasif olurlar. 

1594. c/Hilai/ eli ve koynu hos olarak, dmin r 3labhi tarafina gitti. 

$ 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / IX. CtLT • MESNEVt-5 • 

Ya'ni, Mikail (a.s.) dahi, arzin niyazina tahammiil edemiyerek, Cebrail 
(a.s.) gibi maksuddan ya'ni bir avug topraktan eli ve koynu bos olarak, 
adet-i lutfun sahibi olan Hak Teala tarafina tevecciih etti ve gitti. 

s_fi~ <u-j i±£ j <-SjL) j' p^"^ - ^j 8 ^ 3s" <-S^ta tj\ C~«S 

1595. 'Dedi: "6t/ sunn bilicisi ve ferd olan sahl ^Tovrak heni zanhkian ve afl- 
lamadan bayladi." 

Hz. Mikail Cenab-i Hakk'a hitaben dedi ki: "Ey gizliyi bilici ve ferdaniyet 
ile muttasif olan sah-i hakiki, toprak feryad edisinden ve aglayigmdan benim 
elimi bagladi. Emir buyurdugun bir avug topragi ondan alamadim." Malum 
olsun ki, gerek Hz. Cibril'in ve gerek Hz. Mikail'in me'muriyetlerinin vaci- 
bu'1-imtisal bir emr-i ilahiye mustenid olmadigi^ anla§ihr. Zira Hak Teala 
Kur'an-i Kerim'inde melekler hakkinda o jy'y. u dj^kj ^j*' (* '*ii\ o^s*~ U (Tah- 
rim, 66/6) ya'ni "Onlar Allah'in emrettigi §eye isyan etmezler ve emrolun- 
duklan §eyi isterler" buyrulur. Binaenaleyh bu beyitlerden anla§ilan ruh-i 
ma'na budur ki, ism-i ilahi zikredilerek and verildigi takdirde, bir mii'minin 
te§ebbiis ettigi isten feragat etmesi icab eder. 

}y*$> \j tj\ *£ |*i~Jlxi ,ja iy jJi b y" J^j «-bi i-j\ 

1596. *Qoz yasi senin indinde serefli oldu; hen kadir olmadim ki, isitmemek ge- 
tireyim!" 

"Ya Rab, ben bilirim ki, senin indinde goz yasmin kadr u kiymeti ve §ere- 
fi vardir. Ben arzin goz ya§iyla beraber olan yalvarmasmi dinlememege ve 
ehemmiyet vermemege kadir olmadim." 

d-il-AS d)l &y&- |»x«~jUj ja c~ib jJj ^-j y J~j iSj\j j »l 

1597. "j4/i ii zari senin indinde cok kadr tuttu, ben onun hukukunu ierk et- 
meye kadir olmadim." 

"Kadr", her§eyin mikdan ve meblagi ve ta'zim ma'nalanna gelir. Burada 
"azamet ve kiymet ve seref" ma'nalanna gelir. Ya'ni, "Ya Rab, senin indin- 
de ah edip inlemenin ve feryad edip aglamamn gok kiymeti ve serefi vardir. 
Ben o ah ii zann layik oldugu hukaka riayet etmegi terk edemedim ve arzm 
feryadina ve yalvarmasina kiymet verdim." 



c^^a 



AHMED AVNt KONUK 

£ sjjs^l lj fzzf <>jf ^ y J <J^>r ^J 1 - 5 J-* <jr>. y J^, 

1598. "tSenm indinde islak goz $ok kadr ttriar. Hen nasil muhalif olurdwn?" 

"Ce§m-i ter", aglayan gozden kinayedir. "tstize-ger", inadgi ve muhalif ve 
hasim, demektir. Ya'ni, "Senin indinde aglayan gozun kiymeti ve §erefi var- 
dir, ben arzin aglamasina ve niyazma nasil muhalif olurdum?" 

1599. '^Namaza ve zara gel diye, hir aiinde he§ here kulu zariiifle da vet vardu. 

£-lj»l j c— ijlj 01"^ oT j ^ J* ^ aT 0i> '»> 

1600. uMiiezzinin narasi ki, w Diauue ale'l-felah" dxr ve o felah ve zariUktir ve 
[1600] ., > M J J 

ikhrahur. 

"Felah", necat ve "hayye ale'l-felah", necata gelin!" demektir. "Iktirah", 
bir §eyi tahakkum ile almak ve taleb etmek ve diisunmeksizin soz soylemek, 
ya'ni "irtical" ma'nalanna gelir. Burada taleb ve niyaz ma'nasi munasibdir. 
Ya'ni, "Muezzinin giinde be§ defa ezan okurken "Hayye ale's-salah" ya'ni 
"Namaza gelin!" ve "Hayye ale'l-felah" ya'ni "Necata gelin!" diye bagirma- 
si, kullan zarilige ve aglamaya da'vettir. da'vet, huzur-i Hak'ta aglayarak 
yalvarmak ve taleb etmek ve neticede necat bulmaktir." Namazda ah etmek 
ve aglamak hakkmdaki beyanat bu cildin 1265 numarah beyt-i §erifinin ba- 
sindaki surh-i seiifte gegti. Burada tekran zaiddir. 

1601. O kimseyi ki, isieyesin ki onu aamdan mecruh edesin, zariiik yolunu 
onun kalbine haglanmi§ edersin. 

Ya'ni, ya Rab, eger sen bir kimsenin kalbini gamdan mecruh ve muztarip 
etmek istersen, onda onun kalbine, ah ve enin ederek aglamak yolunu bag- 
Iarsin, o kimsenin iginden aglayip sana yalvarmak duygusu peyda olmaz. 

1602. uaktaki iazarru ahetinden hir §efaat edici olrnaya, nihdyet hir dejedi- 
ci olmaksizm held niizul eder. 

Ya'ni, kulun Hakk'a kar§i tazarru' edip yalvarmasi, niizul edecek belamn 
def'i igin bir §efaatcjdir. Kalb kasvette kalip boyle bir §efaatgi zahir olmazsa, 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / IX. ClLT • MESNEVl-5 • 

akibet inecek bela niizul eder. Binaenaleyh nuzul-i beladan ewel Hakk'a yal- 
varmak ve niyaz etmek lazimdir. Zira bela abdin fena fiillerinden miitevellid 
olup onun uzerine iner. Eger abd, bu fena fillerinden istigfar edip afvini 
Hak'tan niyaz ederse, Hak Teala dahi kemal-i kereminden afv edip o belayi 
onun uzerine musallat etmez. 

1603. Ue o kimseyi ki isteyesin, onu beladan holds edesin, onun canini iazar- 
ru'a getirirsin. 

Ya Rab, beladan halas etmek istedigin kimsenin canini tazarru'a ve niya- 
za sevk edersen o kimse, iginden kopan bir duygu ile sana yalvanr ve aglar 
ve istigfar eder. "Vaharlden", halas etmek demektir. 

1604. ZKur'dn'da buyurmussun ki, o iimmeiler ki onlann uzerine o agir kahr 
geldi. 

1605. Qiinki o nefesie tazarru etmediler, ta ki held onlardan geri done idi. 

Bu beyitlerde sure-i En'amda olan 'Jj'j °^.Ji lili ^j ij*^" ^X ^^ M 
OjLJu ijiir l. oii£sJi j4> (En'am 6/43) ya'ni "Bizim azabimiz onlara geldigi va- 
kit, ke§ke yalvarmis. olsalar idi; velakin onlann kalbleri kati oldu ve §eytan 
yaptiklan §eyi onlara siisledi" ayet-i kerimesine isaret buyrulur. 

iji ^ ojLp- OLi LffiT d\ *y. <u^T Lf -U y$ OLi l^ta lIJJ 

1606. jakai mademki onlann kalbleri kasi olmus idi, onlara o giinaklar wadet 
aorundii. 

Ya'ni, bu gegmis, ummetlerin kalbleri kati oldugu muddetce, o yaptiklan gu- 
nahlar ve kotii filler kendilerine ibadet ve iyi goriindii. §eytan onlann gozleri- 
ne o kotii fillerini giizel gosterdi. giinahlar sebebiyle bela niizul etmemek ve 
kahr-i ilahiden halas olmak igin, Hakk'a yalvarmak liizumunu hissetmediler. 

1607. 3ndd\i olan kimse kendisini miicrim hilmedik$e, su onun goziinden kos- 
mayi nerede bilir? 



AHMED AVNl KONUK 

Kdtii fiilinde musirr ve muannid olan bir kimse, yaptigimn fena oldugunu 
ve kendisinin kabahatli bulunacagim bilmedikce ona nedamet gelip, onun 
gozii aglamayi bilir mi? Ba'zi niishalarda "daned" yerine "taned" vaki'dir. Bu 
surette ma'na "Su onun goziinden ko§abilir mi?" demek olur. 



jjo^J 5 <u_*^i j jLiL JUL. jl lJ tvj t^jlj j fV*^" o~< il~"jl2»^ JpI* ^jJUj <>>• j 

Yunus (a.s.) kavminin kissasi, onun beyani ve burhamdir ki, tazarru' 

ve zari asumana mensub olan belamn dafi'idir; ve Hak Teala fail-i 

muhtardir. Binaenaleyh tazarru' ve zari onun huzurunda rmifid olur. 

Ve felasife derler ki, tabiat ile ve illet iizerine faildir, muhtar degildir; 

binaenaleyh tazarru' ve zan tab'i donduremez. 



Yunus (a.s.) in kissasi Kur'an-i Kertm'de sure-i Yunus'ta munderic oldu- 
gundan tafsili tefsir kitablanndadir. Hulasasi budur ki: Yunus (a.s.) in kavmi- 
ne kotii flllerinden dolayi bela nazil oldugu vakit Hakk'a yalvardilar ve agla- 
dilar. Hak Teala o azabi onlardan kaldirdi. Bundan anla§ihr ki; aglamak ve is- 
tigfar edip Hakk'a yalvarmak belamn def'i hususunda miiessirdir. Malum ol- 
sun ki, Hak Teala belayi bu alem-i esbabda, esbab perdeleri arkasindan verir 
ve kahnni miiessirat-i tabiiyye dairesinde icra buyurur. Feylesoflar bu hale 
bakip derler ki, ahkam-i tabiiyye degismez. Mesela bulut yildinm yagdirma- 
ya bastayinca yalvarma ve aglama fayda etmez. Zira Allah, tabiat ile ve es- 
bab-i suriyye ile faildir ve i§ini kavaid-i tabiiyye dairesinde gorur. Bu kurdu- 
gu tabiat kaidelerinin haricine cikmak hususunda muhtar degildir. Binaena- 
leyh tazarru' ve niyaz bu kavaid-i tabiiyyeyi tebdil edemez. Halbuki isjn ha- 
kikati boyle degildir. 

Her §eyin ilm-i ilahide bir hakikati vardir. Bu hakikatler bu kesafet ale- 
minde kendilerine tahsis olunan bir kisve ve taayyiin ile zuhur eder ve bu ta- 
ayyiinat emr-i i'tibaridir. Hakayik tebeddiil etmez; fakat taayyiinat ve kisve- 



MESNEVl-t §ERlF §ERHt / IX. ClLT • MESNEVl-5 < 

ler tebeddiil edebilir. Mesela atesin bir hakikati vardir. hakikatte yakicilik 
miindemictir ve bu alem-i kesafette onun sureti bizim gordugumuz kirmizi 
bir §ekildir ve o hakikat adeten bu §ekilden zuhur eder. Fakat Hak Teala mu- 
rad ederse o hakikati bizim gormekle ahsmadigimiz diger bir kisvede ve ta- 
ayyiinde dahi izhar eder. Biz buna taacciib eder ve "harikulade" deriz. Ve bir 
haklkatin muhtelif taayyiinlerde ve kisvelerde zuhuru mes'elesi fennen dahi 
sabittir. Mesela muvellidu'1-ma ile muvellidii'I-humuza buhar, su ve buz §ek- 
linde zahir olur. Fakat buna ahsttgimiz icm taacciib etmeyiz. Fakat bir haki- 
kat bizim gormege ah§madigimiz bir §ekilde ve taayyiinde zahir oldugu va- 
kit taacciib ederiz. Velhasil feylesoflann nazan, dar olan adet dairesinde 
mahsiir kalmi§tir. Fakat ehl-i haklkatin nazarlan genis. oldugu icm, viicud-i 
hakikiyi sifat-i muhtariyet ile goriirler; ve bir hakikati muhtelif kisvelerde iz- 
har etmek hususunda muhtar bilirler. Diger taraftan Hak Teala zat-i uluhiy- 
yetini «*■ i^V, j ^ 4Ji '^j (Maide, 5/119) ya'ni "Allah onlardan razi oldu ve 
onlar da O'ndan razi oldular." Ve '<*£* ill L-*i (Fetih, 48/6) ya'ni "Allah on- 
lara gazab etti." ayetlerinde "riza" ve "gazab" sifatlanyla vasif buyurmustar. 
Sifat-i nza lutf ile ve sifat-i gazab ise kahr ile tecelliyi iktiza eder. Binaena- 
leyh Hakk'in tecelli-i lutfunu yalvararak istemek pek tabii bir hal olur. 

lw j\ xi \jj>- jij\ j, j\ % J-i I ^j j;*- \j ^y. ^y 

1 608. Uaktaki ^nnus'un kavmine held, zahir oldu, semadan ate§ dolu hulut di- 
cta oldu. 

1609. ^ilimm atti, fa? yanar idi. HZulut fliirleii, yiiz renaini doktii. 

"Reng rihten", rengi atmak demektir. Tiirkce'de "benzi atti" derler. Ya'ni, 
Yunus (a.s.)m kavmine kotu fiillerinde israrlarindan na§! bela geldigi vakit, 
semada deh§etli bulutlar peyda olup birbiri arkasindan yildinmlar yagmaya 
basjadi ki, bu yildinmlar yakar ve pargalar idi. Nihayet korkunc, gok gurleme- 
leri zahir oldu. Halkin beti benzi korkudan atti. 

1610. Ciimlesi gece clamlar iizerincle idiler ki, o gam yukartdan zahir geldi. 

Ya'ni, bu korkunc, hal gokyiiziinde vaki' oldugu vakit, halkin ciimlesi ge- 
ce evlerinin damlan iizerinde ahvale muntazir idiler. 



5 cfip? 



AHMED AVNl KONUK 

JJ-Li \j>**a i_Jb>- okjj j~i Jj-u! jij L^L jl 01>vLj»- . 

1611. Ciimlesi AamlarAan asagvya geliiler, has acik sahra tarafina gittiler. 

Halkin ciimlesi korkulanndan dolayi damlardan asagrya indiler ve feryad 
ve figan ile baslanni agip sahra tarafina kactilar. "Ba§ agmak", huzur-i Hak'ta 
tezellule ve "sahra tarafina iltica" ise, siginmak ve iltica etmek hususunda 
kendi tedbirlerini terk ettiklerine isarettir. 

1612. SAnoXar cocuklanni iisanya aihlar, hatta ciimlesi nale ve feryali yuk- 
selttiler. 

Analar, cocuklanni da evlerde birakmayip disanya gikardilar ve hepsi de 
feryadlanm ve nalelerini ayyuka gikardilar. "Aman ya Rab, senden meded!" 
diye sesleri giktigi kadar bagirdilar. 

1613. Stfksam namazmdan seher vaktine kadar, o cemaat iaslanna toprak sac- 
hlar. 

"Nefer", cemaat ma'nasinadir. "Hak ber ser kerden", matem sebebiyle ba- 
sa toprak sacmaktan kinayedir. 



jJ fji 01 j** j xX **-j J-i "ci^So Ujljl 

1614. Cumlesinin sesleri tutulmus oliu; o pek azam kavim tarafina rahmet geldi. 

"Ser", burada "taraf" ma'nasinadir.